Sual: Reşid Rıza’nın Muhaverat kitabında dinde reformcu, binlerce İslam alimini küçümsiyerek, (Usûl âlimlerinin, taklitin lazım olduğunu, (Bilmiyorsanız, bilenlerden sorunuz!) ayetinden çıkarmaları neticesiz ve sakat bir muhakeme ve istidlaldir. Çünkü, ayetin inmesine sebep olan hadise ve muhatablar için taklit caiz olmuyor ki âyet herkese taklit emretsin. Bu âyet ile Allahü teâlâ, Arap müşriklerine, Peygamberler melek mi idi, insan mı idi, Ehl-i kitaba sormalarını emrediyor. Bunu sormak, delilsiz olarak, başkasının rey ve ictihadı ile amel etmek değildir ki bu taklitçilik olsun. Bundan başka, bu mesele itikati bir meseledir. Burada taklitin caiz olmadığını siz de kabul ediyorsunuz. Kıyamet gününde, kâfirlerin reislerinin, kendilerine tabi olanlardan kaçacaklarını Kur’ân-ı Kerîm haber veriyor. Bu haber, kendilerine tabi olunmak Allah tarafından emredilmemiş kişilere tabi olanların mazur tutulmayacağına alâmet değil midir? Müslümanlar, bazı kimseleri delil sayarak Kurandan yüz çevirdiği için, başımıza felaketler geldi. Taklit ettikleri imamlar, kıyamet gününde kendilerinden kaçacaklardır. Çünkü, büyük imamlar ve müctehidler taklitçiliği men’ ettiler. Siz, Allah ve Peygamber sözünü değil, insanların sözünü delil olarak kabul etmeye alışmışsınız) diyor. Buna ne cevap vermek lazım?

Cevap: Reşid Rıza, dinde reformcu olarak bunları yazdıktan sonra, okuyucularını aldatmak için, vaiz efendinin dinde reformcunun sözlerini beğendiğini, dinde reformcuları cahil sanmakla yanılmış olduğunu ve dinde reformcunun böyle çok bilgili olduğunu görmekle onu takdir ettiğini de yazıyor.

Peygamberimiz bu âyet-i kerimeden, her çeşit ameli ve ibadeti yaparken, bir müctehidi taklit etmek lazım olduğunu anladı. Ashâb-ı kirâm da, Resûlullahtan öğrenerek, Tabiinden yeni imana gelenlere, yalnız ibadetlerin nasıl yapilacağını öğrettiler. Delillerini de aramalarını emretmediler. Delilsiz olarak taklit etmelerini kâfi gördüler. Her işlerinde Ashâb-ı kiramın izinde giden mezhep imamlarımız, burada da onlara uydular. Reşid Rızanın, (İmamlar taklitçiliği men’ ettiler) demesi, Ashâb-ı kiramın yolunu terkettiler demektir. Evet, Ashâb-ı kirâm da, imamlarımız da delil ararlar, başkalarının ictihadlarına uymazlardı. Çünkü, kendileri müctehid idi. Fakat, müctehid olmayanların, amellerde müctehidi taklit etmelerini hiç men’ etmediler. Reformcunun, bu ayette kâfirlere, taklit etmeleri emrolunmuyor demesi, işi mugalataya boğmaktır. İslam âlimleri, kâfirlere taklit etmeleri emrolunuyor demiyorlar ki dinde reformcunun bu sözlerine hak verilsin. Allahü teâlâ, bilmeyenlerin, bilenlere sormasını emrediyor. İslam âlimleri de, müslümanlar yapacakları işi nasıl yapacaklarını bilenlerden sormalıdır diyorlar ve bu sözlerini bu âyet-i kerimeden çıkarıyorlar. Mesele bu kadardır.

Amellerde taklit etmek, delil araştırmak diye bir şey yoktur. Amellerde takliti, itikatta taklit ile karıştırarak, dinde reformcu, kendisini haklı çıkarmak çabasındadır. Yapılacak bir işte delilsiz olarak bir alimi taklit etmek ayrı bir meseledir. Bu ayrı mesele de, birinci meseleden kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Yapılması veya terkedilmesi lazım olan bir işi bilene sorup, ondan öğrendiği gibi yapmak, onu taklit etmek demektir. Halbuki iman etmekte taklit böyle değildir. İtikad edilecek şeyleri sorup öğrendikten sonra, hemen iman hâsıl olmuyor ki buna taklit denilsin. Öğrendikten sonra, düşünmek, beğenmek ve kabul etmek, ondan sonra iman etmek hâsıl oluyor. İslamın istediği iman budur. Öğrendikten sonra, düşünmeden, beğenmeden, iz’ansız olan iman, taklit ile iman olur. Delilsiz olur. Kâfirlerin, analarını babalarını görerek kâfir olmaları böyledir. İslamın istediği iman, insanın iz’an ile delil ile kendi kararı ile olan imandır. Kâfirlerin küfrü, kendilerinden hâsıl olmayıp, analarından babalarından alınmaktadır. Onlardan kendilerine mal olmaktadır. Görülüyor ki imanda taklitin yeri yoktur. İmanda taklit caiz olmadığı için, taklit olunanlar, kendilerini bu bakımdan taklit edenlerden kıyamette kaçacaklardır. İbadetlerde taklit, Allahü teâlânın emri ile hâsıl olduğu için, öğretenler de, öğrenenler de, Cennete kavuşacaklardır.

Dinde reformcunun, (Müslümanlar, bazı kimseleri delil sayarak, Kurandan yüz çevirdiler) demesi, çok aşağı, çok iğrenç bir davranıştır. Müslümanları kâfir yapmaktır. Açık bir nassa dayanmıyarak veya şüpheli bir nassın tevili olmayarak yalan ve iftira yolu ile bir müslümana kâfir diyenin kendisi kâfir olur. Müslümanlar, din imamlarının kendilerini taklit etmiyorlar. Onlardan murad-ı ilâhîyi ve murad-ı peygamberiyi öğrenerek, Allahü teâlânın ve Resûlullahın emirlerine sarılıyorlar. Müctehidler, ara yerde bir vesile bir vasıtadır. Mâide sûresi, 35. âyetinde meâlen, (Benim rızama kavuşmak için vesile arayınız!) buyuruldu. Müslümanlar, Allahü teâlânın bu emrine uyarak, amelde mezhep imamlarını vesile yapıyorlar. Mezhep imamlarına tabi olmak, onları taklit etmek demek, onların kendi emirlerini yapmak demek değildir. Onların Kitaptan ve Sünnetten bildirdikleri Ahkâm-ı İslâmiyye bilgilerine tabi olmaktır.
Dört mezhep arasında ihtilaflı olan meseleler, nasıl terk olunabilir? Buna imkan yoktur. İhtilaf olunan şeylerden biri, elbette Allahü teâlânın emridir. Mesela kan akınca, Hanefide abdest bozulur, Şâfiîde bozulmaz. Elbette bunun birisi Allahü teâlânın muradıdır. İkisinden birini her zaman yapmalı. Allahü teâlânın muradı budur demelidir. Murad olanı, istenileni yapmış olan isabet etmiş, kazanmiştir. Muradı anlayamamış olan müctehide de sevap verileceğini, Resûlullah haber vermiştir. Resûlullah efendimizin zamanında böyle ictihadlı meseleler çoktu. İsabet etmeyen müctehidin de sevap kazanacağını bildiren çeşitli hadis-i şerifler vardır. Yalnız burada mühim olan şey, yanlış olana da sevap verilmesi, amelleredir ve müctehidlere mahsustur. Nahl sûresindeki yukarıda bildirilen âyet-i kerimeye göre, müctehidleri taklit edenler de, bu sevaba kavuşur. Amelde müctehidi taklit etmeyen dinde bidat sahibi mezhepsizler, bu sevaba kavuşamaz. Allahü teâlânın emrini yapmamış olurlar. Cehenneme giderler. (Bidat sahibinin hiçbir ibadeti kabul olunmaz) hadis-i şerifi, bu sözümüzün vesikasıdır.

Usul-i fıkıh ilmi âlimlerinden bir kısmı buyurdu ki (Müctehidi amelde taklit etmek için, onun bilgisine güvenmek ve inanmak lazımdır. Nahl sûresi, 43. âyetinde meâlen, (Bilenlerden sorunuz) buyuruldu ki bunu gösteriyor). Reşid Rıza (Bir meselede, bir müctehidi taklit ederek, başka meselede zaruretsiz başka müctehidi taklit eden kimse, birinci müctehide inanmamış, güvenmemiş olur. Birinci meseledeki takliti de muteber olmaz. Her ikisine de güveniyorum, inanıyorum derse, bu sözüne değer verilmez) diyor. Çok yerde olduğu gibi, burada da Reşid Rızanın hâli ve fili, sözünü tekzib etmektedir. Şair de böyle söylüyor:

Ayinesi işidir kişinin, lafa bakılmaz,
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler