Resûlullah efendimiz, uykuda ve uyanık iken görülebilir mi? Görülebilirse, görünen kendisi midir, benzeri midir? Âlimlerimiz, buna çeşitli cevap verdiler. Kabirde diri olduğunu söz birliği ile bildirdikten sonra, kendisinin görüldüğünü çoğunlukla beyan buyurmuşlardır. Böyle olduğu, hadîs-i şeriflerden de anlaşılmaktadır. Bir hadîs-i şerîfde; “Beni rüyada gören, uyanık iken görmüş gibidir” buyruldu. Bunun için, İmâm-ı Nevevî hazretleri; “O’nu rüyada görmek, tam kendisini görmektir” dedi. Hadis-i şerîfde; “Beni rüyada gören doğru görmüştür. Çünkü şeytan, benim şeklime giremez” buyruldu.

İbrahim Lekani hazretleri buyuruyor ki: “Hadis âlimleri, Resûlullah’ın rüyada olduğu gibi uyanık iken de görülebileceğini söz birliği ile bildirmişlerdir. Her iki hâle de bir çok misaller verilebilir. Bunlardan bir kaçını bildirelim:

Mü’inüddin-i Çeşti hazretleri, gittiği her beldede kabristanları ziyâret eder, orada bir müddet kalırdı. Vardığı yerlerde tanınıp meşhur olunca, durmaz, kimseden habersiz gizlice çıkıp giderdi. Bu seyahatlerinden biri de Mekke’ye olmuştur. Mekke-i mükerremeye gidip, Kabe-i muazzamayı ziyâret etti. Bir müddet Mekke’de kalıp, oradan Medîne-i münevvereye gitti. Peygamberimizin kabr-i şerifini ziyâret ettiği bir gün, türbesinden; “Mu’inüddin’i çağırınız” diye bir ses işitildi.

Bunun üzerine türbedar; “Mu’inüddin!” diye bağırdı. Birkaç yerden; “Efendim” sesi işitildi. Sonra da; “Hangi Mu’inüddin’i istiyorsun? Burada adı Mu’inüddin olan bir çok kişi var” dediler.

Bunun üzerine türbedar geri dönüp, Ravda-i mutahheranın kapısında ayakta durdu. İki defa; “Mu’inüddin-i Çeşti’yi çağır” diye nidâ eden bir ses işitti. Türbedar bu emir üzerine cemaate karşı; “Mu’inüddin-i Çeşti’yi istiyorlar” diye bağırdı.

Mu’inüddin-i Çeşti hazretleri bu sözü işitince, bambaşka bir hale girdi. Ağlayıp, gözyaşları dökerek ve salevât okuyarak, sevgili Peygamberimizin türbesine yaklaştı ve edeble ayakta durdu. Bu sırada; “Ey Kutb-i meşayıh! İçeriye gel!” diye bir ses işitti.

Peygamberimiz buyurdular ki: “Sen benim dinime hizmet edicisin. Senin Hindistan’a gitmen gerekir. Hindistan’a git. Orada Ecmir denilen bir şehir vardır. Orada benim evladımdan (torunlarımdan) Seyyid Hüseyin adında biri var. Oraya cihad ve gazâ niyetiyle gitmişti. O şu anda şehid oldu. Ecmir kâfir eline düşmek üzeredir. Senin oraya gitmen sebep ve bereketiyle, İslamiyet yayılacak ve kafirler hakir olup, güçsüz ve te’sirsiz kalacaklar.” Sonra ona bir nar verdi ve; “Bu nara dikkatle bak nereye gideceğini görüp, anla” buyurdu.

Mu’inüddin-i Ceşti hazretleri, Peygamber efendimizin verdiği narı alıp, emredildiği gibi baktı, doğu ile batı arasını tamamen gördü.

Ahmed Rıfai hazretleri hacca gitmişti. Dönüşünde, Medîne-i münevverede Resûl-i ekrem efendimizin mübârek türbesini ziyâret ettiği sırada, şu meâlde manzume söyledi:

 

“Uzaktık, toprağını öpmek için efendim,

Kendim gelemez, vekil ruhumu gönderirdim.

 

Şimdi seni ziyâret nîmeti oldu nasib,

Ver mübârek elini, dudağım öpsün Habîb!”

  

Şiir bitince, sevgili Peygamberimizin kabrinden, mübârek elleri göründü. Seyyid Ahmed Rıfai de son derece tazim ve hürmetle Peygamber efendimizin mübârek elini öptü. Orada bulunan herkes, hayretle hâdiseyi gördü.

Peygamber efendimizin mübârek ellerini öptükten sonra, Ravda-i mutahheranın kapılarının eşiklerine yattı. Ağlayarak, oradaki cemaatin cümlesine; “Üzerime basarak geçiniz!” diye yalvardı. Âlimler başka kapılardan çıkmaya mecbur kaldılar. Bu keramet pek meşhur olup, dilden dile günümüze kadar gelmiştir.

İbn-i Abidin hazretlerinin dine uymaktaki halleri meşhur olup, kerametleri ve menkıbeleri çoktur. Beş vakit namazda tahıyyatı okurken, Resûlullah efendimizi baş gözü ile görürdü. Göremediği zaman o namazı yeniden kılardı.

İslam âlimlerinin en büyüklerinden ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed Farukî Serhendî hazretleri buyurdu ki: “Ramazan-ı şerîfin son on gününde; Bu gün son derece güzel bir hal zahir oldu. Yatağımda uzanmış yatıyordum. Gözlerimi kapamıştım. Yatağımın üzerine, bir başkasının gelip oturduğunu hissettim. Bir de ne göreyim. Evvelkilerin ve sonrakilerin seyyidi, efendisi, Peygamberimizdir.

Buyurdu ki: “Senin için icazet yazmaya geldim. Hiç kimseye böyle bir icazet yazmadım.” Gördüm ki, o icazetnâmenin metninde, bu dünyaya ait büyük lütuflar, arkasında da öbür dünyaya ait çok inâyetler yazılıydı.”

Abdülkadir-i Geylani hazretleri Gunye kitabında İbrahim Temimi hazretlerinden naklen anlatır:

Hızır aleyhisselâm bana; “Eğer rüyada, Resûlullah’ı görmek istersen, akşam namazını kıldıktan sonra, yatsıya kadar hiç kimse ile konuşmadan ayağa kalkar, akşam namazından sonraki evvabin namazını kılarsın. İki rekatta bir selâm verirsin.

Her rekatta bir defa Hamd yani Fatiha sûresini ve yedi kerre İhlas sûresini okursun. Yatsı namazını da cemaatle kıldıktan sonra evine gelip vitri kılarsın. Uykuya yatacağın zaman da iki rekat namaz kılıp her rekatta bir defa Hamd yani Fatiha sûresini ve yedi kerre İhlas sûresini okursun.. Namazdan sonra secdeye kapanıp yedi defa Allahü teâlâya istiğfarda bulunur, yedi kerre; “Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” dersin. Sonra başını secdeden kaldırıp oturarak, ellerini kaldırıp; “Ya hayyu, ya kayyûm, ya zelcelâli vel ikrâm, ya ilâhel evveline vel âhirîn ve ya Rahmâned-dünya vel âhireti ve rahimehümâ, ya Rabbi, ya Rabbi, ya Rabbi, ya Allah, ya Allah, ya Allah” dersin.

Sonra ayağa kalkıp, aynı duayı okursun. Sonra secdeye kapanıp aynı duayı okursun. Sonra başını secdeden kaldırıp kıbleye yönelip istediğin şekilde yatıp uyursun. Uyku bastırıncaya kadar Peygamber efendimize salevâtı şerîfe getirirsin” dedi.

Ben; “Bu duayı kimden öğrendiysen, bana bildirmeni isterim” dedim. Hazreti Hızır; “Bana inanmıyor musun?” dedi. “Muhammed aleyhisselâmı hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, sana inanıyorum” dedim.

Hızır aleyhisselâm; “Ben, Resûlullah’ın bu duayı öğrettiği ve vasiyet ettiği meclisde bulundum. Bu duayı O’nun öğrettiği kimseden öğrendim” buyurdu.

Ben de Hızır aleyhisselâmın dediği gibi yaptım. Yatağımda, Peygamber efendimize salevât-ı şerîfe okumaya başladım. Peygamber efendimizi göreceğimin sevincinden dolayı, uykum kaçtı ve sabaha kadar uyuyamadım.

Sabah namazını kılıp güneş yükselinceye kadar oturdum. Duha yani kuşluk namazını kıldım. Kendi kendime; “Akşama ulaşırsam, dün gece yaptığım gibi yaparım” dedim. O anda uyumuşum. Rüyamda melekler gelip beni alıp Cennet’e götürdüler. Orada yakut, zümrüt ve inciden yapılmış köşk ve saraylar, bal, süt ve Cennet içeceklerinden ırmaklar gördüm.

Beni Cennet’e götüren meleklere; Şu köşk kim içindir?” diye sordum. Melekler; “Senin işlediğin ameli yapanlar içindir” dediler. Cennet yiyeceklerinden yedirmeyince ve Cennet sularından içirmeyince beni Cennet’ten çıkarmadılar. Sonra beni Cennet’ten çıkarıp, bulunduğum yere getirdiler. Sonra, Resûlullah efendimiz yanında yetmiş peygamber ve her saf arası doğu ile batı arası kadar olan yetmiş saf melekle bana gelip selâm verdi ve elimi tuttu. Bu sırada ben; “Ya Resûlullah! Hızır aleyhisselâm şu hadisi senden duyduğunu bildirdi” dedim. Peygamber efendimiz; “Hızır doğru söyledi, anlattıkları doğrudur. Hızır yeryüzündekilerin en alimidir. Ebdallerin reisidir. Yeryüzündeki Allah askerlerindendir” buyurdu.

Ben yine; “Ya Resûlallah! Bu ameli işleyene, benim bu gördüğümden başka karşılık var mıdır?” dedim. “Senin gördüğünden, sana ihsan olunandan daha üstün ne karşılık olabilir? Sen Cennet’teki yerini ve makamını gördün. Cennet’in meyvelerinden yiyip, içeceklerinden içtin. Benimle beraber melekleri ve peygamberleri gördün. Hûriîni gördün” buyurdu.

“Ya Resûlallah? Benim yaptığım ameli yapıp da, rüyada benim gördüğümü görmeyen kimseye bana ihsan olunan verilir mi?” dedim. “Beni hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, o kimsenin işlediği büyük günahlar affedilir. Allahü teâlânın o kimse hakkındaki gadabı kalkar. Beni hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, bu ameli yapan, rüyada senin gördüğünü görmese de, sana verilen ona da verilir. Semadan bir ses, Allahü teâlâ bu ameli işleyeni ve doğudan batıya kadar olan ümmet-i Muhammed’i mağfiret etti diye seslenir” buyurdu.

“Ya Resûlallah! Senin cemalini ve Cennet’i gördüğüm gibi, o kimsenin de bunlardan nasibi var mıdır?” dedim. “Evet hepsi de verilir” buyurdu. “Ya Resûlallah! Erkek ve kadın, bütün mü’minlere bu duayı öğretmek ve sevablarını bildirmek uygun olur mu?” dediğimde; “Beni hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, bu ameli Allahü teâlânın said olarak yarattığı kimselerden başkası işlemez.” buyurdu.

Rüyada Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmı hakiki şekliyle gören, muhakkak O’nu görmüş olur. Çünkü şeytan O’nun şekline giremez. Fakat şeytan başka şekle girip görünebilir. Resûlullahı tanımıyan kimsenin, bunu ayırması kolay olmaz.

Bâzı âlimler de, “Peygamber efendimizi değişik şekilde görmek, yine O’nu görmek olur. Fakat  bu, o kişinin dindeki noksanlığına alamettir. Peygamber efendimizi rüyada gerçek şekliyle gören ve mü’min olarak ölen herkes Cennete gider” buyurmuşlardır.

Ebû Hüreyre, Efendimizin şu hadîs-i şerîfni bildirdi: “Bir kimse Cuma gecesinde, iki rekat namaz kılsa, her rekatta Fatiha ve Ayetel-kürsi’yi birer, İhlas sûresini on beş kerre okusa, namazdan sonra bin kerre; “Allahümme salli alâ Muhammedin nebiyyilümmîyi” dese, diğer Cuma gelmeden beni rüyasında görür. O kimsenin geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlanır. Cennet beni görenler içindir.”

 

Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, XIII, 313; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 194.

Benzer Yazıları Okumak İçin Tıklayınız

 

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler