Sual: Seyyid Kutub, Cihan Sulhu ve İslami Etüdler kitaplarında, (Zekat, bir vergidir. Bu vergiyi ancak devlet tahsil eder. Yüzyüze ve iki fert arasında meydana gelen bir muamele değildir. Elden ele geçen ferdi bir ihsan ve sadaka değildir. Malların zekatını kendi elleri ile ayırıp yine kendi elleri ile dağıtmak, İslamın farz ettiği bir şekil ve nizam değildir. Zekatı verilmiş mal, biriktirilmiş mal [yani kenz] sayılmaz sözü doğru değildir. Devlet ona el koyabilir) diyor. Buna ne cevap vermelidir?

Cevap: Seyyid Kutub’un bu sözlerinin doğru olmadığı, İslamiyete uymadığı, kendi yanlış düşünceleri olduğu İslam alimlerinin kitaplarında uzun ve vesikalarla ispat edilmiştir. Zekatı verilmiş malın kenz olmadığı, hükümetin bu mala hiçbir sebeple el koyamayacağı, bütün kitaplarda yazılıdır. Ahkâmü’s-sultaniye’de ve birçok kıymetli kitaplarda diyor ki (Kur’ân-ı Kerîmde zekat ve sadaka aynı manada kullanılmaktadır. Müslümanın malında, zekattan başka, kimsenin hiçbir hakkı yoktur. Resûlullah, (Malda zekattan başka hak yoktur) buyurdu.

Zekatını vermek lazım olan mallar ikiye ayrılır. Emval-i zahire ve emval-i batına. Emval-i zahire, saklanamayan mallardır. Ekin, meyve ve çayırta otlayan dört ayaklı kasap hayvanları böyledir. Emval-i batına, saklanabilen mallardır. Altın ile gümüş ve ticaret eşyası böyledir. Hükümet, emval-i batınanın zekatını istiyemez. Bunların zekatını vermek, sahibinin hakkıdır. Sahipleri, kendi istekleri ile hükümete verirlerse, o zaman hükümet alıp, İslamiyetin emrettiği yerlere vermekte, sahiplerine yardımcı olur. Hükümetin vazifesi, yalnız emval-i zahirenin zekatlarını istemek ve yerlerine dağıtmaktır. Hükümetin bu hakka mâlik olabilmesi için de, hür, müslüman, âdil olması ve zekat üzerindeki din bilgilerine sahip olması şarttır. Hükümet zekatı toplamakta zalim olup yerlerine dağıtmakta âdil ise, buna zekat verilmesi de, vermeyip, mal sahibinin kendisinin dağıtması da caiz olur. Zekatı toplamakta âdil olup dağıtmakta zalim ise, bu hükümete zekat vermemek vâcip olur. Vermek caiz değildir. İstekle veya zorla alırsa, zekat verilmiş olmaz. Mal sahiplerinin ayırıp, hakkı olanlara kendilerinin tekrar dağıtmaları lazım olur. Resûlullah toplanan zekatları, uygun gördüğü yerlere dağıtırdı. Sonra, Allahü teâlâ, zekat verilecek yerleri birer birer bildirip başka yerlere sarf edilmemesini emretti. Kâfire zekat verilmiyeceği söz birliği ile bildirildi). Ahkâm’dan tercüme tamam oldu.

Dürr-ül-muhtar, kefalet bahsinin sonunda buyuruyor ki (Tarsusi dedi ki sultanın, [hükümetin], kimsenin malına el koyması caiz değildir. Yalnız, Beyt-ül-mal amilleri, yani zekat toplayan memurlar, valiler ve Beyt-ül-mal katibleri müslümanların mallarını kendi zimmetlerine geçirirlerse, millete hıyanet ederlerse, hükümet bunların haksız edindikleri mallarına el koyabilir. Evkaf katibleri, memurları da böyledir. Bunlar da aşırı harcamalar yapar, çalgılı, oyunlu sefahet hayatı yaşarlarsa, apartmanlar yaparlarsa, hükümet bunların mallarına el koyar ve vazifeden azl eder. Haksız ele geçirdikleri mallarını vakfa iade eder. Hangi vakftan aldıkları belli olmazsa, Beyt-ül-mala verir. Halife Ömer “radıyallâhu anh” Ebû Hüreyreyi “radıyallâhu anh” zekat toplamak için, Bahreyne Vâli göndermişti. Sonra, onu bu işten azletti. Mallarına el koydu. On ikibin lirasını aldı. Bir zaman sonra, ona yine bu vazifeyi vermek istedi ise de, kabul etmedi. Böyle olduğunu, Hakim ve başkaları haber vermektedirler). İbni Abidin bu satırları açıklarken buyuruyor ki (Hükümetin Beytülmal memurlarının mallarına el koyması demek, onların kendi zimmetlerine geçirdikleri zekat mallarını, ellerinden geri alarak, Beytülmala vermesi, yani yerine koymasıdır. Yoksa, hükümet bu malları başka yerlere harc edemez.

Ebû Hüreyre buyuruyor ki Ömer “radıyallâhu anhüma”’ zekat toplamak için, beni Bahreyne gönderdi. Sonra, vazifemden azletti ve 12.000 liramı aldı. Bir zaman sonra, yine bu vazifeyi vermek istedi. Kabul etmedim. Ebû Hatem, bunu işitince, Yusuf “aleyhisselâm” senden çok üstün, yüce bir Peygamber olduğu hâlde, bu vazifeyi yapmayı dilemişti. Sen niçin kabul etmedin? dedi. Cevabında, O, Yusuf “aleyhisselâm” idi. Peygamber idi. Peygamber oğlu idi. Peygamber torunu idi. Peygamber torununun oğlu idi. Ben ise, Ümeye oğluyum. Bilmediğim şeyi söylemekten, bilmediğim işi yapmaktan, böylece Rabbime ve Onun kullarına karşı rezil olmaktan ve malıma el konmasından korkarım buyurdu. Ebû Hüreyre hazretlerinin mezhebine göre, zekat memurlarının hediye kabul etmesi caiz idi. Hazreti Ömer’in mezhebinde ise, caiz olmadığı anlaşılmaktadır. Hazret-i Ömer, kendi mezhebine göre hareket ederek, hediye olarak topladığı malları, elinden aldı.) Görülüyor ki hazret-i Ömer, zenginlerin mallarına el koymadı. Bil’akis, zenginlerin mallarına el uzatan memurların haksız kazançlarını geri alıp, sahiplerine vermiştir. İslamiyette, hiçkimse, hiçkimsenin malına, mülküne el koyamaz. İslamiyet bu bakımdan da, komünistlikten, sosyalistlikten ayrılmaktadır.

 

Sual: Seyyid Kutub, İslamda Sosyal Adalet kitabının 298. sayfasında: (Hazret-i Ömer’in müellefetü’l-kulübe zekat verilmesini yasak eden tasarrufuna benzeterek, zekat giderlerinden bazı farklı tasarruflarda bulunabiliriz. Fakirlere nakit veya ayn olarak vermeyebilir, onlar için fabrika ve sanayi tesisleri kurabiliriz. Bazı tesis ve teşekküllerde, onlar için hisse senetleri alabiliriz. Onlara, bugünün medeni icapları ile bağdaşmayan ve heba olup giden muvakkat ihsan mânâsından uzak daimi bir rızık ve gelir kaynağı temin edilmiş olur) diyor. Buna ne cevap vermek lazım?

Cevap: Ashâb-ı kiramın hepsi derin âlim, müctehid idi. Hele dört halife, Resûlullahın hayatında müşavirleri, vefatından sonra da vekilleri idi. Hadis-i şerifte, (Benim ve benden sonra, dört halifemin yoluna sarılınız! Onların yolu doğru yoldur) buyuruldu. Ashâb-ı kiramın söz birliğine uymamız lazımdır. Söz birliği ile bildirdikleri bilgilerden, müslümanlar arasına yayılmış olanlarına inanmayan kâfir olur.

Seyyid Kutub, kendisini hazret-i Ömer gibi müctehid sanıyor. Zekatın verileceği yerleri değiştirmeye kalkışıyor. Zekatın kimlere verileceğini ve nasıl verileceğini dinimiz açıkça bildirmiştir. Bin seneden beri, hiçbir âlim bunu değiştirmeye kalkışmamıştır. Dinimiz zekatla, fakirlere gelir kaynağı nasıl yapılacağını da çok güzel bildirmektedir. İslamiyeti iyi anlamış olan bir müslüman, zekat parası ile İslamiyete uygun olarak, fabrika ve sanayi müesseseleri nasıl kurulabileceğini ve cihat için, hayır cemiyetleri için nasıl yardım edileceğini hemen anlar. İslamiyet, her asırda müslümanların nasıl çalışacağını ve çağın buluşlarından faydalanma yollarını göstermiştir. Seyyid Kutub gibi mezhepsizlerin İslamiyeti değiştirmeye kalkışmalarına sebep ve lüzum kalmamıştır.

Dört çeşit zekat malından, toprak mahsulleri ile hayvan zekatını ve Aşir denilen zekat memurunun ithalatcı tüccardan topladığı zekatı, müslümanların devlet başkanı alır ve yerlerine sarf eder. Şahısların ve kurumların ve müslüman olmayan hükümetlerin bu zekatları toplamaya ve sarf etmeye hakları yoktur. Bunlar, zekat toplama merkezleri, zekat bakanlığı kuramazlar. Bunlara verilen zekatlar kabul olmaz. Müslüman olmayan hükümetin idaresinde yaşıyan müslümanın, her çeşit zekatı, Kur’ân-ı Kerîmde bildirilen kimselerden birine veya vekil ettikleri bir kimseye, kendisinin veya vekilinin vermesi lazımdır. İbadetleri, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına göre yapmalıdır.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler

Comments are closed.