Sual: Okuduğum dini kitaplarda “4 mezhepten birisine tabi olmadır” şeklinde cümleler geçiyor. Bu 4 mezhep hangileridir? Bunların imamları kimlerdir?

Cevap: Dört mezhep imamları, İslam dininin temel direkleridir. Her birinin hal tercümelerini ve üstünlüklerini bildirmek için, İslam âlimleri çeşitli kitaplar yazdılar. İstanbul’da da neşredilmiş olan Arabî El-minhatü’l-vehbiye fi reddi’l-vehhâbîye kitabının Eşeddü’l cihad fi ibtal-i davel-ictihad kısmında ve Hidayetü’l-muvaffıkin ve Sebilü’n-necat kitaplarında da yazılıdır. Gençlere yadigar olmak için Eşedd-ül-cihad kitabından bir miktarı tercüme ediyoruz:

1) Ehl-i sünnetin 4 mezhep imamından birincisi, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe Numan bin Sabit’tir. Hanefi mezhebinin reisidir. Osmanlılar, Hindistan müslümanları, Sibirya ve Türkistan müslümanları, Hanefi mezhebine göre ibadet etmektedirler. Hadis-i şerifte, “Ebû Hanîfe, ümmetimin ışığıdır” buyuruldu. İbadetlerinin çokluğu, veraı, zühdü, cömertliği, keskin görüşü, ince düşünüşü meşhur olduğundan, ayrıca bildirmeye lüzum yoktur. Fıkıh bilgilerinin dörtte üçü onundur. Dörtte birinde de, diğer mezheplerle ortakdır. İmam-ı Şâfiî buyurdu ki (Müslümanların fıkıh bilgilerinin kaynağı, Ebû Hanîfe ve talebeleridir. Fıkıh öğrenmek isteyen, Ebû Hanîfe’ye ve Onun talebelerine gitsin! İmam-ı Malik’e, Ebû Hanîfe’yi gördün mü dediğimde: Evet Ebû Hanîfe’yi öyle gördüm ki şu direk altındandır derse, sözünü ispat eder. Kimse karşılık veremez dedi). İnsanlar, fıkıh bilgisine karşı uykuda idi. Hepsini Ebû Hanîfe uyandırdı. Zamanın abidlerinden, zahidlerinden olan İsa bin Musa, halife Ebû Cafer Mensurun yanında idi. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe içeri geldi. İsa, Mensura, bu zât, dünya çapında büyük alimdir dedi. Mensur, İmama, ilmi nereden edindin dedi. Hazret-i Ömerin talebelerinden buyurdu. Mensur da, doğrusu çok sağlam senedin var dedi.

İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, her gece namaz kılardı. Kâbede uyurken, (Ya Eba Hanife! Bana hizmetin halistir. Beni iyi tanıdın. Bu ihlasından ve marifetinden dolayı seni ve kıyamete kadar sana tabi olanları mağfiret ettim) sesini işiterek uyandı. Ebû Hanîfe için ve Onun mezhebinde olanlar için, bu ne büyük bir müjdedir! Onun güzel ahlakı ve temiz sıfatları, ancak arif olanda ve müctehid imamlarda bulunabilir. Yetiştirdiği müctehid imamlardan ve rasih alimlerden Abdullah ibni Mübarek ve imam-ı Mâlik ve imam-ı Mis’ar ve Ebû Yusuf ve Muhammed Şeybani ve imam-ı Züfer, onun yüksek mertebesinin vesikalarıdır. Tevazu ve hayasının çokluğundan, halktan uzaklaşmak, bir köşeye çekilmek istediği hâlde, mezhebini yaymasını, rüyada Resûlullah emredince, fetva vermeye başladı. Mezhebi her yere yayıldı. Tabileri çoğaldı. Çekemeyenleri türedi ise de, hepsi rezil ve perişan oldular. Âlimler, mezhebinin usulünü, füruunu öğrenip, kitaplar meydana getirdiler. Nakli ve akli delillerini inceliyenler ve anlayabilenler, onun üstünlüğünü yazdılar. Ebülferec ibni Cevzi, kitabında, İmam-ı Âzamı küçültücü haberler naklediyor ise de, bunları İmam-ı Âzamı küçültmek için değil, hasedcilerinin bulunduğunu bildirmek için yazmıştır. Aynı kitabında, İmam-ı Âzamı herkesten daha çok övmektedir. Babası Sâbit, hazret-i Alinin yanına gelmişti. İmam hazretleri, ona ve çocuklarına hayır ve bereket ile duâ eylemişti. Bu duâ , İmam-ı Âzam’da zahir oldu. Ashâb-ı kiramdan Enes bin Mâlik hazretlerinin ve başka Sahabilerin sohbetlerine kavuşarak, Tabiinden olmakla da şereflendi.

Ebû Sad Muhammed Harezmi, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfenin kabri üzerine bir türbe ile yanında bir medrese yaptırdı. Kendisi, Sultan Melikşah-i Selçukinin vezirlerinden olup Merv şehrinde de büyük bir medrese yaptırmıştır.

(Abdülvehhab-ı Şarani hzreletleri, imam-ı azam için ne diyor? https://dinisualler.com/mezhepler/abdulvehhab-i-sarani-imam-i-azam-icin-ne-diyor/ )

2) İmam-ı Mâlik bin Enes bin Mâlik bin Ebû Âmir Esbahi 90 [m. 708] senesinde, Medine’de tevellüd ve 179 [m. 795] da, orada vefat etti. Yetmiş imam şahadet etmedikçe fetva vermeye başlamadım buyurdu. Hocalarımdan pek az kimse vardır ki benden fetva almamış olsun derdi. İmam-ı Yafii buyuruyor ki imamın bu sözü övünmek için değildir. Allahü teâlânın nimetini bildirmek içindir. Zerkani Muvatta kitabını şerh ederken diyor ki (İmam-ı Mâlik, meşhur mezhep imamıdır. Yükseklerin yükseğidir. Aklı kamil, fadlı aşikardır. Resûlullahın hadis-i şeriflerinin varisidir. Allahın kullarına, Onun dinini yaydı. 900 alimle sohbet ve istifade etti. Kendisi 100.000 hadis yazdı. 17 yaşında ders vermeye başladı. Dersinde bulunanlar, hocalarının derslerinde bulunanlardan çok idi. Hadis ve fıkıh öğrenmek için, kapısına toplanırlardı. Kapıcı tutmak zorunda kaldı. Önce talebesine, sonra halktan herkese izin verilir, içeri girerlerdi. Halaya üç günde bir giderdi. Helâda çok bulunmaktan haya ediyorum derdi. Muvatta kitabını yazınca, kendi ihlasından şüphe etti. Kitabı suya koydu. Eğer ıslanırsa, bu kitap bana lazım değildir dedi. Hiçbir yeri ıslanmadı). Abdürrahman bin Enes, hadis ilminde, şimdi yeryüzünde Malikten daha emin kimse yoktur. Ondan daha akıllı bir şahıs görmedim. Süfyan-ı Sevri, hadiste imamdır. Fakat, sünnette imam değildir. Evzai, sünnette imamdır. Fakat, hadiste imam değildir. İmam-ı Mâlik, hadiste de, sünnette de imamdır derdi. Yahya bin Said, imam-ı Mâlik, Allahü teâlânın kullarına yeryüzünde huccetidir, derdi.

İmam-ı Şâfiî, (hadis okunan yerde, Mâlik, gökteki yıldız gibidir. İlmi ezberlemekte, anlamakta ve korumakta, hiç kimse, Mâlik gibi olamadı. Allah ilminde bana Mâlik kadar kimse emin değildir. Allahü teâlâ ile aramda huccet, imam-ı Mâlik’tir. Mâlik ile Süfyan bin Uyeyne olmasalardı, Hicaz’da ilim kalmazdı) derdi. Abdullah, babası Ahmed bin Hanbele sordu: Zehrinin talebeleri arasında en kuvvetli hangisidir? Mâlik, her ilimde daha kuvvetlidir buyurdu. İbni Veheb diyor ki Mâlik ve Leys olmasalardı, hepimiz sapıtırdık. Evzai, imam-ı Malikin ismini işitince, o, âlimlerin alimi, Medine’nin en büyük alimi ve Haremeynin müftüsüdir derdi. Süfyan bin Uyeyne imam-ı Malik’in vefatını işitince, yeryüzünde bir benzeri kalmadı. Dünyanın imamı idi. Hicazın alimi idi. Zamanının hucceti idi. Ümmet-i Muhammedin güneşi idi. Onun yolunda bulunalım dedi. Ahmed ibni Hanbel, imam-ı Malikin, Süfyan-ı Sevri’den, Leys’ten, Hammad’tan ve Evzai’den üstün olduğunu söylerdi. Süfyan bin Uyeyne diyor ki (İnsanlar sıkışacak, Medinedeki alimden üstün birini bulamayacaklar) hadis-i şerifi, imam-ı Maliki haber veriyor. İmam-ı Mâlik diyor ki her gece Resûlullahı görüyorum. Mus’ab diyor ki babamdan işittim: Mâlik ile Mescid-i Nebevide idik. Biri gelip, Ebû Abdullah Mâlik hanginizdir dedi. Gösterdik. Yanına gidip selam verdi. Boynuna sarılıp, alnından öptü. Rüyada Resûlullahı gördüm. Maliki çağır buyurdu. Sen geldin. Titriyordun. Rahat ol ya Eba Abdullah! Otur, göğsünü aç buyurdu. Açınca her yere güzel kokular yayıldı dedi. İmam-ı Mâlik ağladı ve rüyanın tabiri ilimdir dedi.

3) İmam-ı Şâfiî, ismi Muhammed bin İdris bin Abbas bin Osman bin Şafi olup 8. babası Haşim bin Muttalib bin Abd-i Menaftır. Resûlullahın dedelerinden olan Haşim, bu Hâşimîn amcasıdır. 5. babası Saib, Bedr gazasında düşman ordusunda idi. Sonra oğlu Şafi ile Sahabi oldular. Bunun için Şâfiî denildi. Annesi, Hazret-i Hasan soyundan olup şerifedir. İmam-ı Şâfiî, 150 [m. 767] senesinde Gazzede tevellüd ve 204 [m. 820] de Mısırda vefat etti. İki yaşında iken Mekke-i mükerremeye götürülerek orada küçük iken Kur’ân-ı Kerîmi ve on yaşında iken, imam-ı Malik’in Muvatta hadis kitabını ezberledi. 15 yaşında, fetva vermeye başladı. O sene, Medine-i münevvereye giderek, imam-ı Malikten ilim ve feyiz aldı. 185 senesinde Bağdata geldi. 2 sene sonra, hac için Mekkeye ve 198 de Bağdata, 199 da Mısra gelip yerleşti. Vefatından uzun zaman sonra Bağdata götürülmek istendi. Kabri kazılırken misk kokusu yayıldı. Bulunanlar sarhoş oldular. Kazmaktan vazgeçtiler. İlim, amel, zühd, marifet, zeka, hafıza ve neseb bakımlarından zamanındaki imamların en üstünü idi. Önce olanların çoğunun da üstünde idi. Mezhebi her yere yayıldı. Haremeyn ve Erd-ı Mukaddes [yani Filistin] tamamen Şâfiî oldu. (Kureyş alimi yeryüzünü ilim ile doldurur) hadis-i şerifi, imam-ı Şâfiîde zuhur etti. Abdullah, babası Ahmed bin Hanbelin imam-ı Şâfiîye çok duâ ettiğini görüp sebebini sordukta: Oğlum! İmam-ı Şâfiînin insanlar arasındaki yeri, gökteki güneş gibidir. O ruhların şifasıdır dedi. O zamanki Muvatta kitabında önce 9.500 hadis vardı. Sonra kısaltıp şimdi elde bulunan yapıldı. Bunda 1700 kadar hadis vardır. Nasır-üs-sünne [dinin yardımcısı] lakabını aldı. 4 sene gibi kısa bir zamanda yeni bir mezhep getirmesi, bir harika oldu. Hal tercümesini ve üstünlüğünü bildiren kırktan fazla kitap yazılmıştır.

4) İmam-ı Ahmed bin Hanbel Şeybani Meruzi, 164 [m. 780] senesinde Bağdat’ta tevellüd ve 241 [m. 855] de orada vefat etti. Hadis ve fıkıh ilimlerinde imam idi. Sünnetin inceliklerinde ve hakikatinde de mahir idi. Züht ve vera ile meşhur idi. Hadis-i şerif toplamak için, Kufe’ye, Basra’ya, Mekke-i mükerremeye, Medine-i münevvereye, Yemen’e, Şam’a ve Elcezire’ye gitti. İmam-ı Şâfiî’den fıkıh öğrendi. O da, bundan hadis aldı. İbrahim-i Harbi diyor ki Ahmed ibni Hanbeli gördüm. Allahü teâlâ her ilmi ona vermişti. Kuteybe bin Said diyor ki imam-ı Ahmed; Sevri ve Evzai ve Mâlik ve Leys bin Sad zamanlarında bulunsaydı, hepsinden ileride olurdu. Bir milyon hadis-i şerif ezberledi. İmam-ı Şâfiî Mısırdan mektup gönderdi. Okuyunca ağladı. Sebebi sorulunca rüyada Resûlullahı görmüş. Ebû Abdullah Ahmed bin Hanbel’e mektup ile benden selam yaz ve de ki Kur’ân-ı Kerîmin mahluk olduğu kendisinden sorulacak. Cevap vermesin buyurmuş, dedi. Cenazesinde 800.000 erkek ve 60.000 kadın bulundu. Vefat ettiği gün, 20.000 yahudi ve nasrani ve mecusi müslüman oldu.

Ehl-i sünnetin bu 4 imamı, hadis-i şerif ile meth olunan, ikinci asrın en iyileridir. Dördü de, “İhsanda onlara (yani Ashâb-ı kirama) tabi olanlardan Allahü teâlâ razıdır” âyet-i kerimesine dâhildir. Bir kimse, bu büyüklere tabi olmayıp, zamanların en kötüsünde, cahil ve alçak insanlar arasında bulunan birisine uyarsa, bunun aklı olmadığı anlaşılır. Allahü teâlâ, “Ulül-emre itaat ediniz!” buyurdu. Ulül-emir, alimlerdir. Yahut âlimlerin fetvalarını icra eden hükümetlerdir. Her iki tefsire göre, mezhep imamlarına uymak vâcip olmaktadır. Fahreddin-i Razi kıyasın delil olduğunu ve mukallidin, âlimleri taklit etmesinin vâcip olduğunu, bu âyet-i kerimeden çıkarmıştır. Mutlak müctehid olmayan âlimlerin de, ami ve mukallid olduklarını, usûl âlimleri söz birliği ile bildirdiler. Müctehidlerin söz birliği ile bildirdiklerinden ayrılmanın haram olduğu, Nisa sûresinin 114. ayetinden anlaşılmaktadır. Eşedd-ül-cihad’dan tercüme tamam oldu.

İcma ve Kıyas hakkında Hüsami’de geniş bilgi vardır. Hüsami’nin El-müntehab fi-usûl-il-mezhep ismindeki bu kitabı, Hami denilen taliki ile birlikte, Pakistan’da yeniden basılmıştır. Usûl âlimlerinden Muhammed bin Muhammed Hüsamüddin 1246 senesinde Fergane’de vefat etmiştir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler