Sual: Kurân- Kerîm başka dillere tercüme edilebilir mi? Bu tercümeleri alıp okumak doğru mudur?

Cevap: Kurân-ı Kerîm, hiçbir dile hatta Arapçaya dahi tercüme edilemez. Bu sebeple Kurân-ı Kerîmin mânâsını anlamak için tercümesini okumak doğru olmaz. Mânâsını anlamak için ayet-i kerîmelerin tercümelerini okuyan bir kimse, murâd-ı ilâhîyi öğrenemez. Aksine tercüme edenin, bilgi derecesine göre yaptığı mealini öğrenir. İlmî seviyesi yetersiz birinin yaptığı tercümeyi okuyan da Allahü teâlânın dediğini değil, tercüme edenin, anladım sanarak kendi kafasından anlatmak istediğini öğrenir.

Bugün, çok kimsenin, böyle bozuk tercümeleri ve ne olduğu belirsiz kitapları (Türkçe Kurân) diyerek gençliğin önüne sürdükleri, dağıttıkları görülüyor. (Arapça Kurân, yabancı dildir. Onu okumayın! Öz dilimizle bunu okuyun.) diyorlar. Bu kimseler, Beethoven’in 9. senfonisini, Mozart’ın Figaro’sunu ve Molière’nin şiirlerini niçin Almanca, İtalyanca, Fransızca söylüyorlar ve dinliyorlar? Bunlar yabancı dildir. Öz Türkçe söylemek lazımdır demiyorlar? Bu senfonileri, komedileri Türkçeye tercüme etmiyorlar. Çünkü, Türkçeye tam çevrilemeyeceğini biliyorlar. Türkçesinden, nefsleri zevk alamıyor. Türkçelerine Beethoven’in, Chopin’in eseri denilemiyor. İşte müslümanlar da, bu tercümelerden Kurân-ı Kerîmin zevkini alamaz, ruhlarını besleyemez.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanıp 1961’de neşredilen, (Kurân-ı Kerîmin Türkçe Meali) adındaki tercümenin önsözünde de, yukarıda bildirdiklerimiz çok güzel dile getirilmiştir. Diyanet işleri reisi muhterem H.Hüsnü Erdem imzasını taşıyan bu önsözde diyor ki:

(Kurân-ı Kerîm gibi ilâhî belâgat ve îcazı hâiz bir kitap, yalnız Türkçeye değil, hiçbir dile hakkıyla çevrilemez. Eski tefsirlerin ışığı altında verilen manalara da tercüme değil, meal demek uygundur. Kurân’ın yalnız mânâsını ifade eden sözleri, Kurân hükmünde tutmak, namazda okumak ve aslına hakkıyla vâkıf olunmadan ahkâm çıkarmak câiz olmaz. Hiçbir tercüme, aslının yerini tutamaz. Kurân-ı Kerîmde, muhtelif manalara gelen lafızlar vardır. Böyle bir lafzı tercüme etmek, çeşitli mânâlarını bire indirmek olur ki verilen tek mânânın, murâd-ı ilâhî olduğu bilinemez. Bunun için, Kurân tercümesi demeye cesaret edilemez. Kurân-ı Kerîmi tercüme etmek başka, tercümeyi Kurân yerine koymaya kalkışmak başkadır).

Bu ilâhî, beşer üstü ve mûciz kitabın tam hakkını vererek aynen Türkçeye çevrilmesi mümkün değildir. Bu itibarla, en isabetli yol, âyetleri kelime kelime aynen tercüme etmek yerine, Arapça aslından anlaşılan mânâ ve meali Türkçe ile ifade yolu olsa gerektir. Kurân-ı Kerîmin nazm-ı celîlini, aslındaki îcaz ve belâgatini muhafaza ederek tercüme etmek mümkün değildir. Fakat, meal olarak tercümesi mümkündür. Bir dilden başka bir dile yapılan tercümelerde, her iki dilin hususiyetlerini hakkıyla belirtmeye imkan yoktur.

Avrupa’da ilk Kurân tercümesi 1141’de Latinceye yapılmıştır. 1513’de İtalyancaya, 1616’da Almancaya, 1647’de Fransızcaya ve 1648’de İngilizceye tercüme edilmiştir. Bugün, bu dillerin her birinde çok sayıda tercümeleri vardır. Ancak çeşitli eğilimli kimselerin yaptıkları tercümelerde, pek yanlış, hatta garazkârâne olanlar vardır. Kurân-ı Kerîmi başka dillere tercüme etmek câizdir. Fakat, tercümeden İslam dininin ahkâmının hepsi öğrenilemez. Hadis-i şeriflerle, icmâ ve kıyas yolu ile sâbit olan hükümler de vardır. Bunlar, tafsilatı ile fıkıh kitaplarından öğrenilir.

 

Kurân-ı Kerimi Herkes Anlayabilir Mi? Kurân-ı Kerimi Anlayabilmek İçin Öncelikle Hangi İlimleri Öğrenmelidir?

Köylüye ait bir kanunu, hükümet, doğruca köylüye göndermez. Çünkü, köylü okuyabilse bile anlayamaz. Bu kanun önce, valilere gönderilir. Valiler, iyi anlayıp izahını ekleyerek kaymakâmlara, bunlar da daha açıklayarak muhtarlara anlatır. Muhtar, yalnız okumakla anlayamaz. Muhtar da ancak, köylü dili ile köylüye söyler. İşte, Kurân-ı Kerîm de, ahkâm-ı ilâhîdir. Kanûn-i Rabbânîdir. Allahü teâlâ, Kurân-ı Kerîmde kullarına saadet yolunu göstermiş ve kendi kelâmını insanların en yükseğine göndermiştir. Kurân-ı Kerîmin mânâsını, yalnız Muhammed “aleyhisselâm” anlar. Başka kimse, tam anlayamaz. Ashâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân”, ana dili olarak Arabî bildikleri, edip ve beliğ oldukları hâlde, bazı âyetleri anlayamaz, Resûlullaha “sallallâhü aleyhi ve sellem” sorarlardı.

Mesela Ömer “radıyallâhu anh”, bir yerden geçerken, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem”, Ebû Bekr-i Sıddîk’a “radıyallâhu anh” bir şey anlattığını gördü. Yanlarına gidip dinledi. Sonra, başkaları da, gördü ise de, gelip dinlemeye çekindiler. Ertesi gün, Ömer’i “radıyallâhu anh” görünce, (Ya Ömer, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, dün size bir şey anlatıyordu. Bize de söyle, öğrenelim) dediler. Çünkü, dâima, (Benden duyduklarınızı, din kardeşlerinize de anlatınız! Birbirinize duyurunuz!) buyururdu. Ömer “radıyallâhu anh”, (Dün Ebû Bekr “radıyallâhu anh”, Kurân-ı Kerîmden anlayamadığı bir ayetin mânâsını sormuş, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, ona anlatıyordu. Bir saat dinledim, bir şey anlayamadım) dedi. Çünkü, Ebû Bekr’in yüksek derecesine göre anlatıyordu. Ömer “radıyallâhu anhümâ”, o kadar yüksek idi ki Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, (Ben, Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra Peygamber gelmeyecektir. Eğer, benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer Peygamber olurdu) buyurdu. Böyle yüksek olduğu hâlde ve arapçayı çok iyi bildiği hâlde, Kurân-ı Kerîmin tefsirini bile anlayamadı. Çünkü, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, herkese, derecesine göre anlatıyordu. Ebû Bekr’in derecesi, ondan çok daha yüksekti. Fakat, bu da, hatta Cebrâil “aleyhisselâm” dahi, Kurân-ı Kerîmin mânâsını, esrarını, Resûlullaha sorardı. (Hadika)da, dil afetlerini anlatırken bildiriliyor ki (… Resûlullahın, Kurân-ı Kerîmin hepsinin tefsirini Ashâbına bildirdiğini İmâm-ı Süyûtî haber vermektedir).

Hülâsa, Kurân-ı Kerîm’in mânâsını tam olarak yalnız Muhammed “aleyhisselâm” anlamış ve hadis-i şerifleri ile bildirmiştir. Kurân-ı Kerîmi tefsir eden Odur. Doğru tefsir kitabı da, Onun hadis-i şerifleridir. Din âlimlerimiz, uyumayarak, dinlenmeyerek, istirahatlarını fedâ ederek, bu hadis-i şerifleri toplayıp tefsir kitaplarını yazmışlardır. (Beydâvî) tefsiri bunların en kıymetlilerindendir. Bu tefsir kitaplarını da anlayabilmek için, 30 sene durmadan çalışıp İslamiyetin 20 ana ilmini iyi öğrenmek lâzımdır. Bu 20 ana ilmin kolları, 80 ilimdir. Bugün kullanılan bazı Arabî kelimeler, fıkıh ilminde başka mânâya, tefsir ilminde ise daha başka mânâya gelmektedir. Hatta aynı bir kelime, Kurân-ı Kerîmdeki yerine, aldığı edâtlara göre, başka mânâlar bildirmektedir. Bu geniş ilimleri bilmeyenlerin, bugünkü Arapçaya göre, yaptıkları Kuran tercümeleri, Kurân-ı Kerîmin mânâsından bambaşka bir şey oluyor. Kurân-ı Kerîmin mânâsından, mezâyâsından, rumuzundan, işaretlerinden, herkes imanının kuvveti kadar bir şey anlayabilir. Tefsir, anlatmakla, yazmakla olmaz. Tefsir, din büyüklerinin kalplerine doğan bir nûrdur. Tefsir kitapları, bu nûrun anahtarıdır. Çekmeceyi anahtarla açınca, mücevherler meydana çıktığı gibi, o tefsirleri okumakla, kalbe bu nûr doğar. 80 ilmi iyi bilenler, tefsirleri anlayıp din bilgisi zayıf olanlara da bildirmek için, çeşitli derecedeki insanlara göre, binlerle kitap yazmışlardır. Mevâkib, Tibyan ve Ebülleys gibi, Türkçe kıymetli tefsirler, bu kitaplardandır.

 

Kurân-ı Kerimi Anlayabilmek İçin Yeni Yazılan Tefsir Kitaplarından Hangilerini Okumalıyız? 

Yeni yazılan Türkçe tefsirlerin ve ilmihallerin, en kıymetlisi sanılanlarında bile şahsi düşünceler bulunmakta, okuyanlara zararı, faydasından çok olmaktadır. Bunları okuyan genç zihinlerde, bir takım şüpheler, itirazlar hâsıl oluyor. Zaten din bilgisi az olanların, İslamiyeti öğrenmek için, tefsir ve hadis-i şerif okuması uygun değildir. Çünkü, Kurân-ı Kerîmi ve hadis-i şerifi yanlış anlamak veya şüphe etmek insanın imanını giderir. Yalnız Arapça bilmekle, tefsir ve hadis anlaşılmaz. Arapça bilenleri, din âlimi sanan, aldanır. Beyrut ve başka yerlerde ana dili Arapça olan, Arap edebiyatını iyi bilen, çok papaz var. Fakat, hiçbirinin İslamiyetten haberi yok. Çıkardıkları, 1956 baskılı (El-müncid) ismindeki lügat kitabında, İslam isimlerini, hatta Medine’nin Bâkî mezarlığının ismini ve hatta, Resûlullah efendimizin vefât tarihini bile yanlış yazmışlardır.

Kurân-ı Kerîmin hakiki mânâsını anlamak, öğrenmek isteyen bir kimse, ehl-i sünnet âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır. Öncelikle Mızraklı İlmihal, Ey Oğul İlmihali, İtikadnâme gibi temel eserleri okumalıdır. Bu kitapların hepsi, Kurân-ı Kerîmden ve hadis-i şeriflerden alınmış ve yazılmıştır.

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullâhi aleyh” buyurdu ki İstanbul’da, Beyazıd umumî kütüphanesi, şeyhul-İslam Veliyüddin Efendi kısmında, 1706 numaralı kitabın 224. sayfasında diyor ki (Kurân tercümesi, Kurân değildir. Çünkü Kurân, malâm mûciz olan nazımdır. Tercüme edilince, îcazı zâil olmaktadır. Bir şiir dahî tercüme edilince, şiir olmaktan çıkar). Kitap, İmâm-ı Nevevî’nin (Ezkâr) kitabının şerhidir.

 

Sual: Kur’an-ı Kerimi tercüme etmiş bir çok kişi var. Fakat bunların tercümeleri birbirinden farklı ve bazı hususlarda mânâ dahi değişmektedir. Hangisine itibar etmeliyiz? Tavsiye ettiğiniz meal var mıdır?

Cevap: Kur’an-ı Kerim, hiçbir lisana tercüme edilemez. Yapılan tercümeye de Kur’an denmez. Şimdiye kadar yapılmış tercümelerinin hiçbirisi muteber değildir. Kur’an-ı Kerim ancak usulü çerçevesinde tefsir edilebilir. Meal ve tefsirden din öğrenilmez. Bunları okuyabilmek için, ciddi bir dinî ve ilmî altyapıya sahip olmak gerekir. İslamiyeti öğrenmek için meal okumak yerine bir ehl-i sünnet âliminin ilmihalini ve sevgili peygamberimizin hayatını anlatan kitapları okumanızı tavsiye ederim.

 

Sual: Bana tavsiye edebileceğiniz Kur’an-ı kerim meali var mıdır?

Cevap: Bir kimsenin ilmî muktesebatını bilmeden kitap tavsiye edilemez. İlmihalini iyi öğrenen biri, tefsir okuyabilir ise de piyasadaki bildiğimiz meal ve tefsirlerin çoğu itikadî veya ilmî cihetlerden tavsiyeye şâyân değildir. Arabî ilimleri bilmeden tefsir ve hele meâl okumak faydadan çok zarar getirir. Meâllerden din öğrenilmez.

 

Benzer Suallerin Cevaplarını Okumak İçin Tıklayınız.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler