Sual: Adak vekili adağı, hayvanı keserken yanlış isim söylese, adak sahih olur mu?

Cevap: Vekâlet alırken ve hayvanı alırkenki niyet mühimdir. Keserken yapılan kelime hatası mühim değildir.

 

Sual: Bugünki müslümanların İslâmiyyetin muamelattaki hükümlerine (bey, şirâ, vekâlet, havâle, fâiz) uymamaları câiz midir?

Cevap: İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed, Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik edilmediği yerlerdeki müslümanların, kendi rızaları ile ve menfaatlerine olmak şartıyla, bey ve şirâ ahkâmına uymamalarını câiz görmektedir. Dolayısıyla bugün müslümanların, Ahkâm-ı İslâmiye’nin tatbik olunmadığı Almanya, Fransa gibi memleketlerde, gerek oradaki gayrımüslimlerle, gerekse birbirleriyle olan muamelattaki münasebetlerinde Ahkâm-ı İslâmiye’ye uymamaları, fâsid akid yapmaları, karşı tarafdan fâiz almaları câiz; ancak fâiz vermeleri ve bu muameleden zarar etmeleri câiz değildir. Taraflar müslüman ise ve bunlardan birisi Ahkâm-ı İslâmiye’ye uymak isterse, karşı tarafın da uyması gerekir. İki taraf râzı olsa bile, böyle yerlerde bey ve şira ahkâmına uymak takvâdır; İmam Ebu Yusuf ve üç mezhebe göre lâzımdır.

 

Sual: Şirket beni yurt dışına gönderiyor. Sen harca, dönüşte biz veririz diyor. Kredi kartı ile alışveriş yapıyorum. Bunu şirketten peşin almam câiz midir? Bu harcamalarıma ikramiye isabet ediyor. Şirkete ödemeli miyim?

Cevap: Vekâlet akdi vardır. Câizdir. Vekil ve ecirin, kendisine sahipleri veya hariçten başkaları tarafından verilen bahşiş veya hediyeler, ücretinden indirilemez. (Hukukı İslâmiyye Kâmûsu, İcâre bahsi)

 

Sual: Vekil umumî vekil ise, bir başkasını vekil edebilir. Bu da bir başkasını vekil edebilir mi?

Cevap: Edemez. Ancak ikinci vekil, bir üçüncüyü vekil etse, bu da bir kurban alsa, birinci vekil izin verirse câiz olur. Yani birinci vekil müteaddid vekiller tayin edebilir. (İbn Âbidîn; Mecelle 1466.)

 

Sual: Kurbanı ikinci vekil alsa, bir başkasına kestirebilir mi?

Cevap: Vekil, bu gibi işleri başkasına yaptırabilir. Kesen kişi üçüncü bir vekil sayılmaz. Kurbanı vekilin alması mühimdir. Yoksa müvekkilin malı olmaz. Malı olmayan bir hayvan da kurban edilemez.

 

Sual: Zekât vekili kendisine umumî vekâlet verilmiş olmasa bile, bir başkasını vekil tayin edebilir. Bu da bir başkasını, bu da bir başkasını edebilir mi?

Cevap: Edebilir. (Tahtavî; Dürerü’l-Hükkâm, III/881.)

 

Sual: Vekil, müvekkilinin kurbanını kasaba kestirirken, müvekkilinin ismini söylemesi gerekir mi?

Cevap: Gerekmez. Vekilin, icâre akdi yaparken müvekkilin ismini söylemesine gerek yoktur.

 

Sual: Umumî vekil edince tayin edilen para teayyün eder mi? Zekâtta paranın teayyün etmesi fakire gösterirken mi olur? Yoksa kendi başına şunu zekât olarak vereceğim diye niyet etse de teayyün etmiş olur mu?

Cevap: Vekile verilen para, tayin ile teayyün eder. O para ile işi yapması gerekir. Aksi takdirde vekâleti sona erer. Kendi parasına karıştırabileceği söylenirse, teayyün etmez. Zekâtta para teayyün etmez, gösterdiğini değil de, başkasını verebilir. Çünki zekât bir akid değildir. Zekât için ayırdığını da vermek zorunda değildir.

 

Sual: Fıkıh kitaplarında diyor ki: “Satışta mebî yedi türlüdür:.. 5-Bir kimseye ödünç verilmiştir. Yalnız ona ve peşin satmak câiz olup, başkasına satmak fâsiddir. 6- Bir kimseye emânet, âriyet yahud kirâ veya rehin yahud sermâye olarak verilmiştir. O kimseye satmak câiz ise de, alıp, tekrar teslîm etmek lâzımdır. 7-Mebî, gasp veya hırsızlık yahut hıyânet suretiyle müşteride bulunur. Bu müşteriye satılabilir. İkinci teslime ihtiyaç yoktur”. Bunların farkları nedir? Bir kimseyi umumî vekil edip ona bir miktar para verince para emânet olarak mı kalır?

Cevap: Ödünç, karz demektir. Para gibi istihlâk olunacak (tüketilecek) şeyler üzerinde yapılır. Kendisini değil, mislini ödeyecektir. Dolayısıyla aldığı onun mülkü olur, mislini ödeme borcu altına girer. Bu mikdarı ona satmak veya bu mikdar karşılığında satış akdi yapmak câizdir. Tekrar alıp vermeye gerek yoktur. Çünki zaten mülküdür. Hatta harcamıştır. Başkasına da satamaz. Çünki alacağın temliki câiz değildir. Emânet, âriyet, kirâ ve rehinde mal ortadadır. Tüketilmez. Kendisi ödenir. Bunu satmak için geri alıp, tekrar vermek lazımdır ki teslim vâki olsun. Gaspta, gasbeden mala mâlik olur, aynını veya mislini ödeme borcu altına girer. Binaenaleyh bunu satarken tekrar teslime lüzum yoktur. çünki zaten gasbedenin mülkündedir. Mülkünde olanı alıp tekrar teslim abestir.

 

Sual: Seferî olan veya nisab miktarı malı olmayan, fakat kurban günü nisab miktarı malı olacağını bilen kişi, bu durumda iken kurban vekâleti verse vâcib sevabı alır mı?

Cevap: Kurban kendisine üçüncü günün sonunda kurban kesecek kadar bir vakitte vâcib olur. Dolayısıyla önce vekâlet verebilir. Ama kurban zengin olduktan sonra kesilmelidir. Yoksa tekrar kesmek gerekir. Gerekmez diyenler de vardır.

 

Sual: Bir vekil, vekilliğinde bulunan bir iş için bir başkasını vekil etse, kendi vekilliği son bulur mu?

Cevap: Hayır.

 

Sual: Dürretü’l-beydâ kitâbında diyor ki, (Yemeğe çağrılan kimseye, malımdan istediğin kadar ye ve al ve dilediğine ver, hepsi helâl olsun denilse, yedikleri helâl olur. Aldıkları ve başkasına verdikleri halâl olmaz. Çünki, miktârı bilinmiyen ta’âmın yimesini halâl etmek câizdir. Fakat miktârı bilinmiyen malı almak için vekîl etmek ve mechûl ve ayrı olarak teslîmi mümkün olan malı ayırmadan hediye etmek sahîh değildir). Öte yandan fıkıh kitaplarında kadın kocasının malını ondan izinsiz başkalarına yedirip veremeyeceği için, kocanın önceden bunun için zevcesine izin vermesi iyi olur deniyor. Yukarıdaki fetvâya göre koca zevcesine önceden nasıl izin verebilir?

Cevap: Dürretü’l-Beydâ bir fetvâ kitabıdır. Müşahhas (somut) meseleye umumî kaide çerçevesinde cevap verilmiştir. Fıkıhta kâide şudur: Meçhul bir malın alınması istikametinde yapılan vekâletler sahih (geçerli) değildir; çünkü alınacak malın ne bedeli bellidir, ne de hangi mal olduğu bilinmektedir. Ancak umumî vekâlet bahis mevzuu olduğu zaman iş değişir. «Gördüğün malı benim için satın al.» demesi gibi umumî bir vekâlet olursa bu muteberdir. Hibede de umumî vekâlet muteberdir… İbni Nüceym, Bezzâziyye’den naklen der ki: Tek başına «Sen benim emrim (iş yapmam) câiz olan her hususta vekilimsin» denildiğinde o adam, malını korumaya, satmaya, almaya, hibe etmeye ve sadaka vermeye mâliktir. Hatta bu maldan kendi nefsi için yemiş olsa, eğer müvekkilin yememesi hususunda bir kastı yoksa, yemesi de caizdir. Mamafih İmam Ebu Hanîfe bu şekilde umumî vekâletin sadece ivazlı akitlerde, yani alım satımda vekâlet olduğu görüşündedir. Dolayısıyla bu ifade köle azad etmeyi, hibe ve sadaka gibi teberrulara (karşılıksız kazandırmalara) şâmil değildir. Fetvâ da böyledir. Ancak “Malımdan dilediğine hibe etmekte umumî vekilsin” denmişse, bu takdirde vekil müvekkilin dilediği malından dilediği kimseye hibede bulunabilir. (İbni Âbidin, Vekâlet bahsi).

 

Bir kimsenin malından dilediğini alması için başkasına izin verebilmesi ihtilaflıdır. Nitekim Tatarhâniye’de diyor ki: «Falan adam benim malımdan neyi elde ederse o onun için helâldir.» dese o kişi de onun malından alırsa helâl olur. «Kim ki benim malımdan ne alırsa ona helâldir» sözünde ise; bir kişi herhangi bir şey alırsa helâl olmaz. Ebû Nasr dedi ki: «Helâl olur ve zâmin de olmaz (ödemez).» Eğer kişi: «Sen benim malım sana helâldir, dilediğini malımdan al» dese İmam Muhammed’e göre; onun malından hassaten dirhemler ve dinarlar (altın ve gümüş para) helâl olur.» (İbni Âbidin-Alışveriş bahsi).

 

Meçhulün hibesi sahih olmadığı gibi, bir çuval buğdayın yarısı gibi taksimi mümkün olan malın ayrılmadan hibesi de sahih değildir. Hibede ve bütün akidlerde malın belli olması lâzımdır. Müşâ (ortak) malın da hibe edilmek istenen kısmının ayrıldıktan sonra hibe edilmesi gerekir. Ancak bir kimse malımdan dilediğin kadar ye ve al ve dilediğine ver dediği zaman, bunu dediği kimse diyenin gözü önünde muayyen bir mikdar ayırıp aldığında, mal meçhullükten ve müşâlıktan (ortak mal olmaktan) çıkar. Memedeki sütü, koyun üzerindeki yünü, topraktaki hurma ağacını ve ağaç üzerindeki hurmayı hibe etmek sahih değildir. Çünkü bu hibe hisseli malın hibesi gibidir. Fakat sayılanlar yerlerinden ayrıldıktan sonra hibe ve teslim edilirse, engel olan şüyu (ortaklık) ortadan kalktığı için caiz olur. Ama bu ayırmanın mâlikin izni ile hibe olunan kişi tarafından yapılması yeterli midir? Dürer’in açık ifadesine göre, evet yeterlidir. (İbni Âbidin, Hibe bahsi). O halde bir kimse bir başkasına, muayyen bir malından almasını söylediğinde, ikisinden biri bu maldan belli bir mikdar alıp ayırdığı zaman, hibe (hediye) tamamlanmış olur.

 

Şu halde yemeğe çağrılan kimseye, malımdan istediğin kadar ye ve al ve dilediğine ver, hepsi helâl olsun denilse, yedikleri helâl olur; aldıkları ve başkasına verdikleri helâl olmaz. Burada ibâha mevzubahistir. İbâhanın umumî hükmü budur. Bir şeyi karşılık beklemeden yemesi için bir başkasına izin vermeye ibâha denir. Bir kimseyi yemeğe çağırınca, önüne konan şey, hediye edilmiş olmaz, ibâha edilmiş, yani yemesine izin verilmiş olur. Ancak yediği mülkü olur, sahibinden izinsiz başkalarına veremez, yanında götüremez. Ancak sahibi izin vermişse, yahud vereceğini çok zannediyor ise verebilir ve götürebilir. Bu rızâ, yukarıda söylendiği gibi açık bir rızâ olabildiği gibi, görüp de men etmemesi veya men etmeyeceği çok zannedildiği hallerde de delâleten rızâ vardır. Rızâyı ilim, hürmeti nefyeder. Yani râzı olduğunu bilmek veya çok zannetmek rızâ sayılır, malın haramlığını ortadan kaldırır. Bir kimse başkasına “Malımdan dilediğine yedir ve ver” dese, dilediğine dilediğini yedirip verebilir. Çünki umumî vekildir.

 

Sual: Fetâvâ-yı Hindiyye’de “Selem satışında bâyi vekil tutamaz” diyor. Ben bir otomobil fabrikasında çalışıyorum. Müşterilerle selem akdi yapıyoruz. Selemde bâyinin vekil tutamamasının hikmeti nedir?

Cevap: Selem vekili parayı (semeni) kabzettiği zaman, selem malı borcu zimmetinde kalır. Bir kimsenin kendi malını satıp, semeni başkasına şart kılması caiz değildir. Bunun için selem almakta vekâlet câiz değil, ama selem yapmakta câizdir (İbni Âbidin, Vekâlet bahsi). Selem malı satanların adamları, vekil değil, resul (haberci) sayılır. Akdi kendi adlarına değil, zaten firmanın, fabrikanın sahibi adına yapmaktadır. Şu halde câiz olur.

 

Sual: Fıkıh kitaplarında “Her şeye vekilimsin denilen umumî vekil, talâk, hediye, sadaka ve vakıftan başka her şeyi, sahibi adına yapabilir” sözünden sonra “Birisine, her şeyde vekilimsin dese, yalnız malını korumak için vekil etmiş olur. Her şeyde vekilimsin, emrin câizdir dese, bey’ ve şirâ ve hibe, yani hediye etmek ve sadaka gibi bütün muamelatta vekil yapmış olur” diyor. Şu halde birisini umumî vekil yapmak nasıl olmalıdır?

Cevap: Vekâlet hususî ve umumî olmak üzere ikiye ayrılır. Belli bir işi yapmak üzere vekil etmişse, hususî vekildir. “Bana şu binayı al!” dese böyledir. “Sen benim her hususta vekilimsin” derse umumî vekâlet bahis mevzuu olur. Vekil, müvekkili adına her şeyi yapabilir. İmam Muhammed’e göre böyledir. Ancak İmam Ebu Hanife’ye göre boşama ile köle azadı ve vakıf dışında her şeyi yapabilir. Mezhebin asıl kavli ve fetvâ da böyledir.

Fıkıhta hiçbir akide şekil şartı aranmadığı halde, umumî veya hususî vekâlet ile risâleti ayırmak için müvekkilin kullandığı lafızlara ehemmiyet verilir. Durup dururken “Ben seni vekil tayin ettim” gibi umumi ve mutlak bir sözle de umumî vekâlet sabit olur. Her şeyde vekilimsin sözü, şey tabiri kullanıldığı için, mallarını korumaya hamledilir ve vekâletin en alt derecesidir. Bu bu söze ilâveten “Emrin (işin) câizdir” dediği zaman, malı koruma yanında muamele salâhiyeti de vermiş olur. “Seni her işte vekil tayin ettim” demesi de böyledir.

Böyle umumî vekil olan kimse, boşama, azat ve vakıf dışında, hibe, ibrâ gibi teberruları da yapabilir mi? Ebulleys gibi yapabilir diyen de vardır, Zahîre’de olduğu gibi yapamaz diyen de vardır. Fetvâya esas olan da yapamaz diyenlerin sözüdür. (İbni Âbidin, Vekâlet bahsi).

 

Sual: Birkaç kişi zekât ve fıtralarını vermem için bankaya para yatırmış. Halbuki fıkıh kitaplarında “İki zenginin de vekili olan kimse, bunların zekâtlarını, haberleri olmadan karıştırır, sonra fakire verirse, zekât verilmiş olmaz. Vekil sadaka vermiş olur. Zekâtları karıştırınca, kendi mülkü olur. Fakire, kendi malını vermiş olur” diyor. Bu halde nasıl davranmak icap eder?

Cevap: Birkaç kişi, zekât veya fıtrasını bankaya yatırarak göndermiş ise, bunun karışmasını zaten önceden kabul etmiştir ve buna zımnen izin vermiş demektir. Nitekim fıkıh kitaplarında “Zenginlerin izni ile karıştırmış ise veya karıştırdıktan sonra ve fakirlere vermeden önce izin almış ise, caiz olur. Fakirlerin vekili olan kimse, aldığı zekâtları, habersiz karıştırıp, sonra fakirlere dağıtması caizdir. Zenginlerin vekilinin de, bunlardan izinsiz karıştırdıktan sonra vermesi caiz olur da denildi” diyor. Buradan anlaşılıyor ki, izinsiz karıştırmaya cevaz veren zayıf bir kavil de vardır. (İbni Âbidin, Zekât bahsi başı)

 

Sual: Nikâh yaparken, kadın bulunmaz, vekili veya velisi bulunursa, kızın, babasının ve dedesinin ismini söylemek kâfi midir? Şahitlerin bunları şahsen tanıması gerekir mi?

Cevap: Nikâhta iki erkek veya bir erkek iki kadın şahidin bulunması akdin sıhhati için şarttır. Evlenecek kadının meçhul olmaması şarttır. Nikâhlanan kadının şahitlerce başkalarından ayrılması lâzımdır. Tâ ki bilinmezlik ortadan kalksın. Eğer yüzü örtülü olarak orada bulunuyorsa, kendisine işaret kâfidir. Ama ihtiyatlı olan yüzünü açmaktır. Şahsını görmezler de başka bir odadan sesini işitirlerse, orada yalnız başına bulunduğu takdirde nikâh caizdir. Yanında başka bir kadın daha varsa caiz olmaz. Çünkü meçhuliyet, bilinmezlik ortadan kalkmamıştır. Kadın gaip olur da şahitler sözünü işitmezlerse, meselâ nikâh akdini kadının vekili yaparsa bakılır: Şahitler kadını bilirlerse, onu kastettiğini anladıkları ismini zikretmek kâfidir. Kadını bilmezlerse, mutlaka kendi ismiyle babasının ve dedesinin isimlerini zikretmek gerekir. Koca için de böyledir. Bir kavle göre gaipte olan şahıs şahitlerce bilinen bir kimse olsa bile, akdin mutlaka ona izafe edilmesi lâzımdır. Nitekim gaip kadın veya erkeği şahitler tanıyorsa, yalnız ismini söylemek kâfidir.

 

Bilmekten murad, nikâhı kıyılanın filan kızı filane olduğunu şahitlerin bilmesidir. Yoksa şahsını tanımaları değildir. İsim söylemek de şart değildir. Murad, ya isim yahut isim yerini tutacak ve kadını tayin edecek bir şeydir. Bir kimse birine kızını nikâh eder de adını söylemezse, o kimsenin iki kızı bulunduğu takdirde akit sahih değildir. Çünkü hangisi için yapıldığı belli değildir. Bir kızı varsa, akit muteberdir. Kızın ismini söylemese de olur. Ancak başka bir isim söyler, bu isimde bir kızı yoksa, nikâh olmaz. Bir kızı olan bir adam bir oğlu bulunan birine şahitler huzurunda “Kızımı senin oğluna nikâhladım” dese, öbürü de kabul etse, nikâh sahih olur. (İbni Abidin, Nikâhın musahhaf sözlerle akdi bâbı)

 

Sual: Bir muhasebeci, vergi kaçıran mükelleflere göz yummaktan ve onlara yardımcı olmaktan dolayı mes’ul olur mu?

Cevap: Müşterilerinin kabahatlerini araştırmakla mükellef değildir. Gerekirse kendilerine bir defa ikaz eder. Nitekim fıkıh kitaplarının vekâlet bahsinde, dava vekilinin müvekkilinin aleyhine beyanda bulunamayacağı yazar.

 

Sual: Bazı İslâm büyüklerinin insanları imamlık ve müezzinlik yapmaktan, başkasına kefil ve vasi olmaktan men eden ifadelerine rastlıyoruz. Bu ifadelerde ne anlatılmak istenmektedir?

Cevap: Bunlar veballi işlerdir. Ehliyet ve adalet gerektirir. Herkes bunu beceremez. Kul hakkına ve günaha düşer. Nitekim Hazret-i Ömer, vasi olmak ilk defasında saflık, ikinci defasında ahmaklık, üçüncü defasında hâinlik demektir buyurmuştur. Ancak bu işler yerine göre farz veya sünnet-i kifâyedir. Yapılmazsa, herkes günaha girer veya kerâhate düşer. Onun için kendine güvenenin böyle bir işe girişmesi, girişmeden evvel de fıkıh kitaplarındaki hükümlerini öğrenmesi ve mümkün mertebe adalete riayet ederek vazife yapması gerekir. İmam, müezzin, kadı, kefil, vekil, vasi olmak çok sevaplı işlerdir. Nitekim İmam Ebu Hanife, kendisine yapılan kadılık teklifini adaletle hükmedemeyeceğinden korkarak kabul etmemiş, bu yolda işkencelere maruz kalarak vefat etmiştir. Talebeleri İmam Ebu Yusuf, Züfer ve Muhammed ise kadılık vazifesi kabul edip insanlara faydalı olmayı tercih etmiştir. Herkesin ve her devrin hâli başkadır. Demek ki hakkıyla vazife yapamayacağından korkan kimsenin böyle işleri kabul etmemesi takvâ, etmesi fetvâdır. İhlâsla hareket edene Allah yardım eder. Nitekim “Kim Allah’ın dinine yardım ederse, Allah da ona yardım eder; ayağını sağlam tutar” âyet-i kerimedir.

 

Sual: Mal almak için birisine para verilse, o kişi de malı ucuza alsa, kalan parayı kendisi için alabilir mi?

Cevap: Vekil, müvekkil gibidir. Malı kaça almışsa, müvekkilinden o kadar alabilir. Müvekkili rıza gösterirse veya önceden ücretli vekâlet için anlaşılmışsa alabilir. Malı pahalıya almışsa, aradaki farkı da kendisi karşılar, müvekkilinden alamaz veya malı kendisi alır müvekkilinden aldığı parayı iade eder.

 

Sual: Bir fıkıh kitabında “Vekilin işi bitince, vekillik de biter. Sahibinin ölümü ile de, vekillik biter ise de başkasının hakkı karışmış ise bitmez” diyor. Başkasının hakkı derken kasdedilen nedir?

Cevap: Muhayyerlik, kefalet, rehn gibi hususlar kasdedilmektedir. Mesela bir borçlu malını rehnedip, birini rehnolunan malı satmak üzere vekil etse, rehin verenin izni olmadıkça vekili azledemez. Çünki başkasının hakkı karışmıştır.

 

Sual: Zekât vekili, zekâtı vermesi tenbih edilen kişi ölmüşse, vârislerine verebilir mi?

Cevap: Vekil müvekkilin talimatına uymalıdır. Zekâtı, ismi söylenen fakirin, fakir vârislerine vermişse, müvekkil işitip kabul ederse câiz olur, denildi.

 

Sual: Bir fıkıh kitabında okuduğuma göre, bir kimse borcunu ödemesi için birini vekil etse, vekil borcu teslim etmeden alacaklı mürted olsa ve ölse, vekil borçlunun parasını geri öder. Çünki mürtede vermesi caiz değildir. Çocukları bu parayı alamaz mı? Nitekim iddet müddeti içinde mürtedin mirası karısına kalıyor.

Cevap: Mürted, İslâm hukukunda ölü hükmündedir. Mürted iken kazandığı mal, beytülmale; önceki malı ise, vârislerine aittir. Beytülmâl veya vâris alacağı taleb edebilir.

 

Sual: Bir kimse vekili olduğu bir işi, müvekkilinin adını söylerken yapsa, caiz olur mu?

Cevap: Bu takdirde resul olur. Hükümleri aynıdır. Ancak akdî mes’uliyet resule değil, mürsile (ismi söylenene) râcidir.

 

Sual: Kapıda ödeme yoluyla internet üzerinden alışveriş yapmak sahih midir? Yani mamulün resimlerini görüyoruz; hususiyetlerini biliyoruz; kargocu getiriyor; parasını kargocuya veriyoruz veya kredi kartı çektiriyoruz. Bu şekilde satın almak sahih midir? Bu şekilde mamul satmak isteyenler, nelere dikkat etmelidir? Kargo şirketini vekil mi etmelidir?

Cevap: İnternetteki tanıtım icaba davet, sizin talebiniz icab, kapıya getirmeleri de kabuldür. Alış-veriş sahihtir. Kargo şirketi, satıcının ecîri (işcisi) veya resulüdür (vekilidir).

 

Sual: Bir gazeteci her ay gazete parası toplamak için geliyor. Bizde de ekseriya bozuk para olmuyor. Bütün para veriyoruz. Gazeteci bunu ileriki bakkaldan bozdurup getireyim diyor. Paramızı alıp gidiyor. Geldiği zaman verdiğimiz paradan kendisine gazete parasını daha önceden almış oluyor ve bize sadece para üstünü veriyor. Biz de kabul ediyoruz. Bu alışveriş sahih oluyor mu? Biz demeden kendiliğinden paramızdan gazete parasını almış ve paramızı hemen bozduramadığı için ileriki bakkala gidiyor. Yani bozdurma işlemi de peşin olmamış oluyor.

Cevap: Bu para bozdurmak değildir. Gazeteciye ücret ödemektir. İkisi farklı şeydir. Gazeteci sizin vekiliniz olarak paranızı bozduruyor. İçinden alacağını alıyor. Üzerini size getiriyor.

 

Sual: İşyerim adına bozdurduğum yüksek miktarda dövizlerden dolayı, dövizcinin vereceği komisyonu alabilir miyim? Mesela 10,000 doları liste fiyatı 1,240’dan bozuyorken, bana diyor ki 1,260’dan sana bozarım. Bu aradaki 20 kuruşluk farkı kendime alsam olur mu?

Cevap: Vekil, tenzilat farkını kendisi alamaz. İşyerinin kendisi 1.240’a bozdurmuş sayılır. Dolayısıyla 20 kuruş işyerine aittir.

 

Sual: Şirket adına yaptığım tahsilattan, bozuk para nedeniyle kalan fazla miktarı alabilir miyim? Bu para bana helâl mi, yoksa şirkete mi vermem gerekir?

Cevap: Vekilin muameleleri, şirkete aittir.

 

Sual: Talebelerimden fotokopi parası toplamıştım. Ancak bir ara yanımda para kalmadığından, bunu kullanmak vaziyetinde kaldım. Tekrar parayı koydum. Acaba günah işledim mi? Tevbe ile affolur mu, helâllik mi almak gerekir?

Cevap: Umumi vekil etmişlerse veya razı olduklarını bilmek veya çok zannetmek özür olur. Eğer suizanna sebep olmayacaksa çocuklara söyler, helallik alırsınız. Zaten çocukların paraları birbirine karıştırılmışsa, bu takdirde ancak umumî vekillik mevzubahistir.

 

Sual: Bir kimse x’i muhatap alarak y’ye şu kadar miktarı ver dese ve dahi sonra y ile karşılaştığında z’ye ulaştırmasi için x’e bir miktar para verdiğini söylese, para kimindir? Paranın verilmesini istediği kişi ile karşılaşıp mesela “Ben size ulaştırması için oğlunuza bunu verdim” desem, sonra oğlu ile karşılaştığımda “Arkadaşım için babana para verdim” desem para kimindir?

Cevap: x vasıtası ile y’ye, z’ye vermesi için para göndermiştir. Para z’ye ulaşıncaya kadar verenindir. y, z’ye vermeyi kabul etmişse, verir. Etmezse iade eder. x ve y resuldur (habercidir).

 

Sual: Bir arkadaş kargosunu göndermemi rica etti ve o işin yaklaşık ücretinde bir mikdar parayı bana hediye etti. Bu fâiz oldu mu? Çünki iş yapmamı emredince, bana borçlanmış olabilir. Gerçi başta hediye etmesi şart koşulmamıştı. Bu hediyeyi işi yapmadan önce vermesi rüşvet olur mu?

Cevap: Kargoyu göndermek için size vekâlet vermiş; ücretini de ödemiştir. Hediye demekle hediye olmaz, kasdı kargo ücretidir. Akidlerde itibar lafza değil, mânâyadır.

 

Sual: Zekât vekili, kendisine verilen zekât malı veya parasını, emredilen kişiye vermezse veya kendi parasıyla karıştırırsa, yahud kaybederse veya harcarsa, zekâtın vaziyeti ne olur?

Cevap: Zekât olarak ayrılmış mal veya para zekât sahibinde veya vekilinde kaybolsa, zekât verilmiş olmaz. Vekil, bu parayı emredilen kişiye vermezse veya kasıt ya da ihmâliyle kaybederse, yahud bunu kendi malıyla veya parasıyla izinsiz karıştırırsa, zengine tazmin eder. Zekât mal veya para, kasıt veya ihmâli olmadan vekilin elinde kaybolursa, vekil mesul olmaz; zengini zekâtını verme borcu düşmez. (İbni Âbidîn)

 

Sual: Bir kişi hem alıcı hem satıcı olamaz, yani hem alıcıya hem de satıcıya vekil olup kendi kendine alışveriş yapamaz. Para bozdurmak ise fülusun fülusa satışıdır. Ben bir şirketin malî işlerine bakıyorum. Kasadaki paraları kullanmaya izinli ve vekilim. Kendi paramı kasadan bozdurabilir miyim?

Cevap: Vekil, satın almak üzere vekil olduğu şeyi kendisi için alamaz. Ama vekilin elindeki para emanettir. Buradan para bozdurması vekilin sarf satışı yapması demek değildir. Emaneti kullanmaktır. Buna izin verilmişse, ki muhasebeciye her zaman umumi izin verilmiş sayılır, bozdurabilir. İkisi aynı şey değildir. Vekile, git bana döviz al dense veya para bozdur dense, karşılığında kendi dövizini veya parasını veremez. Ama müvekkil ile doğrudan akit yaparsa olur.

 

Sual: Zekât ve sadaka-i fıtr vermek üzere vekil edilen kimse, fakir ise bu zekâtı kendisi alabilir mi?

Cevap: Umumi vekil, kendisine verilen zekât, fıtra, fidye ve keffareti fakirse kendisi alabilir; fakirlerse ailesine verebilir. (İbni Abidin)

 

Sual: Beyim dinî hükümlere vâkıf değil. Ramazan orucunu farklı mazeretler göstererek tutmadı. Fidye vermeye de borçlarımızı mazeret göstererek gönüllü değildir. Ben kendisinin nâmına verebilir miyim?

Cevap: Zekât, fıtra, fidye ve kefaretlerde vekâlet câizdir. Ama sahibinin buna niyet etmesi şarttır. Yani kocanız size fidyemi ver diye vekâlet vermedikçe, fidyesini veremezsiniz. Verdiğiniz kocanızın fidyesi yerine geçmez. Kaldı ki parası olmayan fidye vermez, istiğfar eder.

 

Sual: Fakir koca, zevcesinin umumî vekili olarak kendi malından ve/veya parasından zevcesinin zekâtını verebilir mi? Kadın kocasına benim zekât borcumu kendi malından ver diyebilir mi?

Cevap: Zekât bir ibadettir. Mükellef niyet etmedikçe, vekilin vermesiyle zekât borcu düşmez. Kadın kocasını umumî vekil yaparsa, koca kendisinin veya kadının malından karısının malından karısının zekâtını verebilir.

 

Sual: Müşterek menfaatimiz icabı olan bir işi takip eden arkadaşım, sonra benden ücret talep etti. Böyle bir hakkı var mıdır?

Cevap: Vekil önceden ücret kararlaştırılmamışsa, bu yaptığı iş teberrudur. Ücret isteyemez. Ama mesleği bu ise (avukat, emlâkçı, tellâl gibi), o halde ecr-i misl verilir.

 

Sual: Geçen sene kurban bayramında İstanbul’daki kardeşim bayram kurbanını almak ve kesmek üzere beni kendisine umumi vekil tayin etti ve kurban bedelini de peşinen verdi. Fakat ben ehemmiyetsiz bazı sebeplerden kardeşimin kurbanını alıp da kesemedim. Utandığımdan kardeşime de vaziyeti bildiremedim. Şimdi ne yapmam gerekiyor?

Cevap: Bayramda vâcib olduğu halde kurban kesilmemişse, orta halli bir koyun kıymeti fakirlere sadaka olarak verilir. Müvekkilin kurbanı kesilmemişse, bu zimmetine borç olarak kalır. Vekilin hatası sebebiyle günaha girmez. Günah, vekâletin icabına riayet etmediği için vekile aittir. İstiğfar lâzımdır.

 

Vekil, kurban bayramı için vekil edilmiştir. Bayram bitip de kurban kesme imkânı ortadan kalkınca, vekâlet infisah eder, bozulur. Vekil, kurban parasını müvekkiline hemen geri vermek mecburiyetindedir. Bu para elinde emânet hükmündedir. Kullanamaz, başkasına veremez. Elinde sebepsiz tuttuğu için gasb günahına girer.

 

Vekile vaziyeti söylemezse, vekil herhangi bir mesuliyet altında girmez. Ancak vekil bunu gizli tuttuğu her an gasb günahı artar.

 

Vekil, müvekkile söylemeden kurban bedelini fakirlere tasadduk ederse, vekil borçtan kurtulabilir. Nitekim bir kimse, bir başkasını borcunu onun haberi olmadan ödeyebilir. Ancak bunu vekile bildirmesi gerekir. Vekil, kabul ederse mesele yoktur. Etmezse, müvekkile tazmin etmesi icab eder.

 

Tasadduk, borç ödeme yanında aynı zamanda da bir ibadet olduğundan, buna da niyet icab ettiğinden, kesilmemiş kurban bedelinin vekilin haberi olmadan sadaka verilmesi câiz değildir. Nitekim zekât, fıtra, diyet gibi dinî borçlar için vekil tayini câizdir. Ama mükellefin haberi ve niyeti olmadan bir kimsenin bunları ödemesi câiz değildir. Ancak bu verdiği henüz fakirin elinde iken, harcamamışsa, mükellef niyet ederse, câiz olur. Burada da kurban bedeli fakirin elinde iken müvekkile haber verilse, o da kabul etse, câiz olur.

 

Sual: Ahmed’in Mehmed’e borcu var. Ahmed mal satıyor ve Mehmed’e olan borcundan düşülmesi için, müşteriden parayı doğrudan Mehmed’in hesabına göndermesini istiyor. Câiz olur mu?

Cevap: Alacaklısına, borcunu Mehmed’e ödemek hususunda talimat veriyor. Mehmed, kabul ederse, resul (haberci, vekil) hükmündedir. Sonra elindeki bu emanet ile Mehmed’e olan borcunu takas (mahsub) yapar.

 

Sual: Ahmed 10 lira Ali’den, 10 lira a Veli’den borç alıp Veli’ye tüm 20 lira olarak ödese; Veli de kendisindeki herhangi bir 10 lirayı Ali’ye verebilir mi? Yoksa 20 lirayı bozdurup mu vermesi lâzımdır? Vekil, bu paranın Ahmed’in borcu olduğunu söylemesi lâzım mıdır?

Cevap: Verebilir. Gerek yoktur. Veli’yi, Ali’ye borcunu ödemesi için vekil yapmıştır. Hiç para vermese de, Veli’nin Ali’ye kendi parasından ödemesi câizdir. Vekil, borç ödemede akdi müvekkiline izâfe eder. Yani Ahmed’in borcu olduğunu söylemesi lâzımdır ki, Ali bunu sonradan taleb etmeye kalkmasın.

 

Sual: Bir devlet memuru âmiri olduğu makamda bulunan kayıt dışı bir eşyayı satıp, o parayı yine o müessese için harcayabilir mi?

Cevap: Evet. Bu işi için umumî izinli sayılır.

 

Sual: Bir kimse arkadaşına başka bir ülkeden getirmek üzere bir sipariş verse, bu sipariş 10 lira olsa, emek karşılığı olarak 12 lira isteyebilir mi?

Cevap: Sipariş verilirse, vekâlet münasebeti vardır. Borç, malın fiyatı kadardır. Ama bir hizmeti geçtiği için fazla vermek caizdir. Bu meblağ alana helâldir. Ama başta ücret şart edilmemişse, vekil bu işi teberru olarak yapmış olur ve ücret isteyemez. Dolayısıyla 10 lira hakkıdır. 12 ister de 10 lira verirse yapacak bir şey yoktur. Ama 12 lira verirse almak caizdir. Malın fiyatı ne kadar diye sorulduğunda 10 lira yerine 12 lira demek câiz değildir. Yalan olur. Bu iş için masraf etmişse, bunu ekleyebilir. Eğer sipariş olmasaydı, vekil olmazdı. Kendi aldığı malı dilediği fiyata satabilirdi.

 

Sual: Bir kişiye başkasına götürmesi için bir saat veya bir kilo elma verilse, o kişi bu malları kullansa, meselâ elmaları yese, saati başkasına satsa, sonra pişman olsa, yediği bir kilo elmanın yerine iki kilo daha güzel elma alsa, saatin yerine de daha pahalı iki saat alarak ilk başta götürmesi gereken kişiye götürürse, burada fâiz meydana gelir mi?

Cevap: Vekil veya haberci yahud emanetçi, uhdesinde bulunan başkasına ait malı, izin verilmemişse kullanamaz; satamaz; başkasına emanet veremez; kullandıramaz. Aksi takdirde mal mevcut ise aynısını sahibine veya verilmesi gereken yere verir. Kullandığı için tevbe eder ve sahibi ile helâlleşmek gerekir. Mal telef olmuşsa, elma gibi mislî mal ise mislini, el yapımı eşya gibi kıyemî mal ise kıymetini öder. Ayrıca tövbe edip, sahibi ile helalleşmelidir.

 

Sual: Vekil, müvekkilinin adına bir akid yapınca, akdi yaptığı kişiye, vekil olduğunu ve müvekkilinin adını söylemek zorunda mıdır?

Cevap: Hibe, karz gibi bazı akidlerde evet. Satış gibi bazı akidlerde hayır. Bu tip akidlerde vekil olduğunu veya müvekkilinin adını söylerse, vekil olmaktan çıkar; resul (haberci) sayılır.

 

Sual: Ali’nin evi var, Zeyd’in yok, Osman’ın var. Ali kendine yeni bir ev almak istiyor. Bunun için kendi evini Zeyd’e veriyor ve yeni ev alana kadar bu evde oturmaya devam ediyor. Sonra kendisine yeni bir ev buluyor ve bunu almak için bankadan kredi almaya Zeyd ile beraber gidip, gelirlerini gösterip Ali için kredi çekiyorlar. Ali’nin maaşı yetmediği için kredi alamamaktadır. Alınan kredinin yüksek mikdarını Zeyd ödeyecektir. Geri kalanını Ali ve az bir mikdarını Osman ödeyecektir. Bu muamelenin mahzurlu tarafı var mıdır?

Cevap: Evi olmayan bir kimsenin, karz-ı hasen (faizsiz borç) bulamıyorsa, faizle kredi çekmesi nafaka olduğu için câiz görülmüştür. Ama evi olan faizli kredi alamaz. Krediyi Ali alabilir. Bunu geri ödemede Zeyd veya Osman yardım edebilir. Veya kredi borcunu kısmen ya da tamamen Zeyd ve Osman’a havale edebilir. Vekil asil gibidir. Asil için câiz olmayan bir şeyi yapmak, vekil için de câiz olmaz.

 

Sual: Bir pazarlamacı, mal sahibinin peşin satılmasını istediği ve veresiye satışına izin vermediği bir malı, veresiye olarak satsa, ama satıcıya kendi cebinden peşin parayı ödese câiz olur mu?

Cevap: Vekil, veresiye sat denmiş de, peşin satmışsa, satıcının menfaatine olduğundan câizdir. Ama peşin sat denmiş de, veresiye satmışsa, câiz olmaz. Bunun yolu, bu malı kendisinin satıcıdan satın alıp, müşteriye veresiye satmasıdır. (İbni Abidin, Vekâlet bahsi)

 

Sual: Bir kimse bir başkasına, “Git şu işi hallet” dese, o kişi de işi hallettikten sonra para isterse, rüşvet olur mu?

Cevap: Rüşvet olmaz; vekil veya işçi ücreti olur. Ancak başta şart koşulmamışsa, iş sahibi dilerse verir, dilerse vermez. Başta şart koşulmuşsa, işi yapan bu ücrete hak kazanır. İş gayrımeşru bir işse veya bir başkasının hakkını gideriyorsa ve bunu halletmek için de ücret istenmişse, bu rüşvettir. Ödemek lâzım gelmez.

 

Sual: Resul ile vekil arasında ne fark vardır?

Cevap: Resul, akid yaparken kendisini tayin edenin adını söyler; vekil söylemez, muameleyi kendi adına, ama müvekkili hesabına yapar. Hibe, gibi bazı akidler vekil değil de, resul vasıtası ile yapılmaya müsaittir.

 

Sual: Vekilin, yaptığı işten dolayı ücret alması câiz midir?

Cevap: Vekil ederken, ücret şart edildi ise, iş yaptığı zaman ücreti alır. Ücret şart edilmedi ise, teberru etmiş olup, ücret isteyemez. Ama her iki halde de sevab kazanır.

 

Sual: İşçiyi yalnızca prim ile kiralamak caiz midir?

Cevap: Hayır. İcâre (kira) akdinin sıhhati için ücretin belli olması lazımdır. Primle çalıştırmak, ücretli vekâlet veya müdârebe (emek-sermaye) şirketi demektir.

 

Sual: Bir kimse, bir başkasına, “Şu mallarımdan sat! Satışın %20’si senin olsun” dese, câiz midir?

Cevap: Evet. Ücretli vekâlet olur.

 

Sual: Bir kişi arkadaşına vermek üzere bir miktar parayı vekiline verse; alacaklı istediği halde vekil vermekten mazeretsiz olarak kaçınırsa, bu kişi parayı vekilin cebinden gizlice alabilir mi?

Cevap: Evet.

 

Sual: Bir kurban vekili, kendi hayvanını müvekkiline satabilir mi?

Cevap: Vekil, kendi malını müvekkile satamaz. Bunun yolu şudur: Bu hayvanı, güvendiği birine satar; sonra ondan satın alıp kurbanı keser veya eğer umumi vekil ise bu kişiyi kurbanı kesmek üzere vekil eder.

 

Sual: Kurbanımı kesmesi için babama vekâlet vermiştim. Ben de kurban kesilirken burada bulunabilir miyim?

Cevap: Vekâlet, kurbanın alınması ile alâkalıdır. Vekil, hayvanı alırken de, kestirirken de müvekkilin orada bulunması câizdir. Vekâlete, akde ve kesilmeye zarar vermez.

 

Sual: Zekât vekili, zekâtı vermese, müvekkil (zengin) borçtan kurtulur mu?

Cevap: Vekile vermekle veya ayırmakla zekât verilmiş olmaz. Zengin, vekilin zekâtı vermediğini öğrendiği zaman, kendisi verir; vekilden de verdiğini geri ister.

 

Sual: Bir kimsenin tahsil edemediği senetleri avukata yarısına satması caiz midir?

Cevap: Sened kırdırmak caiz değildir. “Bu senedleri tahsil et; yarısı senin” derse olur. Vekâlet ücreti sayılır.

 

Sual: Nakit para lazım olan B kredi çekmek istiyor; fakat şartları banka nezdinde kabul edilmiyor. Bu halde kiracısı A onun namına kredi çekse ve bunu B’ye verse, sonra da kira öder gibi krediyi ödese caiz olur mu?

Cevap: Borç alıp faiz ödemek caiz değildir. Caiz olmayan muamelelerde, vekil de asil gibidir.

 

Sual: Avukatlık yapıyorum. Şer’en boşandığını bilmediğimiz bir kadın boşanma talebiyle geldiğinde bunu geri mi çevirmek gerekir mi?

Cevap: Eğer kadın evlenirken boşanma hakkını eline almışsa, açtığı davada hâkimi hakem tayin etmiş olur ve mahkemenin kararıyla da boş düşer. Böyle değilse, kadının talebi ile mahkemenin boşaması, şer’en boşanma sayılmaz. Ancak bazen kadın şer’en boşanmış olur da, resmî kaydın silinmesi için müracaat eder. Koca boşamış, ama yalan söylüyor olabilir. Mürted olmuş olabilir. Nikâh fesh olmuş olabilir. Bunun için vekil olmak, davasını takip etmek caiz olur. Araştırmak lâzım değildir. Bu niyetle davası alınabilir. Kadın, yalancı ise, vebali ona aittir.

 

Sual: Bir kimse şer’an hakkı olmadığını iyi bildiğimiz; fakat kanunen hakkı olan bir alacağını dava yoluyla almamız için talepte bulundu. Bunu kendimiz almayıp da başka bir avukat arkadaşımıza gönderip hâsıl olacak vekâlet ücretinin muayyen bir kısmı için o avukatla anlaşsak caiz olur mu?

Cevap: Vekil asil gibidir. Bir iş mahzurlu ise, vekilin yapması da asilin yapması gibidir. İş yoğunluğunu bahane edip geri çevirmelidir.

 

Sual: Zekât için vekil tayin ederken, zekât mikdarı nakit para cinsinden söylense olur mu? Altın olarak mı söylemek icab eder?

Cevap: Zekât, altın olarak verilir. Kâğıt para söylenmişse, vekil bunun altın karşılığını verir veya devir yaparak kâğıt para verir. Geciktirir de altın kıymetlenirse, vekil mesul ve günahkâr olur.

 

Sual: Bir kimse bana falanca köydeki fakirlere vermem için bir miktar para verdi. Ben, bunun zekât mı olduğunu ve beni vekil mi ettiğini sordum. Evet dedi. Bu şekilde vekâlet oldu mu? Olduysa onun belirttiği köydeki fakirlere mi vermem gerek?

Cevap: Vekâlet akdi, bu şekilde de in’ikad eder. Başkasına veremez. Vermişse, sonradan müvekkile söyler, razı olursa ve para da fakirin elindeyse zekât tamam olur. Eğer dilediğine ver diye umumi vekil etmiş ise, başkasına da verebilir.

 

Sual: Aynı isimde çokça kişinin olduğu düşünülürse, tanımadığımız bir kişinin ismini söyleyerek kurban vekâleti verebilir miyiz?

Cevap: Kim olduğu bellidir. O müessese için cehalet mevzubahis değildir. Bu sebeple caizdir.

 

Sual: Bir kimse faturasını ödemek üzere birini vekil etse, o da zamanını geçirse ve gecikme zammı eklense, vekil günaha girer mi?

Cevap: Evet. Bu fazlalığı da kendisi öder.

 

Sual: Bir kimsenin faturasının günü geçse, gecikme zammı eklense, sonra birini vekil etse, bu zammı ödemek vekile günah olur mu?

Cevap: Hayır.

 

Sual: İğne oyası yapan hanımlar bir esnafla anlaşıp, şu fiyata satarsınız deseler; esnaf da bunu fazla fiyata satsa o fazlalık kime aittir?

Cevap: Bir kimse kendisine şu fiyata sat diye verilen bir malı vekil olarak fazla fiyata satsa ve kârını kendisi alacağını konuşmazsa, fazlalık malın sahibine aittir. Ücret olarak bu kârı alacağını konuşursa, kâr satana ait olur. Esnaf ise, konuşmazsa bile, örfe uygun kâr ile satabilir ve kâr satana ait olur. Zira ticaretle meşguldür.

 

Sual: Zekâtı vermesi için vekil tayin edilen kimse, parayı fakire vermeyip erzak alıp onu verse hata mı işlemiş olur?

Cevap: Evet. Zekât malın kendisinden veya altın olarak verilir. Erzak alıp zekât verilmez. Ama gıda toptancısı veya bakkal; dükkândaki ticaret malının zekâtını erzak paketi olarak verebilir.

 

Sual: Kurban adağı için vereceğimiz vekâleti, adak diyerek mi, kurban diyerek mi vermek lazım gelir? Fark eder mi?

Cevap: Adak diye verilir. Söylerken şaşırsa bile, müvekkilin kasıt ve niyeti mühimdir.

 

Sual: Mübarek gün ve gecelerde dini kitaplar dağıtmak üzere eş ve dosttan para toplansa, istenilen adette kitap alıp dağıtılsa, hesapta bir miktar para kalsa, bu paranın hükmü nedir?

Cevap: Parayı hediye ederse mesele yoktur; para, elinde tutana aittir. Vekil ederse, artanı parayı verene vermelidir. Bunu vekâlet ücreti olarak da düşünmek mümkündür. Bu gibi işlere girişmek doğru değildir. Dedikoduyu ve suizannı mûcib olabilir. Parası varsa alıp dağıtmalı veya satmalıdır. Yoksa dua etmelidir.

 

Sual: Bir kimse bir arkadaşına olan borcunu vermek için birisini aracı kılsa, sen bu borcu benim yerime ver dese, o da kabul etse, ama bu parayı kendi işinde kullanıp, sonra kendi parasıyla o borcu ödese, caiz midir?

Cevap: Parayı veren izin verirse caizdir. Mutlak vekil ise, yine caizdir.

 

Sual: Zevcesinden vekâlet almadığı halde onun adına kurban kesse sahih olur mu?

Cevap: Hayvan zevcesinin mülkü olmadığı için onun kurbanı olarak sahih olmaz. Ama bu niyetle hayvanı satın alsa, kesmeden evvel zevcesine hediye etse, o da kesmesi için vekil etse sahih olur.

 

Sual: Banka bir kart veriyor. Bununla peşin fiyata aldığınız malı taksitle ödemek istiyorsanız, banka bunu peşin alıp size taksitle satıyor. Bu muamele caiz midir?

Cevap: Banka size vekâlet vererek malı peşin aldırabilir. Ama size taksitle satamaz. Çünki menkul malı kabzetmeden satmak caiz değildir. Sizi kabza vekil etse, bu sefer de malı size satamaz. Çünki alış-verişte vekil ile asil aynı kişi olamaz.

 

Sual: Eşim ve ben ayrı ayrı zekât veriyoruz. Zekâtı fakire eft yaparken, eşimin hesabından yollamak caiz midir?

Cevap: Eşinizi vekil etmiş olursunuz. Caizdir.

 

Sual: Nisab miktarına ulaşmış evli bir hanım, kurban vekâletini babasına verse, babası da kızı diye kurban parası almadan kurbanı kesse caiz midir?

Cevap: Vekâlette para vermek şart değil. Verse de vermese ve  para konuşulsa da konuşulmasa da kurban sahihtir. Baba kızından kurbanın parasını isteyebilir.

 

Sual: Bir kimse nikâhını kıymak için birini vekil etse, bu vekil, sahibin izni olmadan başka birini vekil edebilir mi?

Cevap: Hayır, başkasını da edebilirsin demelidir. Dememişse fuzuli olur. Hanefî’de kız nikâhı  duyup kabul ederse nikâh nafiz olur, yani hükümlerini doğurur; reddederse bozulur.

 

Sual: Kuyumcuya bir müşteri gelse, 3000 lira bıraksa, bir Reşat altını, bir de yarım altın istese, para sizde dursun, altın düştüğünde alırsınız dese, caiz midir?

Cevap: Kuyumcuyu vekil etmiştir. Düşünce alır, düşmezse almaz. Bu parayı, kendi parasına karıştırması caizdir; çünkü buna izni olduğu anlaşılıyor.

 

Sual: Kayınpederim oğlum için 100 lira verse, bu parayla o ne isterse onu al dese, bu parayı bozdurup evin gideri için harcayabilir miyiz?

Cevap: Hayır. Burada vekâlet vardır. Çocuğun parasını anne baba fakirse kullanabilir.

 

Sual: İkince el satışında online program sahibinin hizmet bedeli adıyla bir meblağ tahsili meşru mudur?

Cevap: Vekâlet ücreti sayılır. Sahihtir.

 

Sual: Bir gayrı menkul maliki mülkünü satmak için emlakçıyı vekil etse, kaça satarsan sat, ben 500 lira isterim dese, emlakçı 550 liraya satsa, ne lazım gelir?

Cevap: Vekâlet ücretinin başta ya maktu veya nisbet olarak konuşulması icap eder. Bu meselede olduğu gibi konuşulmamışsa, 50 lira müvekkilin de bilgisi dahilinde vekâlet ücreti sayılır.

 

Sual: Bir şirket çalışanı, şirketin aletlerini yurt dışında 350 liraya hesaplı tamir ettireceğini söylese, tamir bedeli 350 liradan az tutsa. Üstünü kendisi alabilir mi?

Cevap: Vekildir. Aletleri kaça tamir ettirdiyse, ancak bu parayı ve yol ve sair masrafları şirketten alabilir. Baştan vekâlet ücreti konuşulmamışsa ücreti alamaz. Ama kendisi tamir ettirmeyi taahhüt ederse, başkasına tamir ettirse bile 350 lira ücreti hak eder.

 

Sual: Zekât için gayrı müslim vekil tayin edilebilir mi?

Cevap: Evet. Vekilin Müslüman olması şart değildir.

 

Sual: Bir tüccar, bir komisyoncuyu, bir başka komisyoncuya gönderip, bir malı bulup almasını istese, o da alsa, sonraki sefere birinciyi atlayıp direkt ikinciyle iş yapabilir mi?

Cevap: İlk halde tüccar birinci komisyoncuyu, o da ikinci komisyoncuyu vekil etmiş olur. İş bitince veya yapılamayınca veya iki taraftan birisi bu işi bozunca vekâlet biter. İkinci komisyoncu direkt tüccara giderse, bu onunla tüccar arasındaki yeni bir akittir. Yani ikinci komisyoncu doğrudan tüccarın vekili olur. İlk komisyoncu ile ikinci komisyoncu ve tüccar arasındaki vekâlet akdi biter.

 

Sual: Bir kimse, farklı şehirde bulunan bir hanımdan vekâlet alıp, iki erkek şahit huzurunda kendisine nikâhlayabilir mi?

Cevap: Evet. Nikâha mahsus olarak bu mümkündür.

 

Sual: Babamın dükkânında çalışıyorum. Umumi vekiliyim. Onun zekâtını verebilir miyim?

Cevap: Zekât ibadettir; niyet etmesi ve hususen vekâlet vermesi gerekir. Umumi bile olsa vekil, talâk, sadaka ve hibe gibi muamelelerde bulunamaz.

 

Sual: Bir hanım zekâtını vermek üzere zevcini vekil tayin ediyor. Her yıl vekâleti tekrar etmesi lazım mı?

Cevap: Zekât bir ibadet ve bunda da niyet lazım geldiği için her farz olduktan sonra vekâleti tazelemelidir.

 

Sual: Beni araba almak için banka adına vekil tayin ediyorlar; daha sonra arabayı buluyorum; fiyatta anlaşıyorum; bundan sonra % 70 banka veriyor; sonra arabaya rehin konuyor. Bu şekilde caiz olur mu?
Cevap: Böyle bir satış sahih değildir. Bir kimse hem vekil, hem müşteri olamaz.

 

Sual: Katılım bankasından ev almak caiz midir?
Cevap: Ev alacak kişiyi banka vekil yapıyor; o kişi kendisi için evi alıyor. Vekil ile asil aynı kişi olamaz. Yani bir kişi hem alıcı hem satıcı olamaz. Böyle bir akit sahih değil, fasiddir.

 

Sual: Bir kişi, şunu al diye vekil edilse; o mamul kalmasa, birkaç ay sonra vekil o mamulü bulup üzerine kâr koyup satabilir mi?
Cevap: Vekil olarak kaldığı müddetçe bunu yapamaz. Ne kadara almışsa o parayı müvekkilinden alabilir.
Sual: Bir kimse whatsapp mesajı ile birini zekâtını alması veya vermesi için vekil tayin edebilir mi?
Cevap: Telefon, telgraf, mektup, haberci, her çeşit mesaj ile vekil tayin ve azl etmek caizdir.

 

Benzer Suallerin Cevapları İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler