Burada dört esas iyi huyun kısımları bildirilecektir. Bu dört ana huydan türeyen iyi huylar, sayısız denilecek kadar çoktur. Bunların her birini anlatmaya insan gücü yetişmez. Burada, İslam ahlakçılarının üzerinde durdukları, meşhurlarını bildireceğiz.

Hikmetten, 7 iyi huy meydana gelmektedir:

1 – Birincisi zekadır. Bir melekedir. Bir alışkanlıktır. Bunun yardımı ile insan, bilinen şeylerden, bilinmeyenleri çıkarır. Delilleri bir araya toplıyarak, aranılan şeyleri bulur. Bunu kazanmak için, malum şeyler yardımı ile mechul olan şeyleri bulmaya çalışmak, hesap [matematik] ve hendese [geometri] problemleri çözmek lazımdır.

İnsanların zekaları muhtelif miktardadır. Zekanın en üstün derecesine deha denir. Zeka test üsulü ile ölçülür. Yirminci asrın tanınmış ruhiyatcılarından [psikologlarından] Amerikalı Terman diyor ki test üsulü ile zeka ölçmesi, ilk olarak Osmanlılarda yapıldı. Osmanlı orduları Avrupada ilerliyor. Viyana elden gidiyordu. Viyana gidince, bütün Avrupanın müslümanların eline geçmesi çok kolay olacaktı. Osmanlılar, Avrupaya İslam medeniyetini getiriyor. İlm, fen, ahlak nurları, hıristiyanlığın kararttığı, uyuşturduğu yerlere, zindelik, insanlık, huzur, saadet saçıyordu. Asırlarca, diktatörlerin, kapitalistlerin, papazların zulmleri altında inleyen, barbarlaşan Avrupa, İslam adaleti ile İslam ilimleri ile İslam ahlakı ile insan haklarına kavuşuyordu. Avrupa diktatörleri ve öncelikle hıristiyan kiliseleri, Osmanlı ordularına karşı son gayretlerini harcıyorlardı. Bir gece, İstanbuldaki ingiliz sefiri, Londraya tarihi mektubunu yolladı. BULDUM… BULDUM!… Osmanlı ordularının ilerleme sebebini buldum. Onları durdurmanın yolunu buldum diyor. Şöyle yazıyordu:

(Osmanlılar ele geçirdikleri her yerde din, ırk farkı gözetmeksizin, seçtikleri çocukların zekalarını ölçüyor, ileri zekalıları ayırarak, medreselerde okutup, İslam terbiyesi ile yetiştiriyorlar. Bunlar arasından da seçtiklerine, saraydaki ENDERUN denilen yüksek okulda, o zamanın en ileri bilgilerini veriyorlar. İşte, Osmanlı siyaset adamları, başkumandanları, böyle seçilen, yetiştirilen keskin zekalı şahsiyetlerdir. Sokullular, Köprülüler, böyle yetişmiştir. Osmanlı akınlarını durdurmak, hıristiyanlığı kurtarmak için biricik çare, enderun mekteplerini ve medreseleri dağıtmak, onları içerden yıkmaktır). Bu mektuptan sonra, İngilterede (Müstemlekeler nezareti) kuruldu. Burada yetiştirilen casuslar ve hıristiyan misyonerleri ve masonlar, yalan propaganda ve yaldızlı vaatlerle avladıkları cahilleri Osmanlı devletinin kilid noktalarına yerleştirmeye ve bu kuklaların eli ile; medreselerden fen, ahlak derslerini, hatta, yüksek din bilgilerini kaldırmaya, müslümanları cahil bırakmaya uğraştılar. Bu sinsi kampanyalarında, tanzimattan sonra tam başarı sağladılar. İslam devleti yıkıldı. İslamiyetin dünyaya neşrettiği saadet, huzur nurları söndü.

2 – Sürat-i fehmdir. Buna (Sürat-i intikal) de denir. İhtiyaç olunca, lazım olan şeyi hemen anlayan melekeye denir. Bir şey işitince, onun aksini, tersini de hemen anlar. Zeka, düşünmede ve incelemede, yani fikirde ve nazarda olur. Yani bilinen şeyleri inceliyip, bunlardan bilinmeyen bir netice elde eder. Sürat-i fehm ise, fikirden ve nazardan başka şeylerde olur.

3 – Zihin açıklığıdır. İstediği şeyleri çabuk anlamak, elde etmektir.

4 – Dikkat etmektir. Düşünceler mâni olmayıp, istediği şeye teveccüh etmektir.

5 – Teakkuldür. Lüzumlu şeyleri öğrenirken, her şeyin, haddini, sınırını aşmamaktır. Yani lüzumlu olanı terketmez, lüzumsuz olanla da meşgul olmaz, vakit öldürmez.

6 – Tehaffuz, yani unutmamaktır. Ruhun, akıl erdirdiği, anladığı bilgileri unutmamasıdır.

7 – Tezekkürdür. Hafızadaki bilgileri, her istenilen zamanda hatırlamaktır.

Şecaatten hâsıl olan iyi huylar 11’dir:

1 – Ağır başlı olmaktır. Meth olunmaktan sevinmez, zem olunmaktan üzülmez olmaktır. Fakirle zenginleri müsavi tutar. Tatlıyı, acıyı tefrik etmez. Hadiselerin değişmesi ile ve korkulu, sıkıntılı haller karşısında çalışması sarsılmaz.

2 – Necdet, yani yiğitliktir. Korkulu hallerde, sıkıntılı işlerde, sabır ve sebat etmektir. Bu zamanda, bağırıp çağırmaz. Uygunsuz iş yapmaz.

3 – Himmet sahibi olmak, gayretli olmaktır. Bu dünyanın mevkii, rütbesi, yükselmesi, alçalması, serveti gözünde olmaz.

4 – Sebattır. Maksada kavuşmak için çalışırken, karşılaşılan sıkıntılara katlanmak, dayanabilmektir.

5 – Hilmdir. Ruhun sakin olması, kızmamasıdır. Yumuşak huylu olmaktır.

6 – Sükundür. Vatanı, dini ve milleti korumak için yapılan cihatlarda, muharebelerde gayret ve mukavemet gösterip, düşmanına alay ettirmemektir.

7 – Şehamettir. İyi işler yapmak, yüksek mertebeler ele geçirmek istemektir. Hayır ile anılmak, sevap kazanmak ister.

8 – Tahammüldür. Güzel huylar, iyi işler edinmek için çalışmaktan yılmamaktır.

9 – tevazudur. Dünya rütbelerinde kendinden aşağı olanlara büyüklük göstermemektir. Çünkü, eline geçenler, Allahü teâlânın lutfü ve ihsanıdır. Kendi elinde bir şey yoktur. Mevki ve servet sahiplerinin tevazu göstermeleri iyi olur. Sevap olur. Bir menfaate kavuşmak veya bir zarardan korunmak için tevazu göstermeye tebasbus, yani yaltaklanma denir. Dilencilerin tevazuları böyledir. Günahtır.

10 – Hamiyettir. Dini, milleti himaye etmekte, korumakta, şerefini savunmakta, tembellik etmeyip, bütün kuvveti ile gayret etmektir.

11 – Rikkattir. İnsanlardan gelen zararlara üzülmemektir. Bundan dolayı işlerinde ve hareketlerinde değişiklik olmamalıdır. İyilik yapmasını durdurmamalıdır.

İffetten 12 iyi huy meydana gelir:

1 – Hayadır. Haya, kötü iş yapınca utanmaktır.

2 – Rıfktır. Rıfk, İslamiyete uymaktır. Kelimenin mânâsı, acımak, iyilik etmek demektir.

3 – Hidayettir. İyi huylu olmaya çalışmaktır.

4 – Müsalemettir. Fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman, münakaşa etmemek, sertliği, bölücülüğü, ayırıcılığı istemeyip, uyuşmak, barışmak istemektir.

5 – Nefse hakim olmaktır. Şehvet zamanında nefse uymamak, irâdesine hakim olmaktır.

6 – Sabırdır. Kişi haramdan sakınıp, nefsin kötü arzularını yapmamaktır. Böylece, sonu pişmanlık olan lezzetlerden yüz çevirir. Sabır ikiye ayrılır: Biri, günah işlememek için sabır etmektir. Şeytan ve insanın kendi nefsi ve kötü arkadaşlar, insana günah işletmek isterler. Bunları dinlemeyip sabır etmek çok sevaptır. Burada bildirilen sabır, işte bu sabrdır. İkincisi, derdlerin, belaların acılarına sabredip, bağırıp çağırmamaktır. Çok kimse, sabır deyince, yalnız bu sabrı anlar. Bu sabır da sevaptır. Yani sabrın ikisi de farzdır.

7 – Kanaattir. Nafakada, yani yeme, içme, giyenme ve barınacak yerde zaruret miktarına razı olup daha çok aramamaktır. Yoksa, verileni almamak demek değildir. Bu huya takdir derler ki kötü huydur. Aklın da, İslamiyetin de beğenmediği bir şeydir. Kanaat ise, iyi ahlaktır. [Ölmemek, bir uzvu telef olmamak için lazım olan şeye zaruret denir. Nafaka için ve bedeni sıkıntıdan korumak için, lazım olan şeye ihtiyaç denir. İhtiyaçdan fazla olup hoşa giden, tatlı olan ve insanın kıymetini, şerefini korumaya yarayan şeylere ziynet eşyası denir. Ziynet eşyasını, övünmek, başkalarına gösteriş, üstünlük sağlamak için kullanmaya tefahur denir. Zaruret ve nafaka eşyasını temin etmek farzdır. Nafakadan fazla olan ihtiyaç eşyasını, mesela ilaç ve tabib ücretini temin etmek sünnettir. Ziynet caizdir. Tefahur haramdır.]

8 – Vekardır. İhtiyaçları ve kıymetli şeyleri elde ederken sürat ve acele etmeyip, yavaş hareket etmektir. Vekar, ağır başlı olmaktır. Yoksa, fırsatı kaçıracak, menfaatini kaptıracak şekilde uyuşuk olmak değildir.

9 – Veradır. İslamiyetin haram ettiği ve haram şüphesi olan şeylerden sakınmak ve emrettiği şeyleri, herkese yarar işleri yapmaktır. Kusurlu ve gevşek olmaktan sakınmaktır.

10 – İntizamdır. İşleri bir sıraya, düzene koyarak yapmaktır.

11 – Hürriyettir. Malı, parayı helaldan kazanmak ve iyi yerlere vermek, herkesin hakkını gözetmektir. Hürriyet, başı boş olup her istediğini yapmak demek değildir.

12 – Sehavettir. Parayı, malı, hayırlı, iyi yerlere dağıtmaktan lezzet almaktır. İslamiyetin emrettiği yerlere seve seve vermektir. Sehavet, cömert olmak demektir. İyi huyların en yükseklerindendir. Âyet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle meth olunmuştur. Sehadan birçok iyi huylar doğar. Bunlardan 8’i meşhurdur:

1 – Keremdir. Herkese faydalı işleri, para yardımı yapmasını sevmektir.

2 – İsardır. Kendi muhtaç olduğu malı, muhtaç olan başkasına verip, yokluğuna kendisi sabır etmektir. İyi huyların çok kıymetlisidir. Âyet-i kerimeler ile meth olunmuştur.

3 – Afvdır. Düşmandan veya suçludan intikam almaya, karşılığını yapmaya gücü yeter iken, yapmamaktır. Kötülüğe iyilikle karşılık etmek, afvdan daha iyi olur. Beyt:

Kötülüklere karşı, kolay olur kötülük,
Kötülük yapanlara, iyilik yapmak merdlik!

4 – Mürüvvettir. Muhtaç olanlara, lazım olan şeyleri vermektir. Başkalarına iyilik etmesini sevmektir.

5 – Vefadır. Tanıdıklara, arkadaşlara geçim işlerinde yardımcı olmaktır.

6 – Müvasattır. Tanıdıkları, arkadaşları nimetlerine ortak kılmak, iyi geçinmektir.

7 – Semahattır. Vermesi lazım ve vâcip olmayan şeyleri, seve seve vermektir.

8 – Müsameha etmektir. Terketmesi lazım olmayan şeyleri, başkasına faydalı olmak için terketmektir. Başkasının kabahatini görmemezlik demektir.

Adaletten 12 huy doğmaktadır:

1 – Sadakattir. Arkadaşını sevmektir. Onun iyiliğini, rahatını istemektir. Onu zarardan korumaktır. Onu sevindirmeye çalışmaktır.

2- Ülfettir. Bir topluluğun, din ve dünya düşüncelerinde, inançlarında birbirlerine uygun olmalarıdır.

3 – Vefadır. İyi geçinmek, yardımlaşmaktır. Sözünde durmak, hakkını gözetmektir de dediler.

4 – Şefkattir. Başkalarına derd, felaket gelmesinden üzülmektir. Herkesin sıkıntıdan kurtulmasına çalışmaktır.

5 – Sıla-i rahmdir. Akrabayı, yakınlarını gözetmek, ziyaret etmek ve yardım etmektir. Resulullah bir hadis-i şerifte, (Putları, tapınılan heykelleri kırmak için ve akrabaya iyilik etmek için gönderildim) buyurdu.

6 – Mükafattır. İyiliğe karşı iyilik etmektir.

7 – Hüsn-i şirkettir. Hakkı gözetip adalet eylemektir.

8 – Hüsn-i kazadır. Herkesin, her şeyde hakkını gözetip, başa kakmamak ve pişman olacak iş yapmamaktır.

9 – Teveddüddür. Teveddüd, muhabbet demektir. Arkadaşlarını sevip, hediye vermek, kendini sevdirmektir.

10 – Teslimdir. İslamiyetin emirlerini ve yasaklarını ve İslam ahlakını, tatlı gelmese dahi, kabul edip razı olmaktır.

11 – Tevekküldür. İnsan gücünün dışında olan ve değiştirilemeyecek olan üzücü hadiseleri, olayları, ezelde takdir edilmiş, yazılmış bilip, üzülmemek, Allahü teâlâdan geldiğini düşünerek, seve seve karşılamaktır.

12 – İbadettir. İbadet, her şeyi yoktan var eden ve her canlayı, her an görünür görünmez kazalardan, belalardan koruyan ve her an çeşitli nimetler, iyilikler vererek yetiştiren Allahü teâlânın emir ve yasaklarını yerine getirmektir. Ona hizmette kusur etmemeye çalışmaktır. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmuş olan Resûllere, Nebîlere, Velilere, Âlimlere, benzemeye özenmektir.

[Müslümanlar iki kısımdır: Havas [âlimler] ve avam [cahiller]. Türkçe (Dürr-i yekta) da diyor ki (Avam, sarf ve nahiv ve edebiyat ilimlerinin usûllerini, kaidelerini bilmeyen kimselerdir. Bunlar fetva kitaplarını anlayamaz. Bunların, iman ve ibadet bilgilerini arayıp, sorup, öğrenmeleri farzdır. Âlimlerin de, sözleri, vaazları ve yazıları ile önce iman, sonra dinin temeli olan beş ibadeti öğretmeleri farzdır. Zahire ve Tatarhaniye kitaplarında, imanın şartlarını ve ehl-i sünnet itikadını öğretmenin her şeyden evvel lazım olduğu bildirilmektedir). Bunun içindir ki büyük âlim, zahir ve batın ilimlerinin mütehassısı Seyyid Abdülhakim-i Arvasi, vefatına yakın, (İstanbul camilerinde, otuz sene, yalnız Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan imanı, yani Ehl-i sünnet itikadını ve İslamın güzel ahlakını anlatmaya çalıştım. Ehl-i sünnet âlimleri, bu bilgileri, Ashâb-ı kiramdan, Onlar da, Resûlullahtan öğrendiler.) demiştir. İman bilgilerine akaid ve itikad denir. Bunun için biz de, bütün kitaplarımızda, Ehl-i sünnet itikadını, İslamın güzel ahlakını, herkese iyilik ve hükümete yardım etmek lazım olduğunu bildiriyoruz. Seyyid Kutub ve Mevdudi gibi din cahillerinin  hükümete karşı kışkırtıcı, kardeşi kardeşe düşman yapıcı, bölücü yazılarını tasvib etmiyoruz. Peygamberimiz, (Din, kılıçların gölgeleri altındadır) buyurarak, müslümanların hükümet ve kanun himayesinde rahat yaşayabileceklerini bildirdi. Hükümet, kuvvetli oldukça, rahat, huzur artar. Avrupa, Amerika gibi kâfir memleketlerde rahat yaşayan, dini vazifelerini serbestçe yapan müslümanlar da, kendilerine hürriyet veren hükümete, kanunlara karşı gelmemeli, fitneye, anarşiye alet olmamalıdır. Ehl-i sünnet âlimleri böyle olmamızı emretmektedir. İbadetin en üstünü, en kıymetlisi, fitne fesad ateşi ile oynamamak ve isyan edenlere, fitne, anarşi çıkaranlara alet olmamak, ehl-i sünnet itikadını öğrenip, imanının buna uygun olmasına çalışmaktır. İmanını böyle düzelterek, bidat ehli denilen yetmişiki çeşit bölücü, bozuk inanıştan kurtulduktan sonra, ibadetlerde de bidat işlemekten sakınmalıdır. İslamiyetin emretmediği şeyleri ibadet zannederek yapmaya ibadette bidat denir. Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına ahkâm-ı islâmiyye denir. Ahkâm-ı İslamiyeye uymaya ibadet etmek denir. İbadetlerin doğru olarak yapılmasını bildiren dört mezhep vardır. Bunların dördü de haktır, doğrudur. Bu dört mezhep, Hanefi, Şâfiî, Maliki Hanbeli mezhebidir. Her müslümanın bu dört mezhepten birisinin ilm-i hal kitabını okuyup, ibadetlerini bu kitaba uygun yapması lazımdır. Böylece, bu mezhebe girmiş olur. Bu dört mezhepten birine girmeyen kimseye mezhepsiz denir. Mezhepsiz olan, Ehl-i sünnet değildir. Ehl-i sünnet olmayan da, ya bidat ehlidir, yahut kâfirdir.

Hazret-i Ali “keremallahü vecheh” buyuruyor ki (Öldükten sonra tekrar dirilmeye inanmayan birini görürsen, ona de ki: Ben inanıyorum. Senin dediğin doğru çıkarsa, benim hiç zararım olmaz. Benim dediğim doğru olunca, sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın!). Avrupada, Amerikada bütün fen adamları, devlet adamları, profesörler, kumandanlar, ahiret hayatına inanıyorlar. Hepsi, kiliselere gidip tapınıyorlar. Yahudiler, Budistler, Berehmenler, ateşe tapanlar, putperestler, medeni, vahşi herkes inanıyor. Yalnız, birkaç komünist memleketini idare eden, yalancı, zalim, azgın diktatörler ve bunların etrafındaki ve başka memleketlerdeki paralı uşakları inanmıyor. Geçinebilmeleri ve zevkleri için, din düşmanlığı yapan birkaç cahilin, ahmayın, dünya nüfusunun yüzde doksanını teşkil eden, inananlar karşısında, haklı olacakları düşünülebilir mi? İnanmayan bir kimse ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İnanana göre ise, Cehennemde sonsuz azap görecektir. İnanan bir kimse ölünce, inanmayana göre, yine yok olacak. Kendi inancına göre, sonsuz zevkler, nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir insan, bu ikisinden hangisini seçer? Elbet, ikincisini değil mi? Dünya işlerindeki madde alemindeki intizam, Allahü teâlânın varlığını akıl sahiplerine haber veriyor. Ahiretin var olduğunu da Allahü teâlâ haber veriyor. O hâlde, Aklı, ilmi olanın, Allahın varlığına ve birliğine inanması lazımdır. İnanmamak, ahmaklık, cahillik olur. Allahü teâlâya iman etmek, Onun ulûhiyet sıfatlarına yani Onun sıfat-ı zâtîyyesine ve sıfat-ı sübûtiyyesine ve verdiği haberlere inanmaktır ve Onun dinine uymaktır. İslamiyete uyan bir kimse, dünyada da rahat ve mesut yaşar. Herkese iyilik eder. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, faydalı şeyleri yapmalarını emretmiştir. Bu emirlere farz denir. Zararlı şeyleri yasak etmiştir. Bunlara haram denir. Farzların ve haramların hepsine ahkâm-ı İslâmiyye denir. Dinler, Allahü teâlânın kullarına rahmetidir, ihsanıdır. Dinlere inanan ve uyan, dünyada ve ahirette Allahü teâlânın ihsanına kavuşur, mesut olur. İnanmayan, aklı ile faydalı olduğunu anlayarak, dünya işlerinde uyarsa, yalnız dünyada mesut, rahat yaşar. Şimdi Avrupalıların bir kısmı, bunun için, rahat ve mesut yaşamakta, İslamiyete uymayan müslümanlar zelil, hakir yaşamaktadır.]

Sonraki bahis –> Kötü Ahlak

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler

1 Yorum

Comments are closed.