FITIR VE KURBAN BAYRAMLARI VE SÜNNETLERİ

Fıtır ve kurban bayramının sünnetlerinden biri, gecelerini ihya etmektir. Âlimler gecelerin ne kadarının ihyâ edilmesi ile o gecenin ihyâ edilmiş sayılacağı hususunda ihtilâf ettiler. Bir kısmı gecenin büyük kısmını ihyâ etmek gerekir dediler. Gecenin 1 sâatini ihyâ etmekle o gece ihyâ edilir de denildi (Ezkâr).

2 bayram gecelerini ihyâ etmek kalbin dirilmesidir. Hadîs-i şerîfde: «2 bayram gecelerini ihyâ eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü zaman ölmez» buyuruldu. Burada kalbin ölmemesi, kâfir olmaz demektir. Bu mânayı En’âm sûresi, 122. âyet-i kerîmesinden: «Ölü iken dirilttiğimiz kimse…» istidlâl etmişlerdir. Yanî dalâletde, kâfir idi, ona hidâyet verdik demektir. Bâzılarına göre de, kalbin ölmemesi, dünyâyı sevmemesi, dünyâyı âhirete tercih etmemesi demektir. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem): «Ölüler ile birlikte oturmayın» yanî kalbi ölü olan zenginler ile birlikte oturmayın buyurmuştur. Kalbin ölmemesini bir de ölüm hâlinde, kabirde ve Kıyâmetde hayrette kalmaması, zarara uğramaması şeklinde açıklamışlardır (Ravda).

Her iki bayramda da sabahleyin gusül abdesti almalı, en güzel elbiselerini giymeli, güzel koku sürünmeli, bıyıklan düzeltmeli, tırnakları kesmeli, koltuk ve kasık tıraşı yapmalıdır. Fıtır bayramında câmiye gitmeden önce biraz tatlı yer. Sayısı tek olmak üzere birkaç hurma yâhud şeker yiyebilir. Enes (radıyallahü anh), Resûlullah’ın (sallâllahü aleyhi ve sellem) fıtır bayramında birkaç hurma yemeden câmiye gitmediğini haber vermiştir. Böylece Ramazan-ı şerîf günlerinden bayram günü ayrılmış olmaktadır.

Kurban bayramı sabahı bayram namazından önce birşey yemeğe acele etmezdi. Çünki kurban bayramında, fıtır bayramı gibi, önceki güne muhâlefet etme durumu yoktur. Hurmaların sayısının tek olması: «Allahü teâlâ tekdir, teki sever» hadîs-i şerifine göredir. Kurban bayramında câmi’den dönünceye kadar yememeli, kestiği kurban etinden yemelidir. Fakirlerin yiyecek şeyleri yoktur. Zenginler kestikleri kurban etinden verdikleri zaman yerler. Fakirlere uymak için yemek ertelenir. Burada fıtır bayramı ile bir ayrılık vardır.

Fıtır bayramında bayram namazından önce fakirlere fıtra verilmektedir. Eshâb-ı kirâm (aleyhimürrıdvân) namaz kılıncaya kadar çocuklarını yemekten, memede olan çocuklarım da süt emmekten alıkoyarlardı. Resûlullah’ın (sallâllahü aleyhi ve sellem) kurban bayramında namazdan dönünceye kadar birşey yemediğini, ancak kestiği kurban etinden yediğini haber vermişlerdir. Bayram namazından önce yemek bazılarına göre mekruh, bazılarına göre mekruh değildir. Muhtâr olan da budur, yanî mekrûh olmamasıdır.
2 bayramda câmiye gücü yetiyorsa, yürüyerek gitmek daha efdaldir. Bayram günlerinde namaza yürüyerek gitmek müstehabdır. Cum’a ve bayram namazlarına binek üstünde olarak gitmekte bir mahzur yoktur. Kurban bayramında evlerde, mescidlerde, sokaklarda ve câmilerde yüksek sesle tekbir getirilir. Hutbeyi dinlemek için minbere yaklaşılır. Bayram namazından sonra halk kurban kesme ile meşgul olacaklarından hatib minbere çıkmakta acele eder. Fıtır bayramında ise fıtralar fakirlere dağıtılacağı için namaz biraz geciktirilir.

İmam hutbede vaaz ve nasîhat eder, sadaka vermeğe, fakirleri doyurmağa, o gün fakirleri dilenmekten kurtarmağa teşvik eder. Şehrin iki ucundan herkes bayram namazı kılınan yere gelirler. Çocuklar, köle ve kadınlar da gelerek İslâm cemâati çoğalır. Hayızlı kadınlar namaz kılanlardan biraz uzakda durup hutbeyi dinler, düâda bulunurlar. Böylece bereket ve feyze kavuşurlar. Hadîs-i şerîfde bildirilmiştir. Ancak zamanımızda fesad zâhir olacağı için müstehab değil mekruhdur. Cemâat faslında bildirmiştik. Eve dönerken gittiği yoldan başka bir yol tâkîb eder. Böyle yapmak müstehabdır. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) böyle yaparlardı. Ravda kitâbında bayram namazına adımlarının çok olup, fazla sevab alması için en uzun yoldan gitmeli, evine çabuk ulaşması için en kısa yoldan geri dönmelidir denilmektedir.

Bayramlarda silâh oyunlarına ve yarışlara ruhsat, izin vardır. Zîra dînimizde genişlik vardır. İslâm dîninde bayramda, sevincini izhar etmelidir. Hattâ bu dînin şeâirinden sayılmıştır. Rivâyet olundu ki, Ebû Bekir (radıyallahü anh) teşrîk günlerinde Âişe (radıyallahü anhâ)’nın evine vardı. Yanında 2 câriye def çalıyor, ellerini birbirine vuruyorlardı. Bir rivâyette de raks ettikleri, Ensârın kahramanlıklarını öven ve Bigâs gününde vâki’ olan harbin vasıflarını anlatan türküler, destanlar söylüyorlardı. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) bir elbise ile örtünmüşlerdi. Ebû Bekir (radıyallahü anh) onları sert söz ile men etti. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) mübârek yüzünü açıp: «Yâ Ebâ Bekr! Onları bırak. Bu bayram günleri sevinç, sürür günleridir» buyurdu. Diğer bir rivâyette: «Ey Ebâ Bekr! Her kavmin bir bayramı vardır. Bu da bizim bayramımızdır» buyurmuştur. Buradan anlaşılıyor ki, bayram günlerinde sevinçli olmak, sürür izhâr etmek, İslâm dîninin şeâirindendir. Bayram günleri, yanî Teşrik günleri oruç tutulmaz. Çünki Allahü teâlânın ziyâfet günleridir. Şerh-i Mesâbîh’de böyle diyor. Yukarıdaki hadîs-i şerîfde, üzerinde zil bulunsa da, bâzı zamanlarda def çalmak ve dinlemenin harâm olmadığına işâret vardır. Ancak her zaman çalmak, dinlemek mekruhdur. Devam üzere bulunmak adâletten düşürür, mürüvvetten uzaklaştırır.

İnsanların bayram namazı kılınan yere toplanmalarından ibret almalı, kabirlerinden kalkıp herbiri bir halde fevc fevc mahşer yerine gidip toplanmayı gözönüne getirmelidir. Muâz bin Cebel (radıyallahü anh) diyor ki: Resûlullah’dan (sallâllahü aleyhi ve sellem) Nebe’ sûresi, 18. âyet-i kerîmesini: «Sûrun üfürüldüğü gün fevc fevc gelirsiniz» suâl ettim: «Yâ Muâz! Büyük bir işden sordun» buyurdu. Gözleri yaşardı. Sonra buyurdu ki: «Kıyâmet günü ümmetimden 10 sınıf diğer mü’minlerden ayrı olarak haşr edileceklerdir. Birincisi, domuz şeklinde haşr edileceklerdir. Bunlar harâm yiyenlerdir. İkincisi, maymun şeklinde haşr olunacaklardır. Bunlar nemmamlardır. Bir kısmı yüzüstü haşredileceklerdir. Bunlar fâiz ehlidir. Bir kısmı kör olarak dolaşırlar. Bunlar hükme aldırmıyanlardır. Bâzıları deliler gibi sağır ve dilsiz haşr olunacaklardır. Bunlar amellerini beğenenlerdir. Bir gurubu dillerini sakız gibi çiğneyeceklerdir, ağızlarından irin akacaktır. Bunlar sözleri işlerini tutmayan âlimler ve hikâyecilerdir. Bâzılarının elleri ve ayakları bağlı olacaktır. Bunlar komşularına eziyet verenlerdir. Bâzıları ateşten dallara asılı olurlar. Bunlar şehvetlerine uyup mallarından Allahü teâlâ’nın hakkı olan zekâtı vermeyenlerdir. 9. sınıf katrandan elbiseler içinde yüzeceklerdir. Bunlar kibir ve ucub edenler, böbürlenenlerdir. Onuncu sınıf leşden daha fena kokanlardır. Bunlar da zinâ yapanlardır» (Hâlisa- tü’l-hakâyık)’da böyle diyor.

Saf saf olup bayram namazı kılarken, Allahü teâlâ’nın huzûrunda, mahşer yerinde saf bağlamağı düşünüp ibret almalıdır. Bunun gibi, eve dönünceye kadar, amelinin Allahü teâlâ katında, makbûl mü, yoksa merdud mu olduğunu düşünmelidir.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler