EL-MÜNKIZÜ MİNE’D-DALÂL

Huccetü’l-İslâm İmâm-ı Gazâlî

Ebû Hâmid Muhammed eş-Şâfiî “rahmetullahi aleyh”

(ö. 505/1111)

1 – GİRİŞ

 Bismillâhirrahmânirrahîm

Her kitâbın ve makâlenin başında, kendisine hamd ile başlanan Allahü teâlâya hamd ederim. Risâlet ve nübüvvet sahibi Muhammed Mustafâya “sallallahü aleyhi ve sellem”, âline ve eshâbına “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” salât ve selâm olsun!

Ey din kardeşim! Benden ilimlerin gâyesini ve sırlarını, mezheblerin insanı helâke götürenlerini ve özelliklerini açıklamamı istedin. Birbirine zıt olan çeşitli fırkaların ve yolların arasından hakkı bulup, ortaya çıkarmak için çektiğim sıkıntıları, taklîtten kurtulup, doğru itikâda nasıl ulaştığımı bildirmemi istedin.

Önce kelâm ilminden faydalandığım noktaları,

İkinci olarak hakîkate ulaşmakta, sadece masûm kabul ettikleri imâmlarını taklît etmeyi kâfî gören ehl-i ta’lîmin (İsmâ’îliye, bâtıniye fırkasının) yollarını nasıl bulduğumu soruyorsun.

Üçüncü olarak da, hakîr ve hafîf gördüğüm felsefecilerin yollarını soruyorsun.

Netîce olarak tasavvuf yolunu beğenip, kabul etdiğimi, tasavvuf ehlinin sözlerini ve hâllerini incelediğimde, öğrendiğim hakîkatlerin bende bırakdığı intibâları soruyorsun.

Yine Bağdât’ta pekçok talebeye ders verip, ilmi yaymakta iken, bundan niçin vazgeçtiğimi, uzun bir aradan sonra Nişâbur’a dönüp, tekrar ilim öğretmeye başlamamın sebebini açıklamamı istedin.

Bunları sormakdaki samîmiyetine inanarak, arzûnu yerine getirmek için cevâbını yazıyorum. Bu husûsda Allahü teâlâdan yardım diler, ona tevekkül ederim. Muvaffak etmesi için duâ ederim. Ona sığınarak derim ki:

Allahü teâlâ sizi doğru yolda bulunmaya, muvaffak etsin. Hakîkate boyun eğmenizi kolaylaştırsın. İnsanların, çeşitli din ve milletlerde bulunuşu ve bir ümmetin çeşitli fırkalara ayrılması, bir çok insanın içinde boğulduğu derin bir denizdir. Çok az insan bu denizde boğulmaktan kurtulmuştur. Her fırka, kendinin doğru yolda olduğunu zan eder. [Mü’minûn sûresi 53.] Âyet-i kerîmesinde meâlen: (Her fırka kendi din ve mezhebine güveniyor, hak olduğuna inanıyor) buyuruldu. Bütün sözleri hakîkat olan ve Peygamberlerin en üstünü olan Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, kendi ümmetinin de fırkalara ayrılacağını bildirmiş ve (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yalnız 1 fırka kurtulacak) buyurmuştur. Peygamber efendimizin haber verdiği gibi oldu. [Eshâb-ı kirâm, kurtulan fırkanın kimler olduğunu sorunca, Peygamber efendimiz, (Cehennemden kurtulan fırka, benim ve eshâbımın gitdiği yolda gidenlerdir) buyurdu. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurduğu gibi oldu.]

Gençliğimin ilk yıllarından yani 20 yaşımdan önceki bülûg çağıma yakın bir zamandan beri ki, hep bu derin denizin dalgalarıyla mücâdele ediyordum. Cesâretle derinliklerine dalıyordum. Her türlü karmaşık meselelerle uğraşıyordum. Bütün güçlükleri yenmeye çalışıyor, her uçuruma atlıyordum. Her fırkanın itikâdını inceliyor, mezhebine âit sırları ortaya çıkarmaya uğraşıyordum. Hangisinin hak, hangisinin bâtıl, hangisinin Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetine uygun ve hangisinin bidat üzerine kurulmuş olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. Şimdi 50 yaşımı geçmiş bulunuyorum.

Bâtınîliğin bütün gizliliklerine varıncaya kadar inceledim. Zâhiriyyeye mensûb olanların tutduğu yolun neden ibâret olduğunu araştırdım. Her felsefecinin felsefesinin iç yüzünü araştırdım. Her kelâmcının sözünü ve mücâdelesinin netîcesini anlamak için gayret ettim. Bir tasavvuf ehlinin kalp temizliğine nasıl ulaştığının sırrını anlamaya çalıştım. Bir âbidin çok ibâdet etmesinin ona ne sağladığını araştırdım. Allahü teâlâya inanmayan bir zındıkın, bu inkâra cüret etmesinin sebebini inceledim.

Gençliğimin ilk yıllarından beri, hakîkatleri kavramaya çok arzûlu olmam, yaratılışımdan gelen bir âdetimdir. Bu benim elimde değildir. Allahü teâlânın bana ihsân etdiği bir hâldir. Bu sâyede, itikâtta taklîtten kurtuldum. Çocukluğumda örf ve âdete dayanan akîdeden sıyrıldım. Çünki, hıristiyan çocuklarının hıristiyan, yahûdî çocuklarının yahûdî, müslümân çocuklarının da müslümân olduğunu gördüm. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîsi şerîfde, (Bütün çocuklar müslümânlığa uygun ve elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları, sonra anaları, babaları hıristiyan, yahûdî ve mecûsî yapar) buyurdu.

Asıl yaratılışın hakîkatını ve anneyi, babayı, hocayı taklît etmekle elde edilen akîdelerin, inançların esâsını araştırmayı istedim. Bu taklît ile inanmanın başlangıcı telkîn ile idi. Telkîn ile başlayan bu taklîtleri birbirinden ayırmak için, içime bir arzû düştü. Hâlbuki bunların hangisinin hak, hangisinin bâtıl olduğu husûsunda ihtilaflar vardı. Bunu nasıl yapabilirim diye düşündüm. Dedim ki, benim asıl arzûm, işlerin hakîkatini bilmektir. O hâlde, önce ilmin hakîkatini bilmem lâzımdır. Öyleyse ilmin hakîkati nedir? Nihayet ilmin hakîkati bana şöyle zâhir oldu. Yakîni sağlayan ilim öyle bir ilimdir ki, onunla bilinen şeyler açıkca anlaşılır. Aslâ şüphe kalmaz.

 O ilimde yanlışlık ve hatâ bulunmaz. Kalp böyle bir ihtimâle imkân bulamaz. Hatâdan emîn olmak için, ilim öyle kuvvetli olmalıdır ki, birisi bu ilmin bâtıl olduğunu iddia etse, davasının doğruluğunu isbât için taşı altın, değneği yılan hâline getirse, bu durum o ilme sâhib olan kimseyi aslâ şüpheye düşürmez. Ben 10 sayısının 3 sayısından büyük olduğunu bildiğim hâlde, birisi 3 sayısı 10 sayısından büyüktür. Bu sözüme inanman için, değneği yılan hâline getireceğim dese, bunu yapsa, ben de görsem, bu sebeple bilgimde bir şüphe meydana gelmez. Ancak o kimsenin bu işi nasıl yapdığına şaşarım.

Daha sonra anladım ki, bu şekilde kesin olarak bilmediğim ilme güvenilmez. şek ve şüphe bulunan ilim, kesin ilim (ilm-i yakîn) değildir.

 

Kitabın sonraki kısmı: Safsataya Giriş Ve İlimleri Red Edişim

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler