Sual: Reşid Rıza’nın Muhaverat kitabında dinde reformcu, mezhep imamlarının söz birliğine karşı geliyor ve (Telfikin batıl olduğu hükmünde icma bulunduğu iddiasını kabul etmek mümkün değildir. Bu konuda farklı görüşler vardır. Kendi mezhebinin imamlarından hiçbirinin söylemediği bu sözü Dürrü’l-muhtar sahibi nasıl söyleyebilir ki kendi mezhebi, üç imamın ictihadlarından telfik edilmiştir. Hanefilerin telfiki kabul etmediklerinin doğru olmadığını ibni Hümam’dan da anlayoruz. Telfik, yani, birkaç mezhebi cem etmek sureti ile verilmiş fetvalar da oldukça çoktur. Bunların en meşhur olanlarından birisi, “menkul malını kendine vakıf etmek” olup imam-ı Ebû Yusuf ile imam-ı Muhammed’in ictihadlarını telfik ederek caiz görülmüştür. İbni Abidin’in, bir mezhep içindeki imamların ictihadlarını birleştirmek telfik olmaz demesi, aklı başında olan bir kimsenin söyleyemeyeceği bir keyfi hükümdür. Mukallid bile olsa, hiçbir kimse, birbirine aykırı iki görüşü aynı zamanda kabul etmez. Fıkıh kitaplarını yazanların kendilerinden söyleyemeyeceklerini, ben de kabul ediyorum. Çünkü, mukallid olanın ilmi yoktur ki kendinden söylesin. Onun yapacağı şey, başkasının söylediğini nakletmektir. Nitekim bunu da allame Kasım’dan, o da Tevfikul-hükkam’dan nakletmiştir. Birisi, mesele üzerinde ihtilaf edildiğini, çeşitli görüşlerin mevcut olduğunu bilmediğinden, “icma vardır” sözünü söyleyiveriyor. Diğerleri de, bunu naklediyor. Hakkın her zaman ekseriyet ile beraber olacağını sanmak doğru değildir. Yusuf sûresinde meâlen, (Sen ne kadar yürekten istersen iste, yine de insanların çoğu inanmazlar) buyuruldu) diyor. Buna ne cevap vermek lazım?

Cevap: Dinde reformcu, bu yazısında hem cehaletini, hem de Ehl-i sünnet düşmanlığını açıkça ortaya koyuyor. Hanefi mezhebi, üç imamın ictihadlarından telfik edilmiştir sözü, onun usûl-i fıkıhtan hiç haberi olmadığını ilan ediyor. Kısa görüşü ile vesika sanarak ileri sürdüğü delillerin, maksatla hiç alakası yoktur. Kısaca deriz ki hanefi mezhebinin usûl ve kavaidini, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe kurmuştur. İmam-ı Ebû Yusuf, imam-ı Muhammed, İmam-ı Âzam’ın talebeleridir. Yüzlerle talebesi gibi, bunları da, senelerce yetiştirmiş, ictihad derecesine ulaştırmıştır. Bu iki müctehid ve arkadaşları, birçok müctehidler, hocalarından öğrendiklerini, yine hocalarının bildirdiği usûllerle ve kaidelerle ölçerek karşılarına çıkan yeni hadiselere farklı fetvalar vermişlerdir. Hanefi mezhebinde bu iki imamın fetvaları birleştirilmemiştir ki telfik olsun. Hanefi mezhebinde İmam-ı Âzam’ın sözü ile amel olunur. İmam-ı Âzam’ın ictihadı bulunmadığı meselelerde, imam-ı Ebû Yusuf’un ictihadı ile amel olunur. Bu da bilinmiyorsa, imam-ı Muhammedin fetvası ile amel olunur. Bu sırayı ancak zaruri hallerde değiştirmek veya ikisini birleştirmek caiz olur. Mesela, aldığı kiralar, çoluğunun, çocuğunun ihtiyaçlarını ve borçlarını karşılamayan kimse, imam-ı Muhammed’e göre fakirdir. Şeyhayn indinde zengin sayılır. Böyle kimse fıtra vermez ise ve kurban kesmezse, imam-ı Muhammed’e göre günahtan kurtulur. Fıtra verir ve kurban keserse, Şeyhayne göre vâcip sevâbına kavuşur. Üzerine vâcip olmayan ibadeti yapan, yalnız nâfile ibadet sevâbı kazanır. Vâcip sevâbı kazanamaz. Vacibin sevâbı bundan katkat daha fazladır.

Görülüyor ki ictihadların ayrı olması, müslümanlara rahmet olmaktadır. Bir mezhep içinde bulunan imamların ictihadlarını birleştirmeye telfik denmez. Telfikin caiz olduğunu göstermez. Dört mezhepten birkaçını karıştırmaya telfik denir. Hanefilerin telfiki kabul etmediklerinin doğru olmadığını ibni Hümam’dan anlaması da, yalandır. Çünkü, ibni Hümam, Tahrir kitabında diyor ki (Bir işi bir mezhebe göre yaparken, başka bir mezhebi de taklit etmesi, iki mezhepte de batıl olacak bir şey yapmamak şartı ile caiz olur. Abdest alırken, Şâfiî mezhebini taklit ederek, uzuvlarını ovmayan kimse, kadına eli değince, Mâlikî mezhebine göre abdest bozulmadı diyerek, namaz kılsa, bu namazı batıl olur. Çünkü, abdesti, her iki mezhebe göre sahih değildir.) İbni Hümamın bu yazısını Hülasat-üt-tahkik kitabı vesika olarak bildirerek, mezhepleri telfik etmenin caiz olmadığını bununla ispat etmektedir. Din adamı olarak ortaya çıkan dinde reformcu, müslümanları aldatmak için, ibni Hümamın sözlerini değiştirmekte, bu yüce imama karşı çirkin iftira yapmaktadır. Bundan başka telfikin kabul edilmediğini, hem de bunda icma olduğunu bildiren, ibni Hümamın talebesi olan Şeyh Kasım’dır. Şeyh Kasım, hocası ibni Hümam’dan öğrendiği bu icmaı, Et-tashih adındaki kitabında yazmaktadır. Bu kitap, Kuduri’nin şerhidir.

Hanefi mezhebinde olan müftünün imam-ı Ebû Yusuf’un veya imam-ı Muhammed Şeybani’nin ictihadına göre fetva vermesinin, hanefi mezhebinin hilafına olmayacağını Dürer kitabı da haber vermektedir. Çünkü her iki imam da, İmam-ı Âzama uymayan ictihadlarının hepsinin ondan işittikleri bir rivayet olduğunu söylemişlerdir. Bundan dolayı imam-ı Tarsusi’nin Nef-ul-vesail kitabında ve allame İbn-ül-Şelbi’nin fetvalarında bulunan işkalin ortadan kalkmış olduğunu ibni Abidin, Vakıf-ül-menkul haşiyesinde yazmakta ve (İnsanın kendine bir şey vakıf etmesi, imam-ı Ebû Yusuf’a göre caiz olup imam-ı Muhammed’e göre caiz değildir. Nakil olunabilen şeyin vakfı, imam-ı Ebû Yusuf’a göre caiz değil, imam-ı Muhammed’e göre caizdir. Bu imamların ikisi de, nakil olunabilen bir şeyi kendine vakıf etmenin caiz olacağını söylememişlerdir. Her iki imamın ictihadları birleştirilerek, bunun da caiz olmasına fetva verilmiştir. Tarsusi’nin Münyet-ül-müftü kitabında, hüküm-i müleffak caizdir diyerek yazdığı mesele, işte budur. Yoksa, başka mezhepleri birbiri ile karıştırmak, söz birliği ile caiz değildir. El-Ukud-üd-dürriye fi tenkih-il Hamidiye kitabının 1. cildi 109. sayfasında bunu bütünü ile açıkladım) demektedir. Para vakfına da, imam-ı Ebû Yusuf ile imam-ı Züfer’in ictihadlarının birleştirilmesi ile caiz denilmesi, başka mezhepler arasında yapılan hüküm-i müleffak caiz olacağını göstermez. Çünkü, bu her iki imam da, Hanefi mezhebindedirler. Dinde reformcu, fıkıh kitaplarındaki bu açık yazıları tersine çevirerek, hem gençleri aldatmaya, hem de Dürr-ül-muhtar ve İbni Abidin gibi en kıymetli fıkıh kitaplarını lekelemeye, Ehl-i sünneti içten yıkmaya çalışmaktadır. Bu alçak siyaseti, Reşid Rıza’nın bir din adamı değil, din adamı şeklinde görünen bir Zındık olduğunu açık olarak ortaya koymaktadır.

Fıkıh âlimleri, ahkâm-ı İslamiyeyi, kendi görüşlerine, kendi akllarına göre söylemeyip, Ashâb-ı kiramdan gelen haberleri naklettikleri için dinde reformcu, bu âlimlere cahil damgası basacak kadar alçalmaktadır. Halbuki bu haberleri ve tatbik yerlerini bilmeyen, kendileri uydurup söyleyen bu dinde reformcular cahildir. Hem de kara cahildirler. Cehil-i mürekkeblerinden dolayı kendilerini bir şey bilir sanıyorlar. Yalan, bozuk sözlerini ilim olarak yaymaktan haya etmiyorlar. (El-haya-ü minel-iman) hadis-i şerifi Müslim’de yazılıdır. Din düşmanlarında haya olmadığını bu hadis-i şerif de göstermektedir. Fıkıh âlimleri, icma ile bildirilmiş olan ve ihtilaflı olan meseleleri bildirdiler. Bu ilmi bilenler, bunları birbirlerinden ayırır. Cahil dinde reformcular, fıkıh âlimlerini kendileri gibi sanıyorlar. (El-kelam-ü sıfat-ül mütekellim) sözü bunların içyüzlerini ortaya çıkarmaktadır. Bu söz, (Bir kimsenin sözü, bu kimsenin nasıl olduğunu anlatır) demektir.

Fıkıh âlimleri, icma vardır sözünü, bilmeden söylüyorlarmış. Bu yüce İslam dini, asırlardan beri bu cahiller elinde oyuncak olmuş da, bu zındıklar şimdi, dini rayına oturtacaklarmış. Söz birliğini inkar edenin kâfir olacağını kendi de söylemişti. İcmaı, İslam âlimleri bilememiş, bulamamış ise, kendisi nerden bulacak? Buna şaşmaya hiç lüzum yok. (El-cahilü cesurün). Uydurup uydurup söyleyecek. Onun için, bundan kolay ne var ki. Bu kitabı gibi, yalanlarla, iftiralarla dolu yüzlerce kitap yazmak, onun için, işten bile değildir. Her sözü hikmet ile dolu olan Peygamber efendimizin (Kıyamete yakın, ortaya çıkan din adamları, eşek leşinden daha çok kokmuş olacaklardır) hadis-i şerifi ile haber verdiği kokmuşları aramaya lüzum kalmamıştır. Onlar kendilerini teşhir ediyorlar. Zehrli, pis kokuları Mısırdan bütün dünyaya yayılıyor.

Hak her zaman ekseriyette olmaz diyerek, (Ümmetim dalalet üzerine ictima etmez) hadis-i şerifini inkar etmektedir. Ehl-i sünnet âlimleri, Resûlullah emrettiği için, icmaa ve cumhura sarılmışlardır. Buhari sonunda, Fiten kısmındaki hadis-i şerifte, (Cemaatten bir karış ayrılan ve o hâlde ölen, cahiliye ölümü ile ölür) buyuruldu. Bu hadis-i şerif, Nisa sûresinin 114. ayetini açıklamaktadır. Yine Buhari’de, daha sonraki bir hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ, sizden ilmi almak için ilmi ile amil olan âlimleri kaldırır. Cahiller kalır. Dinden sual edenlere, kendi akılları ile cevap verip insanları doğru yoldan ayırırlar) buyuruldu. Bu hadis-i şerif, alimlerden nakletmeye taklitçilik diyerek, Ehl-i sünneti kötüliyen, kendi kısa akıl ve boş kafaları ile dini içerden yıkan dinde reformcuların zararlarını bildirmektedir. Bu hadis-i şerif, Buhari’nin başında daha uzun yazılıdır. Yine Buhari’de, ilim kısmındaki hadis-i şerifte, (Kıyamet alâmetlerinden biri, ilim yok olacak, din cahilleri çoğalacak, içki içenler ve zina edenler artacak) buyuruldu. Dinde reformcuların, Ehl-i sünneti yok edip, din adamı olarak ortaya çıkmaları, bu hadis-i şerifin, gaybdan haber veren mucizelerden olduğunu göstermektedir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler