Sual: Musa Carullah Bigiyef (Fahr-i kainat efendimiz, pek güzel olarak buyuruyor ki (Akıl ile nakil çatışırsa, akla uymalıdır). Dinin ihtiyaca göre değiştirilebileceği buradan anlaşılmaktadır) diyor. Buna ne cevap vermeli?

Cevap: Evet, aklın erdiği, gösterdiği bir hakikat, hiç değişmez. Bunun için, aklın gösterdiği delil ile naklin değiştirilebileceğini, İslam âlimleri bildirmektedir. Fakat, naklin bildirdiğini değiştirmeye sebep olacak delili ortaya koymak, mantık ilminden haberi olmayan bu reformcunun aklı ile olamayacağı da meydandadır. Resûlullah, İslam bilgilerini ikiye ayırttı: (İlm-i ebdan) ve (ilm-i edyan). Yani, madde, fen bilgileri ve din bilgileri. Din bilgileri, yalnız nakil ile anlaşılır. Bunların kaynağı, Kur’ân-ı Kerîm ile hadis-i şeriflerdir.

His organları ile anlaşılan şeylerin bir sınırı vardır. Bu sınırların dışında olan bilgiler his organlarımız ile anlaşılamaz veya yanlış anlaşılır. Bundan başka, insanların his etme kuvvetleri çok yerde hayvanlardan daha zayıftır. His organlarımız ile anlayamadığımız şeyleri, akıl ile bulur, anlarız. Bunun gibi aklın da bir anlayış sınırı vardır. Bu sınırın dışında olan bilgileri, akıl bulamaz ve anlayamaz. Akıl, erişemediği şeyleri anlamaya kalkışırsa yanılır, aldanır. Böyle bilgilerde akla güvenilemez. Mesela, Allahü teâlânın sıfatları, Cennette ve Cehennemde olan şeyler, ibadetlerin nasıl yapılacağı ve din bilgilerinin çoğu böyledir. Akıl bunlara eremez. Bu bilgilerde akıl ile nakil çatışırsa, nakle uyulur, aklın yanıldığı anlaşılır.

Kur’ân-ı Kerîmde 4 şey bildirilmektedir: İman, Ahkâm, Kısas ve Ahbar. İnanılması lazım olan bilgilerde hiç değişiklik olamaz. Her Peygamberin, her ümmetin inanışı hep birdir. İnanışları arasında hiç ayrılık yoktur. İkincisi olan ahkâm, Allahü teâlânın emirleri ve yasaklarıdır. Yapılması ve sakınılması emredilen ahkamda değişiklik olabilir. Fakat, bu değişikliği yalnız Allahü teâlâ yapmış ve Peygamberleri ile değiştirmiştir. Kısas demek, geçmiş insanların, ümmetlerin hallerini, yaşayışlarını anlatmak demektir. Ahbar ise, geçmişte olmuş ve gelecekte olacak şeyler demektir. Mesela, canlıların su ile yaşadığı, kıyamet alâmetleri, Cennette akar suların bulunduğu haber verilmiştir. Kısas ve haberlerde değişiklik olmaz. Din bilgileri arasında birbirleri ile çatışır gibi olanları görülürse, bunlar yine akla uydurulmaz. Birbirlerine uydurulmaya çalışılır. Bunlar arasında, birkaç türlü anlaşılabilen bir bilgiyi, açıkça bildirilmiş olan başka bilgi ile çatışmayacak şekilde anlamalıdır. Burada akla düşen vazife, böyle bilgileri, açıkça anlaşılabilene uygun anlamaktır.

İslam ilimlerinin ikincisi olan fen bilgilerine gelince: Bunlar, his organları ile ve bu organlara yardımcı aletlerle gözetleyerek, inceleyerek ve hesap ederek ve deneyerek anlaşılan bilgilerdir. Bunların hepsi akıl ile zeka ile yapılır. Hepsinde aklın bulduğuna güvenilir. Nakil ile fen bilgisinde çatışma olduğu zaman, akla uyulur. Yani nakil, akla uygun olarak açıklanır. Reformcunun işitmiş olduğu hadis-i şerif, işte bunu beyan buyurmaktadır. Fakat fen adamı görünerek, fen ile değil de hislerle, ihtiraslarla konuşan fen taklitçisi, din ve ahlak düşmanı yalancılara inanmamalıdır. İslam âlimleri, akla çok kıymet verdikleri hâlde, bunlardan Şeyh-i ekber hazretleri, (Fütuhat) kitabında nakli akıldan üstün tutuyor. Reformcuların ustası olan ve akla hürriyet vermeli diye bar bar bağıran moskof Musa Bigiyef, İslam âlimlerine karşı ağzına geleni söylerken, Şeyh-i ekbere, yine yüksek bir yer vermektedir.

Ayet-i kerime ile fen çatışırsa ne yapmak lazım gelir diye sorulursa, Kur’an-ı Kerim bir fen kitabı değildir, insanlara dünya ve din saadetini gösteren bir mukaddes kitaptır. Fen bilgilerinde akla uyulur, fen ile dinin söylediği birbiriyle çatışmaz. Çatışıyorsa fen öyle söylemiyor demektir. Mesela insanları maymundan geldiğini fen söylemiyor. Bu bir faraziyedir, teori bile değildir. Fenni bir malumat, kati olarak ispatlanırsa, bu sefer ayet buna göre tevil edilir. Kur’an-ı kerimde, “Rahimlerde ne olduğunu Allahtan başka kimse bilmez” buyuruldu. Bugün fen, bazı aletler vasıtasıyla çocuğun erkek mi, dişi mi olduğunu bilebiliyor. İnsanların bildiği bir şey gayb olmaz. O zaman bu âyet-i kerimeyi tevil etmek lâzımdır. Çünki nakille akıl karşı karşıya geldiği zaman, akla uygun izahat yapılır. Eğer ana rahminde çocuğun erkeklik ve dişilik uzuvları tespit edilebilirse, bu gayb olmaktan çıkar. Peki o zaman bu âyet-i kerime nasıl tevil edilir? Ana rahmindeki çocuğun saîd mi; şakî mi olacağını kimse bilemez.

 

Tavsiye Yazı –> Dini mevzular akıl yürütülerek anlaşılabilir mi?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler