Aşağıdaki bilgilerin çoğu, (Dürr-ül-muhtâr)dan ve bunun şerhi olan (Redd-ül-muhtâr)dan terceme edilmişdir:

Namâzın mekrûhları 2 türlüdür: Yalnız mekrûh denildiği zemân (Tahrîmen mekrûh) demekdir ki, delîlinden zan ile anlaşılan yasaklardır. Yasak olmasına bir delîl, sened bulunmayıp, yapılmaması iyi olan şeye (Tenzîhen mekrûh) denir. Namâz içindeki vâcibleri, [ve müekked sünnetleri] yapmamak (Tahrîmen), [müekked olmıyan sünnetleri] yapmamak (Tenzîhen) mekrûhdur. Tenzîhî mekrûh halâle, tahrîmî mekrûh harâma yakındır. Mekrûh olarak kılınan namâz sahîh olursa da kabûl olmaz. Ya’nî, va’d edilen sevâba kavuşulamaz. Namâzın mekrûhlarından kırkbeşini aşağıda bildireceğiz:

1 — Elbiseyi giymeyip, omuzlarına alarak kılmak mekrûhdur. Ceketin ve paltonun önünü kapalı veyâ açık bulundurmak mekrûh değildir.

2 — Secdeye inerken etekleri, [pantalon] paçalarını kaldırmak mekrûhdur.

3 — Antârinin etekleri, kolları sığalı olarak namâza durmak mekrûhdur. Abdest alıp, imâma yetişmek için acele edenin, kolları sığalı kalmış ise, namâzda iken yavaş yavaş indirmesi lâzımdır. Nitekim namâzda başlığı düşenin başına koyması efdaldir. [Görülüyor ki, dirseğe kadar kısa kol ile, atlet gömleği ile ve dizden aşağı olan kısa pantalon ile namâza durmak mekrûhdur. Uzun kolu yukarı sığalı gömlekle mekrûh olup, kısa kollu ile kılmak mekrûh olmaz demek doğru değildir. Çünki, bütün kitâblar, kolu veyâ eteği yukarı kaldırılmış diyor. Etek sığanmaz, kaldırılıp bacak açılır. (Ni’met-i islâm) kitâbında, mekrûhların onbirincisinde (Erkeğin kolu açık namâza durması mekrûhdur) diyor. Kolları açık namâz kılmanın mekrûh olduğu, (Ma’rifetnâme)nin 268. sahîfesinde de yazılıdır.] Dirsekden yukarı olursa, zararı dahâ çokdur. Namâzda kolunu, paçasını yukarıya sığarsa, namâzı bozulur.

4 — Abes, ya’nî fâidesiz hareketler. Meselâ elbisesi ile oynamak, mekrûhdur. Namâzda fâideli hareketin, meselâ, eli ile, alnındaki teri silmenin zararı olmaz. Pantalon, antâri ete yapışınca, avret mahallinin şekli belli olmasın diye, bunları etden ayırmak mekrûh olmaz. Tozunu silmek mekrûhdur. Namâzda abes hareket ve kabristânda sesle gülmek, hadîs-i şerîf ile men’ edilmişdir. Kaşınmak abes değil ise de, bir rüknde, eli üç kerre kaldırırsa, namâzı bozulur.

5 — İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkamıyacak elbise ile ve fenâ kokulu elbise ve çorap ile kılmak mekrûhdur. Başka elbisesi yoksa, mekrûh olmaz. [Parası varsa, alması lâzımdır.] Pijama, antâri gibi gecelikle kılmak mekrûh değildir.

6 — Ağızda, kırâete mâni’ olmıyacak birşey bulundurmak mekrûhdur. Mâni’ olursa, namâz bozulur.

7 — Başı açık kılmak. Namâzda başı örtmeğe ehemmiyyet vermediği için açık kılarsa, mekrûh olur. Namâza ehemmiyyet vermediği için açarsa, kâfir olur. Kesel, bir işi, istemediği için yapmamakdır. Acz, isteyip de, gücü yetmediği için yapmamakdır. Başlığı düşerse, az hareketle örtmek efdaldir. Kendini küçük göstermesi için başı açık kılmak zarar vermez ise de, yine örtmesi efdaldir. Harâreti teskîn ve râhatlık için açmak da mekrûhdur. [Namâzda başı hiç olmazsa, herhangi bir renkde olan takke ile örtmelidir. Siyâh takke, yehûdîlerin havra kıyâfetidir sözü, din kitâblarında yokdur. Siyâh başlık sünnetdir. Altmışdördüncü ve ikinci kısmda otuz sekizinci maddelere bakınız!].

[Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm, namâzlarını na’lın-ı şerîfleri ile kılardı. Na’lın, altı deri olan ayakkabı demekdir. (Tergîb-üs-salât)da diyor ki, (Çıplak ayakla namâzda oturan adamın, sağ elini geriye uzatarak, ayağının altını örtmesi lâzımdır denildi. Çünki, her zemân, çıplak ayağının altını mü’minlere göstermek edebsizlik olur.

Namâz içinde ise, dahâ çirkin olur. Ba’zı âlimler de, namâz arasında, eli ile çıplak ayağını örtmemelidir. Çünki, namâzda otururken elleri uyluklar üzerine koymak sünnetdir. Arkada olanın da kendi kucağına bakması sünnetdir. Her ikisi sünnete göre oturunca, edebsizlik olmaz dedi). Görülüyor ki, otururken eli ile ayağını örtmemeli diyen âlimlere göre de, ayağın açık olması edebsizlikdir. Ancak, otururken, eli uyluklardan ayırmak mekrûh olduğundan, ayağın açık olması mekrûhluğunu gidermek için, ikinci bir mekrûh işlememelidir. Arkadaki kucağına bakarsa, edebsizlikden kurtulur demişlerdir. (Halebî-i kebîr)de yazıldığı gibi, ayakda, rükü’da, secdelerde ve otururken, elleri sünnet olduğu gibi koymamak mekrûhdur. (Merâkıl-felâh)da, namâzın mekrûhlarına başlarken, (Halebî)de de mekrûhların sonunda (Vâcibi ve sünneti terk etmek mekrûhdur. Bunun için, erkeklerin secdede, çıplak ayağını örtmesi mekrûh olur) demesi de, bu sebebdendir. (Behcet-ül-fetâvâ) her fetvâsında, fıkh kitâblarından delîl gösterdiği hâlde, buradaki yanlış fetvâsına gösterememiş, delîl yerini açık bırakmışdır. İbni Âbidîn namâzın mekrûhları sonunda buyuruyor ki, (Namâzı, na’lın veyâ mest ile kılmak, çıplak ayakla kılmakdan efdaldir. Böylece, yehûdîlere uyulmamış olur. Hadîs-i şerîfde, (Yehûdîlere benzememek için namâzları, na’lın ile kılınız) buyuruldu. Resûlullah ve Eshâb-ı kirâm, sokakda giydikleri na’lın ile kılarlardı. Na’lınları temiz idi ve Mescid-i nebî kum döşeli idi. Kirli na’lınla girilmezdi). Necâset bulaşmış ayakkabı ile mescide girilmez. Çorab giyerek bu sünnet yerine getirilir. Çorabı da pis olan veyâ hiç olmayan, namâzı topuk kemiklerine kadar uzun antâri ile kılması iyi olur. Ayaklar örtülü kılınan namâzın çok sevâb olduğu (Halebî), (Berîka) ve (Hadîka) kitâblarında da yazılıdır.

Müslimân olmıyanlar, kiliselerinde başı açık, ayağı çıplak tapınıyor, onlar gibi, medenî ibâdet etmeli diyerek, başı açık, ayağı çıplak kılmak, yükseğe secde etmek ve emri altında olanları böyle kılmağa zorlamak câiz değildir. İbâdetlerde, kâfirlere benzemek mekrûhdur. İslâmiyyetin istediği şekli beğenmiyen ise, kâfir olur].

8 — Küçük ve büyük abdesti sıkışdırırken ve yel zorlarken namâza durmak mekrûhdur. Namâz arasında zorlarsa, namâzı bozmalıdır. Bozmaz ise, günâha girer. Cemâ’ati kaçırsa da, bozması efdal olur. Kerâhetle kılmakdan ise, cemâ’at sünnetini kaçırmak evlâdır. Namâz vaktini veyâ cenâze namâzını kaçırmamak için, mekrûh olmaz.

9 — Erkeklerin saçını enseye topuz yapıp veyâ başın etrâfına sarıp veyâ tepeye toplayarak etrâfını iple bağlayıp namâza durmaları mekrûhdur. Bunları namâzda yaparsa, namâz bozulur. Mekkede, ihrâm içinde iken, namâz baş açık kılınır.

10 — Namâzda, secde yerinden taşı, toprağı eli ile süpürmek mekrûhdur. Secdeyi güçleşdiriyorsa, bir hareket ile, câiz olursa da, namâzdan önce temizlemelidir.

11 — Câmi’de, namâz için safa girerken, namâza dururken ve namâz içinde parmakları bükerek çıtırdatmak, iki elin parmaklarını birbiri arasına sokup çıtırdatmak mekrûhdur. Namâza hâzırlanmadan önce, zarûret olursa, mekrûh olmaz.

12 — Namâzda, elini böğrüne koymak mekrûhdur. İki elin parmaklarını birbirleri arasına koymak da, namâzda ve va’zda, mevlidde ve mescidde tahrîmen, başka yerlerde tenzîhen mekrûhdur.

13 — Başını, yüzünü etrâfa çevirmek mekrûhdur. Gözleri ile etrâfa bakmak, tenzîhen mekrûhdur. Göğsü çevirince, namâz bozulur.

14 — Teşehhüdlerde, köpek gibi oturmak, ya’nî kaba eti üzerine oturup, uyluklarını dikip, dizlerini göğsüne değdirip, iki elini yere koymak mekrûhdur.

15 — Secdede, erkeklerin kollarını yere döşemesi mekrûhdur. Kadınlar ise, kollarını yere yaymalıdır.

16 — İnsanın yüzüne karşı kılmak mekrûhdur. İnsan uzakda dahî olsa, mekrûh olur.

Arada, namâz kılana sırtı dönük biri bulunursa, mekrûh olmaz.

17 — Selâma eli ile, başı ile cevâb vermek mekrûhdur. Süâle başı ile, eli ile cevâb vermesi mekrûh değildir. Meselâ, kaç rek’at kıldınız diyene, parmağı ile cevâb vermesi gibi. Başkasının sözü ile, hemen yerini değişdirir veyâ öndeki safa geçerse, namâzı bozulur.

18 — (Tergîb-üs-salât)da diyor ki, (Namâzda ve namâz hâricinde ağzını açarak esnemek mekrûhdur. Alt dudağını dişlerin arasına sıkışdırmalıdır). Kendini tutamazsa, ayakda sağ elin, diğer rüknlerde ve namâz hâricinde sol elin dışı ile, ağzını örtmelidir. Zarûretsiz esnemek şeytândandır. Peygamberler esnemezlerdi.

19 — Namâzda gözleri yummak tenzîhen mekrûhdur. Zihni dağılmasın diye yumarsa, mekrûh olmaz.

20 — İmâmın mihrâb içinde durması mekrûhdur. Kıble dıvarı içinde bulunan oyuk kısma, mihrâb denir. Ayakları, mihrâbın dışında olunca, mihrâb içine secde etmesi mekrûh olmaz. İnsan, ayaklarının basdığı yerde kabûl edilir. Çünki papaslar, ayrı bir odada durarak, ibâdet yapdırır. Câmi’lerde birinci cemâ’atin imâmı mihrâbda kıldırmazsa, mekrûh olur.

21 — İmâmın yalnız başına, cemâ’atden bir zrâ’ [yarım metre] yüksekde durması, tenzîhen mekrûhdur. Papaslara benzememek için men’ edilmişdir.

22 — İmâmın yalnız başına, aşağıda durması da tenzîhen mekrûhdur.

23 — Öndeki safda boş yer varken, arkasındaki safda durmak ve safda yer yok iken, saf arkasında yalnız durmak mekrûhdur. Safda yer olmayınca, yalnız başına durmayıp, rükü’a kadar, birini bekler. Kimse gelmezse, öndeki safa sıkışır. Öndeki safa sığmazsa, güvendiği birini arkaya, yanına çeker. Güvendiği kimse yoksa, yalnız durur.

24 — Üzerinde sûret, ya’nî canlı resmi [insan veyâ hayvan resmi] bulunan elbise ile kılmak tahrîmen mekrûhdur. Cansız resmleri bulunursa, mekrûh olmaz. İster hurmet edilmek için, ister hakâret edilmek için olsun, ister büyük olsun, ister küçük olsun, canlı resmi [ve heykel] yapmak harâmdır.

[(Hadîka)da, el âfetlerinde diyor ki, (Namâzda giymese de, üzerinde canlı resmi bulunan elbise giymek her zemân mekrûhdur. Üzeri örtülü resm bulundurmak câizdir). Nüfus kâğıdı, vesîka, senedler ve başka lüzûmlu ihtiyâclar için, küçük resm çekdirerek üzerleri örtülü olarak saklamanın câiz olduğu, buradan anlaşılacağı gibi, (İbni Âbidîn) 5. cild, 238. sahîfesindeki (Tenbîh)den de anlaşılmakdadır. (Zevâcir)in 26. sahîfesindeki hadîs-i şerîfde, (Elinize geçen resmleri yırtınız, bozunuz!) buyuruldu. Düşmanlığa, fitneye sebeb olursa, karışmamalıdır. Peygamberlerin, Eshâb-ı kirâmın ve din büyüklerinden hiçbirinin resmi yokdur. Onların resmi diye, gazetelerde, filmlerde görülen resmler, hep uydurmadır. Para kazanmak için, müslimânları aldatmak için yapıyorlar. Mubârek zâtların resmlerini de yükseğe asmak harâm olduğu gibi, bunları aşağı yerlere koymak da harâmdır. Avret yerleri örtülü olsun olmasın, her yere büyük veyâ küçük canlı resmi yapmak harâm olduğu gibi, bunu yapmak için alınan para da harâmdır. Putperestliği önlemek için harâm edilmişdir. Üzerinde canlı resmi bulunan elbiseyi namâz dışında da giymek mekrûh olduğu, Tahtâvînin (İmdâd) hâşiyesinde de yazılıdır.

Seyyid Abdülhakîm efendi “kuddise sirruh”, bir mektûbunda diyor ki, (Üzerinde canlı resmi bulunan mendil, para gibi şeyleri kullanmak câizdir. Zîrâ böyle şeyler mühândırlar, muhakkardırlar, muhterem değildirler). (El-fıkh-u alel-mezâhibil-erbe’a)nın üçüncü cildinde de böyle yazmakdadır. İbni Hacer-i Hiytemî Mekkî “rahmetullahi aleyh”, fetvâsında buyuruyor ki:

(Mendil gibi, para gibi şeyler üzerinde canlı resmi bulunmasının zararı yokdur. Çünki, canlı resmini, hurmet olunan yerlerde kullanmak câiz değildir, hurmet edilmiyen şeyler üzerinde câizdir). O hâlde, yerde ve yere serilen eşyâda, yasdık, sergi, mendil, para, mektûb pulları üzerinde ve ceb, çanta, dolab gibi kapalı yerlerde ve elbisenin göbekden aşağı kısmlarında bulunması câiz olup, göbekden yukarıda bulunması, asılması harâmdır. Kadın resmlerini ve avret mahalli açık resmleri, şehvetsiz de olsa, her yerde kullanmak ve bunlara şehvetle bakmak harâmdır.

(Hadîka) 2. cild, 633. sahîfede diyor ki, (Üzerinde yazı, hattâ bir harf bulunan kâğıdı, örtüyü, seccâdeyi yere koymak, yere sermek tahrîmen mekrûhdur. Bunları her ne için olursa olsun kullanmak ve yere sermek, hakâret etmek olur. Hakâret etmek için sermek veyâ kullanmak küfr olur. Dıvara yazmak, yazıyı asmak câiz olur denildi). Buradan anlaşılıyor ki, üzerinde Kâ’be, câmi’ resmi veyâ yazı bulunan seccâdeleri namâz kılmak için yere sermek câiz değildir. Bunları zînet için dıvara asmak câiz olur.

Görülüyor ki, islâm dîni, insanlarla alay edilmesine ve canlılara tapılmasına ve gençlerin fuhşa sürüklenmesine, evlilerin başdan çıkarılmasına âlet olan insan resmlerini, heykelleri harâm etmiş, canlıların anatomik parçalarının ve bitkilerin ve her çeşid, fizik, kimyâ, astronomi, inşâat resmlerini halâl etmiş, serbest bırakmışdır. İlmde, teknikde lâzım olan resmlerin yapılmasını, bunlardan fâide elde etmeği emr buyurmuşdur. İslâm dîni, herşeyde olduğu gibi, resmleri de, fâideli ve zararlı olmak üzere ikiye ayırmış, fâideli olanlarını emr, zararlı olanlarını yasak etmişdir. O hâlde, kâfirlerin, müslimânlar resme günâh der, bu ise, gericilikdir demesi, körü körüne bir iddiâ ve iftirâdır.]

25 — Canlı resmi, namâz kılanın başında, önünde, sağ ve sol hizâsında, dıvara çizilmiş veyâ beze, kâğıda yapılarak asılmış veyâ konmuş ise, mekrûhdur. Canlı şeklinde olmasa dahî, salîb, ya’nî haç resmi de canlı resmi gibidir. Çünki, hıristiyanlara benzemek oluyor. Onlara benzemek niyyeti olmasa bile, onların yapdığı kötü şeyleri ve kötü olmıyanları da, onlara benzemek niyyeti ile yapmak mekrûhdur. [Fakat, böyle yerde ve içki, kumar, çalgı âletleri bulunan mahalde namâz kılmanın mekrûh olduğu ve buraya rahmet meleklerinin girmeyeceği ve burada yapılan düânın kabûl olmıyacağı (Tergîb-üs-salât)da ve (Nisâbül-ahbâr)da yazılıdır. Çalgı da dinlenen ve bakması harâm olan resmlerine de bakılan şeyler, çalgı âleti gibidir.] Canlı resmi, basılan, oturulan, dayanılan şeyde ise, namâzı mekrûh olmaz. Resm, namâz kılanın arkasındaki dıvarlarda ve tavanda ise, hafîf mekrûhdur.

Secde edilmiyen yerlerinde canlı resmi bulunan seccâde üzerinde kılmak mekrûh değildir. Çünki, yere sermek hakâret etmekdir (Dürer). [O hâlde, Kâ’be, câmi’ resmleri ve mubârek yazılar bulunan ve zihni meşgûl eden resmler, nakşlar bulunan seccâdeleri kullanmak câiz değildir.]

Resm, namâz kılan kimsenin ayağı altında, oturduğu yerde, bedeninde, elinde ise, mekrûh olur. [Bundan anlaşılıyor ki, cebdeki resmler, namâzı mekrûh etmez.] Çünki, basdığı, oturduğu yer, bedenindeki elbise gibidir. Bileğe asılı resm mekrûhdur. Çünki, elleri sünnete uygun koymağa mâni’ olur.

Paradaki, yüzükdeki ve her yerdeki resm, küçük olursa, ya’nî yere koyunca, ayakda duran kimse, uzvlarını ayırd edemezse, namâz mekrûh olmaz. Büyük ve örtülü olunca da, mekrûh olmaz. Canlının başı kesilmiş, yüzü veyâ göğsü, karnı, başı silinmiş, sıvanmış ise, namâz mekrûh olmaz.

Cansız resmleri, meselâ ağaç, manzara resmleri, nerede bulunursa bulunsun, namâz mekrûh olmaz. Çünki, küçük ve başsız ve cansız resmlere tapınılmamışdır. Güneşe, Aya, yıldızlara ve yeşil ağaca tapanlar oldu ise de, bu şeylerin kendilerine tapdılar. Resmlerine tapınılmadı. Bunların aslına karşı kılmak mekrûh olur.

Büyük olan ve hurmet mevkı’inde bulunan canlı resmi ve köpek, cünüb kimse bulunan eve rahmet melekleri girmez. Hafaza melekleri ise, insandan yalnız cimâ’da ve halâda ayrılır. İnsanların iki omuzunda bulunup, iyiliklerini ve kötülüklerini yazan (Kirâmen kâtibîn) ismindeki iki melek ile, cinnîlerden koruyan meleklere, (Hafaza melekleri) denir. Halâda iken yapılanları, Allahü teâlâ meleklere bildirir. Halâdan çıkınca yazarlar. Melekler, birşey üzerine, harf ile yazmaz. Bilgileri, aklımızda, zihnimizde topladığımız gibi, bir yere toplarlar. Şimdi, teyp denilen âletde, seslerin banda alınması ve sesli sinema filmlerine alınması gibi, çeşidli yazı şeklleri vardır. Göklerde, bilinmiyen kalemlerle [âletlerle] yazan melekler de vardır. Kâfirlerin yalnız kötülükleri yazılır. Her insana musallat olan cin vardır ve insanı bunlardan koruyan melekler vardır.

Çocuklara oynamak için bebek almak, imâm-ı Ebû Yûsüfe göre câizdir.

26 — Namâzda, âyetleri, tesbîhleri eli ile saymak tenzîhen mekrûhdur. Kalbi ile veyâ parmaklarını oynatarak saymak câizdir. Namâz dışında parmakla saymak ve tesbîh kullanmak câizdir. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir kadının tesbîhleri, çekirdeklerle saydığını görerek men’ etmemişdir. Riyâ ve gösteriş için tesbîh kullanmak mekrûhdur.

Sokmak ihtimâli olan, ya’nî yaklaşan yılanı ve akrebi öldürmek namâzı bozmaz ve mekrûh olmaz. Sol ayakkabı ile öldürmek müstehabdır. Kıvrılmadan, doğru giden beyâz yılan, cinnîdir. Zarar vermezse öldürmemelidir. Fakat, bunu da öldürmek câizdir. Çünki cinnîler, müslimânların evine girmiyeceğiz diye, Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimize söz verdi. Eve girince sözlerini bozmuş olurlar. Önce (İrci’ bi-iznillah) diyerek ihtâr etmeli, gitmezse öldürmelidir. Namâzda iken, ihtâr edilmez. Yılan şeklindeki cinni hemen öldürmemek, onlara saygı göstermek için değil, zararlarına sebeb olmamak içindir.

27 — Oturanların ve ayakda duranların arkalarına doğru namâz kılmak, konuşsalar bile, mekrûh değildir. Bir kimsenin yüzüne karşı ve yüksek sesle konuşanların sırtına karşı mekrûhdur.

28 — Mushafa, kılınca, muma, kandile, lâmbaya, aleve, tabanca gibi harb âletlerine karşı ve yatan, uyuyan kimseye karşı kılmak mekrûh değildir. Çünki, bunlara tapınılmamışdır. Mecûsîler, ateşe tapar, aleve tapmaz. Alevli ateşe karşı da mekrûh olur.

29 — Başından ayağına kadar, bir peştemâl sarıp kılmak tahrîmen mekrûhdur.

30 — Açık başına sarık sarıp, tepesi açık olarak kılmak, tahrîmen mekrûhdur.

31 — Ağzını, burnunu örterek kılmak, tahrîmen mekrûhdur. Mecûsîler böyle tapınır. [Maske, eldiven ve alnın yere değmesine mâni’ olan gözlük takarak kılmamalıdır. Alnın, burnun, ellerin yere değmesine, ya’nî farza veyâ sünnete mâni’ olan şey ile, zarûret olmadan namâz kılmamalıdır. Bunları namâzda takmak için, kadınlara dahî zarûret yokdur.]

32 — Özürsüz, buğazından balgam çıkarmak mekrûhdur. Ağızda hâsıl olan kan, ağız dolusu değilse, bunun hâsıl olması ve bunu yutmak, abdesti de, namâzı da bozmaz. Kay da böyledir. [(Halebî-yi kebîr) ve (Hindiyye).]

33 — Amel-i kalîl, ya’nî bir eli, bir veyâ iki kerre hareket etdirmek mekrûhdur. [Namâzı bozanların onbeşincisine bakınız!] Isıran biti, pireyi, amel-i kalîl ile öldürmek câiz, ısırmıyanı tutmak ve öldürmek mekrûhdur. Bunların ölüsünü ve dirisini mescidde bırakmak harâmdır.

34 — Namâzın sünnetlerinden birini terk etmek mekrûhdur.

Sünnet iki kısmdır: Biri (Sünen-i hüdâ)dır. Bunlar, müekked [kuvvetli] olan sünnetlerdir. İkincisi (Sünen-i zevâid)dir. Bunlar, müekked olmıyan sünnetlerdir. Müstehab ve mendûb da aynıdır, denildi.

Namâzda müekked sünneti terk, tahrîmen mekrûh olur. Müekked olmıyan sünneti terk, tenzîhen mekrûh olur.

Müstehabı terk etmek, mekrûh değil, hilâf-ı evlâ olur. Ya’nî müstehabları yapmak sevâb olur, yapmamak, hiç suç değildir. Sevâbından mahrûm kalır.

35 — Zarûretsiz, çocuğu kucağında iken namâza başlamak mekrûhdur. Zarûret varsa ve üstü temiz ise, mekrûh olmaz.

36 — Kalbi meşgûl eden, huşû’u gideren şeyler yanında, meselâ süslü şeyler karşısında, oyun ve çalgı âletlerinin bulunduğu yerde ve arzû etdiği yemek karşısında özrsüz kılmak mekrûhdur. [Seccâde tek renk olmalı, üzerinde resmler, şekller, renkli şeyler bulunmamalıdır.] Ayakkabılarını arkada bırakarak kılmak mekrûhdur. Bu sonuncunun mekrûh olduğu (Dürr-ül-muhtâr)da haccın 186.  sahîfesinde, (Halebî-yi kebîr) sonunda ve (Bezzâziyye)de yazılıdır. (Berîka) ve (Hadîka)nın sonlarında, tahâretde vesvese bahsinde de uzun yazılıdır.

37 — Farz kılarken özrsüz, dıvara, direğe dayanmak mekrûhdur. Nâfile kılarken dayanmak mekrûh olmaz.

38 — Rükü’a eğilirken ve kalkarken elleri kulaklara kaldırmak mekrûhdur.

39 — Kırâeti, rükü’a eğildikde temâmlamak mekrûhdur.

40 — Secdelere ve rükü’a, imâmdan önce başını koymak ve kaldırmak mekrûhdur.

41 — Necs olmak ihtimâli bulunan yerlerde, meselâ kabristânda, hamâm içinde ve kilisede kılmak mekrûh olup, yıkayıp temizliyerek kılmak veyâ hamâmın soyunma mahallinde kılmak ve kabristândaki mescidde kılmak mekrûh olmaz. Soğuk ve başka sebeble açık yerde kılınamazsa ve başka yer bulunamazsa, kilisede yalnız da, cemâ’at ile de kılmak câiz olur. Namâzdan sonra hemen çıkmalıdır. Çünki, kilisede, şeytânlar toplanır. Kilisedeki küfr alâmetleri boşaltılırsa, namâz kılmak hiç mekrûh olmaz. Üstü açık necâsete karşı kılmak mekrûhdur.

42 — Kabre karşı kılmak mekrûhdur. Vehhâbîler, buna şirk diyorlar.

[(Hadîka), ikinci cild, 630. sahîfede diyor ki, (Hadîs-i şerîfde “Mezâr üzerinde namâz kılanlara la’net olsun!” buyuruldu. Çünki, kabr üzerinde namâz kılmak, yehûdîlere benzemek olur. Bunun için, mekrûh denilmişdir. Kabristânın kabr olmıyan yerinde kılmak mekrûh olmadığı (Hâniyye) ve (Hâvî) kitâblarında yazılıdır. Kabr, namâz kılanın arkasında olursa veyâ önünde olup da, önünden geçmesi câiz olacak uzaklıkda ise, yine mekrûh olmaz. Peygamberlerin ve sâlihlerin türbelerini de mescid hâline getirmek, yehûdîlere benzemek olur. İbâdetde, başkasını Allahü teâlâya ortak yapmağa benzediği için Peygamber efendimiz, bunu da yasak etmiş, “Yâ Rabbî! Kabrimi ibâdet olunur put hâline getirme!” buyurmuşdur. Fakat, sâlih bir kimseye yakın mescid yapılırsa veyâ onun yüzünden Allahü teâlânın merhametine kavuşmağı veyâ ibâdetinden ona da fâide olmasını düşünerek, kabri yanında namâz kılınırsa, ona saygı olmak için, ona karşı kılmağı düşünmezse, hiç zararı olmaz. Çünki, İsmâ’îl aleyhisselâmın kabri, Kâ’benin yanında, (Hatîm) denilen yerdedir. Mescid-i harâmda kılınan namâzların en kıymetlisi, burada kılınan olduğundan, hâcılar, burada kılmak için uğraşmakdadırlar. Böyle olduğu (Mesâbih) şerhinde de yazılıdır. (Ma’rifetnâme)nin 268. sahîfesinde diyor ki, (Perdesiz kabre karşı namâz kılmak mekrûhdur). (Fetâvâ-yı Hindiyye)nin 5. cüz’, 320. sahîfesinde diyor ki, (Mescidin kıblesi ile kabr arasında perde olursa veyâ kabr yanda, arkada bulunursa, mekrûh olmaz).

(Fetâvâ-i Feyziyye)de diyor ki, (3 türlü vakf vardır: Yalnız fakîrler için olur. Önce zenginler, sonra fakîrler için olur. Hem zenginler, hem de fakîrler için olur. Mektebler, hanlar, hastahâneler, kabristânlar, câmi’ler ve çeşmeler hem fakîrler, hem de zenginler için vakf edilmişlerdir). Vakf mezârlıklara türbe yapmanın câiz olmaması, fakîrlerin yerlerini işgâl etmemek içindir. Türbe yapmak harâm olduğu için denilemez].

43 — Teşehhüdlerde, sünnete uygun oturmamak, tenzîhen mekrûhdur. Özrü varsa, mekrûh olmaz.

44 — İkinci rek’atde, birinci okuduğu âyeti tekrâr okumak, tenzîhen mekrûhdur. Ondan evvelki bir âyeti okumak tahrîmen mekrûhdur. Unutarak okursa, mekrûh olmazlar. İkinci rek’atde birinciden üç âyet uzun okumak mekrûhdur. [Altmışdördüncü maddeye bakınız!]

45 — Farzdan sonra son sünnete hemen kalkmamak mekrûhdur. (Tergîb-üs-salât.)

Kaynak: Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye

 

Benzer Suallerin Cevapları İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler