76 – KUR’ÂN’lN YAZl ŞEKLİ VE YAZMA ÂDABl

Bu sahada mütekaddimin ve müteahhirin ulemasından Bazıları, münferid eser telif etmişlerdir. Ebû Amri’d-Dâni bunlardan biridir. Ebû’l-Abbâs Merakeşi, Kur’ân’da yazı kaidesine muhalif olan yönlere dair «Unvanu’d-Delil fî mersûmi Hatti’t-Tenzil» adlı bir kitap telif etmiştir. Müellif bu ese­rinde, bazı harflerin kelimedeki mânasına bağlı olarak, yazı şeklinin değiştiğini açıklamıştır. Ben burada, bu değişikliği izaha çalışacağım.

İbn-i Eşte, «Kitabu’l-Mesahif» adlı eserinde Kabu’l-Ahbar’a da­yanan bir senedle şöyle dediğini rivâyet eder: Arap, Süryani ve diğer dillerde ilk yazıyı, ölümünden üç sene önce Adem (aleyhisselâm) yazmıştır. Hazret-i Adem bunu ça­mura yazmış, sonra pişirerek muhafaza etmiştir. Yeryüzü tufana uğrayınca her kavim, kendine ait bir yazı şekli bulmuş, bu yazıyı kullanmışlardır. Hazret-i İbrahim’in oğlu İsmail (aleyhisselâm) da Arapça yazıyı ilk yazanlardandır.

İbn-i Eşte, İkrime tarikıyle İbn-i Abbâs’ın şu sözünü nakleder: İlk Arap yazısını bulan, İsmail (aleyhisselâm) dır. Bu yazıyı, kelimesi ve okunuşuyla tesbit eden Hazret-i İsmail’dir. O, önce kelimeleri birbiriyle bitişik şekilde yazmıştır. Mesela Besmeleyi, ***** şeklinde kaleme almıştır. Arkadan oğulları Humeysa Kayzer, kelimeleri birbirinden ayırarak bugünkü şekline koymuşlardır.

İbn-i Eşte, Said b. Cubeyr tarikıyle İbn-i Abbâs’tan şu rivâyette bulun­muştur: Allah’ın indirdiği ilk yazı şekli, Ebucâd yazısıdır.

İbn-i Faris şöyle der: Yazının ***** «İnsana bilmediği­ni kalemle öğretti.» (Alak, 4-5.), ***** «Kaleme ve yazdıklarına andolsun..» (Kalem, 1.) âyetlerine dayanarak tevkifi olduğunu söyleyebiliriz. Allah’ın Hazret-i Adem’e öğrettiği isimlerde bütün kelimeler mevcutta ilk alfabe ve yazı şekli hakkında değişik rivâyetler mevcuttur. Bunları burada açıklamaya lü­zum görmediğimden, ayrı bir eserde genişçe ele aldım.

1-Arapça Yazı Kaideleri

Arapça yazı kaidesine göre kelimeler ilk ve son harfleri dikkate alınarak, alfabedeki harflerle yazılır. Nahiv uleması, bu yazı şekline bazı usul ve kaideler getirmiştir. Buna göre bazı kelimeler, İmâm Mushaftaki kelimelerin yazılışına uymamaktadır.

Dâni, «el-Mukni» adlı eserinde Eşheb’den rivâyetine göre, İmâm Mâlik’e şu soru sorulmuştur: Mushaf, Arapların sonradan tesbit ettikleri alfabe­ye göre mi yazılmıştır? Mâlik buna: Hayır cevabını vermiş, mushaf yazısının, eski Arap hattına göre yazıldığını söylemiş, ulemadan bu görüşe muhalefet e-den olmadı, demiştir. Dâni, eserinin bir başka yerinde şöyle der: İmâm Mâlik’e Kur’ân’daki vav ve elif harflerinin yazılışı ile ilgili şu soru tevcih edildi: Mushafta aynı harfleri görsen değiştirir misin? Mâlik; hayır değiştirmem, aynen kabul e-derim, cevabını verdi. Ebû Amr Dâni bu sözünü şöyle açıklar. ***** kelimesin­deki vav ve elif harfleri gibi yazılırlar, fakat okunmayan ziyade harfleri kastet­miştir. İmâm Ahmed, İmâm mushafda mevcut, vav, ya, elif veya diğer harflerin olduğu gibi korunması gerektiğini söyler.

Beyhaki, «Şuab»ında şöyle der: Mushafı istinsah eden kimse, mushaf-ların yazısını aynen korumalı, herhangi bir değişikliğe gitmemelidir. Mushafları ilk yazanlar, bu ilmi daha iyi biliyor, kalben ve lisanen buna bağlanıyor, bu e-manetin değerini bizden daha çok takdir ediyorlardı. Kendimizi, onların seviye­sinde olduğumuzu sanmamız doğru değildir.

Aşağıda, Kur’ân’ın yazı şekline dair kaideleri, Hazif, Ziyade, Hemze, Be­del, Vasl ve Fasl olmak üzere altı şekilde sunmağa çalışacak, bir kelimede iki kırâat varsa, bunlardan birini yazacağız.

1) Hazif

Nida ya sından elif hazfedilir; ***** kelimeleri buna misaldir. Tenbih ha’sından da hazfedilir, ***** kelimeleri buna mi­saldir. Zamirle birlikte elif hazfedilir. ***** kelimeleri buna misaldir. ***** kelimeleri de bu kabildendir. Ayrıca ***** ile ***** ve ***** kelimeleri elifin hazfiyle yazılır. ***** (İsrâ, 93.) ***** kelimesinde hazfedilmemiştir.

Lâmelif’teki elifin hazfine misal: ***** kelimeleridir.

İki lâm arasındaki elifin hazfine misal: ***** ve ***** (Âl-i İmrân, 96.) kelimeleridir.

Özel isimlerden üç harfi aşan kelimelerdeki elifler hazfedilir. Bunlar: ***** dir. Ancak ***** kelimeleri müstesnadır. ***** kelimesindeki vav, ***** kelimesinde yâ harfi hazfedildiğin-den elifler hazfedilmemiştir.

***** ve ***** kelimelerinde ihtilaf edilmiştir.

Kelimenin son harfi değilse, isim veya fiillerdeki tesniye elifleri de hazfe­dilir. ***** kelimeleri buna misaldir. ***** âyetin­deki ***** bundan müstesnadır.

Cemi müzekker veya müennes salimlerdeki elifler hazfedilir. ***** kelimeleri buna misaldir. Zâriyat ve Tur sûrelerindeki ***** kelimesi, İnfitar sûresindeki ***** Şûrâ sûresindeki ***** kelimesi, Yûsuf sûre­sindeki ***** Yûnus sûresindeki ***** ile ***** kelimeleri, bun­dan müstesnadır. ***** ve ***** kelimelerinde hemze, ***** ve kelimelerinde şeddeden dolayı, elif hazfedilmemiştir.

Eğer kelimede ikinci bir elif bulunursa, Fussilet sûresindeki âyeti hariç, bu elif de hazfedilir.

***** (Mefâil) veya benzeri vezinde gelen bütün cemi kelimelerdeki elif de hazfedilir. ***** keli-meleri buna misaldir. ***** kelimesindeki ikinci elif te hazfedilmiştir.

***** ve ***** gibi aded bildiren, ***** kelimelerindeki elif de hazfedilir. An­cak Zâriyat sûresi sonundaki ***** kelimesi hariç; eğer bu kelime tesniye ya­pılırsa elif geri gelir. ***** ve ***** ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak Kehf sûresinin, ***** ve Neml sûresindeki ***** âyetlerindeki kitap keli­mesi, bundan müstesnadır. ***** daki ve ***** fiilinin emir sigasındaki elif hazfedilir.

Kelimede bulunan iki veya üç elif de hazfedilir. ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak Necm sûresindeki ***** ve kelimeleri bundan müstesnadır. ***** ve ***** kelimelerinde elif hazfedil­miştir. Ancak ***** âyetinde hazfedilmemiştir.

Hicr ve Kehf sûrelerindeki hariç, ***** kelimesindeki iki elif hazfedilmiştir.

Mankus ve tenvinli isimler, ister merfu, ister mecrur olsun, sonundaki ya harfi hazfedilir. ***** ve ***** kelimeleri buna misaldir. Mankus ismin başına nida geldiğinde ya harfi hazfedilir. Ancak ***** (Zümer, 53.) ile ***** (Ankebût, 56.) âyetindekiler, bundan müstesnadır; veya nida olmadığı za­man hazfedilir. Ancak ***** (İsrâ, 53.), ***** (Duhan, 23.), ***** (Fecr, 29.) âyetlerindeki kelimeler bundan müstesnadır. ***** kelimeleri de bunun gibidir. Ancak ***** ***** ve ***** kelimeleri bundan müstesnadır. ***** kelimelerinde mütekellim ya’sı hazfedilmiştir. Ancak Yâsin sûresindeki ***** Bakara sûre­sindeki ***** bundan müstesnadır. ***** hariç, ***** Âl-i İmrân ve Tâhâ’dakiler hariç, *****Araf’taki müstesna ***** kelimeleri buna misaldir.

Diğerleriyle birlikte vav da hazfedilir. ***** kelime-leri buna misaldir.

Misline idgam edilen ***** da hazfedilir; ***** ***** kelimeleri buna misaldir.

Bu Kaideye Dahil Olmayan Hazifler

Şu kelimelerde, kaide harici, elifler hazfedilir; *****

***** kelimeleri buna misaldir. Şu kelimelerde, kaide dışı, elifler hazfedilir:

Kaide dışı olarak şu kelimelerde vav hazfedilir: *****

Merrakeşi şöyle der: Yukarıdaki dört kelimede mevcut vavın hazfi, fiilin vukuundaki sürate, fâildeki suhulete, meydana gelen işin ortaya çıkardığı şid-detli infiale tenbih içindir.

***** âyetindeki vavın hazfi, fâile kolaylığı, hayır işlerinde koştuğu gibi, şerde de koşabileceğine işaret etmekten ziyade, şerrin kendisine, hayırlı işlerden daha yakın olduğuna delalet etmesindendir.

***** âyetindeki, vavın hazfi, batılın süratle gidip ortadan kaybola­cağına delalet etmesindendir. ***** âyetindeki vavın hazfi, duanın sürati ile dua edene icabetteki sürate delalet etmesindendir.

***** âyetindeki vavın hazfi ise, emredilen işin süratle yapılmasına ve Zebanilerin emre icabet etmesindeki sürate delalet etmesindendir.

2) Ziyade

Cemi isimlerin sonunda vavdan sonra elif getirilir; *****

***** buna misaldir. ***** kelimesi ile ***** hariç, müfred isimlerde elif gelmez. ***** gibi, merfu olsun, mensub olsun müfred veya cemi olsun şu fiillerin sonundaki vav’a elif ilâve edilemez. ***** kelimeleri buna misaldir.

Vav üzerine yazılan hemzeden sonra ziyade elif getirilir. ***** buna mi­saldir. Ayrıca ***** ***** kelimelerine de elif ilâve edilmiştir.

Yâ ile Cim harfi arasında elif ziyade edilir. Zümer ve Fecr sûrelerindeki ***** gibi, ***** kelimesindeki hemze, mutlaka yazılır. Şu kelimelere ***** harfi ilâve edilir;***** kelimeleri buna misaldir.

***** kelimesi ve benzerleri ile ***** kelimesine vav ilâve edilir.

Merakeşi şöyle der: ***** ve ***** gibi kelimelerde bu harflerin ziyade e-dilmesi korku, azamet, tehdid ve vaid ifade etmesinden dolayıdır. Aynı şekilde ***** kelimesindeki ziyade harfler, benzeri hiçbir kuvvette bulunmayan sema’nın bina edilişindeki Allah’ın kuvvetini, tazim için kullanılmıştır.

Kirmani, «el-Acaib» adlı eserinde şöyle der: Arap yazısından önceki yazılarda fetha elif, zamme vav, kesre de yâ ile gösterilmiştir. Bu yüzden ***** ve benzeri kelimeler elif’le, ***** da olduğu gibi kesre yerine yâ ile, ***** ve benzeri kelimelerde olduğu gibi zamme yerine vav yazılmıştır. Bu husus, ilk Arap yazısından henüz kurtulamadıklarındandır.

3) Hemze

Sakin hemze; başta, ortada veya sonda olsun, kendinden önceki harfin harekesine uygun bir şekilde yazılır; ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak ***** kelimelerinde harekenin cinsi olan harf hazfedilmiştir. ***** kelimesinde olduğu gibi, başına fâ harfi gelen emir fiilleri, ***** kelimesinde olduğu gibi başına vav harfi gelen emir fiilleri aynen böyledir.

Hemze harekeli olur, kelimenin başına veya kendisine ziyade bir harf i-lave edilirse fetha, zamme veya kesre durumunda olsun, elifle yazılır.***** kelimeleri buna misaldir. *****

***** kelimeleri bundan müstesnadır. Bazen de yâ ile yazılır. Ancak *****

ve ***** kelimeleri bundan müstesnadır. Şayet hemze ortada ise, harekesi cinsinden olan harfin üzerine yazılır.

***** ve ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak *****

kelimeleri müstesnadır. Şayet mâkabli fetha, kesre veya zamme olur­sa, hemze hazfedilmez, harfin harekesi gibi yazılır. ***** kelimeleri buna misaldir. Şayet mâkabli sakin olursa, üzerine yazıldığı harf haz­fedilir; ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak ***** kelimeleri müstesnadır. Şayet mâkabli elif, kendisi meftuh ise, daha önce geçtiği gibi, iki elif yanyana geldiğinden hazfedilir. Bu durumda hemze, kendi şekliyle kalır. ***** kelimesi buna misaldir. ***** kelimesinde de elif hazfedilir. Şayet hemze, zamme veya kesre ise, ***** kelimelerinde olduğu gibi, hazfedilir. An­cak ***** kelimeleri bundan müstesna­dır.

Şayet kendisinden sonra aynı cinsten bir harf gelirse, yukarıda geçtiği gibi, hazfedilir. ***** kelimeleri buna misaldir. Şayet hem­ze, kelimenin sonunda ise, mâkablindeki harfin harekesiyle okunur. ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak, ***** kelimeleri bundan müstesnadır, hemzeler vav üzerine yazılır. Şayet mâkabli sakin olursa, harfsiz yazılır. ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak ***** kelimeleri bundan müstesnadır. Ferra da bunları istisna kabul etmiştir. Fakat bana göre son üç kelime istisna edilmemelidir; Çünkü vav’dan sonra gelen elif, hemze suretinde gelmemiş; fiilin vav’ından sonra ziyade olmuştur.

4) Bedel

Muzaf olmaksızın, ***** kelimeleri, tefhim gayesiyle elif’ten bedel olarak vav ile yazılır. Ya’dan kal-bedilmiş olan bütün elifler, isim olsun, fiil olsun, zamire bitişsin bitişmesin sakin kelimeye mülaki olsun olmasın, yâ ile yazılır. ***** kelimesi buna misaldir. ***** kelimeleri de buna ayrı bir misâldir. Ancak, ***** kelimeleri bundan müstesnadır. Mâkabli yâ olanlar da böyledir. ***** kelimeleri buna mi­saldir. İsim olsun, fiil olsun ***** kelimesi bundan müstesnadır.

***** keyfe mânasında olan ***** ve ***** kelimeleri yâ ile yazılır. Ancak ***** kelimesi bundan müstesnadır. İsim olsun fiil olsun, vavi olan sülasi kelimeler, elifle yazılır. ***** kelimeleri buna misaldir. Ancak, ***** ve ***** kelimeleri bundan müstes­nadır.

Nûn-i tekid-i muhaffefe’den bedel olarak, elifle yazılır. ***** kelimeleri buna misaldir. ***** kelimesi ise, nun’la yazılır. Müenneslik hâ’sı ***** ile yazılır. Bakara, Araf, Hûd, Rûm ve Zuhruf sûrelerindeki ***** Bakara, Âl-i İmrân, Mâide, İbrahim, Nahl, Lokman, Fâtır, Tûr sûrelerindeki ***** Enfâl, Fâtır, Mü’min sûrelerindeki ***** kelimeleri ile *****

kelimeleri bu kaideden müs­tesnadır.

5) Vasıl ve Fasl

***** kelimesi, vasl edilerek bitişik yazılır. Şu son kelime bundan müstes­nadır. ***** Araf sûresinde ***** Tevbe sûresinde ***** Hûd sûre­sinde ***** Hac sûresinde ***** Yâsin sûresinde ***** Mümtehine sûresinde ***** Nûn (Kalem) sûresinde *****

kelimesi de vasledilmiştir. Ancak Nisâ ve Rûm sûrelerindeki ***** Münafikûn sûresindeki ***** âyetleri bundan müstesnadır.

***** daima vasledilerek yazılır. ***** daima vasledilerek yazılır. Ancak ***** bundan müstesnadır. ***** daima kesre ile vasıl halinde yazılır. Ancak Ra’d sûresindeki ***** bundan müstesnadır. ***** kelimesi daima fetha ile yazılır. ***** kelimesi de mutlak olarak vasl halinde yazılır. Ancak Nur sûresindeki ***** kelimesi, Necm sûresindeki ***** kelimesi ayrı olarak yazılır. ***** kelimesi de vasl edilerek yazılır. Ancak Nisâ sûresindeki ***** ile Tevbe sûresindeki ***** Sâffât sûresinde ***** ile Fussilet sûresinde ***** kelimeleri ayrı olarak yazılmıştır.

***** kelimesi de mutlak olarak vasl ile yazılır. Ancak Kasas sûresindeki

***** ayrı yazılmıştır.

***** kelimesi de mutlak olarak vasl ile yazılır. Ancak on bir sûrede ayrı yazılır. Bunlar: Bakara sûresindeki ikinci ***** Mâide ve Enam sûresindeki ***** Enbiya sûresindeki ***** Nur sûresindeki ***** Rûm sûresindeki ***** Zümer sûresindeki ***** Vâkıa sûresindeki ***** âyetleridir.

***** kelimesi daima vasl halinde yazılır. Ancak Enam sûresindeki ***** (En’âm, 134.) kelimesi ayrı olarak yazılır.

***** kelimesi fetha ile daima vasl halinde yazılır. Ancak Hac ve Lokman sûrelerinde ***** (Hac, 62, Lokman, 30.) kelimesi ayrı olarak yazılır. Ancak ***** (Nisâ, 91.), ***** (İbrahim, 34.) âyetlerinde ayrı olarak yazılır.

***** kelimesi daima vasl halinde yazılır. Ancak ***** ile gelince ayrı yazılır.

***** kelimeleri daima vasl halinde yazılır. ***** kelimeleri ayrı yazılır. Ancak Kehf ve Kıyame sûrelerindekiler vasl halinde yazılır. ***** kelimesi, ayrı yazılır. Ancak ***** âyetlerin­de bitişik yazılır. Nisâ sûresindeki ***** Şuarâ sûresinde ***** Ahzâb sûresindeki ***** âyetlerinde ihtilaf edilmiştir. ***** kelimesi ayrı yazılır. Ancak Âl-i İmrân, Hac, Hadid ve Ahzâb sûrelerindeki ikinci kelime bitişik olarak yazılır.

***** ve ***** kelimeleri ayrı yazılır. Ancak Tâhâ sûresindeki ***** ***** kelimesi bitişik yazılır. Bu durumda hemze, vav üzerinde gelir, ***** nun hem­zesi hazfedilir, kelime ***** şekline girer.

6) İki kıraatı olup da, birine göre yazılan kelimeler.

Bundan muradımız, şaz olmayanlardır; *****

***** kelimeleri buna misaldir. ***** kelimesi her yerde elifsiz gelir. Elifle okunduğu kadar, haz-fiyle de okunur. ***** Bu âyetlerdeki elifsiz yazılan kelimeler, cemi okunduğu gi­bi, müfred de okunmuştur.

***** kelimesi yâ ile, ***** kelimesi elif ile, ***** kelimesi yâ’sız, ***** kelimesi sadece elif, ***** kelimesi tek nun’la okunur.

***** Araf sûresindeki ***** ve ***** kelimeleri sadece sâd harfi ile yazılır.

Bazı kelimeler her iki kıraata uygun bir şekilde yazılır. ***** kelimesi buna misaldir. Bir kıraata göre bu kelime, cemi müzekker salim olduğundan, e-lif hazfedilerek yazılmıştır.

7) Şaz Kıraata Uygun Olarak Yazılan Âyetler

Buna misal; ***** âyetleridir.

Kelimenin yazılışında olmayan, ziyade olarak muhtelif meşhur kıraatlara misal; ***** kelimeleri okundukları gibi yazılırlar. Bu kelimeler, İmâm Mushaflarda bulunan kelimelerdir.

Fevatihu’s-suver, telaffuz şekliyle değil, harflerin meşhur olan kendi şe­killeri ile yazılır. ***** ayrı yazılırken, ***** ve ***** bitişik yazılırlar.

8) Kur’ân’ın Yazılış Âdabı

Kur’ân’ın güzel, açık ve okunaklı bir şekilde yazılması müstehaptır. Keli-melerine talik yapmak ve küçük çapta bir yere yazmak mekruhtur.

Ebû Ubeyd «Fedailu’l-Kur’ân» adlı eserinde, Hazret-i Ömer’den şu rivâyette bulunmuştur: Hazret-i Ömer bir gün, ince bir kalemle mushaf yazan birine rastlar. Yaptığı bu işi hoş görmeyerek adamı sorguya çeker ve Allah’ın kitabı­na tazimde bulunun, der. Hazret-i Ömer, büyük harflerle yazılan mushaf gördüğün­de sevinirdi.

Abdurrazzak, Hazret-i Ali’nin mushafların küçük ebatta olmasını kerih gördü­ğünü nakleder. Ebû Ubeyd, Hazret-i Ali’nin Kur’ân’ın küçük ebatta yazılmasını hoş karşılamadığını nakleder. Ebû Ubeyd ve Beyhaki, Ebû Hâkim Abdi’nin şöyle dediğini rivâyet ederler: Bir gün mushaf yazarken, Hazret-i Ali yanıma geldi. Bana: Kalemin düzgün olsun, dedi. Kalemi güzelce açtım, yazmağa başladım. Bana: İşte böyle olacak, Allah Kur’ân-ı nurlandırdığı gibi, sen de nurlandır, dedi.

Beyhaki, Hazret-i Ali’den merfuan şöyle dediğini nakleder: Bir kimse Besme-leyi çok güzel yazdı da, Allah günahlarını bağışladı.

Ebû Nuaym «Tarihu İsbahan»da, İbn-i Eşte «Kitabu’l-Me-sahif»inde Eban tarikıyle, Enes’den merfuan şu rivâyeti yapmışlardır: Bes­mele’yi güzelce yazanın günahlarını Allah bağışlar. İbn-i Eşte, Ömer b. Abdula-ziz’den yaptığı rivâyette onun, valilerine yazdığı bir yazıda, Besmele’yi yazan, Rahmân kelimesini uzatarak yazsın, dediğini nakleder. İbn-i Eşte, Zeyd b. Sa­bitten şu rivâyette bulunur. Besmele’de sin harfini uzatmadan yazanı, kerih gö­rürdü. Yezid b. Elbi Habib’den yaptığı rivâyet de şudur: Amr b. Âsım’ın katibi, Hazret-i Ömer’e yazdığı mektupta, Besmele’deki sin’i uzatmadan yazmıştı. Bunun üzerine Hazret-i Ömer adamı dövdü. Kendisine Hazret-i Ömer seni niye dövdü, diye so­rulduğunda: Besmele’deki sini uzatmadığımdan, cevabını verdi. İbn-i Sirin’den yaptığı rivâyet de şöyledir: Besmele’deki sin harfini uzatmayanı, hoş karşılamazdı.

İbn-i Ebî Dâvud «Kitabu’l-Mesahif»inde, İbn-i Sirin’in mushafı süslü yazanı kerih gördüğünü nakleder. Neden kerih gördüğü sorulunca, bir eksiklik olduğunu söyledi. Necis bir şeyle Kur’ân’ın yazılması haramdır, altın suyu ile yazılırsa güzel olur, dedi. Gazâli de bunu rivâyet etmiştir. Ebû Ubeyd, İbn-i Abbâs, Ebû Zerr ve Ebû’d-Derda’nın, altın suyuyla yazılmasını kerih gör­düklerini nakleder. Ebû Ubeyd, İbn-i Mesûd’dan şu rivâyette bulunmuştur: İbn-i Mesûd bir gün mushafı altın suyuyla süsleyen bir kimseyi görünce; ona Kur’ an’ın en güzel süsü, onu hakkıyla tilâvet etmektir, dedi.

Şâfiî uleması şöyle der: Kur’ân’ın, duvara ve tavana yazılması şiddetle mekruhtur.

Kur’ân’ın Arapça dışında bir dilde yazılması meselesinde Zerkeşî şöyle der: Bu hususta hiçbir alimin görüşünü beyan ettiğini görmedim. Belki de caiz olabilir. Şu kadar var ki Arapça bilenin, Kur’ân’ı Arapça olarak okuması daha i-yidir. Fakat akla en yakın olan, Arapça dışında bir dille yazılmamalıdır. Bu ay­nen, Arapça dışında başka bir dille okunması gibidir. Ulemanın; ‘kalem, iki dil­den biridir’ sözü de bunu ifade eder. Halbuki Araplar, Arapça dışında bir başka dili bilmiyorlardı. Allahü teâlâ da Kur’ân’ı tanıtırken «Apaçık bir Arapça ile nâzil olduğunu» söylemiştir.

İbn-i Ebî Dâvud, İbrahim et-Temimi’nin şöyle dediğini nakleder: Mushaf-lar ancak Mısır hattıyla yazılmalıdır.

İbn-i Ebî Dâvud, Kur’ân’ın Mısır hattıyla ya­zılmasının Arapça’nın en önemli özelliği olduğunu söyler.

2- Mushaf’ın Noktalanması ve Harekelenmesi

Bu konuda farklı görüşler vardır. Bir rivâyete göre mushafa ilk noktala­ma işaretleri yapan Abdulmelik b. Mervan’ın emriyle Ebû’l-Esved ed-Dueli’dir. Bir rivâyete göre; Hasen-i Basri veya Yahya b. Yamer veya Nasr b. Asım el-Leysi’dir.

Kur’ân’a ilk hemze, şedde, revm ve işmam’ı koyan el-Halil’dir.

Katade: Kur’ân önce noktalandı, sonra da hizip ve cüzlere ayrıldı, der.

Kur’ân’da yapılan ilk çalışma, âyet sonlarına nokta koymak oldu. Sonra âyetlerin baş ve sonları belirlendi.

İbn-i Ebî Dâvud, Yahya b. Ebî Kesir’in şöyle dediğini rivâyet eder: Sahâbe, âyet başlarına konan üç noktadan başka, Kur-an’a bir ilâvede bulunmamışlardır.

Ebû Ubeyd, İbn-i Mesûd’un: Kur’ân’a, Kur’ân dışında bir şey ilâve etme­yin, dediğini nakletmiştir. Nehai’den yaptığı rivâyette ise, mushaftaki noktaları hoş görmediğini nakleder. İbn-i Sirin de: Kur’ân’daki noktaları, fevatih ve hava-timleri hoş karşılamamıştır. İbn-i Mesûd ve Mücahid de, Kur’ân’ın aşirlere bö­lünmesini kerih görmüşlerdir.

İbn-i Ebî Dâvud, Nehai’den yaptığı rivâyette aşirleri, fevâtihi, mushafın e-badını küçültmeyi, sûre adlarının yazılmasını kerih gördüğünü nakleder. Ayrıca, içinde sûre veya âyet adı yazılı bir mushaf getirildiğinde Nehai, bunları silin; çünkü İbn-i Mesûd, mushafa bunların yazılmasını kerih görmüştür, dediğini nak­leder. Ebû’l-Âliyye’den yaptığı rivâyette ise, mushafta sûrenin başı şöyle, sonu şöyledir, şeklinde yazılan yazıları, kerih gördüğünü nakleder.

Mâlik b. Enes şöyle der: Resûlüllah’ın ‘Kur’ân’ı Kur’ân dışındaki kelime­lerden tecrid ediniz’ sözüne uyarak Kur’ân’a, aşir ve humus işaretlerinin konul­ması, sûre isimleri, âyet sayılarının yazılması mekruhtur. Nokta konulması ise, caizdir. Çünkü nokta bir şekil değildir. Noktaların Kur’ân’dan olduğunun önemi yoktur. Bunlar, okunan kelimelerin durumunu göstermekten başka bir şey değildir. Buna ihtiyaç duyanlar için, konulmasında bir sakınca yoktur.

Beyhaki şöyle der: Kur’ân’a karşı saygı göstermek, en güzel bir hatla, o-kunaklı yazmak, harfleri küçültmemek ve sık yazmamak, âyet, secde, aşir, vakf sayılan, kırâat ihtilafı ve âyetlerin mânaları gibi hususları âyetlere karıştır­mamak, Kur’ân’ın adabındandır.

İbn-i Ebî Dâvud, Hasan-i Basri ve İbn-i Sirin’in mushafı noktalamada beis görmediklerini nakleder. Rabi’a b. Ebî AbdirRahmân-dan da harekelenmesinde beis olmadığını nakleder.

Nevevî şöyle der: Mushaf’a nokta ve hareke koymak, hata ve tahriften koruduğu için müstehabdır. İbn-i Mücahid, mushafta ancak müşkil kelimeler harekelenmelidir, der.

Dâni ise şöyle der: Mushafta, harflerin şeklini değiştire­ceğinden siyah nokta konulmasına; muhtelif kıraatların, büyük ölçüde karışıklık ve değişikliğe yol açacağından değişik renkli yazı ile bir mushafta toplanma­sına cevaz verilmemiştir. Bana göre; hareke, tenvin, şedde, sükun ve med işa­retleri kırmızı, hemzeler ise sarı renkle yazılmalıdır.

Cürcani, «eş-Şâfi» adlı eserinde, Şâfiî ulemasından yaptığı nakle da­yanarak şöyle der: Kur’ân’daki kelimelerin tefsirini satır aralarına yazmak, çir­kindir.

3-Kur’ân’ın Harekelenmesi

6229 İslam’ın ilk günlerinde Kur’ân’ın harekelenmesi, nokta şeklinde olurdu. Fetha, harfin önüne bir nokta, zamme harfin sonuna, kesre ise altına konulur­du. Dâni bu usulü uygulamıştır. Günümüzde meşhur olan hareke şekli, harfler­den alınan harekelerdir. En çok kullanılan ve daha açık olan bu harekelemeyi, ilk defa el-Halil ortaya çıkarmıştır. Fetha harfin üstünde uzunca bir çizgi, kesre harfin altında bir çizgi, zamme ise harfin üstünde küçük vav şeklinde bir işa­ret, tenvin aynı harfin tekrarıyle, şayet harf halk harflerinden önce ve muzher bir harf ise, o harfin üstüne yazılır. Aksi takdirde iki harf arasında kalır. Mahzuf elif ve ondan bedel olan harf yerine, kırmızı işaret konur. Mahzuf olan hemze, harfsiz olarak kırmızı hemze ile yazılır. Yâ harfinden önceki nun ve tenvine ik-lab alâmeti olarak, kırmızı nun harfi konur. Halk harflerinden önce de sükun konur. Sükun, idgam ve ihfada okunur. Her sakin harfe sükun konulur, idgam edilen harften sükun kaldırılır. ***** dan önceki ***** harfi hariç, sonraki harf şedde-lenir. ***** kelimesinde olduğu gibi ***** harfine sükun konulur.

Harbi, «Garibu’l-Hadis» adlı eserinde, İbn-i Mesûd’un: ‘Kur’ân’ı tecrid ediniz’ sözünün iki mânaya geldiğini açıklar:

Birincisi; tilâveti sırasında başka bir söz karıştırmayınız.

İkincisi ise, yazısına nokta veya aşir işaretleri koymayınız, olduğunu söyler.

Beyhaki, İbn-i Mesûd’un kastettiği mâna şudur der: Kur’ân’a diğer kitaplardan bir şey karıştırmayanız, çünkü Kur’ân’ın dışındaki kitaplar bize Yahudi ve Hristiyanlar tarafından ulaştırılmaktadır, onlarınsa güve­nilir kimseler olmadığı aşikardır.

4- Mushaf’ın Ücretle Yazılması, Satılıp Alınması

6232 İbn-i Ebî Dâvud, «Kitabu’l-Mesahif»inde, İbn-i Abbâs’ın Mushaf yazmadan dolayı ücret almayı kerih gördüğünü nakleder. Aynı rivâyeti, Eyyub es-Sahtiyani’den nakleder. Hazret-i Ömer ve İbn-i Mesûd’dan yaptığı rivâyete göre, Mushaf’ın alınıp satılmasını, yazma ücreti alınmasını kerih görmüşlerdir. Muham­med b. Sirin’den de aynı rivâyette bulunmuştur. Mücahid, İbnu’l-Müseyyeb ve Hasan-ı Basri’den yaptığı rivâyete göre bunlar, yukarıdaki üç şeyin yapılmasın­da beis görmediklerini, nakleder.

Said b. Cübeyr’den yaptığı rivâyete göre, Mushafların satılması konusunda bir soruya, beis yoktur, şeklinde cevap verdi­ğini, Mushaf yazanların el emeklerini aldığını, nakletmiştir.

İbnu’l-Hanefiyye’den yaptığı rivâyette, Mushaf satma konusunda bir soruya, satmasında beis olma­dığını, satılanın kağıt olduğunu nakletmiştir. Abdullah b. Şakik’den yaptığı rivâyette şöyle dediğini nakletmiştir: Sahâbe-i Kirâm, Mushaf’ın satılışı konusunda cevaz vermezlerdi. Nahai’nin; ‘Mushaf ne satılır, ne de miras bırakılır’ sözünü de rivâyet etmiştir.

İbn-i Müseyyeb’den yaptığı rivâyete göre, bu zat Mushaf satışını hoş karşılamaz, kardeşine Mushaf’ı yazmada yardım et, veya ona hibe et, dediğini nakleder. Ata tarikıyle İbn-i Abbâs’ın şöyle dediğini nakleder: Mus­hafları satın al, fakat satma. Mücahid’den yaptığı rivâyette ise Mücahid, Mus­hafların satılmasını nehyetmiş, fakat alınmasına ruhsat vermiştir.

Buraya kadar yapılan nakillerde, selefin şu üç görüşte toplandığı ortaya çıkmıştır; Mushafın satılması kerih, alınması ise kerih değildir. Bize göre en doğru olan da budur.

Nevevî, «Şerhu’l-Mühezzeb»inde bunu doğrula­mış, bu görüşü Şâfiî hazretlerinin sözüyle, İbnu’l-Enbari’nin «Zevaidu’r-Ravda» adlı eserinden nakletmiştir.

Rafii şöyle der: Denildiğine göre, Mushaf yazmadan dolayı alınan ücret, kağıdı­na ödenen ücrettir. Çünkü Allah kelamı alınıp satılmaz. Bir rivâyete göre de alı­nan ücret, istinsah ücretidir.

Yukarıdaki iki sözün isnadı, İbnu’l-Hanefiyye ile İbn-i Cübeyr’e dayanır. Burada üçüncü bir görüş daha vardır ki o da, hem yazma ücreti, hem de kağıt, bedelidir.

İbn-i Ebî Dâvud, Şabi’nin şöyle dediğini rivâyet eder: Mushaf’ın satıl­masında bir beis yoktur. Çünkü satan, kağıt ile el emeğini satmaktadır.

5-Mushaf’a Layık Olan Hürmet Şekilleri

Şeyh İzzeddin b. Abdisselam, «Kavaid» adlı eserinde şöyle der: Mushaf huzurunda ayakta durmak, Sahâbe devrinde görülmese bile, bidati hasene’dir. Bu konuda en doğru söz, Nevevî’nin «et-Tibyan» adlı eserinde ifade ettiği sözüdür. Nevevî, bu hareketin Kur’ân’a tazim ve değer verme bakı­mından müstehap olduğunu kabul etmiştir.

Kur’ân’ı öpmek müstehaptır. Çünkü İkrime b. Ebî Cehl Mushaf’ı öperdi. Bazı ulema da Mushaf’ın öpülmesini Haceru’l-Esved’in öpülmesiyle kıyaslamış-lardır. Çünkü Mushaf, Allah’ın kullarına bir hediyesidir. Küçük çocuğun öpülme-si nasıl müstehapsa, Mushaf’ın öpülmesi de meşrudur.

Ahmed b. Hanbel’den şu üç rivâyet nakledilmiştir; Mushaf’ı öpmek caiz­dir, müstehaptır. Mushaf’ın öpülmesinde, hürmet ve ikram olsa bile, bu mevzu­da kıyas yapmak doğru değildir. Bu yüzden Hazret-i Ömer, Haceru’l-Esved hakkın­da şöyle demiştir. Eğer seni Resûlüllah’ın öptüğünü görmeseydim, ben de öp-mezdim.

Mushaf’a güzel koku sürülmesi, yüksek bir yere konması müstehaptır. Mushaf’ın yastık yapılıp üzerinde uyunması haramdır. Çünkü bu hareket, Mus­haf’ı küçük düşürmek veya ihanet etmektir. Zerkeşî, Mushaf’a doğru ayak u-zatmayı da haram sayar.

İbn-i Ebî Dâvud Sufyan’dan, Mushaf’ın duvara asılma­sının mekruh olduğunu nakleder. Ayrıca Dahhak’dan şöyle dediğini rivâyet e-der: Hadis-i Nebevi’ye, Mushaf’a ayırdığınız yüksek yer gibi bir yer ayırmayınız.

Sahih bir kavle göre Mushaf’ı gümüşle süslemek caizdir. Beyhaki, Velid b. Müslim’in şöyle dediğini rivâyet eder: Mâlik b. Enes’e Mushaf’ın gümüşle süslenip süslenemeyeceğini sordum; o da bize bir Mushaf getirerek şöyle de­di: Babamın bana, dedemden naklettiğine göre Sahâbe-i Kirâm, Hazret-i Osman zamanında Kur’ân-ı cemettiler ve elindeki Mushaf’ı göstererek, bu şekilde yal­dızladılar, dedi. Sahih olan kavle göre, altın suyu ile yaldızlanmış Mushafı oku­mak, kadınlara caiz, erkeklere ise değildir. Bazı ulema yaldızlamanın kabında değil, Mushaf’ın kendisinde yapılacağına cevaz vermiştir. Doğru olan, hem ka­bının, hem de Mushaf’ın yaldızlanmasındadır.

Mushaf’ın yırtılan veya eskiyen yapraklarının değiştirme ihtiyacı duyuldu­ğunda, bu yaprakların düşüp üzerine basılma endişesi olduğundan, bir kovuğa veya benzeri yerlere konulması caiz değildir. Harflerini kesmek, kelimelerini bölmek olacağından, Mushaf’ı yırtmak caiz değildir; çünkü bu hareket yazılı âyetleri küçümsemek demektir. Halimi de bu görüştedir.

Halimi ayrıca şöyle demiştir: Mushaf’ın kirlenen yapraklarını su ile yıka­mak, veya bunları yakmakta beis yoktur. Çünkü Hazret-i Osman, içinde âyetler ve mensûh kırâatlar bulunan Mushafları yakmış, kimse buna karşı çıkmamıştır. Bazı ulema yıkamanın, yırtmaktan daha uygun olduğu görüşündedirler. Çünkü yı­kanan yaprakların suyu, yere dökülmüş olur.

Kadı Hüseyin, «Talik»inde Mushaf’ın yakılmasını kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü yakmak, Mushaf’a karşı saygısızlıktır. Nevevî de bunun mekruh oldu­ğunu söyler.

Bazı Hanefi fukahasına göre, eskiyen Mushaf yaprakları yakılmaz, bir yere çukur kazılıp gömülür. Üzerine basma ihtimali olduğundan, bu konuda iyi düşünmek gerekir.

İbn-i Ebî Dâvud, İbn-i Müseyyeb’in şöyle dediğini rivâyet eder: Siz, mushafcık ve mescitcik demeyin; çünkü Allah’a ait olan her şey, büyüktür.

Şâfiî ve cumhur Ulemaya göre; ister küçük, ister büyük olsun, abdestsiz iken Mushaf’a dokunmak haramdır. Çünkü Cenab-ı Hak, ***** (Va­kıa, 79.) buyurmuştur. Tirmizî ve diğer muhaddisler: “Kur’ân’a temiz olmayan el sürmesin”, hadisini rivâyet etmişlerdir.

İbn-i Mâce ve diğer muhaddisler, Enes’den merfuan şu rivâyette bulu­nurlar: Bir kul öldükten sonra, kabrinde faydalandığı yedi şey vardır: Bunlar, i-lim öğretmek, su akıtmak, kuyu kazdırmak, hurmalık yetiştirmek, mescid inşa etmek, ölümünden sonra kendisine istiğfar edecek evlad yetiştirmek veya bir Mushaf miras bırakmaktır.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler