1. Tariz ve Tevriye

Bil ki, bu konu, en önemli konulardan biridir. Çünkü bunlar çok kullanılan ve zaruret duyulan yaygın işlerdendir. Bu konuyu inceleyip gerçeği göstermeye özenmek bize gereklidir. Bunun üzerinde duracak kimsenin de iyi düşünüp onunla amel etmesi uygun olur. Biz bundan önce yalan sözlerden ağır bir şekilde haram olanları ve gelişi güzel konuşmanın tehlikelerini anlatmıştık. Bu bölüm, bu tehlikelerden korunmak için bir yoldur ,

Bil ki, tevriye ve ta’nzın manaları şudur: Manası açık olan bir söylemektir ki, bununla anlaşılan başka bir mana kasdedilir. Fakat ikinci mana zahirdeki manaya aykırı olur. İşte bu iş aldatma ve yanıltmanın bir şeklidir.

Âlimler şöyle demişlerdir: Terviye ve ta’rizin yapılmasını meşru kılan bir ihtiyaç olur da muhatabı yanıltmaya tercih edilirse yahut yalan söylemekten başka çıkar yol yoksa, o zaman ta’riz yapmakta bir sakınca Yoktur. Eğer bu sebebler olmadan ta’riz yapılırsa mekruh olur, haram olmaz. Ancak bâtıl olan şeyi elde etmek yahut bir hakkı engellemek olursa, o vakit haram olur. Bu konunun kuralı budur.

Bu husustaki nakillere gelince: Terviye ve ta’rizi mubah kılan ve mubah kılmayan nakiller olmuştur. Onlar da açıkladığımız ve anlattığımız esasların hükmüne girerler. Zayıf bir isnadla Ebû Dâvud’un Süneninde rivâyet ettiğimiz, Ebû Dâvud’un ise zayıf gösterdiği, kendisine göre hasen olabileceği hadis, açıklamamız üzere terviyeyi yasaklayan nakillerdendir.

996– Süfyân ibn Esed’den (radıyallahü anh) yapılan rivâyete göre demiştir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Kardeşine bir söz söyleyip de o senin sözünü tasdik ettiği hâlde, senin o sözde yalancı olman büyük hıyanettir.”[168]

İbn Sirin’den irvâyet ettik (Allah ona rahmet etsin). O şöyle demiştir: Kibar kimsenin yalan söylemesine gerek yok; konuşma yollan geniştir.

Mubah olan ta’rize örnek, Neha’i’nin (Allah ona rahmet etsin) şu sözüdür: Söylemiş olduğun bir söz, bir adama ulaştınlırsa, (yalan söyleyip onu inkâr etmemek için) şöyle de: Bu konuda dediğim şeyi Allah bilir. Böylece dinleyen, söylediği sözü inkâr ettiğini anlar. Halbuki senin maksadın, Allah o sözü söylediğimi biliyordur, anlamıdır.

Yine Neha’î demiştir: (Çocuğa söz vermiş olmamak için) oğluna, sana şeker satın alacağım, deme. Ona şöyle söyle: Sana şeker satın alsaydım, ne dersin. Bir adam Neha’î’yi arayıp sorduğu zaman, cariyesine derdi ki, o adama söyle: onu mescidde ara (burada yoktur deyip yalan söyleme).

Başkası da demiştir: (Babasının nereye gittiğini bildirmek için evlâd söyler ki) babam bundan önceki bir vakıtta çıktı.

Şa’bi bir daire çizerdi ve cariyesine derdi ki, parmağını bu daire içine koy (ve beni aradıkları zaman) deki, o burada değildir.

İnsanların âdet edindikleri şu söz de bunlardan bir örnektir: Yemeğe davet edilen kimse (yememek için), ben niyetliyim der. Dâyetçi onun oruçlu olduğunu anlar; halbuki adamın niyeti yememektir. Bunun benzerleri çoktur. Bu durumlardan birinde yemin ederek terviyede bulunan kimse, yeminden kefferat ödemesi gerekmez. İster Allah adına yemin etsin, ister talak ve ister başka şey üzerine yemin etmiş olsun, hüküm birdir. Ancak bu, bir davada hakim ona yemin verdirmediği zaman geçerlidir. Eğer bir davada hakim ona yemin verdirirse, geçerli olan hakimin niyetidir, eğer Allah adına yemin ediyorsa. Talak üzere ona yemin verdiriyorsa, itibar yemin edenin niyetinedir (terviyesi geçerli olur.) Çünkü talak üzerine yemin verdirmek hakim için caiz değildir. Hakim burada diğer insanlar gibidir. Allah en iyisini bilendir.

Gazali şöyle demiştir: Mübalâğa olarak adet edinilip fışkı gerektiren ve haram olan yalan sözlerdendir şunlar: Sana yüz defa söyledim, senden yüz defa istedim ve benzeri sözler. Çünkü bu ifadelerden maksad defalarcayı anlatmak değil, mübalâğa vardır. Eğer adamın isteği bir kez olmuşsa, o sözlerle yalancı olur. Eğer istemek âdet üzere olmayan pek çok defalar olmuşsa, o zaman istem yüz defaya ulaşmasa bile adam günahkâr olmaz. Ta’riz yapabilecek arada bazı dereceler olsa, yine hüküm aynıdır.

Derim ki: Mübalâğa yapmanın cevazına ve yalan sayılmadığına delil. Sahîhayn’da rivâyet ettiğimiz hadistir. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“(Durumları sorulan iki kişi hakkında Peygamber şöyle bilgi vermiştir) Ebû’l-Cahm’e gelince, o (öfkelidir) sopayı boynundan indirmez. Muâviye ise, onun malı yoktur.

Gerçekte Ebû’l-Cahm sopasını uyurken ve bazı hallerde indiriyordu. Muâviye’nin de giyecek elbisesi olduğu da biliniyordu. Başarı Allah’dandır.

[168] Ebû Dâvud.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler