Sual: Bir kimse, mahkemelik olduğu birine, şu fakire sadaka verirsen veya bir çeşme yaptırırsan şikâyetimi geri alırım diyebilir mi?

Cevap: Bir haktan bedeli mukabilinde vazgeçmek caizdir. Nitekim kısas hakkından diyet, nikâh hakkından hul bedeli (Anlaşarak boşanmada kadının ödediği bedel) mukabili feragat ediliyor.

 

Sual: İslâm hukukunda evladını öldüren babaya kısas gerekmez ise, hiç ceza verilmez mi?

Cevap: Kısas cezası verilmez; ama tazir edilir. Yani ceza kanunnamesinde adam öldürme için tertip edilmiş cezaya çarptırılır.

 

Sual: Araba çarpıp öldürdüğü adama mahkeme tazminat hükmetti. Nasıl paylaşılır?

Cevap: Dârülharbde yaşayan bir müslüman bir başka müslümanı amden veya hatâen öldürse, kendisine ne kısas, ne diyet gerekir. İmameyn ve üç mezhebe göre diyet verir. Bu kavle göre diyeti almak câiz olur. İmam Şâfiî’ye göre de kısas veya diyet ile mes’uldür. (İbn Âbidîn, Müstemenin hükümleri babının sonu.) Alınan diyet şer’î vârislerine ait olup, ferâiz ahkâmına göre tevzi olunur.

 

Sual: Ötenazi hep çok tartışılıyor, dinimiz bu konuda ne diyor?

Cevap: Ötenazi intihar demektir. Câiz değildir. Hazret-i Peygamber aldığı yaraların ızdırabına dayanamayarak intihar eden birisini kınamıştır.

 

Sual: Gayri müslim memlekette de kanunlara uymak gerektiğinden, hız sınırını geçmek, yaya iken yol boş olsa bile yayalar için kırmızı ışık yanarken geçmek günah olur mu?

Cevap: Trafik ve sigara içme yasağı gibi kaideler örfe girer. Örf, insanların doğru ve güzel gördüğü kaideler demektir. İslâmiyette dört delilden sonra gelen bir delildir. Kur’an-ı kerimde örfe uymak emrolunuyor. Hadis-i şerifte “Müminlerin beğendiği şeyi, Allah da beğenir” buyuruluyor. Dârülislâmda da, dârülharbde de dine ve kanunlara uymak mecburidir. Uyulmazsa günah olur. Yol boş iken kırmızı ışıkta dikkatle geçmek, belki dinen mahzurlu değil ise de, Amerika ve benzeri ülkelerde cezaya sebebiyet verebilir. Müslümanın zarar vermesi ve zarara uğraması câiz değildir.

 

Sual: Bir muhasebeci, vergi kaçıran mükelleflere göz yummaktan ve onlara yardımcı olmaktan dolayı mes’ul olur mu?

Cevap: Müşterilerinin kabahatlerini araştırmakla mükellef değildir. Gerekirse kendilerine bir defa ikaz eder. Nitekim fıkıh kitaplarının vekâlet bahsinde, dava vekilinin müvekkilinin aleyhine beyanda bulunamayacağı yazar.

 

Sual: İslâmiyete göre, vergi vermenin ve fatura kesmenin hükmü nedir? Bir alışveriş yaptığımızda fiş veya fatura alma mecburiyeti var mıdır? Fiş vermeyen günaha girer mi?

Cevap: Müslüman kanunlara riayet etmeli, suç işlememelidir. Aksi takdirde ceza ve zarara uğrar ki bu dinen câiz değildir.

 

Sual: Emitasyon, sahtecilik, bir başka deyişle meşhur markaların ismiyle sahte elbise üretmek marka taklidi yapmak câiz midir?

Cevap: Burada sahtecilik yok, taklit vardır. Marka sahibi râzı değilse, câiz olmaz. Marka sahibi râzı ise, fark bâriz ve müşteri kandırılmıyorsa câizdir.

 

Sual: Kaçakçılık yapmak, kaçak mal alıp satmak caiz midir?

Cevap: Müslüman kanunlara uymalıdır. Ceza ve zarara uğramak câiz değildir.

 

Sual: Bazı Aleviler Müslümanız dediği halde, İslâmiyet ile alâkası olmayan ibâdetler yapıyorlar. İslâmiyet, bunlara ve cemevleri yapılmasına izin verir mi?

Cevap: İslâmiyete göre idare olunan yerlerde, müslümanız diyenler, câmiden başka mâbed yapamaz. Dinin bildirdiği ibâdetlerden başka şeylere ibâdet adını veremez. Aksi takdirde mürted sayılır. Türkiye laik bir memlekettir. Herkes istediği mâbedde ibâdet edebilir. Müslümanlar câmiye, Aleviler cemevine gider. Kimse karışamaz.

 

Sual: Hırsızlıkta  Allahın, cemiyetin ve mal sahibinin olmak üzere üç hak ihlâl edilmiş oluyor. Peki günümüzde hapis cezası verilerek cemiyetin hakkı giderilmiş oluyor mu? Olmuyorsa, bu hapis cezası hırsıza zulüm olur mu?

Cevap: Had suç ve cezaları dârülislâmda mevzubahis olur. Cemiyetin hakkı da İslâm devleti için câridir. Bugünki hırsızlık suçları, had suçuna girmez. Ta’zir suçları gibidir. Müslüman olmayan hükümet hırsıza hapis veya başka bir ceza verse, bu bir ceza ve tedbir yerine geçer. Zulüm olmaz.

 

Sual: Kur’an-ı kerimde “zina etmeyin” denmeyip “zinaya yaklaşmayın” denmesinin hikmeti nedir?

Cevap: İslâm hukukunda sedd-i zerâyi’ prensibi vardır. Kötülüğe götüren yolların, vesilelerin kapatılması demektir. “Yabancı kadınlarla baş başa kalmayınız (halvet), tokalaşmayınız (musafaha), cilveli konuşmayınız, açık saçıkken bakmayınız, çünkü bunların hepsi asıl günah olan zinaya yaklaştırır” demektir.

 

Sual: Hıristiyan kızla evlenmek mahzuru var mıdır?

Cevap: Müslüman bir erkeğin, Ehl-i Kitap, ayni Yahudi veya Hıristiyan bir kızla evlenmesi tahrimen (harama yakın) mekruhtur. Bu zamanda doğacak çocuğun dinî terbiyesi bakımından da fevkalâde mahzurludur. Müslüman bir kızın Ehl-i Kitap bir erkekle evlenmesi câiz olmadığı gibi, buna karar vermesi bile bir irtidad (dinden çıkma) sebebidir.

 

Sual: Gayrımüslim memlekette de kanunlara uymak gerektiğinden, hız sınırını geçmek, yaya iken yol boş olsa bile yayalar için kırmızı ışık yanarken geçmek haram mı olur?

Cevap: Trafik ve benzeri kaideler örfe girer. Örf, insanların doğru ve güzel gördüğü kaideler demektir. İslâm hukukunda dört delilden sonra gelen bir delildir. Trafik kaideleri âyet ve hadîslere dayanmaz ama İslâm devletinde kanunla tanzim edilir. Bu kaideler, sâlim aklın icabı ve mahsulüdür. Dünyanın her yerinde insanlar bu kaideleri bulup tatbik ederler. Dârülislâmda da, dârülharbde de örfe uymak mecburîdir. Uyulmazsa günah olur. Zaten her yerde kanunlara uymak şarttır. Aksi takdirde insan zarara uğrar. Kendisini tehlikeye atmak ve zarara uğramak dinen câiz değildir. Yol boş iken kırmızı ışıkta geçmek, mahzurlu değil ise de, bu bile Amerika ve benzeri ülkelerde cezaya sebebiyet verebilir.

 

Sual: Arabayı hızlı kullanmak veya yan şeritteki başka bir arabayı tahrik edip yarışa girişmek gibi şeyler için haram denebilir mi?

Cevap: Trafik kaideleri örf hükmündedir. Örf, İslâmiyette delildir. Uyulması vâcibdir. Uyulmazsa günaha girilir. Hele bir zarar doğarsa, günah daha da katlanır. Kanunlara riayet ise her Müslümanın uyması gereken bir vecibedir. Aksi takdirde kendisini tehlikeye atmış ve zarara uğramış olur ki âyet ve hadîslerle yasaklanmıştır.

 

Sual: Günümüzde bedeni cezalar öngören bir hukuk dizgesi benimsenebilir mi? Nasıl hükümlüyü iyileştirir, insan haysiyetine denk düşer?

1-İslam hukukunun temel özellikleri, dinsel, bağımsız, küresel, sonsuza dek sürekli, saymaca/olaycı (kazuistik) ve daha çok hukukçular hukuku olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bunlardan bağımsızlık, küresellik, sonsuza dek süreklilik her hukuk dizgesinin elbette amacıdır. Son, gerçek ve sonsuza dek kuralları geçerli dine dayalı bir hukuksa elbette bu iddialarla ortaya çıkması olağandır. Ancak önemli olan amaç değil, bu amacı gerçekleştirebilecek bir dizge olup olmadığıdır.

2-İslam suç hukukuna egemen ilkelerin şunlar olduğu belirtilmiştir: 1-Ceza, suçu önleyici nitelikte olmalıdır. 2-Ağır suçlar için ağır ceza verilmelidir. 3-Ceza verilen zararı giderici olmalıdır. 4-Ceza suçluyu iyileştirmelidir. 5-Ceza suçun ağırlığıyla orantılı olmalıdır. 6-Cezanın çektirilmesi suçluyu yok etmemelidir ya da ezmemelidir. 7-Ceza aynı suçu işleyen herkes için eşit olmalıdır. 8-Ceza başına buyruk değil, hukukun kaynaklarındaki belirlemelere göre verilmelidir. 9-Ceza insan haysiyetine uygun olarak yerine getirilmelidir.

Cevap: Hukukun Serüveni’nin yazılmasından maksat umumi hukuk tarihini kısaca ortaya koymaktır. Takdir edersiniz ki İslâm hukuku da burada yerini alacaktır, ama etraflı anlatmaya yer müsait değildir. Üstelik kolay okunması ve hacmini büyütmemek endişesiyle, dipnotlarda kaynak vermekten kaçındım. Burada İslâm hukuku ile alakalı bilgiler benim İslâm Hukuku, İslâm Hukuku Tarihi ve Osmanlı Hukuku adlı kitaplarımdan özetlenerek alınmıştır.

İslâm hukukunun dinsel, küresel, sürekli oluşundan maksat, tamamen somut özelliklerdir. Bağımsızlık, Roma ve Yahudi hukuku gibi hukuk sistemlerinden müstakil olarak doğup geliştiğini; küresellik ve süreklilik, İslâm hukukunun, pozitif olarak geçerli olmadığı yer ve zamanda yaşayan her müslümanı -uhrevî müeyyide tehdidiyle- kendisine uymakla mükellef tuttuğunu ifade eder. Yani bir İslâm devleti vatandaşı, herhangi bir sebeple Fransa’da bulunurken bile, evlenirken, alış-veriş yaparken, mülkiyet hakkı kurarken İslâm hukuku prensiplerine uyması İslâm dininin gereğidir. (Hatta bu Müslüman İslâm ülkesine döndüğü zaman, bazı hukukçulara göre İslâm devletinin yargı yetkisi içine girer ve dünyevî müeyyide ile karşılaşır.) Veya vaktiyle Moğolların istila ettiği yerlerde olduğu gibi bir ülkede İslâm hukuku tatbikattan kaldırılsa bile, buradaki Müslümanların hususi hayatlarında İslâm hukukuna uyma mecburiyeti devam eder. Şu kadar ki bu son iki halde İslâm ceza hukuku, tatbik mercii devlet bulunmadığı için tatbik edilemez. İslâm hukuku, bu bakımdan pozitif hukuk sistemlerinden ayrılıyor. Fakat şimdi bir Türk vatandaşının Fransa’da iken Türkiye kanunlarına uyması veya Türkiye’de iken bile, kaldırılan bir kanunla bağlı olması düşünülemez.

Ceza hukukundaki bu prensipler hakkında Mısırlı avukat Abdülkadir Udeh’in Türkçeye de çevrilen İslam Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk ve Prof. Cevat Akşit’in İslam Ceza Hukuku ve İnsani Hükümler adında iki çalışması da vardır.

İslâm hukukunun kabul ettiği aslî cezanın bedenî ceza olduğunu, para ve hapis cezalarının istisnai olduğunu daha önce belirttim. Bunun günümüz anlayışına elverişliliği veya insan haysiyetiyle uygun düşüp düşmediği hususunda – felsefî ve sosyolojik yanı ağır bastığı için- pek fikir yürütmedim. Nihayet bu kitap münhasıran bir hukuk tarihi çalışmasıdır. Sadece her hukukun kendi mekân ve zamanında, anakronizme düşmeden değerlendirilmesi kanaatindeyim. Bir başka deyişle bir hukuk sistemi, o sistemi oluşturan cemiyet ve insan yapısından bağımsız ele alınamaz. İslâm hukukunun da, bu hukuku doğuran cemiyet için tutarlı hükümler içerdiği söylenebilir. Bugün, bu cemiyet ve ferd yapısı içinde, mesela zinayı veya hırsızlığı böyle ağır bir cezayla cezalandırmanın, adaletin tecellisine ne derece elverişli olacağı söz götürür. İslâm hukuku, bir takım düzenlemeler getirirken, bu hükmün tatbikini kolaylaştıran tedbirler alıyor; diğer hükümleriyle bunun tatbikinin tutarlı oluşunu sağlamaya çalışıyor. Bunun içinden bir veya birkaç hükmün çekilip alınarak, başka bir topluma adapte edilmesi mümkün değil kanısındayım. Şu kadar ki, günümüzdeki cezalandırma anlayışının adaleti gerçekleştirmeye ne derece elverişli olduğu hususunda da kuşkularım vardır.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nde işkence yapıldığı, bu işkencelerin türlü türlü olduğuna dair bazı kitaplardan nakiller yapılıyor. Bunların aslı var mıdır?

Cevap: İslâm hukuku işkencenin her türlüsünü yasaklar. Hayvanlara bile eziyet câiz değildir. Güya Osmanlılardaki işkence resimlerini ecnebi seyyahlar muhayyilelerinden çizmiştir. Harem gibi. Aslı yoktur. Gerçi bir cemiyette salahiyet ve güçlerini suiistimal edenler, sadistler her zaman bulunur. Suçlunun cezası bellidir. Suçu itiraf ettirmek için işkence yapılmaz. Çünki işkence korkusundan yalan söyleyebilir. Bu itiraf da makbul olmaz. Ancak bazı hallerde suç sâbit olduktan sonra, meselâ silahı veya cesedi yahud suç ortağını göstermesi için suçluya dayak atılabilir. Dayak zaten aslî bir cezadır. İşkencenin ustası İtalyan ve İspanyollardır. Engizisyonun işkenceleri pek meşhurdur.

 

Sual: Zeyd evli olan Hind’e zinâ iftirasında bulundu. Daha sonra Hind recmedilerek öldürüldü. Bundan sonra Zeyd vicdanım rahat değil diyerek Hind’in yakınlarına ve de hâkime zina iftirasında bulunduğunu, aslında Hind’in suçsuz olduğunu itiraf etti. Böyle bir halde Zeyd’e zina iftirası cezası dışında bir ceza verilir mi?

Cevap: Recm cezası verildikten sonra şahidlerden biri şahidlikten dönerse, kazf (zina iftirası) haddi vurulur ve diyetin dörtte birini öder. Ayrıca ta’zir cezası da verilebilir. Diyet mikdarı vaziyete göre hataen veya kasıt benzeri adam öldürmenin diyetidir. (İbni Abidin)

 

Sual: Say bil fesad nedir? Buna dayanarak ölüm cezası verme salahiyeti kimdedir? Bunun için bir mahkeme kararı şart mıdır?

Cevap: Say bil fesad, fesad hazırlığı yapmak demektir. Bunlar fesad çıkarmadan önce cezalandırılabilir. Çünki fesad doğduktan sonra cezalandırmak fayda etmez. Her ceza için mahkeme kararı gerekir. Padişah, başhâkim olduğu için, bu cezayı mahkemeye götürmeden verebilir. Verdiği hüküm, mahkeme hükmü sayılır.

 

Sual: Kanuni Sultan Süleyman Kanunnâmesi’nde 41, 46 ve 47. maddelerde işkenceden bahsediliyor. Buradaki işkence ifadesi bugün anladığımız mânâda işkence midir, yoksa farklı bir mânâda mı kullanılmıştır?

Cevap: Suç işlediği hukuken sâbit olan kimseyi, meselâ hırsızı çaldığı malı veya suç ortağını göstermesi için kan çıkmadan dövmek câizdir. İkrar, itiraf elde etmek için dövmek câiz olmadığı gibi, hukuken muteber bir delil de değildir.

 

Sual: Ta’zir cezasında bir sınır var mıdır?

Cevap: Had suçunun şartları tahakkuk etmemişse, faile ta’zir cezası verilebilir. Mesela hırsızlık yapmıştır, ama çaldığı mal nisabın altında kalmıştır. Zina etmiştir, ama sadece üç kişi görmüştür. Bunun sınırı da had cezasından fazla olamaz. Bunun dışındaki ta’zir suçlarında katl cezası bile verilebilir.

 

Sual: Şeriatın doğru tatbik edildiği bir İslâm ülkesinde hanımların başlarını örtmesi mecburi midir? Eğer mecburi ise uymak istemeyenler insan haklarına aykırı diyebilirler veya dinde zorlama yoktur deyip karşı çıkabilirler.

Cevap: Şeriatın tatbik edilmediği bir yerde bazı muafiyetler vardır. Mesela had cezaları infaz edilmez. Ama ibadetler, namaz, oruç, zekât, hac, tesettür, içki ve domuz eti yasağı gibi şahsî mükellefiyetler devam eder. Nitekim Mekke önceleri şeriatın tatbik edilmediği bir yer olduğu halde, bu gibi hususlar orada tatbik olunmuştur. Dinin insan hakları anlayışı farklıdır. Önce Allah hakları gelir. Allah’ın emirleri için hiç bir müslüman insan haklarına aykırı diyemez. Gayrımüslimler için zaten böyle bir mükellefiyet yoktur.

 

Sual: Kanuni Sultan Süleyman Kanunnamesi’nde birkaç kez hırsızlığı zâhir olmuş kimse için, esir çalan ve dükkân açan (dükkâna delik açıp soyan) için katl cezası öngörülmüş. Mumcu ve Üçok da bu hükümlerin İslâm ceza hukukuna aykırı olduğunu iddia etmişler. Esir çalmak hadd grubuna giren hırsızlık suçunu teşkil eder mi?

Cevap: Küçük hür çocuğun, yahut mecnûn hâlinde veya âmâ olsa bile kendisinin kim olduğunu anlatabilecek derecede büyük kölenin çalınması ile sirkat haddi (hırsızlık suçu) teşekkül etmez. Büyük köle zorla götürülürse gasb, hileyle götürülürse aldatma olup, çalma olmaz. Böyle kimseyi ta’ziren idam etmek câizdir.

Bir kimse bir ev veya dükkânı delip oradan içeri girerek nisab mikdarı malı yola attıktan sonra çıkıp onu alsa eli kesilir. Çünkü bu gibi şeyler hırsızların âdet edindiği hilelerdendir. Delme, içeri girme, içerdeki malı dışarı atma sonra çıkıp onu almanın hepsi bir iş sayılır. Eğer attığı malı almasa yahut başkası alsa bu kimse malı zâyi edici ve telef edici sayılır, hırsız sayılmaz. Kendisine bu malı ödemek vâcib olur, eli kesilmez.

Hükümdarın bir kaç defa hırsızlık yapan kimseyi, çocukları kaçırmayı adet haline getirenleri siyaseten öldürmesi caiz olur. Bunların hiç birisi İslâm ceza hukukuna aykırı değildir. Zira mevcut bir şer’î hükmü kaldırmış veya değiştirmiş değildir. Hükümdar, kendisine tanınan salahiyeti kullanmaktadır. (İbni Abidin)

 

Sual: el-Ehadisu’l-Arbain fi Vucubi Ta’ati Emiri’l-Mü’minin. (Beirut: 1312/1893) isimli eseri Sultan Hamid toplatmış mıdır?

Cevap: Sultan Hamid zamanında her türlü kitap Maarif Nezâreti’ndeki bir âlimler encümeninin tasdikinden geçmedikçe basılamazdı. Beyrut’taki Hıristiyan matbaalar veya İstanbul’daki Acem denilen İranlı matbaacıların ruhsatsız olarak bastığı dinî ve her çeşit kitap toplanır, hamam külhanında yakılırdı. Muhalifleri padişahın dinî eserleri yaktırdığını söyleyerek menfi propaganda yapmışlardır.

 

Sual: Had ve ta’zir suçlarında Allah hakkını ihlâl eden suçlar aleniyete intikal etmedikçe suç teşkil etmezler. Bunlardan gayrimeşru delil de elde edilemez. Ancak gayrımeşru delil elde etmek için dahi olsa hakkullahı ihlal eden bir suç (meselâ zina suçu) aleniyete intikal ettirilse, bu suçtan ötürü ceza verilmeyecek midir? İslâm hukuku bu şekilde ortaya çıkan bir hakikate gözlerini yumacak mıdır? Burada bahis mevzuu suçun aleniyet kesbetmesi dolayısıyla amme nizamının bozulduğu göz ardı mı edilecektir?

Cevap: Hukukullahı (Allah haklarını) ihlal eden suçlar, aynı zamanda cemiyeti ihlâl eden suçlardır. Bu sebeple eğer açığa çıkmamışsa, suç teşekkül etmemiş demektir. Böyle bir delil elde edilmişse, bunun delil olarak kullanılması şüphelidir. Şüphe had cezasını düşürür.

 

Sual: Devletin verdiği vazife, bir kişinin canını yakıyorsa, bu vazifeyi yerine getirmek câiz midir? Devlete ve devlet malına zarar veren kişilere acımamak haram mıdır/caiz değil midir?

Cevap: Allah’a isyan olan yerde mahlûka itaat yoktur. Ancak itaat etmediği takdirde canına, uzvuna, malına, dinine bir zarar gelecekse, ikrah olur, özür olur. Bir başkasının canını yakmak şer’î veya kanunî bir sebeple ise, elbette üzerine düşen vazifeyi yerine getirmek gerekir. Dine veya kanuna aykırı davranan, neticesine katlanır. Yine de bir fitneye sebebiyet vermeyecekse, insanlara acımalı, tolerans göstermelidir.

 

Sual: Kadınları tâciz eden kişiyi korkutmak için dövmek câiz midir?

Cevap: Polise bildirmelidir.

 

Sual: Trafik kaidelerine uymamak günah mıdır? Trafik kazâsındaki ölüm yahut yaralanmadan dolayı tazminat almak câiz midir? Diyet veya tazminatın miktarı ne kadardır?

Cevap: Trafik kaideleri örfe girer. Uymak vâcibdir. Dârülharbde, hata benzeri adam öldürmenin cezası Hanefî mezhebinde yalnızca keffarettir. Diyet gerekmez. Diğer üç mezhebde ise diyet ödenir. Tazminatı bu üç mezhebe göre almak ve vermek câiz olur.

 

Sual: Emre Kongar, Tarihimizle Yüzleşmek adlı kitabının (42. Baskı) 58. sahifesinde, “Saraya sızdığı öğrenilen Hurufilere karşı Veziriazam Mahmud Paşa ve Edirne’de Üç Şerefeli Câmi’de müderrislik yapan müftü Fahreddin-i Acemî derhal harekete geçmişler; müftü hem Hurufîlerin yakılması için fetvâ vermiş; hem de bizzat diri diri ateşte yakılmalarını gerçekleştirmiştir” diye yazıyor. Osmanlı Hukuku’nda teorik veya pratik olarak yakarak cezalandırma mevcut mudur?

Cevap: Zındıkların yakılacağına dair ictihadlar var ise de, makbul değildir. Nitekim Hazret-i Ali zındıkları yakmış; “Ateşle azap ancak Allaha mahsustur” hadis-i şerifini söyleyince, bunu işitseydim, yakmazdım buyurmuştur. Hurufîler yakılmamış, öldürülmüştür. Osmanlı klasik metinlerinde yakmak, zındığı öldürmek demektir. Çünki ölünce cehenneme gidecektir. Osmanlı hukuk tarihinde idam cezaları eşkiyalıkta asarak, bunun dışında en seri öldürme şekli olan başını keserek infaz olunuyor.

 

Sual: Zâbıta ve belediyecilik gibi amme memuriyetlerini yerine getirirken nasıl davranmak gerekir? Seyyar satıcıların mallarını bazen ellerinden alıyoruz ve seyyar arabasını kırıyoruz. Vatandaşa verdiğimiz zararlardan mesul olur muyuz?

Cevap: Bir memur, kanunların icabını yerine getirirken işlenenlerden mesul olmaz. Ancak vazife yaparken verilen emir suç ve günah teşkil ediyorsa yapılmaz. Seyyar satıcının arabasını kırmak, israfa girer ve câiz değildir. İnsanlara acımalıdır. İnsiyatif kullanmalıdır.

 

Sual: Yüze tokat vurmanın hükmü nedir? Bazıları yüze tokat vurmanın mekruh olduğunu söylüyor, bu hüküm doğru mudur?

Cevap: Vâsıtasız yaratıldığı için hiç bir canlının yüzüne vurmak câiz değildir.

 

Sual: İslâm devletinde hükümdarın nassların boşluk bıraktığı sahalarda hüküm koymasının mahiyeti nedir? Bir hocamız, taaddüd-i zevcat (çok kadınla evlenme) mevzuunu anlatırken, hükümdarın birden fazla evliliği yasaklaması sedd-i zerâi mahiyetindedir. Kişi tek eşliyken zinaya düşme tehlikesi doğarsa, harama düşmemek için sedd-i zerâiyi dikkate almaz; dörde kadar evlenebilir demişti. Bu beyan sahih midir? Sahihse, dinin serbestlik tanıdığı sahalardaki tüm hükümdar emirleri aynı mahiyette midir? Bu emirlere uymayanlar günaha girmez denilebilir mi?

Cevap: Hükümdar, dinin mübahlarını emredebilir veya yasaklayabilir. Bunu yaparken keyfî davranamaz; maslahatı, umumun menfaatini gözetir. Hükümdarın bu emrine uymak vâcibdir. Keyfî ise, uymayan, uymadığı için değil, kendisini tehlikeye attığı için günaha girebilir. Hâlihazırda taaddüd-i zevcatın yasaklanması, keyfî bir tatbikattır. Aksine emredilmesi umumun faydasınadır.

 

Sual: Anayasası İslam Hukuku üzerine inşa edilen bir demokratik sistem sizce bugün mümkün müdür? Mesela, yemekhanede rakı içen bir Müslümana had cezası verilir mi?

Cevap: Demokrasi, tam mânâsıyla İslâmî bir sistem değildir. İslâm hukuku bütün aksamıyla tatbik edilecek olsa, demokrasi ile çatışır. İslâm hukukunda, halife seçimle gelir. Adaylar farklı görüşlere (partilere) mensup olabilir. Farklı programları müdafaa edebilir. Ama seçilince ölene kadar kalır. Seçimle gelen meclis kanun hazırlayabilir. Ama bu kanunlar şer’î hukuka aykırı olamaz. Şer’î hukuku, halkın tamamı bir araya gelse, değiştiremez. Devlet dinin yayılması ve tatbikine nezaret eder. Dinin emirlerini gerekirse zorla infaz eder. Bu bakımdan İslâm demokrasisi denildiği zaman, modern demokrasilerden farklı bir yerde durur. Had cezalarının tatbiki çok sıkı esaslara tâbidir. İslâm devletinde müslümana içki satışı ve servisi mümkün değildir. Nitekim bugün bazı Arap ülkelerinde içki satışı hususî dükkânlarda ve yalnızca gayrımüslimlere yapılır. Lokantalarda da içki servisi için gayrımüslim olmak şarttır. Ama evinde içki içen birisini de devlet takip etmez.

 

Sual: Bir müslüman kız, Almanya’da bir Hıristiyan ile veya başka dinden yahud ateist biriyle evlenip ayrılsa, bu kadının dinen hükmü nedir?

Cevap: Müslüman erkeğin, Ehl-i Kitab (Yahudi ve Hıristiyan) bir kadınla evlenmesi mekruh olmakla beraber sahihtir. Müslüman bir kızın veya kadının, Ehl-i Kitab bile olsa, Müslüman olmayan bir erkekle evlenmesi câiz değildir. Hatta bu husus âyet-i kerime ile sâbit olduğundan, bu kız/kadın evlenmeye niyet edip karar verdiği anda mürted olur, İslâmiyetten çıkar. Sonra pişman olup tövbe ederse, imanını tazeleyebilir, ama o erkekle evli kalamaz. Bu erkek nikâhtan evvel Müslüman olursa, mesele yoktur. Evlendikten sonra Müslüman olursa, kadının yine tövbe edip imanını tazelemesi gerekir. Bu kadın dârülharbde yaşıyor ve bu hükmü bilmiyorsa, imanı gitmez. Ama nikâhı aslâ sahih olmaz. Zinâ günahına girmese bile, Müslüman olduğu halde bu hükümleri öğrenmediği için bunu öğrenmediği için günahkâr sayılır. Çünki dârülharbde farz ve haramları bilmemek özürdür.

 

Sual: Sultan Fatih’in elini kestirttiği mimardan dolayı kadı tarafından elinin kestirilmesine hükmedilmesinde, adalet yerine eşitlik ağır basmıyor mu?

Cevap: Yalnızca Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde geçen ve Sultan Fatih’i bir psikopat olarak tasvir eden bu menkıbe uydurmadır. İran mitolojisinden alınmadır. Din büyükleri ve Osmanlı padişahları hakkında, gûyâ onları yüceltmek için böyle saçma sapan yüzlerce menkıbe anlatılmakta; ne yazık ki insanlar da bunları ciddiye almaktadır. Kadı, her meselede padişahı muhakeme edemez. Çünki kadı, padişahın vekilidir. Kadı ancak hususî hukuka dair davalarda hükümdarı muhakeme edebilir. Had suçlarında muhakeme edip, mahkûmiyet veremez. Bu gibi dâvâlara, Divan-ı Mezâlim’de, Osmanlılarda Divan-ı Hümâyun’da hususî usul kaidelerine göre bakılır. Kısas, kasden öldürme ve yaralamada verilen cezadır. Burada bir siyaset cezası mevzubahistir.

 

Sual: Bir İslam devletinde devlet reisi istediği kişiyi katlettirebilir mi? Bunun için muhakeme şart değil midir? Kendisinin muhakeme hakkı olduğu söylenirse, burada fiili bir muhakeme yaptırıp suçun şer’an sâbit olması lâzım değil midir? Osmanlı tatbikatında zaman zaman bu şartlara riayet edilmediğini biliyoruz. Eğer bunlar meşru ise, kişi emniyeti nasıl sağlanır? Ve klasik tabiriyle “hükümdarın iki dudağı arasında” sözü haklı olmaz mı?

Cevap: İslâm hukukunda üç çeşit suç ve ceza vardır: 1-Zina, zina iftirası, hırsızlık, yol kesme ve sarhoşluktan ibaret had suçları; 2-Adam öldürme ve müessir fiilden ibaret cinayet suçları; 3-Bunun dışında kalan ta’zir suçları. İlk iki grubun şartları ve suç sabit olunca verilecek cezalar bellidir, değişmez. Ta’zir suçlarının cezaları ise çok çeşitlidir. Ta’zir katl ile de olur. Yaşaması cemiyet için zararlı kişiler, ta’ziren öldürülebilir. Buna karar verecek ulülemrdir. Bu kadı da olabilir, veziriazam da olabilir, halife de olabilir. Suç zaten sâbit olmuştur. Fiilî muhakemeye gerek yoktur. Siyaseten katl zaten çok istisnaidir. Osmanlılarda ekseriya basit bir fiili bile icabında çok büyük zarara sebebiyet verebilen askerîler için tatbik olunmuştur. Suç işlemeyene ceza yoktur.

 

Sual: İrtidad edenin cezalandırılması, insanı münafıklığa itmez mi? Kâfir münafıktan iyi değil midir?

Cevap: Münafık İslâm cemiyetinin düzenini bozmamakta; hatta hürmetkâr davranmakla dünyevî cezadan kurtulmaktadır. Ama mürted içinde bulunduğu cemiyete ve devlete başkaldırı hâlindedir. Üstelik dinin emirlerini yerine getirmeye üşenen kimselere de numune teşkil edebilir. İslâm devletinin gayesi daha çok kimseyi Müslümanlıkla tanıştırmak iken, böyle bir şeye göz yumması, temellerine dinamit konuşuna müsaade etmek mânâsına gelir. Nitekim Hazret-i Peygamber’in tatbikatı da bu istikamettedir. Etrafında yaşayan münafıkların ismini bildiği ve kendisine bunarlı cezalandırması teklifi geldiği halde, yanaşmamıştır. Ama mürtedi cezalandırmaktan kaçınmamıştır.

 

Sual: Sultan IV. Murad’ın şair Nef’î’yi idam ettirmesi, şer’en câiz midir?

Cevap: Nef’i, herkesi hicveden şiirleriyle meşhurdur. Hicv, dinen men edilmiştir. Kendisi hicv yazmaması hususunda defalarca ikaz edildiği halde, dinlememiş; bu sebeple ta’ziren idam edilmiştir. Din, hükümdara cemiyet için zararlı ve ıslahı mümkün olmayan kimseleri idam etme salahiyetini vermiştir. Buna siyaseten katl denir.

 

Sual: Bazı ilaçlar insanların karakterlerini çok değiştiriyor. Akılları gitmiyor ama karakterleri değişiyor. Mesela bir anda ters bir fikre yönelebiliyor. Bu kişilerin dinen mesuliyetleri nedir?

Cevap: İstemeyerek sarhoş olan kimse günahkâr olmadığı gibi, ehliyeti de yoktur. İşlediği suçtan ceza almaz. Nikâhı, talâkı, yemini ve hiçbir akdi muteber olmaz. Ancak verdiği bedenî veya maddî zararı öder.

 

Sual: Dârülharbde bir hırsızlık yapılsa, o yer sonradan dârülislâm olsa, hırsızlık yapan kişiye ceza verilir mi?

Cevap: Hayır. Had suçları, dârülislâmda işlenirse cezalandırılır. Diğer Hanefî dışındaki üç mezhebde, dârülislâm vatandaşı bir müslümanın, dârülharbde işlediği hırsızlık, zina, şarap içme gibi had suçuna, dârülislâmda ceza verilir.

 

Sual: Zindanda eli ayağı bağlı kimseye namaz kılmak farz olur mu?

Cevap: Abdest almadan ima ile kılmaya çalışır. Rükü için başını biraz eğer; secde için daha fazla eğer. Bu semavî değil, ârizî bir musibettir. Yani insanlar tarafından gelen bir engeldir. Bu sebeple sonradan namazını kaza eder.

 

Sual: Bildiğim kadarıyla Osmanlı Devleti Hanefî mezhebinde idi. Peki ceza hukukunda veya başka işlerde, diğer üç mezhebe mensup olan ahalisine nasıl muamele ediyordu?

Cevap: Mahkemede kadı efendinin mezhebi tatbik edilir. O da Osmanlı Devleti’nde Hanefî mezhebidir. Taraflar hangi mezhebde olursa olsun, kadı Hanefî mezhebinin esahh kavillerine göre hüküm verir. Taraflar isterse, mahkemeye gitmeyip, kendi mezheblerinden hakeme müracaat edebilir. Bu hakem, tarafların mezhebini tatbik edebilir.

 

Sual: Cihâd haricinde, bir kimse, namusu, malı ve canı için adam öldürebilir mi?

Cevap: Meşru müdafaa özürdür. Bir kimse, canına, malına ve namusuna tecavüz eden kimseyi, başka çıkar yol yoksa öldürebilir.

 

Sual: Bir kimse bir başkasını had cezasını gerektirecek bir suç işlerken görse ve şikâyetçi olmazsa vebal altına girer mi?

Cevap: Hayır. Bu suçların şüyuu (yayılması), vukuundan (olmasından) beterdir. Hatta “Kim din kardeşinin bu dünyada bir ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.” hadis-i şerifi mucibince bu hususta şâhitlik bile yapmamak efdaldir. Dârülharbde ise zaten had cezaları tatbik edilmez.

 

Sual: Anne ve babasından birini öldürenin cenaze namazı kılınır mı?

Cevap: Kısas ile öldürülürse cenaze namazı kılınmaz.

 

Sual: Bir kimse mürted olsa, sonra tövbe etse, önceki ibadetlerinin vaziyeti nedir?

Cevap: Önceki ibadetleri sahihtir. Ancak yeniden hac yapması gerekir. Önceki ibadetlerinin sevabı gider. Mürted iken kılmadığı namazları, tutmadığı oruçları kaza etmez; mürted olmadan evvel kazaya kalmış ibadetleri yerine getirmesi gerekir. İmam Şâfiî’ye göre, ibâdetlerinin sevabı da geri gelir.

 

Sual: Hazret-i Ömer’in oğluna ceza verip, öldükten sonra da kalan cezayı tatbike devam ettiği doğru mudur?

Cevap: Fetâvâ-i Zâhiriyye’de diyor ki: Hazret-i Ömer’in oğlu Ebû Şâme Abdurrahman, bir suç işlediği için had cezasına çarptırıldı. Ceza infaz edilirken, dayağın şiddetinden öldüğü, babasının kalanı ölü bedenine vurduğu veya vurdurduğu iddiası, Muhammed bin Temîm er-Râzî’nin uydurduğu yalanlardan biridir. Kendisi yalancılığı ve hadîs uydurmacılığı ile tanınırdı. Ebû Şâme, bu cezadan sonra yıllarca yaşadı. (Berika, Âfâtü’l-Lisân)

 

Sual: Câmide ceza vermek mekruh ise, Kur’an-ı kerim öğreten muallimin talebesine ceza vermesi de böyle midir?

Cevap: Mekruh olan had cezasının tatbikidir.

 

Sual: Kürtaj yaptırmanın maddî cezası nedir?

Cevap: Dârülislâmda gurre denilen bir tazminat çocuğun vârislerine ödenir.

 

Sual: Eve giren hırsız yakalanırsa İslâm hukukundaki cezası nedir?

Cevap: Malın sahibi mahkemeye dava açar.

 

Sual: Recm cezası, Kur’an-ı kerimde geçmediğine göre, inkârı küfr müdür?

Cevap: Recm cezası sünnetle sabittir. Bunu çok sayıda sahabi naklettiği için üzerinde icma olmuştur. Kur’an-ı kerimde açıkça geçmez; ama kendisine işaret vardır. Bu sebeple bâtıl da olsa bir delile istinaden inkârı küfr değil, bid’attır. Delilsiz inkârı küfrü mucibdir.

 

Sual: İslâm hukukunda adam öldürme suçundan dolayı kısas değil de diyete mahkûm olana veya mağdurun vârisleri tarafından affedilen kimseye, ayrıca mahkemenin ceza vermesi meşru mudur?

Cevap: Katl suçundan diyete mahkûm olan veya affedilen kimseye, mahkeme ta’zir cezası verebilir. Buna salahiyeti vardır. Osmanlılarda ta’zir cezaları öteden beri padişah kanunnameleri ile tanzim edilir. Hemen hepsinde de bu gibi kimselere ayrıca verilecek ta’zir cezalarından bahsolunur. Şu halde, Osmanlılarda kadılar, bu ta’zir cezasını vermeye mecburdur. Kanunnamede olmasaydı, kadı faile ta’zir cezası verip vermemekte muhayyerdir. Bu ceza kanunnamelerinden bilinen en eskisi Sultan Fatih’e aittir. Şu halde Osmanlılarda Fatih’den beri kadılar, diyet cezasına mahkûm olan veya affedilen faile ayrıca bir ta’zir cezası vermektedir. Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar bu usul devam etmiş; yeni kurulan nizamiye mahkemeleri, adam öldürme gibi ceza davalarında şer’iyye mahkemelerinin hükmü verilene kadar beklemiştir.

 

Sual: Bir şahıs, Hazret-i Peygamber’in hükmünü duyduktan sonra bir de Hazret-i Ömer’e müracaat edip, Hazret-i Ömer’in de öldürmesinin sebebi nedir?

Cevap: Bir müslüman için Peygamberin hükmüne râzı olmamak küfrdür. Hazret-i Ömer bunu, mürted olduğu için öldürmüştür. Ancak bu gibi menkıbelerin sıhhat derecesi mühimdir.

 

Sual: İslâm hukukunda tecavüzün cezası nedir? Bu davada kadınlar şahitlik edebilir mi?

Cevap: Erkek muhsan, yani başından zifafla neticelenmiş sahih bir nikâh geçmiş ise, zina haddi vurulur. Kadın şahidlik edemez. Zina haddi tahakkuk etmezse, tazir cezası verilir ki ölüm cezasına kadar yolu vardır.

 

Sual: Bir kimse, eşiyle ya da kızı veya annesiyle  yatakta yakaladığı başka bir adamı katledebilir mi?

Cevap: İslâm hukukuna göre bu kimseye kısas tatbik edilmez. Ancak bunu iki şâhid ile isbat etmesi lâzımdır. Bu ise çok zordur. Aksi takdirde ceza alır. Suçluya ceza vermek, ferdlerin değil, hükümetin işidir. Şu halde, fıkıh kitapları, câiz olsa bile, kaçınmayı tavsiye eder. Modern hukukta da haksız tahrik, cezanın tenzil edilmesine sebeptir.

 

Sual: Fıkıh kitaplarında geçen “Acemin, yani arabî olmayanların âkılesi olmaz” sözündeki Acem, ne ma’nâya gelmektedir?

Cevap: Arab olmayan müslümanlar demektir. Âkılesi olmayanların diyetini, kâtil bizzat öder. Bugün için âkile sisteminin câri olduğu çok mahdut cemiyetler vardır.

 

Sual: Namuslu bir kimseye livâta iftirasında bulunsa, hadd-i kazf gerekir mi?

Cevap: Livâta zinâ değildir. Binaenaleyh bir kimseye livata iftirasında bulunana hadd-i kazf lâzım gelmez; ta’zir edilir. (İbni Âbidin, Kazf bahsi)

 

Sual: Bir şahsı taammüden katl eden, katl kasdıyla yapmadım dese, kavedden kurtulur mu?

Cevap: Burada söze bakılmaz. Âlet-i câriha (bıçak, tabanca gibi öldürücü bir silahla) vücudun öldürücü nahiyesinden vurmuş ise taammüden sayılır. Ama taammüdün hilafına delil varsa, mesela av zannedip vurmuşsa, mahkeme burada takdir eder.

 

Sual: Kitap çalmak sirkat suçu teşkil etmezse, kitapçıdan kitap saçmak hırsızlık değil midir?

Cevap: Kitap çalmak, had suç olan hırsızlığa girmez. Tazir suçu olan hırsızlığa girer ve ayrıca günahtır.

 

Sual: Hazret-i Ömer’in recm âyeti olarak okuduğu eş-şeyhu veş-şeyhatu ile başlayan ibarenin az veya çok farklı lafızlarla hadis kaynaklarında geçtiği söyleniyor. Bu ibare âyet ise, farklı hadis kaynaklarında lafızları nasıl değişebiliyor?

Cevap: Sahih görüşe göre bu bir âyet değildir. Recm, hadis-i şerif ve sahabenin icma’ı ile sabittir. Bu ibarenin, tilâveti mensuh, hükmü bâki âyetlerden olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Hadis-i şerifleri farklı lafızlarla rivayet etmek caizdir.

 

Sual: Evlilerin zinasında recm cezasını emreden âyetin olduğu, fakat bunun yazılı olduğu kağıdı bunu keçi yemesi hâdisesi doğru mudur?

Cevap: Recm, Hazret-i Peygamber’in sözü ve tatbikatı ile sabittir. İslâm hukukunda bir farzın illa âyet-i kerime ile emredilmesi gerekmez. Bazı âyet-i kerimedeki hükümler vâcib, hatta müsethab olarak tefsir edilmiştir. sünnet ile de farzlar konabilir. Recm meselesinin yazılı olduğu kâğıt veya yazı malzemesinin, bir keçi tarafından yendiği, bundan dolayı kaybolduğu rivayeti vardır. Bunu keçinin yemiş olması, ne recmi iptal eder; ne de recm taraftarlarının sözünü çürütür. Bazı âlimler, Kur’an-ı kerimde böyle bir âyetin olduğunu, kıraatinin nesh, ancak hükmünün baki kılındığını söyler.

 

Sual: Nur Suresinin 2.âyeti ile recm mefhumu arasında var olduğunu söylediğiniz irtibatı izah eder misiniz? Nur: 2’nin neshi mi mevzubahistir?

Cevap: Bazı müellifler, “Mümin cariyeler evlendikten sonra zina ederlerse, onlara, hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir… Allah size bilmediklerinizi açıklamak ve sizden öncekilerin yolunu göstermek istiyor” meâlindeki âyet-i kerimelerden (Nisâ: 25-26) recm cezasına şer’î mesned bulmaktadır. Burada öncekilerin yolundan maksat Tevrat’tır. Köleye hüre verilen cezanın yarısı tatbik olunacağından, recm de bölünemeyeceğinden önce evli kölenin zinasındaki cezayı; sonra da evli hürlerin zinasının cezasının bildirildiğini söyler. Kur’an-ı kerimin alâkalı hükümleri Tevrat’takilere benzediği halde; bekârın zinâsındaki 100 değnek cezası Tevrat’ta olmadığı için âyet-i kerimede açıkça zikredildiği; recm hususunda ise Tevrat’a dolaylı yoldan atıf yapıldığı; sünnetin de bu atfı beyan ettiği anlaşılmaktadır.

 

Sual: Bir şer’î devlette, suçluların cezalandırılmasında teknoloji kullanılabilir mi? Mesela şâhidin olmadığı yerde, kamera olsa, buna isitnaden had ve kısas cezası tatbik edilebilir mi?

Cevap: İslâm ceza hukukunda bir kanunî, bir de takdirî deliller vardır. Zina, zina iftirası, hırsızlık, şarap içme ve yol kesme gibi had suçlarında kanunî delil aranır. Bu da usulüne uygun şahid ve ikrardır. Bunlar bulunmazsa, had suçu sabit olmaz. Başka bir suça dönüşür. Bunlarda ve had dışındaki bütün suçlarda takdirî delil nazara alınır. Yani hâkimin kanaatini teşkil edecek delillere bakılır. Teknoloji de takdirî deliller şümulüne girer ve itibar edilir.

 

Sual: Evlilerin zinasında recm cezasının tatbik edileceğini söylüyorsunuz. “(Cariyeler) evlendikten sonra fuhuş yapacak olurlarsa, onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısını uygulayın.” (Nisa Sûresi , 26. Âyet). Bu âyete göre sözünüzü izah eder misiniz? Hadi, taşlayarak öldürmenin yarı cezasını bulun da, uygulayın!.. Var mı öyle birşey?

Cevap: Sualinizden mevzuyu bilmediğiniz anlaşılıyor. Recm, muhsan kişinin işlediği zinânın cezasıdır. Muhsan, hür, müslüman ve başından zifafla neticelenmiş bir evlilik geçen kişiye denir. Bu, Peygamber tatbikatıyla sâbittir. Köle, zimmî (gayrımüslim vatandaş) ve bekâr müslüman muhsan değildir.

 

Sual: Eski Türkler’den gelen ve Osmanlı’da da devam eden hanedan kanının akıtılmasının uğursuzluk olarak görülmesi, İslamiyet’le imtizaç eder mi?

Cevap: Bir kere bu dini bir mesele değildir. Eski Türk ve Moğollarda bulunan kan tabusu denen âdetin devamıdır. Hanedan mensuplarından birisi idam edileceği zaman, kanı yere akıtılmaz. Bunun felaket getireceği düşünülür. Bu sebeple umumiyetle boğularak öldürülür.

 

Sual: İslâm hukukundaki hükümleri parça parça bir devlette icra ettirmek caiz midir?

Cevap: İslâm hukukunu parça parça icra etmenin zararı yoktur. Ama bununla dârülharb, dârülislâma dönüşmez. İslâm şahıslar, aile, miras, borçlar hukukunun isteyenlere tatbik edilmesi, yani çok hukukluluk, insan haklarının ve üniversel demokarsinin icabıdır.  İslâm ceza hukuku böyle değildir. Dârülharbde tatbike dilemez. İdam cezası tek başına İslami bir ceza değildir. Taammüden adam öldürene, kısas cezası verilmesi, şer’î hukukun kaidesidir. Bunun da şartları vardır.

 

Sual: Haram para olduğu bilinen bir şey, zorla o kişinin elinden alınırsa caiz olur mu?

Cevap: Mesela hırsızın çaldığını başka birisi zorla alamaz. Hırsızın hakkı geçmez. Ama bu malı aslî sahibine iade etmek için almışsa caiz olur.

 

Sual: Nisa suresi 34.âyetin bir kısmında kadınlarınızı hafifçe dövebilirsiniz diyor. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Nüşûz eden ahlaksız kadına nasihat edilir. Dinlemezse darılınır. Anlamazsa iş mahkemeye düşmesin ve aile sırları fâş olmasın diye edeplendirmek için hafifçe dövmek caizdir. İslâmiyette suç işleyen herkes gerekirse dövülür. Erkek de dövülür, ama bunu mahkeme yapar.

 

Sual: İslâm ceza hukukunda, suç ile ceza arasında nisbet bulunması gerektiği halde, hırsızlığın cezası ile suç arasında bu nisbet nasıl temin edilmiştir?

Cevap: Nisbet, hususi hakları ihlâl eden suçlar içindir. Meselâ kasten adam öldüren öldürülür. Cana, can kısastır. Had suçlarında, bu nisbeti Şâri-i teâlâ tesbit eder. Bu suçu işlemek bir hastalık ise, bunun ilacı da bu ceza olarak görülmüştür. Bunun dışındaki suçların cezalarını, hükümet zamana ve zemine göre tesbit eder.

 

Sual: İslâm hukukunda tecâvüzün cezası nedir?

Cevap: Şartları tahakkuk etmişse, yani 4 hür, erkek, müslüman ve âdil şahid görmüş ve mahkemede şâhidlik yapmışsa had cezası verilir. Bu ise bekârsa 100 sopa, evliyse recmdir. Şartlar tahakkuk etmemişse, ta’zir cezası verilir. Bu ise hâdisenin vahametine ve suçlu ile mağdurun şahsiyetine göre mahkeme tarafından tesbit edilir. Eğer hükümdar bu hususta bir kanunname neşretmişse, kanunname hükmü tatbik edilir.

 

Sual: İslâm hukukuna göre, çocuğuna eziyet eden, döven anne veya babanın cezası nedir?

Cevap: Burada kadı, varsa kanunnâme mucibince, yoksa kendi takdirine göre ceza verir.

 

Sual: Tarihçiler, Osmanlı padişahlarının ani kararlarla kişilerin infazına hükmettiklerini anlatıyor. Padişahların hakikaten böyle salahiyetleri var mı?

Cevap: İslâm hukukunda, hükümdarların siyaseten katl salahiyeti vardır. Din, millet ve vatan için zararlı olan kimseleri cezalandırabilir; hatta öldürebilir. Buna ta’zir bi’l-katl de denir. Osmanlı padişahları da bu salahiyeti kullanmıştır. Bunu kullanırken zaman zaman ölçü kaçmış, meşru dairenin sınırından çıkılmış, yani hak ettiğinden fazla ceza verilmiş olabilir. Ama zamanımızda bu gibi hadiseler sebeplerinden ayrılarak ve mübalağa edilerek anlatılmaktadır.

 

Sual: İslâm hukukunda mâlike karşı hüsnüniyetli zilyedin korunmamasının bir istisnası var mı?

Cevap: Zararını suiniyetliden tazmin ettiriyor. Meselâ bilmeden gasp veya hırsızlık malı alan kimse, bunu mâlike geri verir. Ödediği parayı, satandan alır.

 

Sual: İslâm hukukuna göre kimlerin cenaze namazı kılınmaz?

Cevap: Na’şının çoğu mevcut olan Müslümanın cenaze namazı kılınır. Ana babasını öldüren kimse, kısasen öldürülürse, cenaze namazı kılınmaz. Eşkıya, çatışmada öldürülürse yine cenaze namazı kılınmaz. İntihar edenin cenaze namazı esah kavle göre kılınır.

 

Sual: İkrah (zorlama ve tehdid) halinde katl ve zina fiileri işlenebilir mi?

Cevap: Katl işlenemez. Ama işlenirse, katile değil, tehdid edene kısas cezası verilir. İkrah halinde zina kadına caizdir.

 

Sual: Dinden dönen kişi iyi biri bile olsa öldürülür mü? Dinden dönmek suç bile olsa sonuçta dinde zorlama yoktur neden ölümle cezalandırılması gerekir?

Cevap: İslâmiyet, dinden dönen kişiyi iyi birisi olarak görmez. Dinden dönen kişi (mürted) İslâmî esaslara göre idare edilen bir devlete ve cemiyete karşı suç işlemiş demektir. Ya inancını saklayacak ya da o cemiyeti terk edecektir. ‘Dinde zorlama yoktur’ demek, Müslüman olmayan birisi zorla Müslüman yapılmaz ve dinine müdahale edilmez, demektir. Hazret-i Peygamber, dininden döneni öldürün, buyurmuştur. Ancak mürtedin şüphelerini giderecek din âlimleriyle görüşmesi temin edilir ve kendisine tevbe teklif edilir; tevbe ederse, ceza verilmez. Kadın ise mürted olursa ölümle cezalandırılmaz. Mürtedin öldürülmeyeceğini, tövbe edene kadar hapse gireceğini söyleyen fakihler de vardır.

 

Sual: İslâm hukukunda hükümdara verilen, suçluyu muhakeme edip ceza infaz etme, yani siyaseten katl salahiyeti;  o devirde Avrupa monarşilerinde de mevcut muydu?

Cevap: Evet. Üstelik pozitif hukukun bir hükmü olarak değil; ‘an’anevî hükümdarlık hakları’ çerçevesinde sıkça tatbik edilmiştir.

 

Sual: İslam hukukunda gayrimüslimler neye göre muhakeme edilir ve cezalar neye göre verilir?

Cevap: Ceza hukukunda, İslâm fıkhına tâbidirler. İslâm mahkemesine giderler. Ancak içki içmekten dolayı ceza verilmez. Ceza dışındaki davalarını kendi mahkemelerine, yani ruhani reislerine götürebilirler. Burada kendi dinlerinin hukuku tatbik edilir.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nde gayrimuslimlerin içkisine karışılmıyor da, neden zinadan dolayı cezalandırılıyor?

Cevap: İçki, onların dininde haram değildir. Zina ise her dinde suçtur.

 

Sual: Sultan Abdülhamid devrinde yaşayan bir Rumelilinin hatıralarında, babasının öldürüldüğünü, katillere ise 15 yıl hapis cezası verildiğini anlatıyor. Niçin kısas cezası verilmemiştir?

Cevap: Kısas veya diyet cezası verilebilmesi için, maktulün vârislerinin şer’î mahkemede, yani kadı huzurunda dava açmaları icab eder. Dava açmışlar ve katilin diyet ödemesine razı olmuşlarsa veya kâtili affetmişlerse, kadı suçluya ceza vermez. Ancak Tanzimattan sonar şer’î mahkeme yanında kurulan nizamiye mahkemesi suçluya herhangi bir ta’zir cezası verebilir. Eğer şer’iyye mahkemesinde kısasen idam edilmiş ise, artık iş nizamiye mahkemesine gitmez. Vârisler, kadı huzurunda dava açmamış iseler, nizamiye mahkemesi davaya bakar ve kâtile Ceza Kanunnamesi’ne göre bir ta’zir cezası verir.

 

Sual: Çocuk düşürmenin cezası ne kadardır?

Cevap: Darülislamda uzuvları belli çocuğu düşürmenin cezası, gurre, yani 500 dirhem gümüştür. 1 yıl içinde kendisi ceninin velisine öder.

 

Sual: Anne karnında üçüz varsa, gurre cezası 3 ile mi çarpılır?

Cevap: Evet.

 

Sual: Gurrede kız ya da erkek cenin için ceza aynı mıdır?

Cevap: Evet.

 

Sual: Gâsıbın veya hırsızın, gasp veya sirkat ettiği malı değiştirmesi ile ona mâlik olması, gasp ve hırsızlığa davetiye çıkarmak değil midir?

Cevap: Gâsıp veya hırsız o malı değiştirirse, mesela kumaşı elbise diktirirse, mâlik olur; ama sahibine tazmin borcunu yüklenir. Ayrıca ceza da alır. Malı değiştirdiği için aynen iade etse, eski mâliki bunu ne yapsın?

 

Sual: Bir yakını kasten öldürülen kimse, kâtile kısas yapabilir mi?

Cevap: Kısas cezasını dârülislâmdaki kadı verir ve infaz eder. Dârulharbde kısas yoktur. Buna kalkışmak tehlikelidir ve caiz değildir.

 

Sual: Müslümanlar ve gayrı müslimler, İslâmiyetin giyim kuşam için getirdiği tahditlere uymasa ne lâzım gelir?

Cevap: Müslümanların nasıl giyinmesi gerektiği fıkıh kitaplarında uzun yazılıdır. Uymadıkları takdirde bunu aleni yaparlarsa, amme nizamını bozacak şekilde hareket ederlerse, zabıta marifetiyle engellenir; icab ederse cezalandırılır. Gayrımüslimlerin bu kaidelere uyma mecburiyeti olmamakla beraber, amme nizamını bozacak şekilde giyinirlerse, şer’î bir devlette zabıta bunlara da tedbir tatbik edebilir. Avret yeri açık gezmek, gayrımüslimlerin dinine mahsus şeyleri giymek gibi hususlardır.

 

Sual: Müslüman kendisine sözlü ya da fizikî tecavüz olduğunda kavga etmesi caiz mi?

Cevap: Şartları varsa, meşru müdafaa caizdir. Gücü yetmeli; başka türlü def edememeli, tecavüz ile nisbetli olmalıdır.

 

Sual: Livata yapanların muayyen bir cezası var mıdır?

Cevap: Livata büyük günahlardan olmakla beraber, cezası âlimler arasına ihtilaflıdır.

 

Sual: Kardeş katli meselesinde zamanın âlimlerinin padişahdan çekinerek tesir altında fetvâ vermiş olması beklenmez mi?

Cevap: Teorik olarak mümkündür. Ancak bu fetvanın dayandığı esasları biliyoruz. Bu sebeple tesir altında kalarak verilmiş bir hüküm olduğunu söyleyemeyiz. Kaldı ki Osmanlı uleması, muayyen bir sınıf dayanışması içindedir. Bürokratlara benzemezler. Umumiyetle hep adaleti ve ilmin haysiyetini gözetmiş; hükümdarlara bile doğruyu söylemekten çekinmemiştir.

 

Sual: Mecelle, ceza hukukunda da kabil-i tatbik bir kanun mudur?

Cevap: Mecelle, borçlar, eşya ve usul hukukuna dair hükümler ihtiva eder. Osmanlı Ceza Kanunnamesi ayrıdır. Ancak Mecelle’nin ilk 100 maddesi, küllî kaideler, yani İslâm hukukunun umumi prensipleri olup, bunların bazısı, ceza hukukunda da kabil-i tatbiktir. “Beraet-i zimmet asıldır” gibi.

 

Sual: Bir kimse, bir başkasına, “Ey zâninin oğlu!” veya “Ey babası belli olmayan” yahud “O.. çocuğu” diye hitap ederse, bu kişiye hadd-i kazf lâzım gelir mi?

Cevap: Dârülislâmda ise gelir. Namuslu kadına zina iftirası yapmak had suçudur. 80 değnek cezası vardır. ebediyyen de şahidliği kabul edilmez.

 

Sual: İslam devletinde idam cezası, devletin aldığı bir karar ile kaldırılabilir mi?

Cevap: Had sebebiyle, mesela eşkıyalık veya irtidad gibi, verilmiş idam cezalarını kimse affedemez. Kısas sebebiyle verilmiş idam cezalarını mağdur veya mağdurun yakınları affedebilir; devlet affedemez. Bunun dışında kalan idam cezalarını hükümdar affedebilir.

 

Sual: Bir kimse birini öldürürse, eceli kesilmiş olur mu?

Cevap: Ecel kesilmez. Yani o kimse öldürülmemiş olsaydı da, o tarihte ölecektir. Ancak öldüren mes’ul olur.

 

Sual: Bir kişi haksız yere birini öldürse, müracaat ettiği avukat bunu müdafaa edebilir mi?

Cevap: Mahkemede hüküm verilene kadar kişi masum sayılır. Suçlu da olsa insanların kanunî ve şer’î hakları vardır. Avukat bunları müdafaa eder. Caiz ve lazımdır.

 

Sual: Hadis-i şerifte, idam cezasının 3 şey için verilebileceği beyan ediliyor. Fakat Hazret-i Peygamber’in siyaseten katl olarak 2 şairin öldürülmesini emrettiği malumdur. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: İdam cezası 3 ile sınırlı değildir. Hükümdarın, siyaseten katl (ta’zir bi’l-katl) salahiyeti vardır.

 

Sual: Bazı şer’i hükümler, mesela hırsızın elinin kesilmesi, kimisine biraz sert geliyor. Bu hükmün dayandığı âyetteki “elini kesiniz” ifadesini hırsızlığa sebep olan vaziyetin ortadan kaldırılması şeklinde tefsir edip yaşadığımız çağa tatbikimiz mümkün müdür?

Cevap: Kur’an-ı kerimde mealen bu suçu işleyenlere ceza verirken sakın acımayın diye yazıyor. Bu bir hastalıktır; bunun ilacını da Kur’an-ı kerim böyle tayin etmiştir. Tıpkı kangren olmuş uzvun kesilip atılması gibidir. Allahü tealadan daha merhametli kimse olamaz. Şer’î hükümler, maslahata bakarak zamana tatbik edilemez. Bu, ilhad ve zındıklık olur. Ancak hırsızlık cezasının tatbiki için bazı şartlar vardır. Bunların tahakkuku çok zordur. Bu gibi sert cezalar, daha ziyade suçun işlenmesini önlemek ve cemiyeti himaye etmek maksadına matuftur. Darülharbde zaten tatbik edilemez.

 

Sual: İmam Ebu Hanife ye göre hırsızın çaldığı mal çabuk bozulan meyve türünden ise ona hadd-i sirkat tatbik edilmediğinden, günümüzde gelişen teknoloji ile meyveler hemen toparlanıp dondurucuda saklanabilir olduğu için, hırsıza hadd-i sirkat lazım gelir mi?

Cevap: Lazım gelmez. Zamanımızda hadd-i sirkat tatbiki mümkün değildir. Zira had cezaları darülislâmdae ve kadı tarafından verilip tatbik edilir.

 

Sual: Bir doktor tıbbî ihmal veya kusurla bir hastanın ölümüne sebep olsa ne lazım gelir?

Cevap: Tövbe ve helalleşmekten başka, doğrudan öldürmüşse 60 gün keffaret orucu tutması gerekir. Kısas veya diyet, dârülharbde mevzubahis değildir.

 

Sual: Padişahın verdiği işi yerine getirmedi diye devlet adamlarını idam ettirmesi İslâm hukukuna uygun mudur?

Cevap: Suç işleyenlere padişahın ceza verme salahiyeti vardır. Bu ceza ölüm de olabilir. Buna ta’zir bi’l-katil veya siyaseten katl derler. Bütün suçluları muhakeme edip ceza vermek de hükümdarın salahiyetindedir. Bunu kadılar vasıtasıyla kullanır. Dilerse kendisi bizzat muhakeme yapıp ceza verebilir. Devlet adamlarına verilen cezalar, hükümdarın yaptığı tahkikat ve muhakemenin neticesinde verilmiş sayılır. Müşahhas hadiselerde bu ceza haksızdır, değildir, o başka meseledir.

 

Sual: Bir mezhebden diğer bir mezhebe geçmenin ta’zir cezası gerektiğini okudum. Bunun sebebi ne olabilir?

Cevap: Bir mezhebden başka bir mezhebe geçmek dünya menfaati için olursa, bu dini hafife almak manasına geleceğinden ta’zir cezasını icab ettirir. Yoksa bir zaruret sebebiyle mezhebini değiştirmek suç değildir.

 

Sual: Tecavüzcünün hadım edilmesi caiz midir?

Cevap: Tecavüz suçlusu, dârülislâmda zina haddine veya ağır ta’zir cezasına çarptırılır. İcab ederse öldürülür. Ama hadım etme olmaz. Zira insanların ve hayvanların iğdiş edilmesi caiz değildir.

 

Sual: İslam Devleti’nin kurulmasından evvel mürted olan bir kimseye, İslâm Devleti kurulunca irtidad cezası tatbik edilir mi?

Cevap: Kanunlar geriye yürümez; binaenaleyh ceza verilmez. Bu gibi cezalar ancak dârülislâmda ve kadı hükmettikten sonra tatbik edilir.

 

Sual: Bir doktor tıbbî ihmal veya kusurla bir hastanın ölümüne sebep olsa ne lazım gelir?

Cevap: Tövbe ve helalleşmekten başka, doğrudan öldürmüşse 60 gün keffaret orucu tutması gerekir. Kısas veya diyet, dârülharbde mevzubahis değildir.

 

Sual: Karısının aldattığından şüphelenen bir müslüman nasıl hareket eder? Emin olursa öldürmesi caiz olur mu?

Cevap: Şüpheye itibar edilmez. Eğer kati ise ayrılır; öldürmesi caiz değildir. İşittiğiniz hadis-i şerifteki hâlin tatbiki için, dârülislâmda ikisini zina halinde yakalaması, ikaz ettiği halde vazgeçmemeleri ve iki şahidin hazır bulunması lazımdır.

 

Sual: Şeriattaki sopa cezalarında vurma sertliği tayin edilmiş midir?

Cevap: Suçluyu helak etmeyecek şiddette vurulur. Yüzüne ve avret yerine vurulmaz. Devamlı aynı yere vurulmaz. Parmak kalınlığında budaksız bir sopayla vurulur. Sopa omuz hizasında kaldırılır.

 

Sual: Hanefî’de livataya ceza olarak tercih edilen görüş nedir?

Cevap: İmam-ı A’zam’a göre şiddetli ta’zir; İmameyn’e göre haddir. İbni Abidin’de tercih edilen görüş bildirilmiyor. Muhtemelen İmam-ı A’zam Hazretleri’nin kavli tatbik edilmiştir. İhtilafın sebebi, cezası hakkında icma hasıl olmadığı içindir.

 

Sual: İslâm Hukukunda zina işledikleri düşünülen insanları basmak caiz midir?

Cevap: Hayır, tecessüs haramdır.

 

Sual: İslâm Ceza Hukukunda istismar mefhumu hangi mânâları şâmildir ve çocuğa karşı işlenen cinsî istismarın cezası nedir?

Cevap: İstismar, lisanımızda kötüye kullanmak demektir. Zamanımızda kullanılan bir tabirdir. İslâm hukukunda böyle bir suçtan bahsedilmiyor. Bir çocuğun vasi veya velisi, hocası, bu makamını istismar ederek çocuğa kötü muamelede bulunmuş ve onu bu pozisyonunu kullanarak tehdit etmiş ise bu bir suç teşkil eder. Sübut bulursa ta’zir cezası verilir. Bunun dışında her hangi bir şekilde çocuğa fizikî, cinsî veya manevî bir tecavüz, taciz vs olursa, bu da ta’zir cezalarına girer. Kanunnâmelerde ceza tesbit edilmemişse, cezayı, suçun ve suçlunun vasfına göre mahkeme tayin eder. Ceza hukuku dışında da, vasinin, velinin, mütevellinin, memurun makam ve pozisyonunu kullanarak zarara sebebiyet vermesi manasına da gelir.

 

Sual: Kocasının zoruyla fuhşa zorlanan kadınların İslam hukukundaki yeri nedir?

Cevap: Zina büyük günahtır. Kimsenin emri ile günah işlenmez. Bu kadınların kocalarını terk etmeleri icab eder. Mahkeme bu kişileri cezalandırılır ve icab ederse karılarını boşamaları emredilir veya evlilik feshedilir.

 

Sual: Bir insan bir adam öldürdüğünde kısas tatbiki için sebepsiz yere mi öldürmüş olması lazım?

Cevap: Kısas, taammüden adam öldürme suçlarında tatbik edilen bir cezadır. Kısasın şartları vardır. Bazı hallerde haksız tahrik suçu kaldırır veya değiştirir. Hakaret böyle değildir. Taammüden öldürmüş ise kısas, değilse şibh-i amd (kısas benzeri öldürme) sayılır ve cezası diyettir.

 

Sual: “Babasını öldüren ve suçu sabit olarak kısas cezasına çarptırılan katili öldüren oğul ta’zir cezasına çarptırılır”. Oğulun kısas olarak öldürülmesi gerekmez mi?

Cevap: Çünkü cezalandırma hakkı devlete aittir; kendisi bizzat cezayı verdiği için ta’zir cezası alıyor. Öldürülenin kanı hederdir; masumü’d-dem değildir. Zaten öldürülmesi icab eden ve bu hukuken sabit olmuş bir kimsedir. Bu sebeple onu öldüren kısas edilmez.

 

Sual: Peygambere söven bir kimse, tövbesi kabul olunmadan idam edilir. Ahkâm-ı İslâmiyenin tatbik edilmediği bir yerde böyle söyleyen bir kimse, tövbe etse, tövbesi kabul olur mu?

Cevap: Her günahın tövbesi kabul olur. Mürted bile tövbe etse, tekrar Müslüman olur. Hazret-i Peygamber’e sövenin tövbesinin kabul olmaması, dârülislâmda cezadan kurtulamaz manasına gelir. Yoksa dinen tövbesi makbuldür.

 

Sual: Osmanlı kadısı bir suça hüküm verip de cezanın infaz edilmemesi mümkün müdür?

Cevap: Mümkündür. Zira mahkemenin vermiş olduğu bedeni cezaların infazı için halifenin tasdiki lazımdır. Hüküm verildikten sonra bile cezanın infazını engelleyen haller ortaya çıkmış olabilir. Kadı, muhakemeyi yapıp, hükmün infazı için dosyayı Dersaadet’e gönderebilir.

 

Sual: Bir adam evinde gizli kamera yerleştirip ve orda kadının zina ettiğini görse ne olur?

Cevap: Kendisi bilir. İsterse boşanır; isterse sineye çekip devam eder. Bu, ceza için şer’î bir delil sayılmaz.

 

Sual: “Mahkeme kısasa karar verdikten sonra, kâtili, maktulün velîsi veya vekil ettiği birisi öldürür”. Fertler ceza veremez diye biliyorum. Kısası devlet yapmıyor muydu?

Cevap: Mahkeme kısas hükmünü verdikten sonra velisi veya vekil ettiği birisi yahud devletin tayin ettiği biri kısas cezasını infaz edebilir.

 

Sual: Bir kimse suç işlese, ama delil olmasa, kanun bu hakkı verdiği için mahkemede inkâr etmesi caiz midir?

Cevap: Yalan söylemek her yerde günahtır. Ancak bir haksızlığa veya zulme uğrayacağını biliyorsa o zaman caizdir.

 

Sual: Suç işleyen kimsenin avukatı, suçlu olduğunu bildiği halde müdafaa edebilir mi?

Cevap: Avukat, müvekkilinin aleyhine söz söyleyemez. Müvekkili ne derse, avukat onu doğru kabul eder. Müvekkili müdafaa etmek, yalanı müdafaa etmek demek değildir. Suçlu bile olsa insanların şer’î ve kanunî hakları vardır. Bunu elde etmesine yardımcı olmak için avukatlığını yapmak caizdir. Mahkemede pek çok usul meselesi vardır. Bunu normal insanların bilmesi mümkün değildir. Onun için avukata ihtiyaç vardır.

 

Sual: Ta’zir cezası olarak idam verilebilir mi?

Cevap: Had suçunun şartları teşekkül etmemişse, bu suça verilen ceza had cezasından fazla olamaz. Ama bunun haricindeki suçlarda, maslahat icabı idam cezası verilebilir. Buna ta’zir bi’l-katl denir.

 

Sual: Hazret-i Ali’nin suçluları yaktığı doğru mudur?

Cevap: Zındıkları ceza olarak yakmayı ictihad etti. Zira kur’an-ı kerimde buna işaret eden âyet-i kerimeler vardır. Abdullah ibni Abbas Peygamberimizin ateşle azap Allah’a mahsustur sözünü nakledince, “Bu sözü bilseydim yapmazdım, şimdiden sonra kimseyi yakmam” dediği meşhurdur. Her hadisi her âlimin duyması o zaman için beklenmezdi.

 

Sual: İddet içinde yapılan evililik zina haddi gerektirir mi?

Cevap: İddet içinde yapılan nikâh fâsiddir. Ancak şüphe sebebiyle had icab ettirmez. Dârülharpte zaten zina haddi olmaz. Tövbe edip nikâh tazelemek lâzımdır.

 

Sual: İslam hukukuna göre bağy suçu işleyenlerin cenaze namazı kılınmaz iken, isyan eden şehzadelerin cenaze namazı niçin kılınıyor?

Cevap: Cenaze namazının kılınmaması hükmü, muharebe esnasında öldürülürse caridir. Teslim olup veya yakalandıktan sonra idam edilse, cenaze namazı kılınır.

 

Sual: 3 talâkla boşanan çiftler yeniden evlenirse had cezası verilir mi?

Cevap: Şüphe olduğu için zina haddi yoktur. Ta’zir verilir. Hemen ayrılıp tövbe ederler.

 

Sual: Video kaydı zina, kısas ya da hırsızlıkta delil olarak kullanabilir mi?

Cevap: Had suçları için kanunî delil sistemi vardır. Bunun dışında hiçbir şey delil olamaz. Video kayıtları ceza hukukunda asla tek başına delil değildir, karine olabilir.

 

Sual: Şeriatla idare edilen bir yerde bir kimse had suçu işlese, bunu kimse görmese, itiraf edip ceza alması mı gizlemesi mi efdaldir?

Cevap: Gizlemek efdaldir. Zira bu suçlar ammenin selâmeti için getirilmiş tedbirlerdir. Bir şeyin şüyuu, duyulması, vukuundan, olmasından beterdir.

 

Sual: İslâm hukukuna göre vatana hıyanet suçunun cezası nedir?

Cevap: İslâmî esaslara göre idare olunan bir devlette, meşru hükümete isyan edenler, muharebe esnasında öldürülürler; muharebeden sonra cezaları halifenin obsiyonuna bırakılmıştır. İdam da edebilir, sürgün de.

 

Sual: Revan seferinde affedilip Yusuf Paşa adıyla vezir yapılan Emir Gûneoğlu’nun, beylerbeyi olarak tayin edildiği Haleb’e giderken sarhoş olarak Murad Paşa’yı öldürdüğü, bundan 2 ay sonra İstanbul’a çağırılarak padişahın nedimi olduğu doğru mudur? Doğruysa sarhoş olan ve adam öldüren birine cezası neden verilmedi?

Cevap: Bunlar dedikodudur. Sarhoş olma cezası verebilmek için belli şartlar vardır. Bu şartlar tahakkuk etmeden ceza verilmez. Adam öldürmenin cezasını ise vârisler dava açarsa mahkeme kısas ahkâmına göre verir; değilse halife takdir eder.

 

Sual: Sultan Fatih’in Fahreddin-i Acemi’nin fetvasıyla Hurufîler’i yaktırdığı doğru mu?

Cevap: İslâmiyette yakarak idam caiz değildir. Buradaki ihrak-ı binnar (ateşle yakma) tabiri mecazdır. Mülhid olduğu için, ölünce, doğrudan cehenneme gideceği inancını ifade eder

 

Sual: Abbasi Devleti’nin, ateistliği açık ve ortada olanlara ilişmediğini yazıyorsunuz. Bu ateizm propagandası yapmak mıdır? Yoksa ateist olduğunu açıkça söyleyebilmek midir? Bir de, mürted olanlar için de hüküm böyle mi idi?

Cevap: Herkes şer’î devlette istediği gibi inanabilir, inancının icaplarını yerine getirebilir. Ancak müslümanlığa hakaret etmek ve Müslümanlar arasında misyonerlik yapmak yasaktır. Mürted böyle değildir, o suç işlemiştir.

 

Sual: İslam Hukuku’nda büyü yaptıranlar cezalandırılır mıydı?

Cevap: Büyü yapmak günahtır ve suçtur. Büyücülük yaptığı sabit olan cezalandırılır.

 

Sual: Ta’zir cezası had cezasından daha ağır olabilir mi?

Cevap: Bir had suçunun unsurları gerçekleşmezse, buna verilen ta’zir cezası had cezasından daha ağır olamaz. Ama bunun dışındaki ta’zir cezaları ağır olabilir. Mesela şarap içme suçunun cezası seksen sopadır. Şarap değil de başka alkollü içki içse, bu had suçu değildir; hâkim buna ta’zir cezası verebilir ve bu ceza seksen sopadan fazla olamaz. Bazı âlimlere göre en fazla 79, bazı âlimlere göre en fazla 39 olabilir. Zira şarap içen kölenin had cezası 40 sopadır. Gasp ile sirkat birbirinden farklı suçlardır. Sirkat, Hanefi mezhebinde had suçudur; gasb şehir içinde yapılmışsa değildir, şehir dışında yapılmışsa hirabe suçudur. Diğer üç mezhepte gasp nerde olsa had  suçları içine girer.

 

Sual: İslâm hukukunda şahsa karşı işlenen suçları devlet affedemediğine göre, Osmanlı topraklarını işgal edip yağmalayan, insanları öldüren ve sonra mağlup olan Karamanoğlu Alaaddin Bey’in affedilmesini nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bu, harbdir. Siyaset ve diplomasi icabı memleket ve milletin âli menfaatleri çerçevesinde hareket edilir. Ceza, vatandaşa verilir.

 

Sual: Bazıları sahabenin recm cezası üzerinde ihtilaf ettiğini söylüyor. Doğru mudur?

Cevap: Muhsanın (evli hür müslümanın) zinasında recm cezasının varlığında tereddüt olmadı. Bunun ayet-i kerime ile mi, hadis-i şerif ile mi sabit olduğu hususunda ihtilaf olundu.

 

Sual: Tehlike hâlinde bir kadın tecavüze uğramamak için intihar etse hükmü nedir?

Cevap: Zinaya zorlanan bir kimse zina etse, günah olmaz. Etmeyip öldürülse şehit olur. İntihar etmesi veya yakınları tarafından öldürülmesi caiz değildir.

 

Sual: Kuran’ı kerim toplanırken recm âyeti niçin içine alınmamıştır?

Cevap: Recm âyeti diye bir âyet yoktur. Sünnetle sabittir.

 

Sual: Kısas, diyet, hırsızın elinin kesilmesi gibi cezalarının hepsi cahiliye devrinde de vardı. Kur’an sadece Arap zihniyetine göre şekillenmiştir. Bu iddiaya ne cevap verilir?

Cevap: Cenab-ı Peygamber, İslâmiyetten önce cari olan âdetlerin çoğunu kaldırmış, bazısını yerinde bırakmıştır. Hırsızın elinin kesilmesi ve benzeri cezalar sadece Arabistan’da değil, diğer bazı cemiyetlerde de vardı. İslâm Hukuku ve Önceki Şeriatler kitabıma bakınız.

 

Sual: Celladın, maktulün üstündekileri alması caiz midir?

Cevap: Avrupa’da adettir; şer’î bir âdet değildir. Maktulün eşyası, vârislerine aittir.

 

Sual: Salgın hastalık sebebiyle cenaze namazında kişiler arasında boşluklar bırakılabilir mi?

Cevap: Mekruh ise de, kasıt olmadığından caizdir.

 

Sual: Osmanlılar zamanında ateistler hangi mahkemeye gidiyordu?

Cevap: Osmanlı mahkemesine. Hıristiyan ve Yahudiler, belli davalarda kendi ruhanilerine gidebilir.

 

Sual: Siyaseten katl edilen bir kimsenin malının hazineye aktarılması Fatih kanunu icabı mıdır?

Cevap: Böyle bir kanun yoktur. Rüşvet, ihtilas ve saire ile müttehem ise, mallarına el konur. Köle asıllı ise, serveti vârisi olan devlete veya padişaha döner.

 

Sual: “Hadd suçlarında -kazf müstesna- zamanaşımı muteberdir. İkrar her zaman kabul edilir” ibaresindeki ikrar, kimin ikrarıdır? İkrar her zaman kabul ediliyorsa; zamanaşımının muteberliği nerede?

Cevap: İkrar failin ikrarıdır. Mürurızaman, şahitle sabit olduğu zamandır.

 

Sual: İmam Ebu Yusuf devrinde kabak sevmediğini söyleyen adam için “kılıç getirin” hadisesinde, mürtedin 3 gün tövbeye davet edilmesi kaidesi niçin tatbik edilmemiştir? Muhakemesiz ceza meşru mudur?

Cevap: Bu, Resulullah’ın sünnetine hürmete dikkat çeken bir menkıbedir. Mürtede tevbe teklifi şart değildir. İmam Ebu Yusuf kadıyülkudattır, başhakimdir. Muhakeme olmuş sayılır. Kalabalık bir mecliste suçüstü vardır. Adam, kastı bu olmadığını söyleyince, suç ve ceza düşmüştür.

 

Sual: Bir İslâm devletinde bir kişi devlete isyan etme planı yapsa, fiilen isyanı başlatamadan öğrenilip yakalansa idam edilebilir mi?

Cevap: Hanefî’de evet. Bağy (isyan) hazırlığı, isyan ile bir değerlendirilir. Yani teşebbüs ile fiil aynıdır.

 

Sual: Ta’zir cezası tatbik edilen suçların, had cezası tatbik edilen suçlardan daha hafif olmasına dair bir kaide var mıdır? Bazı kimseler buradan hareketle “Şeriata göre tazir cezası had cezasını aşamaz. Cezayı daha da ağırlaştırmanın Kuran ve Sünnette delili yok” diyerek güya şeriatta açık bulduklarını, oysa had suçlarından daha ağır suçlar da olduğunu ve bunların cezası naslarla belirlenmediği için had sınırının aşılamayacağını iddia ediyorlar. Buna ne cevap verilmeli?

Cevap: Had suçlarının şartları tahakkuk etmezse, bu fiil had olmaktan çıkar; ta’zir suçuna dönüşür. Buna verilecek ta’zir cezası, had cezasından daha ağır olamaz. Ama bunlar dışındaki ta’zir cezalarında böyle bir kaide yoktur. İdam bile olabilir. Mesela zina cezasında 4 erkek hür adil Müslüman şahidin o işi yaparken görmesi lazımdır. 4 değil de 3 şahit görmüşse, bu had olmaktan çıkar; ta’zir olur. Bir rivayette en fazla 99, bir rivayette en fazla 49 celde vurulur. Bu sayıyı kadı tayin eder.

 

Sual: İslâm memleketlerinde ifade hürriyetinin sınırı neydi?

Cevap: Dine, cemiyet nizamına ve şahıs haklarına zarar vermeyen herşey ifade hürriyetine girer.

 

Sual: İslâmî bir devlette kısas hükmünü maktulün yakınları tatbik edebilir mi?

Cevap: Bu işi biliyorsa evet. Ama tarihte hep bu işi cellad adında hususi vazifeliler yapmıştır.

 

Sual: Fatih Kanunnamesi’nde el kesme cezasının diyete tebdil edildiği iddiası doğru mudur?

Cevap: Padişah had ve kısas cezalarını kaldıramaz. Kanunnameler bunları değil, tazir suç ve cezalarını tanzim eder. Had ve kısas suçlarında şer’î şartlar tahakkuk etmezse, fiilin cezasız kalmaması için hüküm getirir. Bir had veya kısas suçundan dolayı şartlar teşekkül etmediği için faile ceza verilemezse, bu suç başka bir suça dönüşür. Buna kanunnameye göre ceza verilir. Mesela 4 adil, hür, erkek müslümanın şahitliği ile sabit olan zina suçu, 3 şahidin varlığı halinde had suçu olmaktan çıkar. Başka ceza verilir.

 

Sual: İslâmî bir devlette livata yapan birine ceza verilmesi için hangi şartların bulunması icap eder?

Cevap: Livata ve zinayı aynı mütalaa eden âlimler, zinanın ispat şartlarını arar. Yani 4 hür erkek âdil Müslüman şahit lazımdır. Livatayı zina suçu olarak görmeyenler, normal takdiri delilleri arar. Bu da hâkimin takdirine kalmıştır. En az 2 kişinin bu halde görmesi lazımdır. “Lut kavminin amelini yapanları suçüstü görürseniz ikisini de öldürün” hadis-i şerifi, şahıslara değil, hükümete hitaptır.

 

Sual: Darağacında idam edilecek kişi kendisi sandalyeyi devirirse intihar sayılır mı?

Cevap: Evet.

 

Sual: Osmanlı’da kadına şiddetin cezası var mıdır?

Cevap: Herkese şiddetin cezası vardır.

 

Sual: Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gıyabında verilen idam hükmünün altında “ele geçirildiklerinde tekrar muhakeme edilmek üzere tasdik olunur” deniyor. Gıyapta verilen bütün idam hükümlerinde muhakkak bu kayıt konur muydu?

Cevap: İslâm hukukunda gıyabi muhakeme yoktur. Gıyapta muhakeme yapıldığı zaman, gaip taraf bulunduğu/ele geçtiği zaman muhakeme tekrarlanır. Usul budur.

 

Sual: Kanuni devrinde hiçbir suçları olmadığı halde işsiz güçsüz takımından 800 kişinin öldürüldüğü doğru mudur? Doğru ise meşru mudur?

Cevap: Peçevi, Müneccimbaşı, Solakzade tarihlerinde geçtiği üzere, Sultan Selim Camii yakınlarındaki bir eve hırsız girip, ev halkını öldürmesi üzerine, failler bulunamıyor. Bu hadise büyük infial uyandırıyor. Şehirde asayişin temini zımnında 800 kişi öldürülüyor. Kronikler yazmış olsa bile, 800 az bir rakam değildir. Kroniklerde mübalağa çok olur. Burada yazanlarla hüküm vermek, tarihin en mühim kaidesi olan espri kritike, yani tenkit fikrine uymaz. Mühimme ve ahkâm defterlerine bakmak lazımdır. Kaldı ki boynu vuruldu her zaman idam manasına gelmez; cezalandırma manasına da gelir. İkincisi şer’en bir suçları olmadığı sözü yanlış anlaşılıyor. Yani şer’î hukuka göre ceza icap eden kısas, had gibi bir suçları olmayabilir; ama ta’ziren cezalandırılmasına mani değildir. Bir başka deyişle şer’î hukukun da tatbikine izin verdiği örfî hukuka göre cezalandırılmaları, hatta idam edilmeleri mümkündür. Kroniklerde geçen cümleyi böyle anlamak lazımdır. Serseri takımının cezalandırılması her zaman ve zeminde caridir. Cumhuriyet devrinde buna dair müstakil bir kanun vardı. Hatta serseriler manda derisinden yapılma kamçı ile kırbaçlanırdı; halbuki Osmanlı devrinde kırbaç cezası yoktur.

 

Sual: Osmanlı kanunnameleri ve İslâm hukukunca şahsa hakaretten dolayı ceza verilir miydi?

Cevap: Mağdur dava açarsa, faile kanunname hükmüne göre ceza verilir. Kanunnamede hüküm yoksa, cezayı kadı takdir eder. Hukukta helalleşme diye bir şey yoktur. Sulh olabilir; yani davacı davasını para karşılığı veya meccanen geri çekebilir.

 

Sual: Sultan II. Bayezid’in Kanunnamesi’nin 32. maddesini delil göstererek Osmanlılarda işkence yapıldığını söyleyenlere ne denir?

Cevap: İslâm-Osmanlı hukukunda işkence yasaktır ve suçtur. Ancak bir suçu işlemiş olan kimseye, suç ile alakalı tafsilatı, (mesela hırsıza, malı nereye sakladığı; katile, suç ortağının kim olduğu gibi) söyletmek için dayakla işkence yapılır. Yoksa itiraf elde etmek için işkence yapılamaz. Böyle elde edilen itiraf da makbul değildir. Bahsettiğiniz maddede, elinde hırsızlık malı olan kimseye, bunu kimden ve nasıl aldığını söylemezse, işkence ile itiraf alınması hükme bağlanıyor. Bunda bir tuhaflık yoktur.

 

Sual: Suç işleyen köleye ceza verilir mi?
Cevap: Elbette. Ceza hukuku cihetiyle hür insan gibidir. Ancak bazı muafiyetleri vardır.

 

Sual: Bir suç için bir mezhepte ölüm cezası var iken, diğer bir mezhepte yoktur. Böyle şiddetli bir meselede neden içtihat ile yola çıkılıyor?
Cevap: Her şey Kur’an ve sünnette açıkça yazmaz. Müctehidler, bunlardaki açık olmayan hükümleri izah ederler; hükmü bildirilmemiş olanı hükmü bildirilmiş olana kıyas ederler. Hükümet, hangisiyle amel edilmesini emrederse, mahkeme bununla hüküm verir. Bugünki hukuk da böyledir.

 

Sual: Şer’î devletteki bir ateistin; başka bir ateistle, bir müslümanla veya bir hristiyanla nizası olduğunda hangi mahkeme ve hukuk sistemine tabidir?
Cevap: Şer’î mahkemede, şer’î hukuka göre çözülür.

 

Sual: Bir kadına tecavüz edenin cezası nedir?
Cevap: Şartları varsa, had cezası verilir. Yoksa ağır ta’zir edilir. Ayrıca kadına ukr adıyla tazminat öder.

 

Sual: Kadı tarafların rızası olmadan kısas cezası yerine diyete hükmedebilir mi?
Cevap: Kısas istemek veya istemeyip diyetle sulh olmak maktulün velisinin hakkıdır. Kadı’nın burada söz hakkı yoktur.

 

Sual: Bir adam karısını zina ederken görürse, onu ve adamı öldürse, bunu nasıl ispatlar?
Cevap: İhtilaflıdır. Bazı âlimlere göre had beyyinesi olan 4 Müslüman hür erkek adil şahitle, bazı âlimlere göre bu tazir olduğu için 2 erkek Müslüman hür adil şahitle ispatlar.

 

Sual: Osmanlılarda sahte ferman hazırlayan kişiye, idam, kürek gibi cezaların verilmesi şer’î hukuka aykırı düşmez mi?
Cevap: Aykırı düşmez. Bunlar tazir cezalarıdır. Şer’î cezaların dışında, hükümet maslahat sebebiyle suç ve ceza ihdas edebilir.
Sual: İslâm hukukunda had cezası tatbik edilen kişiye, hadde ilaveten (mesela maslahat için) para ya da hapis cezası verilebilir mi?
Cevap: Had cezası verilmiş ise, başka ceza verilemez.
Sual: Bir kimse eşini başka biri ile zina ederken yakalasa ve öldürse dinen mesul müdür?
Cevap: Şer’î hukukta bir kimse zevcesi, annesi, kızı gibi mahrem akrabasını bir erkekle zina ederken görürken, ikisini de öldürebilir ise de, bunu ispatlayamaz ise, kendisi cezalandırılır. Bu sebeple ulema, bunu tavsiye etmemiştir.
Sual: Bir adam iki kişiyi öldürse, bunların birinin velisi affedip, diğerinin velisi kısas istese, netice ne olur?
Cevap: Her vak’a ayrı değerlendirilir, şartları varsa, yani cinayet taammüden ise, katil kısas edilir. Aynı maktulün 2 vârisinden biri kısas istese, diğeri diyet istese ve affetse kısas düşer; diyete hükmedilir.
Sual: Osmanlılarda tatbik edilen tek recm cezası niçin ulema arasında münakaşalı olmuştur?
Cevap: Zina suçunun sabit olması için gayrimeşru delile tevessül edilemez. Aleni yapılırsa ceza vardır. Bu meselede ev baskını olduğu için ulemanın çoğu bu cezaya karşı çıkmıştır.
Sual: Tazir cezalarında zaman aşımı var mıdır?
Cevap: Hükümet koyabilir.
Sual: Kur’an-ı kerimde zinanın cezası 100 sopa olarak beyan ediliyor. Şu halde taşlanarak öldürülme cezasının kaynağı nedir?
Cevap: O, muhsan olmayan, yani bekâr veya gayrımüslim veya hür olmayan zaninin cezasıdır. Muhsanın cezası, suç sabit olmuşsa, recmdir. Bu da, Hazret-i Peygamber’in tatbikatı ve Kur’an-ı kerimin önceki şeriatlerdeki recmin tatbikini emreden örtülü âyetine istinad eder.
Sual: İslâmiyete göre idam cezası aleni mi icra edilir?
Cevap: Sadece recmde ve eşkıyalık suçunun cezası olan idam ibret için aleni icra edilir.

 

Tavsiye Yazı –> İslamiyette Recm Cezası Var Mı?

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler