Bu mektup, Mevlânâ Sâlihe gönderilmiştir. Hakikatleri bilen, mârifetlerin kaynağı olan büyük oğlu Hâce Muhammed Sâdık “aleyhirrahme” hazretlerinin ve iki küçük oğlu merhum Muhammed Ferruh ve Muhammed Îsâ “rahmetullahi aleyhima” hazretlerinin kemâllerinden ve iyiliklerinden birkaçını bildirmekte ve Velâyet sahiplerinin Fenâsını ve nübüvvet yolunda Fenâ lazım olmadığını bildirmektedir:

 Allahü teâlânın nimetlerine hamd olsun ve Onun seçtiği kullarına selam olsun! Kardeşim Mollâ Sâlih! Serhentte bulunanların başına gelenleri dinle! Büyük oğlum “radıyallahü anh” iki küçük kardeşi Muhammed Ferruh ve Muhammed Îsâ ile birlikte ahirete gittiler. İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Allahü teâlâya sonsuz hamd olsun ki, önce geride kalanlara sabır etmek gücünü ihsan etti. Bundan sonra, bu beladan râzı olmayı nasip etti. Fârisî beyt tercümesi:

Beni ne kadar incitsen, dönmem senden yine,
Dayanmak tatlı olur sevgili elemine.

 Merhum oğlum, Hak teâlânın ayetlerinden bir ayet idi. Rabbül’aleminin rahmetlerinden bir rahmet idi. Yirmi dört yaşında iken, öyle şeylere kavuştu ki, az kimseye nasip olur. Mevleviyet mertebesine ve nakili ve akli ilimlerin profesörlüğüne yükselmişti. Öyle olmuştu ki, yetiştirdiği gençler (Beydavi)  tefsirini, (Şerh-ı mevakıf)  ve benzeri yüksek kitapları okutuyorlardı. Mârifet ve irfanını anlatmak ve şühudünü, küşufünü yazmak başarılacak şey değildir. Bildiğiniz gibi, daha sekiz yaşında iken, kendisini öyle hâl kaplamıştı ki, hocamız “kuddise sirruh” hazretleri, hâlini yumuşatmak için, pazarların şüpheli olan yemeklerini ona yedirirlerdi. (Muhammed Sâdıkı “rahmetullahi teâlâ aleyhi ve alâ ebîhi”, sevdiğim gibi, hiçbir kimseyi sevmiyorum. Kendisi de, bizi sevdiği kadar kimseyi sevmiyor) buyururlardı. Onun büyüklüğünü bu sözden anlamalıdır. (Velâyet-i Mûseviyye) ye son noktasına ulaştırmıştı. Bu velâyetin işitilmemiş, şaşılacak şeylerini anlatırdı. Allah korkusundan her ân yüreği titrer, edebi gözetirdi. Ona sığınır, Ona yalvarır, Ona boyun büker ve Onun huzurunda eğilirdi. (Evliyâdan herbiri, Hak teâlâdan bir şey istemiştir. Ben, Ona sığınmayı ve Ona yalvarmayı istedim) buyururdu.

Muhammed Ferruhtan ne yazayım ki, on bir yaşında ilim talebesi idi “rahmetullahi teâlâ aleyhi ve alâ ebîhi”. Kafiye okuyordu. Tam anlayarak ders görüyordu. Dâima ahiret azabından korkar ve titrerdi. Çocuk iken, bu dünyadan ayrılmak için ve böylece, ahiret azabından kurtulmak için dua ederdi. Ölüm yatağında iken, kendisine hizmet edenler, hiç işitilmemiş ve şaşılacak şeylerini gördüler.

Sekiz yaşında vefât eden ve bu yaşta çok kerâmet ve harikaları görünen Muhammed Îsâ’dan ne yazayım “rahmetullahi teâlâ aleyh”.

Oğullarımın her üçü de, nefis birer cevher idiler “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecmaîn”. Bize emânet verilmiştiler. Allahü teâlâya hamd ve şükür olsun ki, bu emanetleri râzı olarak sâhibine teslim ettik. Ya Rabbi! Peygamberlerin efendisi hürmetine “aleyhi ve aleyhimüssalevatü vetteslîmât” bizi onların sevabından mahrum bırakma! Onlardan sonra, bizleri fitneye düşürme! Fârisî mısra tercümesi:

Her ne olursa olsun, dosttan konuşmak daha tatlı!

(Fenâ),  Hak teâlânın mâsivâsını, [yani bütün mahlukları] unutmak demektir. Fenâ, Hak teâlâdan başka şeylerin sevgisinden kurtulmak içindir. Çünkü, Allahü teâlâdan başka her şeyin kendileri ve sıfatları ve işleri görünmez ve bilinmez olunca, onları sevmek, onlara bağlanmak da, kendiliğinden yok olur. Velâyet yolunda, Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmekten, onlara tutulmaktan kurtulmak için mâsivâyı unutmaktan başka çare yoktur. Nübüvvet yolunda ilerlerken, mahluklara gönül bağlamaktan kurtulmak için, bunları unutmak hiç lazım değildir. Çünkü, Nübüvvet yolunda, güzel ve tatlı olan asla bağlılık o kadar çoktur ki, her bakımdan çirkin ve kötü olan mahluklara gönül bağlanamaz. Mahluklar unutulsa da olur, unutulmasa da olur. Çünkü, eşyayı bilmek, eşyaya bağlanmaya yol açtığı için kötü olmuştur. Eşyaya bağlanmak da, Allahü teâlâdan yüz çevirmeye sebep olur. Nübüvvet yolunda, eşyaya bağlılık kalmadığı için, eşyayı bilmek kötü olmaz. Eşyayı bilmek, nasıl kötü olabilir? Hak teâlâ, her şeyi bilmektedir. Bunları bilmek, kâmil sıfatlardan biridir.

Sual:  Hak teâlâdan başka olan şeyleri bilmek ile, Hak teâlâyı bilmek, bir arada nasıl olabilir? Hak teâlâyı bilmek için başka şeyleri unutmak lazım gelmez mi?

Cevap:  Hak teâlâdan başka şeyleri bilmek, (İlm-i husûlî)  gibi bir bilgi ile olur. Hak teâlâyı bilmek ise, (İlm-i huzûrî) ye benzeyen bir bilgi ile olur. Bu iki ilim, bir ânda, bir arada bulunabilir. Sakınacak bir şey olmaz. Her ikisi de (İlm-i husûlî)  olsaydı, o zaman, ikisi bir arada bulunamazdı. İlm-i husûlî ve İlm-i huzûrî gibi dedik. Çünkü o makâmda, ne hâsıl olmak, ne de hazır olmak yoktur. Hak teâlânın eşyayı bilmesi, (İlm-i husûlî)  ile değildir. Çünkü Hak teâlâda ve Onun sıfatlarında hiçbir şey hâsıl olmaz ve hulul etmez. Bu ârifin bilmesi de, o İlm-i huzûrîden bir ışıktır. Hak teâlâyı bilmeye, İlm-i huzûrî de denemez. Çünkü, Hak teâlâ insanın (Müdrike) sine [yani beyindeki anlama yerine], bu müdrikenin kendisinden daha yakındır. Allahü teâlânın ilmi yanında İlm-i huzûrî, İlm-i huzûrînin yanında, İlm-i husûlî gibidir. Bu mârifet, aklın ve düşüncenin varacağı, kavrayacağı şey değildir. Tatmayan anlayamaz. Görülüyor ki, ârifin Hak teâlâdan başka olan şeyleri bilmesi, başka bir ilim iledir. Hak teâlâyı bilmesi de, başka bir ilim iledir. Bu iki ilim bir arada bulunabilir. Bundan dolayı, Hak teâlâyı bilmek için, mahlukları unutmak lazım gelmez. Velâyet yolunda ise, böyle değildir. Orada eşyayı sevmekten, onlara bağlanmaktan kurtulmak için, onları unutmak lâzımdır. Çünkü Velâyette gönül, zıllere bağlanmaktadır. Zıllere bağlanmak, o kadar kuvvetli değildir ki, eşya bilinirken bunlara bağlanmayı yok edebilsin. İşte bunun için, Velâyet yolunda, kalbin eşyaya bağlanmasından kurtulmak için, önce eşyayı unutmak lâzımdır. Bu mârifeti Hak teâlâ yalnız bu fakire ihsan etti. Başka hiç kimse bunu söylemedi. Bu mârifeti bize ihsan eden Allahü teâlâya hamd olsun! O bize bildirmeseydi, kendimiz hiç bulamazdık. Rabbimizin Peygamberleri “salevatullahi teâlâ vetteslîmâtü aleyhim ecmaîn” doğru olarak gönderilmişlerdir.

 

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler