Sual: İslam hukukunda havale nasıl yapılır? Kaç farklı şekilde yapılır? Hangi durumlarda bozulabilir?

Cevap: Borclunun, alacaklıya, borcumu falan kimseden al deyip, bu 2. kimsenin, yani alacaklının, bu teklife, sözleşme yerinde râzı olmasına, (Havale) etmek denir. Borclu ve borcu ödemeyi kabul eden 3. şahıs sözleşirken, alacaklı hazır bulunmazsa, haber alınca izin verse de, Tarafeyne göre, havale sahih olmaz. Sözleşme yerinde bulunup râzı olması lâzımdır. Miktarı ve cinsi bilinen deyn havale olunur. Aynı ve hakkı havale etmek câiz değildir. Bir kimse, borclu olmadığı birine, falan kimsedeki alacağımı sen al derse, havale olmaz. Onu, alacağını teslim almak için, vekil etmiş olur. Havale eden 1. kimsenin havaleyi alana borclu olması, yani havale olunanın, yani havaleyi alan 2. kimsenin bundan alacağı olması lâzımdır. Havaleyi kabul eden 3. kimse, havale veren birinci kimseye borclu olur veya olmayabilir.

Havale 3 şekilde olabilir:

1) Mutlak havale, havaleyi veren birinci kimsenin, havaleyi kabul eden 3. kimseden alacağı veya onda vediası olduğu bildirilmeyen havaledir. Alacağı veya onda vediası olup da bildirmedi ise, havaleyi alan da, havaleyi veren de alacaklarını ondan isterler.

2) Kabul edendeki alacağı paradan ödenmek üzere verilen havaledir.

3) Kabul edende emânet bulunan veya gasp ettiği maldan, paradan ödenmek üzere verilen havaledir. Alacaklıya verilen banka çeki böyledir.

2 ve 3. şekildeki havalede, havale kabul edende, havale verenin alacağı olmadığı anlaşılırsa veya vedia helak olursa, havale batıl olur. Sahih olduğu zaman, havaleyi kabul eden, borcu, yalnız havaleyi alan 2. şahsa ödemeye mecbur olup havaleyi verene öderse, havale alana tazmin etmesi lazım gelir. Tazminden sonra, havale verenden bunu ister. Havale kabul edilince, havaleyi veren, alacağını, havaleyi kabul edenden artık istiyemez. Buna hediye etmesi de câiz olmaz.

Havale, verenin, alanın ve kabul edenin üçünün de sözleşmesi ile olabileceği gibi, yalnız veren ile alanın veya veren ile kabul edenin, yahut alan ile kabul eden arasındaki sözleşme [anlaşma] ile de olur. Ancak, veren ile kabul edenin sözleşmesine, havale alanın veya bunun vekilinin, sözleşme yerinde izin vermesi, havale verenin veya kabul edenin bulunmadığı sözleşmenin sahih olabilmesi için, bunların ayrıca havaleyi vermek veya almak için râzı olmaları lâzımdır. Havale veren râzı olmazsa, havaleyi kabul eden ödeyince, ödediğini, havale verenden istiyemez. Ona olan borcuna da sayamaz. Bu üçüne zor ile yaptırılan havale sahih olmaz. Bir alacaklının, borclusuna, sendeki alacağımı, falancaya ver demesi ile havale yapılmış olmaz. Borcunu almaya, falancayı vekil etmiş olur.

Havaleyi veren ile alanın akıllı olması, kabul edenin ise, hem akıl, hem de baliğ olması lâzımdır. Fakat, bunların sözleşmesi ile yapılan havale ile borcun ödenebilmesi için, havale veren ve alan çocukların velilerinin, sonradan izin vermeleri lâzımdır.

Rüşvet, kumar borcu ve hür insan, leş ve kan satışı semenlerinin borcları, sahih borc olmadıklarından, bunların havale edilmesi sahih olmaz. Fâsid satış bedeli için de, havale sahih değildir.

Ödemekten ve ibra [afv]dan başka yol ile kurtuluş olmayan borclara (Deyn-i sahih), yani, sahih borc denir. Zekat borcu, deyn-i sahih değildir. Çünkü, borclu ölürse veya mal elinden çıkınca zekat vermesi affolur. Böyle sahih olmayan borclar havale edilemez. Rehn, ariyet, emânet, mudarebe, şirket ve kiraya verilmiş olan mallar, sahih borc olmadıklarından, havale edilemez. Çünkü bunlar, deyn değildir, ayndır. Ayn olan mal, sahih borc olmadığı gibi, havale de edilemez. Hak da havale edilmez. Mesela ordu kumandanının, ganimetten hakkı olan bir gaziyi, başka birine havale etmesi veya maliyenin bir memura veya emekleye vereceği maaşı, bankaya havalesi sahih olmaz. Çünkü, ganimet ve maaş haktır. Ele geçmeden önce mülk olmaz ve ordu kumandanı ve maliye, bunlara borclu olmaz. Kumandan ve maliye, bankayı veya başkasını, teslime vekil etmiş olur. Fakat, gazinin veya emeklinin, bir alacaklısını, kumandan veya maliye üzerine havalesi câizdir. Çünkü, burada hak değil, bir kimseye olan borc havale edilmektedir. Satılan malın semeni, yani bedeli, kira bedeli ve ödünç verilen [misli] eşya, sahih deyn [borc] olduklarından, havale olunurlar.

Havale olunan borcun cinsi ve miktarı malum olması lâzımdır. Mesela, filanda olan alacağını, havale olarak kabul ettim derse, havale sahih olmaz.

Havale kabul eden bir kimse, bu borcunu, bir dördüncü kimseye ve hatta, havaleyi yapmış olan birinci borcluya da havale edebilir. Yani havale ve kefalet borcları da havale olunabilir. Fakat bunu, havaleyi ve kefaleti kabul eden, yani borclanan havale edebilir. [Bir şahıs, bir alacaklısını, havale yolu ile alacaklı olduğu kimseye havale edemez. Yani, tekrar yapılması câiz olan havalelerde, alacak şahıs hiç değişmemektedir. Bu şahsa ödiyecek olanlar değişmektedirler.

Şimdi bir kimse, mal satmak veya kira, ödünç vermek karşılığı alacaklı olunca, borclusu bir senet, yani bono hazırlayıp, bu kimseye veriyor. Bu kimse, bu bonoyu, borclu olduğu başka birisine verirse, buna olan borcunu, bonoyu hazırlamış olana havale etmiş oluyor. Bu havale fasittir. Bu bonoyu alan üçüncü şahıs da, bunu bir alacaklısına verince, bunu da, yine bonoyu hazırlamış olana havale etmiş oluyor. Bu ikinci havale de câiz değildir. Çünkü bono elden ele dolaştıkça, alacaklılar değişiyor. Ödiyecek olan birinci şahıs hiç değişmiyor. Havalenin tekrar havalesinde ise, alacaklının değişmemesi, ödiyecek şahsların değişmeleri lazım olduğu için, bir tüccarın bonosunun, havale olarak elden ele dolaşmasının sahih olmadığı anlaşılmaktadır.]

Havale yapıldığı zaman, havaleyi veren kimse ve bunun kefili, borcdan beri olur, kurtulurlar. Havaleyi alan, alacağını bundan istiyemez. Hatta, havale veren ölürse, varislerinden de istiyemez. Havaleyi kabul edenden istemesi lazım olur.

Havale alanın, alacağını, havaleyi verenden de istiyebilmesi şart edilebilir. Bu zaman, havaleyi kabul eden kefil yapılmış olur. Çünkü, alacaklı, alacağını borcludan da, kefilden de istiyebilir. Kabul eden iki kimse ise, borcu yarı yarıya öderler.

Havale, 2 sebeple bozulur, yok olur:

1) (Teva) ile. Yani kabul edendeki alacağın telef olması ile. (Telef) [yani yok olmak] da, iki türlü olur. Kabul eden, sözünden döner. İnkar eder ve yemin eder. Havaleyi veren ve alan da, ispat edemez. Fakat, ikisinden birisi, senet veya şahit ile ispat ederse, teva olmaz. Havale kabul eden, müflis olarak vefât edince de, teva hâsıl olur.

2) Havale fesh edilmekle bozulur. Havale veren ve alan birlikte fesh eder. Havaleyi veren bunu tekrar başka birine havale edince de, birincisi bozulur.

Havaleyi alan ve kabul eden (Muhayyer) olabilir. Önceden, bu şart ile râzı olmuşlar ise, ikisi de, yalnız başına fesh edebilir.

Bayiın, satmış olduğu mal karşılığı müşteriden alacağı semenden ödenmek üzere bir alacaklısına verdiği havalede, mebi teslimden önce helak olarak, semeni vermek lazım gelmese veya muhayyerlik sebebi ile mebi bayia iade olunsa yahut bey’, ikale [fesh] edilse, havale batıl olmaz. Çünkü, havale sözü kesilirken, müşteri borclu idi. Müşteri ödediğini bayidan alır. Fakat müşteri, bayiı, borclusu üzerine havale etse ve müşterinin borclusu bunu kabul etse, mebi bayia red olunduğu zaman, hakim bu havaleyi ibtal eder.
Acele olması bildirilmeyen havalede, borc eski hâli ile ödenir. Acele veya zamanı bildirilen havalede ise, bu şarta göre ödenir.
Belli zamanda ödenecek borc, aynı zamanda veya daha çok veya daha az zamanda ödenmek üzere havale olunabilir. Acele borc, belli bir zaman sonra ödenmek üzere havale olunabilir. Mesela, bir kimse, ödünç aldığı birini, bir kimse üzerine bir sene sonra ödemek üzere havale edebilir.

Havale kabul eden, borcu ödemeden, havale verenden istiyemez. Ödedikten sonra ister. (Dürr-ül-muhtar)da Karz faslından hemen önce diyor ki ödünç verilen alacak, borclu tarafından başkasına havale edilince, alacaklının tayin edeceği belli zamanda ödenmesi câiz olduğu gibi, borclunun belli zamanda alacaklı olduğu kimseye havale olununca, havalenin de, bu belli tarihte ödenmesi câiz olur. Ödünç verirken ödeme tarihi koyabilmek için, böyle havale yapılır. Havalenin sözleşmesinde, havale veren de bulundu ise, havaleyi kabul eden, başka mal ödemiş veya havaleyi alan, bunu ona hediye etmiş, sadaka vermiş ise, havale verenden havale olunan malı veya kıymetini ister veya havaleyi verene olan borcu ile ödeşir.

Havale kabul eden ile havaleyi alan uyuşarak, havale olunan borcdan az veya çok verirse, havale verenden, bu verdiği miktarı istiyebilir. Havale olunan miktarı istiyemez. Havaleyi alan, kabul edene ibra, yani helal ederse, havaleyi kabul eden, havale verenden bir şey istiyemez. Fakat, havaleyi alan, kabul edene hediye ederse, kabul eden, havale verenden, havale olunanı istiyebilir. Havaleyi ibra, yani helal ederse, havale verenden bir şey istiyemez.

[Bundan anlaşılıyor ki bankaların, tüccarların, bono, senet kırmaları câiz değildir. Banka bonoyu getirene az para verip, bonoyu yazandan, bu verdiğini değil, bonoda yazılı daha çok parayı alıyor ki câiz olmadığı anlaşılmaktadır].

Borcu, belli bir zaman sonra, kendine veya adı yazılı başka bir kimseye ödemesi için, alacaklının, borcluya gönderdiği mektuba, (Poliçe) denir.

Bayi, semen ile ödenmek üzere bir alacaklısını, müşteriye havale etmek şartı ile olan bey’, fasittir. Havale de batıl olur. Müşterinin, bayiı semen ile başkası üzerine havale etmesi şartı ile yapılan bey’ sahih olur. Müşterinin bayia, yalnız borclusunun hazırladığı bonoyu vermesi ve bu bononun daha önce, havale alanlar tarafından tekrar havale edilmiş olmaması lâzımdır. Elden ele dolaşan bonoların sahih havale olmadıkları, fülus gibi semen olarak kullanıldıkları yukarıda bildirilmişti.

Mecelle’nin 1640. maddesinde, (Dayine medyununun medyunu hasm olmaz) diyor. Mesela ölendeki alacağını, ölüye borcu olandan istiyemez. 1641. maddesinde, (Bayia müşterinin müşterisi hasm olmaz) diyor. Mesela bir kimse satın aldığı malın parasını bayia ödemeden, bu malı başkasına satsa, birinci bayi, ikinci müşteriye, (Bu malı sana satan kimse, benden satın almıştı ve parasını bana ödememişti. Malımı veya parasını bana ver) diyemez.

(Süftece) şeklinde havale yapmak, tahrimen mekruhtur. Süftece, yolcuya borc verip, gittiği yerde, falancaya ödiyeceksin demektir. Borc, yolda tehlikeye uğrarsa, alacaklı, malını bu tehlikeden, böylece kurtarmış oluyor. Çünkü, borclunun tehlike olsa da, borc telef olsa da, gittiği yerde ödemesi lâzımdır. Ödünç veren, o yerdeki falanca arkadaşını, ödünç verdiği yolcu üzerine, mektup ile havale etmektedir. Süftece şartı olmayarak, yolcuya ödünç vermek câizdir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler