Bir gün Benî Kaynukâ Yahudileri, bir müslüman hanımla alay etmek istemiş, bunu gören sahâbeden biri, derhal kılıcını çekip, o Yahudiyi öldürmüştü. Yahudiler de toplanıp, o mübârek sahâbîyi şehîd ettiler. Hâdise, Peygamber efendimize bildirildi. Resûl-i ekrem efendimiz, onları, Kaynukâ pazar yerinde toplayıp; “Ey Yahudi topluluğu! Siz, Allahü teâlânın Kureyş’e verdiği azâb gibi bir azaba yakalanmaktan korkunuz ve müslüman olunuz. Benim, Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğumu iyi bilirsiniz. Bunu da, Allahü teâlanın size olan ahdini de kitabınızdan okumuş bulunuyorsunuz…” buyurdu.

Bu merhamete rağmen, yaptıkları andlaşmayı bozan Yahudiler, Âlemlerin sultânına; “Ey Muhammed! Harb etmesini bilmeyen bir kavmi hezimete uğratman seni aldatmasın! Yemîn ederiz ki, biz cengâver kimseleriz! Sen, ancak bizimle çarpışmaya başladığın zaman, nasıl bahadırlar olduğumuzu anlarsın!…” diyerek meydan okudular.

Böylece, önceki andlaşmayı bozarak meydan okuduklarını açığa vurdular..Bunun üzerine Cebrâil aleyhisselâm vahiy getirdi ki, meâlen şöyle buyruluyordu; “(Ey Habîbim!) Eğer (seninle) andlaşma yapan bir kavmin, bir hainliğinde (sözleşmeye aykırı hareket ettiğinde) endişeye düşersen, (savaş açmadan önce) hak ve adalet üzere ahidlerini reddettiğini doğruca kendilerine bildir. Çünkü, Allahü teâlâ hâinleri sevmez.” (el-Enfâl 8/58.)

Başka bir âyet-i kerîmede de meâlen buyruldu ki: “Ey Resûlüm! O kâfir olan Yahudilere de ki: “Siz muhakkak mağlûb olacaksınız ve toplanıp Cehennem’e sürükleneceksiniz, O Cehennem, ne kötü bir karargâhtır.”  (Ali İmrân 3/12.)

Habîb-i ekrem efendimiz, derhal, bir ordu kurup Kaynukâ Yahudilerinin bulunduğu kaleye yürüdüler. Beyaz sancağı, Hazreti Hamza taşıyordu ve Medîne’ye vekil olarak Ebû Lübâbe bırakılmıştı. Mübârek ordu, Kaynukâ kalesini muhasara etti. “Biz ne cengâver bahadırlarız” diyen Yahudiler, değil karşı koymak, kalelerinden bir ok bile atmaya cesaret edemediler. Resûlullah efendimiz, giriş ve çıkışları kontrol altına aldı. Kimse dışarı çıkamadı. Bu hâl on beş gün devam etti. Yahudiler korkuya kapılıp, teslîm oldular. Herbirinin öldürülmeleri lâzım gelirken, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz, merhamet buyurup, Kaynukâ Yahudilerinin Şam’a gitmelerine izin verdiler. Böylece Medîne topraklarından çıkardılar.

Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Medîne’de hem Yahudilerle, hem de Abdullah bir Übey gibi müslüman görünen münâfıklarla, bir de müşriklerle mücâdele ediyordu. Ayrıca Medîne dışındaki müşrik kabîleleri İslâm’a dâvet ediyor, müslüman olmakla şereflenmeleri için uğraşıyordu. Sevîk, Gatafân, Karde, Bahran… gibi gazâlar hep Bedir gazâsından sonra yapıldı.

Bu arada zekâtın farz edilmesi, sadaka-i fıtrın verilmesi, bayram namazlarının kılınması ve kurban kesmek emri geldi. Resûlullah efendimiz, kızı Ümmü Gülsüm’ü Hazreti Osman ile evlendirdi. Zeyneb binti Cahş ve Hazreti Ömer’in kızı Hafsa’yı kendi nikâhlarına aldı. Hazreti Ali’nin oğlu Hazreti Hasen dünyâya geldi.

 

Vâkıdî, el-Megazî, I, 176-180; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 29

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler