Menakıb-ı Çihar Yar-ı Güzin kitabında diyor ki;

Şimdi, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem”in buyurduğu, âlimlerin bildirdiği hadis-i şerifleri bildirelim:

1) Kadı imam-ı Nizamüddin Cemal-ül-İslam müceddid-i kudat Ebû Muzaffer bin Hibe-tullah-il esed, isnad ile Ebû Hüreyre “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden naklediyor. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: “Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’den müteşekkil 4 kişinin sevgisi, ancak mümin kulun kalbinde toplanır.”

2) Yine üstadım, Kadı imam-ı Nizamüddinden isnad ile Muaz bin Cebel “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden naklediyor. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Ümmetim arasında bidatler yayılıp, Ashâbım şetm olunduğu  [kötülendiği] zaman, Âlimler üzerine lazımdır ki ilimlerini açıklasınlar  [doğruyu bildirsinler]. Eğer bildirmezler ise, Allahü teâlânın ve meleklerin laneti onların üzerine olsun.” Âlimlerin açıklayacağı ilim nedir, ya Resûlallah, dediler. Buyurdu ki “Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebini açığa çıkarmak, Sahabe-i güzin  “Rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” hazretlerinin faziletlerini bildirmek. Ta ki bidat fırkaları fırsat bulmayıp, Ehl-i sünnet mezhebi galip gelsin  [kuvvetlensin].”

3) İmam-ı Refiuddin, Tac-ül-İslam Osman bin Aliyi Mersedi sahih isnad ile Abdullah bin Ömer “radıyallahü teâlâ anhüma” hazretlerinden rivayet eyler. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Muhakkak Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri, sizin üzerinize namazı, orucu, haccı ve zekatı farz etti ise, Ebû Bekir, Ömer ve Osman ve Ali  “radıyallahü teâlâ anhüm” hazretlerinin sevgilerini farz etti. Her kimse bu dördünden birine buğz ederse, onun ne namazını kabul eder. Ve ne orucunu kabul eder. Ve ne zekatını ve haccını kabul eder. Kıyamet günü kabrinden Cehenneme gitmek üzere haşr olunur.”

4) İmam-ı Zehri sağlam isnad ile Enes bin Mâlik “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivayet eder. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurmuşlardır ki: “Allahü teâlâ size, Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Alinin sevgisini, namaz, oruç, hac ve zekat gibi farz etti. Allahü teâlâ onların üstünlüklerini inkar edenlerin namazlarını, oruç, hac ve zekatlarını kabul etmez.”

5) Rükneddin Ahmed bin Cürcani, Abdullah bin Ömer “radıyallahü teâlâ anhüma” hazretlerinden rivayet etmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki “Zaman ve mekandan mukaddes, kemiyet ve keyfiyetten münezzeh olan Allahü teâlâ, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Alinin sevgisini sizin üzerinize farz etmiştir. Nasıl ki namazı ve zekatı, orucu ve haccı farz etmiştir. Nasıl ki tenleriniz [vücutlarınız], namazın ve zekatın ve orucun, haccın şerefi ile şereflenir ise, kalpleriniz de, Ebû Bekr ve Ömer, Osman ve Ali “radıyallahü teâlâ anhüm” hazretlerinin muhabbetleri ile süslenir, şerefli olur. Agah olunuz. Her kim benim ümmetimden, bedeni ile namaz kılar ve eliyle zekat verir ve ağzı ile oruç tutar ve ayağı ile hacca gider, Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Aliyi kalbi ile dost edinir, o kimse, Allahü tebareke ve teâlâ huzurunda, Cebrâil ve Mikâil aleyhimesselam gibidir. Her kim namaz kılar, zekat verir, oruç tutar ve hac eder ve lakin, gönlü ile Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Aliyi “radıyallahü teâlâ anhüm” sevmezse, o kimse, Allahü teâlâ celle şanühü dergahında iblis gibidir ve iblisten kötü ve mel’undur.” Allahü teâlâ muhafaza etsin.

Eğer bir kimse, cehalet ve tembellikten dolayı ömrü boyunca az ibadet işlemiş olsa ve şartlarını yerine getirememiş olsa, kalbiyle bu 4 serveri sevse, sonunda firdevs-i alaya gelir. Eğer bir kimse Nuh ve Lokman “aleyhimesselam” hazretlerinin ömrü kadar yaşayıp, her saatinde bir çeşit hizmet ve tâat işlese, kalbinde bu Çihar yar-i güzine, bir zerre buğz olsa, sonunda Lazy Cehenneminden başka yere gitmez. Sonunda, 1.000 sene tâat ve ibadet, bir zerre sevilenlere buğz ile faydasız hâle gelip, Cehennemlik olur. Bin sene boyunca hata ve masiyet işlese, bir zerre Çihar yare sevgi ile Cennetlik olur. Tabiatiyle, sünnilerin [ehl-i sünnet itikadında olanların] günahından iman ve tevhid ve saadet kokusu gelir. Mübtedilerin [bidat fırkasında olanların] tâat ve ibadetinden küfür ve ilhad ve şekavet kokusu gelir. Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” namaza benzer. Ömer-ül Fâruk “radıyallâhu anh” zekata benzer. Osman-ı Zinnureyn “radıyallâhu anh” oruca benzer. Aliyül Mürteda “radıyallahü teâlâ anh” hacca benzer. Senin de böyle bilmen lazımdır. Neticesinde iyilik bulursun. Bunlar hakkında şair senâ edip, demiştir ki:

Beyt:

Aklen güzel olan şudur ki işe başlarken,
Sözün temeli, Allahtan başkası hatıra gelmemesi.

Aczsiz kudret, cehlsiz hikmet Ona mahsustur,
Bütün her şeyi yaratan kudret sahibi Odur.

Onun yarattıkları sayısızdır,
Her mahlukuna verdiği nimetler de sayısızdır.

Bu ayette her çeşit ihtilaf ile alakalı muhabere vardır,
Biz ehl-i sünnetin hizmetçisi, Çihar yarın dostlarıyız.

6) Refiüddin “rahmetullâhi aleyh”, Enes bin Mâlik “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivayet eder. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: “Muhakkak ben ümmetimden, onları Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah kavline davet ettiğim gibi, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin  “radıyallahü teâlâ anhüm” sevgisini de isterim.” Bu hadis-i şerif hakkında açıklanacak çok şey vardır. Eğer onları beyan edersek, söz uzar.

7) Enes bin Mâlik “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri, doğru rivayet ile bildirmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Ben ilmin şehriyim. Ebû Bekir zeminidir. Ömer duvarlarıdır. Osman semasıdır. Ali kapısıdır. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali hakkında hayır söyleyiniz!” Eğer hayır söylerseniz, önünüze hayır gelir. Onların dostlukları bereketinden hepiniz hayır bulursunuz. Eğer bedbahtlık ve şer söylerseniz, onların yüksekliklerine zerre miktarı eksiklik gelmez. Lakin, o nimete kavuşamamış biçare kendi bedbaht olup o şer [kötülük] sebebi ile o din serverlerinin şefaatinden mahrum olur. Asla kurtuluş bulmaz.

8) Sahih rivayet ile Abdurrahmân ibni Avf “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri bildirdi. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ben yakında ölürüm. Siz de ölürsünüz. Kıyamet günü amellerinizden size sual olunur. Size oğul, baba ve dede fayda vermez. Ancak selim kalp ile Allahü teâlâ hazretlerinin huzuruna gelen kurtulur. Günahı olanlara kıyamet gününde şefaat etmemi ihsan, ikram etmişlerdir. Benim şefaatim, benim Ashâbıma kötü söyleyenlere, dil uzatanlara haram olur.”

9) Abdullah bin Ömer “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ashâbıma söven kimseleri gördüğünüz zaman, her neye kadir iseniz, tövbe etmeleri için onu yapınız. Müslüman olsunlar. Eğer onlar Ehl-i sünnet ve cemaat olmazsa aranızdan gitsinler [aranızdan çıkarınız]. Sakın onlar gibi sapık fikirlere aldanmayınız, yanarsınız.”

10) Refiüddin “rahmetullâhi aleyh” Enes bin Mâlik “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden rivayet etmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Ebû Bekir benim vezirimdir. Benim yerimi tutar. Ömer benim dilimdir. Ondan söz söyler. [Sözleri bendendir.] Osman bendendir. Ben Osman’danım. Ali benim amcamın oğlu ve kardeşimdir. Ya Eba Bekir! Öyle zannediyorum ki kıyamet günü, benim ümmetime şefaat edeceksin!” “radıyallahü teâlâ anhüm”.

11) Sahih rivayet ile Abdullah ibni Abbas “radıyallahü teâlâ anhüma hazretlerinden bildirilen hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: “Ebû Bekir dinin direğidir. Ömer fitnenin kilididir. Ömer hayatta oldukça fitne olmaz. Osman münafıkların mihnetidir. Yani ibtilasıdır.  [Belaya düşürdükleri kimsedir.] Onun katilleri tarafında olanlar, münafık olup Cehennemin aşağılarında olsalar gerektir. Ali bendendir ve ben Alidenim. Onun olduğu yerde ben olurum. Benim olduğum yerde Ali olur.”

12) Abdullah bin Ömer “radıyallahü teâlâ anhüma” hazretlerinden rivayet ile bildirilen hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ebû Bekir benim ümmetimin en iyisi ve en sadığıdır. Ömer ümmetimin en azizidir. Osman ümmetimin en hayalısıdır ve en çok ikram edenidir. Ali ümmetimin en nurlusudur.” Bir rivayette “En alimidir.”

13) Abdullah bin Mesut “radıyallahü teâlâ anh” rivayeti ile bildirilen hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ebû Bekir, İslamın tacıdır. Ömer, İslamın hullesidir  [elbisesidir]. Osman, İslamın cevahiri ile süslü imamesidir. Ali, İslamın güzel kokusudur.” Her kim başına tac koymak, hulleyi örtünmek, süslü imameyi [sarığı] başına bağlamak ve güzel koku sürünmek isterse, karanlığın [zulmetin] ışığı ve doğru yol üzere olan bu imamlara uymalıdırlar. Zira onlar yağmura benzer ki nereye düşerlerse faydalı olurlar.

14) Hubeyş bin Hâlid “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Aişe; Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin alidir. Ali ve Hasan, Hüseyin ve Fâtıma; benim alimdir. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri kıyamet gününde, kendi ali ile benim âlimin arasını Cennet bahçelerinden bir bahçe ile birleştirir.”

15) Zübeyr bin Avvam “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ya Rabbi! Ümmetimden Ashâbıma verdiğin bereketi geri tutma. Ashâbımdan Ebû Bekre verdiğin bereketi ondan geri tutma. Ashâbımı Ebû Bekir etrafında topla. Onun işlerini dağınık etme. Ebû Bekir daima senin işini kendi işleri ve meşguliyetleri üzerine tercih etmiştir. Allahım! Sen Ömer bin Hattab’ı aziz kıl. Osman’ı sabır ve tahammül üzerine kıl. Ali’ye tevfiki refik kıl.”

16) Enes “radıyallahü teâlâ anh” rivayeti ile bildirilen hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ebû Bekir’in sevgisi gufranı vâcip kılar. Ömer’in sevgisi isyanı mahveder. Osman’ın sevgisi imanı kuvvetlendirir. Alinin sevgisi, Cehennem ateşini söndürür.”

17) Ali bin Ebû Talib “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri rivayeti ile bildirilen hadis-i şerifte; Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Allahü teâlâ hazretleri Ebû Bekir’e rahmet etsin. Bana kızını tezvic etti. Beni hicret şehrine götürdü. Yani bana deve verdi ve bana Muavenet etti. Ve yoldaş oldu. Mekke-i Mükerremeden, Medine-i münevvereye vardık.” Alimlerden bazısı derler ki (hameleni dar-ı hicret) [Beni hicret diyarına taşıdı]nın mânâsı odur ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri hicret gecesi, Mekke’den dışarı çıktılar. Bir miktar yaya gittiler. Bir miktar yol gittikten sonra yoruldular. Gitmeye takatları kalmadı. İstedi ki o yere otursunlar. Halbuki müşrikler yollara gözcüler koymuşlar idi. Ebû Bekir hazretleri, kâfirler izlerince gelip, bunları bulurlar diye korktu. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerini arkasına alıp, Allahü teâlânın kendisine güç ve kuvvet vermesi ile 3 mil yahut daha ziyade mesafe miktarı götürdü. Sonra develerin yanına vardılar. “Allahü teâlâ şanühü rahmet etsin Ömere ki acı da olsa, hakikati söyler. Allahü teâlâ rahmet etsin Osmana ki melekler ondan haya ederler. Allahü tebareke ve teâlâ Aliyye rahmet etsin. Allahım! Ali’ye, her bulunduğu yerde hakkı söylemesini muvaffak eyle.”

18) Ebû Hüreyre “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Rabbimden, ümmetimden razı olmasını sual ettim. Allahü teâlâ, bana vahiy gönderdi ki ben ümmetinden, 3 kimse hariç razı oldum. Bunlar  [yani, razı olmadıklarım], Kurân-ı azim-üş-şana mahluktur diyen. Diğeri o kimse ki senin Ashâbını seb’ etti [kötüledi]. Biri o kimse ki kader ile tekellüm eder  [konuşur].” Yani Kaderi olur. [Ehl-i sünnet itikadında olanlar kadere inanmış, hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna iman etmişlerdir.]

19) Aişe-i Sıddıka’nın “radıyallahü teâlâ anha” rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ümmetimin en şerlileri Ashâbımı “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” kötüleyenlerdir.” [Yani şiîlerdir.]

20) Enes bin Malik’in “radıyallahü teâlâ anh” rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Allahü teâlâ hazretlerine iblis münâcat edip, dedi ki Ya Rabbi! Âdem aleyhisselâm Cennetten yeryüzüne indi. Ben bilirim ki ona kitap, resûl gönderilir. Onların kitabı nedir. Resûlleri kimdir. Allahü teâlâ buyurdu ki: Onların Resûlleri melekler olur. Kendilerinden Peygamberler olur. Onların kitabı Tevrat ve İncil ve Zebur ve Fürkan olur. Dedi, ya Rabbi! Benim kitabım nedir ve Resûlüm kimdir. Allahü teâlâ azze ismühü buyurdu ki: Senin kitabın odur ki azalarını [uzuvlarını] iğne ile döğüp [iğne batırıp], üzerlerine çivid sürmek ve şiir okumak. Resûllerin kahinlerdir ki remil atarlar, gayb söylerler, cadılık ederler. Taamın [yiyeceğin] o yiyecektir ki onun üzerine benim isim-i şerifim anılmaya. Şarabın [içeceğin] sarhoş eden her nesnedir ve evin hamamdır. Adem oğlu eğer bir hata edip, bir günah işlerse, sonra pişman olup istiğfar ederse, o günahı yok olur. İblis dedi; ben onların kalplerine bir günah salarım ve gözlerinde ziynetlendiririm ki o günahtan istiğfar ile halas olmazlar. [Bu günah] Ebû Bekir ve Ömer ve Osman ve Ali “radıyallahü teâlâ anhüm” hakkında kötü söz söylemek, Onlara düşman olmaktır.”

21) Abdullah bin Abbasın “radıyallahü teâlâ anhüma” rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Her şeyin bir aslı vardır. İmanın aslı veradır. Her şeyin bir fer’i vardır. İmanın fer’i sabrdır. Her şeyin bir koruyucusu vardır. Bu ümmetin koruyucusu amcam Abbas’tır. Her şeyin bir torunu vardır. Bu ümmetin torunu, oğullarım Hasan ve Hüseyin’dir. Her şey için bir kanat vardır. Bu ümmetin kanadı, Ebû Bekir ve Ömer’dir. Her şey için bir hisar vardır ki onun sebebi ile düşman fırsat bulamaz. Bu ümmetin kalkanı ve hisarı, Osman ve Alidir  “radıyallahü teâlâ anhüm”.”

22) Sahih rivayet ile Ebû Zer-i Gıfârî’nin “radıyallahü teâlâ anh” bildirmiş olduğu hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Yay gibi oluncaya kadar Allahü teâlâya ibadet etseniz, yay kirişi gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, dizleriniz kuru oluncaya kadar namaz kılsanız, ehl-i beytimden veya Ashâbımdan birisine buğz etseniz, elbette Allahü teâlâ hazretleri sizi burnunuz üzerine sürüyerek Cehenneme dâhil eder.”

23) Enes bin Malik’in “radıyallahü teâlâ anh” rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki: “Her Peygamberin bir naziri vardır. Benim ümmetimden Ebû Bekir İbrahim Halile  “aleyhisselâm” benzer. Ömer, Musa kelime  “aleyhisselâm” benzer. Osman, Haruna  “aleyhisselâm” benzer. Ali bana benzer. İsa bin Meryem’e  “aleyhisselâm” bakmayı seven, Ebû Zer Gıfârîye baksın  “radıyallahü teâlâ anh”.”

24) Bera bin Azibin “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki: (Arş üzerinde, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah, Ebû Bekr-i Sıddık, Ömer-ül Fâruk, Osman-ı şehit ve Aliyül Mürteda yazılıdır.)

25) Ebû Hüreyrenin “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ebû Bekir ne iyi kişidir. Ömer ne iyi kişidir. Osman ne iyi kişidir. Ali ne iyi kişidir. Ebû Ubeyde ne iyi kişidir. Muaz bin Cebel ne iyi kişidir.”

26) Seleme tebnil-Ekva’nın “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Yıldızlar, sema ehli için eman halk olundu. Ashâbım, ümmetime eman için halk olundu.” Yıldızlar gökte olduğu müddetçe, sema ehli afetlerden emindirler. Ashâbımın muhabbeti, gönüllerde oldukça, ümmetim türlü azaplardan emin olur.

27) Enes bin Malik’in “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiş olduğu hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “3 şey Enbiya işlerindendir. Muallimlere ve üstadlara hediye vermek. Âlimleri mükerrem tutmak. Ashâbımı sevmek.”

28) Ebû Said-il Hudri “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ashâbımı kötülemeyiniz! Ruhum onun yed-inde olan Allahü teâlâ hakkı için, eğer sizin biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka fakirlere verseniz, onlardan birisinin bir müd miktarı sadakasının yerini tutmaz ve yarım müdünün sevâbına erişmez.” 1 müd 273 dirhem ve 2 dank eder. [875 gramdır.]

29) Hazret-i Ümm-i Selemenin “radıyalahü teâlâ anha” rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Gökten bir kovanın indiğini gördüm. Ben ki Resûlullahım! O kovadan 10 yudum içtim. Sonra ondan Ebû Bekir 2,5 yudum içti. Ömer 10,5 yudum içti. Ondan sonra Osman 12,5 yudum içti. Sonra bu kova semaya kaldırıldı.” Bunun mânâsı, Allahü teâlâ bilir, odur ki Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin o zaman ömrü 10 sene kalmıştı. Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” 2,5 sene hilafet ettiler. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” 10,5 sene halife oldular. Osman “radıyallahü teâlâ anh” 12,5 sene halife oldular.

30) Ebû Said-i Hudri “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Muhammed Mustafa “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Size kelam-ı kadım ile bildirilenleri yapmanız lazımdır. Amel etmemekte asla özrünüz makbul değildir. Eğer Kitabullahta olmazsa, benim sünnetim ile amel ediniz. Eğer benim sünnetimde de olmazsa, benim Ashâbımın söyledikleri ile amel etmekle meşgul olunuz.  “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în.” Zira, muhakkak benim Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayet bulursunuz. Ashâbımın ihtilafı size rahmettir.”

Resûl-i muhterem “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin kavl-i şeriflerine muvafık [uygun] olarak başka yerlerde de buyurulmuştur. “Ümmetim arasında ihtilaf rahmettir.” Yani ümmetimin âlimleri, dinin aslını muhafaza etmekte hırslıdırlar. (Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas)dan dışarı çıkmazlar. Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri bir ümmette bir taife yarattı. Bu söz sahibi âlimler füru-ı dinde ihtilaf ettiler. Dinin aslını kıyamete kadar, saklı tuttular [Usûl-i dine dokunmadılar.] Ashâb-ı hadis, Ashâb-ı rey’ ehl-i sünnet vel cemaat üzeredir. Onları hıfz etmiştir. Şeri konularda birbirlerinin arasında ihtilaf olan âlimler, birbirlerine kâfir demezler. Mutezile harici ve rafizi taifelerinden başka hiçbir taife yoktur ki başka taifeye kâfir desin. [Bu 3 taife de bozuktur.] Muhakkak ki onların sıfatı ile alakalı olarak Allahü teâlâ kelam-ı kadıminde buyurmuştur: “… Ancak Rabbinin rahmeti ile anlaşıp, ayrılmayanlar müstesnadır…”[Hûd sûresi 119. ayeti kerimesi meali.] Ashâb-ı kiramın ihtilafında bizim için rahmet vardır. Onların her birini sevmelisin ki rahmete kavuşasın.

31) Refiüddin’den “rahmetullâhi aleyh” sahih rivayet ile bildirildi. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: “Eğer Ebû Bekrin faziletlerini gök üzerine koysalar idi, ateş üzerinde tencerenin kaynaması gibi, gökün kaynamasını işitirdiniz. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri, o kimsedir ki heybeti meleklere tesir eder. Hazret-i Osman “radıyallahü teâlâ anh” o kimsedir ki melekler gelip, Onun Kur’ân-ı Kerîm okumasını dinlerler. Ali  “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri o kimsedir ki üzerinde yürüdüğü için yer onunla övünür.”

32) Sahih rivayet ile Rüknül-İslam Ahmed-el Cürcani, Enes bin Mâlik “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinden bildirmiş olduğu hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” efendimiz hazretleri buyurdu ki: “Muhakkak benim havzum için 4 rükn vardır.” Yani bu havzun şarabına 4 yol vardır. Çihar yar-i güzin olan Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali’nin tasarrufundadır “radıyallahü teâlâ anhüm”. Nebîlerden sonra, gelmiş ve gelecek bütün insanların üstünüdürler. Kevser havzının 1. rüknü Ebû Bekir’in elinde olur. 2. rüknü Ömer’in elinde olur. 3. rüknü Osman’ın elinde olur. 4. rüknü Alinin elinde olur. 124.000’den ziyade Peygamberin ümmetinden bir kimseye Çihar yardan izinsiz o havza varmaya izin yoktur. Kimsenin onun ile işi yoktur. Halk o gün susuz ve başı açık ve hasta ve yanmış olup Havz-ı Kevser ile feryatlarını gidermeye, ferahlamaya muhtaçtır. Her kim Ebû Bekir’i “radıyallahü teâlâ anh” sever, Ömer’i “radıyallahü teâlâ anh” sevmezse; o kimse Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin yanına gidip, su isterse, o kimseye su vermez. Her kim Ömer’i “radıyallahü teâlâ anh” sevip, Ebû Bekr’i “radıyallâhu anh” sevmezse, o kişi hazret-i Ömer’in yanına varınca, hazret-i Ömer, Ebû Bekir’i sevmeyene su vermez. Her kim hazret-i Osman bin Affan’ı sevip, hazret-i Ali’yi sevmese, o kişi hazret-i Osman’ın yanına vardıkta, hazret-i Osman, hazret-i Ali’yi sevmeyene su vermez. Her kim hazret-i Aliyi sevip, hazret-i Osman’ı sevmezse, hazret-i Osman’ı sevmeyen hazret-i Alinin yanına vardıkta, hazret-i Ali, ona su vermez.

Sual: Eğer sen dersen ki hazret-i Ebû Bekir, hazret-i Ömer’i sevmeyeni, hazret-i Ali hazret-i Osman’ı sevmeyeni nereden bilir?

Cevap: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurmuştur ki “Bir kimse, benim Ashâbımın zerre miktarı buğz ve adavetini gönlünde tutarsa, alnında siyah bir hat şeklinde yazı olduğu hâlde kalkar: (‘Bu kimse Allahü teâlâ hazretlerinin rahmetinden ümidini kesmiştir’ yazılıdır.”

Ondan sonra Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki: “Bir kimse ki dilinin sözünü ve kalbinin itikadını, hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık’ın büyüklüğünde ve temizliğinde iyi tutup ve Ebû Bekr-i Sıddık’ı hak üzere halife bilse, din ve İslamını doğru etmiştir. Allahü tebareke ve teâlâ hazretlerinin rahmetine kavuşamamak derdinden emin olmuştur. Her kim dilinin sözünü ve kalbinin itikadını Ömer-ül Fâruk’un büyüklüğünde ve temizliğinde iyi tutup, Ömeri Ebû Bekir’den sonra emir ve imam bilirse, kendi kurtuluş yolunu bütün şüphelerden pak eder Hakikat ve yakîn ile yükü hafifliyenler ve kurtulanlar cümlesinden olur. Bir kimse ki dilinin sözünü ve kalbinin itikadını, Osman bin Affan’ın büyüklüğü ve temizliğinde iyi tutarsa [dili ile ve kalbi ile onu iyi bilirse], Ömer’den sonra halife ve imam bilirse, nur-ül lütf ve kemal-i iman ile ve Kur’ân-ı Kerîmin nuru ile münevver ve ruşen olur ve kabir karanlığını o sebep ile kendinden uzak tutmuş olur. Bir kimse dilinin kavlini  [sözünü] ve kalbinin itikadını Aliyül Mürteda’nın büyüklüğü ve temizliğinde iyi tutup [onu iyi bilip], Aliyi Osman’dan sonra halife ve imam bilirse, o kimse, takva elini iman ağacının budaklarından [dallarından] bir budağa uzatmış, dostluk ve aşinalık ahtini Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri ile ve melekler ile ve Nebîler ile ve bütün müminler ile sağlamlaştırmış olur. Bir kimse, benim bütün Ashâbıma ve Ehl-i beytime, küçüğüne ve büyüğüne, günahkarına ve günahsızına, dili ile meth-ü senâ etse, kalbiyle, hayır ve salah, sıdk ve sevap ve reşad itikat etse, o kimse mümindir. Bir kimse benim Ashâbıma, aralarındaki muharebelerden ve sulhten, hayrdan ve şerden, fayda ve zarardan, onlar hakkından dili ile kötü söz söyler ise, kalbiyle onları inkar ve buğz ederse, o kimse münafıktır. Ebedî Cehennemde kalır ki Allahü teâlâ Sûre-i Nisa 145. âyet-i kerimesinde meâlen, ‘Münafıklar elbette Cehennemin esfel derekesinde olurlar. Onlar için hiçbir yardımcı yoktur.'” buyurmuştur.

Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin bu havzına Kurân-ı azim ve Kitab-ı kadımde delil vardır. Söz uzayacak ise de, bahsetmek lazımdır. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin mübarek sözleri, Kurân-ı azim-üş-şanda bildirilmiştir. Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretleri buyuruyor:

“Bismillahirrahmanirrahim. İnna a’tayna …….” Bu surenin harflerini ve kelimelerini beyan edelim. Sonra faziletini beyan edelim. Bu sûre 3 ayettir. Kelimeleri 10’dur, harfleri 42’dir. Emir-ül müminin Ali “radıyallahü teâlâ anh” haber verdi. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Her kim bir kere İnna atayna sûresini okursa, Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri, o kimseye, Cennette o kadar nimet ve hil’at, makam ve derece verir ki tamamı, yeryüzü doğudan-batıya kadar deve ile dolu olsa ve her deve üzerinde bir kitap olsa, her kitabın eni ve uzunluğu bütün yeryüzü kadar büyük olsa, o kitapların tamamı kıl kalem ile ince yazılmış olsa, cümlesi bu sûre-i azimeyi okuyanın kazandığı nimetlerin, mülklerin, köşklerin, çardakların, odaların vasflarını açıklamaya ancak yeter.”

Allahü teâlâ hazretleri Muhammed Mustafa “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerine buyurdu ki: “Biz sana senden ötürü ve senin ümmetinden ötürü bir havz ita ettik. Bütün Peygamberler ve ümmetleri o kıyamet günü o havzın şarabını arzu edici olurlar.” Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri o günde Cebrâil aleyhisselâmdan İnna atayna sûresini işitti. Sonra Miraca çıktığında, gözleri ile gördü.

Ashâb-ı güzin “Rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” arasında Kevser havzından bahsedilmediği an az olur idi. Dünyada, yaratıldığı andan beri Havz-ı Kevsere benzer bir havz görülmemiştir. Bundan sonra da kıyamete kadar olması mümkün değildir. Onu gördükten sonra, onun akması sesini işitti. Murad etti ki [istedi ki], Kevser havzının sesini vasf etsin. Mümkün olmadı. Zira o ibare Ashâb-ı güzinin kudretine ve fehmine sığmaz. Cebrâil aleyhisselâm geldi ve dedi ki ya Resûlallah! Allahü teâlâ buyurdu ki: “Sen onun sesini vasf etmekte zorluk çekiyorsun. Ashâbının da fehm etmeye  [anlamaya] kudretleri yoktur. Biz kemal-i lütfumuz ile zahmetsiz ve sıkıntısız, Kevser havzı suyu 4 ırmağının sesini işittirdik ki havz-ı kevsere gider. Su, süt, şarap ve bal ırmaklarından gider. İşte senin Ashâbına ve ümmetine gösterdik. Her kim isterse ki söyle, 2 parmağını 2 kulağına koysun. O sesi bunca yıllık yoldan kendi kulağı ile işitir.”

33) Kevser havzı vasfı için söylenen haberler devamla şöyledir. Abdullah bin Ömer “radıyallahü teâlâ anhüma” hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Muhakkak benim için bir havz vardır. Rabbim bana vaat etmiştir. Kıyamet günündeki o havuzdan çok hayır ve fayda görülse gerektir. O havzın adı Kevserdir. O havzın sakileri, Ebû Bekr-i Sıddık, Ömer-ül Fâruk, Osman-ı Zinnureyn ve Aliyül Mürteda “radıyallahü teâlâ anhüm” hazretleridir. O havzın eni magrib ile meşrık arası kadardır. Uzunluğu gök ile yer arası kadardır. Onun çanakları ve kadehleri, ibrikleri ve maşrapalarının sayısı, yıldızlar adedince, 500 senelik yol boyunca güzel bir şekilde dizilmiş. Her [ahiret] şarabı içici, bu bardaklar, kadehler, ibrik ve maşrapalar ile içer. Üzerlerinde kudret-i ilâhî ile bütün [müminlerin] isimleri yazılmıştır. Her yer bir cevherden ve her kadeh bir bakırdan, her cam bir heykelden, her kadeh bir suretten, her ibrik bir hilkaddendir. O havzın dibinde taş parçaları ve kum yerine kırmızı yakut ve yeşil zeberced vardır. O çakıl taşlarının altında çamur yerine, kokucu misk ve çamurun altında yer ve toprak yerine güzel kokulu kafur, her tarafı nur üzerine nur, sürur üzerine sürurdur. Etrafında zaferan kubbeleri, mercan incisi çadırları, her yerde renk renk döşekler döşenmiş, her yerde tahtlar ve istinat yerleri koyulmuş. O havzın şarabı sütten beyaz ve baldan tatlı, kardan soğuktur. Dünyada olan her güzel kokudan daha güzel kokusu vardır. Ab-ı hayattan ziyade hazm olucudur. Her kim o havuza dalsa, boğulmaz. İstese ki o havuzdan bir dağ kadar su götürebilir. Gücü yeter, zayıflık yoktur. Her kim ki onun şarabından bir katre tatsa, başından ayağına kadar bütün ağrılardan, dertlerden, hastalıklardan kurtulur. Hiç susamaz. Korkudan emin olur. Kim ki bir katrenin kokusunu o havz-ı kevserden alsa, bütün insanların ve kokuların ve ferahlığın aslını ve fer’ini, o kimse canında ve teninde işitir. Menbaı [kaynağı] ve yolu Tuba ağacının kökündedir. Aslı sidret-ül müntehadandır. 4 ırmaktır, 4 tarafından gelir. O ırmaklar birbirine mülakat ettikten sonra, havz-ı kevsere gelir. Biri su ırmağı, biri süt ırmağı, biri şarap ırmağı, biri bal ırmağı. Su ırmağı Ebû Bekir talihine, süt ırmağı Ömer-ül Fâruk talihine, şarap ırmağı Osman-ı Zinnureyn talihine, bal ırmağı Aliyül mürteda talihine  “radıyallahü teâlâ anhüm” akarlar. Bir şarap ki hem sima eder, hem cemal verir, hem kuşlar gibi uçar, pervaz eder  [döner], hem maşuklar ve dilberler gibi işve ve naz eder. İçenler ile söyleşir. Onda her vakit tavus var, ve arus  [gelin] var. Kuşlar var. Deve boynu gibi boynu olan her bir kuş, o şarabın [havz suyunun] üzerinde, dostların muradı üzerine gelirler.” Ebû Bekr-i Sıddık ve Ömer-ül Fâruk dediler ki: Ya Resûlallah! O kuşlar ikram edici mi olurlar. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (O kimseler ki o kuşları yer. Onlar ziyade ikram edici olur.) Sonra, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki: Muhakkak benim havzımın 4 rüknü olur. Birincisi Ebû Bekrin elinde olur. 2. rüknü Ömerin elinde olur. 3. rüknü Osman’ın elinde olur. 4. rüknü Alinin elinde olur “radıyallâhu anhüm ecma’în”

34) Cabir bin Abdullah “radıyallahü teâlâ anh” rivayeti ile bildirilen hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: (Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri bütün alemlerden, Peygamberlerden ve Resûllerden beni seçti. Peygamberler ve mürselinden gayri, bütün âlemler üzerine benim Ashâbımı seçti. Bütün Ashâbımdan Çihar yarı ihtiyar etti [seçti]. Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali. Bunları bütün Ashâbımdan büyük ve faziletli yaptı “radıyallâhu anhüm”. Sonra 124.000’den ziyade Peygamberin ümmeti arasında benim ümmetimi ihtiyar etti [seçti]. Ümmetim arasında 4 devir seçti. Bu 4 devirden 3’ü birbiri akabincedir. Sahabe, tabiin, tebe-i tabiin. Bir kavim ki vakti İsa aleyhisselâmın nüzulü vaktidir. [4. devre, bu devredir.] Bu 4 taifenin zikri Kurân-ı mecitte, Vakıa sûresinin evvelinde gelmiştir. O 3 taifenin hakkında, “Onların büyük kısmı eski ümmetlerdendir” diye bildirilmiş, 4. kısımdakiler ise, “Bir kısmı da sonrakilerdendir” buyurularak bildirilmiştir. [Vakıa 13-14]

35) Numan bin Beşir “radıyallahü teâlâ anh” rivayeti ile bildirilen hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ümmetimin en merhametlisi Ebû Bekir’dir. Allahın dininde en kuvvetli olanınız Ömer’dir. Hayada en sâdık olanınız Osman’dır. En isabetli hüküm vereniniz Alidir.” Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretleri bu ümmete mahsus 4 büyük nimet vermiştir ki hiçbir ümmete, insanların evveli Adem “alâ nebiyyinâ ve aleyhissâlatü vesselâm” hazretlerinin zaman-ı şerifinden bu ümmete gelinceye kadar böyle nimet vermemiştir. Bu 4 nimetin şükrünü bu ümmetten bunun hüccetini ve hikmetini bilen bu 4 kimse üzerine farz etmiştir. Birincisi, Muhammed “aleyhisselatü vesselâm” hazretleri gibi bir Peygamber, yani Resûl nimetidir. İkincisi, İslam dini gibi, kıymetli bir din nimetidir. Üçüncüsü, Kurân-ı kadım gibi, bir kelam-ı kerim nimetidir. Dördüncüsü, kendi Zât-ı pakına mahsus muhabbeti, dostluğu, bu ümmete hediye etme nimetidir. [Allahü teâlâ Mâide sûresi 54. âyetinde meâlen “Allahü teâlâ onları sever. Onlar da Allahü teâlâyı severler” buyurmuştur.] Âlem halk olunalıdan beri, bizden başka kimseye, Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretlerinden bu 4 nimet müyesser olmamıştır. Bu 4 hil’at verilmemiştir. Bizden evvel olan ümmetlerde Peygamberler çok idi. Lakin Muhammed “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri gibi yok idi. Bu ümmetlere de kitap nazil olmuş idi. Lakin Kurân-ı aziz ve mecid-i kerim gibi nazil olmamıştı. Bizden önceki ümmetlere Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri çok nimetler verdi. Lakin kendi hususi muhabbeti gibi kimseye vermedi. [Bu ümmete verdi.] Ondan dolayı ki Cebrâil ve Mikâilin kulluğu hususi nimetler ile İsrâfil ve Azrâilin kulluğu hususi hil’atlar iledir. Bunun gibi, Rûhâniyân ve Kerûbiyân meleklerinin kulluğu hususi nimetler iledir. Hamele-i arş ve kürsüyi nakleden meleklerin ve Levh-i mahfuz eminlerinin ve Kalem-i alâ rakiblerinin kulluğu hususi hil’at iledir. Ümmet-i Muhammedin yani bize mahsus hil’at ve nimet, onun dostluğudur.

Beyt:

Güneşte zerreyi görmek, daha kuvvetle mümkündür,
Fakat her zerrede güneşi görmek nasıl mümkündür.

Gece bekçisi aynı olur mu hiç,
Kucağında Sultanı besleyen kimse ile.

Allahü Sübhanehü ve teâlâ ve tekaddes hazretleri, bu ümmete 4 büyük nimet ve hil’at ihsan buyurdu. Bu 4 nimetin şükrünü tamam ve lâyık olduğu üzere, bu ümmetten talep etti. Buyurdu ki: Eğer siz bu 4 nimetin şükrünü istenilen şekilde yerine getirirseniz, üzerinize hıfz ederim. Onun üzerine didar ve cemalimi görmeyi ziyade ederim. [İbrahim sûresi 7. âyet-i kerimesinde meâlen], “Nimetlerime şükür ederseniz, onları arttırırım” buyurulmuştur. Burada, (arttırırım, ziyade ederim) kelamı, didara, Cenab-ı Hakk’ın cemalini görmek mânâsınadır. Çünkü, Yunus sûresi 26. âyetinde meâlen, “Dünyada güzel amel işleyenlere Hüsna ve ziyade vardır” [Cennet ve Allahü teâlâyı görmek vardır] buyurulmuştur. Lakin, bu cümle ile Allahü teâlâ bilir ki bizim ömrümüz, diğer ümmetlerin ömründen kısadır. Bizim bedenimiz, diğer ümmetlerin bedenlerinden küçüktür. Bu nimetleri ki bize verdi ve şükrünü vâcip kıldı. Bilir ki Ona lâyık şükretmeye kadir değiliz. Şükür kemal üzere olmayıp, azl edilmiş ve ayrı düşmüş kalırız. Sonra kendi fadlı ve rahmeti ile takdir ve tedbir edip, bu ümmetten 4 kimseyi, bu 4 nimetin şükrü için seçti. Birincisi, Ebû Bekr-i Sıddıkı, Muhammed Mustafa “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” nimetinin şükründen dolayı seçti. İkincisi, Ömer-ül Fâruk; din-i İslam nimetinin şükründen dolayı seçti. Üçüncü; Osman Zinnureyn’i, Kurân-ı azim nimetinin şükründen dolayı seçti. Dördüncü, Aliyül Mürteda’yı, kendi muhabbeti nimetinin şükründen dolayı seçti. Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü teâlâ anh”, Muhammed Mustafa “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” nimetinin şükrünü layıkı ile eda etti. Teni ve canı ve malı ve evladı ile yardımda bulundu. Fayda ve zararını hep onun işi yoluna harc etti. Ömer-ül Fâruk “radıyallahü teâlâ anh” İslam nimetinin şükrünü kemali ile eda etti. Bütün gayretini, şiddetini İslamiyet yolunda kullandı. Gizli İslamı aşikar etti. Osman-ı Zinnureyn “radıyallahü teâlâ anh” Kurân-ı azim-üş-şanın şükrünü gerektiği gibi eda etti. Kur’ân-ı Kerîmi topladı. Kendi 5 adet Kelamullah yazdırdı. İslamın 4 bir tarafındaki beldelere gönderdi. 2 rekat namazda Kur’ân-ı Kerîmi hatmetti. Aliyül mürteda “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri, özel muhabbetin şükrünü hakkıyla eda etti. Kılıcını kınından çekti. O kılıncın kahrı ile dostları düşmanlardan ayırttı. O 4 nimetin hayır ve bereketi ve o 4 hil’atin şükrü, bugün dünyada ve yarın ahirette ebedî kalacaktır. Bizim üzerimizde o hayrın mânâsı şudur: Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: “Ümmetimden, ümmetim üzerine en merhametlisi Ebû Bekr-i Sıddık’tır. Allahü teâlânın dininde en kuvvetli olanınız Ömer-ül Fâruk’tur. Haya cihetinden en sâdık olanınız, Osman bin Affan’dır. En cömertiniz, hem beden, hem mal ile Ali bin Ebû Talib’dir.”

Rahmetin en kamil olanı Ebû Bekir’in “radıyallahü teâlâ anh” nasibidir. Kuvvetin tamam olanı Ömer’in “radıyallâhu anh” nasibidir. Hayanın en yükseği Osman’ın “radıyallâhu anh” nasibidir. Cömertlik ve yiğitlikte en önde olmak Ali’nin “radıyallâhu anh” nasibidir. Ebû Bekr “radıyallâhu anh” rahmet ile vasflandırılmıştır. Rahmetin yeri gönüldür. Ömer kuvvet ile vasıflandırılmıştır. Kuvvetin mahalli bedendir. Ebû Bekir gönül yerindedir. Ömer beden yerindedir. Gönül ile beden birbiri ile beraber bulunur. Lakin beden gönlün hizmetindedir. Gönül bedenin amiridir. Ebû Bekir “radıyallahü teâlâ anh” hilafetin aslıdır. Ömer fer’idir. Bunun gibi, haya Osman’ın “radıyallahü teâlâ anh” sıfatıdır. Civanmertlik Ali’nin sıfatıdır. Hayanın mahalli gözdür. Civanmertlik el ile olur. Göz ve el ikisi de kişinin ziynetidir. Lakin göz elden üstündür. O sebepten ki yarın kul kıyamet gününde, eli ile Allahü teâlâ hazretlerinin hil’atını tutar. Ama, Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin biçun ve biçugune [nasıl olduğu anlaşılamayan ve anlatılamayan] cemal-i ezelisini, gözü ile [nasıl olduğu anlaşılamayan ve anlatılamayan şekilde] müşahede eder.

36) Zehri “rahmetullâhi aleyh”, isnad ile Abdurrahmân bin Avf’tan “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, bir gün Medine-i münevverenin mescidinde, ömürlerinin 63 yaşının son günlerinde, çok cemaat arasından kalktı. Minbere çıktı. Allahü tebareke ve teâlâ hazretlerine hamd ve senâ etti. Başlangıc sözünden sonra buyurdu. “Bana ne olmuştur ki sizi ihtilaf içinde görürüm. Ey havas ve avam! Benim sevgim, ehl-i beytimin sevgisi, Ashâbımın sevgisi, benim ümmetimin üzerine kıyamet gününe kadar farzdır.” Buyurdu ki “Ebû Bekr-i Sıddık nerededir.” Ebû Bekr de olduğu yerden süratle ayak üzerine kalkıp, dedi ki ya Resûlallah! Ben buradayım. Hazret-i Server-i âlem buyurdu: “Bana yakın gel ya Eba Bekr!” O da yakınına vardı. Buyurdu: “Minber üzerine gel.” Minber üzerine vardı. Resûlullahın huzuruna vardı. Onu yanına aldı. Onun yüzünü kendi mübarek sinesine [göğsüne] tuttu. Bir müddet yüzünü, mübarek sinesine sürdü. 2 gözünün arasından öptü. Orada o kadar ağladı ki mübarek gözlerinin yaşı, mübarek yüzünden kendi üzerine ve Ebû Bekir’in üzerine akıyordu. Yüksek ses ile: “Ey müslümanlar! Bu gördüğünüz Ebû Bekr-i Sıddıktır. Muhacir ve Ensarın seyyidi ve büyüğüdür. O kimsedir ki Allahü tebareke ve teâlâ bana emretti ki ben onu kendime, dünyada baba mertebesinde tuttum. Ahirette sonsuz olarak dost edindim. Bu benim musahibimdir. Cümle halk beni tekzib ederken, o beni tasdik etti. O vakit ki bütün herkes beni sürdüğü zaman bu beni mekanlandırdı, makamlandırdı. Herkes benden kaçıp, nefret ettiği zaman bu benimle ülfet ve ünsiyet etti. Herkes beni öldürmek istediği zaman, malını, canını, bedenini bana feda etti. Kızı Aişe-i Sıddıkayı bana tezvic etti. Bilali kendi malından benim için azad etti. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin laneti ve meleklerin laneti, bütün insanların laneti, buna buğz edenlerin üzerine olsun. Allahü teâlâ buna buğz edenlerden bizardır. Ben de bizarım. Her kim isterse ki Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinden ve benden bizar olmak; Ebû Bekrden bizar olsun.” Sonra buyurdu ki; “Ey müslümanlar! Burada bulunup, benim sözlerimi işitiyorsunuz! Bu sözleri, benim ümmetimden burada bulunmayanlara, kıyamete dek iletiniz. Ya Eba Bekr! Geri dön, yerinde otur. O şeyi ki ben senin hakkında söyledim. Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri bilir, gerçektir, sabittir. Ve benim söylediğimden ziyadedir.” Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” minberden inip, yerine oturdu.

Sonra buyurdu ki “Ömer bin Hattab nerededir”. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri yerinden süratle kalkıp, dedi ki “Ya Resûlallah! Ben buradayım.” Buyurdu: “Ya Ömer, benim yanıma gel!” O da geldi. Buyurdu: “Ya Ömer, minber üzerine gel.” Ömer “radıyallâhu anh”da minber üzerine geldi. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” onun yüzünü mübarek sinesine [göğsüne] dayadı. 2 gözünün arasından öptü. Gördük ki mübarek gözlerinin yaşı hazret-i Ömerin üzerine damladı. Sonra minber üzerinde yüksek ses ile buyurdu ki; “Ey müslümanlar! Bu Ömer-ibnül Hattabdır. Muhacir ve Ensarın büyüğüdür. Bu o kimsedir ki Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri bana emretti ki ben bunu yardımcı ve meşveret edici olarak aldım. Bu o kimsedir ki Allahü Sübhanehü ve teâlâ Kur’ân-ı Kerîmi bunun lisanı, kalbi ve yed-i üzerine nazil etmiştir  [indirmiştir]. Bu o kimsedir ki acı da olsa, hakkı kabul eder. Bu o kimsedir ki Allahü teâlâ hazretlerinin emir ve yasaklarında, ayıplayanların ayıplamalarından çekinmez. Bu o kişidir ki şeytan ondan kaçar. Bu odur ki bunun heybetinden, hara taşı, demir ve çelik erir ve mahv olur. Bu odur ki yarın Cennetin ışığıdır ve Cennet ehlinin mefahiridir. Buna buğz edenin üzerine Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretlerinin, meleklerin ve bütün halkın laneti olsun. Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretleri buna buğz edenlerden beridir  [uzaktır], ben de uzağım.”

Sonra “Osman bin Affan” nerededir, buyurdu. Osman bin Affan “radıyallahü teâlâ anh” oturduğu yerden süratle kalkıp, (Ya Resûlallah! İşte ben buradayım) dedi. Buyurdu: “Ya Osman bana yakın gel!” O da gelip, minbere çıktı. Onu da mübarek göğsüne çekip, 2 gözünün arasından öptü. Sonra o kadar ağladı ki; Nakleden der ki: Mübarek gözlerinin yaşı akıp, hazret-i Osmanın üzerine döküldüğünü gördüm. Sonra yüksek sesle buyurdu: “Ey müslüman cemaati! Bu Osman bin Affandır. Muhacir ve Ensarın büyüğüdür. Bu, o kimsedir ki Allahü teâlâ hazretleri bana emretti ki ben onu senet ve damad ittihaz ettim  [seçtim]. 2 kızımı vererek damad seçtim. Eğer üçüncü kızım olaydı, onu da tezvic ederdim. Bu, o kimsedir ki gökteki melekler bundan haya eder. Buna buğz edenler üzerine Allahü teâlâ hazretlerinin ve bütün lanet edenlerin laneti olsun!”

Sonra buyurdu: “Ali bin Ebû Talib nerededir.” Ali “radıyallahü teâlâ anh” oturduğu mekandan süratle kalkıp, dedi ki: “Ya Resûlallah! Ben burada hazırım.” Resûl-i Huda Muhammed Mustafa “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri, “Bana yakın ol” buyurdu. O da yakîn oldu. “Minber üzerine gel” buyurdu. O da geldi. Yüzünü mübarek göğsüne bastı. 2 gözünün arasından öptü. O kadar ağladı ki mübarek gözlerinin yaşı hazret-i Alinin “radıyallahü teâlâ anh” üzerine aktı. Sonra mübarek eli ile tutup, yüksek sesle buyurdu ki “Ey müslüman cemaati! Bu Ali bin Ebû Talibdir. Bu Muhacir ve Ensarın büyüğüdür. Ve benim kardeşimdir. Amcam oğludur. Ve benim damadımdır. Tenimdendir, kanımdandır, tüyümdendir. Bu, 2 torunumun babasıdır. Hazret-i Hasan ve Hüseyin ki Cennet gençlerinin Seyyidleridir. Bu, çok gam ve gussayı benden gidermiştir. Çok alçak ve kuvvetli düşmanları susturmuştur. Bu o kimsedir ki adı mukabilinde, Allahü teâlânın aslanı ve kılıncıdır. Allahü teâlânın ve bütün lanet edenlerin laneti, yeryüzünün düşmanlarına ve buna buğz edenlere olsun. Allahü teâlâ ona buğz edenlerden beridir  [uzaktır]. Ben de beriyim  [uzağım]. Kim Allahü teâlâdan uzak olmak istemezse, Ali bin Ebû Talibden uzak olmasın. Sizden hazır olanlarınız, bu vasiyetleri, burada bulunmayanlara ulaştırsın.” Sonra buyurdular ki; “Var otur, ya Ebel Hasan. Her ne ki senin hakkında söyledim. Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri alimdir ki fazlası ile doğrudur.” Ondan sonra yüksek sesle buyurdu: “Ey müslümanlar! Eğer, Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretlerine ibadet etmekten yay kirişi gibi incelseniz, dizleriniz kuruyuncaya kadar namaz kılsanız, ondan sonra ehl-i beytimden ve Ashâbımdan birine buğz etseniz, Allahü teâlâ hazretleri sizi, Cehennem Zebânilerine emrederek, yüzünüz üzerine Cehenneme dâhil ederler.”

37) Cabir bin Abdullah “radıyallahü teâlâ anh” rivayet etmiştir. Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “O gün ki hazret-i Cebrâil-i emin aleyhisselâm bu âyet-i kerimeyi getirdi. Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretleri  [Mâide sûresi 6. âyet-i kerimesinde meâlen] buyurur: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman, yüzünüzü ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayınız! Başınıza meshediniz! Topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız!” Cebrâil aleyhisselâm, Hilafet hüccetini  [delilini], abdest âyet-i kerimesi ile bana bildirdi. Dedi: Ya Muhammed! Muhakkak, yüz ve eller, baş ve ayaklar taharette, Ebû Bekr-i Sıddık, Ömer bin Hattab, Osman bin Affan, Aliyül Mürteda  “radıyallahü teâlâ anhüm” gibidir.”  Bunun beyanı uzun sürer, ama, onu söylemekten başka çare yoktur.

Bu Çihar yar-i güzini “Rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” sevmek farzdır. Bunu anlatmak icap eder. Bu 4 işin yapılması birbirinden ayrı değildir. Birbiri ile alakalıdır. Bu Çihar yarın dostluğu [sevgisi] de ayrı değildir. Birbiri ile alakalıdır. Taharet [abdestte yıkanacak] mahalli 4 uzuvdur. Halifelik mahalli de 4 şahıstır. Taharette yıkanacak farz olan mahal 4’tür. Lakin o mahallerin aslı birdir ki kalp ve dindir. Bu 4 işin doğruluğu, bu 4 mahalde niyete bağlıdır. Niyet olmayınca taharet olmaz. Diğer taraftan bu 4 büyük halifenin sevgisi risalete [Peygamberliğe] bağlıdır. Risalet olmayınca halifelik olmaz. Zira burada, bu 4 uzvun taharetinde tertip farzdır. Evvela yüzü yıkamak, sonra kolları yıkamak, ondan sonra başı meshetmek, ondan sonra ayakları yıkamak. Burada da Çihar yar-i güzinin dostluğunda tertip farzdır. Evvela Ebû Bekr, ondan sonra Ömer, sonra Osman, daha sonra Alidir “radıyallahü teâlâ anhüm”. Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” abdestte yüz menzilesindedir. [Yani yüz gibidir.] Yüzün tamamını yıkamak farzdır. Ömer “radıyallahü teâlâ anh” abdestte kol yerindedir. Kolların yarısını yıkamak farzdır. Osman “radıyallahü teâlâ anh” abdestte baş yerindedir. Başın 4’te 1’ini meshetmek farzdır. Ali “radıyallahü teâlâ anh” abdestte ayak yerindedir. Ayağı topuğu ile yıkamak farzdır. [Bacağın] 8’de 1’idir. Bunun gibi, tamamı yıkanan uzuv, yarısı yıkanan uzuvdan efdaldir. Yarısı yıkanan uzuv, 4’te 1’i mesh olunan uzuvdan efdaldir. 4’te 1’i mesh olunan uzuv, 8’de 1’i yıkanan uzuvdan efdaldir. Böylece Ebû Bekr, Ömer’den; Ömer, Osman’dan; Osman, Ali’den “radıyallahü teâlâ anhüm” efdaldir. Ali “radıyallâhu anh”, kendi vaktinden kıyamete kadar olan bütün müslümanlardan efdaldir.

İşaret: Ebû Bekr-i Sıddık, teharette yüz [çehre] menzilesindedir. Ömer-ül Fâruk el [kol] menzilesindedir. Osman-ı Zinnureyn baş menzilesindedir. Aliyül Mürteda ayak menzilesindedir. Yarın Cennette ayağın işi ve meşguliyeti, tahta oturmak ve bir Cennet bineğine binmektir. Başın meşguliyeti ve işi, gölgelik ve tac takmaktır. Elin işi ve meşguliyeti, yemek, içmek ve alıp vermektir. Yüzün işi ve meşguliyeti, biçun ve biçugune olan Allahü tebareke ve teâlâ hazretlerinin, cemal-i ezeliyesini müşahede etmektir. [Kıyamet sûresi 22. âyet-i kerimesinde meâlen buyuruldu ki:] “Kıyamet günü bir kısım yüzler güzel ve parlak olup Allahü teâlâ hazretlerine aşikare, hicabsız nazar ederler.”

38) Numan “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinden miraçta, sidret-ül müntehada sual ettim. Rabbim o makamda yok idi. Rabbim o makamlardan münezzehtir. Dedim, ya Rabbi, ya Padişah-ı Mutlak! Benden sonra benim Ashâbım aralarında ihtilaf ederler. Ve aralarına ihtilaf salarlar. Sen o hilaf edenlere ve ihtilaf salanlara ne yaparsın. O kimselerden bazısı diğerinin sözünü tutar. Bazısı bir başkasının sözünü tutar. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurdu: Benim Habîbim, benim azizim! Senin Ashâbın benim katımda yıldızlar gibidir. Bazısı bazısından nurludur. Aralarında olan ihtilaflardan dolayı onları affederim. Her kimse ki onlardan birisinin kavliyle ve fetvasıyla amel eder ve yol giderse, hidayet üzeredir. O yolu hidayet ile süslemişim.”

39) Abdullah bin Abbas “radıyallahü teâlâ anhüma” hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte; Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki: “Benim Ashâbım Nuh aleyhisselâmın gemisi gibidir. Nuh aleyhisselâmın ümmetinden, Nuh aleyhisselâma iman getirip, verdiği habere itikat edip, emrine uyup gemeye binen, dünyada tufan azabından, ahirette, Cehennem azabından ve hicrandan, mahrumluktan emin oldu. Her kim ki Nuh aleyhisselâm hazretlerine iman getirmedi ve itikat ile emrine uymayıp, gemiye girmedi, dünyada tufandan boğulmaya mübtela olup ve ahirette mahrumluğa, hicrana ve azâba düçar oldu  [yakalandı]. Böylece, benim ümmetimden her kim ki Ashâbıma muhabbet ederse, dünyada bidat ve dalalet deryasına gark olmaktan halas olur  [kurtulur]. Ahirette, ayrılık, mahrumluk, hicran azabından selamet bulur. Ümmetimden bir kimse, Ashâbıma muhabbet etmeyip, benim Ashâbım hakkında söylediğim habere itikat etmeyip, Ashâbıma buğz ve adavet etse, dünyada harici ve rafizi yolunu tutmuş, bidat ve dalalet tufanında gark olmuştur  [boğulmuştur]. Ahirette hüsran ve nedamet ve hicran acısına gömülüp, artık, kurtuluş ümidi kalmaz.”

40) Sahih rivayet ile bildirilen bir hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki “Allahü teâlâ hazretleri, Cebrâil aleyhisselâm vasıtası ile bana vahyetti ki sizin Rabbiniz olan ben, Ebû Bekir’in isteklerini yerine getirdim. Bunların en aşağısı olarak, kıyamete kadar onu sevenleri ve onun dostlarını affettim.”

41) Yine sahih rivayet ile bildirilen bir hadis-i şerifte; Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ömer-ibnül Hattab  “radıyallahü teâlâ anh”, hüccet ve izzet ve gayret ve salabet cihetinden, Allahü teâlânın katında demir bir dağ gibidir. Emir ve yasakları yerine getirmekte kötüleyenlerin  [ayblıyanların] sözü ona mâni olamaz.”

42) Yine sahih rivayet ile bildirilen bir hadis-i şerifte; Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Allahü tebareke ve teâlâ hazretleri meleklerine, ümmetimin hepsi için umumi, Osman ve Ali  “radıyallâhu anhüm” için hususi olarak övünür.”

43) Yine bir hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Ebû Bekr’in günlerinden bir gün, Ömer’in kendi günlerinden ve kendi vaktinden kıyamete kadar olan günlerden hayırlıdır. Ömer’in günlerinden bir gün, Osman’ın bütün günlerinden ve kendi zamanından kıyamete kadar olan günlerden hayırlıdır. Osmanın aynı şekilde. Alinin günlerinden bir gün, bütün ümmetin kıyamete kadar olan günlerinden hayırlıdır.”

44) Sahih rivayet ile bildirilen bir hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Muhakkak, dünya göğünde, 80.000 melek vardır ki Ebû Bekr ve Ömer’i  “radıyallâhu anhüma” sevenler için istiğfar ederler. 2. gökte 80.000 melek vardır ki Ebû Bekr ve Ömer’e  “radıyallâhu anhüm” buğz edenlere lanet ederler. 3. gökte de 80.000 melek vardır ki Osman ve Ali’ye  “radıyallâhu anhüm” muhabbet edenlere  [sevenlere] istiğfar ederler. 4. gökte de 80.000 melek vardır ki Osman ve Ali’ye  “radıyallahü teâlâ anhüma” buğz edenlere lanet ederler.”

45) Bir hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki: “Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin, her gökte 400 meleği vardır ki Allahü teâlâ onları benim Ashâbımın dostlarına hayır duâ  etmeye, düşmanlarına nefret ve lanet etmeye vazifelendirmiştir.”

46) Bir hadis-i şerifte, Resûlullah “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Her gökte 200.000 melek daima, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin dostlarına istiğfar ederler. İkiyüzbin melek daima, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin düşmanlarına nefret ve lanet ederler.”

47) Bir hadis-i şerifte, Fahr-i âlem ve Resûl-i muhterem “sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdular ki: “Allahü Sübhanehü ve teâlâ hazretleri, Cenneti yarattığı zamandan bugüne ve bugünden kıyamete kadar, her günde, Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Alinin dostları için, birbirine benzemeyen 700 çeşit rahmet ve saadeti Cennette meydana çıkaracaktır.”

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel KitaplarMeâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir?Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir DuâSeyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler