Sual: İslam Hukukunda vakıf hükümleri nelerdir? Nelerden vakıf olur nelerden olmaz? Bu vakıflarda tasarruf sahibi kimdir? Vakfın şartları sonradan değiştirilebilir mi?

Cevap:  Bina, tarla, kuyu gibi nakledilmeyen şeyler söz birliği ile vakıf olunur. Nakledilmeyen şey ile birlikte buna lazım olan nakil olunan şey de İmameyne [Ebû Yusuf ve Muhammede] göre vakıf olunur. Vakıf edilmesi adet olan nakledilebilir şeyler, İmâm-ı Muhammed’e göre, yalnız olarak da vakıf olunur. Bu imama göre, altın, gümüş [yani para] da vakıf olunur. Hacim ile ve vezn ile ölçülen her şey de böyledir. Tabut, teneşir, tabut örtüsü, Kurân-ı Kerîm ve başka kitaplar gibi adet olan vakıflar da böyledir. Hacim ile vezn ile ölçülen eşya satılıp, bedelleri ve vakıf paraları fakirlere ödünç verilir ve mudarebe yolu ile sermaye olarak tüccara verilerek kara ortak olunur. Vakfın hissesine düşen karları, fukaraya sadaka olarak dağıtılır. Vakıf olunan paranın misli, hep vakfın emrinde kalması lâzımdır. Bununla bir şey satın alınamaz ve bir borc ödenemez. Buğdaylar, fakir olan köylüye tohumluk ödünç verilip, yeni mahsulden ödenmek şartı ile vakıf olunur. Sütü fakirlere verilmek üzere inek vakıf olunur. Ev eşyası gibi vakfı adet olmayan şeyleri vakıf câiz değildir. Vakfın gelirinden, önce tâmir, sonra hizmet edenlerin ve nazırın ücretleri ödenir.

Bir vakıf mescid harab olup tâmir eden bulunmaz ise veya etrafında, ev, insan kalmayıp, kullanılmaz ise de, Tarafeyne göre yine vakıf olarak kalır. İmâm-ı Ebû Yusuf’a göre “rahmetullahi teâlâ aleyh”, hakimin izini ile satılıp, parası, aynı cinsten olan başka bir vakfa sarf edilir. Bir kimsenin başka başka vakıflarının gelirleri [paraları] birbirlerine sarf edilemez.

İbni Âbidin diyor ki (Vakıf, mükellef kimsenin, kendi mülkü olan malum mütekavvim malının menfaatini, bir şarta bağlamadan, müslim veya zimmi, bütün veya belli fakirlere terketmesidir. İmameyne göre, vakıf edilen mal, vakıf edenin mülkünden çıkar. Vakıf, ibâdet değil, kurbettir. Sevap kazanmak niyeti ile yapılan mubahlara (Kurbet) denir. Vakıf edilen maldan yalnız veya en sonra bir mescidin veya fakirlerin faydalanmasını bildirmek şarttır. Adete göre zenginler de istifade edebilir. Malını vakıf eden kimse, bunu hakime tescil ettirdikten yahut mütevelliye teslim ettikten sonra, vazgeçemez. Öldükten sonra vakıf olmasını söyleyince, bırakacağı malın 3’te 1’inden verilmesini vasiyet etmiş olup vazgeçmesi câiz olur. Vakıf binaların tâmirleri, içinde parasız oturmaya hakkı olanların malları ile yapılır. Yapamazlarsa, hakim bunları çıkarıp, kiraya verip, ücretleri ile tâmir ettirip, sonra bunlara teslim eder. Kiracı bulunmazsa, hakim tarafından (İstibdal) olunur. Yani, harab binayı satıp, semeni ile başkasını alıp, mütevelliye teslim eder. Başkasını satın alamazsa, semenini fukaraya dağıtır. Mürted, müslüman olunca, mürted iken yaptığı vakıf sahih olur. Müslüman, mürted olunca, önce yapmış olduğu vakıf batıl olup varislerinin olur. Zimmilerin de, müslüman veya zimmi fakirler için vakıf yapması câizdir. Kilise için ve harbi fakirler için, zimminin de vakıf yapması câiz değildir. Vakıf eden kimse, bir (Mütevelli) tayin edip, malı buna teslim eder. Vakıf ebedî olmak lâzımdır. Bir daha geri alamaz. Osmanlı türklerinde altın, gümüş para vakfı adet olduğu için, câiz olmaktadır. Birçok işlerde adet, nass gibidir). Görülüyor ki bir işin nasıl yapılacağı nass ile bildirilmemiş ise, müctehidlerin ictihadları ile yapılır. Bir iş üzerinde çeşitli ictihadlar varsa, müftü efendi, bunlar arasında, zamana ve adete uygun ve elverişli olanını seçer. Zamana, adete uymak, bu demektir. Yoksa, zındıkların söyledikleri gibi, İslamiyetin emirlerini değiştirmek, ibâdetleri bırakarak, haramları işlemek demek değildir.

Fetava-i Hayriye’de diyor ki (Vakfın nazırı veya herhangi vazifelisi, suç işlemedikçe azlolunamazlar. Vakfı kiraya vermek, mütevellinin vazifesidir. Hakim, Vâli karışamaz. Bir vakfın, bir nazırı ve bir mütevellisi olsa, mütevelli nazırın haberi olmadan bir şey yapamaz. Kayım, mütevelli ve nazır aynı hakka maliktirler. Bir kimse bir çadırı veya vagonu mescid yapsa, muhtelif yerlere götürülüp, içinde namaz kılınsa, böyle mescid olmaz. Mescidin yeri değiştirilemez. Nakil olunan şeyin vakfı, adet olmadıkça câiz değildir. Fakat bunu yapana sevap vardır. Mâni olmamalıdır. Vakıfın tayin ettiği kimse nazır ve mütevelli olur. Nazır ve mütevelli vakıftan sonra ölürse, bunların vasiyet ettiği olur. Bunlar yoksa, kadı, yani hakim bir mütevelli tayin eder. Bu tayinde, vakıfın evlat ve yakınlarından ehil olanların tercih hakları vardır. Vakfın mütevellisi emreder, idare eder. Akid yapar. Alışveriş yapar. Katib de, bunları yazar. Deftere geçirir. Mütevelli, yapacağını katibe sormaz. Yaptıklarını bildirir. Harab olup istifade edilemeyen bir vakfı, bundan daha faydalı olan başka bir mal ile veya altın, gümüş ile değiştirmek câizdir ve bunu ancak kadı yapar. Hakim-i şerin, İslamiyete uygun hükmü değiştirilemez. Çeşitli ictihad yapılmış olan şeylerde, kadınin yani hakimin hükmü, ihtilafları ortadan kaldırır).

Behcetü’l-fetava sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki (Gelirinin sarf edileceği cihetleri belli olan vakıf paradan hâsıl olan gelirin bir kısmı bu cihetlere verilip, bir kısmı da mütevellide kalsa, bu para, aynı vakıfın olsa bile başka bir vakıf camiin ihtiyaçlarına sarf edilemez).

Fetava-i Feyziyye’de diyor ki (Bir kimse, sıhhatte iken evini vakıf ve zevcesinin oturmasını, o vefât edince, kirasının Medine-i münevvere fukarasına verilmesini şart etse, mütevelliye teslim edip mahkemede tescil ettirdikten sonra ölse, varisleri bu vakfı bozamazlar. Bir kimse evini vakıf edip, bunun satılarak parasının fakirlere dağıtılmasını şart etse, böyle vakıf câiz olmaz, batıl olur. Çünkü, vakıf malı satmak sahih değildir. Mülkümü vakıf ettim diyen kimse, tescil ettirmeden önce vazgeçebilir. Tescil ettirdikten sonra vazgeçemez. Bir kimse, birisinde olan alacağını bir cihete, [yani bir yere] vakıf etse, parayı alamadan önce ölse, varisleri bu vakfı bozabilirler. Bir kimse, evini vakıf edip kiraya verilmesini ve kirasının, oğullarından yalnız Ahmed’e verilmesini şart etse, diğer çocuklarına bir şey verilmez. Bir kimse, mütevellisi bulunduğu vakıf paranın bir kısmını tüccara, esnafa mudarebe ve sermaye olarak verip, birkaç sene bunlardan yalnız karları alıp vakfın masraflarına harc etse, sonra yerine başkası mütevelli olsa, tüccarlar iflas veya firar etseler, yeni mütevelli, eskisine sermayeleri tazmin ettiremez. Vakıf paranın mütevellisi, bunları tüccarlara muamele ile ödünç verse, sonra azl olsa, yeni gelen mütevelli bu paraları geri isteyince, buna vermeye mecburdurlar. Rehin alarak muamele ile ödünç vermesi şart edilmiş olan vakıf parayı, mütevellisi, rehinsiz ödünç verip, ödünç alan, iflas ederek ölse, para geri alınmasa, bunu mütevelli öder. Bunun gibi, vekil sâhibinin bildirdiği şarta uymıyarak zarara sebep olursa, bu zararı tazmin eder. Mütevelli, İmâm-ı Ebû Yusuf’a göre “rahmetullahi teâlâ aleyh”, vakıf sâhibinin vekilidir. İmâm-ı Muhammed’e göre “rahmetullahi teâlâ aleyh”, fakirlerin vekilidir. Belli bir yerde saklanması şart edilmiş olmayan vakıf para, mütevellinin evinde yangında zayi olsa, mütevelli ödemez. Bir vakıf dükkanı, mütevelli, ecîr-i misli ile kiraya verirken, kiracıdan câize olarak, yani hava parası da alsa, kiracı bu câize parayı geri alabilir. Vakıf parayı, eşkıya, mütevelliden zor ile alsa, mütevelli tazmin etmez. Vedia olan eşya da böyledir. Mütevelli, vakfın kirasını almak için birini vekil etse, vekil aldığı kirayı kendi ihtiyaçlarına sarf etse, bunu mütevelli değil, bu vekil tazmin eder. Kadı, vakıfta şart edilmiş olmayan bir vazife ihtas edemez. Mesela, vakıf camide bir müezzin varken, 2. müezzin beratı veremez. Zeyd, bir vakfa birkaç sene mütevelli olup kadı o senelerin hesaplarını tetkik ile kabul ve tasdik eylese, câiz olur. Şüphe eden olursa, cevap talep eder. Bir vakfın nazırı, bunun tevliyetini de kendi üzerine alamaz. Vakıf sâhibinin tayin ettiği mütevelli, nazırın bilgisi altında, vakfı idare eder).

İbni Âbidin’de diyor ki: (Şart-ı vakıf, nass-ı şari gibidir sözü meşhurdur. Bu söz, kadı, vakıfın şartlarına uymayan hüküm veremez, herkesin bu şartlara uyması lâzımdır demektir. Yalnız, 7 şart müstesnadır. Bu 7 şartı kadı değiştirebilir. Mesela, hiyanet eden mütevelliyi ve nazırı azl etmesi vâcib olur).

Dürrü’s-sukuk’da diyor ki (Selanikte Abdurrahmân Bey, meclis-i şer’ı şerifte, 500 kuruş vakıf edip, bunu mütevelli tayin ettiği Muhammed Ağa’ya teslim etti. Şöyle şart ile ki bu para her sene, onu 11,5 kuruş olarak mütevelli tarafından muamele yolu ile ödünç verilerek üretilecek, her sene hâsıl olan gelirden her gün 15 akça sebilciye verilip su dağıtılacak, her gün 2 akça verilerek sebilin su yolları tâmir edilecek. Mütevelliye her gün 2 akça verilecek. Selanik müftüsü Mustafa efendi, bu vakfa nazır olup her gün kendisine bir akça verilecek. Bu vakfın her sene teftiş olunacak muhasebesini tutmak için, bir akça yevmiye ile muhasebeci tutulacak. Muhammed ağa vefât edince, Selanik müftüleri tarafından seçilen dindar, sâlih ve bu işe muktedir bir mütevelli bu vakfı idare edecektir. Yıllardan sonra bu şartlar yapılamazsa, vakıf paranın hepsi fukaraya dağıtılacaktır. Mütevelli Muhammed ağa, tevliyeti kabul ve 500 kuruşu teslim alınca, vakıf sâhibi, para vakfının 3 imama göre câiz olmadığını, vakfın reddedilmesini istedi.

Mütevelli ise, para vakfının, adet olan yerlerde, İmâm-ı Muhammed’e ve Züfer’e göre câiz olduğunu bildirerek, parayı vermek istemedi. Kadı, vakfın sıhhatine ve tescil edilmesine karar verdi. Mahkeme hükmü ile bu vakıf sahih oldu.

Kayseri’nin Kermir köyünde, Devlet-i aliyye tebeasının rum milletinden ve tüccardan Aleksan, meclis-i şer’ı şerifte der ki Kayserili merhum hazinedâr Ali Ağa vakfının berat ile mütevellisi Ahmed Efendi, bu vakıf paradan bana 5.000 kuruş ödünç verdi. Ben de bu parayı teslim alıp kullandım. Bu 5.000 kuruş ve bu vakfın malı olup Ahmed Efendi’den bir sene sonra ödemek üzere satın aldığım bir ceb saatinin semeni olan 750 kuruş ki cem’ân 5750 kuruş, bu vakıf için Ahmed Efendi’ye borcumdur dedikte, mütevelli Ahmed Rfendi ve aşağıda isimleri yazılı şahitler ikrar ettiler ve kefiller mal ile kefil ve zâmin olup birbirlerinin zimmetine kefil olduklarını bildirdiler. Tasdik ve tescil olundu).

Vakıf hakkında buraya kadar bildirilenler gösteriyor ki fâiz ile çalışan zararlı bankalar yerine, para, mal, mülk vakıfları kurmak mümkündür. Böylece, din ve dünya zararları önlenebilecek, millete çok faydalı olacaktır.

Tavsiye Yazı: İslami Bankalar Kurmak Mümkün mü?

Sual: Kızılay gibi vakıflar dini olarak vakıf statüsünde midir?

Cevap: Kızılay, İhlas vakfı gibi yardım teşkilatı, dinin (Hibe) ahkâmına tâbidirler. Vakıf değildirler. Çünkü, altın ve kağıt liralar vakıf edilince, kimsenin mülkü olmazlar. Yardım cemiyetlerine teberru edilen malları, paraları ise, alakalı memur kabz edince, cemiyet reisinin mülkü olur. Cemiyette çalışan memurlar, cemiyet reisinin vekilleridir. (Hindiyye)de diyor ki (Birisine para verip, bunu falanca fakire ver derse, o fakire kendi parasından verirse, aldığı parayı tazmin etmesi [mislini ödemesi] lazım olur. O parayı başka fakire verirse, tazmin etmez. Verdiği hediyeye ivez [karşılık] olarak az bir şey [mesela makbuz denilen kağıt] verilince, hediyesini geri istiyemez. Aldığı sadakayı harama sarf ettiği veya muhtaç olmadığı bilinmeyen saili boş çevirmemelidir. Verdiklerini muhtaçlara dağıtacağım deyince, sadaka vermesi lazım olur). Bunun için teberru alırken, (Bunları muhtaçlara ve hayır yapanlara vereceğiz) demelidir. Hediye veya sadaka vermeye teberru etmek denir. Alacağını affetmeye ibra denir.

 

Aşk, öyle ateştir ki parlayınca,
maşuktan başka her şeyi yaktı.
Haktan başkasını öldür, (lâ) kılıçıyla,
lâ dedikten sonra, bak ne kaldı.
Yalnız (illallah) görürsün, bakınca,
Sevin! Ortaklar, yandı kalmadı.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler