Sual: Alim kime denir? Cahil kime denir?
Cevap: Müslümanlar 2 kısımdır: Havas [âlimler] ve avam [cahiller]. Türkçe Dürr-i yekta kitabında diyor ki “Avam, sarf ve nahiv ve edebiyat ilimlerinin usûllerini, kaidelerini bilmeyen kimselerdir. Bunlar fetva kitaplarını anlayamaz. Bunların, iman ve ibadet bilgilerini arayıp, sorup, öğrenmeleri farzdır. Âlimlerin de, sözleri, vaazları ve yazıları ile önce iman, sonra dinin temeli olan 5 ibadeti öğretmeleri farzdır. Zahire ve Tatarhaniye kitaplarında, imanın şartlarını ve ehl-i sünnet itikadını öğretmenin her şeyden evvel lazım olduğu bildirilmektedir”.
Bunun içindir ki büyük âlim, zahir ve batın ilimlerinin mütehassısı Seyyid Abdülhakim-i Arvasi, vefatına yakın, “İstanbul camilerinde, 30 sene, yalnız Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan imanı, yani Ehl-i sünnet itikadını ve İslamın güzel ahlakını anlatmaya çalıştım. Ehl-i sünnet âlimleri, bu bilgileri, Ashâb-ı kiramdan, Onlar da, Resûlullahtan öğrendiler.” demiştir. İman bilgilerine akaid ve itikad denir. Bunun için biz de Ehl-i sünnet itikadını, İslamın güzel ahlakını, herkese iyilik ve hükümete yardım etmek lazım olduğunu bildiriyoruz. S. Kutub ve Mevdudi gibi din cahillerinin hükümete karşı kışkırtıcı, kardeşi kardeşe düşman yapıcı, bölücü yazılarını tasvib etmiyoruz. Peygamberimiz, “Din, kılıçların gölgeleri altındadır” buyurarak, müslümanların hükümet ve kanun himayesinde rahat yaşayabileceklerini bildirdi. Hükümet, kuvvetli oldukça, rahat, huzur artar. Avrupa, Amerika gibi kâfir memleketlerde rahat yaşayan, dini vazifelerini serbestçe yapan müslümanlar da, kendilerine hürriyet veren hükümete, kanunlara karşı gelmemeli, fitneye, anarşiye alet olmamalıdır. Ehl-i sünnet âlimleri böyle olmamızı emretmektedir. İbadetin en üstünü, en kıymetlisi, fitne fesad ateşi ile oynamamak ve isyan edenlere, fitne, anarşi çıkaranlara alet olmamak, ehl-i sünnet itikadını öğrenip, imanının buna uygun olmasına çalışmaktır. İmanını böyle düzelterek, bidat ehli denilen 72 çeşit bölücü, bozuk inanıştan kurtulduktan sonra, ibadetlerde de bidat işlemekten sakınmalıdır. İslamiyetin emretmediği şeyleri ibadet zannederek yapmaya ibadette bidat denir. Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına ahkâm-ı islâmiyye denir. Ahkâm-ı İslamiyeye uymaya ibadet etmek denir. İbadetlerin doğru olarak yapılmasını bildiren 4 mezhep vardır. Bunların dördü de haktır, doğrudur. Bu dört mezhep, Hanefi, Şâfiî, Maliki Hanbeli mezhebidir. Her müslümanın bu 4 mezhepten birisinin ilm-i hal kitabını okuyup, ibadetlerini bu kitaba uygun yapması lazımdır. Böylece, bu mezhebe girmiş olur. Bu 4 mezhepten birine girmeyen kimseye mezhepsiz denir. Mezhepsiz olan, Ehl-i sünnet değildir. Ehl-i sünnet olmayan da, ya bidat ehlidir, yahut kâfirdir.
Hazret-i Ali “kerremallahü vecheh” buyuruyor ki “Öldükten sonra tekrar dirilmeye inanmayan birini görürsen, ona de ki: Ben inanıyorum. Senin dediğin doğru çıkarsa, benim hiç zararım olmaz. Benim dediğim doğru olunca, sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın!”. Avrupa’da, Amerika’da bütün fen adamları, devlet adamları, profesörler, kumandanlar, ahiret hayatına inanıyorlar. Hepsi, kiliselere gidip tapınıyorlar. Yahudiler, Budistler, Brehmenler, ateşe tapanlar, putperestler, medeni, vahşi herkes inanıyor. Yalnız, birkaç komünist memleketini idare eden, yalancı, zalim, azgın diktatörler ve bunların etrafındaki ve başka memleketlerdeki paralı uşakları inanmıyor. Geçinebilmeleri ve zevkleri için, din düşmanlığı yapan birkaç cahilin, ahmağın, dünya nüfusunun %90’ını teşkil eden, inananlar karşısında, haklı olacakları düşünülebilir mi? İnanmayan bir kimse ölünce, kendi inancına göre, yok olacak. İnanana göre ise, Cehennemde sonsuz azap görecektir. İnanan bir kimse ölünce, inanmayana göre, yine yok olacak. Kendi inancına göre, sonsuz zevkler, nimetler içinde yaşayacaktır. Aklı, bilgisi olan bir insan, bu ikisinden hangisini seçer? Elbet, ikincisini değil mi? Dünya işlerindeki madde alemindeki intizam, Allahü teâlânın varlığını akıl sahiplerine haber veriyor. Ahiretin var olduğunu da Allahü teâlâ haber veriyor. O hâlde, Aklı, ilmi olanın, Allahın varlığına ve birliğine inanması lazımdır. İnanmamak, ahmaklık, cahillik olur. Allahü teâlâya iman etmek, Onun ulûhiyet sıfatlarına yani Onun sıfat-ı zâtîyyesine ve sıfat-ı sübûtiyyesine ve verdiği haberlere inanmaktır ve Onun dinine uymaktır. İslamiyete uyan bir kimse, dünyada da rahat ve mesut yaşar. Herkese iyilik eder. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, faydalı şeyleri yapmalarını emretmiştir. Bu emirlere farz denir. Zararlı şeyleri yasak etmiştir. Bunlara haram denir. Farzların ve haramların hepsine ahkâm-ı İslâmiyye denir. Dinler, Allahü teâlânın kullarına rahmetidir, ihsanıdır. Dinlere inanan ve uyan, dünyada ve ahirette Allahü teâlânın ihsanına kavuşur, mesut olur. İnanmayan, aklı ile faydalı olduğunu anlayarak, dünya işlerinde uyarsa, yalnız dünyada mesut, rahat yaşar. Şimdi Avrupalıların bir kısmı, bunun için, rahat ve mesut yaşamakta, İslamiyete uymayan müslümanlar zelil, hakir yaşamaktadır.
Tavsiye Yazı –> Akıl ve Zeka aynı mıdır?

