Sual: Sünnet üzere dini nikah nasıl yapılır?

Cevap: Sünnet üzere nikah yapmak: 2 veya daha çok sâlih müslüman erkek toplanır. Erkekler arasında hiçbir kadın bulunmamalıdır. Düğünde de, erkekler ayrı evde, kadınlar başka evde toplanmalıdır. Gelini, kapalı bile olsa, yabancı erkeğe göstermek haramdır. Önce erkek ve kadın tarafından birer kişi konuşma yapmalıdır. Konuşmadan sonra, kadının vekili mehir olacak altın sayısını söyler. Erkek kabul etmezse, bir sayıda uyuşulur. Sonra, kadının velisi veya müslüman olan vekili:

(Bismillah velhamdü lillah, vessalatü alâ Resûlillah) dedikten sonra, damada karşı: (……)nın kızı (……)yı, sana zevceliğe verdim. Velisi [veya vekili] bulunduğum (……) kızı (……)yı, [mesela 10 Reşad altını] (Muaccel) [yani peşin] mehir ile ve [mesela 20 Reşad altını] (Müeccel) [yani sonra vermek üzere] mehir ile sana zevceliğe verdim der. Damad yok ise, bunları damadın vekiline söyler ve söylerken, sana demeyip, (……) oğlu (……)ya verdim der. Bu sözlere (icab) yani teklif denir. Sonra damad şöyle cevap verir: Ben bu nikahı, söylenen bu mehir ile kendim için kabul ettim. Eğer damad yoksa, vekili cevap vererek, ben bu nikahı vekili bulunduğum (…..) oğlu (……) için söylenen bu mehir ile kabul ettim der. Mehir miktarını söyleyerek cevap verilmesi iyi olur. Bu cevaba (kabul) denir. Böylece icap ve kabul ile İslam nikahı olur. [Mehir parasını bir kağıda yazıp ve damad ile 2 şahit altını imzalayıp zevceye teslim etmek müstehaptır. Mehir parası kul hakkıdır. Erkek zevcesini boşarken, zevcenin bu hakkını ödemezse, dünyada hapse, ahirette de Cehenneme girecektir. Mesela 20 altın lira veya 1 Reşad altını 90.000  lira kıymetinde olduğu zaman, 2 milyona yakın kağıt lira ödemek ve çocukların nafakaları için annelerine her ay geçim parası vermek, yani ikinci bir evin geçim masrafını yüklenmek, çok kimsenin yapabileceği bir şey değildir. Görülüyor ki Allahü teâlâ boşamak hakkını erkeğe vermiş ise de, bir müslümanın bunu yapmasını çok ağır şarta bağlamış, hatta imkansız kılmıştır. Boşamak hakkı kadınlara bir göz dağı olmaktan ileri gitmemekte, ancak erkeğin ev idaresindeki vazifelerini yapabilmesine kuvvet vermekte, yardımcı olmaktadır. Boşamak hakki zâhiren erkeğin elinde, hakikatte ise, her zaman zevcenin elindedir. Bir mümin zevcesini boşamak isteyince, çok az kimsenin kazanabileceği parayı ve senelerce devam eden nafakaları ödemek veya dünyada hapishanede kalmak, ahirette de Cehennemde yanmak korkusu, önüne dağ gibi dikilir. Kadın boşanmak isteyince, mehrini hediye, helal edip, na-hoş hareketleri ile zevcini talak vermeye mecbur edebilir. Zevcenin boşanması bu kadar kolay olduğu hâlde, aile hayatının kudsiyetini ve zevcin zevcesi üzerindeki haklarını bilen bir müslüman kadını, mukaddes yuvasını yıkmak günahına girmeyi ve böylece dünyada sefil ve rezil, ahirette de azâba müstehak olmayı elbet istemez. Boşanan kadın, hiç kimseye bir şey vermeye mecbur değildir. Ona zengin akrabası bakmaya mecburdur. Kimsesi yoksa, Beytülmal bakar. Sâlih bir mümin ise, zevcesini boşayınca çocuklarına nafaka vermek ve yeni evini geçindirmek için devamlı çalışıp, kazanmak mecburiyetindedir. Dinsizlerin, mezhepsizlerin ve câhillerin, İslamiyete uymayan yanlış, bozuk hareketlerini ileri sürerek, İslamiyete dil uzatmamalıdır.]

İslam nikahının sahih olması için, damadın ve gelinin müslüman olmaları şarttır. Yani imanın ve İslâmin şartlarını bilmeleri ve inanmaları lâzımdır. İmanları şüpheli ise, nikah yapacak olan kimse, Besmele, hamd ve salavât okuduktan sonra, imanın altı ve İslamın 5 şartını birer birer söyler. Her birini damada ve geline de söyletir. Allahü teâlânın sıfat-ı zatiyesini ve sıfat-ı sübutiyesini, Peygamberlerin, meleklerin mühim özelliklerini, kabir ve kıyamet bilgilerini, sırası gelince, orada söyler ve tekrar ettirir. Bunlara inandık, îman ettik, müminim, müslümanım elhamdülillah dedirir. Sonra damattan veya vekilinden başlayarak nikahı kıymalıdır.

Reddü’l-muhtar’da buyuruyor ki “Bir arada bulunan kadınla erkeğin, yazı ile nikah yapması câiz olmaz. Karşı karşıya olmayınca, birinin mektup gönderip, ötekinin 2 şahit yanında mektubu okuyup, söz ile kabul etmesi câiz olur. İkisinin de, yazı ile bildirmesi olmaz. Erkekten gelen mektubu, kadın, 2 şahite okur veya anlatır. Şahit olunuz! Ona zevce olmayı kabul ettim der. Kadının, mektubu şahitlere okuması, erkeğin şahitler yanında söz ile teklif etmesi gibi olur”.

İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh”, nikah şahitlerini anlatırken buyuruyor ki (Bütün akidlerde [sözleşmelerde] olduğu gibi, nikah için birini vekil yaparken de, 2 şahit bulunması lazım değildir. Fakat, her akidde 2 şahit müstehaptır. Nikah yapılırken ise, şarttır, lâzımdır. Ödünç vermekte de, 2 şahit vâcibdir denildi. Ticaret, vekalet ve bütün akidlerde senet yazmak şart değil ise de, ödünç vermekte lazım, nikahta da müstehaptır. Vekil yapmakta ve nikahta, şahitlerin [ve vekil yapılacak zâtın] kadını tanımaları lâzımdır. Yanında iseler, yüzünü görmeleri iyi olur. Başka odadan sesini duyarlarsa, kadın odada yalnız ise, câiz olur. Nikah kıyılırken, velî veya vekil şahitlerin bildiği kadının yalnız ismini söyler. Şahitlerin tanımadıkları kadının, babasının ve dedesinin adını da söylemesi lâzımdır. Tanımak, kimin kızı ve hangi kızı olduğunu bilmek demektir. Şahsını, şeklini bilmek değildir. Küçük kızın babası, kızının nikahını kıymak için, bir zata emreder. O vekil olan da, bir başkası yanında nikah yaparsa, baba da hazır bulundu ise, câiz olur. Çünkü, vekilin nikah yapması, babanın yerine olur. Kendi şahit yerini tutar. Baba hazır bulunmazsa, câiz olmaz. Büyük [baliğa] kızın babası veya başka bir vekili, bir adam yanında, kızı nikah yaparsa, kız da hazır ise, câiz olur. Çünkü, velînin ve vekilin sözünü, kız söylemiş gibidir. Velî veya vekil, şahit yerine geçer. Bir adam bir kimseye, (Kızını bana zevce olarak verdin mi?) derse, o da (Evet) veya (Zevce olarak verdim) derse, nikah olmaz. Birinci adâmın tekrar, (Kabul ettim) demesi lâzımdır. Çünkü, önce sormuştu. Soru ile sual ile vekil yapılmaz. (Kızını bana zevce olarak ver!) deseydi, olurdu. Çünkü, emir ile vekil yapmış olur. Bu vekilin cevabı, iki taraf adına söylenmiş olup 2 şahit de varsa, nikah tamam olur. Vekil, kızın babasının adını yanlış söylerse, nikah sahih olmaz. Bir adam, birçok kimseyi, bir kızı almak için gönderse, içlerinden biri, kızın babasına söyleyip, babası veya velisi verse, sahih olur. Çünkü, içlerinden söyleyen vekil olmuş, ötekiler şahit olmuştur.

Bir adam, bir kimseyi (Filan kızı, bana şu kadar altın mehir ile iste) diyerek vekil etse, vekil, daha çok mehir söyleyerek istese ve böylece nikah yapılsa, fazlasını vermek lazım gelmez. Adam, isterse fazlasını kabul eder. İsterse nikahı fesheder. Düğünden sonra haber alıp feshederse, Mehr-i misl vermesi lazım olur. Allahü teâlâ ve Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” şahittir diyerek yapılan nikah sahih olmaz. Küfür olur diyenler de vardır.)

Mecmua-i Zühdiyye’de diyor ki: 2 erkek şahidin yanında, erkek, seni zevceliğe aldım diye bir kağıda yazsa, kız da kabul ettim diye yazsa, nikah olmaz. Söylemeleri lâzımdır. Bulunmayan kimsenin, (Seni zevceliğe aldım) yazısını, şahitlere okuyup da kabul ettim derse, nikah olur. Yazıyı okumayıp, yazılmış olduğunu söyleyip, kabul ettim derse, nikah yine olur. Bir erkek, zevce olması için, bir kıza, biri ile haber gönderip, kız da, habercinin sözünü işiten 2 şahit yanında kabul ettim derse, nikah olur. Nikahta icap [yani teklif] ve kabulün aynı mecliste [yani buluşmada] yapılması şart olduğu hâlde, başka yerdeki birinden gelen icap mektubunu, şahitlere bir mecliste söyleyip, kabul ettiğini başka mecliste söylemek câizdir. Bir kadın, kendisini bir adama zevce yapması için birini vekil etse, vekil, bu kadının yanında ve 2 kadın şahit varken nikah yapsa, sahih olur. Başka nikahlısı olmadığını söyleyerek nikahlanan kimsenin, başka zevcesi de olduğu anlaşılırsa, nikah bozulmaz. Yalan olan her şart da böyledir. Bir kadın, kendi üstüne cariye tutmaması şartı ile kendisini bir erkeğe nikahlaması için birini vekil etse, vekil bu şartı söylemeden nikah etse veya kadının bildirdiği erkekten başkasına nikah etse, kadın nikahı reddedebilir. Küçük kızı, babası, ölüm hastalığında, şahitler yanında bir erkeğe nikah edebilir. Kendinden yakın velisi bulunmayan, amcasının kızını, kız küçük ise, kızdan izinsiz, büyük ise, izin alarak, kendine nikah edebilir. Kızın izini ile babası, erkeğin de vekili, 2 şahit yanında nikahlarını yapabilirler. Bir kız, nişanlısı ile nikahlanmaya zorlanamaz.

Akıl ve baliğ olan kızın nikahını yapmak için, velisinin vekil olması şart değil ise de, müstehaptır. Baliğ olmayan oğlan ve kızın nikahı için, velisinin vekil olması veya izin vermesi lâzımdır. Velî, çocuğun mirasını almaya hakkı olan asebedir. Velînin yakınlık [kuvvet] sırası, Şeyhayne göre “rahmetullahi teâlâ aleyhima” oğul, oğlun oğlu, baba, dede, kardeş, amca, amca oğludur. Büyük kızı, velisi izinsiz nikah etse, kız işitince susarsa veya güler veya sessiz ağlarsa, kabul ettiği anlaşılır. Nikahtan önce izin istemekte de böyledir. İzni nikahtan önce istemek sünnettir. Sâlih olan baba ve büyük baba, küçük çocuğu nikaha zorlayabilir ve nikah sahih olur. Bu ikisinden başka erkek velilerin yalnız mehr-i misl ile ve küfv olana sahih olursa da, baliğ olunca hakime bozdurabilirler. Erkek velî yok ise, önce ana, sonra babanın anası, sonra kızı, oğlunun kızı velî olur. Yakın velî hayatta iken, uzak velî nikaha vekil olamaz. Yakın velî, mehr-i misl ile ve küfv olana nikah yapmaz ise, hakim-i şer’ nikahı yapar. Erkek velî, küfvü olmayana varan kadının nikahını hakime bozdurabilir. Bu nikahın zaten sahih olmadığı, (Fetava-i Hayriye)de yazılıdır. (Küfv), erkeğin soyda, malda, diyanatta ve şerefte kadına uygun olması demektir.

(Nimet-i İslam)da diyor ki (Kefaet, kadının erkekte arayacağı şeydir. Erkek 6 şeyde kadından üstün veya müsavi olmalıdır. Aşağı sanatlı erkek, yukarı sanatlı kadına küfv olamaz. Maaş, ücret ile çalışmak da böyledir. Fıskı yayılmış olmasa da, fasık erkek, sâliha kıza, hatta sâlih kimsenin kızına küfv olamaz. Zevcin, mehr-i muacceli ve 1 aylık nafakayı verecek iktidarda olması lâzımdır. Böyle erkek, daha zengin kadına küfvdür. Bu şartlar, nikah yaparken bulunmalıdır. Sonra zail olabilir. Köylü, şehirli kıza küfvdür. Mehr-i mislden az mehir ile nikahlanan kızın velisi, mehri tamamlatabilir veya hakime nikahı fesh ettirir).

Vekil olmayan herhangi bir kimse, bir adâmın nikahını yapsa veya bunun zevcesini boşasa, adâmin işitince kabul veya reddetmesine bakılır. Kölenin zevcesini, efendisi boşayamaz. Bir adam, zevcesini boşamak için, bizzat zevceyi veya başkasını vekil edebilir. Bu da 3 türlü olur: Birincisi, (Temlik) olup zevc zevcesine, talak niyeti ile (Sen nefsini ihtiyar et) veya (İşin elinde olsun) yahut niyete lüzum olmadan (Kendini boşa) der ve vakit bildirmezse, kadın o mecliste, vakit de bildirdi ise, o vakit içinde, kendini boşayabilir.

Nikahta bulunanlara, şeker, meyve veya şerbet gibi tatlı verilmesi, düğünde ise, etli ve tatlı yemek vermek ve düğün ziyafetine çağırılınca, yemeye gitmek, def, davul çalarak düğünü tanıdıklara duyurmak sünnettir.

Nikahta imâm bulunması, belli şeyler okuması şart değildir. Bu, imâm nikahı değildir. İslam nikahıdır. Evlenecek bir müslüman, önce belediyede evlenme memurluğuna başvurup, gerekli kanuni muameleleri tamamlamalı, evlendiğini nüfus cüzdanına yazdırmalıdır. Kanuna uygun işi bitirdikten sonra, düğünden önce, İslam nikahı da yapılır. Allahü teâlânın emri yerine getirilmiş olur. Kanuna uygun evlenmeyen, suç işlemiş olur. İslam nikahı yapmayan, günah işlemiş olur. Bunlara aldırış etmeyenin cezası, katkat çok olur. Müslüman, suç ve günah işlememelidir. Suç işliyerek cezaya çarpılmak da günahtır.

Sual: Osmanlılar zamanında nikah nasıl yapılırdı?

Cevap: Osmanlılar zamanında, İstanbul’da nikah şöyle yapılırdı:

Nikah yapacak efendi, önce zevcenin adını, mesela Fâtıma bint-i Ahmed yazar. Sonra zevcenin vekilini, mesela Ali bin Zeyd yazar. Sonra 2 erkek şahitin adını yazar. Sonra zevcin adını, mesela Ömer bin Hüseyin diye yazar. Sonra, zevc yoksa zevcin vekilinin adını yazar. Sonra, iki tarafa sorarak, uyuştukları mehr-i müecceli yazar. Sonra, istiğfar okur. Euzü Besmele okur. (Elhamdü lillahillezi zevvecel ervaha bil eşbah ve ehallennikaha ve harremessifah. Vessalatü vesselâmü alâ resûlina Muhammedinillezi beyene-l-harame ve-l-mubah ve alâ Âlihi ve Ashâbi-hillezine hüm ehlüssalahi velfelah) der. Euzü Besmele çekip, Nur sûresinin 32. ayetini okur.

(Sadakallahül’azîm) deyip, kale Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, (En-nikahü sünneti femen ragibe ân sünneti feleyse minni) sadaka Resûlullah. (Bismillahi ve alâ sünnet-i resûlillah). Allahü teâlânın emr-i şerifi ile ve Peygamberimiz hazret-i Muhammeden-il Mustafa efendimizin sünnet-i seniyesi ile ve amelde mezhebimizin imamı, İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe hazretlerinin ictihadı ile ve hazır olan müslümanların şahadetleri ile vekili olduğun Fâtıma bint-i Ahmed’i, …… lira mehr-i müeccel ve aralarında malum olan muaccel ile talibi olan Ömer bin Hüseyin’e tezvice, [helallığa vermeye] vekaletin hasebi ile verdin mi der. Sonra zevcin vekiline dönüp, yine (Bismillahi ve alâ)dan başlayıp okur. Sen dahi, Fâtıma bint-i Ahmed’i, …… lira mehr-i müeccel ve aralarında malum olan mehr-i muaccel ile vekili olduğun Ömer bin Hüseyine, vekaletin hasebi ile aldın mı? der. Her ikisine üçer kere sorar ve cevap alır. Ben dahi akd-i nikah ettim der. Sonra, şu duâyı okur:

(Allahümmec’al hazel akde meymunen mübareken vec’al beyne-hüma ülfeten ve mehabbeten ve karara ve lâ tec’al beyne-hüma nefreten ve fitneten ve firara. Allahümme ellif beynehüma kema ellefte beyne Ademe ve Havva. Ve kema ellefte beyne Muhammedin “sallallâhü aleyhi ve sellem” ve Hadice-tel-Kübrâ ve Âişe-te ümm-il müminine “radıyallâhu anhüma”. Ve beyne Aliyyin “radıyallâhu anh” ve Fâtıma-tez-zehra “radıyallâhu anha”. Allahümme ati le-hüma evlaten sâlihan ve ömren tavilen ve rızkan vasian. Rabbena heb lena min ezvacina ve zürriyyatina kurrete ayünin vec’alna lil müttekine imama. Rabbena atina fiddünya Hasenâten ve fil ahireti Haseneten ve kına azabennar. Sübhâne rabbike…). Sonra Fâtiha der. Bu duâyı Peygamber efendimiz ve bütün Âlimler, Veliler okudular. Bunu okuyunca, zevc ve zevce arasında, ölünciye kadar muhabbet mevcûd olur. Rahat ve huzur içinde yaşarlardı. Evlerinden bereket eksik olmazdı. Nikah yapan Zât, zevc ve zevcenin nüfus kağıtını alıp, 2 şahit ile imâm efendiye gider. İmam efendinin vereceği (Nikah vesikası)nı doldurup, kendisi ve 2 şahit imzalar. İmam efendi, vesikaları tasdik edip, bunları nüfus kağıtı ile ait olduğu nüfus memurluğuna gönderir. Nüfus memuru vesikadaki nikah bilgisini kendi defterine ve nüfus kağıtına kayd eder. Nüfus kağıtını imâm efendiye gönderir. İmam efendi, nüfus kağıtını zevcin kendisine ve zevcenin vekiline verir. Böylece, nikah işi, tescil edilmiş olur.

Nikah eden kimsenin niyeti, zinatan, harama bakmaktan korunmak olmalıdır. Sâlih evlat yetiştirmeyi, Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin çoğalmasını ve Onun nikah sünnetine uymayı niyet etmelidir. Evlendikten sonra, haram mal toplamaya kalkışmak, haram kazanmaya çoluk çocuğu bahane etmek, nikahın sünnet üzere yapılmadığını gösterir.

Müt’a nikahı ve muvakkat nikah, 4 mezhepte de haramdır. Müt’a nikahı, şahitsiz olarak bir kadına belli para verip, belli zaman için beraber yaşamayı sözleşmek demektir. Müt’a nikahının haram olduğunda bütün âlimlerin söz birliği bulunduğu, Mîzanü’l-Kübrâ’da ve İbni Âbidin’de yazılıdır ve (İmâm-ı Mâlik câiz dedi) sözünde yanlışlık olduğunu bildirmektedir. Muvakkat nikah, 100 sene olsa bile belli bir zaman sonra boşamayı söyleyerek, bütün şartlarına uygun yapılan nikahtır. Söylemeyip, yalnız kalbinden geçirse, nikah sahih olur.

Hacca götürecek erkeği olmayan bir kadının, hacca gidebilmek için, hacca gitmekte olan bir erkek ile evlenmesi ve hacdan gelince boşanması da, muvakkat nikah olduğu için haramdır. Kadınların, hacca yalnız gitmeleri de haramdır. Ebedî mahrem akrabasından biri veya zevci yanında bulunmayan kadının 3 günlük yola gitmesi câiz değildir. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’den ve İmâm-ı Ebû Yusuf’tan “rahmetullahi teâlâ aleyhima” gelen habere göre, hür kadının 1 günlük yere mahremsiz gitmesi mekruhtur. 1 günden az mesafeye sâlih erkekler arasında mahremsiz gidebileceği, Fetava-yı Hindiye 5. ciltte yazılıdır.

Ukudü’d-dürriye’de diyor ki Mehir olarak Kurân-ı Kerîm öğretmeyi söylemek sahihtir. Çünkü, karşılığında ücret alınması câiz olan şeyi mehir yapmak câizdir. Bir kimse, zevcesine nafakadan hâriç bir şey gönderince bunun mehir olduğunu söylerse, yemin edince sözü kabul edilir. Mehir söylemeden nikah edilen kadın, halvet ve vaty olmadan önce boşanırsa, zevcin buna müt’a vermesi vâcib olur. Müt’a, entari, manto ve baş örtüsü olup kıymeti mehr-i mislin yarısından fazla olmaz. Zevci ölen kadın, mehr-i muaccelin bir kısmını almadığını söylerse, bunu mirastan alır. Mehr-i muaccelin hepsini almadığını söylerse, bir şey verilmez. Baba, kızına çehiz hazırlayıp sıhhatte iken kendisine teslim ettikten sonra ölse, varisler bundan hak isteyemez. Kızın akrabasının kızı teslim etmek için, başlık olarak damattan aldıkları şeyler rüşvet olur. Damada geri vermeleri lazım olur. Akıl, baliğ olan kız, mehr-i misl ile küfvüne nikahlanırsa, babası, anası ve hiç kimse, buna mâni olamaz. Bakire olarak aldığı kızı, seyibe [dul] bulduğunu söyleyenin sözü kabul edilmez ve mehri geri verilmez. İki bayram arasında nikah yapmak ve düğün yapmak câizdir.

Hamza Efendi Risalesi’nde ve Fetavel-hayriye’de diyor ki “Nikah yapmak için, kızın akrabasının zevcden başlık olarak bir şey istemesi rüşvettir. Alması haramdır. Damad da, vaat ederse, vermesi lazım olmaz. Vermiş ise, geri alabilir”.

Bahrü’l-fetava’da diyor ki “Kadın nikahtan sonra, zevcin cüzzam [miskin] hastası olduğunu anlasa, İmâm-ı Muhammed’e göre nikahını hakime feshettirebilir. Bir kimse, kızına çehiz verdikten sonra, ariyet olarak vermiştim derse, 2 şahit gösteremese, sözü kabul edilmez. Kızı ölürse, yemin edince, kabul edilip, bunları damattan geri alabilir”.

Feyziye fetvasında diyor ki “Mehr-i muaccel, çehiz masrafı olarak düğünden önce verilir. Mangır [yani fülus] rayic [geçer akça] iken, mehir olarak şu kadar bin mangır diyerek nikah yaptıktan sonra, mangır kasid [geçmez] olsa, zevce vefât etse, varislerine kesad günü olan kıymetleri kadar altın, gümüş kıymetleri verilir. Mangır adedince gümüş verilmez. [Kağıt lira da, fülus demektir.] Zevc, nikahtan sonra gönderdiği eşya için, mehir idi derse, zevce de, hediye idi derse, şahitleri yok ise, zevcin sözü kabul edilir”.

Tavsiye Yazı –> Evlenme Bahsi (Mızraklı İlmihal)

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel KitaplarMeâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir?Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir DuâSeyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler