1. Yalanın Yasak Oluşu ve Kısımlarının Açıklanması

Münafıklığın Alâmetleri:

Genel anlamda yalan söylemenin haram olduğuna dair Kur’ândan ve Sünnetten deliller birbirlerini kuvvetlendirmektedir. Yalan, günahların çirkinlerinden ve ayıpların kötülerindendir. Birbirini güçlendiren deliller yanında ümmetin icmaı da yalanın haram olduğu üzerinde kararlaşmıştır. Bu delilleri ayrı ayrı saymaya gerek yoktur. Önemli olan yalan sözlerden istisna edilenleri açıklamak ve inceliklerine işaret etmektir. Sıhhatında ittifak edilen hadîs, yalandan, tiksindirmeye yeterlidir. O hadis de, Buhârî ve Müslim’in Sahîh’lerinde Ebû Hüreyre’den (radıyallahü anh) rivâyet ettiğimizdir. O demiştir ki Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Münâfıkın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler. Söz verdiği zaman cayar. Kendisine güvenildiği zaman hıyanet eder.”

992– Abdullah ibn Amr ibn el-As’dan (radıyallahü anhüma) yapılan rivâyetde Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Dört şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse katıksız münafık olur. Kimde de bunlardan bir huy bulunursa, onu terk edinceye kadar, onda nifaktan bir huy bulunur:

Kendisine güvenildiği zaman hiyanet eder.

Konuşunca yalan söyler.

Sözleşme yapınca bozar.

Davalaştığı zaman taşkınlık yapar.”

Müslim’in rivâyetinde şöyledir:

“Güvenildiği zaman hıyanetlik eder,” yerine “Söz verdiği zaman cayar” şeklindedir.”[159]

Yalan Söylemenin Caiz Olduğu Yerler:

993– Ümmü Külsüm’den (radıyallahü anha) yapılan rivâyete göre, o Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu dinlemiştir:

“(Birbirine dargın olan) insanların arasını düzeltmek için hayır taşıyan yahut yararlı söz söyleyen yalancı değildir.” Bu kadarlık ifade Sahîhayn’da mevcuttur. Müslim bir rivâyetinde de şunu ilâve etmiştir:

“Ümmü Gülsüm demiştir ki, insanların konuştukları sözlerden üç şeyden başkasına izin verdiğini (peygamberden) duymadım:

Savaşta, insanların arasını düzeltmek,

Erkeğin karısı ile ve

Kadını, kocası ile arasını düzeltmek”[160]

Bir hayır maksadı ile bazı yalan konuşmaların mubah olduğunu açıklayan bir hadistir bu. Âlimler mubah olan yalan sözleri tesbit etmişlerdir.

İmâm Ebû Hâmid el-Gazali’ye Göre Mubah Olan Yalan Sözler:

Söz maksadlara ulaştıran bir yoldur. Her iyi maksada doğru ve yalanın her biri ile ulaşmak mümkündür. Bu hâlde bir ihtiyaç olmadığı takdirde yalan söylemek haramdır; çünkü doğrulukla maksadı elde etmek mümkündür. Eğer doğru konuşmakla iyi bir maksada kavuşmak mümkün olmaz da, ancak yalanla elde edilebilirse, burada yalan mubahtır; eğer elde edilecek iş mubah ise. Eğer iş vâcib ise, yalan da vâcib olur. Bir müslüman bir zâlimden (kurtulmak için) saklanırsa, onu araştırıp soran zâlime yalan konuşup onu saklamak vâcib olur.

Yine bir kimsenin yanında yahut başkasının yanında bir emânet olsa ve bir zâlim de onu almaya kalkışsa, emâneti saklayıp ona yalan söylemek vâcib olur. Öyle ki, yanında olan emâneti o zâlime bildirir de zâlim onu zorla alırsa, haber verenin emanet bedelini ödemesi gerekir. Eğer zâlim emâneti bulmak için ona yemin verdirirse, yemin etmek ve tevriye yapmak vâcib olur. (bende kimsenin hakkı yoktur, niyetinde bulunarak yemin eder ki, buna tevriye denilir). Tevriye yapmaksızın yemin ederse, Sahîh olan kavle, göre, yeminin şekline göre keffaret gerekir. Bundan keffaret gerekmediği de söylenmiştir.

Harb maksadı ile yahut iki kişinin arasını düzeltmek yahut cinâyete uğramış bir kimsenin afvetme bakımından kalbini yumuşatmak için ancak yalanla netice alınabilecekse, yine burada da yalan söylemek haram olmaz. Bütün bunlarda tevriye yapmak ihtiyattır. Tevriye’nin manası: İnsan konuştuğu sözle yalan olmayan bir şeyi kasdeder ki, söz kasdedilen manaya nisbet edilince yalan değildir; her ne kadar görünüşdeki ifade bakımından yalan ise de… Bu maksadı taşımayarak mutlak şekilde yalan konuşulsa, bu gibi yerlerde haram olmaz.

Yine adamın şahsına başkasının maksadına bağlı Sahîh her işte hüküm böyledir. Meselâ, bir kimse ki onun malını almak için bir zâlim onu yakalarsa ve malını sorarsa, malını inkâr eder. Yahut Allah ile kul arasında kalmış bir günah işleyiciden idareci sorarsa, günahkâr onu inkâr eder, ben yapmadım der. Ağır cezaya uğrayacak olan günahkârların suçlarını ikrardan dönmelerini telkin hususunda meşhur hadisler vardır.

Başkasına ait maksad ise, kardeşine ait bir gizli işten sorulunca onu inkâr etmektir ve benzeri şeylerdir.

Uygun olan şudur: Yalan konuşmaktan doğacak zararla doğru sözden doğacak zarar’ karşılaştırmalıdır. Eğer doğruluktan doğacak olan zarar, zarar bakımından daha şiddetli ise, yalan konuşulur. Durum aksine olur yahut zarar da şübhe edilirse, o zaman yalan söylemek haram olur. Fakat insanın kendi şahsı ile ilgili mubah bir maksad olduğu yerde yalandan kaçınıp doğru söylemek rnüstahabdır. Başkası ile ilgili olursa, başkasının hakkında müsamaha caiz olmaz. Yalan mubah olan her yerde yalanı terk etmek ihtiyattır. Ancak yalanın vâcib olduğu yerlerde yalan terk edilmez.

Bil ki, Ehl-i Sünnete göre yalan, bir şeyi olduğunun hilâfına haber vermektir; yalanı kasden veya bilmeyerek söylesin, birdir. Fakat bilmeyerek yalan söylemenin günahı yoktur. Kasden yalan söyleyen günah işlemiş olur. Bu hususta âlimlerimizin delili, yalanın ceza gereğini kasde bağlayan Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’in şu hadisidir:

“Kim kasden bana yalan söylerse, ateşten oturacağı yere hazırlansın.”[161]

 

[159] Buhârî. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî. Nesâî.

[160] Buhâri. Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî.

[161] Buhârî. Müslim.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler