Sual: Reşid Rıza, Muhaverat kitabının 13. konuşmasında, (İmam-ı Ahmed, Ebû Davud’a, dinde kimseyi taklit etme! Ashâbdan nakledilenleri al! Ashâbdan sonra gelenlere tabi olup olmamakta serbestsin, dedi. Tabi olmak, taklit etmek değildir. Taklit nereden aldığını bilmeden, deliline bakmadan, sözüne, reyine uymaktır. Hanbeli mezhebi, hadis mezhebidir. Bu mezhebe tabi alimlerden hiçbiri, imamlarının reylerine karşılık hadisi terketmemiştir. Taklitçilik, aklı faydasız hâle getirir. Âlimlerin rey ve ictihadlarını nasslarla karşılaştırıp, nasslara muhalif olanlarını terkeden, âlimlerin sözlerini terketmiş olmaz. İctihadlara uymak farz olmadığı gibi, uymayan fasık ve kâfir olmaz. Müctehid imamlar ve talebeleri, onların rey ve ictihadlarını kabul etmenin lazım olduğunu söylemedi. İmam-ı Ebû Hanîfe, bu benim ictihadımdır. Daha iyisini söyleyen olursa, ona uyarım dedi. Harun Reşid, imam-ı Malik’in ictihadlarına uymayı emretmek isteyince, imam-ı Mâlik, böyle yapma! Bir yerde bilinmeyen hadis, başka yerde bilinmektedir dedi. Tek kişinin bildirdiği hadis, zan ifade eder. Böyle olan hadis, sahih olsa bile amme (millet) menfaatine muhalif olursa terkedilir. Böyle yapmakla sünnet terkedilmiş olmaz. Kuvvetli delil karşısında terkedilmiş olur. Hazret-i Ömer’in talak ve mut’a için olan ictihadı böyledir. Hazret-i Ömer, hadise muhalefet etti denilemez) diyor ve vaiz efendi ağzından da: (Ey faziletli genç! Artık, senin derin ve geniş bilgini kabul ediyorum) diye yazarak, kendisini övüyor. Yine vaiz efendi ağzından şöyle yazıyor:

(Taklitçiliğin tek zararı, mezhebinin kitaplarına saplanıp, hadis kitaplarını ihmal etmek bile olsa, kötülüğünü ispat eder) diyor. Bunlara ne demek lazımdır?

Cevap: Dört mezhep imamlarının hepsi, kimseyi, hatta beni taklit etme! Ashâb-ı kiramdan nakledilenleri al dediler. Çünkü talebelerinin içinde de, müctehidler vardı. Müctehidin böyle yapması lazımdır. Fakat, (Ashâb-ı kiramdan sonra gelenlere tabi olup olmamakta serbestsin) demesi doğru değildir. Çünkü müctehidin başka müctehide tabi olması caiz değildir. Mîzanü’l-kübra’da diyor ki (İctihad derecesinde olan bir âlimin, yani Edilleyi bulup, bundan hüküm çıkaran âlimin başkasını taklit etmesi caiz değildir. Fakat avamın müctehidi taklit etmesi vâcip olduğunu âlimler bildirmişlerdir. Müctehid olmayan kimse, müctehidi taklit etmezse, dalalete düşer demişlerdir. Müctehidlerin hepsi, İslamiyetten buldukları delillerden hüküm çıkarmışlardır. Hiçbir müctehid, Allah’ın dininde kendi reyi ile konuşmamıştır. Mezhepler, Kitap ve Sünnet iplikleri ile dokunmuş birer kumaş gibidir. İctihad derecesine yükselmeyen herkesin, ibadet yaparken dört mezhepten, dilediğini seçip, bunu taklit etmesi lazımdır. Çünkü, mezheplerin hepsi, Cennete giden yolu göstermektedir. Mezhep imamlarından birine dil uzatan kimse, kendi cahilliğini göstermiş olur. Mesela, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe Numan bin Sâbit hazretlerinin, ilminin, veraının ve ibadetinin çokluğunu ve ahkâm çıkarmaktaki titizliğini ve ihtiyatlı davranışlarını, selef ve halef âlimleri söz birliği ile bildirmişlerdir. Böyle bir yüce İmam için, Allah’ın dinine, kendi reyi ve görüşü ile Kitaba ve Sünnete muhalif bir söz karıştırdı demekten Allah’a sığınmalıdır. Her müslümanın, mezhep imamlarına karşı edebli davranması lazımdır. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin derecesinin yüksekliğini ancak keşif sahibi olan Evliyanın büyükleri anlayabilmişlerdir).

Hanbeli mezhebindeki âlimlerin, hadisi terketmediklerini söylemek, diğer üç mezhep imamlarına çamur atmaktır. Her mezhep imamı, sahih hadis görünce, benim ictihadımı bırak dediklerini, dinde reformcu da bildirmişti. Şimdi bunu inkar etmektedir. Taklitçilik, aklı faydasız hâle getirir sözü de, söyleyenin kara cahilliğini gösteriyor. Allah’ın dini, aklın, fehmin, idrakin üstündedir. Akıl oraya çıkmaya zorlanırsa kanatları kırılır, faydasız olur. Din işlerinde aklı koruyan en büyük ilaç, müctehidleri taklit etmektir. Âlimlerin rey ve ictihadlarını nasslarla karşılaştırmak müctehidlerin yapabileceği iştir. İctihattan ve tefsirden ve hadisten haberi olmayan bizim gibi cahiller için, mezhep imamımızın büyüklüğünü kabul edip, inanıp, onu taklit etmekten başka çare yoktur. Bizim gibi avamın mezhep imamına uymasının vâcip olduğunu, İslam âlimleri söz birliği ile bildirmişlerdir. Mîzan-ül-kübra’nın önsözünde, 68. sayfada vesikaları ile birlikte yazılıdır. Mezhep imamının ictihadına uymayan fasık olur. Dört mezhebin icma ve ittifak ile bildirdiği ve her memlekete yayılmış olan bir hükmü kabul etmeyenin kâfir olacağını, fıkıh kitapları [mesela İbni Abidin vitir namazı başında] bildiriyor. Dinde reformcular, bunun için, bu kıymetli kitaba, Hanefi mezhebinin temel direklerinden biri olan ibni Abidin hazretlerine ateş püskürüyorlar.

İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, ictihad ettiği zaman, bu benim ictihadımdır. Gücümün yettiği kadar yapabildim. Bundan daha iyi ictihad eden olursa, onun doğru olması daha kuvvetlidir, buyurdu. Ona uyarım demedi. Ayette ve hadiste açıkça bildirilmediği hâlde mezhep imamlarının helal, haram, vâcip dedikleri şeyler vardır. Ayetten ve hadisten işaretler bulmadıkça, bunları söylememişlerdir. Dört mezhep imamları, gökteki yıldızlar gibidir. Başkaları, yerde dolaşan insanlar gibidir. Bunlar, yıldızın sudaki hayalini görüp de, onları tanıdıklarını zannederler.

Halife Harun Reşid, imam-ı Malik’e “Kitaplarını her tarafa yaymayı ve ümmetin yalnız bunlara uymasını istiyorum” dedi. İmam hazretleri, “ya Emir-el müminin! Amelde âlimlerin ihtilaf etmesi, Allahü teâlânın bu ümmete rahmetidir. Her müctehid, sahih bildiği delile tabi olur. Hepsinin çıkardığı hüküm hidayettir. Hepsi Allah yolundadır.” dedi. Böylece bütün mezheplerin, yani müctehidlerin doğru yolda olduğunu bildirdi.

Hadisleri bırakmamalı, ictihadları bırakmalı diye direnen dinde reformcunun, muamelatta zayıf hadisin terkedileceğini bildirmesi de, pek garibdir. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, ictihad yaparken, zayıf hadisleri, hatta Ashâb-ı kiramdan birisinin sözünü kendi reyine tercih ederdi. Zayıf hadisler ancak Fedail olan ibadetlerde delil olur. Yani fedail, zayıf hadislere uyarak da yapılır. Farz, vâcip ve müekked sünnet olan ibadetlerde ancak meşhur ve sahih hadisler delil olurlar. Bir işin böyle bir delilini ararken veya böyle hadis-i şeriflerle veya âyet-i kerimelerle bildirilmemiş olan bir işin nasıl yapılacağını ictihad ederken, yani bu işe benzeyen başka bir işin delilini ararken, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, zayıf hadis-i şerifi kendi reyine tercih ederdi. Yani, kendi reyini değil, zayıf hadisin gösterdiği delili tercih ederdi. Çünkü imam-ı Beyheki’nin El methal kitabında bildirdiği hadis-i şerifte, (Kur’ân-ı Kerîme tabi olmak, hepinize farzdır. Onu terketmeniz için hiçbir özür olamaz. Kur’ân-ı Kerîmde bulamadığınız işlerde, sünnetime uyunuz. Sünnetimde de bulamazsanız, Ashâbımın sözüne uyunuz! Çünkü, Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayeti bulursunuz. Ashâbımın ihtilafı, sizin için rahmettir) buyuruldu. Bu hadis-i şerif, amelde, ibadetlerde, mezhep imamlarından herhangi birini taklit edenin hidayete kavuşacağını göstermektedir. Bu da, mezheplerin hepsinin hidayet olduğuna şahittir. Dinde reformcunun, talak ve müt’a için hazreti Ömer’in ictihadı demesi de, hakikate uygun değildir. Çünkü, Ashâb-ı kiramdan hiçbiri buna muhalefet etmedi ve icma-ı Sahabe hâsıl oldu. Müt’a, caiz olmayan bir nikahtır.

Bir mezhebi taklit etmek, hadis kitaplarını okumayı terketmek olduğunu söylemesi de, şaşılacak şeydir. Bugün dünya kütüphanelerini dolduran, binlerce hadis kitaplarını yazanlar, şerh edenler, neşredenler, hep Ehl-i sünnet alimleridir. Ehl-i sünnet âlimlerinin her biri, amelde birer mezhebi taklit etmektedir. İmam-ı Hamdan bin Sehl diyor ki (Kadı, yani hakim olsaydım, hadis kitapları okuyup da, fıkıh kitapları okumayan ve fıkıh kitapları okuyup da, hadis kitapları okumayan âlimlerin ikisini de hapsederdim. Mezhep imamlarımızın, hadis ilmine nasıl sarıldıklarını ve fıkıh üzerinde nasıl çalıştıklarını, yalnız birisi ile iktifa etmediklerini görmüyormusunuz?). Ehl-i sünnet âlimlerinin hepsi, Allahın dininde kendi reyi ile kendi kıyası ile konuşmayı zem ve men’ etmişlerdir. Men’ etmekte en ileri giden, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe olmuştur. Bunun ve diğer mezhep imamlarının bu sözleri, Mîzan-ül-kübra’da yazılıdır. Böyle söyleyen âlimler için, (İctihad yaparken nasstan ayrıldılar. Rey ve kıyas ile hadis-i şeriflere muhalif ictihad yaptılar) demek bir müslümana yakışır mı? Resûlullahın varisleri olan mezhep imamlarımız için böyle düşünmek bile caiz değildir. Böyle söyleyenler, varis olduklarını bildiren hadis-i şerifi inkar etmiş oluyorlar. Kendileri hadis-i şeriften ayrılmış oluyorlar. Bundan başka, salih müslümanlara sui zan ve iftira etmiş oluyorlar. Bunun ikisi de büyük günahtır. Haram irtikab ettikleri için, tövbe etmeleri lazımdır.

 

Sual: Reşid Rıza’nın Muhaverat kitabının sonunda, dinde reformcu (Birini taklit etmek, ilmin ve idrakin karşısında büyük bir manidir. Müctehidlerin, ictihad ederek çıkardıkları hükümler, hep aynı yerden değildir. Bazıları Kitaptan, bazıları Sünnetten çıkarılmıştır. Bunun için de, bazıları üzerinde görüş farkları meydana gelmiştir) diyor. Buna ne cevap vermek lazım?

Cevap: Dinde reformcu, içinden çıkamayacağı büyük bir davaya atıldığı için bocalamaktadır. Müslümanların, bundan evvelki maddede yazılı hadis-i şerife ve daha önce bildirilmiş olan âyet-i kerimeye uyarak mezhep imamlarını taklit etmelerini bir türlü hazmedemeyen bu zavallı adam, takliti kötülemek için, akla ve ilme dayanan sebepler bulamayınca, taklitin ilme ve düşünmeye mâni olacağını ileri sürüyor. Bunun cevabını yukarda bildirmiştik. Âyet-i kerimenin ve hadis-i şerifin emrine uymanın, böyle zararlara yol açacağını söylemek müslümanlık mıdır, değil midir? Bunun cevabını, sayın okuyucularımızın anlayışlarına ve insaflarına arz ediyoruz.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler