Sual: Seyyid Kutub, Cihan Sulhu ve İslam kitabında diyor ki: (Zekat, her sene esas servetten %2,5 miktarında tahsil edilir. Bu vergiyi her vergiyi tahsil ettiği gibi, ancak devlet tahsil eder. Sarf edilmesi ile vazifeli olan da, devlettir. Yüzyüze ve iki fert arasında meydana gelen bir muamele değildir. İşte zekat bir vergidir. Bunu devlet tahsil eder ve belirli yerlere sarf eder. Zekat, elden ele geçen ferdi bir ihsan ve sadaka değildir.
Eğer bugün, bazı kimseler, mallarının zekatını bizzat kendi elleri ile ayırıp yine kendi elleri ile dağıtıyorlarsa, bu, İslamın farz kıldığı bir şekil ve nizam değildir) diyor.

Cevap: Seyyid Kutub, zekat üzerinde de, İbni Teymiyye’nin sözlerini tekrar etmekten kendini kurtaramamış, burada da, Ehl-i sünnet âlimlerinden ayrılmıştır. Mevdudi ile Hamidullah da, böyle yazıyorlar. Ehl-i sünnetin dört mezhebi, söz birliği ile bildiriyor ki Zekat demek, (Bir müslümanın tam mülkü olan Zekat malı)nın yani helal yoldan mâlik olduğu, elindeki zekat malının belli bir kısmını, Kur’ân-ı Kerîmde bildirilen 8 sınıf müslümandan 7’sine temlik, teslim etmesi, vermesi demektir. Hanefi mezhebinde, bunlardan yalnız birine de verilebilir. Bu 7 kimse, fakir, miskin, amil, yani hayvan zekatını ve öşür denilen toprak mahsulleri zekatını toplayan kimse, hac ve gazada olan kimse, evinden ve malından uzak kalmış olan ve borclu olan kimse ve azad olacak köledir.

8. sınıf, Müellefe-i kulub denilen kimseler olup kalplerine iman yerleştirilmesi istenilen veya kötülükleri önlenmek istenilen bazı kâfirler ve yeni iman etmiş olan bazı zayıf müslümanlar idi. Resûlullah, bunların üçüne de zekat verirdi. Fakat, hazreti Ebû Bekir zamanında, Beytülmal emini olan hazreti Ömer, İbni Abidin’de yazılı âyet-i kerimeyi ve Kütüb-i sitte’nin hepsinde bulunduğunu haber verdiği, Muaz hadisini okuyarak, Müellefe-i kulub olanlara zekat verilmesini Resûlullah nesh eylemiştir dedi. Halife ve Ashâb-ı kiramın hepsi, bunu kabul ederek, nesh edilmiş olduğuna ve artık bunlara zekat verilmemesi için icma hâsıl oldu. Nesh, Resûlullah hayatta iken olur. İcma ise, vefatından sonra olur. Bu inceliği anlamayanlar, bunu hazret-i Ömerin nesh ettiğini sanıyorlar. Ashâb-ı kirama ve fıkıh âlimlerine dil uzatıyorlar. Bedayi ve diğer kitaplarda bildirildiği gibi, İslamiyete yardım için, düşmanın zararını önlemek için, onlara mal, para her zaman ödenir. Fakat bu Beyt-ül-malın zekat bölümünden değil, başka bölümünden ödenir. Görülüyor ki Müellefe-i kulub denilen kimselere ödeme yapılması yasak edilmemiş, onlara zekat verilmesi yasak edilmiştir.

Dört türlü zekat malı vardır: Altın ve gümüş, ticaret eşyası, dört ayaklı kasap hayvanları, toprak mahsulleri.

Toprakta yetişen maddelerin zekatına Öşür[Uşur] denir. Mecmaul-enhür’de ve İbni Abidin’de buyuruyor ki (Zenginlerden her çeşit zekatı devlet topluyordu. Halife Osman radiyallahu anh Altın ile gümüş ve ticaret eşyası zekatlarının verilmesini sahiplerine bıraktı. Zekat toplayan memurların millete zulmetmemeleri ve kul borcu olanın malından zekat almamaları için böyle yaptı. Borcluları da hapse girmekten kurtardı. Ashâb-ı kiramın hepsi böyle yaparak, icma hâsıl oldu. Bu malların zekatını sahibi verince, hükümet istiyemez. İsterse, icmaa karşı gelmiş olur). Mal sahibi, zekatını kendi veremez demek, hazret-i Osman zamanındaki Ashâb-ı kiramın söz birliğini hiçe saymak olur. Ehl-i sünnet âlimleri, Ashâb-ı kiramın büyüklüğünü anlamış, kendi görüşlerine, anladıklarına uymayıp, Ashâb-ı kiramın icmaına uymuşlardır.

Ehl-i sünnet âlimleri bildiriyor ki (Zenginin, zekatını fakirin eline vermesi lazımdır. Zengin olan bir kimse velisi olduğu yetimi zekat niyeti ile doyurursa, zekat vermiş olmaz. Yemeği çocuğa vermeli, çocuk kendi malını yemelidir. Zengin, altını masa üstüne koysa, bir fakir de gelip, masadan alsa, kabul olmaz. Fakir veya vekili alırken, zenginin görmesi lazımdır. Zekat niyeti ile fakiri evinde parasız oturtsa, kira almasa, kabul olmaz. Çünkü, fakire mal vermesi lazımdır.

Dört çeşit zekat malından, zekat hayvanlarının ve toprak mahsullerinin zekatlarını ve şehre dışardan gelen ticaret eşyasının zekatını, hükümet alır. Fakat, hükümet de aldığını yalnız müslüman fakirlere dağıtır. Yani hükümet, fakirlerin vekili olarak almaktadır.
Zekat parası ile cami, köprü, çeşme, yol, baraj, hac, cihat gibi hayır işlerinin ve amme hizmetlerinin hiçbiri yapılmaz. Her çeşit zekatı, yedi kimseden birine veya vekiline teslim etmek lazımdır. Devlet topladığı zekatı başka işlerde kullanamaz. Yedi sınıftan bir kimseye verir. Zenginin, zekatını, fakir olan akrabaya, salihlere, ilim öğrenen fakirlere vermesi daha sevaptır.) Hadis-i şerifte, (Ey ümmetim! Beni Peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekatı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani sevâbı olmaz. Müşebbihe gibi kâfir olan bidat sahiplerine Mülhid denir. Mülhidlere zekat verilmez.

Devleti devrip yok etmeye ihtilal denir. Meşru devletin emirlerine uymayan müslümanlara âsî, bagi denir. İbni Abidin’de diyor ki (Bagilerin veya zalim hükümetlerin baskısı altında veya Dar-ül-harpte bulunan müslüman, hayvan zekatını ve öşrü onlara vermeyip, fakirlere kendisi dağıtmış ise veya verdiğinin, onlar tarafından yedi belli kimseden birine verilmiş olduğunu biliyor ise, bu zekatları ve öşrü meşru hükümet tekrar alamaz. Fakat altın ile gümüşün ve ticaret eşyasının zekatını almış iseler, zenginin bunları tekrar fakirlere vermesi lazım olur. Bazı kitaplar, bagilerin ve zâlimlerin, eğer müslüman iseler, her zekatı almaları ve başka yerlere de sarf etmeleri caiz olur demişlerdir. Bunları, fakir saymışlardır). Buradan da, zekatın fakirlere verilmesi lazım olduğu anlaşılmaktadır.

Türkçe ilmihal kitaplarının en kıymetlilerinden olan Dürri yekta’da diyor ki (Dört çeşit zekat mallarından ikisine, yani altın ile gümüşe ve ticaret eşyasına, Emval-i batına gizli mallar denir. Bir kimsenin gizli mallarını araştırmak ve zekatlarını istemek caiz değildir. Böyle malların miktarını hesap etmek ve zekatını vermek işi, bunların sahiplerine bırakılmıştır. Sahibi, zekatını dilediği fakire vermekte serbesttir. Zekat hayvanlarına ve topraktan yetişen maddelere Emval-i zahire denir. Emval-i zahirenin miktarını anlamak ve fakirlere dağıtmak, bunların sahiplerine bırakılmamıştır. Bu işleri müslümanların imamı tarafından gönderilen memur yapar. Bu memura (Amil) denir.)

Mal demek, insanlara, lazım olan ve kullanmak için saklanabilen şey demektir. Birkaç buğday tanesi, bir kaşık toprak, bir içim su, mal değildirler. Çünkü, insanların hepsi veya birkaçı, bunları saklamaz.

Kağıt paralar, üzerinde yazılı kıymet ile kullanılmazsa, kendileri kıymetsiz olur. Çünkü para olarak kullanılması yasak edilen, çarşıda, pazarda geçmeyen bu kağıt parçaları bir işe yaramaz ve kullanmak için saklanılmaz. İbni Abidin, sarf yani sarraflık satışını anlatırken, (Fülus yani bakır paralar, geçer akçe ise, üzerindeki değere göre para olur. Üzerindeki değeri kaldırılırsa, kıymetsiz mal olur) diyor. Kağıt liralar da böyledir. 13. sayfasında diyor ki (Ödenecek senetlerin iki mânâsı vardır: Üzerinde yazılı olan değeri ve kağıtın kendi değeri. Üzerindeki değer Deyn olan, yani insanın kendinde bulunmayan malını göstermektedir. Kağıtın kendi değeri ise pek azdır.) Hükümetten alınacak aylıkların senetleri, çekleri üzerinde yazılı değerlerin, deyn olan malı gösterdiği, İbni Abidinin 14. sayfasi başında yazılıdır. Kağıt liraların üzerindeki değerler de böyledir.

İnsanın tam mülkü olan, yani tasarrufu, istifadesi caiz ve mümkün olan malın zekatı verilir. İnsanın tam mülkü değilse, zekatı verilmez. Zekat malı insanın kendinde bulunuyorsa, Ayn denir. Başkasında bulunuyorsa Deyn denir. Alışverişte, malın ayn ve deyn olması başkadır. Mebi yani satın alınan mal, akt yani sözleşme yapılınca müşterinin mülkü olur ise de teslim alınmadan önce, kullanılması caiz değildir. Bunun için teslim almadan önce tam mülkü değildir. Teslim almadan, zekat hesabına katılmaz. Satılan bir malın Semeni, yani karşılığı, teslim alınmadan önce, alışverişte ayn ise, yani satış peşin ise, herkese verilebilir. Semen söz kesilirken deyn ise, yani satış veresiye ise yalnız borcluya, yani satıcıya verilebilir. Bunun için semen, teslim alınmadan önce de zekat hesabına katılır.

İster ayn olsun, ister deyn olsun, tam mülk olan Emval-i batına, nisâb miktarı olduktan bir sene sonra, elde bulunanın 40’ta 1’ini ayırıp, zekat olarak vermek farz olur. Bunların zekatlarının beş şekilde verilebileceği, Dürrü’l-muhtar kitabında şöyle yazılıdır:

1 — Deyn olan mal, fakirde ise, hepsi veya bir kısmı, bu fakire bağışlanırsa, bağışlanan malın zekatı da deyn olarak verilmiş olur. Zengindeki mal, zengine bağışlanırsa, bunun zekatını, ayrıca fakire ayn olarak vermek lazımdır.

2 — Ayn olan malın zekatını, ayn olarak vermek lazımdır. Yani hazır olan malın zekatını vermek için kendinde olan bu malın kırkta birini ayırıp fakire verir.

3 — Deyn olan malın zekatı deyn olarak verilemez. Ayn olarak vermek lazımdır. Yani başkasında bulunan malının zekatını, hazır olan malından vermek lazımdır. Hazır malı yoksa, başkasındaki malından zekat miktarını isteyip teslim alıp, sonra bunu fakire verir.

4 — Ayn olan malın zekatını deyn olarak vermek caiz değildir. Yani hazır bulunan malın zekatı olarak, fakirdeki alacağını bu fakire bağışlamak caiz değildir. Fakat, yanındaki malın zekatı olarak, başka birisindeki alacağını alması için fakire emretmesi caiz olur. Çünkü fakir, o kimsedeki malı, altını eline alınca, ayn olur. Ayn olan malın zekatı, ayn olarak verilmiş olur. Fakirde deyn olan malın zekatı, o deyn maldan verilemez. Çünkü, geri kalanı fakirden aldığı zaman, ayn olur. Aynın zekatı, deyn olarak verilmiş olur. Bu ise caiz değildir.

5 — Fakirden alacağı olan deynin bir kısmını bu fakire bağışlarsa, bu kısmın zekatı da verilmiş olur. Geri kalan kısmın zekatını, ayn olarak ayrıca vermek lazım olur. Bağışlamış olduğunu, bu zekat yerine sayamaz. Çünkü, geri kalanı teslim alınca, ayn olur. Aynın zekatı, deyn olarak verilmiş olur. Bu ise caiz değildir.

Fıkıh bilgilerini dört mezhebe göre ayrı ayrı bildiren Kitabü’l-fıkıh alel-mezahibi’l Erbea’yı hazırlıyan heyetin reisi Abdürrahman Ceziri diyor ki (Kağıt paraların zekatını vermek üç mezhepte de lazımdır. Hanbeli mezhebinde ise, karşılıkları olan altın veya gümüş ele geçince zekatları verilir).

Kağıt liraların kendi değerlerinin değil, üzerlerinde yazılı değerlerin zekatı verilmektedir. Çünkü, kendi değerleri pek az olup nisaba erişemez. Üzerlerindeki değerlerin de, deyn olan malı göstermekte olduğu yukarıda bildirilmiştir. Deynin zekatı, deyn olarak verilemeyeceği için kağıt liraların zekatı, kağıt lira olarak verilemez. Ayn olarak vermek, yani deyn olan malı teslim alıp da, fakire vermek lazımdır. Bundan başka, her türlü borc, önce zekat malından ödenir. Zekat malı yani altın ve gümüş ve ticaret malı varken, başka mal, mesela evde kullanılan halı, inci gibi zekatı verilmeyen malı vererek borc ödemek caiz değildir. Kağıt liraların zekatı da, fakire olan borcudur. Bu borcu, zekat malından ödemek lazımdır. Tüccar olmayıp yalnız kağıt parası ile zengin olanın zekat malı altındır. Çünkü kağıt liralar, altın karşılığıdır. Gümüş karşılığı değildir. Dürrü’l-muhtar’da ve İbni Abidin’de, 8. sayfa başında diyor ki (Bir kimsede altın, gümüş ve ticaret eşyası ve zekat hayvanları gibi çeşitli zekat malları varsa, borcunu önce altın ve gümüşten ödemesi lazım olur). Tüccar olmayan kimsenin satın alacağı mal, ticaret eşyası olmaz. Bu kimsenin herhangi bir şeyi satın alıp, bunu zekat olarak fakire vermesi caiz olmaz. Çünkü, ticaret eşyası olmayan mal, zekat olarak verilemez. Altın alıp vermesi lazım olur.

Ticaret eşyasının zekatını vermek için, alış fiyatı, altın veya gümüş para üzerinden nisâb miktarı ise, eşyanın kendisinin veya kıymetinin 40’da 1’i verilir. Şernblali, Dürer haşiyesinde diyor ki (Fülus denilen metal paralar geçer akça iseler veya ticaret malı iseler, bunların kıymetlerinden zekat vermek vâcip olur.) Hidaye kitabındaki hadis-i şerifte, (Kıymet hesap edilip, 200 dirhem için, 5 dirhem gümüş verilir) buyuruldu. Görülüyor ki fülus veya kağıt paraların zekatı olarak kendileri değil, kıymetleri kadar altın verilir. Tüccar olmayanlar, kağıt paralarının zekatını yalnız altın olarak vermelidir. Zekatı kağıt para olarak vermek caiz değildir. Tüccarlar ise, kağıt paralarının zekatını, altın olarak da, ticaret yaptıkları maldan da verebilirler. Fakat, başka maldan veremezler.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler