Sual: Miras ile bölünen yan yana üç odalı bir köy evi vardır. Onun yanında da arsa vardır. Ev bölünürken 2 oda birine, diğer 1 oda ve yanındaki arsa diğerine düştü.  Bu arsa ile beraber pay edilen oda, diğer 2 odalık eve sonradan ilave edilmiştir. Bu ek oda ile önceki evin duvarı kime aittir?

Cevap: Odalar evvelce aynı kişiye ait ise, duvar iki vâris arasında müşterektir. Bu duvarı biri yıkamaz. Diğer vâristen izin alır veya tazminat öder.

 

Sual: Babam vefat etmeden yıllar evvel topraklarından 6 dönümlük arsayı, bana verip tapulattı. Sebebi beni okutmamasıydı. Şimdi babamın mirasını taksim ederken, kardeşlerim babamın bana verdiği yere itiraz ediyorlar ve benim ayrıca miras alamayacağımı söylüyorlar. Dinen bunun hükmü nedir?

Cevap: Bir baba meşru bir sebeple çocuğuna dilediğini verebilir. Diğer varisler itiraz edemez. Bu kişi ayrıca miras da alabilir.

 

Sual: Bir mirasçı, taksim edilebilir miras malını diğer mirasçıya ayırmadan hibe edebilir mi?

Cevap: Taksimi mümkün olan (bir çuval buğday gibi) mallarda hissesini ayırmadan kimseye hibe edemez diyen âlimler varsa da, edebilir diyenler de var. Attabiye’de böyledir. Râcih kavil de budur. Bu sadece mirasçılar içindir. Her müşterek mülk ortağı için değildir. (İbn Âbidîn.)

 

Sual: Bir kimse mallarını öldükten sonra şu senin, şu senin, şu senin, ama hepsi ölene kadar benim diyerek varisleri arasında paylaştırabilir mi?

Cevap: Paylaştırabilir, ama öldükten sonra varisler itiraz edebilir. Hibe, kabz ile tamam olur. Burada kabz yok. Ölüm ile hibe fasid olur. Böyle şartlı hibe zaten câiz değildir. Ölümünden sonraya muzaf hibe de câiz değildir. Çünki ölüm ile şahsiyet sona erer, mallar üzerinde tasarruf salahiyeti biter. Ancak ölünceye kadar bakma akdi yapabilir.

 

Sual: Araba çarpıp öldürdüğü adama mahkeme tazminat hükmetti. Nasıl paylaşılır?

Cevap: Dârülharbde yaşayan bir müslüman bir başka müslümanı amden veya hatâen öldürse, kendisine ne kısas, ne diyet gerekir. İmameyn ve üç mezhebe göre diyet verir. Bu kavle göre diyeti almak câiz olur. İmam Şâfiî’ye göre de kısas veya diyet ile mes’uldür. (İbn Âbidîn, Müstemenin hükümleri babının sonu.) Alınan diyet şer’î vârislerine ait olup, ferâiz ahkâmına göre tevzi olunur.

 

Sual: Bir kimsenin kendisinden evvel ölen oğlunun çocuğu amcası varsa Kur’an-ı kerimde yazmadığı halde vâris olamıyor. Haksızlığa uğruyor. Bunun bir delili var mıdır?

Cevap: Kur’an-ı kerîmde Nisâ sûresinde 11 ve 12. âyet-i kerîmelerde ölenin mirasını çocuklarının alacağı bildirilmektedir. Torundan bahis yoktur. Hazret-i Peygamber, mirasçıların kim olduklarını ve mirasa hak kazanış sırasını bildirmiştir. Yani mirasçıların eshâb-ı ferâiz, asabe ve zevü’l-erham olarak sıralanışı sünnetle sabittir. Hangi mirasçının hangi mirasçıyı hacbedeceği, yani mirastan mahrum edeceği; dede ve ninenin mirasçılığı, velâ yoluyla mirasçılık, miras mânileri hep sünnetle sâbittir. Abdullah bin Abbas’ın bildirdiği bir haberde, “Hisselerini eshab-ı ferâize veriniz. Bundan kalanı da ölüye en yakın erkek hısımına aittir” buyuruluyor. Görülüyor ki, oğul var ise, oğlun oğlunun veya kızın çocuklarının hisse alamayacağı sünnet ile sabittir. Çünki oğul, ölüye en yakın erkek akrabadır. Torun sonra gelir. Ama ölünün yalnızca kızı veya kızları varsa, bunlar eshab-ı feraizdendir. Kalan, asabe sıfatıyla oğlun oğluna verilir. Bu da icma ile sabittir. Oğul varken oğlun oğlunun miras alamayacağı kıyas ile de sabittir. Akıl bunu gerektirir. Çünki yakın akraba, uzak akrabayı mahrum eder. Maamafih dede yetimi denilen oğlun çocukları, ölen babalarından miras almış olabilirler. Bu takdirde zaten dedelerinin mirasına ihtiyaçları yoktur. Kaldı ki dede isterse bunlara üçte birden vasıyette bulunabilir. Dedelerinin vasıyette bulunmadığı torunları dedesinden daha çok düşünmek abestir. Üstelik bu çocuklar küçük veya bakıma muhtaç ise, nafakası akrabasına aittir. Çocuk dedesinden miras almasa bile, amcası tarafından geçimi temin edilecektir. Dede yetimini, şâri’ teâlâdan daha çok himâyeye kalkışmak, cüretkârlık olmaz mı?

 

Sual: Miras ile alakalı bir meselemiz var. Osmanlı hukukuna göre verilmiş bir karar var.1908 yılında ölmüş bir kadının kocası ve 3 yaşındaki kızı mirasçı kalıyor. Veraset ilamında mahkeme emlâkta 1/4 kocaya, 3/4 kız çocuğa;  arazide ise 4/4 kıza verip, kocaya hiçbir şey vermiyor. Soru arazi ve emlâktaki dengesiz paylaşımla alakalı. Burada bir haksızlık mı var, yoksa o zamanki kanuna göre emlâk ve arazi paylaşımı farklı mı yapılıyordu? Haksızlık varsa ona göre mahkeme açılacaktır.

Cevap: Eğer kadının kardeşi, annesi, babası yok ise, mülk olan mallarda miras hisseleri böyledir. Osmanlılarda şehir ve köyler dışındaki arazinin ekserisi mülk olmadığı, devlete ait (miri arazi) olduğu için, bunun intikali İslam miras hukukuna göre değil, kanuna göredir. Çünki feraizin mevzuu mülk olan mallardır. Burada intikal eden mülkiyet hakkı değil, tasarruf hakkıdır. Burada da 1867 tarihli intikal kanununa göre arazinin tamamı çocuklara intikal eder. Hesap doğrudur.

 

Sual: Bir babanın hayattayken vârislerinden birine bir malı hibe etse, baba vefat ettikten sonra diğer vârisler o maldan miras haklarını isteyebilirler mi?

Cevap: Hibe edip (bağışlayıp) teslim edince o malla hibe edenin ve vârislerinin alâkası kalmaz. İsteyemezler. Ama ölüm hastalığında hibe etmişse, hibe ancak mal varlığının (varsa borçtan artan kısmının) 1/3 ünden muteberdir. Vârisler geri kalanı isteyebilirler. Birisine 500 lira hibe edip ölse, geride 1000 lira malı kalsa, 100 lira da borcu olsa, hibenin ancak 300 lirası muteberdir. Ölüm hastalığı, kişinin ölümünden bir sene kadar evvel teşekkül eden, hastada ölüm korkusu doğuran ve ölümle neticelenen kanser gibi hastalıklardır. Batan gemide, salgın hastalık çıkan yerde, cephede düşmanla çatışmada, doğumda ölen kimsenin hâli de böyledir.

 

Sual: Bir adamın kendisinden önce vefat eden oğlunun zevcesi ile bir erkek ve iki kız çocuğu; ayrıca yine kendisinden önce vefat eden kızının bir oğlu kalmıştır. Gelin ve torunlar dedelerinden miras alabilir mi?

Cevap: Dedenin bütün yakınları kendisinden evvel ölen bir oğlunun karısı ve bir erkek iki kız çocuğu ile yine kendisinden evvel vefat eden kızının oğlu ise, bunun 1. derecede eshab-ı ferâiz zümresine dâhil vârisi yok demektir. Bütün mirası oğlun oğlu ile kızları ikili birli paylaşır. Bunlar 2. derece vâris zümresi olan asabeye dâhildir. Gelin ve kızın oğlu miras alamaz. Kızın oğlu 3. Derecede mirasçılar zümresi olan zevülerhama dâhildir. Asabe varken, zevülerham vâris olamaz. Gelin hiçbir zaman vâris değildir.

 

Sual: Bir fıkıh kitabında okuduğuma göre, bir kimse borcunu ödemesi için birini vekil etse, vekil borcu teslim etmeden alacaklı mürted olsa ve ölse, vekil borçlunun parasını geri öder. Çünki mürtede vermesi caiz değildir. Çocukları bu parayı alamaz mı? Nitekim iddet müddeti içinde mürtedin mirası karısına kalıyor.

Cevap: Mürted, İslâm hukukunda ölü hükmündedir. Mürted iken kazandığı mal, beytülmale; önceki malı ise, vârislerine aittir. Beytülmâl veya vâris alacağı taleb edebilir.

 

Sual: Bir fıkıh kitabının ferâiz bahsinde “Şakîk, yani anadan ve babadan erkek kardeş, birâder veyâ baba bir birâder” yazıyor. Burada birâder yalnız kullanıldığında ana bir kardeş mi demek oluyor?

Cevap: Birâder önceki erkek kardeşin bedelidir. Yani ana-baba bir birader veya baba bir birâder demektir.

 

Sual: Bir fıkıh kitabının ferâiz bahsinde “Vârisler arasında küçükler olsa veya meyyitin borcu olsa da, büyükler mirastan yiyebilirler” yazıyor. Miras taksim edilmeden önce bu miras kullanılabilir mi?

Cevap: Evet. Çünki vârisler bu mallarda hissedardır. Her birinin kendi hissesi vardır. Başkalarının hakkına zarar vermeyecek şekilde kullanması ve yemesi câizdir.

 

Sual: Osmanlı hukukuna göre verilmiş bir mahkeme kararı var. 1908 yılında ölmüş bir kadının kocası ve 3 yaşındaki kızı mirasçı kalıyor. Verâset ilâmında mahkeme emlâkta 1/4 kocaya, 3/4 kız çocuğa; arazide ise 4/4 kıza verip, kocaya hiç bir şey vermiyor. Mesele, arazi ve emlâktaki dengesiz taksimle alâkalıdır. Burada bir haksızlık mı var, yoksa o zamanki kanuna göre emlâk ve arazi taksimi farklı mı yapılıyordu?

Cevap: Eğer kadının kardeşi, annesi, babası yok ise, mülk olan mallarda miras hisseleri böyledir. Osmanlılarda arazi mülk olmadığı, devlete ait (mîrî arazi) olduğu için, bunun intikali İslâm miras hukukuna (ferâize) göre değil, intikal kanunlarına göredir. Burada da 1867 tarihli tevsi-i intikal kanununa göre arazinin tamamı çocuklara intikal eder. Hesap doğrudur.

 

Sual: Ben Türkiye’de yaşayan bir Çerkezim. Ürdün’de akrabalarımız var. Oradan birisinden bir miras kaldı. Yalnız babamın (babam hayatta değil) amca oğlu en büyük olarak sağ olduğu için miras ona kalıyormuş. Bu doğrumudur?

Cevap: Vârislerin kim olduğunu bildirmeniz lâzımdı. Ürdün’de câri olan miras kanunu ve ferâiz adı verilen İslâm miras hukukuna göre, bir kimse ölünce, mirası anne, baba, kız, kızkardeş gibi muayyen miras hisselere sahip vârislere intikal eder. Bunlar yoksa asabe denilen kan akrabasına intikal eder. Burada da murise (ölene) yakınlık esastır. Babanızın amca oğlu, ölene sizden bir kuşak daha yakın olduğu için mirası bu alır. Babanız sağ olsa idi, mirası paylaşırlardı.

 

Sual: Baba hayattayken, çocukları onun mirasını paylaşıp, sonra baba da bu paylaşmayı tasvip etse, câiz midir? Erkeklerle kızların vaziyeti nasıl olmalıdır?

Cevap: Malları bağışlayıp, teslim ederse, bu hibe olur. Öldükten sonra mirasa girmez. Ama sadece ismen paylaştırıp teslim etmemişse, adam ölünce, bunların hepsi mirasa girer ve mirasçılar bunları miras olarak paylaşır. Babanın paylaştırması hükümsüz olur. Ama varislerin hepsi, madem babamız böyle istedi, böyle kalsın diyebilirler.

 

Sual: Borçlu kimse ölürse, borcunu kim ödemelidir?

Cevap: Terekesinden (bıraktıklarından) ödenir. Geride mal kalmazsa, vârisleri isterse öder, isterse ödemez.

 

Sual: Yıkılan bir câminin yeri, câmiden başka bir maksatla kullanılabilir mi? Satılabilir mi? Yerine ev veya işyeri yapılabilir mi? Yoksa kıyamete kadar ibadethane olarak kalması mı gerekir?

Cevap: Yıkılan câminin yerine yeniden câmi yapılır. Olmazsa, bu arsa ve enkaz en yakın câmiye verilir. Yoksa yaptıranın vârislerine döner. Bu da yoksa fakirlere verilir.

 

Sual: Dedelerimizden kalma pek değeri olmayan bir tarla için köyümüzden biri burası vakıf imiş deyince miras taksimi sırasında içimize şüphe düştü. Bu tarlanın ne için vakfedildiği bilinmiyor. Elimizde vakf olduğuna dair bir belge yok. Şu halde şer’î vaziyet nedir?

Cevap: Bir yer vakıf imiş sözü ile vakıf olmaz. Buranın belli bir vakfa ait arazi olduğu hakkında en az iki âdil şahit veya sahih bir vesika (vakfiye, mahkeme kararı vs) olmalıdır. Bu da ancak İslam mahkemesinde bahis mevzuudur. Vakıf malının dedelerinizin eline nasıl geçtiği bilinmiyor. Kaldı ki vakfın ne vakfı olduğu da belli değildir. Eskiden köylerin gelirini devlet vakfa tahsis ederdi. Bu şer’î manada bir vakıf değildir. Sizinki de böyle olsa gerektir. Eğer mesela köy camisinin vakfı ise, bunun da ispatı lazımdır.

 

Sual: “Meselâ, vasiyet kıyasen caiz olmaması gereken bir müessesedir. Çünki kişinin öldükten sonra mallarında tasarrufu hukuken sahih olamaz. Halbuki insanların ölürken dünyadaki hayırlı amellerini arttırmalarına imkân vermek maksadıyla, Kur’an-ı kerîm istihsanen vasiyeti meşru kılmıştır.” Burada anlamadığım nokta 1.kaynak zaten Kur’an-ı kerim olduğuna göre, neden evvelâ kıyas yoluna gidilip sonra Kur’an-ı kerimden buna bir istisna getiriliyor?

Cevap: Hakkında umumi kaide olan işlerde örf, zaruret ve maslahat olunca istisna getirilebileceğine misal verilmiştir. Yoksa vasiyetin meşruluk temeli münhasıran âyet-i kerimedir.

 

Sual: Bir adamın kendisinden önce vefat eden oğlunun zevcesi ile bir erkek ve iki kız çocuğu; ayrıca yine kendisinden önce vefat eden kızının bir oğlu kalmıştır. Gelin ve torunlar dedelerinden miras alabilir mi?

Cevap: Dedenin bütün yakınları kendisinden evvel ölen bir oğlunun karısı ve bir erkek iki kız çocuğu ile yine kendisinden evvel vefat eden kızının oğlu ise, bunun 1. derecede eshab-ı ferâiz zümresine dâhil vârisi yok demektir. Bütün mirası oğlun oğlu ile kızları ikili birli paylaşır. Bunlar 2. derece vâris zümresi olan asabeye dâhildir. Gelin ve kızın oğlu miras alamaz. Kızın oğlu 3. Derecede mirasçılar zümresi olan zevülerhama dâhildir. Asabe varken, zevülerham vâris olamaz. Gelin hiçbir zaman vâris değildir.

 

Sual: Birinden alacağım vardır. Vefat etti. Çocukları bu alacağı ödemek zorunda mıdır?

Cevap: Vârisler, ölenin mal varlığından ödemek mecburiyetindedir. Zaten bir kimse ölünce mal varlığından önce defin masrafları karşılanır. Sonra borçları ödenir. Sonra kalan kısmın üçte birinden varsa vasiyetleri yerine getirilir. Geri kalanı vârisler paylaşır. Ölenin malı yoksa; vârisler ödemek zorunda değildir.

 

Sual: Ölenin borcunu ödemeden miras taksimi yapmak veya miras taksiminde Kur’an-ı kerimdeki hisselere riayet etmemek küfrü gerektirir mi?

Cevap: Ölenin malından önce varsa borcu ödenir, sonra varsa vasiyetleri yerine getirilir, sonra para ve mal kalırsa varisler mirası paylaşır. Bu, âyet-i kerime icabıdır. Vârisler, mirası paylaşıp, sonra kendi ceplerinden ödemiş iseler de olur. Farzı yapmamak küfr değil, günahtır. İnkâr etmek küfrdür.

 

Sual: Bir kimsenin 20 lira borçlu olduğu şahıs, borcunu ödeyemeden vefat etse, borçlu borcunu vârislerden sadece bir tanesine vermekle kurtulur mu?

Cevap: Hayır. Hepsine birden ödemeli veya hisseleri nisbetinde diğer vârislere ödemek üzere birine vekâleten vermelidir. Vekil ödemezse, borç devam eder. Vârislerin kim olduğu bilinemezse, mahkeme vasıtasıyla öder.

 

Sual: Bir kimseye annesi “Sevabı bana bağışlanmak üzere ölümümden sonra her sene bir hatim okut!” diye vasiyet etse, ne lâzım gelir?

Cevap: Kur’an-ı kerim okumak için adam kiralamak caiz olmadığı, ancak okuyana okuduktan sonra teberru olarak hediye verildiği için, böyle bir vasiyete uymak lâzım değildir. Ancak hediye edilen hayır ve hasenattan ölü fayda görür. En güzeli vârisinin kendisinin okuması veya mümkünse ölüyü tanıyıp seven bir emin kimseye hatim okuması için ricada bulunması; bunun sonunda da o kimseye üçte iki altın liradan az olmayacak şekilde bir hediye vermesidir.

 

Sual: Bir kimse sağlığında bir evlâdına bir mal hediye edip, ben öldükten sonra diğer kardeşlerinden miras istemeyeceksin dese, o da kabul edip malı alsa, babası vefat edince sözünden cayıp miras isteyebilir mi?

Cevap: İsteyebilir. Sağlığında velev ki miras hissesine mahsuben mal almış olsa bile, miras bırakanın ölümünden sonra miras alabilir, hatta mirasına mahsuben aldığı malı da geri vermesi gerekmez. Zira henüz elde etmediği bir haktan feragati sahih değildir. Mirasa baba ölünce hak kazanır.

 

Sual: Miras malı olan arazilerdeki meyve ağaçları kime aittir?

Cevap: Ağaç, miras bırakana ait ise, ağaçların üzerinde bulunduğu arazinin sahibine ait olur. Ağaçlar başkasının ise, bu kimsenin ağaçlar üzerindeki mülkiyeti devam eder. Arazi sahibi bunların kaldırılmasını ister veya parasını ödeyerek mâlik olur.

 

Sual: Bir müslüman malının üçte birini meselâ bir Kur’an-ı kerim kursuna bırakabilir mi? Vârislerin bu isteği yerine getirmesi farz mıdır?

Cevap: Evet. Evet.

 

Sual: Ben öldükten sonra bana yılda bir kez kurban kesin deyip parasını miras yoluyla bırakan bir kimse için kesilen kurbandan ailesi yiyebilir mi?

Cevap: Evet.

 

Sual: Miras paylaşırken bir kadın, “ben ferâizdeki hisseme razı değilim; kanunî hissemi isterim” derse, küfre veya kul hakkına girmiş olur mu?

Cevap: Bir kadın, miras taksiminde, şer’î hakkı olmayanı istemez; ama karışmadığı halde, diğer mirasçılar kanuna göre mirası taksim eder de buna şer’î hissesinden fazla verirlerse, küfre düşmediği gibi, alması da caiz olur. Zira mirası rıza ile taksim câizdir.

 

Sual: Günümüzde miras arsaları dinimize göre bölüşülmüyor. Böyle yerleri bilerek satın almak caiz midir?

Cevap: Evet. Rıza ile böyle paylaşmış olabilirler.

 

Sual: Osmanlı’nın ilk devirlerinde mirasın yasak olduğu, devletin buna el koyduğu doğru mudur?

Cevap: Osmanlı Devleti, bir şer’î devlettir. İslâmiyette miras, kimsenin iptal edemeyeceği ve el koyamayacağı bir haktır. Bunu söyleyen, cezâlandırılan devlet adamlarının mallarının müsâdere edilmesini veya köle asıllı devlet adamlarının öldüğü zaman mirasının devlete kalışını böyle zannetmiş olsa gerek.

 

Sual: Gayri meşru ilişkiden dünyaya gelen çocuk, babasına vâris (mirasçı) olabilir mi?

Cevap: Olamaz. Annesine olabilir. Babası, zina mahsulü olduğunu zikretmeksizin çocuğun nesebini tanırsa, yani bu çocuk bendendir derse, babaya da vâris olabilir.

 

Sual: Babam bundan 11 yıl önce dedemden kalma arsanın mülkiyetini 3 halamın izniyle kendi üstüne aldı; onlara da çok düşük bir para verdi. 1 sene sonra da onlardan gizli o zamanın parasıyla 30 bin liraya sattı. Şimdi o arsa 250 bin oldu. Halamların biri o arsanın parasından 250 bin lira üzerinden hakkını istiyor. Yoksa hakkını helal etmeyeceğini söylüyor. Bunun dinen hükmü nedir?

Cevap: Halalar, haklarını hibe etmişlerse, bir şey isteyemezler. Ama hibe etmedikleri; sadece babanıza tapu muamelesi için izin verdikleri anlaşılıyor. Şu halde, o zamanki satıştan (30 bin lira) miras hisselerine düşen gerçek kısmın, bugünki altın kıymetini ödemesi gerekir.

 

Sual: Anneannem ve dedem vefat ettiler. Anneme bir hisse, dayılarıma ikişer hisse düşer dedim, ama dayılarım karşı çıktı. Herkese eşit hisse olacak dediler. Biz bu iki hisseyi alsak caiz olur mu?

Cevap: Şer’î hak olmayan bir şey, talep ve dâvâ edilmez de, hak sahibi tarafından rıza ile verilirse, almak câiz olur. Mirasta zaten rızaî taksim câizdir.

 

Sual: Anne karnındaki bebeğin babası ölse, bu doğmamış çocuğa miras verilir mi?

Cevap: Cenin, hakikaten veya hükmen sağ doğmak şartıyla mirasçı olur. Çocuk ölü doğarsa, miras kendisi yokmuş gibi diğer mirasçılara döner. Ama kürtaj veya başka surette düşürülürse, sağ doğup sonra ölmüş kabul edilir. Bu takdirde çocuğun hissesi, o andaki vârislerine gider. Çocuğu düşürten (kâtil) anne bile olsa, miras alamaz.

 

Sual: Babam vefat ettikten sonra, iki evinden biri satılıp, ablam ve annem paylaştı; ben küçük olduğum için payımı annem aldı. Ancak bana vermedi. Sonradan annem ev yaptırırken bir katını bana vereceğini vaad ettiği için kendisine borç olarak para gönderdim. Ancak evin tamamını ablama verdi. Satılmayan evde annemden başka, ablamla ben eşit hissedarız. Annem vefat ettiği için, gönderdiğim parayı ve annemin aldığı miras hissesini geri almam imkânsızdır. Bu haklarımı alabilmek için, annemin evi ablama verme muamelesinin iptalini istemem caiz midir?

Cevap: Satılan evin, 7/8’inin 2/3’ü ve diğer evin de 2/3’ü erkek çocuk olduğunuz için şer’en size aittir. Bunları, ayrıca annenize yolladığınız borcu tahsil için herhangi bir yolu denemek caizdir. Normalde bir kimse sağlığında malını dilediği kimseye verebilir. Hayatta iken veya öldükten sonra kimse bunu iptal edemez. Ancak evladı arasında ayrım yapmak günahtır. Ölüm hastası ise, malının 1/3’ünü verebilir. Borçlu ise, hep borçtan arta kalan kısımda tasarruf edebilir.

 

Sual: Bir çocuk, annesiyle resmî kayıt yapmayan, ama kendisini çocuğu olarak kabullenip nüfusuna alan babası vefat ettiğinde mirasçısı olur mu?

Cevap: Arada dinî nikah yoksa, gayrı meşru çocuk mirasçı olmaz. Varsa olur. Resmi kaydın burada hükmü yoktur. Dinî nikâh olmasa, fakat baba çocuğun nesebini kendi çocuğu olarak ikrar etse, mirasçı olur.

 

Sual: Mevtanın borcu terekesinden (geride bıraktığı mallardan) çok ise bu borç nasıl ödenir?

Cevap: Borç düşer. Vârisleri isterse öderler.

 

Sual: Vefat etmeden evvel, zevcesinin kendi yanına gömülmesini vasiyet etse, zevci öldükten sonra bu kadın başkasıyla evlense, önceki kocasının vasiyetini tutması lazım olur mu?

Cevap: Böyle vasiyet muteber olmaz. Vasiyet, kendi mallarından dinî ve dünyevî borçlarının yerine getirilmesi veya kalan malının üçte birinden vârisleri dışındaki üçüncü şahıslara karşılıksız mal bağışlamak üzere beyanda bulunmak demektir. Beni şuraya gömün, kızım şununla evlensin, oğlum doktor olsun, bu evi satmayın gibi vasiyetler, dinen ve hukuken bağlayıcı değildir.

.

Sual: Babam dedemden önce vefat etti. Bir amcam ve bir halam var. Şimdiki kanuna göre, dedemin vârisi sayılıyorum. Miras almamda dinen mahzur var mıdır?

Cevap: Amca ve hala hayatta olduğu için, yakın akraba uzak akrabayı hacb eder kaidesince, torun vâris olmaz. Sadece bir hala olsa idi, istisnaen vâris olurdu. Şu halde amcası ve halası hayatta bulunan torunun, dedesinden miras taleb etmesi caiz değildir. Bunu amca ve halasına söylemesi de lâzım değildir. Mirası taksim ederler, ‘sizin hisseniz bu’ derler, o zaman almak caiz olur.

 

Sual: Ölen akrabam vasiyet etmedi; miras da bırakmadı. Onun yerine hacca gidebilir miyim?

Cevap: Evet. Umulur ki borç düşer. Bir kimse izin vermeden, başkasının, bunun yerine hacca gönderilmesi caiz değildir. Yalnız vâris, ölen akrabası, vasiyet etmemiş, yani hac parası ayırmamış ise, kendine miras kalan para ile, onun yerine hacca gidebilir veya başkasını gönderebilir. Böylece ana-babasını hac borcundan kurtarmış olur. Kendine de, farz olmuş ise, kendi için, ayrıca gitmesi lazımdır. Onları borçtan kurtarması, kendine çok sevap kazandırır.

 

Sual: Bir kimse ölse, 1 erkek ve 1 kız çocuğu kalsa; bir yerde 15 dönüm, başka yerde 12 dönüm tarlası olsa, ikisi aralarında anlaşıp, 15 dönümlük tarlayı erkek çocuk, 12 dönümlük yeri de kız çocuk alsa, böyle taksim caiz midir?

Cevap: Anlaşarak diledikleri gibi paylaşabilirler. Anlaşamazlarsa hepsinde 2 hisse oğlan, 1 hisse de kız alır. Tarlalar satılır; bu hisselere göre kıymetini bölüşürler.

 

Sual: Bir baba oğluna bu ev şu an benimdir ama öldükten sonra senindir derse, diğer mirasçılar baba öldükten sona bunda hak iddia edebilir mi?

Cevap: Hibe, yani bağışlama ancak teslim ile tamam olur. Evi teslim etmemişse, öldükten sonra hibe batıl olur. Mirasçılar hak iddia edebilirler. Teslim etmişse, hibe sahihtir; vârisler hak iddia edemez.

 

Sual: Babamın namaz, oruç ve zekât borcu vardı. Bunlar için ıskat yaptırdık. Başka bir şey yapmaya/ödemeye gerek var mıdır?

Cevap: Iskat usulüne göre yapılmışsa bir şey lâzım gelmez. Belli bilinen bir zekât borcu varsa ve miras müsaitse, zekât tam olarak yerine verilmelidir. Iskatta, bir meyyitin (ölünün) yapılmamış veya noksan ibadeti varsa, fakire para verildiği için, İmam-ı Muhammed’in içtihadına göre, Allahü teâlânın affetmesi umulur. Eğer ölü zengin ise, kılmadığı namaz ve tutmadığı oruçların her biri için en az bir fidye (1750 gram buğday veya kıymeti) ile vermediği zekât borcu hesaplanır. Mirasının üçte birinden çıkmıyorsa, devir yaparak ıskat edilir. Yani elde mevcut altın, bir fakire, bu niyetle verilir. O da diğerine, o da diğerine bu niyetle verir. Böylece lazım gelen mikdarda devretmiş olur. Burada fakir muaccel borçlu olmamalıdır ve eline geçenin mülkü olduğunu bilecektir. Devir muamelesi bitince, bu para o fakirlere taksim edilir. Böyle bir para yoksa, yani ölünün hiçbir şeyi yoksa, bu para borç veya emanet alınmışsa, fakir, ölünün velisine hediye eder; o da borcu öder. Ölünün mirasının üçte biri müsait ise devir yapmaya lüzum yoktur. Namaz ve oruç fidyesiyle zekât borcu, fakirlere ödenir. Ölü bunu vasiyet etmişse ve miras da müsait ise, vârisin bunu yapması şarttır. Değilse, vâris isterse yapar. Hac borcu varsa, vasiyet etmişse, mirastan bir bedel yollanır. Bu bedel, vâris de olabilir. Mirasta para yoksa, bir şey lüzum etmez. Vasiyet etmemişse veya miras müsait değilse, vâris kendi parasıyla gidebilir. Ölü, inşallah borçtan kurtulur.

 

Sual: Bir kimse kocası veya babası ölmeden miras hakkından feragat edebilir mi?

Cevap: Hayır. Etse de ölünce miras isteyebilir.

 

Sual: Anne ve 3 erkek kardeş, feraize göre 3/24, 7/24, 7/24, 7/24 paylaşmaları gerekir. Ancak anne, benim payımı da aranızda pay edin dediği için rıza taksimi olarak 1/3, 1/3 ve 1/3 paylaşmalarında mahzur var mıdır?

Cevap: Vârislerin tamamı rıza ile mirası dilediği gibi paylaşabilir. Mirası diledikleri gibi paylaşınca elbette ki gayrimenkulde de ortak olurlar. Her birinin hissesi üçte bir olur. Rıza ile diledikleri gibi kullanabilirler. Mesela biri veya ikisi veya hepsi bu binayı kullanabilir; münavebe ile kullanabilir; kiraya verip kirayı paylaşabilirler. Miras şirketi, mülk şirketidir. Mülk şirketi olduğuna göre masraflar ve gelir, prensip itibariyle her ortak için hissesi nispetindedir. Ama rıza ile fazla veya az verebilirler.

 

Sual: Doğuma giren bir kadın, ölürsem çocuğuma annem baksın, mehir param onun masrafları için harcansın diye vasiyet etse, sahih midir?

Cevap: Böyle bir vasiyetin kıymeti yoktur. Çocuğa kimin bakacağı, nafakasını kimin vereceği bellidir. Mehr, kadının vârislerine aittir. Bir kimse ancak malının üçte birinden, vârisi olmayan kimselere vasiyet yapabilir.

 

Sual: Üç erkek kardeşiz. Babam bakkal dükkânını benim üstüme yaptı. Babam vefat ettiğinde nasıl bölüşülür?

Cevap: Babanız size verdiyse, sizindir; kardeşleriniz hak iddia edemez. Ama size vermemiş; sadece bazı zaruretler sebebiyle resmen üzerinize gözüküyorsa, bu babanızındır; miras olarak taksim edilir. Varisler bu kadarsa, anneniz 1/8 alır; geri kalanı üç kardeş eşit bölüşür.

 

Sual: Bir kimsenin malında gasp gibi başkasına ait mallar olsa, bu kimse ölse, vârislerinin ne yapması lâzımdır?

Cevap: Malı, diğerlerinden ayırt edebiliyorlarsa ve sahibi de belli ise iade etmeleri lazımdır. Malı ayırt edebiliyor, ama sahibini bilmiyorlarsa, sadaka verirler. İkisini de bilmiyorlarsa, bu karışık malı kullanmaları caizdir, denildi.

 

Sual: Babam, dedemle ortak bir ev satın aldı. Paranın çoğunluğu dedeme aitti. Evin tadilatını babam yaptı. Vergilerini ödedi. Evin tapusu dedemin üzerindedir. Babaannem ve dedeme babam bakıyor. Dedem ölürse, bu evin vaziyeti ne olur?

Cevap: Babanız bu parayı dedenize hediye ettiyse, hiçbir hak iddia edemez. Borç verdiyse bunu borç olarak geri isteyebilir. Evi ortak aldılarsa, zaten hissesi nispetinde babanıza aittir. Tapuda kimin adına olduğu mühim değildir. Babanızın ve annenizin dedenize bakması bir hak doğurmaz. Eve yaptığı masraf da teberru sayılır. Dedeniz ölürse, babanın hissesi kadar ayrıca hak sahibidir. Ama tapu sebebiyle şu şartlarda zor gözüküyor. Dedeniz ölünceye kadar bakma akdi yaparak evi babanıza verebilir.

 

Sual: Hazret-i Ebu Bekr, Hazret-i Fâtıma’ya miras hakkını neden vermemiştir?

Cevap: Çünki Hazret-i Peygamber buyurdu ki “Peygamberler miras bırakmayız, mallarımız fakirlere sadaka olur.” Bu sebeple Halife, Fâtma’yı ve Resulullah’ın zevcelerini maaşa bağladı.

 

Sual: Vefat etmiş birisi, hayattayken hayır niyetiyle tanıdıklarından burs-yardım toplayıp, talebelere ve ihtiyaç sahiplerine dağıtıyordu. Vefat edince topladığı paralardan bir miktar kaldı. Bu paraları ne yapmalı?

Cevap: Bu paralar vârislerine mülk olmaz, fakirlere dağıtılmalıdır. Vârisleri fakirse kullanabilirler.

 

Sual: Bugün mirastan alacağımız pay, resmî hukuka göre bizim lehimize oluyor ise, mirasın dinî kaidelere göre değil de bu şekilde bölüştürülmesini istemek caiz midir?

Cevap: Miras her zaman şer’î hükümlere göre paylaştırmalıdır. Tarafların hepsi razı olursa, diledikleri gibi de paylaşabilirler. Ancak varislerden biri bile razı olmazsa, ya da vârisler arasında küçük çocuk veya deli yahud gaip kimse varsa, mutlaka şer’î kaidelere göre taksim edilir. Miras taksim edilirken şeriatın kendine tanıdığı haktan daha fazlasını istemek caiz değildir. Hatta vaziyete göre küfre bile sebep olabilir. Eğer vârisler şer’î miras kaidelerine ehemmiyet veren ve söz anlayacak kimseler değilse, taksime hiç karışmamalıdır. Onlar mirası kanuna göre taksim ederse, hissesinden fazla almak caiz olur. Rıza ile verdikleri kabul edilir.

 

Sual: Zengin bir kimse, vefat etmeden malını 3 oğluna verse, 5 kızına bir şey vermese, ölümünden sonra kızlarının mahkemeye müracaat edip kendilerine düşen payı istemeleri caiz olur mu?

Cevap: Herkes malını sağlığında dilediği kimseye verebilir. Ancak çocukları arasında haksız yere ayrım yapmak mekruhtur; ama mülkiyete tesir etmez. Bu sebeple istemeleri caiz değildir.

 

Sual: Dedem ölmeden 1-2 sene evvel miras taksimi yapmış. En küçük amcam daha doğmadan paylaşım yapılmış. Dedem ölmüş ve diğer kardeşler en küçük kardeşe bir şey vermemişler. Küçük kardeş tekrar taksim isteyebilir mi?

Cevap: Bir kimse kendi mirasını taksim edemez. Etse bile öldüğü zaman mirasçılar hisselerini alırlar. Hatta babalarından miras diye aldıkları bir şey olsa bile, yine miras almaları hakkıdır.

 

Sual: Babam öldükten sonra dükkânı iki abim ve ben (kızkardeşleri) paylaştık. Büyük abim çalıştırıp, bize kâr payı veriyordu. Şimdi bizi çıkarmak istiyor. Bunu yapması şer’an caiz midir?

Cevap: Kimse istemediği bir ortaklığı devam ettirmeye zorlanamaz. Bu mülk ve müdarabe şirketinde, üç ortaktan herhangi biri dilediği zaman ortaklığı bozabilir. Ya dükkâna ve içindekilere bir fiyat biçilir rıza ile taksim edilir; yani biri diğerlerinin hisselerini satın alır. Diğerleri razı olmazsa, dükkân ve mallar icra yoluyla satılır, elde edilen meblağ paylaşılır.

 

Sual: Zeyd, 1920’de bekâr vefat etse, geride anne-baba bir kardeşi Amr ve Bekr ile baba bir kızkardeşi Hind kalıyor. Miras nasıl taksim edilecek?

Cevap: Mülkü iki erkek kardeş eşit taksim eder. Yani mülkün tamamını Amr ile Bekr alır. Hind’e bir şey kalmaz. Çünkü yakın akraba, uzak akrabayı hacb eder. Anne-baba bir erkek kardeş, baba bir kızkardeşten kuvvetlidir. Mîrî arazi ise 1913 tarihli kanun çerçevesinde, mîrî arazinin yarısı babanın füruuna, yani 2 erkek ve 1 kız kardeş arasında eşit bölünür; geri kalan yarısı ise annenin füruuna yani Amr ile Bekr’e eşit intikal eder.

 

Sual: Bir kimsenin iki oğlu olsa, biri kendisinden evvel vefat etse, her birinin ikişer oğlu olsa, vefat eden evladın iki oğlu redd-i miras yapsa, dede ölünce tekrar miras isteyebilirler mi?

Cevap: Babaları dededen evvel ölen iki erkek torun dinen vâris değildir. Çünki amcaları vardır. Yakın akraba uzak akrabayı mahrum eder. Dolayısıyla reddi miras etmeleri bir şey ifade etmez; miras da isteyemezler. Dede bunlara üçte biri aşmamak kaydıyla vasiyette bulunabilir.

 

Sual: Bir kimse elfaz-ı küfür söylüyor ama açıktan inkâr etmiyorsa, Müslüman muristen miras alabilir mi?

Cevap: Kitaplarda yazan elfaz-ı küfr ile mürtedliğe hüküm verilmez. Bunlar tevile müsaittir. Açıkça inkâr eden kimse mürted sayılır.

 

Sual: İki erkek ve bir kız kardeş miras taksim ederken, kız kardeş “ailem benim için masraf etmedi, ben de erkek kardeşlerim gibi hisse isterim diyebilir mi?

Cevap: Bu söz, imanı tehlikeye sokabilir. Bu tehlike varsa, erkek vârisler hisselerinin birazından vazgeçerek kız kardeşlerinin imanını tehlikeye atmasını önlemelidir. Mirası bütün vârislerin rızası ile farklı hisselere göre taksim etmek caizdir. Ailesinin masraf edip etmemesi miras hissesine tesir etmez. Bir çocuk hep ailesiyle kalsa, diğeri dışarıda kendi gayretiyle bir hayat kurmuş olsa, biri anne ve babasına baksa, diğeri bakmasa, aynı hisseyi hak ederler. Anne ve baba, sağlığında böyle mağdur çocuğuna mal verebilir. Bu, miras hissesine sayılmaz.

 

Sual: Bir kimse elfaz-ı küfür söyleyip açıktan inkâr etmese, babası öldüğü zaman miras alabilir mi?

Cevap: Elfaz-ı küfr ile mürtedliğe hüküm verilemez. Dinin kati hükümlerini bilerek ve isteyerek inkâr ediyorsa vâris olamaz.

 

Sual: Miras sadece evin oğluna verilip kız çocuklara hiçbir şey verilmese, kız evlatlar fitne çıkmasın, ana ata üzülmesin diye bu durumda memnuniyetsiz olarak da haklarını helal etse, âhirette ana babadan hesap sorulur mu?

Cevap: Miras taksim edildiği zaman anne baba zaten ölmüş demektir. Ölmüş kimsenin mirası taksim edilir. Dindar insanlar bu taksimi şer’î esaslara göre yapar. Bir kimse sağlığında mirasını taksim edemez. Ancak mallarını çocuklar arasında dağıtabilir. İstediğine istediği malı verebilir. İsterse birine hiç vermez; ama bu yaptığı meşru bir sebebe dayanmıyorsa mekruhtur. Ama vermediği kimse bir şey isteyemez.

 

Sual: Günümüzde miras hukukunda kişi medeni hukuku esas alabilir mi?

Cevap: Varislerin hepsi anlaşırsa caiz olur. Biri bile itiraz ederse olmaz.

 

Sual: Bir adam kimsesiz bir kızı evlat edinse ve nüfusta da üzerine geçirse, geride zevcesini ve kardeşlerini bırakarak vefat etse, kardeşleri miras talep edebilirler mi?

Cevap: Bir başkasının çocuğunu alıp büyütmek, bakmak dinen caizdir, hatta güzeldir. Ama kendi çocuğu ilan etmek şer’en memnudur. Eğer bu çocuk meşru çocuğu olsaydı, mirasın sekizde biri zevcesinin, ikide biri kızın, geri kalanı ise erkek ve kız kardeşlerine ait olurdu. Çocuk erkek olsaydı, kardeşlere hiç miras gitmezdi. Şu halde, her ne kadar çocuğun evlatlık alınış şekli şer’î değil ise de, adamın bu kıza miras bırakmak istediği anlaşılıyor. Şu halde kelâmın i’mâli ihmâlinden evlâdır kaidesince, bu evlatlık muamelesi, vasiyete hamledilerek, kıza mirasın üçte biri verilir. Çocuk olmadığı için dörtte biri zevceye verilir. Geri kalanı kardeşler ikili birli paylaşırlar.

 

Sual: Bir kimse, geride zevcesini, dört erkek ve üç kız çocuğunu ve bir ağabeyini bırakıp vefat etse mirası nasıl taksim edilir?

Cevap: Zevcesi 1/8 alır. Gerisi çocuklar arasında ikili birli paylaşılır.

 

Sual: Köle miras alıp miras bırakabilir mi?

Cevap: Hayır. Miras bırakamaz, zira mal varlığı yoktur. Ona kalan miras, efendiye ait olacağından, köle vâris olamaz.

 

Sual: Padişahın hususi serveti ölünce kime geçer?

Cevap: Padişahın hususi serveti ölünce şer’î vârislerine intikal eder.

 

Sual: Bir erkek, ölünce nisap miktarının üstünde bir parayı ölünce sadece zevcesinin almasını; diğer vârislere geçmemesini istese ne yapması lazımdır?

Cevap: Bu parayı emanet veya borç olarak verse, ölünce vârislerin hakkıdır. Hediye ederse, teslim etmesi lazımdır; dille hediye ettim demesi yetmez. Para şimdi benim, ölünce senin diye şartlı olarak hediye etmesi de caiz olmaz. Çünki rukbâ denilen hibe, Tarafeyne göre bâtıldır. Yani mesela sen ölürsen benim olsun; ben ölürsem senin olsun diyerek evini birisine vermek bâtıldır. Her biri, ötekinin ölümünü terakkub ettiği (beklediği) için, rukbâ denilmiştir. Mülk edinmeği hatara, zarara talik etmek, bağlamak sahih değildir. İmam Ebu Yusuf’a göre rukbâ sahih; şart fâsiddir; hibe eden hibe ettiğini geri isteyebilir. Sahih kavil, Tarafeyn kavlidir. Ya bu para mukabili ölünceye kadar bakma akdi yapar; parayı teslim eder; kadın bakmazsa veya boşanırsa, parayı geri alabilir; aksi takdirde para kadının olur; diğer vârisler hak iddia edemez. Ya da kadına o para mukabilinde bir borç senedi verir. Adam ölürse, kadın bu borç senedini vererek o parayı alabilir.

 

Sual: Bir erkeğin dini nikâhlı zevcesi miras alabilir mi?

Cevap: Kanunen hayır; dinen evet. Koca, ölmeden evvel dinî nikâhlı zevcesi için bir miktar vermeli veya vasiyet etmelidir. Her ne kadar şer’en vârise vasiyet diğer vârislerin iznine tâbi ise de, kanun buna müsaade ettiği için, dini nikâhlı zevcenin miras hissesi temin edilmiş olur.

 

Sual: Dedem Alzheimer hastasıdır. Sağ iken 2 kız ve 4 erkek çocuğu malları aralarında paylaşmış. Annem dedemden evvel vefat etti. Bizim dedemizin mirasından hissemiz var mıdır?
Cevap: Muris ölmeden miras paylaşılmaz. Paylaşmanın da hükmü yoktur. Anneniz dedenizden evvel öldüğü için size miras düşmez. Yakın akraba uzak akrabayı mirastan mahrum eder. Dedeniz istese size vasiyet ederdi.

 

Sual: Hünsanın (hermafroditin) feraizde hâli nedir?
Cevap: Hünsa belli kriterlere göre kadın veya erkek sayılır. Buna göre hisse alır. Belli değilse, hünsa-ı müşkil denir. İhtilaflı olmakla beraber, erkek hissesi ayrılır, kız hissesi verilir. Ölmeden evvel erkek çıkarsa, kalanı da alır. Bazılarına göre erkek hissesinin 3/4 ünü alır.

 

Sual: Bir adam, geride annesi, zevcesi, bir kızı, bir oğlu, 2 erkek kardeşi ve 2 kız kardeşini geride bırakarak ölse; annesi alzheimer hastası olsa ve torunu bakıyor olsa, miras nasıl taksim olunur?
Cevap: 1/6 annesine, 1/8 zevcesine, gerisi oğlu ile kızına ikili birli kalır. Anne ölünce, mirası, hayattaki oğulları ve kızlarına geçer; ölmüş oğlunun çocuklarına geçmez. Bu kadına torunları değil, oğulları ve kızları bakmakla mükelleftir. Amca ve halalar, bakmak mukabilinde, bunun hissesini torunlara devredebilirler. Çünki bu hisse, zaten ileride kendilerine intikal edecektir ve şimdi kanun zaten anneye hisse vermiyor.

 

Sual: Bir kimsenin ölüm parası diye hanımına tarif edip bıraktığı bir para olsa; bu kişi öldükten sonra, bu parayı varislerden birinin düğünü için kullanmak caiz midir?
Cevap: Ölüm parası diye bir şey yoktur. Bir kimse ölünce, malından cenaze masrafı karşılanır. Sonra borçları ödenir. Sonra varsa vasiyetleri mallarının üçte birinden yerine getirilir. Geri kalan ne varsa mirastır, varisler taksim ederler. Bu para da mirastır, varislerin hepsinin hakkıdır.
Sual: Vârisler arasında dinen zayıf ve hafif zeka geriliği bulunan biri varsa, buna miras vermemek caiz olur mu?
Cevap: Dini zayıflık ve zeka geriliği miras manisi değildir. Hakkı neyse alır.
Sual: Babam vefat etti. Geride annem, 5 kız ve 3 erkek evladı kaldı. Tapulu 18 ve tapusuz 10 dönüm arazi ve bir ev kaldı. Miras taksimini nasıl yapmalıyız?
Cevap: Ölenin hayatta anne veya babası yoksa, şer’en 1/8 zevcesinin, geri kalanı 2 hisse oğullar, 1 hisse kızlar olmak üzere çocuklarına aittir. Arazinin tapulu tapusuz olması farketmez. Miras, hepsinin rızası ile de paylaşılabilir. Bu takdirde hisselerin şer’i hisselerle aynı olması lazım gelmez. Biri hissesinden fazla, diğeri az alabilir. Böyle taksim yapılmamışsa, bütün mallara, eve ve tarlalara birer fiyat biçilir. Toplam servet ve herkese düşecek meblağ bulunur. Buna göre mallar taksim edilir. Ev tarla hisseli de olabilir. Hissesine fazla mal düşen diğerlerine fazlalığı öder. Mesela hissesi 20 bin lira ise, 30 bin liralık bir tarla kurada ona düşmüşse, 10 bin lira diğerlerine öder. 15 bin liralık tarla çıkmışsa, 5 bin lira varislerden alır.

 

Tavsiye Yazı –> Miras Hesaplarına Misaller

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler