22- Kabir Herkese Daralır

İmam Ahmed, Hakim-i Tirmizi, Beyhaki, Huzeyfe aköı) ’den rivayetlerine göre şöyle demiştir:

Bir cenazede Rasûlüllah ile beraberdik, kabre vardığımızda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrin kenarında oturdu, sık sık kabrin içine bakmaya başladı ve sonra şöyle buyurdu:

Burada mümin Öyle sıkıştırılır İd damarları ve kasları şiddetten kopar. Kâfir ise üstü ateşle dolar.

İmam Ahmed, İbn Cerir, Beyhaki (radıyallahü anhâ) ‘dan vâyet ettiklerine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ;ŞöJr-le buyurdu:

Kabrin öyle bir sıkıştırılması vardır ki, eğer kimse ondan tulabilseydi Sa’d İbn Muâz da kurtulurdu.

İmam Ahmet, Hakim-i Tirmizi, Taberani, Beyhaki, Câbir binjj Ap-dullah1 dan rivayet ettiklerine göre:

Sa’d b. Muâz defnedildiği zaman peygamber teşbih getirdi. Millet de uzun uzun teşbih getirdiler. Sonra tekbir getirdi Millet de tekbir getirdi, (ya Resûlallah neden teşbih getirdin) dediler. Buyur­du ki:

Bu salih adama kabir çokça sıkıştı. Sonra Allah sıkıntısını gi­derdi.

Said b. Mansur, Hakim-i Tirmizi, Taberani, Beyhaki, İbn Ab-bas (radıyallahü anhüma) ‘dan rivayet ettiklerine göre;

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Seilem) Sa’d b. Muâzı defnet­tiği zaman kabrinin başında durdu. (Eğer kabrin sıkıştırmasından bir kimse kurtulsaydı Sa’d kurtulurdu. O bir sefer sıkıştırıldı sonra gevşetildi) diye buyurdu.

Nesai ve Beyhaki Abdullah b. Ömer (radıyallahü anhüma) ta­rikiyle Rasûlüllah (Sâllallâhû aleyhi v& Seilem) ’den rivayet ettikle­rine göre:

Sai’d b. Muâz (radıyallahü anh) ’in Ölümü için Arş sevincinden titredi, semânın kapıları ona açıldı. Ve yetmiş b. melek cenazesine hazır bulundu. Bunun beraber o da kabir sıkıntısını çekti. Sonra genişlenerek ona ferah verildi.

Hâkim-i Tirmizi, İbn Ömer (radıyallahü anhüma) ‘dan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Seilem) Sad b. Muâz’ın kab­rine girdi ve içinde biraz durdu. Çikmca:

(Yâ Resûlallah niye kabirden geç çıktın?) dediler.

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Seilem) cevaben:

(KabirJia’da daraldı. Genişlemesi için Allah’a dua ettim) diye buyurdu.

Hakim-i Tirmizi ve Beyhaki, İbn îshak yoluyla Ümeyye b. Ab-dullah’dan rivayet ettiklerine göre;

Sa’d’ın bâzı akrabalarmdan, Rasûlüllah‘ın (Sa’d için kabir da­raldı) sözünden ne anladınız diye sorulmuş.

Onlar cevaben:

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve Seilem) ‘e ne kastettiği soruldu, küçük taharetten kusurlu davrandığından dolayı kabir ona sı­kıştı diye buyurdu, demişler.

Taberani, Enes (radıyallahü anh) ’den şöyle rivayet etmişti) :

Rasûlüllah‘ın kızı Zeynep vefat edince Rasûlüllah‘a vardık. Mah­zun olduğunu gördük. Kabrin yanında oturdu ve göğe bakmaya baş­ladı. Sonra kabrin içine indi. Mahzunluğu devam ediyordu. Kabirden çıkınca sevinçli olduğunu gördük. Hemen sebebini sorduk. Cevaben, kabrin darlığını ve Zeyneb’in zayıf olduğunu düşünüyordum. Hafif-lenmesi için dua ettim. Kabul oldu. Amma yine de ins ve cinnin hari­cinde her şeyin duyacağı bir bağırmaya sebeb olan kabir daralma­sından kurtulamadı) buyurdu.

Yine sahih bir senedle Ebû Eyyub’dan rivayet edildiğine şöyle demiştir:

Küçük bir çocuk defin edildi. Rasûlüllah (sallallahü Aley| Seilem) :

Eğer kabir daralmasından kimse kurtulsaydı bu çocuk kurtula­caktı dedi.

Saîd b. Mansûr ve İbn Ebi’d- Dünya Za’zan’dan rivayet ne göre, İbn Ömer (radıyallahü anhüma) dedi ki:

Resûl-i Ekrem kızı Rûkiye’yi defin edince kabrin yanında otur­du. Yüzünden sevinçli olmadığı belirleniyordu. Sonra sevinmeye baş­ladı. Bunun üzerine Ashabı Kiram’dan bâzıları sebebini sordular. Cevaben: Kabrin sıkıntısı ve Rukiye’nin zayıflığını hatırladım. Ko­laylaşması için dua ettim, kabri genişledi. Allah’a yemin ederim ka­bir onu öyle sıkıştırdı ki yer ve göklerin arasındaki her şey ısıttı, diye buyurdu.

Hennad b. Sırrı Zühd’de İbn Ebi Melike’den rivayet e göre şöyle demiştir: ,

Kabrin sıkıştırmasından hiç kimse kurtulmaz. S a’d b. Muâz Cennette, bütün dünyadan daha hayırlı mendillere sahip olduğu hal­de yine kabrin ilk sıkışmasından kurtulamadı.(1)

Yine Hennâd’ın, Hasan (radıyallahü anh) ’dan rivayet ettiğine göre:

Rasûlüllah CSallailâhû aleyhi ve sellem) Sa’d b. Muâz defin edilince şöyle buyurdu:

Sa’d kabirde öyle sıkıştırıldı ki, bir kıl kadar înceldi. Allah’dan bu sıkıştırılmanın kolay geçmesi için dua ettim.

Ve bu sıkışmanın sebebi de bevl’den kendini korumadığındandır.

İbn Saicl, Saîd’el Makberi’den rivayet edip dedi ki:

Eğer kabrin sıkıştırmasından bir kimse kurtulsa idi Sa’d, de kur­tulacaktı. O kabirde öyle sıkıştırıldı ki kaburgaları birbirinden geçti. Bunun sebebi ise küçük abdeste dikkat etmediğidir.

Abdürrezzak …Mücahid’den rivayet edip dedi ki, peygamber­den duyduğumuz en şiddetli hadis, Sa’d ile ilgili hadis ve kabir du­rumunu bildiren hadistir.

Ali b. Mabed (Taat ve İsyan) kitabında îbrâhim el-Ganeyi ta­rikiyle bir adamdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

Ben Âişe (radıyallahü anhâ) ’nın yanmda idim. O anda oradan bir çocuğun cenazesi geçiyordu. Âişe (radıyallahü anhâ) ağladı, Ömer b. Şeybe, Enes (radıyallahü anh) ‘den rivayet ettiğine gö­re;

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) :

Kabrin şiddetinden Esed’in kızı Fâtıma’dan başka hiç kimse kur­tulamadı, diye buyurdu. Oğlun Kasım da mı kurtulmadı? diye sor­dular:

Hayır oğlum İbrahim de kurtulmadı, diye buyurdu. İbrahim oğullarının en küçüğü idi. |

Başka bir rivayette Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Sa’d’ın kabri başında ayakta iken şöyle buyurdu:

Sa’d öyle bir sıkıştırıldı ki, eğer ameliyle biri kurtulsa idi Sa’d kurtulacaktı.

İbn Asakir ve İbn Ebi’d- Dünya, Abdulmecid b. Abdülaziz’den, o da babasından rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir:

İbn Ömer’in kölesi Nâfi sekerâta girince ağlamaya başladı, ni­ye ağlıyorsun? diye sorulunca s

(Sa’d b. Muâz’ı ve kabir şiddetini hatırladım) dedi.

Zübeyr b. Bekkâr (Münkıyat) adlı kitapda îbrâhim b. Muhammed b. İshak’dan rivayet ettiğine göre Abdullah b. şöyle dedi:

Sa’d b. Muâz vefat etti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de cenazeye hazır bulundu. Cenazeyi kabre taşırlarken Rasûlüllah geride- gecikti. Bunun üzerine (sahabeler) durdular ve Rasûlüllah onlara kavuştu.

(Ashap) neden geride geciktiğini sordular

Rasûlüllah cevaben: (Sa’d’m kabirde sıkıştırıldığını işittîitt de onun için geciktim.)

Onlar:

(Yâ Resûlallah, Arş Sa’d için sallandı. Bu durumda olan bir kim­se kabir sıkıntısını çeker mi?) diye sordular.

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) :

(Evet. Sa’d mi efdal, yoksa Zekeriya Peygamber mi efdaldır? Al­lah’a yemin ederim ki, Zekeriya arpa ekmeğinden bir defa doyun­caya kadar yediği için o da kabir daralmasını çekmişti,) dedi.

Ben diyorum ki bu hadis Münkerdir. Senedinde iki halka kopuk­luk var ve meşhur olan odur ki, peygamberler kabir cezasını çek­mezler.

Ebu’l-Kasim es-Sadi (Ruh) kitabında demiş ki:

Ne salih, ne de salih olmayan hiç kimse kabrin daralıp sıkıştır­masından kurtulmaz. Mümin ile kâfir arasındaki fark ise, kâfirin sıkıştırılması devam eder, müminin ise başta daralır, sonra ferah­lanır.

Hakim et-Tirmizi demiştir ki:

Kabir sıkıştırılmasının sebebi kulların mutlaka bir hatayı işle­meleridir. Kabrinde sıkıştırılması bu hatâya keffârettir. Sonra rah­met imdada gelir.

Sa’d küçük abdestten taksirat yaptığı için sıkıştırıldı.

Peygamberler hakkında ise kabrin sıkışmasını bilmiyoruz-ve ma­sum oldukları için onlara sual de yoktur.

İmam Sübki, (Bahr’ül-Kelâm) da dedi ki:

(Muti) kullara kabir azabı yoktur, ancak kabrin sıkışması vardır. Kul, bunun şiddet ve korkusunu hisseder. Çünkü gerektiği gibi ni­mete şükür etmemiştir,

İbn Ebi’d- Dünya, Muhammed et-Teymi’den rivayet ettiğine göre şöyle denilmiştir:

Kabir azabının sebebi kabrin insanların anası olmasındandır. Ve insanlar ondan yaratılmışlar. Uzun zaman analarından uzakta kaldıklarından kabir, ananın kucaklaması gibi, onları kucaklar. Tıp ki çocuğunu bulmuş ana gibi… İşte kim ki, Allah’a itaat etmişse, bir onu şefkat ve yumuşaklıkla kucaklar. Kim ki, isyan etmişse kg bir onu kızgınlık içinde kucaklar. Kabir bu işi Allah için yapar. (2)

Faidelî Bir Mesele

Bâzı âlimler demişler ki;

Kim bir günahı işlese o günahın cezasından on şeyle muaf bilir.

Tevbe edip istiğfar ederse… o günaha bedel iyiliklerde bulunup günahin yok olmasına çalışırsa…

Ve dünyada musibete düçâr olup, günahına kefaret olursa… Ve­ya kabirde sıkıştırılıp günahına kefaret olursa… ,

Mümin kardeşleri onun için duada bulunsa… veya onun için istiğfarda bulunsalar… veya amellerinin sevabını ona hediye etse­ler… veya kıyamette şiddetlere düçâr kalıp günahına kefaret olur­sa;… veya peygamberin şefaati imdadına yetişirse… Bu on şekilde kurtulabilir.

Beyhakî, İbn Mende, Deylemi, İbn Necar, Saîd b. Müseyyib (radıyallahü anh) ‘dan rivayet ettiklerine göre, Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘a şöyle demiş­tir:

— Yâ Resûlallah; Bana Münker-Nekirin sesinden ve kabrin sı­kıştırmasından söz ettiğinden bu yana hiç bir şeyden yararlanamı­yorum.

— Ey Âişe! Münker-Nekir’in sesi, müminler kulağmda gözdeki sürme gibidir. Kabrin sıkıştırması ise şefkatle ananın kucaklaması gibidir. Çocuğu başının ağrıdığını ona anlatır. O da yumuşaklıkla ba­şını okşar. Fakat Ey Âişe, ne yazık o kimselere ki, Allah’dan şikâyet ederler. Taş, yumurtanın üstüne düşüp onu ezdiği gibi kabirlerinde ezilirler.

Ebû Nuaym’in (Hilye) de Abdullah b. eş-Şağir’den rivayet etti­ğine göre, Resûluliah (sallallahü aleyhi ve sellem) dedi ki:

Son hastalığında kim İhlâs sûresini okursa kabir fitnesinden emin kain- ve kabrin darahp sıkıştırılmasından da emin kalır. Kıyamet gününde melekler onu avucuna alarak Sırattan geçirip Cennete korlar.

İbn Ebi’d- Dünya, (Kabirler) kitabında demiş ki:

Ölünün kabirde ilk olarak hissettiği şey, ayaklarının yanında bir kımıldanmanın varlığıdır. O zaman meyyit bağırıp o şeye neci­sin diye sorar, cevaben:

(Ben senin amelinim) diye söyler.

İbn Ebi’d- Dünya, Yezid, er-Rakkaş’dan rivayet ettiğine göre O demiş ki:

Ölü kabre konulunca amelleri onu sarar. Cenab-ı Hak (celle celâlühü) onun amellerini konuşturur. Onlar;

(Ey bu çukurda dostlarından ayrılıp yalnız kalan kul! Bugün bizden başka dost ve arkadaşın yoktur) derler.

Ata b. Yesar’dan rivayet edildiğine göre Meyyit kabre bırakılınca ilk olarak ona varan şey amelidir. Sol baldırına dokunup, (senin amelinim) der. Meyyit kendi amelinden sorar:

— Benim ehlim, çocuklarım, aşiretim ve nimetlerim nerde kal­dılar?

Ameli cevaben:

— Onlar seni unutup terkettiler. Benden başka seninle kabre giren olmadı, der.

Meyyit o zaman:

— Keşke dünyada seni ehlime, evladlarana ve aşiretime tercih etseydim, der.

Başka bir rivayette de ölü kabre girince dünyada Allah’daiî baş­ka neden korkmuşsa o şeyle korkutulur. O şey ona temessül eder.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler