Sual: Kazanlı Musa Carullah Bigiyef, Osmanlılar zamanında yazdığı kitabında (Allah’ın, Peygamberi vasıtasıyla gönderdiği İslamiyet, ilim üzerine kurulmuş idi. İnsan hayatını düzeltiyor, sosyal nizam kuruyordu. Medeni hareketleri birer birer bildiriyordu. Adalete ve menfaate dayanan bir iş hayatı kuruyordu. Böyle iş hayatı İslamiyetin kuvvetini arttırdı. Kıtalara yayıldı. Sonraları İran’daki zevk, eğlence, sefahet, müslümanlar arasına yayıldı. Bundan sonra, daha büyük bir fitne ortaya çıktı. Yalnız düşünce ve teorilere dayanan Yunan felsefesi tercüme olundu. İş ve madde üzerinde çalışmak durdu. İslamiyet yalnız teorik, vehim ve hayale dayanan bir hal aldı. Müslümanların saf imanı İlm-i kelam denilen dedikodularla karmakarışık oldu. Böylece sosyal, ekonomik ve medeni çalışmalar durdu. Camilerde, medreselerde, evlerde ve her yerde boş, faydasız teorilerle, düşüncelerle vakit geçirildi. Müsbet ilimleri kötüleyen kelam kitapları her tarafa yayıldı. Faydasız düşüncelere, lüzumsuz yazılara İslamiyet adı verildi. Gazali’nin Tehafüt kitabında ve İbni Rüşt gibi filozofun buna olan cevabında kıymetli bir söz, faydalı bir fikir var mı? Geometri ve astronomi alimi olan Nasireddin-i Tusi’nin kitaplarında ve bu kitapları öven veya kötüleyen binlerle kişinin eserlerinde bulunan hezeyanları bugün kim dile alır, kim yazar? Eş’arî mezhebi imamlarının, Allah’ın sıfatları, fiileri ve insanın irâdesi diye yazdıkları sayısız kitaplarında ve şiîlerle sünniler arasındaki edepsizce çekişmelerde müslümanlık denecek bir şey bulunabilir mi? Teftazani’nin kitapları ve bunların bütün dünyaya yayılmış şerhleri, haşiyeleri ve fıkıh, kelam, mantık, usul, tefsir, nahiv, sarf, hikmet kitaplarında akıldan, fikirden, müslümanlıktan bir şey var mı?) diyor. Buna ne demek lazım?

Cevap: Musa ismindeki Moskof Bigiyef’in bu yalan yazıları, bizdeki dinde reformcu yobazlar tarafından tekrar yazılmış ve her fırsatta alkışlanmış ve ona (İslamiyetin Luther’i) denilmiştir.

Dinde reformcuların, diplomalı yobazların maskeli sözlerinden biri de: (İnsanları iyiliğe, birliğe götürmek için en kuvvetli, en faydalı kuvvet dindir. Dinsiz bir millet yaşayamaz) diyorlar. Fakat sözlerinden, yazılarından sızan parolalı kelimelerden, dine inanmadıkları anlaşılmaktadır. Mesela (Şarklılar çok zeki olur. 6.000 seneden beri, insanların ruhlarını ve maneviyatını idare eden kudsi eller, hep Ortaasya’da yükseldi. Tapınmak ihtiyacında olan beşeriyete şarkın keskin zekaları mabudlar yarattı ve yadigar bıraktı. Şarktaki zekalar, madde üzerinde çalışmak imkanını bulmayınca, hayalleri çok geniş ve parlak oldu. Bunun için, şiir, felsefe, ilim-i nücum, ilim-i ruh, simya, sihir, mucize, keramet gibi şeyler, doğuda başladı ve dünyaya yayıldı. Bununla beraber, güzel huylar, iyi düşünceler, manevi oldukları için, bunları kuvvetlendirecek, din gibi faydalı bir şey yoktur. İnsan, dinsiz yaşıyamaz) diyorlar.

Görülüyor ki dinde reformcular, İslamiyetin Allah tarafından, Peygamber vasıtasıyla bildirilmiş bir din olduğuna inanmadıkları hâlde, güzel ahlakın, iyi geçinmenin ve dünya işlerinde yükselmenin başarılması için, din lazımdır diyorlar. Kısaca dine, dünya için inanmalıdır diyorlar. Dinin aslı olmamakla beraber, iyi huylu olmak, sosyal faydalar sağlamak için, dine inanmak icap eder diyorlar. Bu inanmak, yalancıktan olduğu hâlde, faydası çok olmak için, doğru imiş gibi inanılacaktır. (Yalancıktan olsa da, inanmak lazımdır) demeleri, Avrupalıların ve Amerikalıların, dinlerine çok saygılı olduklarını gördükleri için olsa gerektir.

Her ne olursa olsun, İslam düşmanları da, dinin lazım olduğunu söylemeye mecbur kalmaktadır. Çünkü, insanları cazibesi ile bağlayan ve işlerini düzenlemeye mecbur eden bir kuvvet kutsileşmedikce ve kutsiliği yayılmadıkça zayıf kalır.

İyi huyları ilim yolu ile de yerleştirmek isteyenler vardır. İlim, ahlakı bir fazilet olarak göstermektedir. Fakat, bu bir teori şeklinden ileri gidemez. “Kurtuluş ancak doğruluktadır” hadis-i şerifindeki kuvvet derecesine ulaşamaz. Bu kadar lüzumlu, bu kadar faydalı olduğunu söyledikleri dinin aslı yoktur denilebilir mi? Bir şeye inanılmadığı hâlde, inanmış gibi hareket etmek olur mu? Bunların sözü, doğru ile yalanın eşit olacağını kabul etmek gibi mantıksızdır.

İnsanları vecde getirici, insanın varlığına ve ahlakına bu kadar çok hakim bir şeyin aslı olmaması, insanlar tarafından yapılmış olması nasıl kabul edilebilir? İnsanlar mı dine tabi olacak? Yoksa dini insanlar mı yapacak? İnsanların kendi yaptıkları şeylere tapınmaları, sapıklıktır. Bu sapıklık İslamiyetten evvel putlara, yani heykellere tapmış olanlarda vardı ve onların aşağı ve akılsız olduklarını gösteriyordu.

Sual: Reformcu yine diyor ki (Son asırlarda insanları birbirine kuvvetle ve emniyetle bağlamak için bulunan altın zincir, yani milliyet fikri, bir gün gelip de, kopacak olan kaba zincirin yerini tutacaktır. Eğer din kardeşliği yerine milliyet, vatan düşünceleri yerleşseydi, gençlik mevcut olabilirdi.)

Cevap: Dinde reformcunun dine inanması doğru olsaydı, dini, milliyet ile ve terbiye etmek ile karşılaştırmazdı. Milli birlik için (işlenmiş altın zincir) sözüne karşılık, din kardeşliği için (kaba zincir) diyemezdi. Reformcuların sözlerinden anlaşılıyor ki din, cahil halkın ahlakını düzeltecektir. Bunlar yalancıktan değil, doğru olarak inandırılacaklardır. Milleti, koyun sürüsü gibi kendilerine bağlamak için, dine yer vereceklerdir. Onları inandıracaklar, fakat kendileri inanmayacaklardır. Dini her gün yeni bir kalıba sokabilecekler. Bunlara göre, milletin ahlakı din ile düzelecek ve dinsiz olan ilericiler iyi huylu olamayacaklardır. Reformcular, yoksa kendilerinin iyi huylu olmasına lüzum görmüyorlar mı?

Tavsiye Yazı –> Kur’an-ı Kerimden kimler hüküm çıkarabilir?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler