Sual: Reşid Rıza’nın Muhaverat kitabında dinde reformcu, 12. konuşmasında, kelime oyunu yaparak, müslümanları aldatmaya çalışıyor. Diyor ki (İmam-ı Şâfiî, sual soran birisine, Resûlullah böyle buyurdu deyince, sen de bu hükmü kabul ediyor musun demiş. İmam-ı Şâfiî, Resûlullahtan bana kadar gelen söze, başımın üstünde demezsem, hangi yer beni kabul eder demiş. Bunun için imamlar taklitten men’ etmiş, ictihad kapısını göstermişlerdir. Hadise aykırı ictihad terkedilir. İmam-ı Şâfiî, sahih hadis bulursanız bana bildirin! Ben de onu tatbik edeyim derdi. Hadise muhalif bir sözü Şâfiîye nisbet etmek caiz değildir. Sultan-ul-ulema denilen İzzüddin bin Abdüsselam, mezhebinin zayıf olduğunu anladığı hâlde, isabeti anlaşılan diğer bir mezhebi bırakıp kendi imamını taklitte ısrar eden fakiha şaşılır. Hak ve isabetin yalnız kendi imamında olduğunu sanır. Gözlerini taklit nasıl kör etmiş ki bu hâle gelmişlerdir. Bunlar nerede, delillerle beraber olan selef nerede dedi). Vaiz efendi ağzından da, (Bu büyük âlimin sözleri makuldür. Fakat fukahanın çoğu, taklit ettikleri mezheplerin üzerinde donup kalmışlardı. Adam, Muhammedi olmayı bırakıyor da, Hanefi veya Şâfiî oluyor) diyor. Buna ne cevap vermek icab eder?

Cevap: Dinde reformcu, kendi söylediklerini, yine kendisi tasdik ediyor. Elbet, mason siyaseti böyle olur. Masonlar, niçin bütün dünyaya yayılmışlar. Hep bu yalancı, aldatıcı siyasetlerinden değil mi? Fakat, ilmihal kitaplarını okumuş olan müslümanları aldatamazlar. Ehl-i sünnet âlimleri bunların hileli yazılarına gerekli cevapları vermiş, hepsini rezil etmişlerdir. Bu kıymetli kitaplardan birisi, Yusuf-i Nebhaninin (Huccetüllahi alel’ âlemin) kitabıdır. Fakat, bu kitaplardaki cevapları bilmeyenlerin, okumayanların aldanmalarından, uçuruma sürüklenmelerinden korkulur. Biz zaten bunun için kaleme sarıldık. Genç din adamlarının, bu yıkıcı fırtınaya kapılarak felakete sürüklenmelerini önleyebilmek için, bu yalanlara cevap vermek zorunda kaldık. Bunun için, (Şevahid-ül-hak) ve (Es-siham-üs-saibe li-Ashâbid-deavi-il-kazibe) kitaplarından da tercüme yapmayı uygun bulduk.

İmam-ı Şâfiînin buyurduğu gibi, her müslüman, sahih olan hadise elbet teslim olur. Bunu bilmeyen hiçbir müslüman yoktur. Dinde reformcunun bunu delil olarak ileri sürmesine şaşılır. Fakat o, bu sözü koz olarak kullanmaktadır. Halbuki bu sözün taklit ve ictihad ile hiçbir alakası yoktur. İmanı olan herkesin söyleyeceği bir sözdür.

Dinde reformcunun yüzlerce defa tekrar ettiği bir iftirası da,(Hadise muhalif ictihad terkedilir) sözüdür. İctihadlar yapılırken, bilinmeyen hadisler vardı. Bu hadis-i şerifler ortaya çıkınca, talebeleri olan müctehidler, hocalarının bunlara muhalif olan ictihadlarını terkettiler. Çünkü, dört mezhebin de imamları, talebelerine böyle yapmalarını emretmişti. İmam-ı Şâfiînin bu emirlerinden birkaçını, dinde reformcu da, yukarıda yazıyor. Şimdi, yeni hadisler ortaya çıkmıyor ki ictihadlara muhalif hadis bulunsun. Hadis-i şeriflerin hepsi haber verilmiştir. Dinin temel kitaplarında, sahih hadislere muhalif hiçbir hadis-i şerif yoktur. Şimdi yalnız, mensuh oldukları için veya sıhhatinin delilleri olmadığı için, müctehidlerin hüküm çıkarmamış oldukları hadisler vardır. Bunlara uymayan ictihadlar da, elbet bulunacaktır. Fakat böyle ictihadların hepsi, sahih hadis-i şeriflerden çıkarılmışlardır.

Hindistan âlimlerinin büyüklerinden Senaüllah-i Pani-püti, 10 cilt olan (Tefsir-i Mazhari) sinde, Âli-i İmrân sûresi 64. âyet-i kerimesinin tefsirinde buyuruyor ki Allahü teâlâ, [Nisa sûresi, 58. âyetinde] (Ulül-emre itaat ediniz) buyurdu. Bunun için, Âlimlerin, Velilerin, sultanların ve hükümetin, İslamiyete uygun olan emirlerine itaat etmek vâciptir. İslamiyete uygun olmayan şeylerde itaat etmek, onları Allahü teâlâya şerik, ortak yapmak olur. Hazret-i Alinin “radıyallâhu anh” (Günah olan şeyde hiç kimseye itaat olunmaz. İslamiyete uygun şeylerde itaat olunur) dediğini, Buhari, Müslim, Ebû Davud ve Nesai haber verdiler. Hadis-i şerifte, (Halıka isyan olan şeyde, mahluka itaat olunmaz) buyuruldu. Hükümetlerin, Halıka isyan olan emirlerine, kanunlarına karşı gelmek, isyan etmek caiz değildir. Fitne çıkarmak büyük günahtır. Müslüman Halıka da, devlete de isyan etmez. Günah ve suç işlemez. Bunu başarmak her zaman çok kolaydır. Bir kimse, sahih olan ve nesh edilmiş olmayan bir hadis öğrenirse ve mesela İmam-ı Âzam Ebû Hanîfenin ictihadının, bu hadise uygun olmadığını anlarsa ve dört mezhepten biri bu hadise uygun ictihad etmiş ise, bu kimsenin bu hadise uyması vâcip olur. Bu hadise uymazsa, mezhep imamını Allahü teâlâya şerik yapmış olur. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe buyurdu ki (Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” her hadisi, başımın üstündedir. Ashâb-ı kiramın sözlerini de tercih ederim. Tabiinin sözleri, bizim sözlerimiz gibidir). İmam-ı Âzamın bu sözünü, Beyheki (Methal) kitabında haber verdi. İmam-ı Âzamın, (Hadis-i şerif varsa ve Ashâb-ı kiramın sözü varsa, benim sözümü bırakınız) dediğini, (Ravdat-ül’-ulema) bildiriyor.

Yukarıda, (Dört mezhep imamlarından birisi, bu hadis-i şerife uygun ictihad etmiş ise) dedik. Çünkü, bu hadis-i şerife uygun ictihad yok ise, icma-i ümmetten ayrılmış olur. 3. veya 4. asırdan sonra, (Ehl-i sünnet-vel-cemaat) mezheplerinden yalnız dördü kaldı. Öteki mezhepler unutuldu. Bu dört mezhepten hiçbirine uymayan bir fetvanın sahih olmadığını, İslam âlimleri icma ile bildirdiler. Hadis-i şerifte, (Ümmetimin icma ile bildirdiği söz dalalet olmaz!) buyuruldu. Nisa sûresinin 114. âyetinde meâlen, (Müminlerin yolundan ayrılanı, döndüğü tarafa sürükler ve Cehenneme atarız) buyuruldu. Dört mezhep imamının ve bunların talebesi arasında bulunan âlimlerin sahih olan hadislerden birini işitmemiş olmaları imkansızdır. Bu imamlardan birinin, bir hadis-i şerife uygun ictihad etmemiş olması, bu hadisin mensuh veya tevilli olduğunu gösterir. Tasavvuf büyüklerinin hiçbiri, dört mezhepten ayrılmamıştır. Dört mezhepten ayrılmak, İslamiyetten ayrılmak olur. Cahillerin, Evliya ve şüheda mezarlarına giderek, kabre secde etmeleri, kabir etrafında dönmeleri, üzerinde ışık yakmaları, namaz kılmaları, her sene bayram yapar gibi kabir başında toplanmaları caiz değildir. Bunlar, hadis-i şeriflerle yasak edilmiştir. (Tefsir-i Mazhari) den tercüme tamam oldu.

Her müslümanın, dört mezhepten birini taklit etmesi lazımdır. [Müctehid olmayan her müslümanın dört mezhepten birine uymasının vâcip olduğu, dört mezhepten birine uymayanın (Ehl-i sünnet) olmadığı, Ehl-i sünnet olmayanın da, sapık veya kâfir olduğu, (Bahr-ür-raık), (Hindiye) ve (El-Besair) kitaplarında yazılıdır. Bu kitapların, bu yazıları, İstanbul’da bastırılmıştır].

Mezhep imamının bildirdiği bir meseleye muhalif bir hadis-i şerif görülürse, bunu mezhep imamı veya talebesi olan müctehidler görmüş olup mensuh olduğu veya delili noksan olup sıhhati Sâbit olmadığı bilinmeli. Bu meselenin başka sahih hadisten alınmış olduğu düşünülmelidir. O hâlde, bugün Ehl-i sünnet kitaplarına yazılmamış sahih hadis yoktur. Hatalı olan ictihadlara ve bunları taklit edenlere de bir sevap verileceği unutulmamalıdır. Bu zamanda, dört mezhebin hiçbirinde, sahih hadise muhalif bir ictihad yoktur. İbni Abidin abdest almayı anlatmaya başlarken buyuruyor ki (Mukallidin müctehidlerden gelen haberlerin delillerini araması lazım değildir). Müctehidin delilini aramak ve öğrenmek bize emrolunmadı. Yalnız ona uymamız emrolundu. Bunun için, hiçbir ictihadı beğenmemek caiz değildir. Bir ictihadı beğenmemek, onun çıkarılmış olduğu ayeti veya hadis-i şerifi beğenmemek olur. Herkes kendi mezhebinin isabetli olduğuna inanmalıdır. Kendi mezhebinin zayıf, başka mezhebin isabetli olduğunu anlayan âlimin, o mezhebe geçmesi lazımdır. Zaten böyle yapmayan bir âlim yoktur. Görülüyor ki kendi mezhebi üzerinde donup kalan fıkıh alimi yoktur. Böylece mezhep değiştirmiş olan birçok âlimin isimleri, (Mîzan-ül-kübra) nın önsözünde yazılıdır.

Bir doktorun asabiyeci, dahiliyeci ismini alması, doktorluğu bırakmak demek olmayacağı gibi, Şâfiî olmak, Hanefi olmak da, Muhammedi olmayı bırakmak değildir. Çünkü, Şâfiî de, Hanefi de Muhammedidir. Muhammedi olmak için, imam-ı Şâfiî, Hanefi, Maliki veya Hanbeliden birine tabi olmak lazımdır. Hatta, sapık olan 72 fırkadan olanlar da, Muhammedidir. Muhammedi olmayan kâfirdir. Dinde reformcu, bu sözü ile de, milyonlarca müslümana kâfir demektedir. Müslümana karşı böyle söyleyen kimsenin kara cahil veya İslam düşmanı bir zındık olduğu anlaşılır.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler