Sual: Cuma hutbesi sırasında hatib yüksek sesle ve Türkçe dua etmektedir. Bu duaya iştirak etmek lâzım mıdır?

Cevap: Cuma hutbesinde hatibin sessiz veya yüksek sesle Arapça dua etmesi câiz, hatta mendubdur. Ancak hutbeyi başka dil ile okumak câiz olmadığı gibi; hatib duaya başlarsa, cemaatın el kaldırmaları ve âşikare dil ile âmin demeleri câiz olmaz. Bunu yaparlarsa günahkâr olurlar. Bazıları günahkâr değil, isâet etmiş olacaklarını söylemişlerdir. Sahih olan kavil birincisidir. Fetvâ da ona göredir. Kezâ Peygamber aleyhisselâmın ismi zikredilince cemaatın aşikâre olarak salavât getirmeleri câiz değildir. Bunu kalbleri ile yaparlar. Fetvâ buna göredir. Hutbeyi sessizce dinlemek farzdır. Konuşana sus demek bile câiz değildir. (İbni Abidin).

Hutbe ibâdettir, ilim öğrenme vasıtası değildir. Müslüman için haftada bir gün hutbedeki iki kelime ile ilim öğrenilemez. Hutbede söylenecek sözler bellidir: Hamdele, salvele, tesbih, dua, âyet-i kerime ve nasihat. Cuma’ya devam eden müslümanlar, hutbede neler söylendiğini üç aşağı beş yukarı zaten bilir. Selçuklu ve Osmanlı Türklerinin lisanı Türkçe olduğu halde, Cuma hutbeleri asırlarca dine uygun olarak Arapça okunmuş; hutbenin mânâsını cemaate anlatmak üzere Cuma’dan önce vaazlar konulmuştu. Üstelik hadis-i şerifte “Hutbeyi kısa, namazı uzun tutunuz” buyurulmaktadır. Şimdi bunun tam hilâfı yapılmaktadır. Cuma hutbelerinin Türkçe okunması, 1927 yılında Tek Parti iktidarının müftüsü tarafından imamlara emredilmiştir. İmamlar, hutbenin sıhhatini muhafaza için yarısını eskiden olduğu gibi Arapça, yarısını hükümetin istediği gibi Türkçe okuyarak ortalama bir formül bulmuşlardır. Hutbede Türkçe dua okunması, cemaatin yüksek sesle âmin demesi ve hutbenin sonundaki “İnnallahe…” âyet-i kerîmesinin meâlini verilmesi âdeti, iki önceki diyanet işleri reisinin emriyle ortaya çıkmış garib tatbikatlardandır.

Mürşid-i kamil Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin Cuma hutbesine başlarken, minberde söylediği türkçe hutbesi şöyledir;

“Fırsat ganimettir. Ömrün tamamını faydasız işlerle telef ve sarf etmemek lazımdır. Belki tamam ömrü, Hak celle ve alanın rızasına muvafık ve mutabık şeylere sarf etmek lazım ve labüd [lazım, gerekli] ve vacip ve layıktır. 5 vakit namazlar, tadil-i erkan ile, cemiyet-i batın ve cemaat ile eda edilmelidir. Ve teheccüd namazlarını elden çıkarmamalı. Seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli. Gaflet uykusuyla hoşlanmamalı, huzuz-ı acile [dünya zevkleri] ile magrur olmamalı [aldanmamalı]; tezekkür-i mevt [ölümü düşünmeli], ahval-i ahireti [ahiret ahvalini] göz önünde bulundurmalı. Umur-ı gayri meşrua-yı dünyeviyeden iraz [haram olan dünya işlerinden yüz çevirip], baki kalan ahiret işlerine ikbal etmek lazımdır. Lazım ve zaruri olan, dünya maişeti işleri ile meşgul olup, sair vakitleri, ahireti imar etmekle meşgul olmalı. Hasıl-ı kelam [sözün kısası], masivanın [Allahü tealadan gayri şeylerin] muhabbetinden korunmalı ve bedeni ahkam-ı İslamiyeye uymakla süslemeli, onunla meşgul olmalı. İşin hakikati budur. Bundan gayri cümlesi hiçtir. Baki [devamlı kalıcı] ahvalimiz hayırlı olsun. Vesselam.”

Tavsiye Yazı –> Örnek Müslüman Nasıl Olmalıdır?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler