Sual: Konuşurken ben diye konuşmak uygun değil midir? Biz diye mi konuşmalıdır?

Cevap: Gerektiği gibi konuşulur, ben de denir, biz de denir. Dikkat çekici şekilde davranmamalıdır.

 

Sual: Arkadaşlar dua istediğinde ne demeliyiz? Mesela Allahü teâlâ iki cihan saadeti versin diye yüzüne karşı dua etmek riya olur mu?

Cevap: Hemen yüzüne dua etmelidir. Sonraya bırakmamalıdır. Riya, kalbde olur.

 

Sual: Fısk meclisi nedir? Nerelere fısk meclisi denir? Büyük alışveriş merkezleri, lunaparklar, kafeler fısk meclisi midir?

Cevap: Haram işlenen meclislere denir. Vaziyete göre olur veya olmaz.

 

Sual: Hayvanlara sert bağırmakla, korkutmakla hayvan hakkı geçer mi?

Cevap: Hayvanlara kötü muamele çok günah ve insanlara kötü muameleden daha tehlikelidir.

 

Sual: Bazen fazla çay demliyorum ve fazlası içilmiyor. Bu israf olur mu?

Cevap: Kararında demlemelidir. Baştan buna dikkat ederek demlenmişse, sonradan canı istemediği veya işi çıktığı için içemezse, israf günahı olmaz. Artan çay, buzlu çay yapılarak değerlendirilebilir.

 

Sual: Arkadaştan bir emanet göndermesini istedim. O da zamanında göndermedi. Kendisine telefon açıp, şaka ile karışık sitem ederek “Emaneti zamanında gönderdiğin için teşekkür etmek istedim” dedim. Bu sözüm yalan oldu mu?

Cevap: Karşı taraf bunun şaka olduğunu biliyor. Söylenen kişi yalan olduğunu bilmiyorsa, yalan olur.

 

Sual: Alışveriş yapmak için dükkâna gelen travesti tabir edilen kişileri dükkândan kovmak caiz mi?

Cevap: Asla uygun değildir. Travesti olmak en nihayet günahtır. Herkese güler yüz ve tatlı dil lâzımdır.

 

Sual: Evimizde yaşı ilerlemiş olan anne babaya karşı davranışlarımız nasıl olmalıdır? Bazen yanlış davranışlarına sabretmekte zorlanıyoruz. Ne tavsiye edersiniz?

Cevap: Sizin de o yaşa geleceğinizi, belki onlardan daha fena vaziyete düşebileceğinizi, çocukken onlardan çok daha huysuz olduğunuzu, ama anne-babanızın size sabır ve şefkatle muamele ettiğini düşünün. Kur’an-ı kerimde “Anne ve babanız yaşlandığı zaman onlara öf bile demeyin” emrini hatırlayın.

 

Sual: Dinimiz anne babaya hürmette kusur etmemeyi emrettiği halde, Yavuz Sultan Selim hangi sebeple babasına savaş açıp padişah olmak istemiştir?

Cevap: Dini korumak ana-baba hakkından önce gelir. Yavuz Sultan Selim, Şiî tehlikesinin Anadolu halkını tehdit ettiğini ve babasının yumuşak siyasetinin menfi neticeler doğurduğunu yakından gördü. Bu bakımdan İslâm tarihindeki hizmeti çok büyüktür.

 

Sual: Çarşamba gününün menfiliğine ve uğursuzluğuna, eski kavimlerin Çarşamba günü helâk olduğuna dair bir hüküm var mıdır?

Cevap: İslâmiyette uğurluluk vardır; ama uğursuzluk yoktur. Çarşamba uğurlu bir gündür. Hadîs-i şerifte, “Bu gün başlanan bir iş tamama erer” buyurulmuştur. Allah’ın nûru (Buhârî), ağaçları, şehirleri ve mamureleri (Hâkim) Çarşamba günü yarattığı da hadîs-i şerifte geçer. Çarşamba günü hacamat olmak (kan aldırmak) tavsiye edilmemiştir. Eyyüb Peygamber’in bu gün hastalandığı, cüzzam ve baras hastalığının umumiyetle bu günlerde ortaya çıkacağına dair rivayetler zikredilir (Hâkim). Ayın son Çarşambası’nın bereketsiz olduğuna dair bir rivâyet de vardır (Hatîb).

 

Sual: Bazen arkadaşlarımla görüştüğümüzde, mektep günlerinden tanıdığım bazı kişilerin kötü davranışları hakkında konuşuyorlar. O şöyle dengesiz, bu böyle kötü arkadaşlarla geziyor gibi. Bu konuştukları kişiler dinini yaşayan kimseler de değildir. Acaba gıybet oluyor mu?

Cevap: Aleni günah işleyenleri, başkalarını şerlerinden korumak veya ona acıdığı için konuşmak gıybet olmaz ise de faydasız sözlerdir. İnsanlara acımalı, ıslahı için dua etmelidir.

 

Sual: Keyif için kahve falına bakmak caiz midir?

Cevap: Eğlence olsun diye bakıp, gaybı bilmek iddiasında değilse küfr olmaz ise de, boş iştir. Zamanla insan inanmaya başlar. Bu takdirde -Allah saklasın- imanını kaybedebilir.

 

Sual: Televizyonda burçlar hakkındaki tabirleri dinlemek caiz midir?

Cevap: Burçların insanın kaderi, geleceği ve karakteri ile alâkası yoktur. Bunlarla meşgul olmak en azından boş iştir. İnsanı bu yolla gaybdan haber vermeye kadar götürebilir. O zaman çok daha mahzurlu olur. Burçlar ile astronomi ilmine faydalı olacak kadar uğraşılır. Dinde bir yeri yoktur.

 

Sual: Bazı medyumlar, “Kaybolan şeyleri ve başınıza gelecekleri biliyoruz” diyorlar. Bunlara inanmak ve para vermek küfr olur mu?

Cevap: İslâmiyete göre gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Bir de bildirdiği peygamber ve evliya zatlar bilebilir. Gaybı Allahtan başkasının bilemeyeceğini bilip de bunların geleceğe bildiğine inanmak küfr olur. İslâmiyet, kaybolan kişiyi ve şeyleri bildiğini söyleyen ve bulanların, bunları cinlerden öğrendiği şeklinde izah eder. Bu zaten gayb değildir. Gayb, gelecekte olacak şeylerdir. Şu anda kaybedilen bir mal, sahibi için gayb ise de, aslında gayb değildir. Çoğu bilgi de böyledir. Bu gibi kişilere gidip, gelecekten haber sormak caiz değildir.

 

Sual: Yıldıznâme nedir? Yıldıznâmeye bakmak caiz midir?

Cevap: Yıldıznâme, herkesin doğduğu tarihe bakarak, daha evvel bu tarihte doğanların hayatı boyunca başına gelenlerin bir nevi istatistikî verilerine göre başına gelecek işler ve zamanları hakkında tabirde bulunmak demektir. Herkesin bir yıldızı olduğu, o kişinin başına gelecek işlerin bu yıldızın gökte bulunduğu mevkiye göre tayin edildiği kabulüne dayanır. Boş bir iştir. İnsanı küfre sürükleyebilir.

 

Sual: Yatırlara para bırakmak, mum, süpürge getirmek, yatırların yanındaki havuza para atmak caiz midir?

Cevap: Yatırlar yanındaki havuza para atmak, buranın hizmetine bakan türbedara yardım etmek, sadaka vermek demektir. Caizdir, makbuldür. Buraya getirilen mum ve süpürge de yatırın temizliği için kullanılır. Para ise, türbedar için sadaka sayılır. Yatırdaki velinin ruhu için adak yapılır. Böylece dileğinin gerçekleşmesinin kolaylaşacağına inanılır. Dileği gerçekleşince de bu adağını yerine getirir. Bu da caizdir. Mezardakilerin muma, paraya ihtiyacı yoktur. Bunlar fakirlere sadaka edilip sevabı bu mezardakine hediye edilince sevinir ve istifade eder. Mübarek bir zat ise, ruhu yardım eder.

 

Sual: Büyük ikramiyeli yarışmalara katılıp oradan kazanılacak parayı yemek caiz midir?

Cevap: Kumar oynamak caiz değildir. Buradan çıkan dârülislâmda ise ikramiyeyi fakirlere dağıtmak gerekir. Dârülharbde günah mahfuz kalmak üzere, ikramiyeyi yemek İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre câizdir.

 

Sual: Fıkh bilgilerine çalışırken, fazladan ibadet yaptığımda aklıma “Senin gibi böyle yapan kaç kişi var, ne güzel ibadet ediyorsun” gibi düşünceler geliyor. Ucb günahını işlemiş oluyor muyum?

Cevap: Ucbdur. “Ben kendimi böyle biliyorum. Benden çok daha iyiler vardır, ama benim bundan haberim yoktur” demeli.

 

Sual: Anne babaya her zaman uymak gerekir mi? Gerekmezse bunun sınırları nelerdir?

Cevap: Anne babanın meşru, dine uygun emirlerine uyulur. Dine uymayan ve keyfi emirlerine uyulmaz. Ama isyan da edilmez.

 

Sual: Açıkça günah işleyen bir kişiye arkasından konuşarak, geri zekâlı, salak gibi kelimeler kullanılsa, sövülse, bu gıybete girer mi?

Cevap: Açıkça günah işlemekten sakınmayan kimsenin, bu günahı işlediği söylenirse, gıybet olmaz. Başka hususlarda kötülemek, sövmek gıybet olur.

 

Sual: Karşımızdakine şaka maksadıyla bir şey söylesek, karşımızdaki de üzülse haram işlemiş olur muyuz?

Cevap: Şaka insanı üzerse, günah olur. Buna şaka da denmez. Dinleyeceği tahmin edilen kimseye tenhada yumuşak bir şekilde söylenir. Çok şaka yapmamalı; kırıldığı hissedilen kimsenin gönlünü alıp helâlleşmelidir.

 

Sual: Herhangi bir müstehabı, edebi terk eden, yanlış bir iş yapan bir kişiyi, bağırarak, yüksek sesle ikaz edersek, kalbini kırmış, haram işlemiş olur muyuz?

Cevap: İkaz yüksek sesle, bağırarak, başkalarının yanında, sert şekilde olmaz. Hazret-i Peygamber, gördüğü yanlışları, kişinin yüzüne ulu orta söylemez; bazıları şöyle şöyle yapıyor, bu yanlıştır diyerek umumî bir şekilde ikaz ederdi.

 

Sual: Şiîlerden ya da diğer bid’at sahiplerinden seyyid olan var mıdır?

Cevap: Seyyid (evlâd-ı resulden) olmak, günah işlemeye, bid’at ehli olmaya engel değildir. Bid’at da neticede bir günahtır. Mesela İran’da siyah sarıklı olanlar seyyid olarak bilinir. Seyyid Sıbgatullah Hizanî’ye, “Bid’at ehli seyyidlere nasıl davranalım?” diye sormuşlar. Zâtına hürmet, sıfatlarını sevmemek lâzımdır, buyurmuş (Minah). Nasıl fâsık kötü amelinden dolayı sevilmez, ama imanından ve başka iyiliklerinden dolayı sevilirse, aynen böyledir.

 

Sual: Zimmîlere dair olarak Müslümanların tavırları ilmihal kitaplarında yazılmıştır. Acaba günümüzdeki gayrımüslimlere (özellikle zararı olmayan) davranışlarımız nasıl olmalıdır?

Cevap: Kur’an-ı kerim, gayrımüslimleri dine, müslümanlara zarar veren ve vermeyen diye ikiye ayırıyor. İslâm devletinde birincisine harbî, ikincisine zimmî denir. Dine ve Müslümanlara zarar vermeyen gayrımüslimlere iyilik yapmak yasaklanmamıştır. Büyüklerimizden işittik: Herkese güler yüz, tatlı dil ile muamele etmelidir. Kimseyi düşman edinmemelidir. Kimsenin malına, canına ve ırzına tecavüz câiz değildir.

 

Sual: Öldürülmesi vâcip olan hayvanlar nelerdir?

Cevap: Zarar vermeyen hayvan öldürülmez. Hazret-i Peygamber, simsiyah ve gözünün üzerinde çukurluk bulunan köpeğin şeytan olduğu gerekçesiyle öldürülmesini emretmiştir. Hadis-i şerifte, “Hayvanlardan fâsık (zararlı) olan şu beşi Harem-i şerifde bile öldürülebilir: Karga, çaylak, fare, akreb ve saldıran köpek” buyuruluyor. Zehirli kertenkele için de böyledir. Anlaşılıyor ki, ekseriya zarar veren hayvanları öldürmek câiz, hatta müstehab oluyor. Zararı kat’î ise vâcib oluyor.

 

Sual: Bir kimse, kelime-i şahadet getirip müslüman olan bir Alman kadın ile evlendi. O zamandan beri kadında tek bir İslâm alâmeti mevcut değildir. Bu kadından ayrılırsa, çocuklar babadan kopma tehlikesi vardır. Bu halde çocuklara İslâmî terbiye veremezse, baba şer’an mes’ul müdür?

Cevap: İslâm hukukuna göre fâsık bir erkek veya kadınla evlenmek sahih olmakla beraber, günahtır. Kadın çocukları alır da, İslâmî terbiyeden mahrum olarak büyürlerse, baba mes’uldür. Belki günahı, mecburiyet sebebiyle, benzerlerinden daha az olur.

 

Sual: Fâsık akraba ziyaret edilir mi? Fâsığın ölçüsü nedir?

Cevap: Günah işlemeye sevketmiyorlarsa ziyaret edilir. Onlara emri maruf yapılmış, müslümanlık sevdirilmiş olur.

 

Sual: Her gün yatsı namazından sonra hemen yatıyorum. Saat 3’te kalkıp ders çalışıyorum. Öğlen 11’re kadar. Ama bir bakmışım çok az ders çalışmışım. Her gün öyle oluyor. Vaktin bereketli olması için ne yapmak lazım?

Cevap: Planlı ve programlı hareket edenin vakti bereketli olur. Sabah namazına kalkmalı, sonra yatmamalı. Mümkünse gündüz biraz uyumalı. Gece erken yatmalı. Boş işlerle çok uğraşmamalı.

 

Sual: Müslüman müslümanın gözlerine uzun baksa (rahatsız edecek derecede) edepsizlik olur mu?

Cevap: Müslüman, kimseyi eliyle, diliyle, gözüyle incitmeyen kimsedir.

 

Sual: Şirk-i celî ne demektir?

Cevap: Riyâ demektir. Yani amellerini Allah rızası için yapmamak, mesela başkalarına yaranmak için yapmak demektir.

 

Sual: Hazret-i Peygamber’in soyundan gelenler, açıktan günah işlese, âsi olsa yine de sevmemiz lâzım gelir mi?

Cevap: Sıradan bir Müslüman da günah işlese, iyi işleri için sevilir; kötü işleri sevilmez. Evlâd-ı Resul’den olup âsi olanların da zâtı sevilir, sıfatı olan o günah sevilmez.

 

Sual: Bir zât, televizyondaki sohbetinde, Sultan Abdülmecid’in içki içtiğine dair Cevdet Paşa’nın şahadeti olduğunu söyledi. Aslı var mıdır?

Cevap: Cevdet Paşa da bu hususta gördüğünü değil, işittiğini yazıyor. Hadis-i şerifte, “Bir kimseye yalan olarak her duyduğunu söylemek yetişir” buyuruluyor. Herkese hüsnü zan etmelidir. İyi bilinmeyen şeyin ardına düşmemelidir. Sultan Abdülmecid’in içki içtiğini gören bir kimsenin şahidliğine rastlamadık. Kendisi dindar ve yüksek meziyetlere sahip bir insandı. Böyle bir şahsiyet zaafı göstereceğine inanılamaz.

 

Sual: Bilgisayar oyunları, atari oyunları, PS3 oyunları gibi sanal video oyunlarını sıkılınca oynamak mubah mıdır? Zar bulunan oyunları oynamak caiz midir?

Cevap: Her çeşit oyunun, zevk için değil de, sıkıntıyı def etmek için kumarsız ve farza mâni olmayacak şekilde ara sıra oynamanın İmam Ebu Yusuf’a göre câiz olduğu İbni Abidin’de yazılıdır.

 

Sual: Anne ve baba hakkı mevzuunda bilgi almak isterim. Küçüklüğümden beri sorumsuz, çalışmayan, hep kendini düşünen, eskiden alkol problemi olan ve halen çocukları ve eşi için sorumluluklarını yerine getirmeyen bir babayla beraberiz. Bu durum bizi çok yıpratıyor ve çok üzüyor. Ben de ister istemez babama karşı bir soğukluk ve öfke var. Bazen evlat olarak davranışlarımdan ötürü vicdan azabı çekiyorum. Anne ve babamız, içki, kumar, zina gibi büyük günahları işleseler de, biz evlat olarak onlara nasıl davranmalıyız ki Allah bizden razı olsun?

Cevap: Anne ve babanın günahkâr, ahlaksız veya imansız olması, onlara karşı hürmet ve hizmet etme mükellefiyetini değiştirmez. Dine uygun emirleri dinlenir; dine uygun olmayan emirleri dinlenmez, itiraz ve isyan da edilmez. Islahları için dua edilir. Peygamber dışında hiç kimseyi bütünüyle sevmek emrolunmadı. İmanları ve iyilikleri sevilir. İmansızlıkları ve kötülükleri sevilmez.

 

Sual: Kur’an-ı Kerim öpülür mü?

Cevap: İbadet olarak değil, hürmeten öpülür.

 

Sual: Evde televizyonda haberleri ve dokümanter filmleri seyrediyoruz. Çocuklar internet kafede oyun oynuyorlar. Bunları eve bağlamak için eve internet bağlatmamın mahzuru var mıdır? İnternetten müziksiz ilahi dinleyen sevap kazanır mı?

Cevap: Teknoloji zamanı yiyen bir kurttur. Bugün televizyon, birçok lüzumsuz ve zararlı program ile insanın zamanını çalmakta, kendine, ailesine ve çevresine karşı mükellefiyet ve mesuliyetlerini yerine getirmesine mâni olmaktadır. İnsan kendisini yetiştirmek için lüzumlu zaman ve imkânı bulamamaktadır. Bunun farkına varsa bile, kendisini kurtarma imkânını elde edememektedir. Bir nevi ibtilâ (bağımlılık) yapmaktadır. Üstelik siz haber veya dokümanter gibi faydalı programları seyrediyormuşsunuz, kendinize hâkimmişsiniz. Ya evdekiler? İnternet de bundan farklı değildir. Çocukları korumak için eve internet bağlatmamalı, internet kafeye de göndermemelidir. Bilgisayar almalı, içinde ebeveynin kontrol ettiği oyun ve filmler bulunmalıdır. İlahi dinlemek mübahtır. Mübahlar iyi niyetle yapılırsa sevap olur.

 

Sual: Bazı çikolata ve bisküvi paketlerinin üstünde muhteviyatı Arapça yazılıdır. Çikolata veya bisküviyi yiyince, bu ambalajı yere atmak caiz midir?

Cevap: Arab alfabesi, İslâm dininin kıymet verdiği hususlardandır. Buna dinî metinler dışında da hürmet etmek gerektiği kitaplarda yazmaktadır. O halde bu gibi ambalajları yakarak veya okunmayacak şekilde yırtarak imha etmelidir. Mümkün olmazsa ayak altına değil, çöpe atmalıdır. Bu da mümkün olmazsa özür olur.

 

Sual: Arabada ekzos sesi ve lastik sesi çıkararak, arabayı patinaj yaptırarak komşulara karşı kul hakkına düşülür mü? Helâlleşmek gerekir mi?

Cevap: İnsanları her ne şekilde olursa olsun rahatsız etmek günahtır. Bu hak bugün en çok trafikte ortaya çıkmaktadır. Arabayı sıkıştırmak, gereksiz yere sollamak, hatta sol şeritte ağır gidip arkasından gelenleri bekletmek, parayı zamanında hazırlamayıp gişede sıra meydana getirmek, korna çalınmasına sebep olmak, yayaya yol vermemek, kaldırıma parketmek, gereksiz klakson çalmak, egzosunu tamir ettirmediği için kötü koku ve duman salmak, kasden patinaj veya ani fren yaparak ses çıkarmak gibi hallerde kul hakkı doğar. Bunlar istenmeden veya zaruret sebebiyle olursa, günah olmaz ise de, araba sahibi olup trafiğe çıkmak başlı başına bir mesuliyettir.

 

Sual: Bekâr kimse günahtan kaçmak için çalışmak istemese, uygun mudur? Kimyâ-yı Saadette bekâr kişini tevekkülü bahsini okurken, öyle anladım. Yanlış mı anlamışım?

Cevap: O yazılanlar büyüklere mahsustur. Sıradan insanlar çalışmalı, para kazanmalı, güzel yaşamalı, evlenmeli, bir hanımın mesuliyetini almalı, iyi evlatlar yetiştirmeli, dinine, vatanına ve milletine hizmet etmelidir. Bugünki insanların tevekkül için çalışmaması, ancak tembelliktendir.

 

Sual: Kimyâ-yı Saadet’te tasavvuf büyüklerinin çarşıda pazarda halk arasında dolaşmaları tevekkülün az olduğuna alâmettir deniliyor. Bunu tam anlayamadım?

Cevap: Tasavvuf büyüklerinin kazanç temin etmede hırslı olmaları hoş değildir.

 

Sual: İnsanın dağ, orman ve nehir manzarasını çok sevmesi; çevredeki gösterişli evlere lüks arabalara imrenerek bakmak kalbi dünyaya bağlamak mânâsına gelir mi?

Cevap: Kalbi dünyaya bağlamak, dünya işleri için Allahü teâlâyı unutmak, yani dinin emir ve yasaklarını ihmal etmek demektir.

 

Sual: Kimyâ-yı Saadet gibi muteber kitaplarda ticaret yapmak için deniz [ve hava] yolculuklarına dalmamalıdır deniyor. Aynı şehre hem kara, hem hava yoluyla gidilebiliyorsa, kara yolunu mu tercih etmek lâzımdır?

Cevap: Dünyalık kazanmak için kendisini tehlikeye atmamalıdır, demek istiyor.

 

Sual: Fâsıklara ve bid’at ehline karşı da tevazu göstermemiz, güler yüz ve tatlı dil ile umamele etmemiz gerekir mi, yoksa tekebbür mü etmeliyiz ?

Cevap: Her zaman mütevazı olmalıdır. Herkese güler yüz ve tatlı dil ile muamele etmelidir. Kimseyi düşman etmemelidir.

 

Sual: Gencim ama, ölümden çok korkuyorum. Bana ne tavsiye edersiniz?

Cevap: Ölümden herkes korkar. Ama bilin ki öldükten sonra ebedi bir hayat ve cennet ve sevdiklerimize kavuşmak var. Tevbe edin. Dünyada nice büyük insanların bile öldüğünü düşünün. Bunun için kabirleri ziyaret edin. Elle gelen düğün bayram demişler.

 

Sual: Ciddi maddî sıkıntı içindeyim. Ahlakî ve dinî yaşantısı kötü zengin bir akrabam, bana para vermeyi teklif etti. Kabul etmedim. O halde bir miktar parayı ödünç veriyorum diyerek verdi. Ben de aldım. Bunun dinen mahzuru var mıdır? Ödünç vermesini kabul etmem zillet sayılır mı?

Cevap: Cenab-ı Peygamber, “Ya rabbi sevmediğin kullarından bana iyilik nasib etme, ta ki gönlüm onlara meyletmesin” diye dua edermiş. Mecbur kalmadıkça böylelerinden iyilik kabul etmemelidir. Borç almayı zaruret kılan bir hal varsa, başkasından da bulunmuyorsa alınabilir. Allah yardımcınız olsun.

 

Sual: Müslümanlar kiralık ev sıkıntısı çekerken, evini boş tutmak günah değil midir?

Cevap: Günah değildir, ama hoş da değildir.

 

Sual: Eskiden kasaplar belli bir yıldan sonra bu mesleği değiştirirlermiş. Acaba aynı hal, cerrahlar için de mevzubahis midir?

Cevap: Kasaplık, avcılık, cerrahlık gibi meslekler, bunları icra edenlerin kanıksama sebebiyle kalbinden merhamet izi silinir endişesiyle eskiden pek makbul tutulmamıştır. Mutlak bir hüküm değildir.

 

Sual: Para kazanmak için boks maçı yapmak caiz midir?

Cevap: Hayır. Para için ve rızası ile dahi olsa bir insanı dövmek, hele yüzüne vurmak câiz değildir.

 

Sual: İş yerimizde toplantılarda; personelin iş yerindeki, hali, davranışları, çalışma performansı hakkında konuşmalarımız oluyor. Bu konuşmalarımız gıybete girer mi?

Cevap: Girmez. Çünki gıybette kötülemek maksadı vardır. Nitekim fetvâ sorarken, dâvâ açarken, şâhidlik yaparken, engelleyecek birine söylerken gıybet olmamaktadır.

 

Sual: Bilgisayar ve televizyon başında vakit geçirip çok geç yatıyorum. Dinimizce geç yatmanın hükmü nedir?

Cevap: Ahlâk kitaplarında, yatsı namazından sonra yatmalı, sabah namazından sonra yatmamalıdır diyor. Öğleyin biraz uyumak sünnettir. Teknoloji, zamanı yiyen bir kurttur.

 

Sual: İkindi vakti ile akşam ezanı arası uyumak, sağlık açısından ve dinen mahzurlu mudur?

Cevap: Bunun mahzurlu olduğu hadis-i şerif ile sabittir ve tenzihen mekruhtur. Bu uyku, insanı serseme döndürür.

 

Sual: Büyük konuşmak diye bir şey var mıdır? Büyük konuşunca başına gelir, derler. Bunun İslam’da bir izahı var mıdır?

Cevap: “Bir başkasını, din ve dünya işinde ayıplayan kimsenin başına bu iş gelmeden ölmez” hadis-i şeriftir.

 

Sual: Evde bulunan haşereleri öldürmek câiz midir?

Cevap: Zarar veren hayvanları acı çektirmeden öldürmek câizdir.

 

Sual: Trafik kaidelerine uymamak günah mıdır? Trafik kazâsındaki ölüm yahut yaralanmadan dolayı tazminat almak câiz midir? Diyet veya tazminatın miktarı ne kadardır?

Cevap: Trafik kaideleri örfe girer. Uymak vâcibdir. Dârülharbde, hata benzeri adam öldürmenin cezası Hanefî mezhebinde yalnızca keffarettir. Diyet gerekmez. Diğer üç mezhebde ise diyet ödenir. Tazminatı bu üç mezhebe göre almak ve vermek câiz olur.

 

Sual: Üniversitelerde 2. öğretimde okuyan bir kişi için kopya çekerek dereceye girip, 1. öğretim parası ödemesi kul hakkına girer mi?

Cevap: Mevzuata uymamak doğru olmaz.

 

Sual: İş yerindeki amirlerimizi tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi? Hakaret içermeyen, fakat kınayan sözler söylemek de kul hakkına girer mi?

Cevap: İnsanın duyunca üzüleceği bir kusurunu arkasından söylemek gıybettir. Hakaret olması gerekmez.

 

Sual: Tul-i emel nedir? Bazen kafamda geleceği tasarlıyorum. Birkaç yıl içinde yapacaklarımı planlıyorum. Bu tul-i emel denen günah kapsamına girer mi?

Cevap: Girmez. Tul-i emel uzun yaşayıp, ölmeyi hiç istememek, bir yandan da nasıl olsa zamanım var, yaparım diyerek dinin emirlerini savsaklamak demektir. Çok yaşayıp iyi işler yapmayı uman; bir yandan da dinine, ailesine, cemiyete karşı vazifelerini ihmal etmeyen kimse tûl-i emel sahibi değildir.

 

Sual: Hanımım, anne ve babamla görüşmeme kararı aldı. Ben de bundan dolayı kayınbaba ve kayınvalidemle görüşmeyeceğim. Dinimizin bu mevzudaki hükmü nedir?

Cevap: Bir erkek veya kadın için kayınpeder ve kayınvâlide ile görüşmek dinen zaruri değildir. Ancak eşini üzmek, onun hatırını gözetmemek akıllı insanın işi değildir.

 

Sual: Kayınvalidenin, oğluyla gelininin yatağına yatıp uyuması uygun mudur?

Cevap: Uygun değildir. Ama haram da değildir.

 

Sual: Avrupa’da içki satılan (içkili) lokanta açmak ve çalıştırmak caiz midir?

Cevap: Câiz ise de kazancı tayyip değildir.

 

Sual: Ekmek ve yemek artıkları lavaboya dökülebilir mi?

Cevap: Bu zamanda şehirlerde umumî belvâdır (zarurettir), dökülebilir.

 

Sual: İslâmî prensiplere aykırı davranılan düğünlere gitmek câiz midir?

Cevap: Uygun olmamakla beraber, akraba arasında fitne çıkmaması için gidilir, kısa oturulur.

 

Sual: Televizyonda gördüğümüz kişilerin hoşlanmadığımız hareketlerini tenkid etmek gıybete ve kul hakkına girer mi?

Cevap: Kötülenen kimse şahsen tanınmıyorsa, gıybet sayılmaz. Yine de yapmamalıdır.

 

Sual: Size bir soru sordum, aynı soruyu başkasına sordum, cevabını aldım, daha fazla sormanıza gerek yok dedi. Ama içimde ya bir başkasından başka bir cevap duyarsam diye bir şüphe var. Başkasına da sormalı mıyım? Yoksa benim aldığım cevabın aksine bir şey duymuş olsam bile ben nasıl olsa sormuştum cevabını almıştım demem mi gerekir?

Cevap: Bir mesele olduğu zaman muteber ilmihal kitaplarına bakmalıdır. Cevabı bulunamazsa, ilmine ve takvasına hüsnü zan edilen birine sorulur. Alınan cevaba göre hareket edilir. Dilerse birkaç kişiye sorulur, içine yatana uyar. Tek kişiye sormak mecburiyeti yoktur.

 

Sual: Herkes seni severse imanından şüphe et, sözü doğru mudur?

Cevap: İnsanlarda kötülük galiptir. Bir kimseyi herkes seviyorsa, ya çok iyi birisidir; yahud herkesin hoşuna gidecek kötülükleri vardır demektir.

 

Sual: Simit, poğaça gibi şeyler yiyorum. Poşette bir sürü susam, kırıntı oluyor. Bunları sobaya, çöpe atmak câiz midir? İsraf olur mu?

Cevap: Bunları yemeli, yoksa hayvanlara vermeli veya hayvanların yemesi için ayak basılmayan bir yere silkelemelidir. Bu mümkün olmazsa, çöpe veya ateşe atılabilir.

 

Sual: Annem kola içmemi emrediyor. Ben ise içmiyorum. Bunun gibi sağlık açısından veya başka mevzularda aslında yapılması uygun olmayan ama haram veya mekruh da olmayan şeyleri emredince yapmamak günah mıdır?

Cevap: Anne ve babanın dine, akla uygun, gayrı meşru veya keyfi olmayan emirlerine uymak gerekir. Sağlık müsait ise arada kola içmeli, anne ve babanın gönüllerini hoş etmelidir. Böyle olmayan emirlerine uymak lâzım olmaz ise de, itiraz etmemeli, sonra yaparım demelidir.

 

Sual: Şu andaki Osmanlı hanedanı mensuplarının görüntüleri tamamen yabancı memleket insanlarına benziyor. Siz çoğunu yakından tanıyorsunuz. Dinî inançları hassasiyetle devam ediyor mu? Ediyorsa bilhassa hanımlar neden böyle alafranga haldeler?

Cevap: Evinden, ailesinden, sevdiklerinden, malından, memleketinden atılmış, gurbet ellerde sefalet içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olan insanlardan daha fazla ne beklenebilir? Türkiye’de daha iyi şartlarda yaşayan hoca, hacı, âlim, veli çocukları ne haldeler? Hanedan mensuplarının imanı bütündür. Dine hürmetkârdır. Müslüman memleketinde yaşayanların gördüklerini, işittiklerini görüp işitselerdi, onlardan çok ileri giderlerdi. Dedelerinin hürmetine kendilerine tazim edilir. Yanlış işleri için de Allah ıslah ve affetsin denir.

 

Sual: Politikacılar, sanatçılar hakkında kötü şeyler söylemek, gıybet olur mu?

Cevap: Söylenenler yalan ise iftira olur. Doğru ise gıybet olur. Alenî işlenen kabahatler, utanmadan yapılanlar söylenebilir. Gizli suç ve kabahatleri söylemek gıybet olur. Meşhur şahsiyetler hakkında söylenenleri ihtiyatla karşılamak lâzımdır.

 

Sual: Gazetelerde mübârek isimler olabiliyor. Bazen fark edemeyip bu sayfaları kullanıyoruz. Mahzuru olur mu?

Cevap: Umumi belvadır, zarurettir. Kaçınmak çok zordur

 

Sual: İbrahim’e İbo, Zeyneb’e Zeyno, Fethullah’a Fetoş denirse günah olur mu?

Cevap: İbo veya Zeyno diye meşhursa caizdir. Değilse, mübarek isimleri değiştirmek çok mahzurludur. Mübarek isim olmasa bile, sahibi üzülürse caiz değildir. Mesela malum terörist, Apo diye meşhurdur. Bu ismi kullanmak caizdir. Fatoş adında artistler vardır. Bunu söylemek böyledir.

 

Sual: Allahü teâlânın, peygamberlerin isimlerini anarak dilenenlere bir şey vermemek, Allahü teâlâya ya da peygamberlere hürmetsizlik mi olur? Bunlara nasıl davranmalı?

Cevap: Hürmetsizlik olmaz. Tam tersine, Allahü teâlâ ve peygamberlerin ismini dünyaya âlet ederek bir şey istemek doğru değildir. İbni Abidin der ki: “Fiilen veya kazanan sağlam kimse gibi kuvvetli ve bir günlük yiyeceğini çıkaran kimsenin dilenmesi helâl değildir. Onun hâlini bilip de kendisine sadaka veren de günahkâr olur. Çünkü harama yardım etmiştir”. Bu zamanda dilencilere para vermek doğru değildir. Verilirse de bir şey gerekmez, Allah kalbdeki niyete göre ecr verir inşallah.

 

Sual: Takiyye nedir, müdârâ ve müdâhene ile münasebeti var mıdır? Bu çerçevede Hazret-i Peygamber aleyhisselâmın, Ammar bin Yasîr’e müşriklerin işkencelerinden kurtulmak için istediklerini söylemesine izin vermesini nasıl anlamalıyız?

Cevap: Takıyye, icab ettiği zaman, hakiki fikrini, inancını saklamak demektir. Caferiyye Şiasında bir inanç esasıdır. “Nasıl Hazret-i Ali, güyâ, kabul etmediği halde Hazret-i Ebubekr, Ömer ve Osman’a takıyye yapmışsa, Şiîlerin de Sünnilerin güçlü olduğu yerlerde böyle yapması gerekir” şeklinde bir kaidedir. Ehli sünnete göre, dinini ve canını korumak için, müdârâ yapmak câiz ve lâzımdır. Bir müslümanın, dini sebebiyle eziyet görecekse, canı, malı, ırzına zarar gelecekse, yalan söylemesi, inancını saklaması, küçük veya büyük günah işlemesi câiz olmaktadır. Müdâhane ise dünyalık elde etmek için dinden taviz vermek demektir. Câiz değildir. (Berika)

 

Sual: Evliyâdan Bişr-i Hâfî’nin, sokakta başı açık yürüdüğü rivâyet olunuyor. Bunu belirtmeye niçin ihtiyaç duyulmuş olabilir?

Cevap: Berika’da diyor ki: “Başkalarının günâha girmemeleri için, bir kimsenin mübâhları terk etmesi iyi olur. Fakat sünnetleri, hattâ müstehabları terk etmesi câiz olmaz. Meselâ gıybet yapmamaları için, misvâk kullanmağı, sarık sarmağı, yalın ayak gezmeği, merkebe binmeği terk etmek iyi olmaz. Bişr-i Hâfî, sokakda yalın ayak yürürdü”. (I/585-586). Başı açık gezmek sünnet veya müstehab değildir. Ama yalın ayak gezmek böyledir. Bişr-i Hâfî’nin, hâfî lakabı da bunun için verilmiştir ki yalın ayak demektir.

 

Sual: Kız arkadaşımla evlenmeyi düşünüyoruz. Ancak bu zamana kadar günah işlememek için nikâhlanmak istiyoruz. Ancak bunu ailelerimize ve çevreye duyuramayız. Bunun mahzuru var mıdır?

Cevap: Nikâhta üç mezhebde kızın velîsinin bulunup akid yapması şarttır. Hanefî’de ise İmam Muhammed’e göre velînin izni aranır; diğer iki imama göre velî denklik bulunmaması hâlinde sonradan isterse nikâhı bozabilir. Hazret-i Peygamber gizli nikâhtan hoşlanmazdı. “Nikâhları ilan ediniz. Def çalınız” buyurmuştur (Nesaî, Tirmizî). Düğünde def çalınması, sadece eğlence için değil, herkese bu evliliği alenileştirmek içindir. Evlilikten maksat da budur. İki şâhid aleniyetin asgarisidir. Üstelik bugün için nikâhlar belediyeye kaydedilmedikçe kanun önünde muteber addolunmuyor. Miras, nafaka ve nesep hususunda problemler çıkıyor. Ayrıca bu şekilde evlenenler, kendilerini bu nikâhla bağlı görmüyor; nişanlılık hissiyatından kurtulamıyor. Basit bir sebeple işi bozabiliyor. Bu takdirde başkalarının duymadığı bir ayıp meydana geliyor. Bu erkek veya kız sonradan başkasıyla evlenecek olsa, mazisi mechul oluyor. Bu ise insanları kandırmaktan başka bir şey değildir. Şu halde bu zamanda gençlerin rağbet ettiği dinî nikâh, flörtü meşrulaştırmaya yarıyor. İslâmiyetin nikâhtan maksadı bu değildir.

 

Sual: Bazen sevmediğimiz düşman olduğumuz kişiler için bunu öldürmek lazım, bunun gibileri asmak, kesmek lâzım gibi laflar kullanıyoruz. Böyle söylemek mahzurlu mudur?

Cevap: Haklı bir sebep yoksa, böyle sözler söylemek tehlikelidir. Dayağı hak etmemiş birisi dövüldüğü, ölümü hak etmemiş birisi öldürüldüğü zaman ne iyi olmuş diyenin imanı tehlikeye girer. Dilini tutmalıdır. Zulme rızâ zulm, zulmü beğenmek ise küfrdür.

 

Sual: Bir arkadaş meclisinde dinî mevzular da konuşuldu. Ben kimseye sormadan ve gizlice bu sohbeti kaydettim. Böyle yapmam uygun mudur?

Cevap: Orada bulunanların izni olmadan sözlerini başkasına nakletmek, seslerini kaydetmek, başkasına dinletmek, bir insanın izni olmadan sesini kaydedip resmini çekmek, mektubunu okumak, bunu kopya etmek câiz değildir. Sünen-i Ebu Davud’da rivayet edilen hadis-i şerifte “Meclisler emânettir” buyuruluyor.

 

Sual: Bir insanın yaptığı hatadan, günahtan, kul hakkından veya aldığı bedduadan dolayı çocuğu veya torunu çeker deniyor. Bu doğru mudur? Eğer doğru ise Fâtır suresinin “Kimse kimsenin cezasını çekmez” meâlindeki 18. âyeti ile tezat arzetmez mi?

Cevap: Bu söz ile kasdedilen, bu suçun, kabahatin cezası değildir. Bundan doğan uğursuzluk, o kimsenin çoluk çocuğuna feyz-i ilahînin, inayet-i rabbanînin, lutf-ı sübhaninin gelmesine mani olur demektir. Veya bu hatadan doğan menfi netice, o adama ceza olarak çoluk çocuğunda ortaya çıkar. Veya çoluk çocuğu bundan dolayı sıkıntı çeker ve bu işin kötü olduğu, gelecek nesillere bile zarar verdiği anlaşılır. Böylece bir daha kimsenin yapmaması umulur. Ve böylece çoluk çocuğuna gelen sıkıntı, o suçu işleyen adam bakımından bir ceza, çoluk çocuk bakımından rahmet olabilir. Allah’ın işine akıl ermez. Kaldı ki bu söz mutlak değildir.

 

Sual: Bir müslümana sahte (kuru sıkı veya paintball silahı gibi) silah doğrultmanın hükmü nedir?

Cevap: Hazret-i Peygamber “Müslümana silah çeken, onu korkutan bizden değildir” buyurmuştur. Bu bakımdan gerçek silah zannediliyorsa veya korkutuyorsa uygun değildir.

 

Sual: Banyoya hangi ayak ile girmek gerekir?

Cevap: Helâya sol ayak ile girilir. Banyo, evin sair odaları gibidir.

 

Sual: Yurt dışında çalışan birisini işyeri çalıştığı saat üzerinden daha aşağı mikdarda sigorta yapıyor ve maaşı az gözüküyor. Böylece işçinin devletten yardım alma hakkı doğuyor. Bu yardımı almak uygun mudur?

Cevap: Düşük sigorta yapılmasından doğan farkı işyerinin ödemesi lâzımdır. Bu devletin borcu değildir. İşyerinin borcudur. Çünki işçi ile işyerinin anlaşması maaş+sigorta ödeme bedeli üzerindendir. Dârülharbde bile olsa, kandırarak bir kâfirden mal çekmek câiz değildir. Ancak anladığım kadarıyla devlet bu gibi hususlarda tolerans gösteriyor. Bir başka husus, eğer devlet o vatandaştan hakkı olmayan bazı şeyler (haksız vergi veya ceza gibi) tahsil etmişse, o zaman şahsın devletten alacağı doğar. Bu kadar mikdarı alabilir. Müslüman nerede bulunursa bulunsun İslâmiyetin güzel ahlâkının numunesi olmak mecburiyetindedir. Hele kanunlara uymamak, hele bir de neticede ceza doğuyorsa, caiz değildir. İşyerini şikâyet etmelidir.

 

Sual: Bazen firmaların ihale kazanmak veya müşterilerinden gelen bir talep sonucunda acil, hızlı bir şekilde ISO belgesi almak veya ISO sistemine sahip olmak ihtiyaçları oluyor. Sonra bu sistemlerini veya belgelerini kullanarak müşterilerine teklif veriyorlar veya ihaleye giriyorlar. Böyle firmalara ISO sistemini hızlı bir şekilde hazırlarken, dokümanların eski tarihli olarak hazırlanması durumu çıkıyor. Hatta geçmiş bir tarihte firmaya tarafımızdan eğitim(ler) verildiğinin kayıtları oluşturuluyor. Bazen de sistem tam sağlıklı olmadığı halde, o sistem çok sathî bir şekilde kontrol edip veya bazen hiç kontrol etmeyip vesika veriliyor. Firma da bu vesikayı kullanıyor. Piyasada bu tarz işlere ‘sabunlama iş’ deniliyor. Bu tür işlerde danışman veya denetçi olarak yer almak veya bu tür işlerde aracı, komisyoncu olarak bulunmanın ve buradan kazanılan paranın hükmü nedir?

Cevap: Müslüman dine de, kanunlara da riayet eder. Birisine para karşılığı veya meccanen haksız olarak menfaat temini caiz değildir. Bu işi hakkıyla yapan firmalara haksızlık olmaz mı? Üstelik ub işi yapan kimse, mesuliyet altına girer; takibata uğrar; en azından lekelenir. Bu bakımdan böyle işlere bulaşmamalıdır. Aldatan bizden değildir hadis-i şeriftir. Ancak haram liaynihi olmadığı için buradan elde edilen kazanca tesir etmez. Yani kazanç helaldir.

 

Sual: Bir kimsenin bir günahı işlediğine dair işaret varsa, mesela birisini bardan çıkarken gördüğümüzde, içki içmiş olabileceğini düşünmek, sui zanna girer mi?

Cevap: Sui zan, birisi hakkında açık ve kati bilgi olmadan, kötü düşünmek, onun kabahat işlediğini düşünmek demektir. Anlattığınız hâdise, sui zannın tam misalidir. Ama o kişi alenî içki içen birisi ise, sui zan olmaz ise de, yine de doğru değildir.

 

Sual: İmam Rabbanî hazretlerinin Mektubat kitabında sıkça, “Bazı zamanlar çoluk çocuğumuzun da bize düşman olacağı veya olduğu” ve “Evin, eşin ve çocukların idaresini Allahü teâlâ”ya bırakınız” deniyor. Ancak bunun ne şekilde yapılacağı tam olarak bildirilmiyor. Burada esas tema tevekkül müdür?

Cevap: Sâlikin meşguliyeti Allahü teâlânın rızasını kazanmak olmalıdır. Bu sebeple evdeki işler gibi basit dünya işlerini bu işin meraklısına tevdi etmelidir. Büyüklerimizden de böyle gördük. Mesela ev badana olacak; rengini hanımlar seçer. Çoluk çocuğun düşman olması, onların dünyalık istekleri o kadar artar ki veya onları hak yolda bulundurmak o kadar zorlaşır ki, sâlikin/müslümanın kendi işine/ibâdetine vakti ve gücü kalmaz, hatta seyr ü sülükünü terk bile edebilir demektir. Kendisini geçim için gereğinden fazla zorlamamalı, hırsa kapılmamalı, çoluk çocuğum ne olur diye düşünmemelidir. Âyet-i kerimede mealen “Kim Allah’ın dinine yardım ederse; Allah da ona yardım eder ve ayaklarını sıkı tutar” buyuruluyor.

 

Sual: Rabbimizden gelenlerin başımızın üstünde yeri vardır. Ama mesela eşi içki içen, sürekli eşini döven bir adama karşı o kadının tavrı ne olmalıdır? Mücadele mi, sabır mı?

Cevap: Mücadele edebiliyorsa eder. Edemiyorsa sabr eder. “Kötü bir şeyi düzeltemezseniz, sabredin. Allah düzeltir” hadis-i şeriftir.

 

Sual: Mesela şişman olan birini tarif ederken şişman demek ve ya uzun boylu birini tarif ederken uzun demek gıybet olur mu?

Cevap: Bu kişi o vasfı ile tanınıyorsa, tarif için söylemek câiz olur ise de yine de işittiği zaman üzüleceği bir şeyle vasıflandırmamalıdır.

 

Sual: 7 yaşında kız çocuğunun komşunun 6 yaşındaki erkek çocuğu ile evde oyun oynaması uygun mudur?

Cevap: Kız çocuğunun, erkek çocuk ile kontrollü bir şekilde oynaması câizdir. 12 yaşından itibaren ayrı oynarlar.

 

Sual: Obsesif kompulsif hastasıyım. Dinî ve dünyevî meselelerde o kadar çok vesveselerim oluyor ki hayat yaşanmaz bir hâle geliyor. Meselâ bir günaha düştüğüm zaman tövbe ediyorum. Ama bir kere tövbe etmekle içim rahatlamadığı için saatlerce, günlerce, bazen haftalarca durmadan tövbe ediyorum. İnsanların arasından uzaklaşıp karanlıklarda sürekli tövbe edesim geliyor. Vücudumdan devamlı sıcak ter boşalıyor. Acı ve ıztırap çekiyorum. Evin bodrumunda karanlıkta hergün saatlerce ağlıyorum. Bir ara her sabah acaba cinler eşyaların yerini değiştirmiş midir diye evi kontrol ediyordum. Evliliğim sarsılmaya başladı. Etrafımdaki insanlarda böyle bir şey görmüyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum?

Cevap: Bahsettiğiniz rahatsızlık bu zamanda çok kişide vardır. Farkında olmak çözmenin yarısıdır. Bu bir karakter meselesidir. Genleri değiştirmek zordur. Ama üstünü örtmek kolaydır. Şeytana alet olmamak lâzımdır.

Ayrıca tıbbî ve psikolojik yardım almalısınız. Bu rahatsızlık tam olarak geçmez ama hayatınızı normal olarak sürdürebilirsiniz. Böyle çok kimse tanıdım. Rahat yaşayın. Açık havada gezin. Deniz kenarına gidin. Bir hobi edinin. Fazla ibadet etmeyin, fazla dinî kitap okumayın. Bunlar, vesveseyi arttırır. Allah hayırlı şifalar versin, ferahlandırsın.

 

Sual: 6 dersten kaldığımız halde, ailemize 2 tane kaldı desek (2, 7’nin içinde olduğu için) veya filan yere gittin mi diye sorsalar, bugün gitmediğimiz halde daha önce gittiğimizi düşünerek gittik desek caiz olur mu?

Cevap: Yalan söylemek günahtır. Ama doğru söylendiği zaman fitne çıkacaksa, düşmanlığa sebep olacaksa, maddî veya manevî bir zarara yol açacaksa, bu takdirde ta’riz yapılır. Yani kinayeli konuşulur. İki mânâya gelen söz söylenir. Dürûğ-i maslahat-âmiz bih ez râst-ı fitne-engiz (İş bitiren bir yalan, Ehvendir fitne çıkaran doğrudan) demişler. Ta’riz sebebiyle başkasının hakkını yemek, ona zarar vermek câiz değildir. Hazret-i Peygamber, harbde düşmanı aldatmak için, karı-koca arasında geçimi temin için ve iki kişiyi barıştırmak için yalan söylemeye izin vermiştir.

 

Sual: Abdest ve gusülde lüzûmundan fazla su kullanmak isrâftır. Sekiz rıtl [3,5 kg] su ile sünnete uygun gusl edilebilir. Resûlullah aleyhisselâm bir müd [iki rıtl, 875 gr.] su ile abdest alır, bir sâ’ [4,2 kg] su ile gusl ederdi. Şu halde bu mikdardan fazla su kullanmak isrâf olur mu?

Cevap: Bu mikdarlar abdest ve guslde sünnet olan mikdarı ve alt limitleri bildiriyor. Bu mikdardan az kullanılırsa, abdest ve gusl tam olmaz. Bundan fazla kullanmak eğer ihtiyaç için ise mekruh olmaz. Nitekim Nimet-i İslâm’da der ki: Abdest ve gerekse gusl için dinimizin bildirmiş olduğu bir mikdar su yok ise de, herkesin kendi bünyesine göre lâzım olan sudan fazla su sarfetmesi ve her uzvunu üç defadan fazla yıkamak mekruhtur.

 

Sual: Mesai arkadaşlarımdan bazısı hakkında dedikodu ve suizanda bulundum. Bunları kendilerine söyleyip af dilemeye cesaret edemiyorum. Nasıl helâlleşmeliyiz?

Cevap: Bayram, kandil veya tatil iznine çıkma gibi vesilelerle umumî olarak helâlleşilir.

 

Sual: Talebelik hayatımda muvaffak bir talebe olduğum halde, imtihanlarda çok kopya da çekerdim. Memurluk imtihanında önümdeki kişiden 3, 4 tane soru bakmıştım. Acaba kul hakkından ötürü kazancım ömür boyu haram mıdır?

Cevap: Kopya çekmek kabahattir. Müslüman dine uyar, günah işlemez; kanuna uyar, suç işlemez. Ama talebelikte çekmek kabahat olmakla beraber, hak geçmediği için bundan doğan netice dinen mahzurlu değildir. Müsabaka imtihanlarında ise kopya mahzurludur. Ama bu da kazanca tesir etmez. Tevbe etmek ve imtihanda kaybedenler için hayırlı dua etmek lâzımdır.

 

Sual: Şair Mehmed Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine adlı şiirinde geçen “Bedr’in aslanları, ancak bu kadar şanlı idi” mısraının, dinen bir mahzuru var mıdır?

Cevap: Kur’an-ı kerimde övülen, Hazret-i Peygamber tarafından hepsinin cennetlik olduğu bildirilen, Eshab-ı kiramın ve peygamberlerden sonra insanların en üstünleri sayılan, bereket ve belâlardan korunmak için isimleri yazılıp evlere asılan Bedr kahramanlarını hafife alan bu ifadenin mahzurlu olduğu açıktır. İslamî hassasiyete sahip birinden beklenmeyecek bir sözdür. Çanakkale Harbi’ne katılan askerler içinde iman, amel ve ahlâk bakımından her çeşit insan vardır. Şairler, umumiyetle hisleriyle hareket eden kimselerdir. Böyle abartılı ifadelere meraklıdır.

 

Sual: Fısk meclisi ne demektir?

Cevap: İnsanların günah işlemek üzere toplandığı yerlere fısk meclisi denir. Çarşılar, otobüsler, her ne kadar dinin emirlerine uygun giyinmeyen kimseler de bulunsa, fısk meclisi değildir. Çünki günah işlemek için toplanılmış değildir. Fıkıh kitaplarında, fısk meclislerinde zaruretsiz bulunmak, zikretmek, hadis, fıkıh ve benzerlerini okumak günahtır der. Ancak fıskdan uzak durmak maksadıyla zikredilebilir. Hadis-i şerifte, “Gafiller arasında Allah’ı anan, hatırlayan, ölüler arasında diri gibidir” buyurulmaktadır.

 

Sual: Açıkça işlenen günahın tövbesi de açıkça yapılmazsa, bu tövbe sahih olmaz mı?

Cevap: Tövbe sahih olur. Ama başkaları bu günahı gıybet ederse günaha girmezler.

 

Sual: Bilip de yapmamanın cezası daha büyük olduğuna göre, dinî meseleleri öğrenmek istememek uygun mudur?

Cevap: Bilip de yapmamak, âhirette mazeret ileri sürememek demektir. Yoksa dinini öğrenmek bir vecibedir. Öğrenmezse, öğrenmediği için günaha girer. Dârülislâmda meşhur haram ve farzları bilmemek mazeret değildir.

 

Sual: Kur’an-ı kerimde “Zinâ etmeyin” denmeyip de, niye “Zinâya yaklaşmayın” deniyor?

Cevap: Zinâya sebep olan işlerden de uzak durulması istenmektedir. Yabancı kadınların çıplak tenine dokunmak, öpüşmek, sarmaşmak, baş başa yalnız kalmak, cilveleşmek zinâ mukaddimeleridir.

 

Sual: Düğünlerde gelin arabasının önünü kesip, para alıyorlar. Câiz midir?

Cevap: Düğünde, bahşiş alabilmek için, gelin arabasının önünü kesmek, gelinin sandığının üzerine oturmak, kapıyı kilitlemek gibi hareketler her ne kadar âdet olmuşsa da, rüşvete benzediğinden yanlıştır. Emrivâki yoluyla insanlardan mal, para veya menfaat istemek uygun değildir. Düğün alayının zarf içinde veya metal para serpmek suretiyle istenmeden dağıttığı paraları almak ise câiz, hatta bereketlidir.

 

Sual: Esnemek günah mıdır?

Cevap: Esnemek dinen makbul değildir. Namazda ise mekruhtur. Bu sebeple dişiyle alt dudağını ısırarak mâni olmalıdır. Bunu yapamıyorsa, kıyamda sağ, diğer rüknlerde sol elinin tersiyle ağzını kapatması lâzımdır. Hele esnerken ses çıkarmak daha kerihtir. Hazret-i Peygamber, “Şeytan, sesli esneyen ve geğiren kimseyle eğlenir” buyurmuştur. Peygamberlerin hiç esnemediği hatırlanırsa, esneme geçer.

 

Sual: “İslâmiyet bir lokma, bir hırka anlayışını temsil eder” sözüne ne cevab verilebilir?

Cevap: Kur’an-ı kerimde meâlen: “İnsan için ancak çalıştığı kadarı vardır” buyurulmaktadır. İslâmiyet, sebeplere yapışarak çalışmayı, helâlinden yiyip içmeyi, eline geçene de kanaat ederek gayrı meşru yollara müracaat etmemeyi emretmektedir.

 

Sual: Bir kimseye veya malına bakılıp nazar değse, kul hakkına girilmiş olur mu? Zararın tazmini gerekir mi?

Cevap: Güzel bir şey görünce mâşaallah demek dinin icabıdır. Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarındandır. Nitekim Nesâî’deki hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: «Sizden herhangi bir kimse, nefsinden, malından veya kardeşinden bir şeyin hoşuna gittiğini gördüğü zaman bereketle dua etsin. Zira şüphesiz nazar değmesi haktır.» Bereketle dua şöyle demesidir: «Tebârekallahu ahsenü’l-hâlikîn.» (Ya Rabbi, buna bereket ihsan eyle). Bazı âlimlerin dediğine göre bir kişi kötü nazarla bilinmişse ondan sakınmak uygundur. Resmî makamlar onu halkla haşru neşr olmaktan men etmelidir. Evinde oturmaya mecbur etmelidir. Eğer fakirse kendisine yetecek kadar maaş vermelidir. Çünkü bunun zararı sarımsak ve soğan yiyenin zararından daha fazladır. Hazret-i Ömer, bu gibi insanların halka karışmasını yasaklardı (İbni Abidin). Bir kişi güzel bir şey görüp de bereketle dua etmez ve nazarı değerse günaha girer. Ancak zararın tazmini gerekmez. Zira zararın nazar ile meydana geldiği kat’î olarak bilinemez.

 

Sual: Bir kimse zevcesiyle beraber bilgisayarda araba yarışı türünden oyunlar oynayabilir mi?

Cevap: Hadis-i şerifte, erkeğin zevcesiyle oyun oynamasına izin verilmiştir.

 

Sual: Sevgililer günü, anneler günü, babalar günü kutlamak caiz midir?

Cevap: Bunlar dine dair değil, âdete dair işlerdir. Müslümanların, âdete dair işlerde gayrımüslimlere benzemesi câizdir. Benzeme kasdı yoksa hiç mahzuru yoktur. Benzeme kasdı varsa, bunu ilk yapanlar günahkâr olur. Bu günleri başkaca gayrımeşru bir iş yapmaksızın kutlamak câizdir.

 

Sual: Eşim dinini bildiği halde, ibâdetlerini yapmakta gevşek davranmaktadır. Kendisini nasıl iknâ edebilirim?

Cevap: Erkek, ikaz ettikten sonra, aile efradının fiillerinden mesul değildir. Yanlışlarını görünce her zaman kalben beğenmemek de lâzımdır. Erkek bu hususta aile efradına hediye va’deder; darılabilir; isteklerini yapmayabilir. Ama sert söylemez.

 

Sual: Abdest alırken, musluğu hep açık tutmak israf olur mu?

Cevap: Hayır. Mahallinde kullanılmaktadır.

 

Sual: Salih kişi kimdir?

Cevap: Kebâir (büyük günah) işlediği bilinmeyen, sagâire (küçük günaha) devam ettiği de bilinmeyen, nâm-ı diğerle hâsenâtı seyyiâtına gâlip (iyilikleri kötülüklerinden fazla) olan kimsedir. İçki içtiği, fâiz ve rüşvet aldığı, leş yediği bilinen, ayrıca meselâ gıybete devam eden kimse sâlih değildir.

 

Sual: Bir kimse, “Şu kadar para verirsen, sana bir haber vereceğim” demek câiz midir?

Cevap: Rüşvet değil, mükâfat sayılır. Helâldir. Ama hakkı olan bir şeyi söylemek için para isterse, rüşvet olur. Meselâ bir kimse, bir başkasına git felancaya şunu söyle dese, o da gitse ve para istese câiz olmaz. Zira vazifesidir. Talebe işlerindeki memur, para verirsen, notlarını söylerim dese, yine böyledir.

 

Sual: Ahlâk kitaplarında yazdığına göre bir kimsenin kusurunu acıdığı için söylemek gıybet olmamaktadır. Bundan maksat nedir?

Cevap: Kötülemek, ayıplamak, teşhir etmek maksadı olmaması demektir. Müsait bir ortamda kendisine de söyleyebileceği bir şeydir. Veya işitip kendisini düzelteceği hallerdir.

 

Sual: Gıybet edilen kimse ile helâlleşmek şart mıdır?

Cevap: Bu kimse kendi arkasından konuşulduğunu duymazsa; tövbe ve istigfar etmekle ve ona hayır dua etmekle affolur. Helâlleşmeğe lüzum yoktur. Zira kalbi kırılmaz, üzülmez, hak da geçmez. Ama Allah hakkı, günah olur. Tövbe kâfi gelir. Ama işitmişse, kalbi kırılır ve kul hakkı da geçer. Bu takdirde, tövbeden başka, helâlleşmek de lâzımdır.

 

Sual: Birçok hadis-i şeriflerde emire, sultana itaatin ehemmiyeti tebarüz ettirilmiş. Bugün için siyasetçilerin icraatini tenkit; seçimlerde iktidardaki siyasetçiye karşı çalışmak câiz midir?

Cevap: Hadîs-i şeriflerde kasdedilen sultan, İslâm devletinin reisidir. Meşru şekilde başa geçmiş halifedir. Şimdiki siyasetçiler değildir. Ama bunlara da itaat etmek, kendisini tehlikeye atmamak dinin icabıdır. Ayrıca gıybet ve iftira haramdır.

 

Sual: Mübah olan işlerde “Allah aşkına”, “Allah için”, “Allahını seversen”, “Allahın adını verdim” gibi ifadeler kullanmanın bir mahzuru var mıdır?

Cevap: Dünyalık talepler için bu tabirleri kullanmak hiç uygun değildir. Karşı taraf bir mecburiyet ve mükellefiyet altına girmez. Yani yapmasa günahkâr olmaz.

 

Sual: Birisi bana bir şey için söz verdi. Sonra o şeyi bana vermeyip, başka birine verdi. Kendisine söz verilen kimse, “Sen bana söz verdiğin için bu benim hakkımdır” diyebilir mi?

Cevap: Hayır. Ancak söz verip de özürsüz tutmamak mekruhtur.

 

Sual: Vesvese hakkında malumat veren bir kitap tavsiye edebilir misiniz?

Cevap: Böyle bir kitap işitmedim. İmam Gazalî’nin İhyâ ve Kimyâ kitaplarında verdiği malumat kâfi ve nâfidir.

 

Sual: Bir kimsenin, övüldüğü zaman estağfirullah demesi doğru mudur?

Cevap: Nezâket ve tevâzu icabı söylenen bir sözdür. Ben bu övgüye lâyık değilim; böyle sanmaktan dolayı Rabbimden istiğfar dilerim demektir.

 

Sual: Hadis-i şerifte “Benim için ayağa kalkmayınız!” buyrulduğu halde, büyükler gelince niçin ayağa kalkıyoruz?

Cevap: Resulullah aleyhisselâm kendisi için ayağa kalkılmasını sevmezdi. “Acemlerin yaptığı gibi, siz de benim için ayağa kalkmayınız” buyurmuştur. Fakat âlimlere, sâlihlere, velîlere, soylulara, yaşlılara ikram için ayağa kalkmak câizdir. Nitekim Resulullah aleyhisselâm Adiyy bin Hatem, İkrime gibi kabile reislerine bizzat ayağa kalktığı gibi; Ensar’ın büyüklerinden Sa’d bin Muaz geldiği zaman da “Kavminizin büyüğüne ayağa kalkınız” buyurdu. Acemler, zenginlere ve makam sahiplerine ta’zim için ayağa kalkardı. Meşru olan ayağa kalkma, ta’zim için değil, ikrâm içindir. “Büyüklerine hürmet etmeyen bizden değildir” hadis-i şerifi vardır. Hürmet, âdete göre değişir. Netice itibariyle yukarıdaki hadis-i şerif kendi hususî hâlini bildirmektedir. Ayrıca ayağa kalkılmasını isteyen ve seven birisi için ayağa kalkılmamasına da delâlet eder.

 

Sual: İtikada ve ameldeki şirk aynı şey midir?

Cevap: İtikaddaki şirk, birden fazla tanrıya inanmak; Allah’a ma’bud olarak ortak koşmak demektir. Allah’dan başka bir şeyin yaratıcı olduğuna, tapınmaya değer oluğuna inanmak böyledir. Böyle kimse müşrik olur; dinden çıkar. Ameldeki şirk ise, bir ameli Allah rızası için değil, başka maksatla yapmaktır. Bu kimse, dinden çıkmaz. Eğer şartlarına uymuş ise ameli de sahihtir. Ancak bu ibâdete mahsus sevablara kavuşamaz.

 

Sual: Zarara uğrayan bir kimse kendisine zarar verene aynısını yapabilir mi?

Cevap: Hayır, tazmin isteyebilir. “La darar ve la dırar”, zarara uğrama da yok, zarar verme de yok, hadis-i şeriftir.

 

Sual: İbâdet de gizli, günah da gizli olduğuna göre, başkalarının yanında namaz kılmak; zekât vermek riyâ olmaz mı?

Cevap: Nâfile ibadetleri başkasına göstermek uygun değildir. Ama farzlar böyle değildir. Herkese farz olduğu için riya olmaz.

 

Sual: “Bir zâlime yardım edene, Allahü teâlâ o zâlimi musallat eder.” hadis-i şerifini nasıl anlamak gerekir?

Cevap: O zâlim, ona da kötülük yapar. Zira zulm, onun cibilliyetinde vardır. Zâlime yardımdan kaçındırmak için söylenmiştir.

 

Sual: Abdülkâdir Geylânî Gunyetü’t-Tâlibîn kitabında, “Bir kimse, bir günâh işleyeni gördüğünde, kendine zarar gelmek ihtimali bulunduğu zaman, acaba men’ etmesi câiz olur mu? Bize kalırsa olur. Hatta çok kıymetli olur.” Öte yandan fitne çıkartma ihtimali varsa emr ve nehy yapılmaz deniliyor. Nasıl hareket etmelidir?

Cevap: Fitne başkadır; kendisine zarar gelme ihtimali başkadır. Bir tüccar, emr-i maruf yaparsa, kendisinden alış-veriş yapanlar azalabilir. Ama fitne çıkmış olmaz.

 

Sual: Hadis-i şerifte, “Zina eden, aynı şeye maruz kalır” buyurulmaktadır. Bu musibete uğramamanın çaresi yok mudur?

Cevap: Tevbe etmeyen içindir. Pişman olup, tevbe etmelidir.

 

Sual: Vesveseden kurtulmak için tıbbî tedaviden başka ulemanın bildirdiği tedavi usulleri var mıdır?

Cevap: Ya Allahür-rakîbül-hafîzür-rahîm, ya Allahül-hayyül-halîmül-azîzür-ra’ûfül-kerîm, ya Allahül-hayyül-kayyumül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî. Bu dua, her gün sabah akşam üçer defa okunursa, biiznillah vesveseyi def eder. Ayrıca kelime-i temcide (Lâ havle velâ kuvvete illâ billah) devam etmelidir. Bunu günde mümkünse 500 defa söylemek iyidir. Başında ve sonunda 100’er salavat söylenir.

 

Sual: Arapça, Osmanlıca dinî kitapların içinde âyet-i kerimeler bulunsa, belden aşağı tutulabilir mi?

Cevap: “Belden aşağı tutulamaz” diye bir fıkhî hüküm yoktur. Âdete göre mümkün mertebe hürmet etmelidir.

 

Sual: Mürted, müşrik, fâsık ve kâfirlere bir ihtiyaç olmadan iyilik etmek, bunlara faydalı şeyler vermek imana zarar verir mi?

Cevap: Bilakis sevab kazandırır. Herkes Allah’ın kuludur. Herkese iyilik etmelidir.

 

Sual: 40 watt bir ampül ile ihtiyacı giderme imkânı varken, daha fazla watt ampül kullanmak israf olur mu?

Cevap: Hayır. Mahallinde kullanılan hiçbir şey israf olmaz.

 

Sual: Nefsin istediklerinin tam zıddını yapmak çok zordur. Nefsi yenmenin en kolay yolu nedir?

Cevap: Allah dostlarını, Allah’ın sevgili kullarını sevmek; onların hayatlarını ve kitaplarını okumak; onlar gibi olmaya çalışmaktır.

 

Sual: Çok sual sormanın dinimizce yasak edilmesinin sebebi nedir?

Cevap: Bu hüküm, lüzumsuz sualler içindir.

 

Sual: Amerika’da bir şirket, sigorta edilmiş telefon çalındığında yenisini veriyor. Şirkete telefonu çalınmadığı halde, çalındı veya kayboldu diyerek yenisini almak caiz olur mu?

Cevap: Hayır. Dârülislâmda veya dârülharbde kâfire de yalan söylemek ve böylece mal veya menfaat elde etmek caiz değildir.

 

Sual: İnsanlar birine kızdığı zaman, “Bunu bir güzel döveceksin” veya “Bunu asacaksın” gibi sözler söylemek caiz midir?

Cevap: Bu kimsenin suçu, dinen bu cezayı gerektiriyorsa, mahzuru yoktur. Değilse, mahzurludur. Hatta, haksız yere cezalandırılan veya zulüm yahud eziyet gören bir kimse için, “ne iyi oldu”, “eline sağlık” diyenin, zulmü beğendiği için, imanının gitmesinden korkulur.

 

Sual: Tarihî şahsiyetler hakkında ileri geri konuşmak dinen câiz midir?

Cevap: Gıybet ve iftiranın günah olması, ölmüş kimse için de bahis mevzuudur. “Ölülerinizi hayırla anınız!” mealinde hadis-i şerif vardır. Alenî yaptığı ve tevatürle bildirilen günahları zikretmek gıybete girmez. Bunun dışında, iyi bilinmeyen hususlarda şahsî değerlendirmeler yapmak tehlikelidir; zira ölü kendini müdafaa etme imkânı bulamaz ve helâlleşmek de mümkün olmaz.

 

Sual: Çalıştığım yerde imza atmak için yerine birini vekil etmek caiz midir?

Cevap: Devam imzası ise kendisi gitmediği halde başkasına imza attırırsa, sahtekârlık olur, caiz değildir. “Yalan söyleyen bizden değildir” hadis-i şeriftir. Hele, maddî menfaat için yalan söylemek, başkasını aldatmak daha da kötüdür. Resmî vesikalara imza izni ise, vekil etmeye salahiyeti varsa, vekil olmuş olur.

 

Sual: Dindar olarak görünen, ama yolsuzluk yapan veya dine aykırı icraatları da bulunan bir politikacıya rey vermek, dinen mahzurlu olur mu?

Cevap: Rey vermek mühim ve mesuliyetli bir iştir. Ancak bir kimsenin suçu, şer’en sabit olmadıkça o kişi masumdur. Dedikoduya itibar edilmez. Yolsuzluk başkadır; rey vermek başkadır. Rey vermek, bir partinin/politikacının her şeyini desteklemek demek değildir. Gayr-ı islâmî siyasî rejimlerde “Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur” kaidesine göre hareket edilir.

 

Sual: Memleketi dışında okuyan bir talebeye, memleketindeki muhtar namzedi “Bana oy vermen şartıyla yol paranı ben vereyim, gel oy kullan!” diye çağırsa, talebe de kabul etse, caiz midir?

Cevap: Câizdir. Söylediği yere rey vermezse, ahlâken mahzurlu bir iş olmakla beraber, aldığı yol parası haram olmaz.

 

Sual: “Kırk gün boyunca devamlı et yiyenin kalbi kararır” sözündeki kararmadan ne anlamak gerekir?

Cevap: Kalbin feyz almaya kapanması veya zayıflaması demektir. Hayvanî gıdalarla devamlı beslenmek tasvib edilmemiştir. Hiç hayvanî gıda almayanda da, uyuşukluk olur.

 

Sual: “Âlimim diyen câhildir” sözüne göre, bazı büyüklerin kendileri hakkında övücü sözler söylemesinin hikmeti nedir?

Cevap: Âlimler, kendilerinden istifade edilmesi için böyle söylerler. Hazret-i Ali, “Geliniz! Kur’an-ı kerimi benden öğreniniz! Hangi âyet-i kerime ne zaman, nerede ve ne sebeple nâzil oldu, hepsini bilirim” buyurmaktadır.

 

Sual: Dünyayı sevmemenin, âhireti sevmenin formülü nedir?

Cevap: Allah dostlarını sevmek.

 

Sual: Dilencilik haram mıdır?

Cevap: Bir günlük nafakası olanın dilenmesi ve öyle kimseye de sadaka verilmesi caiz değildir.

 

Sual: ‘Kim övünmek maksadıyla kâfir olan 9 atasını sayarsa, onuncusu da onlardan olur’ hadis-i şerifi gereğince, müslüman olmayan atalarıyla övünmek insanı küfre düşürür mü?

Cevap: Bir kimse, imansız bile olsa, iyi tarafları olabilir. Bunların övülmesi dinen caizdir. Ataları ile övünmek; eğer onların kötü yanlarıyla övünmek ise, hadis-i şerifin şumulüne girer. Eğer bunu dinî ve ictimaî bir üstünlük olarak görüyorsa, mahzurludur. Hadis-i şeriflere kafasına göre mânâ vermek doğru değildir.

 

Sual: Belediye, otobüslerinde başkasının kartının kullanılmasını yasakladığına göre, bu kartı başkasına kullandırmak caiz olur mu?

Cevap: Kanunlara uymayarak kendisini tehlikeye atmak ve fitne çıkartmak câiz değildir.

 

Sual: Alkolle çözülmüştür diyerek gazoz içmemek ve gayrımüslim memleketlerindeki lokantalarda İslâmiyete uygun kesilmemiştir diyerek et yememek takva mıdır?

Cevap: Bunlara dinen cevâz verildiği için, bunlardan sakınmak vesvese ve ifrâda kaçmak olur. Kibre sebep olur.

 

Sual: Annem ve babam dindar olmakla beraber, ibadetlere dair bazı hususlarda bilgisizliklerinden dolayı bazı hatalar işliyorlar. Ne yapmam gerekir?

Cevap: Anne ve babaya hatalı hareketleri zahir olduğunda kibarca bir defa söylenir. Ama yaşlı insanlara, hele anne ve babaya doğruları kabul ettirmek zordur. Kendini sevdirip itimat hâsıl edip söylenebilir. Fazla aldırmamalıdır. Çocuk ebeveyninden mesul değildir.

 

Sual: Annenin yemek yemeyen çocuğunu öcü geliyor, doktor geliyor diye kandırması caiz midir?

Cevap: Çocuğa bir maslahat için yalan söylemek caiz ise de, yapmamalı, her hareketinde numune olmalıdır. Hazret-i Peygamber, gel ceviz vereceğim diye çocuğunu çağıran bir kadına, gelse verecek miydin diye sormuş; hayır, kandırmak için söyledim deyince tasvip etmemişti.

 

Sual: Birisi bizden bir şey istese, vermemek fitne olacaksa, bizde yok desek caiz olur mu?

Cevap: Ta’riz yaparak, mesela elimde yok denir; şu anda elinin içinde olmadığı kasdedilir.

 

Sual: Şaka ile söylenen yalan dinen caiz midir?

Cevap: Uygun kimselere, meselâ yakın arkadaşa, ta’riz yoluyla, yani bir kelimenin iki manasından uzak olanını kullanarak şaka yapılabilir. Yalan, câiz değildir.

 

Sual: Birisi bir başkasına “Sen şu şu şu günahları işledin mi?” diye sorsa ve sorulan kimse de bunları işlemiş olsa, sorana “yapmadım” diyebilir mi?

Cevap: Günahı başkalarına fâş etmek ayrı bir günahtır. Sormak caiz olmadığı gibi, itiraf etmek de caiz değildir. İnkâr etmelidir. Bu, tövbe sayılır.

 

Sual: İnsanlara bela, iki sebepten gelir. Ya işlediği günahlar yüzünden veya günahsız da olsa derecesinin yükselmesi için. Allahü teala kimseye zulmetmez. İnsanın başına gelen musibet işlediği günahlardan veya yaptığı hatalardandır deniyor. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Günah işleyenler Allah’ın himayesi altında olmaz.

 

Sual: Peygamber Efendimiz “Ben geldiğimde bana Acem büyükleri gibi ayağa kalkmayın” buyurmuş mudur? Öyle ise örfümüzde mevcut olan bir büyük gelince ayağa kalkma âdetinin hükmü nedir?

Cevap: Hazret-i Peygamber, kendisine kalkılmasını istemezdi. Kalkılmasını istemeyi de kerih görürdü. Ama başka büyüklere kalkılmasıni isterdi. Sa’d bin Muaz gelince “Kavminizin ulusuna ayağa kalkın!” buyurdu. Demek ki kalkılmasını istemek mahzurludur. Kalkmak mahzurlu değildir. Hatta büyüklere kalkmak sünnettir.

 

Sual: Birisi mesela ‘sizinle akşam çay içersem Allah belamı versin’ derse, bu söze uymazsa ne yapmalıdır?

Cevap: Tevbe etmelidir.

 

Sual: Nazarımın değdiğini ve bir kimseyi istemeden bu sebeple öldürmüş olabileceğimi düşünüyorum. Ne yapmalı?

Cevap: Eceli gelmeyen ölmez. Nazar haktır, ama bir öldürme vasıtası değildir. Vesvese yapmamalıdır.

 

Sual: Bir kişinin kim olduğunu söylemeden hakkında kötü konuşmak gıybet olur mu?

Cevap: Olmaz ise de yapmamalıdır.

 

Sual: Dârülharbde yeterli güce ulaştıktan sonra şer’î hükümleri hâkim kılmak için ayaklanmak caiz midir?

Cevap: Her ne sebeple olursa olsun hükümete ayaklanmak caiz değildir. Fitne çıkarmak haramdır.

 

Sual: Dilenciye para verilir mi?

Cevap: Dilenmek haramdır. Hadis-i şerif ile men edilmiştir. Hiç nafaka bulamayanın dilenmesi caizdir. Bu zamanda dilencilere para vermek, günaha yardım olacağından caiz değildir. Fakir olduğu bilinen kişiye sadaka verilir. Ama fakirler dilenmemektedir.

 

Sual: Zinâda kul hakkı da var mıdır?

Cevap: İki taraf rıza ile yaptığı için hayır. Hukukullahtan olan suçlardandır. Ama tecâvüz varsa kul hakkı da karışır.

 

Sual: Bir kimsenin facebook sayfasında kendisini tenkit etmek veya nasihat vermek caiz olur mu?

Cevap: Hazret-i Peygamber birine nasihat verirken ya yalnız söylerdi, ya da bazıları şöyle yapıyor halbuki şöyle yapmalı veya yapmamalı diye ortadan söylerdi.

 

Sual: Bir insanın bir ırkı,  muhtelif sebeplerle sevmemesi, hatta nefret etmesi mahzurlu mudur?

Cevap: Evet.

 

Sual: Kadının eşini adıyla çağırması caiz midir?

Cevap: Anneyi, babayı ve zevcenin zevcini adıyla çağırması mekruhtur (İbni Abidin).

 

Sual: Evliyanın kendi üstünlüklerini söyledikleri sözler kitaplarda geçiyor. Halbuki kendini övmemek, kendini büyük görmemek evliyalık hasletlerindir. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: Âlimler ve mürşidler, insanların kendilerinden istifadesi için mertebe ve kemallerini söylerler. Bu caiz ve lâzımdır. Kendini öyle görmek başkadır. Kaldı ki evliya ile âlim ve mürşid aynı şeyler değildir. Her mürşid, âlim ve evliyadır; ama her evliya, âlim; her âlim de evliya değildir. Mevduatü’l-Ulum’da anlatıldığına göre, Hazret-i Ali buyurmuştur ki: “Benden istediğinizi sorunuz! Her âyet, gece mi, gündüz mü geldi, harbde mi, sulhde mi, ovada mı, dağda mı geldi bilirim. Her âyetin ne için geldiğini bilirim. Her âyetin manasını sordum, öğrendim, ezberledim, anlatırım. Bana sorun” buyurdu.

 

Sual: İnsanlarda yaşlandıkça para hırsının artmasını neye bağlamak gerekir? Halbuki mantıken yaşlandıkça azalması gerekir.

Cevap: Son günlerinde sıkıntıya düşme korkusu. Buna hırs-ı pîrî derler. İnsanı son terkeden huy, hubb-ı cah ve hırs-ı maldır.

 

Sual: Mütevazı olmak da kibirdendir, çünki kendinde bir varlık hisseden mütevazı olur, diye bir söz işittim. Bundan ne anlamak gerekir?

Cevap: Her işi zamanında ve zemininde yapmak lazımdır. Tevazu icab eden yerde tevazu yapmak lazımdır. Tevazu icab etmeyen yerde tevazu yapmak kibirdendir. Bu büyüklerin sözüdür Çünkü burada tevazu yapmak başkalarına büyüklük satmak olur. Yersiz tevazu yapan, ahmak ve cahillerin elinde helak olur.

 

Sual: Zenginlerle ve makam sahipleriyle vakit geçirmek neden mahzurludur?

Cevap: Kalbi karartabilir; onlara hulûskârlık (dalkavukluk) edebilir; onlardan bir şey bekleyerek arkadaşlık yapabilir; bu sebeple kusurlarını görmez; böylece ihlası ve kanaatkârlığı kaybedebilir.

 

Sual: Çocuklarınıza ahlâk vermez de, ibadetleri öğretirseniz, ahlâksız bir namaz kılan olur mealinde bir yazı okudum. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bu söz doğru değildir. Ahlâk dinden ayrı değildir. Çocuğa hakiki, doğru dini öğretmelidir. Din, iman, amel ve ahlâktır.

 

Sual: Kalabalık bir ortamda ekseriyetin bilmediği bir dille birbiriyle konuşup gülüşmek uygun mudur?

Cevap: Dinen mahzuru olmamakla beraber, âdâb-i muâşerete aykırıdır. Zira diğerleri, kendi haklarında konuştuklarını zannedip suizan edebilir.

 

Sual: Umuma açık yerlerde içki ve sair günahları kalabalık halinde işleyen kişilerin görüntülerini sosyal medya üzerinden tebliğ maksatlı paylaşmak caiz mi?

Cevap: Aleni olduğu için gıybeti caiz ise de, hiç kimsenin izinsiz resmini, videosunu çekmek, sesini kaydetmek ve bunu yaymak caiz değildir. Sonradan tövbe eder; ama görüntüleri elden ele gezer. Bu hoş değil.

 

Sual: Cemiyet içinde boş durmamak için salavat-ı şerife okuyan bir kimsenin bu yaptığı riyaya girer mi?

Cevap: Riya, kalbde olur.

 

Sual: Fâsık arkadaşların dükkânına gidip çay içmek, sohbet etmek günah olur mu?

Cevap: Değil ise de, fâsık, fâcir ve bid’at ehlinin ikramını yememeli, ahbaplık etmemelidir. Mecbur kalırsa fitne çıkmasın diye yiyebilir.

 

Sual: Sohbet ederken tarihî meselelere dair konuşurken, ölmüş insanlardan bazen bilmeden kötü bahsetmek mesuliyet doğurur mu?

Cevap: Doğar. Bilmediği mevzular hakkında konuşmamalıdır. Eğer bu hakikat ise, gıybetin caiz olduğu hallerde caiz olur.

 

Sual: Maddî meseleler yüzünden dargın durmak günah olur mu?

Cevap: Bir müslümanın bir müslümana 3 günden fazla dargın durması caiz değildir. Fazla görüşünce günah işliyorsa, görüşmez; konuşmaz ama, küs duramaz.

 

Sual: Eskimiş ve giyilmeyen kıyafet ve ayakkabıları çöpe atmak israf mıdır?

Cevap: Kimsenin işine yaramayacaksa atılır. İsraf, az veya çok bir malın, kimsenin faydasına olmayacak şekilde boşuna sarf edilmesidir.

 

Sual: Konuşurken,  bu fakir, bu âciz, bendeniz gibi ifadeler kullanmak tevazu sahibi olmaktan mı ileri gelir?

Cevap: Kimsenin kalbi bilinemez. Her zaman nazik ise, öyledir. Ama bazen böyle davranıyorsa, umumiyetle kibirden geliyor.

 

Sual: Bir erkek bir kadınla evlenebilmek için namaza başlasa, sonra hata ettiğini anlayıp niyetini Allah rızasına çevirse makbul müdür?

Cevap: Haramlar ne niyetle terk edilirse terk edilsin, farzlar ne niyetle yapılırsa yapılsın insanlara fayda verir. Samimi tövbe makbuldür.

 

Sual: Zina edenin, kızından veya yakınından da buna benzer bir hâdise yaşayacağı istikametindeki inanç doğru mudur?

Cevap: Kimse kimsenin suçunun cezasını çekmez.

 

Sual: İnsan kınadığını yaşamadan ölmezmiş. Bunun bir ölçüsü var mıdır?

Cevap: Hadis-i şerifte buyuruldu ki, bir mümini tövbe ettiği bir günahı için kınayan, o günahı işlemeden ölmez.

 

Sual: Din kitaplarında hep kötülük yapana iyilik yap deniyor ama, kötüler de yaptığı ile kalıyor; insan kendisini enayi hissediyor?

Cevap: Herkes kendinden mesuldür. Başkaları nasıl olursa olsun.

 

Sual: İnternetten mamul sattığımız siteye suni müsbet yorumlar eklemek caiz midir?

Cevap: Caiz olmaz. Peygamber Efendimiz müşteri kızıştırmayı yasakladı. Yani bir arkadaşı ile anlaşıp, almayacağı halde mala bakıp, güzelmiş ben bunu alacağım dese, bu caiz değil, bu müşteriyi kandırmak olur.

 

Sual: Birisi falanca günahı hiç işledin mi diye sorsa geçmiş günahı yaymamak için yalan söylemek caiz olur mu?

Cevap: Günahı inkâr etmek elbette lazımdır ve bu, tövbe demektir.

 

Sual: Eşim kriz sebebiyle evden çalışıyor. Günde en az 3-4 saat arkadaşıyla dedikodu yapıyor. Birilerine sinirlenip evde devamlı bağırıp küfrediyor. Rüyamda onun bu sebeple cezalandırdığını gördüğümü söylesem, günah işlemiş olur muyum?

Cevap: Görmediği bir rüyayı görmüş gibi anlatmanın, yalanların en büyüğü olduğu hadis-i şerifte beyan ediliyor. Kadın, zevcinden mesul değildir. Kocanızın şartlarının kolay olmadığı anlaşılıyor. Aldırmayın. Sabredin. Dua edin. Sonu hayırlı olur.

 

Sual: Falanca işi bundan sonra yapmayacağım diyen, sonra o fiili yapsa yalancı mıdır?

Cevap: Hayır.

 

Sual: Zaman zaman tesadüf kelimesini kullanıyorsunuz. Herhalde hataen oluyor?

Cevap: Tesadüf kelimesini kullanmanın hiçbir mahzuru yoktur. Tevafuk başkadır. Mesela yolda giderken bir tanıdıkla tesadüf edersiniz. Ama onu ziyarete giderken tesadüf ederseniz, bu tevafuktur. “Kâinatta hiçbir şey tesadüf değildir, herşey Allah’ın iradesiyle oluyor” kaidesinden, tesadüf kelimenin kullanılamayacağı hükmünü çıkartmak cahilce bir taassup olsa gerektir.

 

Sual: Mecbur kalarak yalan yere yemin eden kimse günaha girmiş olur mu?

Cevap: İkrah, zorlama varsa günah olmaz.

 

Sual: Çok karanlıkta yatmamak için evin koridorunun lambasını yakıp öyle uyumak israf olur mu?
Cevap: Hayır; israf, faydasız harcamaya derler.

 

Sual: İşyerinde pazarlamacı bir arkadaşım, bir kaç mamulü firma aracılığı ile satması gerekirken, kendisi satıyor. Benim susmam mı gerekir, yoksa idareye bildirmeli miyim?
Cevap: Sizi alakadar etmeyen ve aslına muttali olmadığınız işe karışmayın.

 

Sual: Babanın küs olduğu biriyle evlat konuşabilir mi?
Cevap: Ona kalmıştır. Dini mesele değildir.

 

Sual: Çok cimri olan bir kimseye “ne kadar bonkörsünüz” demek yalana girer mi?
Cevap: Şaka olarak kabul etmiyorsa, ya alaydır, ya riyakârlıktır.

 

Sual: Kediyle eğlenmek maksatlı yemeği alması zor yerlere atmak zulüm müdür?
Cevap: Evet zulümdür.
Sual: Babasıyla arası iyi olmayan, sürekli tenkit edilen bir genç ne yapmalıdır?
Cevap: Sabır ve dua etmelidir.
Sual: Saliha bir hanımın, fâsık bir kadınla aynı evde kalmasının hükmü nedir?
Cevap: Din kitaplarında yazdığına göre, mecbur kalmadıkça kâfirlerle, fâsıklarla ve bidat ehli ile oturup kalkmak, ahbaplık edip görüşmek uygun değildir; nerede kaldı ki aynı evde kalmak. Kalpte zulmet hâsıl eder.

 

Benzer Suallerin Cevapları İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler

2 yorum

Comments are closed.