Sual: Papazlar, farz olan Ramazan orucuna da, Beni İsrailin ibâdetlerinden alınmıştır diyerek, itiraz ettikten sonra, “İncil oruca dair bir emir vermemiş ve bu hususta herkesi serbest bırakmıştır” diyorlar.

Protestan papazları şöyle demektedirler;

“Katolik, rum, ermeni ve diğer bazı hıristiyan fırkaları arasında bir nev’ perhiz şeklinde oruç var ise de, bu yahudileri takliddir. Yoksa İncilde asla böyle yapılmasını emreden bir yer yoktur. Protestanlar, böyle ağır bir yükü halka yüklemekten sakınırlar. Sadece kötü niyetlerden ve batıl inançlardan sakınılmasını, halka tavsiye etmişlerdir. İşte, bu gibi zâhiri ve lüzumsuz ameller hususunda, insanları, kendi ihtiyarlarına bırakan bir din, elbette şiddetli emirler ile insanları şekli ve zâhiri amellere mecbur eyleyen bir dinden efdaldir. Zira, kendi rızası ile ibâdet etmek, babasına severek itaat eden çocuğun huyudur. Fakat, şeri emirlerin icap ettirdiği şeylere mecburen itaat etmek, efendisine mecburen hizmet eden kölenin sıfatıdır. Bir ay müddet ile bilhassa, yaz günlerinde, gündüzleri yemeğip içmeyip, mutad olanın tersine, geceleri yiyip içmenin sıhhate zararı pek çoktur. Ayrıca, birçok hastalıkların meydana gelmesine sebep olacağı, tabibler tarafından iddia edilmiştir. Ayrıca bu farz, dünya üzerindeki memleketlerin gece ve gündüz zamanları, birbirlerinden farklı olduğundan, bazı memleketlerin ahalisi için çok, bazı memleketlerin ahalisi için az bir müddet olarak icra edilmektedir. Bu da, Allahü teâlânın adaletine uygun değildir. Bilhassa, 67 arz derecesinde olan memleketlerde gündüz müddeti bir ay, 69 arz derecesinde olan memleketlerde 2 ay ve 73 arz derecesinde olan memleketlerde 3 aydır. Bunun için, bu arz derecelerinde olan memleketlerde yaşıyan müslümanlar için oruç tutmak mümkün olamaz. Her hâlde ve her memlekette bulunan insanlar için münasib ve muvafık olmayan böyle bir dinin, bütün insanlara teklif edilmesi, Allahü teâlânın yüksek hikmet ve mutlak olan adalet-i ilâhiyyesine lâyık olamayacağı açıktır. Halbuki bu gibi memleketlerde binlerce kişi, hıristiyanlığa tâbi olup hıristiyanlığı hiç bir zorluk olmadan icra etmektedirler. Bu da, İslamiyetin hıristiyanlıktan efdal olamayacağının açık delilidir” 

Bu iddialara ne cevap vermek gerekir?

Cevap: Bu itirazların [ve iftirâların] her biri pek çok deliller ile cevaplandırılmıştır. Şöyle ki:

1 — Oruç tutmak Mûsâ aleyhisselâmın dininde vardı. Îsâ aleyhisselâmın dininde de, aynen devam etti. Bunu aşağıda bildireceğiz. İslam dininde orucun bulunmasına itiraz olunamaz.

2 — “İncil, oruca dair asla bir emir vermemiştir ve herkesi kendi ihtiyarına bırakmıştır” demek açık bir yalandır. Çünkü “isteyen oruç tutsun, istemeyen tutmasın” gibi, insanları oruç tutmakla tutmamak arasında muhayyer bırakan bir İncil ayeti yoktur. Var ise papazlar bunu göstersinler.

3 — Katolik, rum ve ermeni kiliselerine mensub olan hıristiyanların inançlarında, perhizin aslı oruç olduğu hâlde, sonradan Pavlos’un [nasraniliği yahudilikten tamamen ayırıp, putperestliğe çevirmek için] yaptığı tahrifleri ve birçok ibâdetleri ibtali sırasında bu hâle getirilmiştir. Yoksa, İncilde oruç emri yoktur demek, İncile açık bir iftirâdır. Matta İncilinin 4. babının başında “Îsâ aleyhisselâmın şeytan ile çölde imtihan olurken, 40 gün oruç tutup, sonradan acıktığı” ve 6. babının 16. âyetinde “Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi yüzünüzü ekşitmeyin” diye emrettiği ve cin çarpmış bir kimseden cinni çıkarınca yanında bulunup hayret edenlere, “Bunun gibi şeytanı, oruç çıkarır” dediği İncillerde yazılıdır. Bunlardan, hem Îsâ aleyhisselâmın kendisinin oruç tuttuğu, hem de ihlas ile yalnız Allah rızası için oruç tutmayı emretmiş olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Îsâ aleyhisselâma îman eden halis müminleri, çeşitli işkencelerle idam eden Pavlos, yukarıda tafsilatını bildirdiğimiz, kendisinin uydurduğu, hayal mahsulü bir yalan ile guya nasraniyeti kabul eyleyip, oruç ve sünnet olmak gibi, Îsâ aleyhisselâmın şeriatinde bulunan ahkâmın kimisini, yahudiliğe benzemek olur diyerek, kimisini de te’vîli mümkün olmayan başka şeylere benzeterek, nesh ve te’vîller yaptığı sırada, Petrus mukabele etmek istemiş ise de, Pavlosun adamları saldırıcı olduklarından, Petrusu mağlub etmiştir. Kadir ve kıymeti yüksek olan Petrus, yahudilerden korkarak, Îsâ aleyhisselâmı tanıdığını inkâr edecek kadar zayıf kalpli olduğu için, Pavlos’a karşı sükut etmeyi tercih ettiği, İncillerde ve hıristiyan din adamlarının ileri gelenlerinin kitaplarında açıkça yazılıdır.

4 — Protestanların, “Oruç tutmak gibi ağır bir yükü insanlara yüklemek yerine, insanın yalnız bozuk, kötü niyetlerden ve batıl düşüncelerden kendini uzaklaştırmasını herkese tavsiye ederiz” demeye asla hakları yoktur. Çünkü, Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş hak bir dinin ahkâmını, insanlar değiştiremezler. Bunun için, birçok papaz, toplanılan konsil ve ruhban cemiyetlerinde verilen kararların hepsine itiraz etmişlerdir. Protestanlar da, bu konsillerin kararlarının çoğunu red ve inkâr etmektedirler. Hâl böyle iken, Luther ve Kalvin gibi protestanlığın kurucusu olan papazların veya (Gada-ül-mülahazat) kitabını yazan papaz gibi, protestan cemiyetleri tarafından ücret ile tutulmuş papazlardan meydana gelen cemiyetlerin tavsiyelerinin bir kıymeti olamaz. Oruç, yalnız aç ve susuz durmaktan ibaret değildir. Orucun, bâtıni birçok hükümleri ve faydaları vardır. İlâhî esaslar üzerine bina edilmiş olan bir farzı, papazların ve hiç bir kimsenin tahrif etmeye, değiştirmeye selahiyeti yoktur.

5 — Oruç zâhiri ve lüzumsuz amellerden değildir. İrfan sâhibi olanların malumu olduğu üzere, beden ruhun mekanı ve nefsin arzularının dönüp durduğu yerdir. Nefsin cismani arzuları ne kadar gâlip olursa, ruhani mükaşefeler o kadar az olur. [Hatta hiç olmaz.] Bu kaide her din ve mezhepte müşterektir. Hepsinde nefsin arzularını yapmamak yani (riyâzet) çekmek, Allahü teâlâya yaklaşmaya vesile olur. Riyâzet nefsin şehvetini kırar. Bunun için her din ve mezhepte riyâzet kıymetli tutulmuştur.

İslamiyette orucun 3 derecesi vardır:

1) Avam orucu: İslamiyetin tayin ettiği zaman içerisinde [Ramazan ayında], gündüzleri yemek ve içmek ve cimadan kendini uzak tutanların orucudur.

2) Havas orucu: Umumî oruçta şart olan şeyleri yapmakla beraber, göz, kulak, dil, el, ayak ve bütün azası da Allahü teâlânın emirlerini yerine getirip, haram ve mekruh kıldığı şeylerden uzaklaşanların orucudur.

3) Hass-ül-havas (yani Evliyânın) orucu: Yukarıda avam ve havas oruçlarında zikir ettiğimiz şeyleri yapmakla beraber, kalpleri, dünya düşüncelerinden ve Allahü teâlâya yaklaşmaya mâni olacak düşüncelerden ve mâsivâdan, yani Allahü teâlâdan gayri her şeyden yüz çevirip sakınanların orucudur. İmâm-ı Buhârî’nin “rahmetullahü aleyh” bildirdiği hadis-i şerifte, Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, “Oruç tutan kimse, yalan sözü terketmezse, o kimsenin yiyip içmeyi terketmesine Allahü teâlânın ihtiyacı yoktur” buyurmuştur. Böyle noksan tutulan bir orucun zâhiri ve lüzumsuz bir amel olduğunu hakikat ehli zaten anlamışlar ve bildirmişlerdir. [Oruç tutarken günah işleyenler, benim orucumun kıymeti yok diyerek orucu terketmemelidir. Oruca devam etmeli, Allahü teâlâya yalvararak afv dilemeli ve işledikleri günahlardan yüz çevirmelidirler. Zaten oruca devam etmek, insanı günah işlemekten men’ eder.]

6 — “İçten gelen rıza ile ibâdet, çocukların babalarına itaatı gibidir. Dinin emir ve yasaklarını yerine getirmek ise, kölenin zor ile efendisine hizmet etmesi gibidir” şeklindeki benzetmesi de, birkaç sebepten yanlıştır:

a) İnsanın, nefs ve şeytan gibi iki büyük düşmanı olduğundan, dinin emir ve yasaklarını yerine getirmeyenlere azap yapılacağı bildirilmeyip de, yerine getirmekte serbest bırakılmış olsa idi, elbette çok kimse yerine getirmezdi.

b) Protestan papazları, oruç hususunda herkesi serbest bıraktıkları hâlde, vaftiz ve kurban (İşa-i Rabbânî) gibi ahkamda niçin herkesi serbest bırakmıyorlar. Kendi söyledikleri şekilde yapmaya zorluyorlar?

Oruç, Kurân-ı Kerîm âyetleri ile açıkça farz kılınmış olduğu için, onda asla serbestlik olamaz. Çünkü, İslam dini, Allahü teâlânın emirleri ve yasakları üzerine tesis edilmiştir. Orucun şeklini ve vaktini değiştirmeye hiç bir beşer muktedir olamaz. Fakat hıristiyanlık, bir çok defa değiştirilip, tahrif edildiğinden, onu herkes dilediği gibi değiştirmiştir.

Tavsiye Yazı: İslamiyette İbadetlerin Dereceleri

c) (Haşa) biz Allahü teâlânın oğulları değiliz. Âciz kullarıyız. O ise, bizim halıkımız ve rızık vericimizdir. Onun emri ile hareket etmekte, bizce asla utanılacak bir hallolamaz. Allahü teâlâya kulluktan yüz çevirmek, itirazcı, kibirli ve gururlu kimselerin işidir.

(Bir ay müddet ile bilhassa yaz günlerinde gündüzleri yemeğip içmeyerek, adet olanın zıddına geceleri yiyip içmek, sıhhate zararlı olup çeşitli hastalıkların meydana gelmesine sebep olduğu, mütehassıs tabibler tarafından iddia edilmiştir) sözü de doğru değildir. [Vaki olanın tersini söylemektir, iftirâdır.] Çünkü, orucun edeblerinden birisi de, iftar zamanında mideyi doldurmayıp, henüz iştah varken yemekten el çekmektir. Bu edebe riâyet edenlerin, hasta olmak değil, bil’aks sıhhat bulacakları bütün tabibler tarafından ittifak ile bildirilmiştir. Böyle oruç tutmanın sıhhat için faydalı olduğu muhakkaktır. Eğer protestanların yalan olan bu sözleri doğru olsa, İslam memleketlerinde Ramazan ayında her müslümanın hasta olması ve çok kimsenin vefât etmesi icap ederdi. Halbuki sıhhi istatistiklerde, Ramazan ayında diğer aylara göre hiç bir zıdlık görülmez. Aklen de düşünülse, bir çok insan sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kere yemek yerler. Mutad olan iki yemek vaktinin birinde, bir kaç saat değişiklik yapmakla, vücutta ne gibi değişiklik meydana gelebilir? Belki oruç ayının başında bir iki gün biraz değişiklik hissedilebilir. Bu cihetle oruçtan dolayı sıhhatte bir değişiklik olmaz.

[Oruç mide rahatsızlığına sebep olmaz. Bilakis midenin sıhhatine faydalıdır. Bu husus, bugünkü modern tıb mütehassısları tarafından, açık ve kesin bir şekilde ispat edilmiştir. Muhtelif yabancı dillerde, mütehassıs tabibler tarafından yazılmış tıb kitaplarında, bir çok hastalıkların perhiz yapmakla tedâvi edilecekleri, yahut perhiz yaparak tedâvinin kolaylaşacağı bildirilmektedir. Midesinden rahatsız olan kimse, hamile kadın, süt veren kadın ve hastalığının artacağından korkan kimse, harp eden asker ve seferi yani insan yürüyüşü ile 3 günlük (Hanefide 104, diğer 3 mezhepte 80 km) yola giden yolcular oruç tutmayabilirler. Papazların, ne kadar İslam cahili oldukları, İslamiyeti hiç bilmedikleri ve zihinlerinde tasavvur ettikleri şeyleri, İslam dini zannettikleri ortadadır. Yahut, bildikleri hâlde, doğruyu söylemiyorlar.

Orucun sıhhate zararlı değil, bilakis çok faydalı olduğunu bazı misallerle ispat edelim:

Hadis-i şerifte, “Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz” buyurulmuştur.

Oruç, bir sene boyunca durmadan çalışan mide ile beraber bütün hazm [sindirim] cihazının [sisteminin] istirahate sevk edilmesi ve insan vücudunun bir tasfiyeye tabi tutulmasıdır. Böylece, hazm cihazı dinlendirilmiş olur. İnsanlarda en çok görülen rahatsızlık, hazm bozukluğudur. Şişmanlık, kalp ve damar hastalıklarına, şeker hastalığına ve tansiyon yüksekliğine sebep olmaktadır. Oruç, bütün bu hastalıklara karşı koruyuculuk vazifesi yaptığı gibi, bir de tedâvi vasıtasıdır. Bugün bir çok hastalıktan kurtulmak için, perhiz lazım olduğunu yukarıda bildirmiştik.

Oruç ile insanın güçlü bir irâde kuvveti kazanacağı şüphesizdir. Bu sebep ile alkol, uyuşturucu gibi, kötü alışkanlıklardan oruç vesilesi ile kurtulanlar çok görülmektedir.

Oruç, vücuttaki karbonhidrat, protein ve bilhassa yağ depolarının harekete geçirilmesini sağlar. Oruç sayesinde madde süzmekten kurtulan böbrekler, bir revizyona [tâmire] girerek, dinlenme ve yenilenme imkanı bulurlar.

Bütün bu bildirilenler, bazı papazların yalan ve iftirâlarını yüzlerine çarpmaktadır. Keşke, yalan söylerken ilmi de, kendilerine yalancı şahit getirmeselerdi.]

Gündüz ve gece müddetleri birbirinden farklı olan memleketlere gelince, diğerinden birkaç saat fazla oruç tutanlar, amelleri nisbetinde ilâhî mükafatlara mazhar olacakları için, adalet-i ilâhiyyeye asla zıd olamaz.

Kutuplarda, bir kaç ay devamlı gece, birkaç ay devamlı gündüz olur. Böyle yerlerde oruç tutanlar için, bir külfet yoktur. İslam dininde güçlük olmadığını ve bir kişiye, yapamayacağı, takat getiremeyeceği şey teklif edilmediğini, Allahü teâlâ Kurân-ı Kerîmde açıkça bildirmiştir. Mesela, abdest azası 4’tür. Bir kimsenin iki ayağı kesik olsa abdest azası 3’e iner. Bir kimse, ayakta namaz kılmaya gücü yetmezse, oturarak namazını kılabilir. Buna da gücü yetmezse, ima ile kılabilir. Ramazan ayında, müslümanlara oruç tutmak farzdır. Fakat, bir kimse hasta olsa veya üç günlükten daha uzak bir yere sefere çıksa, oruç tutmak farzı üzerinden muvakkaten kalkar. Daha sonra, müsait bir vaktinde tutamadığı oruçlarını kaza eder.

Gece ve gündüz müddetleri, 2-3 ay ve daha fazla devam eden, kutub memleketlerinde olanlar da oruç tutarlar. Böyle memleketlerde ve gündüzleri, 24 saatten daha uzun olan günlerde, oruca saat ile başlanır ve saat ile bozulur. Gündüzü böyle uzun olmayan en yakın bir şehirdeki müslümanların zamanına uyulur. Eğer oruç tutmazsa gündüzleri uzun olmayan yere gelince kaza eder. [Aya giden müslüman da sefere, yani yolculuğa niyet etmemişse veya orada ikâmet etmeye niyet ederse, aynı şekilde oruç tutar. Papazların İslamiyeti hiç bilmedikleri ortadadır.]

Malumdur ki Allahü teâlânın kullarına olan tecellîleri, ihsanları ve teklifleri herkese eşit değildir. Mesela, bazı mümin kullarına zenginlik verir, ona hac yapmasını emreder. Bazı mümin kullarına fakirlik verip, ona hac yapmasını emretmez. Kimine, güç, kuvvet ve sıhhat verip, oruç tutmasını emreder. Kuvveti ve sıhhati müsait olmayanların da sonra tutmalarına izin verir. Kimi kullarına nisâb miktarı mal ihsan edip, zekat vermelerini ve fakir olan akrabalarının nafakalarına yardım etmelerini emreder. Kimi kullarına da fakirlik verip, zekat almaya müstehak kılar. [Bütün bunlar Allahü teâlânın adalet-i ilâhiyyesine tam muvafıktır. Kimi kullarına çok ihsan eder. Onlar da nimete şükredip, şükredenler derecesine kavuşurlar. Kimi kullarına da, az ihsan eder. Onlar da sabrederler, sabredenler derecesine ulaşırlar. Allahü teâlâ, hiç bir kulunun amelini zayi etmez.]

Protestanların, (Kutub memleketleri gibi mahallerde, binlerce kişi, hıristiyanlığa tâbi olarak, hiç bir zorluk olmaksızın dinlerinin ayinlerini icra ederler) sözleri de, doğru değildir. Çünkü, zikir olunan kuzey kutub dairesine yakın mahaller, Amerika’nın en kuzeyi ile Sibirya’nın uçlarıdır. Buralarda Eskimolar ve Samoidler gibi sayıları çok az olan bir kaç ibtidai kavim oturur. Bunlar balık ve vahşi hayvan avlayarak yaşarlar. Buğday ve üzüm gibi şeyleri yetiştiremediklerinden, ekmek ve şarabı bilmezler. Orada, mukaddes kurban (İşa-i Rabbânî) ayinini icra etmek için, papazın ne yaptığını anlamak isteriz. Çünkü, ekmek ve şarap Îsâ aleyhisselâmın etine ve kanına tehavvül edeceğinden, buradaki hıristiyanlar tanrılarını yiyip içemezler. [Tanrıları ile birleşmedikleri için de, günahları affedilemez ve büyük günah kirinden temizlenemezler. Vah zavallı hıristiyanlar! Pis ve kirli vaftiz sularından hastalık geçmeyip de, orucun ve abdestin sıhhate zarar vereceğini söyleyen papazlar acaba bu sözlerine kendileri inanıyorlar mı? Yoksa protestan cemiyetlerinden aldıkları paraların hatırı için mi böyle çirkin, ilme ve akla uymayan iftirâlar yapıyorlar?]

Şimdi insaf ile bu iki dini karşılaştırdığımız zaman, hangisinin icrasının kolay olduğunu açıkça görürüz. İslam dini, yeryüzünün her noktasında bulunan her kavmin, hiç bir güçlük, hiçbir zorluk olmaksızın uyabilecekleri [ve dünya ve ahiret saadetine kavuşturan] bir dindir. Bir tevhid dinidir. Bu dinin, teslis üzerine kurulmuş olan hıristiyanlıktan üstünlüğü ve kıymeti güneş gibi meydandadır.

Az söyledim dikkat ettim, kalbini kırmamaya,

Bilirim üzülürsün, yoksa sözüm çoktur sana.

 

KAYNAK: Cevâb Veremedi

Tavsiye Yazı —> Papazların cevap veremediği sorular nelerdir?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler