Sual: Düşman istilâsına uğramış İslâm beldelerindeki Müslüman vakıflarının vaziyeti ne olur?

Cevap: Bunlar istilâ edenlerin mülkiyetine girmez. Ecnebîler tarafından işgal edilen topraklardaki vakıflar hakkında, bir mâni bulunmadıkça bu vakıfları mütevellilerinin vakıf olarak idare edeceğine; bu mümkün olmazsa, meselâ Girit gibi yerlerde mübâdele sebebiyle Müslüman kalmamışsa, vakfedenin mülkiyetine, yoksa vârislerin mülkiyetine döneceğine; bunlar mevcut değilse lukata hükmünde olup beytülmâlden hakkı olanların bunlardan bedelsiz istifade edeceğine fetvâ verilmişti. Cumhuriyet devrinde, yurtdışında kalan zürrî vakıfların, mübâdele yoluyla evlâda verileceği; hayrî vakıfların ise Vakıflar Umum Müdürlüğüne devrolunup, mislinin burada ihyâsının uygun olduğuna dair 1938 tarihli bir Şûrâ-yı Devlet kararı çıkmıştır

 

Sual: Satılan vakıf eserlerini satın almak câiz midir?

Cevap: Bir belde işgal edilip, vakıflara dokunulmasa, bunlar vakıf hüviyetini devam ettirir. Ancak vakıflara el konulup satışa çıkarılsa, düşmanın elinden kurtarmak maksadıyla müslümanın bunu satın alması ve herhangi bir işte kullanması (oturması, ticaret yapması, kirâya vermesi, satması) câizdir.

 

Sual: Günümüz dünyasında vakıf malları hususiyetini yitirdi mi, alınıp satılabilir mi?

Cevap: İslâm hukukuna göre vakıf malı, harap olup vakfa faydalı olacak başka bir malla değiştirmek maksadı dışında satılamaz. Şer’î manada vakıf kurmak, şimdiki kanunlara göre mümkün değildir. Bugün bir vakıf malı, vakıf maksatlarına uygun olarak kullanılıyorsa, alınıp satılamaz. Vakıf olmaktan çıkarılmış ise, gaspçının veya mürtedin elinden kurtarmak maksadıyla alınıp mülk edinilebilir ve başkasına satılabilir. Zira gâsıp, gasp etmekle habis de olsa mâlik olmuştur.

 

Sual: Yıkılan bir câminin yeri, câmiden başka bir maksatla kullanılabilir mi? Satılabilir mi? Yerine ev veya işyeri yapılabilir mi? Yoksa kıyâmete kadar ibâdethâne olarak kalması mı gerekir?

Cevap: Yıkılıp, yeniden inşâına imkân verecek kadar geliri olmayan vakıflar satılamaz. Benzeri maksatlarla hizmet veren vakıflara tahsis edilir. Meselâ bir imârethâne harab olup müstağnâ (istifade edilemez) vaziyete düşse, gelirleri yakındaki bir başka imârethâneye sarfedilir. Bu da yapılamazsa vakfın enkazı ve eşyâsı vakfedene veya vârislerine döner. Bunlar belli değilse lukata hükmüne girer. Yani beytülmâle verilir; bu da yoksa satılıp fakirlere dağıtılır. Arsası ise vakıf olarak kalır. Çünki arsayı kirâya verip istifade etmek mümkündür. İslâmiyete göre idare olunmayan yerlerde yıkılan bir mescidin arsası vakfedenin mülkiyetine, yoksa vârislerin mülkiyetine döner. Bunlar mevcut değilse lukata hükmündedir. Fakirlere verilir. Bir câmi gâsıbın veya mürtedin elinde ise, kurtarmak maksadıyla satın alınıp, tekrar câmi yapılabilir. Bu mümkün değilse, başka maksatlarla kullanılabilir.

 

Sual: Bazı Aleviler Müslümanız dediği halde, İslâmiyet ile alâkası olmayan ibâdetler yapıyorlar. İslâmiyet, bunlara ve cemevleri yapılmasına izin verir mi?

Cevap: İslâmiyete göre idare olunan yerlerde, müslümanız diyenler, câmiden başka mâbed yapamaz. Dinin bildirdiği ibâdetlerden başka şeylere ibâdet adını veremez. Aksi takdirde mürted sayılır. Türkiye laik bir memlekettir. Herkes istediği mâbedde ibâdet edebilir. Müslümanlar câmiye, Aleviler cemevine gider. Kimse karışamaz.

 

Sual: Dedelerimizden kalma pek değeri olmayan bir tarla için köyümüzden biri burası vakıf imiş deyince miras taksimi sırasında içimize şüphe düştü. Bu tarlanın ne için vakfedildiği bilinmiyor. Elimizde vakf olduğuna dair bir belge yok. Şu halde şer’î vaziyet nedir?

Cevap: Bir yer vakıf imiş sözü ile vakıf olmaz. Buranın belli bir vakfa ait arazi olduğu hakkında en az iki âdil şahit veya sahih bir vesika (vakfiye, mahkeme kararı vs) olmalıdır. Bu da ancak İslam mahkemesinde bahis mevzuudur. Vakıf malının dedelerinizin eline nasıl geçtiği bilinmiyor. Kaldı ki vakfın ne vakfı olduğu da belli değildir. Eskiden köylerin gelirini devlet vakfa tahsis ederdi. Bu şer’î manada bir vakıf değildir. Sizinki de böyle olsa gerektir. Eğer mesela köy camisinin vakfı ise, bunun da ispatı lazımdır.

 

Sual: Bir fıkıh kitabında: “Üç türlü vakıf vardır: Yalnız fakirler için olur. Önce zenginler, sonra fakirler için olur. Hem zenginler, hem de fakirler için olur” diyor. Önce zenginler için olan vakıf ne demektir?

Cevap: Vakıf sadece zenginlere olmaz. Zenginlerin de istifade etmesi isteniyorsa, önce zenginlerin, sonra fakirlerin istifadesi şart koşulur. Meselâ bir kimse kendi soyundan gelenlere vakıf yapsa caizdir. Ama sadece ailesinin zenginlerine vakıf yapamaz.

 

Sual: Câmi şadırvanında ve bir talebe yurdunda abdest alırken kullandığımız su vakıf suyu mudur?

Cevap: Su vakfedilmez. Zira menkuller vakfa mevzu olmaz. Ancak bir tarlanın su hakkı vakfedilebilir. Abdest alırken su mahallinde kullanılmaktadır. Suyu israf etmemek lâzımdır.

 

Sual: Sebilden abdest alınabilir mi?

Cevap: Sebil vakfedilmiş, gelen geçen içsin, abdest alsın diye konulmuş su veya çıkarılmış kuyu yahud çeşmedir. İçmek için konulan sebilden abdest alınamaz.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in Ayasofya vakfiyesinde câmiyi vakıf olmaktan çıkaran kimseye beddua ettiği doğru mudur?

Cevap: Evet. Bu ifade bütün vakfiyelerde klişe olarak geçer. Şart-ı vâkıf, nass-ı şâri gibidir. Yani vakfeden şartı, âyet ve hadîs hükmü gibidir. Kimse değiştiremez.

 

Sual: İslâmiyette câmi yıkmaya cevaz verilmiş midir?

Cevap: Umumun menfaati için yıkılıp, parası ile yeni bir vakıf kurulur. Câmi harab olmuşsa veya cemaati kalmamışsa yahud buradan yol geçmesi gerekiyorsa, câmi yıkılabilir. Osmanlı tarihinde az da olsa misalleri vardır.

 

Sual: Eski câmi, taziye evine dönüştürülebilir mi?

Cevap: Bir mescid harab olsa veya içinde namaz kılınmaz hâle gelse, o mescid, İmam Muhammed’e göre vakfedenin mülküne döner. Mescidi yaptıran belli değilse, lukata gibi olur. Beytülmâle veya fakirlere ait olur. Böyle bir mescid İmam Ebu Yusuf’a göre ebediyyen mescid olarak kalır; esah ve müftabih olan da budur. Şâfiî ve Hanbelîlere göre satılıp, başka bir mescide sarfedilebilir. Bir kavle göre bina edeni bilinmeyen bir mescid kullanılmaz hâle gelip, cemaat yeni bir mescid inşa etmişse, bu eski mescid satılıp yeni mescide sarfedilebilir (Fetâvâ-i Hayriyye). Şu halde bu eski mescid, yeni yapılan mescidin müştemilatına katılır ve hayırlı bir işte kullanılabilir.

 

Sual: Şimdi şahısların yaptırdığı Kur’an-ı kerim kursları vakıf mıdır? Buraya yapılan yardımların hükmü nedir?

Cevap: Vakıf için gereken şartlara riayet etmiş; mesela mülk gayrımenkulünü vakfettiğini söylemişse demişse evet. Yine de İslâm hukukuna göre idare olunmayan bir düzende şer’î vakıf kurmak ve idame ettirmek çok zordur. Buraya yapılan para, çek, senet gibi menkulat veya sandalye, halı gibi vakfı câiz olan mallar, vakfı kurana veya cemiyetin reisine yapılmış şartlı hibelerdir. Hibe ahkâmına tâbidir. Maksada tahsis edilince, sadaka-i cariye olurlar.

 

Sual: Vakıflarla alakalı bir konferansta vakfın İslâmî değil, Bizans orijinli olduğunu söyledi. Doğru mudur?

Cevap: Hazreti Muhammed bizzat vakıf kurmuş, vakıf kurmayı tavsiye etmiş ve sahabe de kurmuştur. Kâbe, dünyadaki ilk vakıftır. Mescid-i Aksa keza öyle. İbrahim aleyhisselamın vakıfları yakın zamana kadar aktif idi.

 

Sual: Vakıflar ile ortak bir arsa var. Bu arsaya kat karşılığı inşaat yapmak istiyoruz. Vakıflar hariç, diğer arsa sahipleri ile anlaştık. Vakıflar bizi izâle-i şüyû davası açmaya yönlendiriyor. Böyle bir dava açıp vakıfların hissesini almak uygun mudur?

Cevap: Başka çare var mı? Gâsibin elinden kurtarmak maksadıyla vakıf malı alınabilir.

 

Sual: Kendi evini vakfın evidir diye kiraya verse, kiraya ne lazım gelir?

Cevap: Kira, evin sahibine aittir. Vakfa vermesi gerekmez. Ama yalan söylemek günahtır. Hele bundan ayrıca maddî menfaati varsa, mesela vakıf diye kiracı emsalin üzerinde kira vermeyi kabul etmişse, bu caiz olmaz.

 

Sual: Yolculuk yaparken mola yerindeki bir mescidde toz içinde eskimiş mushafı alıp, oraya yeni bir mushaf koysak caiz midir?

Cevap: Hayır. Eski mushafı almak caiz olmaz, vakfedilmiştir.

 

Sual: Günümüzde İslâm hukukunda aranan şartlara göre bir vakıf kurulabilirmi?

Cevap: Vakıf, tek taraflı bir tasarruf olduğu için her şartta ve yerde vakıf kurmak mümkündür. Ancak bugünkü hukuk nizamı şeri şerife muvafık bir vakıf kurmaya imkân vermiyor. Bir ihtilaf vukuunda da mevcut mevzuat tatbik edilir. Ama mesela bir kimse bir câmi yaptırsa, câmiye bir mushaf verse, bunların hepsi şer’en vakıftır.

 

Sual: Bir vakıfta vakfedenin  (vâkıfın)  bir kişi olması şart mıdır? Birkaç kişi aynı vakfın vâkıfı olabilir mi?

Cevap: Şarttır. Aynı namazı iki kişinin kılamayacağı gibidir. Diğer kişiler teberruda bulunabilir.

 

Sual: Vakıf mütevellîsinin birden fazla olabilir mi?

Cevap: Mütevelli bir kişidir. Eğer vakfeden birden fazla mütevelli tayin etmiş ise ve bunları müştereken karar vermeye memur etmiş ise o zaman mütevelliler ittifakla karar alır. İttifakla karar alamadıkları zaman, eğer vakfa bir zarar bahis mevzu ise, işin içine kadı girer. Kadı yoksa, nazır müdahale eder.

 

Sual: Bir vakf fesh edilebilir mi? Edilebilirse, vakıf malları ne olur?

Cevap: Vakıf feshedilemez. Ancak maksadlarını yerine getiremez hale gelirse, mallar, aynı maksada hizmet veren başka bir vakfa nakledilir. Bir başka kavilde vakfedene veya vârislerine döner.

 

Sual: Vakfeden (Vâkıf)  kurduğu vakıfta mütevelli gibi vazife alabilir mi?

Cevap: Tabiî. Mütevelli olabilir.

 

Sual: İbni Âbidin’de bulunan ve mütevellinin azlini icab ettiren hıyânete neler girer?

Cevap: Vazifesini ihmal etmek, vakıf malını ucuza kiraya vermek, ucuza satmak, vakıf malında hakkı olmadığı halde bedava veya ucuza oturtmak, vakıf lehdarlarının gallesini veya maaşını eksik vermek, vakıf malını zamanında tamir ettirmemek gibi şeylerdir.

 

Sual: Vakfeden (Vâkıf)  daha sonraları görülen lüzûm üzere mütevellîyi veya nâzırı veyâ kâtibi değiştirebilir ve yerine yenisini tayin edebilir mi?

Cevap: Vakfeden hayatta ise, mütevelli ve vakıf vazifelilerini tayin ve azledebilir.

 

Sual: Vakfa ait bir talebe yurdunda, sosyal ihtiyaçlar ve bilhassa burslar, vakfedenin malından mı karşılanır. Bu para kifayet etmezse, başkasının hediyesinden karşılanabilir mi? Bu hizmetten istifade edenlerden para alınabilir mi?

Cevap: Bu gibi hususlar için vakıfnameye bakılır. Zenginler vakıftan ücreti mukabilinde istifade edebilir. Vakfa teberru caizdir. Vakıf ticaret yapabilir. Bu takdirde, alıp sattığı şeyler için ticaret ahkâmı caridir. Talebe yurdu, geliri vakfa giden bir otel gibi düşünülür. Fakir talebe burada parasız kalıyorsa, bu vakfın şartlarından ise caizdir.

 

Sual: Ayasofya Câmii dinen câmi hükmünde midir? Kadınlar muayyen günlerinde ziyaret edebilir mi?

Cevap: İmam Ebu Yusuf’a göre harab olan mescidler kıyamete kadar mesciddir. Fetva da böyledir. Nitekim İbni Âbidin’de, bir kimse mescide girmemeye yemin etse, harap bir mescide girse yemini bozulur; fetva da böyledir, diyor. İmam Muhammed’e göre harab olan mescid, yaptıranın vârislerine intikal eder.

 

Sual: Babamın dedesinden bana intikal eden ve üzerinde hicri x yılında x şehrinin x câmii imamı tarafından kütüphane-i cedid isimli bir yere vakfedildiğini gösteren mühürlü bir yazma eser var. Bunun elimde durması vebal midir?

Cevap: Bu yazı, gasp olduğuna delalet etmez. Zira vakıf salâhiyetdarı tarafından bir şer’î sebebe mebni satılmış olabilir. Vakıf yok olup, malları vârislere veya beytülmâle veya fakirlere intikal etmiş olabilir. Yazı hakikati aksettirmeyebilir. Binaenaleyh elde tutmak vebal değildir. Bir yazma eserler kütüphanesine verilirse iyi olur. Belki herkes istifade eder.

 

Sual: “Kızılay  gibi yardım teşkilâtı, dînin (Hibe) ahkâmına tâbi’dirler. Vakf değildirler. Çünki, altın ve kâğıd liralar vakf edilince, kimsenin mülkü olmazlar. Yardım cem’ıyyetlerine teberru’ edilen malları, paraları ise, alâkalı me’mûr kabz edince, cem’ıyyet reîsinin mülkü olur. Cem’ıyyetde çalışan me’mûrlar, cem’ıyyet reîsinin vekîlleridir.” Şu halde bir vakfa yapılan teberruyu, o vakıfta çalışan biri teslim alsa, vakfın reisinin mülkü olduğu mu anlaşılır?

Cevap: Evet. Ama burada kastedilen mülk, şer’î hukuktaki mülk ile birebir aynı değildir. İbareden de anlaşıldığı gibi bu, şartlı hibedir. Dârülharbde İslam hukukuna göre vakfın çalışması kolay olmadığı için, vakıf ve cemiyetler (dernekler), bu usule göre hareket ederler Yani vakfa veya cemiyete yapılan bağış, hükmen cemiyetin veya vakfın reisine yapılmış hibe gibidir. Ancak reis bunu kendi hususi işine harcayamaz; miras bırakamaz. Cemiyetin veya vakfın maksatları çerçevesinde dilediği gibi kullanır. Yeni bir reis seçildiği zaman veya öldüğü zaman bu hibeler yeni reise intikal eder. Eski reis ona devreder. Hakikî mülk olsaydı, miras kalması veya dilediği gibi harcayabilmesi lâzımdı. Beytulmalde halifenin tasarrufu gibidir.

 

Sual: Osmanlılardaki külliye tabirinin doğru olmayıp, buna imaret demek lazım geldiği doğru mudur?

Cevap: Osmanlılar, câmi, hamam, imaret, mekteb, medrese, dârüşşifâ, tâbhâne gibi yapılar topluluğuna külliye ismini veriyorlar. Küll, bütün, tamam manasına gelir. Bugün modern Araplar, fakülte için külliye tabirini kullanıyor. Kolej kelimesinin buradan geldiği rivayet edilir. İmâret, tamamen farklıdır. Fakirlere ve hazineden hakkı olanlara, mesela medrese talebelerine yemek çıkan vakıf eseridir. Modern Araplar, apartmana imaret derler.

 

Sual: Çorum’un Seydim köyünde Seyyid Murad hazretlerinin türbesi var. Civarındaki geniş arazi kendilerinin vakfiyesi imiş. Cumhuriyetten sonra hususi mülk haline dönüştürülmüştür. Yıllar önce dedemin buradaki arazisini satıp aldığımız evde vakıf hakkı var mıdır?

Cevap: Mürtedden kurtarmak maksadıyla vakıf malı alınır. Para helaldir.

 

Sual: İş yerinde eskiden mescid olarak kullanılan oda şimdi tuvalete çevrilebilir mi?

Cevap: Burası şer’î manada vakıf mescid değildir. Sahibi, mescid olmaktan çıkarıp, başka bir maksatla kullanabilir.

 

Sual: Nakit para vakfı nedir?

Cevap: Kredi ihtiyacı olanlar için para vakfedilir. İnsanlar buradan ihtiyaçlarını alırlar. Vakfın mütevellisi, vakfın parasını muamele satışı ile nemalandırılır.

 

Sual: Osmanlı vakıf sisteminin sürekliliği hakkında final projesi hazırlıyorum. Okuduğum kaynaklar, büyük şehirler dışında, zengin hamileri olmadığı için, vakıfların az olduğu ve taşra halkının vakıflardan büyük şehirlerdekiler kadar faydalanamadığı neticesine varmışlar. Bu doğru mudur?

Cevap: Taşra ile alakası yoktur. Bazı medreselerin vakıfları azdır veya zaman içinde toprak kayıpları ve enflasyon sebebiyle azalmıştır. Elbette ki bu vakıfların faaliyetleri de o nispette olmuştur. Yoksa taşrada da zengin vakıflara sahip çok sayıda medrese vardır. Anadolu’nun her şehrinde kimi Selçuklular’dan kalma kimi Osmanlılar tarafından yapılmış, Arap beldelerinde ise eski zamanlardan intikal etmiş çok sayıda medrese olduğunu biliyoruz. Medreseler hakkında Ekmeleddin İhsanoğlu’nun, George Makdisi’nin ve Ahmet Çelebi’nin eserleri bu mevzuya dairdir.

 

Sual: Bazı vakfiyelerde, kitabelerde baba adı için Abdullah yazılıyor. Bu o kişinin babasının gayrı müslim olduğunu gösterir mi?

Cevap: Osmanlı vesika, vakfiye ve kitabelerde bilhassa kadınlar için baba adı olarak yazılan Abdullah/Abdülmennan/Abdülbari gibi isimler üç manaya gelir:
1-Bu kişi gayrı müslim iken ihtida etmiştir. Ama gayrı müslim baba adıyla anılması bir müminin şanına münasip düşmediği için Abdullah (Allah’ın kulu) yazılır. Hatta anne adı olarak da Havva kaydedilir.

2-Bu kişi lakît (buluntu) bir çocuktur. Anne ve baba adı belli değildir. Müslüman beldesinde bulunduysa, Müslüman sayılır ve ebeveyn adı Abdullah ve Havva olarak kaydedilir.

3-Bu kişi cariyedir. Ebeveyninin adı malum değildir veya Müslüman ismi değildir ya da çetrefilli bir isimdir. Bunun da ebeveyn ismi Abdullah ve Havva diye kaydedilir.

4-Bilhassa soylu ailelere mensup kadınlar, bir hayır eseri yaptırdığı zaman, tevazu icabı baba adını değil, Abdullah adını kullanmaktadır.

Nitekim ölüye telkin verilirken de, Abdullah/Havva oğlu veya kızı diye telkin verilir. Bu inceliği bilmeyen bazıları, birçok padişahın annesinin köle olduğu zannediliyor.

 

Sual: Satın aldığım evin vakıf yeri olduğunu anladım. Ne yapabilirim?

Cevap: Eğer sahih bir vakıf ise, hükümet el koymuş ve satmış ise, mürtedden kurtarmak niyetiyle alabilirsiniz. Zira tekrar vakfa döndürmek imkânı kalmamıştır. Gayrı sahih vakıf ise (yani aslı hükümet arazisi olup devlet tarafından vakfedilmişse) veya sahih vakıf olup mütevelli tarafından vakfın ihtiyacı için istibdal yoluyla satılmış ise, almak caizdir.

 

Sual: Fatih Sultan Mehmed’in vakıf eserini câmi dışında kullananlara beddua ettiği söyleniyor. Bu doğru mudur?

Cevap: Doğrudur. Bütün vakfiyelerde kullanılan klişe ifadelerdir. Vakfı, vakfedenin iradesi dışına çıkarmak kimseye caiz değildir. Bu, hem şer’î hukukta böyledir; hem cumhuriyet devrindeki vakıf hukukunda böyledir hem de üniversel insan haklarına dâhildir.

 

Sual: Eski Osmanlı topraklarında kalan vakıflar hakkında Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuken söz hakkı var mıdır?

Cevap: Bu topraklar kaybedildiği zaman yapılan antlaşmalarda bu mevzu konuşulup hükme bağlanmıştır. Osmanlı hükümeti bu topraklarda Müslümanlar yaşıyorsa, bunların mümkün mertebe devamını arzu etmiştir. Bu takdirde oradaki vakıflar eski haliyle devam demiştir. Yunanistan ve sair Balkan memleketlerinde olduğu gibi. Bazısı da tazminat karşılığı yeni hükümete devredilir. Bu daha ziyade o topraklarda yaşayan Müslümanın kalmaması hâlinde mevzubahis olur. Bu takdirde alınan bu tazminatla Osmanlı ülkesinde yeni vakıflar kurulur.
Cumhuriyet hükümetinin böyle bir mevzu konuşmasına ihtiyaç olmamıştır. Zaten vakıflar hükümetin malı değildir. Lozan’da kaybedilen toprakların çoğu da Müslümanların ekseriyette bulunduğu ülkelerdir. Burada vakıflar şer’î hukukta olduğu gibi devam etmiştir. Geri kalan vakıflar tasfiye edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin eski vakıflar hususunda bir hassasiyeti olmamıştır.

 

Benzer Suallerin Cevapları İçin Tıklayınız

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler