Sual: Vaaz nedir? Vaiz kime denir? Vaazı nasıl vermelidir?
Cevap: İbâdet yapmak için toplanılan mescit, câmi gibi umûmî yerlerde yapılan dînî nasîhat. İnsanlara doğru yolu göstermek için yapılan irşad hizmeti de bir vaazdır. Vaaz, insanların kalbini yumuşatacak ve Allahü teâlânın azâbından korkutacak şeyleri hatırlatmak ve O’na itâat etmeleri için tavsiyede bulunmaktır. Vaaz lügatta “Öğüt, nasîhat, uyarmak, anlatmak, bilgi vermek” mânâlarına gelen Arapça bir kelimedir.
Vaaz, insanlara dünyâ ve âhiret işlerinde iyiliği öğreten, kötülüklerden kaçınılması gerektiğini telkin etmek sûretiyle, Allahü teâlânın bildirdiği doğru yolu anlatan ve onların bilemediği karanlık yolları aydınlatan bir İslâm âlimi tarafından yapılan nasîhat demektir. Bu nasîhatı yapan kimseye de “Vâiz” denir.
Vaaz, cemiyet hayâtının düzenine, insanların huzûruna, saâdetine sebep olması bakımından oldukça tesirli bir yoldur. Bunun için vâiz ve irşad hizmetleri, kânun ve yönetmeliklerde geniş ve açık olarak yer almıştır.
Vaaz, Allahü teâlânın dînini, emir ve yasaklarını insanlara anlatma işidir. Müslümanların birbirlerine, iyilikleri emrederek ve kötülüklerden vaz geçirerek nasîhat yapması, dînimizin bir emridir. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Din nasîhattır.” Nitekim cenâb-ı Hak da, Kur’ân-ı kerîmde Âl-i İmrân sûresi 110. âyetinde meâlen, Muhammed aleyhisselâmın ümmeti için; “Siz ümmetlerin en iyisi oldunuz. İnsanların iyiliği için yaratıldınız. İyilik yapılmasını emreder, kötülükten de sakındırırsınız.” buyurdu.
Vâz ve nasîhat, birinin yüzüne karşı kusurlarını bildirmek şeklinde değil, umûmî olmalıdır. Vâiz, yumuşak ve tatlı söyler ve sert konuşmaktan kaçınır. Çünkü Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İyiliği tavsiye eden, kötülüğü yasaklayan bunları yumuşaklıkla ve şefkâtla yapmalıdır.”
Vâiz, dinde ilim sâhibi olmalı ve vaaz ettiği insanların anlayışlarına, kültür seviyelerine göre hitâp etmelidir. Halkın örf ve âdetlerini göz önünde tutmalıdır. Ayrıca fitneye, huzursuzluğa sebep olacak söz ve davranışlardan kaçınmalıdır. Vaaz eden kimse; herkese tatlı dil ve güler yüz göstermeli, kimseyi incitmemeli, kimsenin malına, ırzına göz dikmemeli, İslâmın güzel ahlâkına uygun yaşamalıdır. Müslümanlar arasında bölücülüğe sebep olacak, halkın huzursuzluğunu arttıracak nasîhatı yapmamalıdır. Devamlı karamsar tablolar çizerek insanları ümitsizliğe düşürmemelidir.
İnsanlara rehberlik eden, onlara dinde bilmediklerini öğreten vâizlerin, dikkat edecekleri önemli hususlardan bâzıları şunlardır:
1) Vâiz, dinde söz sâhibi olabilecek derecede ilim sâhibi olmalıdır. Kur’ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfleri, en doğru şekilde tefsir eden, açıklayan hakîkî İslâm âlimlerinin kitaplarından okuyup vaaz etmelidir. Kur’ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfleri kendi görüşüne göre açıklamaya kalkışmamalıdır. Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Kur’ân-ı kerîmi kendi görüşüne uyarak tefsir eden, açıklayan kâfir olur, dinden çıkar.”
2) Vâiz, her sözünde ve her işinde dînimizin emir ve yasaklarına uymalıdır. İslâm ahlâkıyla ahlâklanarak hâl ve hareketleri, güzel davranışları ile insanlara örnek olmalıdır. Çünkü (lisan-ı hâl, lisan-ı kâl’den daha üstündür) sözü meşhurdur. Yâni hâl, davranış, sözden daha tesirlidir.
3) Vâiz, konuştuğu sözlerle Allahü teâlânın rızâsını kazanmayı ve insanların dünyâ ve âhiret saâdetine kavuşmalarına vesîle olmayı niyet etmeli, düşünmelidir. Şan, şöhret, mal ve mevki kazanmak gibi dünyâlık peşinde olmamalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: “Biliniz ki, din adamlarının kötüsü, kötülerin en kötüsüdür. Din adamların iyisi de, iyilerin en iyisidir.” Ders vermek, vâz etmek ve dînî yazı, kitap, mecmua çıkarmak, ancak, Allah rızâsı için olduğu vakit ve mevki, mal ve şöhret kazanmak için olmadığı zaman faydalı olur. Böyle hâlis, temiz düşünmenin alâmeti de dünyâya düşkün olmamaktır.
Ragıb-i İsfehanî’nin yazdığı Ez-Zeri’a ila mekarimi’ş-şeria adlı eserinde buyuruyor ki: Vaizin, önce kendisinin söylediklerine uyması, sonra vaaz ve nasihat etmesi, önce kendisinin görmesi, sonra başkalarına göstermesi, önce kendisinin doğru yol üzere bulunması, sonra başkalarına doğru yolu göstermesi lazımdır. Vaiz, içerisinde yazı bulunan bir defter gibi olmamalıdır. Çünkü defterin içindeki yazılar bir mana ifade eder, fakat defter ondan istifade edemez.
Vaiz, güneş gibi olmalıdır. Güneş, ışığından Ay’ı da faydalandırır. Ayrıca kendisinde, Ay’a verdiği faydadan daha fazla faydalar vardır. Vaiz, sözlerini işleriyle bozmamalıdır. Yani sözü ile hareketleri birbirine ters düşmemelidir. Sözleri, hâlini yalanlamamalıdır. Yoksa, Bakara suresinin 205. ayet-i kerimesinde mealen bildirilen şu kimselerden olur: “O, senin huzurundan ayrılıp gittiği zaman, yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye koşar. Allah, fesat çıkarmaya ve fenalık yapmaya razı olmaz.”
Hazreti Ömer buyurdu ki: “İki kişi belimi büktü. Birisi cahil olan abid, diğeri şerefini ve şahsiyetini düşüren âlimdir.” Cahil olan, ibadetiyle insanları aldatır. Âlim de, kötü hareketleriyle insanları ilimden nefret ettirir, uzaklaştırır. Vaizin sözü ile hareketleri birbirine uygun olmazsa, böyle vaizden faydalanılmaz. Çünkü onun ameli gözle görülür. İnsanların çoğu sadece gördüğüne göre hüküm verirler. Basiretlerine göre hüküm veren azdır. Öyleyse vaizin, herkesin gördüğü ve göz önünde bulunan hareketlerine çok dikkat etmesi gerekir.
Vaiz ile dinleyicilerin durumu, tabip ile tedavi olan hasta gibidir. Tabip, insanlara, şunu yemeyiniz, çünkü o zehirdir der de, kendisi o şeyi yerse ve bunu yediğini insanlar görürlerse, sözünün hiç tesiri olmaz. Vaiz de, yapmadığı bir şeyi söylediği zaman, ayn duruma düşer. Bu bakımdan, “Ey tabip! Önce kendin iyi ol, sonra başkaları iyi olur.” denir. Allahü teala, Saf suresinin 2. ayet-i kerimesinde mealen; “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylersiniz?” buyuruyor.
Tavsiye Yazı –> Kötü din adamları hakkında Muhammed Masum hazretlerinin 110. Mektubu

