NAMAZIN FARZLARI (ABDEST ALMAK)

Namazın farzı 12 olup 7’si dışındadır. Yani, namaza başlamadan öncedir. Bunlara namazın şartları da denir ki şunlardır: Hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, istikbâl-i kıble, vakit, niyet, tahrime tekbîri. Her şeyin vücudu, yani var olması, bir işin yapılmasına bağlıdır. Bu bağlılık, beş türlü olur: İş, bu şeyin mahiyetinin içinde ise, onun bir parçası ise, bu işe, (Rükn) denir. Dışında ise, bu şeye tesir ediyorsa, (İllet) denir. Nikah, evlenmenin illetidir. Tesir etmiyorsa, işin yapılması, bu şeyin vücudunü icap ediyorsa, (Sebep) denir. Vakit, namazın sebebidir. İcap etmiyorsa, işin yapılmaması ile o şey de yok olursa, (Şart) denir. Yok olmazsa, (Alâmet) denir. Ezan, namazın alâmetidir. Namazın farzlarından beşi, namazın içindedir. Bu beş farzdan her birine (Rükn) de denir. [Bazı âlimler, tahrime tekbîrinin, namazın içinde olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre, namazın şartları da, rükünleri de, 6 olmaktadır.]

Hadesten taharet ikidir:

1— Abdestsiz olanın abdest almasıdır.

2— Cünüp olanın, gusletmesidir.

Vüdu, abdest; tevetti, abdest almak; gasl, bir şeyi yıkamak; igtisal, gusül abdesti almak; gusül de, gusül abdesti demektir. Abdesti olmayana (Muhtis) denir. Gusül abdesti olmayana (Cünüp) denir.

(Halebi-i sagir)de buyuruluyor ki (Abdestin farzları, sünnetleri, edepleri ve menhi, yani memnû olan şeyleri vardır. Abdestsiz olduğunu bilerek zaruretsiz namaz kılan kâfir olur. Namaz kılarken abdesti bozulan hanefi, hemen omuzuna selam verip, namazdan çıkar. Vakit çıkmadan abdest alıp, namazını baştan tekrar kılar. Mâlikî mezhebinde, namazı bozulmaz. O ânda özür sâhibi olur).

Hanefi mezhebinde, abdestin farzı dörttür: Yüzü, bir kere yıkamak. Yüz, iki kulak memesi ve saç kesimi ile çene arasıdır. İki kolu, dirsekleri ile birlikte, bir kere yıkamak. Başın dörtte bir kısmını meshetmek, yani yaş eli başa sürmek. İki ayağı, iki yandaki topuk kemikleri ile birlikte, bir kere yıkamaktır. [Şâfiîde ve malikide niyet de farzdır. Niyet, kalp ile istemektir. Söylemek farz değildir. Malikide abdeste başlarken niyet şarttır. Kâfirin niyet etmesi sahih değildir. Kulak memesi hizasındaki deri ve saçlar, hanefide yüzdendir. Yıkamak farzdır. Malikide baştandır. Meshetmesi farz olur. Şâfiîde yüzü yıkarken niyet etmek lâzımdır. Su yüze değmeden önce niyet ederse, abdesti sahih olmaz.] Yüz üzerindeki sakalı yıkamak farzdır. Sarkan sakalı, diğer üç mezhepte yıkamak farzdır. Şiîler, ayaklarını yıkamıyor, çıplak ayak üzerine meshediyorlar.

Tavsiye yazı: Abdestin sünnetleri nelerdir?

Tavsiye Yazı: Abdestin müstehapları (edepleri) nelerdir?

 

ABDESTİ BOZAN ŞEYLER:

Saç, sakal, bıyık, tırnak kesmek abdesti bozmaz. Kesilen yerleri yıkamak lazım olmaz. (Fıkıh-i Gidani)nin fârisî şerhinde diyor ki (Tırnak kesince, abdest bozulmaz. Elleri yıkamak müstehab olur). Yara kabuğunun düşmesi ile de bozulmaz.

Abdest alırken, deri üzerindeki yarık yıkanır. Su değdiremezse, mesheder. Meshedemezse, terk olunur. Ayağındaki yarığa merhem sürmüş ise, merhemin üstünü yıkar. Yıkamak yaraya zarar verirse, mesheder. Yıkadıktan sonra merhem düşerse, altı iyi olmuş ise, altını yıkar. İyi olmamış ise, yıkamaz. İki elinde yarık, yara olup su zarar verirse teyemmüm eder. Bir eli sağlam ise, bunun ile abdest alır. Eli dirsekten, ayağı topuktan kesilmiş ise, kesik yeri yıkar.

(Halebi-i kebir)de diyor ki (Abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması lazım olur. Abdest arasında, bazı yerini yıkadığında şüphe ederse, orasını yıkar. Abdest aldıktan sonra şüphe ederse, yıkamak lazım değildir. Abdest aldıktan sonra, üzerinde yaşlık gören, idrar mı, su mu şüphe etse, ilk olarak başına geldi ise, yeniden abdest alır. Birkaç defa, böyle şüphe etti ise, şeytanın vesvesesi olduğu anlaşılır ve abdesti tazelemez. Vesveseyi önlemek için, abdest aldıktan sonra, donuna, peştemalına su serpilmesi (Kimyâ-yı saadet)de de yazılıdır. Veya nebati pamuk kullanmalıdır. Kab, kacak, elbise, bedenin, suyun, kuyunun, havuzun ve câhillerin, kâfirlerin hazırladığı yağ, ekmek, elbise, yemek ve sairenin pis olmasında şüphe etse, temiz kabul edilir.)

Kurân-ı Kerîmi abdestsiz tutmak haramdır. Ezberden okumak câizdir. Yatağa abdestli girmek sünnettir. (Şirat-ül-İslam) şerhinde diyor ki (Kurân-ı Kerîmi yatakta, yatarak ezberden abdestsiz okumak câizdir ve sevaptır. Fakat, başını yorgandan dışarı çıkarmalı ve bacakları bitiştirmelidir.)

Vedi, mezi çıkınca dört mezhepte de abdest bozulur. Hanbelide gusül abdesti de lazım olur. (İnaye). Cünüp ve hayzlı olarak camie girmek haramdır. Abdestsiz girmek mekruhtur. (Dürer Gurer). Önden, arkadan çıkarak abdesti bozanlar, hastalıkla çıkar, sızarsa ve abdest almakta, şiddetli soğuk, hastalık, ihtiyarlık gibi sebeplerle, haraç [güçlük] olursa, Malikide abdest bozulmaz.

(Kitabürrahme)de diyor ki (Devamlı idrar kaçırmaya (silis-ül-bevl) denir. Bundan korunmak için, bir kaba bir fincan nohud ve iki fincan sirke konur. 3 gün sonra, her gün 3 kere üçer nohud yenir ve birer çay kaşığı sirke içilir. Yahut, bir kaşık yüzerlik tohmu ve zencefil ve tarçın ve karabiber, ince toz edilip karıştırılır. Sabah aç karna ve yatarken bir çay kaşığı toz, su ile yutulur.) 986 [m. 1578] da yazılmış olan türkçe (Menafi unnas) da, silis-ül-bevl için muhtelif ilaçlar vardır. Bunlardan biri, 2 dirhem günnük, 2 dirhem çörek otu, 4 dirhem bal ile karıştırıp, sabah akşam birer ceviz miktarı yenir. Günnük, bir ağaç zamkıdır. Sakız gibidir. Kokusundan belli olur.

MEST ÜSTÜNE MESH, ÖZÜR SAHİBİ OLMAK

MEST ÜZERİNE MESH — Abdest alırken ayakları yıkamak yerine, hiç özür ve zaruret olmasa bile yaş el ile bir kere, mest üzerine meshedilmesi, erkek için de, kadın için de câizdir. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” mübarek ayaklarına mest giyip, bunların üstüne meshetti ve câiz olduğunu da söyledi. Gusül abdesti alırken, mest üzerine meshedilmez. Teyemmüm ederken, ayakları meshetmek farz değildir.

Mest, ayağın yıkaması farz olan yerini örten, su geçirmez ayakkabı demektir. Mest, büyük olup da, parmaklar, mestin ucuna kadar gitmez ve mesh, boş yer üzerine rastlarsa câiz olmaz. Mestin ağız kısmı geniş olup yukardan bakınca, ayak görünürse zararı olmaz. Mestin, bir saat yol yürüyünce, ayaktan çıkmayacak şekilde sağlam ve ayağa uygun olması lâzımdır. Ağaçtan, camdan, madenden mest olamaz. Zira sert şeyle bir saat yürünemez. Tabanı ile ayak üstü veya yalnız tabanı deri kaplanmış çorap üstüne veya sert olup yürürken aşağı düşmeyen çorap üzerine mesh câizdir. [Malikide, mestin deriden olması şarttır.] Mestli kimsenin, abdesti bozulunca, bu abdestsizlik, abdest uzuvlarına yayılırken, ayaklara değil, mestlere yayılır. Mestlerin hadesten temizlenmesi de, meshetmekle olur. Demek ki mestler abdestsizliğin ayaklara geçmesine mâni olmaktadır. Yalnız ayaklarını yıkayıp, mest giyen bir kimse, sonra diğer uzuvlarını yıkayıp abdestini tamamlasa, sonra, abdesti bozulsa, sonra abdest alırken, bunlar üzerine meshedebilir. Çünkü, mestleri giyerken, tam abdest almış olmak şart değildir. Fakat, abdesti bozulduğu zaman, bozulan abdestin, tam alınmış olması şarttır. Mesela, teyemmüm ederek, mest giydi ise, suyu görünce, bozulan abdesti tam olmadığından, su ile abdest alırken, meshedemez. Ayaklarını da yıkar. Özür sâhibi olan kimse, tam abdest alıp, özür akmadan önce, mestlerini giyerse, sonra abdesti özürle bozulsa da, 24 saat meshedebilir. Özrü aktıktan sonra giyerse, yalnız o namaz vakti içinde meshedebilir.

Mest üzerine mesh müddeti, mukim olan için, 24 saattir. Misafir için, 3 gün 3 gece, yani 72 saattir. Bu müddet, mesti giydiği zaman değil, mest giydikten sonra, abdesti bozulduğu zaman başlar. Özür sâhibi için mesh müddeti, namaz vakti çıkıncaya kadar olduğu (Fetava-i Hayriye)de yazılıdır. Özür sâhibi, özre sebep olan şeyi durduğu zaman, abdest alıp, o şey tekrar başlamadan önce, mestlerini giyse, taharet-i kamile ile giymiş olur [Malikide, gusül abdesti için çıkarılıncaya kadar meshetmek câizdir.].

Hanefi mezhebinde mesh, mestlerin yukarıdaki yüzlerine yapılır. Taban altına yapılmaz. Sünnet üzere meshetmek için, sağ elin yaş beş parmağı, sağ mest üzerine, sol elin parmakları da, sol mest üzerine, boylu boyunca yapıştırılıp, ayak parmakları üzerine gelen ucundan, bacağa doğru çekilir. El ayaları meste değdirilmez. Meshin üç el parmağı eninde ve boyunda olması farzdır. Bunun için de, üç parmağı veya yaş olup suyu damlamakta olan parmak uçları veya parmaklarla birlikte el ayasını veya yalnız el ayasını mest ucuna koyup, bacağa doğru çekmek yetişir. Parmakları, mestin yan kenarına koyup, mest üzerinde genişliğine kaydırmak da câiz olur. Mesh, elin dış yüzü ile de câiz ise de, içleri ile yapmak sünnettir. Mestin altına veya topukların yanlarına veya bacak tarafına mesh câiz değildir. [Malikide, sağ eli ıslatıp, parmak dipleri sağ mestin üst ucuna konur. Baş parmak ucu sol, diğer üç parmak uçları sağ kenarında olarak, ağzına kadar çekmek ve sol eli altına böyle koyup, topuğa ve buradan ağzına kadar çekmek ve sonra sol eli sol mestin üstüne, sağ eli altına koyup çekmek vâcibdir.] Bir uzvu yıkadıktan sonra, elde kalan yaşlıkla, mest üzerine meshedilir. Bir uzvu, mesela, başı veya enseyi meshten kalan yaşlıkla, meshedilmez. Abdest alıp, mest giymiş bir kimse, yeniden abdest alıp, meshetmeyerek, mestli ayaklarını suya soksa, bir ayağı veya yarıdan fazlası ıslanmazsa, mesh yerine geçer. İçine su girip, ayağı ıslanırsa, mestleri çıkarıp, ayaklarını da yıkamak lazım olur. Yaş ot üstünde yürüyerek veya yağmur ile mestlerin üstü ıslanırsa, mesh yerine geçer ve niyet lazım olmaz. Mestli kimse, abdesti bozulduktan 24 saat geçmeden, sefere çıksa, bu mestlere üç gün ve gece meshedebilir. Misafir iken mukim olsa, 24 saat geçmiş ise, mestleri çıkarıp, ayaklarını yıkayarak abdest alır. Malikide mest üzerine mesh müddeti, gusül abdesti için çıkarılıncaya kadardır. Mest üzerine, birinci abdest bozulmadan önce, ikinci bir mest, çizme, plastik, naylon, lastik ayakkabı giyse, dıştaki su geçirmezse, bunun üzerine meshedebilir. Suyu çok geçirirse yine edebilir. Çünkü, içteki ıslanarak, içtekine meshetmiş olur. İkinciyi, abdesti bozulunca giymiş ise, yalnız içteki meste, meshedebilir. İkinciye, yani dıştaki ayakkabılara meshettikten sonra bunun biri çıksa, ikincisini de çıkarıp, içteki mestlere hemen meshetmesi lazım gelir. Diğer ayağındakini çıkarmayıp bunun üzerine ve çıkan ayağındaki birinci mest üzerine, birlikte meshetmesi de câizdir. Ayağın üç parmağı sığacak kadar yırtığı bulunan bir mest üzerine meshetmek câiz değildir. Yırtık, bundan az ise, mesh câiz olur. [Malikide, yırtık, ayağın üçte birinden az ise, mesh câiz olur. Malikide, bedenin, elbisenin temiz olması sünnet olduğu hâlde, mestin temiz olması farzdır.] Bir mestin birkaç yerinde, küçük yırtıklar varsa, bunlar toplanınca, üç parmak olursa, buna mesh câiz olmaz. Bir mestte, iki parmak, diğer mestte de iki veya bir parmak görünecek kadar yırtık olsa, bunlara meshedilebilir. Çünkü, üç parmak, iki mest için değil, bir mest içindir. Halbuki muhtelif uzuvlardaki necaset veya görünen avret yerleri miktarları bir araya toplanıp, hepsi üzerine hüküm olunur. Mesh câiz olmayan yırtık, üç parmağın ucu değil, üç parmağın bütünü görünecek kadardır. Yırtık, parmak üzerinde ise, o parmaklar sayılır. Yırtık başka yerde ise, üç küçük parmak görünecek kadar olmamalıdır. Yırtık, üç parmaktan uzun olsa, açılan kısmı, üç parmaktan az olsa, mesh câiz olur. Mestin dikiş yeri, uzun sökülse, fakat açılmayıp ayak görünmese, mesh câiz olur. Yırtık veya sökülen yer, yürürken açılıp, ayaktan üç parmak görünür, durunca açılmazsa, meshedilmez. Bunun tersine olursa, mesh câiz olur. Topuk kemikleri yukarısındaki yırtık, ne kadar olursa olsun, meshe mâni olmaz. Çünkü, mestlerin, burasını örtmesi lazım değildir. Üstten veya yandan ilikli, bağlı veya fermuvarla kapalı mestler, ayakkabılar üzerine mesh câizdir. [Şâfiîde, mestin hiç yırtığı, deliği olmaması lâzımdır.]

Ayağın topuğu, mestin topuğundan çıkınca, mest ayaktan çıktı sayılır. Fakat ekseri kitaplar, ayağın yarıdan fazlası, mestin topuk kemikleri hizasından yukarı çıkmadıkça, ayaktan çıktı sayılmaz diyor. Buna göre, mest geniş olup yürürken, topuğu mestten çıkıp, giren kimsenin meshi câiz olur. Yürürken abdesti bozulmaz.

Yırtığı, üç parmaktan fazla açık olan mestin astarı sağlam olsa ve meste dikilmiş olup ayak görünmese, mesh câiz olur.

Bir veya iki ayağı mestten çıkınca, abdesti, o ânda bozulmaz. Abdestin bozulması şimdi ayaklara sirâyet eder. Yalnız ayaklarını yıkasa, meshederek almış olduğu abdesti tamamlamış olur. Mesh müddeti bitince de, yalnız ayaklarını yıkar. Fakat, her iki sûrette de, yeniden abdest almak daha iyi olur denildi. Çünkü, muvâlât hanefide sünnet, Mâlikî mezhebinde ise farzdır.

İmame, yani sarık ve kalensüve, yani takke ve her başlık ve bürka yani peçe ve maske üstüne ve eldiven üstüne meshetmek câiz değildir.

Cebire yani kırık kemiğin iki yanına bağlanan tahtalar üzerine mesh câizdir. Yaranın, çıbanın, derideki çatlak veya yarıkların üzerine veya içine konan merhem, pamuk, fitil, gaz bezi, flaster, sargı bağı gibi şeylerin çözülmesi, çıkarılması yaraya zarar verirse veya bunlar çıkınca, yıkamak veya meshetmek zarar verirse, bunlardan merhem, lastik gibi, su geçirmeyenler üzerine su akıtılır. Su geçirenler üzerine meshedilir. Yaraya soğuk su zarar verirse, sıcak su ile yıkamak lazım olur. Sıcak su da zarar verirse, meshetmek lazım olur. Mesh de zarar verirse, üzerinde bulunan şey üzerine meshedilir. Sargı bezinin, sağlam deri üstüne rastlayan kısmı üzerine de ve sargılar arasındaki deriye de, meshedilir. Bunların yarıdan fazlasına mesh câizdir. Bunlara meshetmek de, yaraya zarar verirse, meshedilmez. Bunları mesh, yaraya zarar vermezse, bunları mesh lazım olur. Bunları kaldırıp altlarındaki sağlam deriyi yıkamak, yaraya zarar vermezse, yıkamak lazım olur. [Yara üstündeki sargıya veya merheme meshin câiz olması için, yarayı yıkamanın veya meshetmenin, yaraya zarar vermesi, dört mezhepte de şart olduğu, (El-fıkıh-u alel-mezahib-il-erbea)da yazılıdır. Zarar, şifanın gecikmesi yahut elemin yani ağrının artması demektir.] Meshettikten sonra, bunlar, yara iyi olmadan alınır veya düşerlerse, mesh bozulmaz. Yara iyi olup da düşerlerse, altlarını yıkamak lazım olur. Bütün bunlar üzerine mesh, altlarını yıkamak yerine geçer. Bunlara meshedenler özür sâhibi olmaz. Bunlar, sağlam kimselere imâm olabilir. Tabib-i müslim-i hazıkın ıslatılmaması lâzımdır dediği bir yer, yara gibi olur. Bunlara meshetmekte, erkek, kadın, muhtis ve cünüp hep birdir. Hiçbiri için niyet lazım değildir. İbni Âbidin “rahmetullâhi aleyh” abdestin farzları sonunda diyor ki (Elinde, yara, yarık bulunan kimse, suyu kullanamaz ise, yani ellerine su alamaz ve yüzünü, başını, kulaklarını, ayaklarını suya sokamaz ise, teyemmüm eder. Kolundan, ayağından bir kısmı kesik olan kimse, kalan yerin yüzeyini yıkar). Habste, eli ayağı bağlı olan, teyemmüm edemezse, abdestsiz, bir şey okumadan, rükû ve secde yapar. Bunu da yapamazsa, ayakta ima eder. Kurtulunca iade eder.

 

 

GUSÜL ABDESTİ

Namazın doğru olması için, abdestin ve gusülün doğru olması lâzımdır. İbni Âbidin, (Dürr-ül-muhtar) şerhinde buyuruyor ki: “Cünüp olan her kadının ve erkeğin ve hayzdan ve nifastan kurtulan kadınların, namaz vaktinin sonuna o namazı kılacak kadar zaman kalınca, gusül abdesti alması farzdır”.

Farzları yapanlara çok sevap vardır. Yapmayanlara da, büyük günah vardır. (Gunyet-üt-talibin) kitabının bildirdiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyuruyor ki: “Gusül abdesti almaya kalkan bir kimseye, üzerindeki kıl adedince [yani pekçok demektir] sevap verilir. O kadar günahı affolur. Cennetteki derecesi yükselir. Guslü için ona verilecek sevap, dünyada bulunan her şeyden daha hayırlı olur. Allahü teâlâ, Meleklere, bu kuluma bakınız! Gece, üşenmeden kalkıp, benim emrimi düşünerek, Cenâbetten gusül ediyor. Şahit olunuz ki bu kulumun günahlarını afv ve mağfiret ettim buyurur”.

Ey Oğul İlmihali’nin 91. sayfasında yazılı hadis-i şerifte, (Kirlenince, çabuk gusül abdesti alın! Çünkü kirâmen katibin melekleri, cünüp gezen kimseden incinir) buyuruldu. Yine, aynı sayfada: İmâm-ı Gazâlî buyurdu ki bir kimse, rüyada bana dedi ki (Bir miktar zaman, cünüp kaldım. Şimdi üzerime ateşten gömlek giydirdiler. Hala ateş içindeyim). (Zevacir) ve (Risale-i ünsiye) kitaplarındaki hadis-i şerifte, (Resim, köpek ve cünüp kimse bulunan eve rahmet melekleri girmez) buyuruldu. Namaz kılan ve kılmayan herkes, bir namaz vaktini cünüp geçirirse, çok acı azap göreceği (Zevacir)de yazılıdır. Öğle ezanından sonra cünüp olan, öğle namazını kılmamış ise, ikindi vaktine kadar; kılmış ise, akşam namazına kadar gusletmelidir. Yıkanamazsa, teyemmüm etmelidir. Hanefi mezhebinde gusülün farzı üçtür:

1 — Ağzın hepsini iyice yıkamak. Ağız dolusu su içmekle de olur ise de, yutmak mekruhtur diyen de olmuştur.

2 — Burnu yıkamak. Burundaki kuru kir altını ve ağızdaki çiğnenmiş ekmek altını yıkamazsa gusül sahih olmaz. Hanbeli mezhebinde, mazmaza ve istinşak, abdest alırken de, gusülde de farzdır.

3 — Bedenin her yerini yıkamaktır. Bedenin, ıslatılmasında haraç olmayan yerlerini yıkamak farzdır. Yıkanan yerleri ovalamak lazım değil ise de, müstehaptır. İmâm-ı Mâlik ile İmâm-ı Ebû Yusuf lâzımdır buyurdu. Göbek içini, bıyık, kaş ve sakalı ve altlarındaki derileri ve baştaki saçları ve ferci yıkamak farzdır. Gözleri, kapalı küpe deliğini, sünnet derisi altını yıkamak farz değildir, müstehaptır. Kadınlar, örülü saçın diblerini ıslatınca, örgüyü yıkamak lazım değildir. Saç dibleri ıslanmazsa, örgüyü açmak lazım olur. Örülmemiş saçların her tarafını da yıkamak farzdır. Traş olursa, kesilen saçları [ve diğer kılları ve tırnakları] yıkamak lazım değildir. İbni Âbidin “rahmetullâhi aleyh” 5. cilt 275. sayfada diyor ki (Cünüp iken, kasıkları traş etmek mekruhtur). [Cünüp iken saç, tırnak kesmenin de mekruh olduğu buradan anlaşılmaktadır.] Pire, sinek kirlerinin ve kınanın ve insan kirinin, akıcı yağların, çamurun altını yıkamak farz değildir. Deriye yapışmış, hamur, mum, sakız, katı yağ, balık pulu, çiğnenmiş ekmek, [Tırnaktaki oje denilen boya] gibi su geçirmeyen şeylerin altını yıkamak lâzımdır. Dişlerin arasında ve diş çukurunda bulunan yemek artıklarının altına su geçmezse, altı yıkanmazsa gusül abdesti câiz olmaz. Yüzük sıkı ise, çıkarmak veya hareket ettirmek lâzımdır. Küpe de böyledir. Küpe deliğinde, küpe yoksa ve delik açıksa kulağı ıslatırken, delik ıslanırsa, yetişir. Islanmazsa, deliği parmakla ıslatmalıdır. Bütün bunlarda ıslandığını çok zannetmek yetişir. Ağzını veya başka yerini yıkamayı unutup, namaz kılsa, sonra hatırlasa, orasını yıkayıp farzı tekrar kılar. Tenha yer yoksa, başkasının yanında avret yerini açmaz. Tenha oluncaya kadar bekler. Namaz vakti daralır ise, başkaları yanında taharetlenmez. Donunu da yıkamaz. Necaset ile namaz kılar. Çünkü, haramdan kaçmak, farzı yapmaktan daha çok sevaptır. Sonra tenha yer bulunca taharetlenir, donunu yıkar ve namazı iade eder. Abdestin ve gusülün vâcibleri yoktur. Gusülün sünnetleri, abdestin sünnetleri gibidir. Yalnız gusülde, abdestteki sıra ile yıkamak, sünnet değildir. Müstehapları da, aynı olup yalnız, gusülde kıbleye dönülmez ve duâ okunmaz. Yalnız besmele çekilir ve kelime-i şehâdet söylenir. Havuzda, nehrde, denizde, yağmur altında ıslanan, ağzını ve burnunu da yıkasa, abdest ve gusül almış olur.

Sünnet üzere gusül abdesti almak için, önce, temiz olsalar dahi, iki eli ve avret yerini yıkamalıdır. Sonra bedeninde necaset varsa yıkamalı, sonra, tam bir abdest almalı, yüzünü yıkarken, gusüle niyet etmeli, ayakları altında su toplanmıyorsa, ayakları da yıkamalıdır. Sonra bütün bedene üç defa su dökmelidir. Önce üç defa başa, sonra sağ omuza, sonra sol omuza dökmeli, her döküşte, o taraf tamam ıslanmalıdır. Birinci dökmede oğmalıdır. Gusülde, bir uzva dökülen suyu, başka uzuvlara akıtmak câiz olup orası da temizlenir. Çünkü, gusülde bütün beden, bir uzuv sayılır. Abdest alırken bir uzva dökülen su ile başka uzuv ıslanırsa, yıkanmış sayılmaz. Gusül tamam olunca, tekrar abdest almak mekruhtur. Gusül ederken abdesti bozulursa, bir daha almak lazım olur. Şâfiîyi ve malikiyi taklit edenler buna dikkat etmelidir. Abdest bozulmadan, başka yerde almak veya namaz kılıp sonra almak câizdir.

Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak israf olup haramdır. 8 rıtl [yani 1040 dirhem-i şeri veya 3,5 kilo] su ile sünnete uygun gusül edilebilir. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” bir Müd [yani 2 rıtl, yani 875 gr.] su ile abdest alır, bir sa’ hacminde su ile gusül ederdi. [1 sa’ 4200 gram sudur. Çünkü, bu fakir, mercimekle yaptığım tecrübelere göre, 1 sa’ 4,2 litredir. Yani, 4 litre ve bir litrenin 5’te 1’idir.]

 

11 türlü gusül abdesti vardır: Beşi farzdır. Bunlardan ikisi, kadının hayız ve nifastan kurtulunca gusül abdesti almasıdır.

(Hayız), akmak demektir. 8 yaşını bitirip, 9 yaşına bastıktan birkaç gün veya ay, yahut seneler sonra, sıhhatli bir kızın veya adet zamanı son dakikasından itibaren (Tam temizlik) geçmiş olan kadının önünden çıkan ve en az üç gün, yani ilk görülmesinden itibaren 72 mutedil yani vasati saat devam eden kana denir. Buna (Sahih kan) da denir. Adet zamanından sonra başlayan 15 veya daha ziyâde gün içinde hiç kan görülmezse ve öncesi ve sonrası hayız günleri olursa, bu temiz günlere (Sahih temizlik) denir. 15 veya daha ziyâde temiz gün içinde fâsid kan yani istihaza kanı bulunursa, bu günlerin hepsine (Hükmi temizlik) veya (Fâsid temizlik) denir. Hayız müddeti içinde kan görülmeyen günlere de (Fâsid temizlik) denir. Sahih temizliğe ve hükmi temizliğe (Tam temizlik) denir. Tam temizlikten önce ve sonra görülüp, üç vasati gün devam eden kanlar iki ayrı hayız olurlar. Beyazdan başka her renge ve bulanık olana hayız kanı denir. Bir kız, hayız görmeye başlayınca (baliğa) olur. Yani kadın olur. Hayız görmeyen kızın ve menisi olmayan oğlanın, onbeş yaş tamam olunca, baliğ sayilacağı (Dürr-i Yekta) şerhinde yazılıdır. Hayız kanı görüldüğü andan, kesildiği güne kadar olan günlerin sayısına (Adet zamanı) denir. Adet zamanı en çok on gündür. En az üç gündür. Şâfiî ve hanbeli mezheplerinde, en çoğu onbeş, en azı bir gün, malikide en çoğu 15 gün ise de, ilk görülen kan hayız olur. Maliki ve Şâfiî mezhebini taklit eden hanefi mezhebindeki bir kadının adeti on günü aşarsa, bu günlerde kılmadığı namazlarını temizlendikten sonra kaza eder.

Hayız kanının durmadan hep akması lazım değildir. İlk görülen kan kesilip, üç gün sonra tekrar görülürse, aradaki temizlik, fâsid temizlik olup söz birliği ile hep aktı kabul edilir. Onuncu gününden önce görülürse, İmâm-ı Muhammedin İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfeden rivayet ettiğine göre, 10 gün içinde hep aktı kabul edilir. İmâm-ı Muhammedin bildirdiği başka bir rivayet de vardır. İmâm-ı Ebû Yusufa ve Şâfiîye ve malikiye göre ise, 15. günden önce görülünce, bütün temizlik günlerinde hep aktı kabul edilir. Bir kız, bir gün kan, sonra 14 gün temizlik, sonra bir gün kan görse ve bir kadın, bir gün kan, 10 gün temizlik ve 1 gün kan görse veya 3 gün kan, 5 gün temizlik ve bir gün kan görse, İmâm-ı Ebû Yusufa göre, kızın ilk 10 günü hayız olur. Birinci kadının adet günü kadarı hayız olup sonraki günlerin hepsi istihaza olur. İkinci kadında, 9 günün hepsi hayız olur. İmâm-ı Muhammedin birinci rivayetine göre, yalnız ikinci kadının 9 günü hayız olur. İmâm-ı Muhammedin ikinci rivayetine göre, yalnız ikinci kadının ilk üç günü hayız olup diğerleri hayız olmazlar. Biz, aşağıdaki bilgilerin hepsini, (Mülteka) kitabından tercüme ederek, İmâm-ı Muhammedin birinci rivayetine göre yazdık. Bir gün, tam 24 mutedil, yani vasati saat demektir. Evlenmemiş (Bakire) kadınların, yalnız hayız zamanında, evli olanların ise her zaman, fercin ağzına (Kürsüf) denilen bez veya saf nebati pamuk koymaları ve buna koku sürmeleri müstehaptır. Suni pamuk sıhhate zararlıdır. Kürsüfün hepsini fercin içine sokmaları mekruhtur. Kürsüf üzerinde, aylarca, her gün kan lekesi gören kız, ilk 10 gün hayzlı, sonra 20 gün istihazalı kabul edilir. (İstimrar) denilen bu kan kesilinceye kadar, hep böyle devam eder.

Bir kız, 3 gün kan görüp, bir gün görmese, sonra bir gün görse, 2 gün görmese, bir gün daha görüp bir gün görmese, yine bir gün görse, bu on günün hepsi hayız olur. Her ay, bir gün kan görse, 1 gün görmese, böyle on gün birer gün görüp görmese, gördüğü günlerde namazı ve orucu terkeder. Ertesi günlerde gusül abdesti alıp namazlarını kılar (Mesail-i şerh-i vikâye). Mâlikî mezhebi s.889 dadır.

3 günden, yani 72 saatten, beş dakika bile az olan ve yeni başlayan için on günden çok sürünce, 10. günden sonra ve yeni olmayanlarda adetten çok olup on günü de aşınca, adetten sonraki günlerde gelmiş olan ve hamile ve ayese [ihtiyar] kadınlardan ve 9 yaşından küçük kızlardan gelen kanlar, hayız olmaz. Buna (İstihaza) veya (Fâsid kan) denir. Kadın 55 yaşlarında (Ayese) olur. Adeti 5 gün olan, güneşin yarısı doğunca kan görüp, on birinci sabahı güneşin üçte ikisi doğarken kan kesilse, yani 10 günü birkaç dakika aşmış olsa, adet zamanı olan beş günden sonra gelenler, istihaza olur. Çünkü, güneşin doğma zamanının altıda biri kadar, on günü ve 10 geceyi aşmıştır. 10 gün tamam olunca gusül edip, adetten sonraki günlerde kılmadığı namazları kaza eder.

İstihaza günlerinde bulunan bir kadın, idrarını tutamayan veya sık sık burnu kanayan kimse gibi, özür sâhibi olur. Namaz kılması ve oruç tutması lazım olur ve kan gelirken dahi vaty câiz olur. İstihaza kanı hastalık alâmetidir. Uzun zaman akması, tehlikeli olur. Tabibe müraceat etmek lazım olur. Kardeş kanı (Sang-dragon) denilen kırmızı sakızı toz edip sabah, akşam birer gramı su ile yutulursa, kanı keser. Günde 5 gram alınabilir.

İmâm-ı Muhammedin bir kavline göre, bir kız, ömründe ilk olarak, bir gün kan görse, sonra 8 gün görmese ve onuncu gün yine görse, on günün hepsi hayız olur. Fakat, bir gün görse, 9 gün görmese, on birinci günü yine görse, hiçbiri hayız olmaz. Kan görülen iki gün istihaza olur. Çünkü, onuncu günden sonra görülen kandan önceki temizlik günlerinin, İmâm-ı Muhammede göre hayız sayılmıyacağı yukarıda bildirilmişti. Onuncu ve on birinci günleri kan görürse, aradaki temizlikler de hayız sayılarak, on günü hayız, on birinci günü istihaza olur.

Bir kadının hayız ve temizlik zamanı çok defa, her ay aynı gün sayısında olur. Burada bir ay demek, bir hayız başından, ikinci hayız başına kadar geçen zaman demektir. Adet zamanı belli olan kadın, bir kere, başka sayıda sahih kan görünce adeti değışır. Temizlik sayısı da, bir kere, başka sayıda sahih temizlik görmekle değışır. Fâsid kan ve fâsid temizlik, adeti değiştirmez.

Yeni hayzdaki kan müddeti, on günü geçerse ve bunun üç veya ziyâde günü, önceki adet zamanı günlerine rastlamazsa, adet zamanı değişirse de, gün sayısı değişmez. Adet zamanına rastlarsa, rastladığı gün sayısı hayız, kalanı istihaza olur. Adeti beş gün kan ve 55 gün temizlik olan kadın, beş kan, 46 temizlik, 11 kan görse, adet zamanı değişir, sayısı değişmez. Beş kan, 57 temizlik, 3 kan, 14 temizlik, bir kan görse, sayısı üç olur. Zamanı değişmez. Buradaki 14 günlük fâsid temizlik, devamlı kan demektir. Yeni hayzdaki kan müddeti, on günü geçmezse ve sonra sahih temizlik olursa, kan günlerinin hepsi yeni hayız olur. Sonra sahih temizlik olmazsa, önceki adet sayısı değişmez. Adetten sonra ve on günden önce kesildiği namaz vaktinin sonu yaklaşıncıya kadar beklemesi müstehab olur. Sonra gusül edip, o vaktin namazını kılar. Sonra vaty câiz olur. Beklerken, gusülü ve namazı kaçırırsa, namaz vakti çıkınca gusülsüz vaty câiz olur.

Kızda ilk olarak ve kadında adetinden 15 gün sonra görülen kan üç günden önce kesilince, namaz vaktinin sonu yaklaşıncaya kadar bekler. Sonra gusletmeden yalnızca abdest alıp, o namazı kılar ve önce kılmadıklarını kaza eder. O namazı kıldıktan sonra kan yine gelirse, namaz kılmaz. Yine kesilirse, vakit sonuna doğru yalnız abdest alıp, o namazı kılar ve kılmadıkları varsa kaza eder. Üç gün tamam oluncaya kadar böyle yapar. Fakat gusletse bile vaty helal olmaz.

Kan gelmesi üç günü geçti ise, adetten önce kesilince, adet zamanı geçinceye kadar, gusletse bile vaty helal olmaz. Fakat namaz vakti sonuna kadar kan lekesi görmezse, gusül edip o namazı kılar. Kılmadıklarını kaza etmez. Oruç tutar. Kan kesildiği günden sonra, 15 gün hiç gelmezse, kesildiği gün, yeni adetinin sonu olur. Fakat, kan yine başlarsa, namazı bırakır. Tutmuş olduğu orucu Ramazandan sonra kaza eder. Kan durursa, yine namaz vaktinin sonuna yakîn gusül edip, namazını kılar. Oruç tutar. 10 güne kadar böyle devam eder. On günden sonra, kan görse de, tekrar gusletmeden kılar ve gusülden önce vaty helal olur. Fakat vatyden önce gusül abdesti almak müstehab olur. Fecir doğmadan önce kan kesilse, fecrin doğmasına, yalnız gusül abdesti alıp elbisesini giyecek kadar zaman olur da, Allahü ekber diyecek kadar fazla zaman kalmazsa, o günün orucunu tutar. Fakat, yatsıyı kaza etmesi lazım olmaz. Tekbîri söyleyecek kadar da zaman olursa, yatsıyı kaza etmesi de lazım olur. İftardan önce hayız başlarsa, orucu bozulur. Ramazandan sonra kaza eder. Namaz içinde hayız başlarsa, namazı bozulur. Temizlenince farz namazı kaza etmez. Nâfileyi kaza eder. Fecir doğduktan sonra, uyanınca kürsüfünde kan lekesi gören, o ânda hayzlı olur. Uyanınca, yatarken koyduğu kürsüfünü temiz gören, yatarken hayzdan kurtulmuştur. İkisine de yatsıyı kılmak farzdır. Çünkü, namazın farz olması, vaktinin son dakikasında temiz olmaya bağlıdır. Vakit namazını kılmadan önce hayız gören, bu namazı kaza etmez.

İki hayız arasında (Tam temizlik) bulunması lâzımdır. Bu tam temizlik (Sahih temizlik) ise, önceki ve sonraki kanların başka iki hayız olacakları, söz birliği ile bildirildi. 10 günlük hayız müddeti içinde, kan görülen günler arasında bulunan temizlik günleri hayız kabul edilmekte, on günden sonraki istihazalı günler ise, temiz kabul edilmektedir. Bir kız 3 gün kan görüp, sonra 15 gün kesilse, sonra bir gün kan, sonra bir gün temizlik, sonra üç gün kan görse, kan görülen ilk ve son üç günler, iki ayrı hayız olurlar. Çünkü, adeti üç gün olacağından, ikinci hayız, aradaki bir günlük kandan başlayamaz. Bu bir gün, önündeki tam temizliği fâsid yapar. Mollâ Hüsrev “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Gurer)inin şerhinde diyor ki (Bir kız, bir gün kan, 14 gün temizlik, bir gün kan, 8 gün temizlik, bir gün kan, 7 gün temizlik, 2 gün kan, 3 gün temizlik, 1 gün kan, 3 gün temizlik, 1 gün kan, 2 gün temizlik, 1 gün kan görse, İmâm-ı Muhammede göre, bu 45 günden yalnız, 14 günden sonra olan, 10 gün hayız olup diğerleri istihaza olur). Çünkü, bu 10 günden sonra tam temizlik olmadığı için, yeni hayız başlamaz. Sonraki temiz günler, hayız zamanında olmadıkları için, hep aktı kabul edilmez. (İmâm-ı Ebû Yusuf’a göre ise, ilk 10 gün ve iki tarafı temizlik olan dördüncü on gün hayız olurlar). Çünkü, sonraki fâsid temizlik günleri, İmâm-ı Ebû Yusuf’a göre, hep aktı kabul edilir. Aşağıdaki birinci maddeye göre, 10 gün hayzdan sonra, 20 gün temizlik, sonra 10 gün [dördüncü 10 gün] hayız olur.

15 gün içinde hiç temiz gün olmadan, kan (İstimrar) ederse, adetine göre hesap olunur. Yani, adetinden sonra başlayarak bir evvelki ay içindeki temizlik günü kadar temizlik ve sonra adeti kadar hayız kabul edilir.

İstimrar kızda olursa, Arabî (Menhel-ül-varidin) ve türkçe (Mürşid-ün-nisa) kitaplarında, bunun dört türlü olduğu bildirilmektedir:

1 — İlk görülen kan istimrar ederse, ilk 10 gün hayız, sonra 20 gün temiz kabul edilir.

2 — Kız, sahih kan ve sahih temizlik gördükten sonra istimrar ederse, bu kız, adeti belli olan kadın olur. Mesela, beş gün kan görse, sonra 40 gün temiz olsa, istimrar başından beş gün hayız, sonra 40 gün temiz kabul edilir. Kan kesilinceye kadar böyle devam eder.

3 — Fâsid kan ve fâsid temizlik görürse, ikisi de adet kabul edilmez. Temizlik 15 günden az olduğu için fâsid ise, ilk görülen kan istimrar etmiş gibi kabul edilir. 11 gün kan ve 14 gün temiz olsa, sonra istimrar etse, birinci kan, on günü aştığı için fasittir. On birinci ve istimrarın ilk 5 kan günleri temizlik günleri olup bu beşinci günden sonra, 10 gün hayız, 20 gün temizlik olmak üzere devam eder. Temizlik tam olup kanlı gün karıştığı için fâsid ise, böyle fâsid temizlik ile kan günleri toplamı 30’u geçmezse, yine ilk kan istimrar etmiş gibi kabul edilir. 11 gün kan ve 15 gün temizlikten sonra istimrar etmesi böyledir. 16 günün ilk günü kanlı olduğu için, fâsid temizliktir. İstimrarın ilk 4 günleri temizlik olur. Toplamları 30’u aşar ise, ilk 10 gün hayız olup sonra istimrara kadar olan günlerin hepsi temiz kabul edilip, istimrardan sonra 10 gün hayız, 20 gün temiz olarak devam eder. On bir gün kan, sonra 20 gün temizlik, sonra devam etmek böyledir.

4 — Sahih kan ve fâsid temizlik görürse, sahih kan günleri adet olur. Sonra 30 güne kadar temizlik kabul edilir. Mesela, 5 gün kan ve 14 gün temizlikten sonra istimrar etse, ilk beş gün kan ve bundan sonra 25 gün temiz olur. Bu 25 günü tamamlamak için, istimrarın ilk 11 günü temiz kabul edilir. Bundan sonra, beş günü hayız, 25 günü temiz olarak devam edilir. Bunun gibi, üç gün kan, 15 gün temizlik, bir gün kan ve sonra 15 gün temizlikten sonra istimrar etse, ilk üç gün sahih kan ve sonra istimrara kadar olan günlerin hepsi fâsid temizlik olup 3 gün hayız, sonra 31 gün temiz olur. İstimrar zamanında ise, 3 gün hayız, sonra 27 gün temiz olarak devam eder. İkinci temizlik 14 gün olsaydı, İmâm-ı Ebû Yusufa göre hep aktı kabul edileceğinden, bunun ilk iki günü de hayız, sonra 15 gün temizlik olmak üzere devam edilir. Çünkü, ilk üç gün kan ve onbeş gün temizlik sahih olduklarından, adet kabul olunurlar.

Adet zamanını unutan kadına (Muhayire) veya (Dalle) denir.

(Nifas), lohusa demektir. Elleri, ayakları, başı belli olan düşükte gelen kan da nifastır. Nifas zamanının azı yoktur. Kan kesildiği zaman, gusül edip namaza başlar. Fakat, adeti kadar gün geçmeden, cima edemez. En çok zamanı 40 gündür. 40 gün tamam olunca, kan kesilmese de, gusül edip, namaza başlar. 40 günden sonra gelen kan, istihaza olur. Birinci çocuğunda, 25 günde temizlenen kadının adeti, 25 gün olur. Bu kadının ikinci çocuğunda kan, 45 gün gelse nifası 25 gün sayılıp, 20 günü istihaza olur. 20 günlük namazlarını kaza eder. O hâlde nifas gününü de ezberlemek lâzımdır. İkinci çocukta kan, 40 günden önce, mesela 35 günde kesilirse, bunun hepsi nifas olur ve adeti 25 günden, 35 güne değişmiş olur. Ramazanda, sahurdan [yani fecirden] sonra, hayzdan veya nifastan kesilen o gün yemez, içmez. Fakat, o günü kaza eder. Hayız ve nifas sahurdan sonra başlarsa, ikindiden sonra da olsa, o gün yiyip, içer.

Hayız ve nifas günlerinde namaz, oruç, câmi içine girmek, Kurân-ı Kerîmi okumak ve tutmak, tavaf, cima, dört mezhepte de haramdır. Oruçları kaza eder. Namazları kaza etmez. Namazları affolur. Her namaz vaktinde abdest alıp, o namazı kılacak kadar zaman oturup zikir, tesbîh ederse, en iyi namazın sevâbını kazanır.

[8 yaşını tamamlayan kıza, anasının, anası yoksa, ninelerinin, ablalarının, hala ve teyzelerinin hayız ve nifas ilmini bildirmeleri farzdır. Bildirmezlerse, kendileri ve zevcleri büyük günaha girerler.]

(Cevhere) kitabında buyuruyor ki (Kadının, hayız başladığını kocasına bildirmesi lâzımdır. Kocası sorunca bildirmezse, büyük günah olur. Temiz iken, hayız başladı demesi de, büyük günahtır. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, (Hayzın başladığını ve bittiğini kocasından saklayan kadın mel’undur) buyurdu. Hayız halinde de, temiz iken de kadına dübüründen yaklaşmak haramdır. Büyük günahtır). Böyle yapan, mel’undur. Puştluk, yani cinsi sapıklık denilen oğlan kirletmek daha büyük günahtır. Buna (Livâta) denir. Enbiyâ sûresinde, livâtaya (Habis iştir) buyuruyor. Kadı zadenin, (Birgivi) şerhinde, Peygamberimiz, (Lut kavmi gibi livâta yapanları, suç üstü yakalarsanız, ikisini de öldürünüz!) buyurdu. Bazı âlimler, ikisini de yakmalıdır, dedi. Livâta yapanlar arasında sürat ile yayılan Aids denilen korkunç hastalığın domuz eti yiyenlerde daha vahim olduğu Amerikada tesbit edilmiştir. 1985 de virüsü teşhis olunan bu hastalığın ilacı bulunamamıştır.

Farz olan gusülün üçüncüsü, cünüp olduktan sonra, namaz kılması lazım olduğu zaman yıkanmaktır. Cünüp olmak üç türlüdür: Haşefe, yani zekerin ucu [sünnet derisi altındaki yuvarlak kısım] ferce dâhil olunca veya erkekte koyu beyaz ve kadında akıcı sarı meni, yerinden şehvetle kopup çıkınca veya ihtilam ile yani rüyada şehvetlenip uyandığı zaman, meni veya mezi akmış olduğunu görünce, erkek ve kadın cünüp olur. Hanefide ve Şâfiîde, vedi ve mezi çıkınca cünüp olmaz. Fakat, çıkmış olan meni sıcaktan incelerek mezi gibi görünür.

Cuma, fıtır bayramı ve kurban bayramı namazları için ve Arefe günü, Arafat meydanında gusül abdesti almak sünnet-i zevaiddir.

Cünüp olduğunu unutan, Cuma namazı için gusül ederse, temiz olur. Fakat, farz sevâbına kavuşamaz.

Meyyiti gasletmek, Vacib-i kifâyedir. Cenaze yıkanmadan, namazı kılınmaz.

Kâfir, müslüman olunca, gusül abdesti alması müstehaptır.

Bu 11’den başka, hac ve ömre için ihrama girerken, Mekkeye, Medineye girerken, Müzdelifede vakfeye dururken, cenaze yıkayacağı zaman, hacamat olduktan sonra, Kadir, Arefe, Berat gecesi ve deli iyi olunca, çocuk 15 yaşına girince gusletmek müstehaptır. Hayız bitince, cima ederse ikisi için bir gusül yetişir. Cuma ve bayramda, başka sebeple gusül edince, bu namazların gusül sevâbı hâsıl olur.

Dayak yemek, ağır bir şey kaldırmak veya bir yerden düşmek gibi sebeplerle meni çıkınca, hanefide ve malikide gusül lazım olmaz. Şâfiî mezhebinde ise, lazım olur. Şâfiî mezhebini taklit eden hanefinin, buna da dikkat etmesi lâzımdır.

Şehvet ile yerinden ayrılan meni, idrar yolunda kalıp, dışarı çıkmazsa, gusül lazım olmaz. Sonra buradan, şehvetsiz de çıkınca, gusül lazım olur. İhtilam olan, yani rüyada şehvetlenen kimse, uyanıp, eli ile zekerini sıkıp, meni akmasa, şehveti geçtikten sonra akınca, gusül lazım olur. Cünüp olup bevl yapmadan gusül eden kimseden, sonra meninin geri kalan kısmı, şehvetsiz aksâ, tekrar gusül lazım olur. Namaz kılmışsa, kaza etmez. Bunun için, hanefide ve hanbelide gusülden önce, idrar çıkararak, idrar yolunda kalmış olan meni parçasını çıkarmak, sonra gusletmek lâzımdır. Şâfiîde, bevl etmiş ise de, tekrar gusül abdesti alması lâzımdır. Malikide, bevl etmemiş ise de, tekrar gusül abdesti lazım olmaz.

Haşefe, ferce veya kadının veya erkeğin dübürüne girince, meni aksâ da, akmasa da, her ikisine gusletmek farz olur. (Sodomie)de, yani hayvana ithal edince ve (Nekrofili)de, yani ölüye ithal edince akmazsa, hanefide gusül lazım olmaz. İthal edilen hayvan, kesilip yakılır. Etini yemek de câizdir. Bu ikisini, (Sadist) denilen ruh hastaları yapar. Çok çirkin ve büyük günahtır.

İhtilam olan kimse, uyanınca, yatakta, elbise veya bacağında yaşlık görse, bunun mezi denilen beyaz akıcı sıvı olduğunu anlarsa veya uyanık iken mezi aksâ, gusül lazım olmaz. İhtilam olduğunu hatırlamadan, meni görse, gusül lazım olduğu, söz birliği ile bildirildi. Mezi sansa ihtiyaten gusül lazım olur. İhtilam olduğunu, hatırlayan kimse, bir yerde meni görmezse, gusletmez. Kadın, guslettikten sonra, zevcinin menisinin artığı çıksa, gusletmez. Sarhoş ayıldığı zaman, üstünde meni görse, gusül lazım olur. Bayılan da böyledir. Kadın erkek uyanıp, yatakta meni görseler, ikisi de ihtilam hatırlamasa, ikisi de gusül eder. Cin, insan şeklinde cima yaparsa, insana gusül lazım olur. İnsan şeklinde gelmezse, bundan lezzet alan, gusletmez. Fercden başka yerine sürtmekle çıkan erkek menisi, rahme girse, kadın gusletmez. Bu sûretle hamile kalsa, gusül eder ve o günden beri kıldığı namazları kaza eder.
Çocuk zekeri, hayvan zekeri, ölü zekeri, zeker gibi her şey veya parmak ve prezervatif kullanınca ferce sokuldukları zaman, lezzet duyarsa, gusül lazım olur. Lezzet duymazsa, gusletmesi iyi olur. (Merakıl-felah)da diyor ki (Kadın erkek, birbirini görmekle, düşünmekle, meni akınca cünüp olur). Kadının gusül ve abdest suları ve hamam parasını zevci verir. İhtiyaç maddelerini, kadın zengin olsa da, erkeğin alması lâzımdır. İdrar yaparken, meni de çıkarsa, zekeri münteşir ise, gusül eder.

Kadın cünüp iken hayız görürse, isterse hemen gusül eder. İsterse, hayız bitinceye kadar bekleyip, sonra ikisi için bir gusül eder.
(Dürr-ül-münteka)da diyor ki (Erkeklerin erkek hamâmına, kadınların kadın hamâmina gitmeleri câizdir. Avret mahallini kalın ve bol havlu ile örtmek farzdır. Başkasının ince ve dar havlu ile örtülü avret mahalline bakmak da haramdır. Hamamcının uylukları keselemesi ve örtülü iken bakması câizdir. Havlu altındaki avret mahalline temas etmesi, bakması haramdır. Erkek erkeğin, kadın kadının avret olmayan yerlerine şehvetsiz bakması ve temas etmesi câizdir. Erkeğin kâfir kadınlarına da, şehvetsiz bakması da haramdır). Nass ile veya icmâ ile bildirilmiş olan harama ehemmiyet vermeyenin imanı gider, mürted olur.

Cünüp kimse, kılmadığı namaz vakti çıkıncaya kadar gusletmezse, günah olmaz. Daha geciktirmesi büyük günahtır. Cünüp iken uyumak, cima yapmak günah değildir. Zevce ile birlikte, bir kurnadan, bir kaptan gusletmek câizdir. Cünübün elini ve ağzını yıkamadan yiyip içmesi tenzîhen mekruhtur. Çünkü ağzına, eline sürülen su, müstamel olur. Müstamel suyu içmek ise mekruhtur. Hayız gören kadın böyle değildir. Çünkü hayız halinde iken gusül abdesti alması emrolunmadı. [Hayız halindeki kadın, göğsünü yıkamadan, çocuğunu emzirebilir. Cünüp kadının, yıkamadan emzirmesi mekruh olur.] Çocuk emziren kadının abdesti bozulmaz.
Kendi avret yeri açık iken ve avret yeri açık olanlar yanında Kurân-ı Kerîm okumak mekruhtur. Bir yeri açık olan, başını yorgandan çıkarıp okumalıdır.

Misafir olduğu evde cünüp olan kimse, gusül abdesti alırsa iftirâya, şüpheye uğrayacağından korkarsa, gusletmez. Su varken teyemmüm etmesi de câiz olmaz. Pis olarak, niyet etmeden, iftitah tekbîri söylemeden, ayakta bir şey okumadan, rükû ve secde gibi hareket yaparak namaz kılar görünmesi câizdir. [Mezhepsiz, reformcu imâm arkasında kılmak zorunda olan da böyle yapar.]

Cünüp veya hayzlı iken camiye girmek, hatta câmi içinden geçmek haramdır. Geçecek başka yol bulamazsa veya camide cünüp olursa veya camiden başka yerde su bulamazsa, teyemmüm edip girer ve çıkar. Kurân-ı Kerîm okuması ve Mushafı tutması ve Kâbe-i muazzamayı tavaf etmesi, dört mezhepte de haramdır. Kurân-ı Kerîmi ve âyet-i kerime yazılı şeyleri abdestsiz tutmak da haramdır. Yapışık olmayan bir şey içinde, mesela çantada iken tutmak câizdir. Fâtihayı ve duâ ayetlerini, duâ niyeti ile okuması ve her duâyı okuması haram değil ise de, duâyı abdestli okumak müstehaptır. Tefsirler, Kurân-ı Kerîm gibidir. Başka din kitapları, duâ gibidir. Fıkıh yazılı kağıtlara bir şey sarmak câiz değildir. Allahü teâlânın ve Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” isimleri yazılı ise, bunları silip, sonra bir şey sarılabilir. Fakat, bunlara da sarmamak layıktır. Çünkü, Kurân-ı Kerîmin harfleri de muhteremdir. (Hadika)da ve (Letaif-ül-işarat) kitabında (Mesela, Hud aleyhisselâma gelen kitap İslam harfleri ile idi) buyuruyor. (Hadika), 2. cildi, 633. sayfasında diyor ki (Üzerinde, dokuyarak veya boya ile mübarek yazı bulunan halıyı, hasrı, musallayı yani seccadeyi yere sermek, üzerine oturmak ve her ne sûret ile olursa olsun kullanmak ve paralar, mihrablar ve duvarlar üzerlerine yazmak mekruhtur. Bunları duvara asmak mekruh olmaz). [Kâbe-i muazzama resmi de, yazı gibidir. Resm, nakş bulunmayan seccade kullanmalıdır.]

 

 

[(El-mukaddemet-ül-izziye)de diyor ki (Mâlikî mezhebinde, bir kabdaki temiz suya necaset düşse, üç vasfından biri değişmez ise, bununla abdest ve gusül sahih, lakin mekruhtur. Mâ-i müstamel de böyledir. Halaya sol ayakla ve başı örtülü girilir. Eti yenen hayvanların bevli ve pisliği temizdir. Bunların ve insanın ölüsü ve kemikleri ve tırnakları, boynuz ve derileri ve meni, mezi ve alkollü içkiler necistir. Necis yere serili kalın şey üzerinde ve avuç içinden az kan, irin bulaşınca namaz sahih olur. Gusüle başlarken niyet etmek, bütün vücudu delk etmek, [avuç içi veya havlu ile hafif sıvamak], muvâlât [aralıksız] ve saçı, sakalı hilallamak, sık örülü saç çözülüp her tarafını hilallamak farzdır. Ağız, burun ve kulak içini ve saçları yıkamak sünnettir. Yıkamadık yer kaldığını bir ay sonra bile hatırlayınca, yalnız orayı hemen yıkar. Hemen yıkamazsa, gusülü batıl olur. Her gusülden evvel veya sonra abdest alınır.

Abdeste başlarken veya yüzü yıkarken niyet etmek ve başın hepsini ve sarkan saçları, kulak üstündeki deriyi ve altındaki deri görünen hafif sakalı meshetmek, kesif sakalı yıkamak, muvâlât yani azaları ard arda yıkamak, yıkanan yerleri, kurumadan evvel delk etmek de farzdır. Örülü saç çözülmez. Avuç ve parmak içleri ile zekere dokunmak, abdest aldığında veya bozulduğunda şüphe etmek, oğlanın veya mahrem olmayan genç kadının derisine veya saçına şehvet ile dokunmak, abdesti bozar. [Lezzet kasıt etmeden dokunursa ve dokunurken lezzet duymazsa, abdesti bozulmaz. Yolda, nakil vasıtalarında ve alış verişte temas korkusu olan Şâfiî, hanefi veya Mâlikî mezhebini taklit etmelidir.] Bedenden kan ve diğer şeyler çıkması abdesti bozmaz. Kulakların içi ve dışı, yeni ıslatılmış parmak ile meshedilir. Tırnak kesince, traş olunca abdest bozulmaz. Sakal traşında ihtilaflıdır. El ile istibra vâcibdir.

Teyemmüm ederek giyilen mest üzerine meshedilmez. Mesh müddeti yoktur. İkindi vakti isfirar vaktine kadardır. Yatsının ahir vakti, gecenin ilk sülüsüdür. Mekkede olanın Kâbeye, Mekkede olmayanın Kâbe cihetine dönmesi farzdır. Namaza başlarken (Allahü ekber) demek, Fâtiha okumak, kavmede dikilmek, celsede oturmak, oturarak bir tarafa selam vermek ve selam verirken (Esselamü aleyküm) demek farzdır. İlk iki rekatte Zamm-ı sûre okumak, iki teşehhütte oturmak, tehiyyat ve salavât okumak ve ikinci selam sünnettir. Sabah ikinci rekatte sessiz kunut okumak, teşehhütte şahadet parmağı kaldırmak müstehaptır. Sünneti unutunca, secde-i sehv lazım olur. Bayram ve cenaze namazları sünnettir. Fasık, imâm olamaz. Başka mezhepteki imama ve özürlü olan imama uymak câizdir.
Malikide sefer mesafesi, Şâfiîde olduğu gibi, 80 kilometredir. Günah olmayan seferte dört rekat farzları iki kılmak sünnettir. Dört gün kalmaya niyet ettiği mahalde mukim olur. Misafir ile mukimin birbirlerine imâm olmaları mekruhtur. Malikiyi taklit eden hanefi misafir ile mukim, birbirlerine imâm olurlar. İki namazı cem etmemek efdaldir. Vitir namazı ve bayramda onbeş namazın farzından sonra tekbîr-i teşrik sünnettir.) Bir ibâdeti yaparken, başka bir mezhebi taklit etmek, kendi mezhebinden ayrılmak değildir. O mezhebin, farzlarına ve müfsitlerine tâbi olmak demektir. Vâciblerde, mekruhlarda ve sünnetlerde, kendi mezhebine uyar. Mesela, malikiyi taklit eden hanefi misafirin, dört gün kalmaya niyet ettiği yerde, farzları dört rekat kılması farz olduğu için, dört kılar. Mukim olana uyması veya imâm olması, malikide mekruh, hanefide sünnet olduğu için, kendi mezhebine uyarak, cemaat ile kılabilir. Bir ibâdeti yaparken, başka mezhebi taklit etmek için, kendi mezhebine göre yapmakta haraç, meşakkat bulunması lâzımdır. Meşakkat, zorluk yok iken, taklit edilmez.]

 

Hak teâlâ intikâmin, kul eli ile alır.
İlm-i hâli bilmeyenler, onu kul yaptı sanır.

TEYEMMÜM

Teyemmüm, hanefide, vakit girmeden önce de sahihtir. Diğer üç mezhepte, vakit girmeden önce sahih değildir.

 

Teyemmümün sünnetleri on ikidir:

1— Toprağa avucun içini koymak.

2— Avuçları, toprak üzerinde ileri ve geri çekmek.

3— Avucda toprak varsa, toprak kalmayıncaya kadar, iki eli, baş parmakları ile birbirine çarpmak.

4— Elleri toprağa koyarken parmakları açmak.

5— Besmele ile başlamak.

6— Evvela yüzü, sonra kolları meshetmek.

7— Abdest alır gibi, çabuk yapmak.

8— Misafir bir mil içinde su bulunduğunu bilirse, araması farz, zannederse sünnettir.

9— Önce sağ, sonra sol kolu meshetmek.

10— Elleri, toprağa vurarak, kuvvetle koymak.

11— Kolları, yukarıda anlatılan şekilde meshetmek.

12— Parmaklar arasını meshetmek.

Suyu bulunmayan kimsenin, cünüp olması câizdir.

Toprak cinsinden olan her temiz şey ile üzerinde bunların tozu olmasa bile teyemmüm edilir. Yanıp kül olan veya sıcakta eriyebilen şeyler, toprak cinsinden değildir. O hâlde, ağaç, ot, tahta, demir, pirinç, yağlı boya sıvalı duvar, bakır, altın, cam ile teyemmüm edilemez. Kum ile olur. İnci, mercan ile olmaz. Kireç ve alçı ile yıkanmış mermer, çimento, sırsız fayans, sırsız porselen çanak çömlekle, çamur ile olur. Yalnız çamur varsa, suyu yarıdan az ise, bununla teyemmüm edilir. Suyu çoksa, bir bez çamura sokulup, çıkarılıp rüzgarda kurutup, bu tozlu bezle teyemmüm edilir. Çamurlu su ile teyemmüm olmaz. Bununla abdest almak lâzımdır. Kireçle badana edilmiş duvardan teyemmüm edilir. Buğday, kumaş, elbise, yastık gibi, teyemmüm câiz olmayan eşya üzerine el koyunca, el, teyemmüm câiz olan şeylerin tozu ile veya kül ile tozlanırsa veya silkildikleri zaman havaya böyle toz, kül çıkarsa, bunlarla teyemmüm edilebilir. Ev eşyası üzerinde bulunan organik tozlar böyle değildir. Bir topraktan birkaç kimse teyemmüm edebilir. Çünkü, teyemmüm edilen toprak ve benzerleri, müstamel olmaz. Teyemmümden sonra, elden, yüzden dökülen toz müstameldir.

Teyemmüm edilebilecek şey ile teyemmüm edilemeyecek şey karışık ise, yarıdan çok olanın ismi verilir. Teyemmümü, namaz vaktinden önce yapmak ve bir teyemmüm ile çeşitli namaz kılmak hanefide câizdir. Diğer üç mezhepte, namaz vakti çıkınca teyemmüm bozulur. Misafir, bir milden [yani 1920 metreden] az, malikide 2 milden az uzakta su bulunacağını alâmetlerle veya akıllı, baliğ ve âdil bir müslümanın haber vermesi ile çok zannettiği zaman her tarafa doğru, 400 zra [200 metre] giderek veya birini göndererek veya mümkün ise, yalnız bakarak suyu araması farz olur. Çok zannetmezse, suyu araması lazım olmaz. Yanında âdil biri bulunan bir kimse, suyu sormadan teyemmüm edip namaza dursa, sonra su olduğunu haber alsa, abdest alıp namazı iade eder. Bir milden uzakta su varken teyemmüm ile namaz kılmak câizdir. Eşyası arasında su bulunduğunu unutan kimse, şehirde, köyde [mamurelikte] değilse, teyemmüm ile namaz kılabilir. Suyunun bittiğini zanneden kimse, namazdan sonra suyunu görse, teyemmüm ile kıldığı namazı iade eder. Abdestsiz kılan da, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder.

Misafirin yanındakilerden su istemesi vâcibdir. Su vermezlerse, teyemmüm ile kılar. Arkadaşı, suyu piyasadaki fiyatına satarsa, fazla parası olan misafirin satın alması lazım olur. Sâhibi suyunu, gaben-i fahiş ile yani çok aldatmakla satarsa veya piyasa fiyatı ile alacak fazla parası yok ise, teyemmüm ile kılması câiz olur. Burada (Gaben-i fahiş)den maksat, piyasadaki fiyatın, iki mislinden fazlası demektir. Çıplak insanın, avretini örtecek bez alması da böyledir. Fakat, susuz kimsenin içmek için yüksek fiyatla su alması câiz olur. Çölde, arkadaşından ip ve kova istemek de lâzımdır. Yollarda, içmek için konulan su varken, teyemmüm edilebilir. İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, beşinci ciltte buyuruyor ki (İçmek için konulmuş sudan abdest almak câiz değildir. Teyemmüm edilir).
Serbest [Mubah] olan su, az ise, cünüp olanın, haid kadından, abdestsizden ve meyyitten önce yıkanması lâzımdır. Suyun sâhibi, başkalarından önce yıkanır. Sahipleri ayrı sular bir araya getirilince, önce meyyit yıkanır.

Hacının, yanındaki zemzem suyu ile abdest alıp bitirmemesi için çare, içine şeker, gül gibi bir şey koyup, saf su ismini değiştirmektir. Veya emin olduğu kimseye, geriye dönemeyecek şekilde hediye etmelidir. Hediye alan kimse, karşılık, az bir şey hediye verirse, birinci kimse hediyesini geri alamaz.

Cünüp bir kimse, teyemmüm ettikten sonra, abdesti bozulursa, hanefide cünüp olmaz. Malikide olur. Az su varsa, yalnız abdest alır.
İçmek için, necaset yıkamak için, ekmek yapmak için lazım olandan fazla su bulunca, teyemmüm bozulur. Namaz içinde iken bulursa, namazı da bozulur. Vasıta içinde uyurken, su yanından geçerse, teyemmüm ile olan abdesti, uyuduğu için bozulur. Uyanık iken, vasıtadan, abdest almaya inemezse, teyemmüm bozulmaz.

Cünüp kimsenin vücut yüzeyinin yarıdan fazlası yara veya çiçek, kızıl gibi ise, teyemmüm eder. Derisinin çoğu sağlam ise ve yaralı kısımları ıslatmadan yıkanması mümkün ise, su ile gusül edip, yaraların üzerini mesheder. Mesh zarar verirse, üzerine bir veya birkaç bez koyup, bunu mesheder. Elleri yara olan, yüzünü ve ayaklarını suya sokar. Sokamazsa, teyemmüm eder. Abdest aldıracak bir yardımcı bulunan hasta, teyemmüm etmez. Hasta olan ve ihtiyar olan, secde için eğilemezse ve başını secdeden kaldıramazsa, sandalyaya veya bir şeye dayanarak secdeden başını kaldırır veya eğilir. Yahut bunları yapmak için, bir kimse buna yardım eder. Yaralı kısımları ıslatmadan yıkanamazsa, yine teyemmüm eder. Abdest uzuvlarından hepsinin yarıdan çoğu veya dört abdest uzvundan ikisi sağlam ise, abdest alıp, yaralı kısımları veya uzuvları mesheder. Mesh zarar verirse, sargı üzerine mesheder. Abdest uzuvlarından hepsinin yarıdan çoğu veya abdest uzuvlarının üçü veya dördü de yaralı ise, teyemmüm eder. Teyemmüm zarar verirse, namazı kazaya bırakır. Müsavi miktarda iseler, teyemmüm etmemelidir. Teyemmüm eden kimsenin, bazı yerleri yıkaması câiz değildir. Bunun gibi, birlikte yapılamayan şeyler 34 tanedir. Başında ağrı olup meshedemeyen, abdest için; yıkanamayan da, gusül için teyemmüm edebilir denildi ise de, her ikisinin de sâkıt olacağını bildiren fetva daha evvel verilmiş olduğundan, bu sözle amel olunmaz.

 

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler