Bu mektup, Mektûbâtın 3. cildinin toplayıcısı olan Muhammed Haşim-i Keşmi’ye “kaddesallahü teâlâ sirrehül’azîz” yazılmıştır. Âlemin vehim mertebesinde yaratılmış olduğu bildirilmektedir:

Âlem mevhumdur demek, vehmin yaptığı şeydir demek değildir. Vehim de âlemden bir parçadır. Kendi kendini nasıl var edebilir. Âlem mevhumdur demek, Allahü teâlâ âlemi vehim mertebesinde yarattı demektir. Âlem yaratılırken vehim yoktu. Fakat, Allahü teâlânın ilminde vardı. (Mertebe-i vehim) demek, var olmayıp görünen demektir. (Nokta-i cevvale)den meydana gelen dairenin varlığı, vehim mertebesindedir. [Yani, bir ipin ucuna bir taş bağlayıp, öteki ucundan tutup, ipi elimiz etrafında çevirirsek, dönen taş, karşıdan daire şeklinde görünür. Dönen taş nokta-i cevvaledir. Görünen daire de, daire-i mevhumedir.] Daire yoktur. Yalnız bir görünüştür. Allahü teâlâ, bütün mahlukları bu mertebede yarattı. Fakat, görünüşlerini devam ettirmektedir. Böylece, var olmaları yanlış değil, doğrudur. Vehim mertebesinden kurtulup (Nefs-i emri) olmuşlardır. Yani, yalnız geçici bir görünüş olmayıp, kalıcı bir varlık olmuşlardır. Allahü teâlâ, dilerse, çirkinlikleri güzel yapar. Vehim mertebesi, şaşılacak bir varlıktır. Nefs-i emir mertebesindeki varlığa benzemez. Onunla ilgisi, ilişiği yoktur. Zaman, mekan ve cihet bakımlarından onunla hiç bağlılığı yoktur. Onunla bitişik, Ona uzak değildir. Nokta-i cevvale nefs-i emir mertebesinde vardır. Bundan hâsıl olan daire ise, vehim mertebesindedir. Dairenin bu nokta ile hiç ilgisi yoktur. Noktanın hiçbir cihetinde değildir. Daire hâsıl olunca, bu nokta sınırlanmamıştır. Nokta, dairenin sağındadır, solundadır veya önündedir, arkasındadır yahut üstündedir, altındadır denilemez. Daire için böyle şeyler, ancak onun gibi vehim mertebesinde bulunan varlıklar için söylenebilir. Başka mertebede bulunan varlıklarla daire arasında böyle cihetler yoktur. Dairenin meydana gelmesi ile bu nokta hiç sınırlanmamış ve bir sonu olmamıştır. Eskisi gibidir.

Yukarıda bildirilen misal iyi anlaşılınca, Allahü teâlânın bu âlem ile olan hâli anlaşılır. Bu âlemin yaratılması ile Allahü teâlâ sınırlanmamış, bir sonu olmamıştır. Bir ciheti olmamıştır. Allahü teâlâ için böyle şeyler nasıl söylenebilir ki o yüksek mertebede böyle şeyler yoktur. Kısa görüşlü birkaç uğursuz kimse, Allahü teâlâ ile mahluklar arasında, böyle bağlılıklar hâsıl oldu sanmış, Allahü teâlâ için cihet olmuş demiş, bunun için, Kıyamet günü Allahü teâlânın görüleceğine de inanmamışlardır. Böyle şey olamaz demişlerdir. Cahilliklerini ve yalan inanışlarını, Kurân-ı Kerîmden ve hadis-i şeriflerden üstün tutmuşlardır. Allahü teâlâ görülürse, görenin bir cihetinde bulunur. Bu ise, Onun sınırlanması, bir sonu olması demektir demişlerdir. Yukarıdaki misalden ve açıklamadan anlaşıldı ki Allahü teâlâ ile mahlukları arasında böyle bir nisbet, bağlantı hiç yoktur. Görüleceğini söyleseler de, söylemeseler de, yoktur. Görülecek ve cihet olmayacaktır. Bunu aşağıda daha açık anlatacağız. Bunlar anlayamıyorlar ki bu yanlış düşünceleri, mahlukların yaratılmalarına da engel olmaktadır. Çünkü, mahluklar yaratılırken, Allahü teâlânın, mahlukların bir cihetinde bulunması düşüncesi ortaya çıkar. Bu da, Onun sınırlı olmasını, sonu bulunmasını icap eder. Mahlukların bir tarafında değil, her cihettedir derlerse, yine sınırlanmış olur, bir sonu olur.

Bu dar düşüncelerden kurtulmak için, tasavvuf büyükleri gibi söylemelidir. Bu büyükler, âleme mevhum dediler. Böylece, Allahü teâlânın ciheti olması, sonu bulunması gibi dar düşüncelerden kurtuldular. Âleme mevhum demenin hiç zararı yoktur. Bu mevhumluk, hakiki varlık gibidir. Sonsuz var olmak, sonsuz nimetler ve azaplar olmak, bunlar içindir. Eski Yunan felsefecilerinden (Sofistaiye) denilen ahmakların, âleme mevhum demeleri böyle değildi. Vehmin yapması, hayalin var sanmasıdır demişlerdi. Bu iki (mevhum olmak) arasında çok fark vardır.
Tekrar bildirelim ki nokta-i cevvaleden hâsıl olan, mevhum daire, bu noktanın hiçbir cihetinde değildir. Nokta, dairenin cihetlerinin dışındadır. Bu dairenin hepsini göz olarak düşünsek, noktayı cihetsiz görür. Çünkü, ikisi arasında cihet bağlantısı yoktur. Cennette de, insanın her yeri göz olsa, Allahü teâlâyı cihetsiz görür. Bunda inanılmayacak bir şey yoktur. Cennette, müminlerin her yeri göz olup görecektir. Cihetsiz olarak göreceklerdir. Dünyada, Veliler, Allahü teâlânın ahlakı ile ahlaklandıkları için, her yerleri göz gibi olur. Dünyada görülmez ise de, görmüş gibi olurlar. Çünkü, (Allahü teâlânın kendisi hep görür, hep işitir, hep bilir) buyurdular. Onunla ahlaklanmış olan da, böyle olur. Sıfatlarının her biri de göz olup görür. Başka müminlere bu nimet, inşaallahü teâlâ Cennette ihsan edilecektir. Bunda inanılmayacak bir şey yoktur. Her şeyin doğrusunu yalnız Allahü teâlâ bilir [ve dilediğine bildirir].

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler