Sual: Seyyid Kutub’un “İslamda Sosyal Adalet” kitabı muteber midir?

Cevap: Seyyid Kutub’un İslamda Sosyal Adalet kitabı, Arapçadan Türkçeye tercüme edilerek ülkemizde gençliğin önüne sürülmüştür. Mütercimlerin çok övdükleri Seyyid Kutub, bu kitabında, maskesini yüzünden büsbütün sıyırmakta, mezhepsiz, sapık olduğunu açıkça bildirmektedir. Kitabından aşağıda sunulan parçalar, bunun, İslam âlimlerinin yazılarından bir şey anlayamamış olduğunu göstermektedir. 27. sayfada diyor ki:

(İslamın bir asırda getirmiş olduğu nizamın, o asra nisbetle değişen birçok şartları karşısında, daha sonraki asırların hepsinde aslını gayb etmeden kabil-i tatbik olduğuna bizleri kim temin edebilir?)

İslamiyetin aslının her asırda değişmesini istiyor. Bizim gibi cahillerin, İslamiyeti, dilediğimiz gibi değiştirebileceğimizi sanıyor. Müctehid olmayan bizim gibi mukallidlerin İslam ilimlerine el ve dil uzatamayacağımızı anlayamıyor. İslam bilgileri, din bilgisi ve fen bilgisi olarak ikiye ayrılır. Kur’ân-ı Kerîmde ve hadis-i şeriflerde açık olarak bildirilen din bilgilerini, müctehid olan büyük âlimler de değiştiremez. Zaten bugün, ictihad derecesinde büyük âlim yoktur. Din bilgilerinin alışveriş, nikah ve ceza kısımlarını örf ve adetlere göre değiştirmek caiz ise de, bunun da şartları vardır. İslamiyetin bildirdiği şartların dışında değiştirmek caiz değildir. Seyyid Kutub, İslamiyeti değiştirmekle, Allahü teâlânın emirlerinin yerine, fransız ve sosyalist kanunlarını getirmek istemektedir. Nitekim, yukarıdaki maddelerde bu istekleri yazıldı. Cevapları da verildi.

Yine İslamda Sosyal Adalet kitabı 156. sayfasında: (Mülkiyet, ancak şariin [yani İslamiyeti koyanın] ispatı ve takdiri ile tesbit edilir. Bu hak, cemiyetin naibi [mümessili] durumunda olan şariin hususi olarak ferte temlik ettiği bir şeydir) diyor.

Mülk, elbet şariin izin vermesi ile mülk olur. Fakat, şari, yani İslamiyeti, emirlerini ve yasaklarını koyan, Allahü teâlâdır. (Mübellig), yani İslamiyeti bildiren, Allahın Peygamberidir. Yalnız mülk değil, her hak, Allahü teâlâ izin verdiği için hak olmuştur. Herkesin malı, mülkü, hakları, Allahü teâlâ izin verdiği, emrettiği için mülk ve hak olmuşlardır. İşte bunun için, bir insan, rızası ile vermedikçe, kimse onun mülkünü elinden alamaz.

Yine İslamda Sosyal Adalet kitabı 185. sayfasında: (Milyonlarca insanın basit bir meskene ve elbiseye muhtaç bulunduğu bir memlekette, milyonlarca lira sarf ederek muhteşem köşkler yaptırmak israf ve haramdır) diyor.

Zekatını fakirlere veren ve alın teri ile helalinden kazanan kimsenin köşkler yaptırması, hiç haram değildir. Helal ve mübarektir. Tembel oturup, çalışmayıp, fakir kalmak, yahut kazandıklarını haram şeylere verip, basit meskende kalmak, uygun değildir. Böyle tembellerin ve malını haramlara israf edenlerin yüzünden, çalışkanlar niçin suçlu olsun? Zekatını verenlerin köşklerde oturmaları, şık giyenmeleri, fennin bulduğu bütün kolaylıklardan faydalanmaları helaldir. Bir âyet-i kerimede meâlen, “Verdiğim nimetleri kullanmalarını severim” buyuruldu. Allahü teâlâ, “Çalışana veririm” buyuruyor. Çalışıp kazanmak ibadettir. Zenginlik günah değildir. Allahü teâlâ şükür eden zenginleri sever. Zengin olduğu için, kendini beğenmek, kendini başkalarından üstün görmek haramdır. Kısas-ı Enbiya kitabında diyor ki:

(Aşere-i mübeşşereden yani Cennete gidecekleri müjdelenen on kişiden Zübeyr bin Avvam tüccar idi. Medine’de, Basra’da, Kufe’de ve Mısırda mülkleri ve geniş arazisi vardı. Bin hizmetçisi vardı. Fakat bütün gelirini fakirlere dağıtırdı. Cennetle müjdelenenlerden Talha “radıyallahü teâlâ anh” da zengindi. Şık giyinir, süslü gezerdi. Yüzüğünde kıymetli yakut taşı vardı. Cennet ile müjdelenenlerden Hazreti Osman da zengin tüccardı. Tebük gazasında 10.000 altın ve mal yüklü 1.000 deve verip Resûlullahın duâsını aldı.
Zenginlik kusur değildir. “Ahir zamanda zengin olmak saadettir” hadis-i şerifi Ramuz-ül ehadis de yazılıdır. İbrahim, Davud ve Süleyman “aleyhimüsselâm” çok zengindiler. Ashâb-ı kiramın fakirlerinden çoğu, zenginler bizim gibi ibadet ettikten başka, malları ile hayırlı işler yaparak çok sevap kazanıyorlar diyerek, agniya-yı şakirine imrenirlerdi).

Yine “İslamda Sosyal Adalet” kitabı 305. sayfasında, Nisa sûresi 8. âyetinin meali olan “Miras taksim olunurken, [mirascı olmayan] akraba, yetimler, yoksullar da hazır bulunurlarsa, kendilerini [ondan bir şey vererek] rızıklandırın!” hükmünü yazıyor. (Bu âyet-i kerime, akraba, yetimler ve fakirlerin mirasta hisse alacağını açıkça ifade etmektedir. Tabii olarak, mirasta değişiklikler ve tahsisler yapılabilir. Bazı hisseler varislerin ve toplumun haline göre tayin edilebilir. Âyet-i kerimede hazır bulunursa diyor. Bu, mevcut olmak mânâsındadır) diyor.

İslam âlimleri, bu âyet-i kerime için, bir emrolmayıp, sevap ve ihsan olduğunu bildiriyor dediler. Emirdir diyenler varsa da, bu âlimler de, sonra gelen miras âyetleri ile bu ayetin hükmü nesh oldu, kalmadı buyurdular. Tefsir-i Hüseyni’de diyor ki “Bu âyet-i kerime, miras dağılırken orada hazır bulunanlar içindir. O mecliste hazır bulunan yetimlere, fakirlere göz hakkı olarak bir şey sadaka verilmesi iyi olur.”

Senaüllah-ı Dehlevi hazretleri, Tefsir-i Mazhari’de buyuruyor ki (Miras taksim olunurken hazır bulunan akrabaya, yetimlere ve fakirlere sadaka olarak bir şey verilir. Said bin Cübeyr ve Dahhak, bu âyet-i kerimenin (Yusikümullah) ayeti gelince, nesh edildiğini bildirdiler. Nesh edilmedi diyen âlimler de vardır. İbni Abbas buyurdu ki akıl ve baliğ olan varisler, mirastan az bir şey ayırıp verirler. Varisler küçük ise, vasi ve velileri verir veya yetim malıdır diyerek özür dilerler. Muhammed ibni Sirin diyor ki Ubeydet-ül Selmani yetimlere miras taksim etti. Sonra bir koyun kesmelerini emretti. Pişirilip, bu ayette bildirilenlere yedirildi ve bu âyet olmasaydı, koyunun parasını ben verirdim dedi. Bunlara bir şey verilmesi farz olmayıp, müstehab olması sahihtir). Görülüyor ki varisler diledikleri kadar verirler. Kendilerinden zorla bir şey alınamaz.

Seyyid Kutub, âyet-i kerimedeki “hazır bulunmak” kelimesini (herhangi yerde mevcut olmak) şeklinde değiştirmektedir. Şimdiye kadar hiçbir İslam alimi, böyle değişiklik yapmamıştır. Kitabı Arabçadan Türkçeye tercüme eden de Seyyid Kutub’un hatasını anlamış olacak ki varislerden veraset vergisi alıp, varis olmayanlara verilmesi mümkündür, diyerek, âyet-i kerimeyi büsbütün değiştirmektedir. Cahillerin dinde söz sahibi olduğu yerlerde, şeytana iş kalmadığını, din âlimleri, çok önceden bildirmişlerdir.

 

Tavsiye yazı: Fizilalil Kuran Tefsirine İtimad Edilir Mi?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler