Sual: Müctehidler neye göre hüküm verirler?

Cevap: Müctehidler, bir işin nasıl yapılacağını, önce Kur’ân-ı Kerîm’de ararlar. Açık olarak bulamazlarsa, hadis-i şeriflere bakarlar. Hadis-i şeriflerde de açıkça bulamazlarsa, bu iş için, İcma var ise, öyle yapılmasını bildirirler. [İcma söz birliği demektir. Yani, bu işi, Ashâb-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. Ashâb-ı kiramdan sonra gelen tabiinin de icmaı delildir, senettir. Daha sonra gelenlerin, hele bu zamandaki insanların, dinde reformcuların, din cahillerinin yaptıkları, söyledikleri şeye, icma denmez.]

Bir işin nasıl yapılması lazım olduğu, icma ile de bilinemezse, müctehidlerin kıyasına göre yapmak lazım olur. İmam-ı Mâlik, bu dört delilden başka, Medine-i münevverenin o zamanki ahalisinin söz birliğine de senet dedi. Bu adetleri, babalarından, dedelerinden ve nihayet, Resûlullahtan görenek olarak gelmiştir, dedi. Bu senet, kıyastan daha sağlamdır dedi. Fakat diğer üç mezhebin imamları, Medine ahalisinin söz birliğini senet olarak almadı.
İctihad yolu ikidir:

Biri, Irak âlimlerinin yolu olup buna (Rey yolu) denir. Yani kıyas yoludur. Bir işin nasıl yapılacağı, Kur’ân-ı Kerîmde ve hadis-i şeriflerde açıkça bildirilmemiş ise, buna benzeyen başka bir işin nasıl yapıldığı aranır, bulunur. Bu iş de, onun gibi yapılır. Ashâb-ı kiramdan sonra bu yolda olan müctehidlerin reisi, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfedir.

İkinci yol, Hicaz âlimlerinin yolu olup buna (Rivayet yolu) denir. Bunlar, Medine-i münevverenin o zamanki ahalisinin adetlerini, kıyastan üstün tutar. Bu yolda olan müctehidlerin büyüğü, imam-ı Mâlik’dir ki Medine-i münevverede oturuyordu. İmam-ı Şâfiî ile Ahmed ibni Hanbel de, imam-ı Malik’in sohbetlerinde bulunmuşlardır. İmam-ı Şâfiî, imam-ı Malik’in yolunu öğrendikten sonra, Bağdat tarafına gelerek, İmam-ı Âzam’ın talebesinden okuyup, bu iki yolu birleştirdi. Ayrı bir ictihad yolu kurdu. Kendisi çok beliğ, edip olduğundan, âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin ifade tarzına bakıp, kuvvetli bulduğu tarafa göre iş görürdü. İki tarafta da kuvvet bulamazsa, o zaman, kıyas yolu ile ictihad ederdi. Ahmed ibni Hanbel de, imam-ı Malikin yolunu öğrendikten sonra Bağdat taraflarına gidip, İmam-ı Âzam’ın talebesinden kıyas yolunu almış ise de, pek çok hadis-i şerif ezberlemiş olduğundan, önce, hadis-i şeriflerin birbirini kuvvetlendirmesine bakarak, ictihad etmiştir. Böylece, ahkâm-ı İslamiyyenin çoğunda, diğer üç mezhepten ayrılmıştır.

Bu 4 delile Edille-i şer’iyye (şer’i deliller) denir. Edille-i şer’iyye [yani, din bilgilerinde, müctehid imamlara senet, kaynak] dörttür: Kur’ân-ı Kerîm, Hadis-i şerifler, İcmaı ümmet ve Kıyas-ı fükaha.

Bu dört mezhebin hâli, bir şehir ahalisinin haline benzer ki önlerine çıkan bir işin nasıl yapılacağı kanunda bulunmazsa, o şehrin eşrafı, ileri gelenleri toplanıp, o işi kanunun uygun bir maddesine benzeterek yaparlar. Bazen uyuşamayıp, bazısı devletin maksadı, beldeleri tamir ve insanların rahatlığıdır der. O işi, rey ve fikirleri ile kanunun bir maddesine benzetir. Bunlar, hanefi mezhebine benzer. Bazıları da, devlet merkezinden gelen memurların hareketlerine bakarak, o işi, onların hareketine uydurur ve devletin maksadı, böyle yapmaktır derler. Bunlar da, Mâlikî mezhebine benzer. Bazıları ise kanunun ifadesine, yazının gidişine bakarak, o işi yapma yolunu bulur. Bunlar da, Şâfiî mezhebi gibidir. Bir kısmı ise, kanunun başka maddelerini de toplayıp, birbiri ile karşılaştırarak, bu işi doğru yapabilmek yolunu arar. Bunlar da, Hanbeli mezhebine benzer. İşte şehrin ileri gelenlerinden her biri, bir yol bulur ve hepsi, yolunun doğru ve kanuna uygun olduğunu söyler. Kanunun istediği ise, bu dört yoldan biri olup diğer üçü yanlıştır. Fakat, kanundan ayrılmaları, kanunu tanımadıkları için, devlete karşı gelmek için olmayıp, hepsi kanuna uymak, devletin emrini yerine getirmek için çalıştıklarından, hiçbiri suçlu görülmez. Belki böyle uğraştıkları için, beğenilir. Fakat, doğrusunu bulan daha çok beğenilip, mükafat alır. Dört mezhebin hâli de böyledir. Allahü teâlânın istediği yol, elbette birdir. Dört mezhebin ayrıldığı bir işte, birinin doğru olup diğer üçünün yanlış olması lazımdır. Fakat, her mezhep imamı, doğru yolu bulmak için uğraştığından, yanılanlar affolur. Hatta sevap kazanır. Çünkü, Peygamberimiz, (Ümmetime, yanıldığı ve unuttuğu için ceza yoktur) buyurdu. Bu ayrılıkları bazı işlerde olup ibadetlerin çoğunda, yani Kur’ân-ı Kerîmin ve hadis-i şeriflerin açık olarak bildirdikleri ahkamda ve inanılacak şeylerde, aralarında tam birlik bulunduğundan, birbirini kötülemezler.

 

Benzer Suallerin Cevapları İçin Bakınız; https://dinisualler.com/fikih-usulu/fikih-usulune-dair-sualler/

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler