Sual: Hazreti Ebu Bekir “radiyallahu anh” hakkında hadis-i şerifler nelerdir?

Cevap: Menakıb-ı Çihar Yar-ı Güzin kitabında diyor ki;

1) Aişe-i Sıddıka “radıyallahü teâlâ anha ve an ebiha” buyurdular ki; Bir gece benim nöbetim idi. Seyyid-i âlem hazretleri benim hücreme [odama] geldi. Ben dedim: Bana, babam Ebû Bekr-i Sıddık hakkında bir şey söyle. Buyurdular ki: Ya Aişe. Bana Cebrâil aleyhisselâm Allahü teâlâdan haber verdi ki; Allahü teâlâ ruhları yarattı. Cümle ruhlar arasından Ebû Bekir’in ruhunu, Peygamberler ve mürsellerden sonra seçti. Toprağı Cennettendir. Suyu ab-ı hayattandır. Allahü teâlâ Cennette, Ebû Bekir “radıyallâhu anh” için, yakuttan bir köşk halk etti. O köşk (kasır) içinde, inciden çok saraylar halk etti. Allahü teâlâ onun hakkındaki dualarımı kabul etmiştir. Ondan masiyet [kötülük] meydana getirmez. Taatlar kapısını üzerine bağlamaz. Kabirde komşum ve benden sonra halifem Ebû Bekir’dir. Cebrâil ve Mikâil aleyhimesselam Ebû Bekir’in hilafetine beraberce biat ederler. Gökler ehli ve yerler ehli, şeytanlardan bazısı, bir miktar cinler onu bilirler. Bu kadar meşhur Ebû Bekir’i “radıyallahü teâlâ anh” bilmeyen ve hürmet etmeyen benden değildir. Ben de ondan değilim.

2) Abdullah ibni Abbas “radıyallahü teâlâ anhüma” rivayet eder. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu. Bir kimse vardır ki Cennete girdiği zaman, köşklerde, saraylarda, odalarda bulunan herkes ona merhaba, merhaba derler. Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallâhu anh” dedi ki biz o kimseyi, o kasırlarda görür müyüz! Resûlullah aleyhisselâm buyurdu ki Evet, ya Eba Bekir, o mert sensin.

3) Esad bin Zürah “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerini hutbe okurken gördüm. Ebû Bekir’e iltifat edici şeyler söyledi. Nerede Ebû Bekir, buyurdu. Cebrâil aleyhisselâm bana şimdi haber verdi ki Ümmetin hayırlısı, Senden sonra Ebû Bekir’dir “radıyallahü teâlâ anh”.

4) Abdullah ibni Abbas “radıyallahü teâlâ anhüma” rivayet eder. Resûlullahın “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” huzurunda, Ebû Bekr-i Sıddık zikir olundu. Hazret-i Server-i âlem buyurdular ki Ebû Bekir’in misli gibi kimse olamaz. İnsanlar beni tekzib ederken, yani yalanlarken o beni tasdik etti ve bana iman getirdi. Herkes benden kaçarken, o bana kızını tezvic etti. Malını bana feda etti. Benimle zor kaldığımız saatte ve gecede beraber mücahede etti. Agah olun ki Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” kıyamet gününde Cennet develerinden bir deveye binmiş olarak gelir. Eğeri yeşil zebercetten, yuları inciden, kendisi de sündüs ve istebraktan yeşil 2 elbise giymiş olduğu hâlde, bana anlatır, ben de ona anlatırım. Kıyamet ehli derler ki bunlar kimlerdir. Allahü teâlânın Resûlü Muhammed aleyhisselâm ve Ebû Bekr-i Sıddık’tır “radıyallahü teâlâ anh”, diyeler.

5) Hazret-i Aişe-i Sıddıka “radıyallahü teâlâ anha” buyurdular ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin son hastalığında ağrısı arttı. Buyurdular ki: Ebû Bekir’e emredin, nasa imam olup namaz kıldırsın. Ben dedim ki ya Resûlallah! Ebû Bekir sizin makamınıza geçince, ağlamasından sesini kimse işitmez. Ömer bin Hattabı emredin, kavme imamet eylesin. Resûlullah hazretleri yine buyurdu ki Ebû Bekir’e söyleyin, kavme imamet eylesin. Yine ben dedim, ya Resûlullah! Ebû Bekir, sizin makamınızda durmaya takat getiremez. Yine buyurdu ki Ebû Bekir’e söyleyin. Kavme imamet eylesin. Aişe hazretleri yine buyurdu ki Hafsa’ya varıp, dedim ki sen Resûlullah hazretlerine söyle ki babam Ebû Bekir imamet makamında durursa, ağlamaktan kimse sesini işitmez. Hafsa “radıyallahü teâlâ anha” da söyledi. Yine Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki; Ebû Bekir’e söyleyin, kavme imamet eylesin. Siz kardeşim Yusuf aleyhisselâmı sıkıntıya düşüren kimseler değil misiniz. Ben Ebû Bekir diyorum. Siz Ömer diyorsunuz. Hafsa “radıyallahü teâlâ anha” üzülüp, Aişe’ye “radıyallahü teâlâ anha”, beni mahzun ettin diyerek gitti.

6) Abdullah ibni Abbas “radıyallâhu anhüma” buyurdu: İzacae sûresi nazil olduğu vakitte, hazret-i Abbas, hazret-i Alinin yanına geldi. Dedi ki ya Ali! Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin vefatlarını haber veren âyet gelmiştir. Bizler bilmeyiz, kendilerinden sonra kim halife olur, hangi kimsede karar verir? Varalım Resûlullahın “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” huzuruna sual edelim. Eğer bu işi bize tevdi buyurursa, Kureyşin bizim ile düşmanlığı olmaz. Eğer bizden gayriye buyurur ise, rica ederiz ki o kimseye, bizim hakkımıza riâyet etmesi için vasiyet buyursun. Abbas “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin huzur-ı şeriflerine vardı. Sual etti; ya Resûlallah! Sizden sonra kim halife olur. Cevap buyurdular ki ya Abbas! Ya Resûlallahın amcası. Allahü teâlâ, benim halifeliğimi Ebû Bekir’e vermiştir. Din üzerine kendi vahyetti. Benden sonra halife Ebû Bekir olur. Ebû Bekir’in her söylediğini kabul edin, necat ve felah bulursunuz. Ona muti olun, doğru yolu bulursunuz. Abdullah ibni Abbas “radıyallahü teâlâ anhüma” dedi ki Onlar Ebû Bekir hazretlerine muti oldular; doğru yolu buldular. Her kim ki Ebû Bekr-i Sıddık’ın “radıyallâhu anh” hilafetini hak bilip, bütün sahabe-i kiramı dost tutar, doğru yolu bulur ve emin olur.

7) Cabir bin Abdullah “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri buyurdular ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin huzur-ı şeriflerinde idik. Kays kabilesinden bir güruh geldi. İleri-geri bazı sözler söyleyip, sorular sordular. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerine müteveccih olup buyurdular ki söylediklerini, duydun mu? Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” duydum, ya Resûlallah! dedi. Şimdi, o hâlde onlara cevap ver, buyurdu. Hazret-i Ebû Bekir onlara gayet güzel cevaplar verdi. Resûlullah hazretleri buyurdular ki “Ya Eba Bekir, Allahü tebareke ve teâlâ sana Rıdvân-ı Ekber versin.” Sahabe-i güzinden birisi dedi ki Ya Resûlallah! Rıdvân-ı Ekber nedir? Buyurdular ki; Allahü teâlâ ahirette cümle kullarına umumi tecelli eder. Ebû Bekir’e “radıyallâhu anh” hususi tecelli eder.

8) Ebû Hüreyre “radıyallahü teâlâ anh” buyurdular ki; Cebrâil aleyhisselâm, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerine geldi. Çok zaman yanında kaldı. Vahiy söyledi. O esnada Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” geldi, geçti. Resûl-i ekrem hazretleri, Cebrâil aleyhisselâma buyurdu ki ya Cebrâil, siz semada Ebû Bekir’i bilir misiniz? Cebrâil aleyhisselâm dedi ki evet. Seni halka Peygamber gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki Ebû Bekir gökte yerdekinden daha çok meşhurdur. Göklerdeki adı Halimdir.

9) Abdullah ibni Abbas “radıyallâhu anhüma”, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden rivayet eder. Resûl-i ekrem hazretleri buyurdular: Beni miraca götürdükleri gece, Allahü teâlânın huzurunda durdum. Bana buyurdu. Ya Ahmed! Ehlini kime ısmarladın. Dedim, Ebû Bekr-i Sıddıka. Allahü teâlâ buyurdu: O benim kullarımın, senden sonra, en sevgilisidir. Benden ona selam götür.

10) Ebû Hüreyre “radıyallahü teâlâ anh” rivayet eder: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu: Ben, miraca çıktığımda, Allahü teâlâdan istedim ki benden sonra halife, Ali ibni Ebû Talib olsun. Melekler muzdarib olup dediler: Allahü teâlâ dilediğini yapar. Halife senden sonra Ebû Bekr-i Sıddıktır “radıyallahü teâlâ anh”.

11) Huzeyfe “radıyallahü teâlâ anh” rivayet eder: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu: Her kim rüyada beni görmüştür. Muhakkak beni görmüştür. Zira şeytan benim suretimde görünmez. Her kim, Ebû Bekir’i uykuda görür. Ebû Bekir’i görmüştür. Zira şeytan Ebû Bekir’in suretinde de görünmez.

12) Ali ibni Ebû Talib “radıyallahü teâlâ anh” dedi. Resûlullahtan “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” işittim, buyurdu: Semaya yükseldiğim gece [Miraç gecesi], Rabbim azze ve celle bana Ebû Bekir’in sesi ile hitab buyurdu. Benim gönlümden geçti ki bu ses Ebû Bekir’indir. Hak sübhanehü ve teâlâ kalbimden geçen endişeyi bilip, buyurdu: “Ya Ahmed! Musa bin İmran ile konuşurken, onun gönlünü gördüm ki kavminin hepsinden Harunu daha çok sever. Ona Harun’un sesi ile hitab ettim. Senin gönlünü gördüm ki Ebû Bekir’i çok seversin. Sana Ebû Bekir’in sesi ile hitab ettim.”

13) Rivayet edilmiştir ki bir gün öğle namazından sonra, Cebrâil aleyhisselâm 70.000 melek ile gelerek, Enam sûresini getirdi. Resûlullah hazretleri o gece bütün Ashâb-ı kiramı Aişe “radıyallahü teâlâ anha” hazretlerinin evinde topladı. Çırağ yakıp, Sûre-i Enamı okudular. Çırağ ışıksız oldu. Resûlullah hazretleri Ebû Bekir hazretlerine buyurdular ki ya Eba Bekir, çırağı ışıklandır. Bir saat sonra yine karardı. Hazret-i Resûl-i ekrem yine buyurdu. Ya Eba Bekir, çırağı ruşen et. Hazret-i Ebû Bekir, çırağı [kandili] ruşen etmek [ışığını çoğaltmak] için kalktı. Baktı ki kandilin yağı tükenmiş. Dedi ki ya Resûlallah! Kandilde yağ kalmamış. Bu gece yağ almak imkanımız da yoktur. Kandil bize lazımdır, kelam-ı Rabbilalemini okuyalım. Hazret-i Resûlullah buyurdular ki bir miktar kendi ağzının tükrüğünden kandile damlat. Aişe-i Sıddıka hazretleri buyurur ki babam bir miktar ağzının suyunu, Resûlullah hazretlerinin emr-i şerifi ile kandile damlattı. Kandilin ışığı çoğaldı. Allahü tebareke ve teâlâ hazretlerinin emir ve fermanı ile şiddetli bir ışık oldu ki Ashâb-ı kiramın gözlerini kamaştırdı. Server-i âlem “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: Bu kandili söndürmeyiniz! 40 gün 40 gece o kandil, Aişe-i Sıddıka hazretlerinin evinde yandı. Bir münafık hazret-i Aişe’nin evine geldi. O kandili gördü. Ne acayip kandil, 40 gün 40 gecedir sönmez, dedi. O saatte o kandil söndü. Cebrâil aleyhisselâm geldi ve dedi: Ya Muhammed! Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri buyurur: Ben çeşm-i bed [fenâ bakışlı] kullar da yarattım. Eğer o münafıkın gözü olmasaydı, kıyamete kadar o kandil; Ebû Bekir’in “radıyallahü teâlâ anh” ağzının suyunun bereketi ile sönmez idi.

14) Nakleylemişlerdir ki bir gün Cebrâil aleyhisselâm geldi ve dedi: Ya Resûlallah! Allahü teâlâ sana selam söyler. Ya Resûlallah! Allahü teâlâ 70 dünya büyüklüğünde bir âlem halk etmiştir. Onun zemini beyaz misk ile döşelidir. Orası, arştan bir iğne atsan, zemine düşmiyecek şekilde melekler ile doludur. Allahü teâlâ o melekleri yarattığı günden beri, tesbih ve tehlil ederler. Sevâbını Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin muhiblerine (sevenlerine) bağışlarlar.

15) Doğru rivayet ile rivayet olunmuştur: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, buyurdu: Ebû Bekr-i Sıddık hazretleri annesinden doğduğu gün, göklere bir şenlik geldi. Allahü tebareke ve teâlâ, Adn Cennetine nida buyurdu ki izzim ve celalim hakkı için, sana yalnız Ebû Bekir’i sevenleri koyarım. Cehenneme nida buyurdu ki izzim ve celalim hakkı için, sende Ebû Bekir’in düşmanlarından ziyade kimseye azap etmem. Kıyamet kopup, nida gelir ki Ya Eba Bekir! Ben ki Cebbar-ı alemim. Senin dostlarını, senin istediğin yere koyacağım. Bu rivayet onun üzerine delil olur. Her kim ki Ebû Bekir hazretlerini düşman bilirse, onun imanı onun ile payidar olmaz [devam etmez]. Her kim ki hazret-i Ebû Bekir’i dost tutar. Onun küfrü onunla payidar olmaz [devam etmez].

16) Enes bin Mâlik ve Ali bin Ebû Talib “radıyallahü teâlâ anhüma”, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden rivayet ederler. Buyurdular ki: Allahü teâlâ hazretlerinden dünyaya veya ahirete ait bir isteği olan kimse, gece kalkıp, gusül edip veya abdest alıp, 2 rekat namaz kılsa, her rekatinde 1 Fâtiha ve 3 kere sûre-i İhlas okusa, selamdan sonra başını secdeye koyup, Ya Rabbi, benim isteğimi Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallâhu anh” hürmetine yerine getir, diye duâ etse; Allahü teâlâ, Ebû Bekr-i Sıddık hürmetine isteğini verir.

17) Doğru rivayet ile Fahr-i âlem hazretlerinden gelmiştir. Buyurdular ki: Beni Mirac’a götürdükleri gece, Cennet-i alada karşıma gelen bir huri gördüm. Cebrâil aleyhisselâm da yanımda idi. Cebrâil elini gözü üzerine koydu. Ya Cebrâil, niçin elini gözünün üzerine koydun ve yüzünü bu huriden döndün, dedim. Cebrâil aleyhisselâm dedi ki ya Resûlallah! Bana destur [izin] yoktur, o huriye bakayım. Huri benim yanıma geldi ve bana selam verdi. Cevap verdim. Bana dedi ki ya Resûlallah! Benim hacem [efendim] nasıldır. Ben dedim ki senin efendin kimdir. Dedi ki: Benim efendim o kimsedir ki sana evvel iman getiren o oldu. Sonra malını ve canını sana feda etti. O Ebû Bekr-i Sıddık’tır. Ben dedim ki ya huri, sen Ebû Bekr-i Sıddık için misin. Evet ya Resûlallah, dedi. Sen Ebû Bekr-i gördün mü? Evet gördüm, eğer istersen şimdi de onu sana göstereyim, dedi. Göster, dedim. O saat elinin ayasını açtı. Ayasında hazret-i Ebû Bekir’in suretini gördüm “radıyallahü teâlâ anh”.

18) Ömer-ibnül-Hattab “radıyallahü teâlâ anh” rivayet eder: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu: “5 kimseden başkası için ayağa kalkmayınız. Anneye, babaya, size Kurân-ı azimüşşan talim eden hocaya, âlime, ki ilme hürmet için. Şerefleri dolayısı ile Seyyidlere ve adlinden dolayı âdil sultana.” Ömer bin Hattab “radıyallâhu anh” der ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” bu hadis-i şerifi buyurduğu zaman Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallâhu anh” meclis-i saadete geldi. Peygamber hazretleri onun için ayağa kalktı. Hazret-i Ebû Bekir oturmayınca, kendileri de oturmadılar. Ömer bin Hattab “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri dediler ki ya Resûlallah! Bize buyurdunuz ki bu 5 kimseden başkası için ayağa kalkmayınız. Siz Ebû Bekir için ayağa kalktınız. Buyurdular ki Cebrâil aleyhisselâm gelip, önümde oturmuş idi. O sırada Ebû Bekir mescide girdi. Hazret-i Cebrâil dedi ki Ya Muhammed! Ebû Bekir geldi. Ben dedim, ya Cebrâil! Ebû Bekir’i tanır mısın. Dedi ki ya Muhammed! Ebû Bekir, melekler yanında meşhurdur ki senin yeryüzünde tanıdığın gibi, onu tanırlar. Cebrâil aleyhisselâm Ebû Bekr-i Sıddık önünde ayağa kalktı. Ben de kalktım. Ya Ömer, bir yerde ki Cebrâil aleyhisselâm ayağa kalkar, ben kalkmaz mıyım! Ebû Bekir’e hürmetinden ötürü, hazret-i Ebû Bekir oturmayınca, hazret-i Cebrâil aleyhisselâm oturmadı. Ben de oturmadım.

19) Doğru rivayet ile gelmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu: Allahü teâlâ hazretleri, beni kendi nurundan halk etti. Ebû Bekir’i benim nurumdan halk etti. Aişeyi Ebû Bekir’in nurundan halk etti. Mümine hatunları, Aişenin nurundan yarattı. Her kim ki bu büyükleri sever. Allahü teâlâ o kimsede bir nur halk eder ki onun ışığında, kabrin ve kıyametin karanlığından o kimseye necat verir. O ışık ile Cennat-i Adna gider. Her kim ki onları sevmez. Allahü teâlâ hazretleri o kimsede asla nur halk etmez. [Allahü teâlâ bir kimseye nur vermezse, o münevver olamaz.]

20) Hazret-i Enes “radıyallahü teâlâ anh” buyurdular ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri bir vakit hastalandı. Hastalığı uzadı. Bir sabah hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin ziyaretine gitmiş idi. Zira, her işi herkesten evvel yapmayı severdi. Bu adet-i şerifesi idi. Varıp gördü ki Resûlullah hazretleri evinde yatmış, mübarek başını Dıhye-i Kelbinin “radıyallahü teâlâ anh” dizine koymuştu. Hazret-i Ebû Bekir, Dıhye-i Kelbiye selam verip, Resûl-i ekremin hâli nasıldır, dedi. Dedi ki hayrdır ey halife-i Resûlillah! Ebû Bekr-i Sıddık dedi ki; Allahü teâlâ sana hayır versin. İyi karşılıklar versin. Bu müjdeyi bana verdin. Dıhye “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki ya Eba Bekir! O Allahü teâlâ hakkı için ki Ondan gayri Allah yoktur, ben seni gayrilerden, herkesin sevdiğinden çok severim. Senin benim yanımda hediyelerin vardır, Sana ulaştırayım. Sen Allahü teâlânın Resûlünün halifesisin. Enbiya ve Mürsellerden sonra, Ademoğullarının seyyidisin “aleyhissalatü vesselâm”. Sana tabi olan ve seni seven felah bulur. Arabî lugatında, bütün hayrlar, iyilikler, felah kelimesinde toplanmiştir. Felah; dünya ve ahirete ait isteklerin yerine gelmesine derler. Denilmiştir ki felah 4 şeydir: Bir bekâ ki fenası olmaya. Bir gına [zenginlik] ki fakirliği olmaya. Bir izzet ki zelilliği olmaya. Bir ilim ki cehli olmaya. Seni sevmeyen ve sana uymayan ziyan etti. Her kim ki seni dost tutar, Resûlullah hazretlerinin dostluğu ile dost tutar. Her kim sana buğz eder. Resûlullah hazretlerine buğzu olmak sebebi ile sana buğz eder. Senin dostun hakikatte Allahü teâlâ hazretlerinin ve Resûlünün dostudur. Senin düşmanın, hakikatte Allahü teâlâ ve Resûlünün düşmanıdır. Her kim ki seni düşman tutar. Muhammed Mustafanın şefaati o kimseye vasıl olmaz. Her kim ki Muhammed Mustafanın şefaatinden mahrum olur. O kimse Allahü teâlânın rahmetinden de mahrum kalır. Ya Eba Bekir, sen bunun için iyi ve azizsin; yakîn gel. Yakın geldiği anda, Dıhye gayboldu. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” de uykudan uyandı. Buyurdu ki ya Eba Bekir! Bu sual-cevap şeklindeki konuşma nedir? Ebû Bekir hazretleri de Dıhye ile yaptığı musahabatı haber verdi. Resûlullah aleyhissalatü vesselâm, buyurdu ki ya Eba Bekir! O Dıhye değil idi. O Cebrâil-i emin idi. Sana haber verdi o isimlerden ki Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri onları sana tesmiye etti [sana verdi]. Cebrâil, senin muhabbetini müminlerin kalbine saldı. Buğzu da, kâfirlerin kalbine saldı.

21) Ebû Saidil Hudri “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri rivayet eder. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular: Kıyamet günü olunca, Allahü tebareke ve teâlânın emri ile arş önünde kırmızı altından 3 kürsü konulur. Mahşer meydanı onların nuru ile nurlanır, aydınlanır. Biri bir kenarda, biri öbür kenarda, biri ortada kurulur. İbrahim aleyhisselâm gelip, Allahü teâlânın emri ile bir kenardaki minber üzerine oturur. Ben de (Muhammed aleyhisselâmım); öbür kenardaki minber üzerine otururum. Orta yerde olan minber boş kalır. Bir münadi, seslenir ki Ebû Bekr-i Sıddık nerededir. Ebû Bekr-i Sıddık’ı durduğu yerden tazim ile getirirler. Ortadaki minber üzerine oturturlar. Sonra bir münadi seslenir ve der ki Halil ve Habîb arasında Sıddıkın bulunması ne hoştur, ne güzeldir. Sonra Allahü teâlâ hazretleri üçünden hicabı kaldırıp, tecelli eder, didarını gösterir. Ben, baş gözü ile Allahü teâlâyı müşahede ederim. İbrahim de müşahede eder, Ebû Bekir de müşahede eder.

22) Ebû Ubeyde bin Cerrah “radıyallahü teâlâ anh” rivayet eder: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: Miraç gecesi, Arşa vardığım zaman, bir nida edici, Arş-ı a’lâdan, ya Muhammed, ya Muhammed, diye nida etti. Ben dedim ki buyur, buyur ya Rabbi. 2. kere, ya Muhammed, ya Muhammed, Ebû Bekir’e muhabbet eyle ki Ebû Bekr-i Sıddıkı ben severim, diye seslendi. Sonra Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” mübarek elini Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin omzuna koyarak, buyurdu ki: Ya Eba Bekir! Kullar, Allahü teâlâ hazretlerinin huzuruna dağlar misilli günah ile çıksalar, kalplerinde senin muhabbetin olsa, Allahü teâlâ onların günahlarını affeder.

23) Haberde gelmiştir ki Bedr gazasında, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ve hazret-i Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” çadır gibi bir arşın altında gölgelenip, oturmuşlardı. Müslümanlar kâfirler ile mukatele [muharebe] ederlerdi. Bir Arap, muharebe meydanından arşın (çadırın) kapısına geldi. Dedi ki ya Eba Bekir! Kalk dışarı gel, muharebe eyle ki Ashâbın bir bölüğü şehit oldular. Resûlullah hazretleri o araba mâni olup buyurdu ki (Allahü teâlâ, Ebû Bekir’i, Resûli için enis, dost, vezir, arkadaş eylemiştir.) Arap, döndü ve (Halin ne hoştur, ey Ebû Bekir) dedi.

24) Diğer bir haberde gelmiştir. İslam askeri Tebük gazasında idiler. Şiddetli gaza oluyordu. İki tarafın da askerleri kuvvetli idi. Temmuzun sıcağında öğle vakti, toz cihanı kaplamış idi. İslam askeri ile küffar birbirine girmişti. Şiddetli muharebe ile meşgul idiler. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” 7 yari ile ki Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ebû Zer, Talha, Sad, Said “Rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” hazretleridir, beraber kumanda mevkiinde oturmuşlar idi. Muharebe şiddetlendi. İslam askeri bir miktar zayıf oldular. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” Sad ve Saide buyurdular ki imdada varınız. İkisi de kalkıp, muharebeye gittiler. Sonra, Ebû Zer ile Talhaya buyurdular ki siz de varınız. Onlar da vardılar. Sonra, Ömer ve Osman hazretlerine buyurdular ki siz de imdada varınız. Onlar da vardılar. 1 saat geçti. Hazret-i Ebû Bekir’e de muharebeye gitmek şevki galip oldu. Kılınç çekip, atının dizginini çektiği gibi, Resûlullah ”sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, hazret-i Sıddıkin bileğinden tuttu. Buyurdu ki; (Sen savaşa gitme ya Eba Bekir), yani, ya Eba Bekir, senin işin muharebe etmekte değil, buradadır. Sen burada, gönlümüzü ve gözümüzü cemalin müşahedesi ile şadüman [ziyade sevinçli] tut. Ya Eba Bekir, dünyada her eziyet ve derd ki bedenime ve kalbime erişiyor. O eziyet ve derd, senin cemalinin müşahedesi ile benim üzerimden kalkıyor.

Bu habere benzeyen başka da bir haber gelmiştir. Bedr gazasında, Ramazan-ı mübarekin 17. Cuma günü idi. Bu haberin ravisi, Abdullah bin Mesuttur “radıyallahü teâlâ anh”. Der ki o gazada ben de hazır idim. Benden âciz kimse yoktu. Lakin Ebû Cehlin başını ben kestim, getirdim. 2 asker birbirine erişti. Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerini, Muhammed Mustafanın “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” huzur-u şerifinde gördük. Hazret-i Sıddık kendi oğlunu kâfirler safında gördü. Gayret ve hamiyet-i diniyesi galebe gelip, din gayreti ile ortaya çıkıp, ya Resûlallah bana izin ver, ta kâfirler ile muharebe edeyim. Onların kalplerine vurayım. Oğlumun başını kendi elim ile keseyim, dedi. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, ya Eba Bekir! Harbe katılma. Benim yanımda, gözüm ve kulağım gibi olduğunu bilmiyor musun, buyurup, hazret-i Ebû Bekir’i; Allahü teâlânın selamını ve kelamını işiten mübarek kulaklarına ve Allahü teâlâyı bilmediğimiz şekilde gören mübarek gözlerine benzettiler. Server-i âlem Resûl-i ekrem “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin mübarek başlarından kadem-i şeriflerine kadar her bir azası güzel idi. Velakin mübarek gözleri ve kulakları cümle azalarından daha güzel idi. Doğudan-batıya bütün müslümanlar, muvafık ve muhalif hepsi bilirler ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” çok kere, kulağından ve gözünden dolayı duâ  buyurmuştur. (Ey benim Allahım! Beni kulağım ve gözüm ile faydalandir. Benim gözümü ve kulağımı benden sonra ümmetime miras bırak.) Allahü teâlâ bu 2 duaya icabet etmiştir. Resûl-i ekrem “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerini hayatta Ebû Bekir ile faydalandırmıştır. Vefatlarından sonra, Ebû Bekir’i miras tutucu halife etmiştir. Bu 2 duâ, o 2 duaya benzer ki Ebû Bekr hazretlerine buyurmuşlar idi: (Allahü teâlâ, sana, hayatımda ve vefatımdan sonra, benim tarafımdan en iyi karşılıklar versin!) Bu duaların tamamını Allahü teâlâ kabul buyurmuştur. Zira, İslam dini önce ve sonra, Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri ile karar tuttu. Mâlik bin Enes, Ebû Hüreyreden “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiştir ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurmuştur: (Eğer Ebû Bekir olmasa idi, Allahü teâlâ hazretlerine ibadet olunmaz idi.) Önce kimse müslümanlığa gelmezdi. Sonra da kimse müslümanlık üzere kalmaz idi. Her kim ki o İslam dinine geldi; ki Allahü teâlânın tevfiki ile geliyordu. Lakin Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin İslama gelmesi bunlara sebep idi. İyi düşünürsen, istersen, bu sözlerin doğru olduğunu anlarsın, bilirsin.

25) Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, son hastalığında, vefatları yaklaştı. Cümle halk [yani Ashâb-ı kirâm] hüzünlü ve telaşlı idiler ve muzdarib oldular. Lakin Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri, tamam ilmi, sekinesi ve hilmi ve fadlı, aklı ve tedbiri sebebi ile o fitnelerde ve afatlarda, hilaf ve ihtilaflarda, halka derman olurdu. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” vefat ettiler. İhtilaf oldu. Hazret-i Server-i âlem, dar-ı bekaya [ahirete] irtihallettikte [göçtükte], bir kısım dedi ki vefat etti, bir kısım dedi ki vefat etmedi. Her iki kısım toplanıp, kılınçlar çekildi. Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri, hücre-i saadete girdi. Rıfk ve kararlılık ile Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin, yastığı yanına geldi. Mübarek yüzünü kıble tarafına yöneltip, üzerine bir çarşaf örtmüşler idi. Mübarek yüzünden örtüyü açıp, baktı ki dünya aleminden, ahirete göçüp, yok olmayan mukaddes ruhlarının Allahü teâlâ katına ulaştığını anladı. Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” böyle gördükte, durduğu yerden dizleri üzerine düştü. Bir saat miktarı, yüzünü, gözünü Resûlullah hazretlerinin mübarek eline ve ayağına, yüzüne sürdü. Nurlu yüzüne bakarak, gözyaşlarını nisan yağmuru gibi döktü. Buyurdu ki anam-babam sana feda olsun. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin sana yazdığı ölümden acı çektin ve şiddeti tattın. Bundan sonra acı çekmezsin. Hiç mihnet dahi bulmazsın. Kalkıp evden dışarı geldi. Minbere çıktı. Elhamdülillah, Vessalatü… okuduktan sonra, Ya kavm! Her kim, sizden hazret-i Muhammede “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” taparsa, hazret-i Muhammed “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” vefat etmiştir. Her kim sizden Hak sübhanehü ve teâlâ hazretlerine taparsa, Allahü sübhanehü ve teâlâ ölmez, dedi. Ashâb-ı kirâm arasındaki ihtilaf kalktı. Sakin ve rahat oldular. Sonra da, hangi mekana defnedelim diye ihtilaf ettiler. Muhacirler dediler ki Mekke-i Mükerremeye götürelim. Ensar dediler, Medine-i münevverede defnedelim. Bir kısmı dedi, Şam’a götürelim. Bir kavm dedi ki Yemene götürelim. Söz uzadı. Husumet zuhura gelecek idi. Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri buyurdular ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinden işittim. Buyurdular ki: (Peygamberler, ruhları kabz olundukları mekana defn olunurlar!)  Bütün sahabiler, bu kavle razı olup sakin oldular.

Bir kere de, hilafet ahvali için ihtilaf ettiler. Muhacirler dediler, halife bizden olsun. Ensar dediler, halife bizden olsun. Bir kısım da dedi, halife 2 olsun. Biri Ensardan olsun, biri muhacirden olsun. Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” kalkıp, minbere çıktı. Hamd, senâ ve salât ve selam ettikten sonra, buyurdu ki (imamet ve hilafet işi şirketle olmaz. Zira 2 kılınç bir kında olmaz. Bir evde 2 sahip olmaz. 1 mescitte 2 muhtelif kıble doğru olmaz. İmam Kureyşten olur. Her kim Kureyşten değildir, imamlığı [halifeliği] olmaz. Bunları Resûlullahtan “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” işittim.) Muhacir ve Ensar, Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin sözünü işittiler ve hepsi kabul ettiler. İhtilaf kalktı “Rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în”.

Bir de Üsame “radıyallahü teâlâ anh” hakkında ihtilaf ettiler. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” hazretleri hayatlarında, 8.000 yiğit kimseyi, Şam tarafına gönderip, Üsame’yi “radıyallahü teâlâ anh” onların üzerine emir tayin buyurmuştu. Kendi mübarek eli ile Üsame’ye bir âlem [bayrak] vermişlerdi. Onlar ile meşgul olmaktan kurtulmuşlar idi. Lakin, Üsame hazretleri Medineden çıkmadan, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ahiret alemine göçtüler. Muhacir ve Ensar ittifak ettiler ki; o askeri Şam tarafına göndermiyeler. Böyle bir zamanda yahudiler ve hıristiyanlar bir yandan, mürtedler ve münafıklar bir yandan rencide ederlerdi. Eğer bu zamanda, bu kadar askeri kendimizden uzak tutarsak, sonra bizim halimiz nice olur. Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri buyurdular ki o Allahü teâlâ hakkı için ki ondan başka Allah yoktur, eğer kırlardaki kurtlar gelseler, ortalık boş olduğu için, evlat ve ıyallerimizi evlerimizden dışarı çekseler de, o âlemi [bayrağı] ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri mübarek eli ile bağlamıştır, geri döndürmem. O saatte Üsame’yi askeri ile Şam tarafına gönderdi. Yahudiler ve diğerleri bunu gördüler. Kalplerine korku düştü. Düşündüler ki eğer İslam dini doğru olmasa idi, böyle zamanda, bu kadar askeri kendilerinden uzağa göndermezlerdi. Bundan dolayı, Ebû Zer ve Ebû Hüreyre “radıyallahü teâlâ anhüm” ve İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, imam-ı Mâlik, imam-ı Şâfiî gibi imamlar dediler ki: Eğer Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri olmasa idi, kimse önce imana gelmezdi. Eğer Ebû Bekir hazretleri olmasa idi, sonunda kimse İslam dini üzere kalmazdı.

Doğru rivayet ile gelmiştir: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ve Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh”, ikisi Mekke-i Mükerremeden hicret buyurdular. Her ikisi birbirine refik, şefik, musahip oldular. Medine-i münevvereye yaklaştılar. Yolun sağ tarafına doğru bir miktar döndüler. Ta Beni Âmir ve Beni Avf hurmalığı yanına geldiler. Develerden indiler. Develerin dizlerini bağladılar, oturdular. Haber Medineye erişti. Halk sürur ve ferahla ziyarete geldiler. Hizmet-i şeriflerine eriştiler. Gördüler ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” ve Ebû Bekr-i Sıddık, 2 ay ve güneş gibi, hilye-i şerifleri [görünüşleri] birbirine benzeyen 2 zât gibi gördüler. Hangisinin Resûlullah olduğunu bilemediler. Ebû Bekir’e selam verdiler. Meth ve senâ ettiler. Hizmetinde ayak üzere durdular. Sual sormayı edebsizlik kabul ettiler. Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” nas [insanlar] ile söyleşmekte, nasihat vermekte, hizmet etmekte iken, Resûlullah hazretleri, vekar ile sessiz oturuyordu. Lakin kimse ikisini birbirinden fark edemezlerdi. Ta ki güneşin harareti hazret-i Resûlullahın üzerine geldi. Hazret-i Ebû Bekir kalkıp, ridasını çıkarıp, eli ile Resûlullah hazretleri üzerine gölgelik etti. O zaman Medine ehli, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerini bildiler.

Tavsiye Yazı –> Alim Kime Denir?

Tavsiye Yazı –> İyi İnsan Nasıl Olur?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel KitaplarMeâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir?Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir DuâSeyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler