Sual: Vehhabilerin Fethu’l-mecid kitabının 146. ve 158. sayfalarında, “Allahtan başkası için hayvan kesmek haramdır. Keserken, bu ümmetin münâfıklarının yıldızlara yaklaşmak için yaptıkları gibi, Besmele ile kesse bile mürted olurlar. Kestiklerini yemek helal olmaz. Zemahşeri diyor ki ev satın alınca, yahut yeniden yaptırınca, cin çarpmasın diye hayvan kesmek de böyledir. İbrahim Meruzi diyor ki sultan veya devlet adamları gelince, onlara yaklaşmak için hayvan kesmek haramdır. Çünkü, Allahtan başkası için kesilmiş olur. İhlal demek, yüksek sesle başkası için kesmek demektir. Allahtan başkası için yapılan nezir, adak hayvanları böyledir. Kesmeden önce söylemek, mesela bu hayvan falan Seyyide içindir, filan Seyyid içindir demek böyledir. Böyle olan nezirleri keserken Bismillah demek fayda vermez. Allahtan başkası için yiyecek, içecek adayarak onlara yaklaşmak da böyledir. Ölüler için ve onlardan bereketlenmek için türbelere götürüp, türbe yakınlarındaki fakirlere dağıtılan yiyecek ve içecekleri de, Allahtan başkası için nezir yapanlar ve putlar için, güneş, ay için, mezarlar için ve bunlar gibi adak yapanlar, Allahtan başkası için yemin edenler gibidir. Her ikisi de şirktir. Bazı sapıkların mezarlara mum, kandil için yağ adamaları da, müslümanların söz birliği ile günahtır. Türbelerde hizmet eden fakirlere mal adamak, kilisedeki putların hizmetçilerine adamak gibidir. Bunlar, ibâdettir. Bunları Allahtan başkası için yapmak şirk olur. Hanefi âlimlerinden şeyh Kasım, Dürer kitabında diyor ki uzakta yolcusu olan veya hastası olan veya malı kaybolan câhiller, bazı sâlih kulların mezarlarına geliyor: Efendim, Allahü teâlâ yolcuma kavuşturursa veya hastamı iyi ederse veyâhut da kaybolan malıma kavuşturursa, sana şu kadar altın veya yiyecek veya su veya mum nezrim olsun diyorlar. Böyle nezrler batıldır. Adak yapmak ibâdettir. Allahtan başkası için ibâdet olmaz. Ölünün malı mülkü olmaz. Ona bir şey verilmez. Her şeyi Allah yapar. Ölü bir şey yapamaz. Öyle inanmaları küfürdür. İbni Nüceym, Bahr kitabında diyor ki bu sapıklıklar, Ahmed Bedevinin türbesinde çoktur. Hanefi âlimlerinden şeyh Sun’ullah-ı Halebi, Evliyâ için hayvan kesmek ve adak yapmak câiz değildir diyor. Ahmed Bedevi’nin türbesi Tanta şehrindedir. Kendisi (Mülesseme) devletinin bir casusudur. Bu devlet, Fas tarafında idi. Bu casus, hile ve yalanla müslümanları aldattı. Şimdi türbesi bir kilise gibidir. Onun için adak yapıyorlar. Ona tapınıyorlar. Her sene 300.000 kişi hac yapmak için bu putun yanına geliyor” diyor. Bu bilgiler doğru mudur?

Cevap: Kitabın yukarıdaki yazılarına dikkat edilirse, âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler ve Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından kıymetli yazılar yazarak müslümanların gözlerini boyamakta, haramlara, mekruhlara hatta mubah olan şeylere şirk, küfür damgası basmaktadır. Allahü teâlânın sevdiği sâlih kullarına ve onların türbelerine put, kilise demektedir. Sapık inanışlı 72 fırkadan olan câhillerin ve ahmakların yaptığı çirkin ve bozuk işleri öne sürerek, Ehl-i sünnet Evliyâsına “rahime-hümullahü teâlâ”, halis ve temiz müslümanlara kâfir ve müşrik damgasını basmaktadır. Müslümanların, böyle hilelere aldanmamaları ve Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri doğru yoldan ayrılmamaları için, Davud bin Süleyman Bağdâdînin “rahmetullâhi aleyh”, (Eşedd-ül-cihat fi İbdâl-i Davel-ictihad) adındaki kitabının 35. sayfasından itibaren 10 sayfayi Arapçadan Türkçeye tercüme ediyoruz. Bunu okuyanlar, vehhâbîlerin yalan söylediklerini hemen anlayacaklardır. [(Eşedd-ül-cihat) kitabı, (Minhat-ül-Vehbiye) kitabının devamı olarak mükerreren bastırılmıştır.]

[Önce bu kitabın put dediği Ahmed bin Ali Bedevi’nin “rahmetullâhi aleyh” hayatını kısaca bildirmek uygun görüldü. Şemseddin Sami beğ (Kamus-ül’alam) kitabında diyor ki (Ahmed Bedevi hazretleri, Evliyânın meşhurlarından ve şeriflerdendir. Yani hazret-i Hasan’ın soyundandır. Büyük dedesi, Haccac’ın zulmünden, Fas’a kaçmıştı. Kendisi hicretin 596 [m. 1200] yılında Fas’ta tevellüd etti. Yedi yaşında iken, babası ve kardeşleri ile Mekke’ye geldi. (633) senesinde, gördüğü rüya üzerine Iraka ve Şama gitti. Sonra, Mısırda Tanta şehrinde yerleşti. Çok kerâmetleri görüldü. Yüksek bir Velî olduğu anlaşıldı. Şöhreti her tarafa yayıldı. Ziyaretcileri ve talebesi binleri aştı. [m. 1276] senesinde Tanta’da vefât etti.) Vehhâbî kitabının, Ahmed Bedevi hazretlerine (Mülesseme) devletinin bir casusudur demesi de, alçakça ve çok çirkin bir iftirâdır. Mülesseme ve öteki ismi (Murabıtin) olan İslam devleti, hicretin 440 senesinde, Fasın cenubunda kuruldu. Baş şehri (Merrakiş) idi. İspanyayı ele geçirdi. 100 sene sonra, hicretin (540) senesinde yok oldu. Yerine (Muvahhidin) devleti kuruldu. Ahmed Bedevi hazretleri dünyaya geldiği zaman, Mülesseme devletinin yerinde yeller esiyordu. Kendi gitmiş, adı kitaplarda kalmıştı. Kitabın müellifi, tefsir ve hadis ilimlerinde câhil olduğu gibi, tarih ve fen bilgilerinde de acınacak bir haldedir. Arapça, ana lisanı olduğu için, âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere ve İslam âlimlerinin kitaplarına çalakalem, bozuk mânâlar veriyor. Bunlardaki ince, yüksek bilgileri, günlük gazete haberi imiş gibi zannederek, boş kafası ve kısa aklı ile anladığı gibi sanıyor.].

Seyyid Davud “rahmetullâhi aleyh” buyuruyor ki: Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp, sevaplarını Peygamberlere “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve Evliyâya “rahime-hümullahü teâlâ” hediye etmek küfür, şirk olurmuş. Bunlara hemen cevap vermek lâzımdır. Böyle söyleyenler mezhepsizdir. Bunlar, mezhep imamlarına, İslam âlimlerine uymuyorlar. Kendi kısa görüşleri ile noksan akılları ile konuşuyorlar. Burada, önce onları reddedeceğiz. Sonra İslam âlimlerinin bildirdiklerini yazacağız.

Bakara sûresinin 270. âyet-i kerimesinde meâlen, “Fakire verdiğiniz sadakaları ve yaptığınız nezrleri, Allahü teâlâ biliyor” ve Hac sûresinin 29. âyetinde meâlen, “Nezrlerini yerine getirsinler” buyuruldu. Dehr sûresinin 7. âyetinde, “Onlar nezrettiklerini yaparlar” buyurarak övmektedir. Bu âyet-i kerimelerde, Allahü teâlâ, nezir edenleri bilirim diyor. Nezir edenleri övüyor. Nezrin, fakirlere nafaka olduğunu bildiriyor. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimize sordular: Bir erkek veya bir kadın, Mekke şehrinden başka bir yerde, deve kesmeyi nezir ediyor. Bu, cahiliyet zamanında, putların önünde kesilen deve gibi mi olur? Cevabında, “Hayır öyle olmaz, nezrini yerine getirsin! Allahü teâlâ, her yerde hazır ve nazırdır. Herkesin nasıl niyet ettiğini bilir” buyurdu. Bu hadis-i şerif, sapık sözlere cevap olarak yetişir. Allah rızası için kesilmesi nezir edilen hayvanı, sâlih kimselerin mezarları yanında keserek, etini orada bulunan fakirlere dağıtmak ve sevâbını o sâlih kimsenin ruhuna bağışlamak câizdir. Bir zararı yoktur. Allah rızası için kesilmesi adak yapılan hayvan elbette kesilecektir. Bu hayvanı kesmek, bir ibâdettir. Etini fakirlere dağıtmak da, ayrı bir ibâdettir. Bu her iki ibâdetin başka başka sevapları vardır.

Müellifin, ölüler için adak yapılmasını ve mezar yakınında, Allahü teâlâ için hayvan kesmesini, puta tapmaya benzetmesi, müslümanlara büyük iftirâdır. Bu sözünü, âyet-i kerime ile ve hadis-i şerif ile ispat etmesi lâzımdır. Adak için, böyle bir ispat yapamıyor. Kâfirler için, müşrikler için gelmiş olan âyet-i kerimeleri müslümanlara bulaştırmaya kalkışıyor. Fıkıh âlimlerinin kitaplarında haram veya mekruh hatta câiz olduğu bildirilen şeyleri yazarak, küfürdür, şirktir, yaygarasını basıyor. Zaten, mezhep imamlarına, fıkıh âlimlerine kıymet vermiyor. Ehl-i sünneti aldatmak için, müslümanların gözünü boyamak için, işine gelen, çıkarına yarıyan yerleri yazıyor. Halbuki âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden kendi anladığına uymaktadır. Bakara sûresinin 173. âyet-i kerimesinde meâlen, “Müşrikler, Allahtan başkası için ihlal ediyorlar” buyuruldu. Bu âyet-i kerimeyi ileri sürüyor. Hep bu âyet-i kerimeyi koz olarak kullanıyor. Allahü teâlâdan başka niyet ile hayvan kesen kâfir olur, müşrik olur diyor. Bunun sözüne göre, bütün müslümanlar kâfir olmaktadır. Çünkü İslam memleketlerinde her gün yemek için milyonlarca hayvan kesiliyor. Bunların hiçbiri Allahü teâlânın rızası için, ibâdet olmak için değil, ticaret için veya yemek için kesilmektedir. Allahü teâlâdan başkası için hayvan kesen müşrik olur diyen kimse, buna nasıl cevap verebilir?

Başka yerlerde keserek, sevâbını ölülerin ruhuna göndermek câiz olur diyorlar. Onlara göre, bunun da küfür ve şirk olması lazım gelir. Bunları Allah için kesiyoruz, etini fakirlere dağıtıp sevâbını ölülerimize bağışlıyoruz diyorlar. Onlara deriz ki Peygamber için ve Evliyâ için diyerek de bu niyet ile kesilmektedir. Bunlar için hayvan kesenin niyetinin bozuk olduğunu nereden anlıyorsunuz? Herkesin niyetini yalnız Allahü teâlâ bilir ve Onun haber verdiği kimse bilir. Başka kimse bilemez. İleri sürdükleri, yukarıdaki âyet-i kerimedeki (İhlal) kelimesi, bağırarak söylemek demektir. Cahiliye zamanında, putlara tapanlar, hayvan keserken (Lat için) ve (Uzza için) diyerek bağırırlardı. Müslümanlar, (Bismillah) veya (Allahü ekber) diyerek keser. Müşrikler, Allah adı yerine putların ismini söylerlerdi. Bir müslüman, Allahü teâlânın ismi yerine, mesela Abdülkâdir-i Geylânî “rahmetullâhi aleyh” veya Ahmed Bedevi “rahime-hullahü teâlâ” için diyerek keserse, bunu bilerek söylemesi, haram olur, bilmeyerek söyledi ise, âlimlerin buna öğretmesi lâzımdır. Buna hemen kâfir denemez. Bu söylediklerimizi daha da izah edelim:

İbni Nüceym Zeynül’âbidin-i Mısrî’nin Bahrü’r-raık ve kardeşi Ömer ibni Nüceym’in Nehrü’l-faık kitaplarında ve Kasım bin Katlubüga’nın Dürerü’l-bihar şerhinden alarak Reddü’l-muhtar’ın yemin kısmında diyor ki (Câhillerin ölüler için yapmakta olduğu adaklar ve Evliyâya yaklaşmak için türbelerine götürülen kandil yağları, mumlar ve paralar yalnız ölü için olursa batıldır, haramdır. Fakat yine küfür değildir, şirk değildir. Fukaraya dağıtmak ve sevâbını Evliyânın ruhuna göndermek için olursa câizdir. Kasım bin Katlubüga, (Nezir yapmak ibâdettir. Mahluk için ibâdet yapmak câiz olmaz) diyor. Bu sözü, (Nezir, bir fayda getirmez, cimrinin malının gitmesine sebep olur) hadis-i şerifine uymamaktadır. Bu hadis-i şerif, nezrin mekruh olduğunu gösteriyor. Mekruh olan şey, ibâdet olmaz. Müslümanların hayvan adamaları ve başka şey adamaları, hep Evliyânın türbesinde bulunan veya başka yerlerdeki fakirlere dağıtmak içindir. Malın, etin ölüye verilmesini, ölünün kullanmasını düşünen hiç kimse yoktur. Hanefi mezhebinde, nezrin bir yerde yapılmasını belli etmek lazım değildir. Belli edilen yerde yapılması da lazım olmaz. Mesela, falan Velî için nezrim olsun demek câizdir. Böyle söylemek, Allah için yaptığım nezrin sevâbı, bu Velî için olsun demektir. Bu hayvanı, bu Velînin mezarı yanında kesmek lazım olmaz. Başka yerde kesmek, başka yerdeki fakirlere dağıtmak da câiz olur. Nerede kesilirse kesilsin, sevâbı niyet edilen Velînin ruhuna gider. Bununla beraber, yukarıdaki yazı, Kasımın sözüdür. Kendisi, Kemâleddin Muhammed ibni Hümâm’ın talebesidir. [İbni Hümam [m. 1388] da tevellüd ve [m. 1456] de vefât etmiştir.] Önce gelen âlimlerden hiçbiri Kasım gibi söylememiştir. Yalnız İbni Teymiyye söylemiştir. İbni Teymiyye, çeşitli adaklar yapmak, bilhassa hayvan kesmeyi adamak ve kabir ziyareti gibi işlerde müslümanları kötülemekte aşırı gitmektedir. Kendisine, zamanında bulunan ve sonra gelen Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğu cevaplar vermiş, ortaya attığı sapık düşünceleri çürütmüşlerdir. Kasımın sözüne doğru denilse bile bu sözün müslümanları lekelemeyeceğini İslam âlimleri bildirmişlerdir. Çünkü Kasım da, fakirlere dağıtmak niyet edilirse câiz olur demektedir. Bütün müslümanların adaklarını bu niyet ile yaptıklarını yukarıda bildirmiştik. Ehl-i sünnetin Kasıma benzeyen sözlerini, vesika olarak ileri sürmeleri, müslümanları aldatmak içindir. Çünkü onlar, Kurân-ı Kerîmden ve hadis-i şeriflerden başka sözleri vesika olarak kabul etmemektedirler. Biz de, onlara sorarız: Peygamberlere ve Evliyâya adak yapmanın şirk olduğunu gösteren âyet-i kerime ve hadis-i şerif isteriz. Karşımıza yalnız yukarıda yazdığımız (ihlal) âyet-i kerimesini çıkarıyorlar. Bu âyet-i kerimeye dayanmaları, bir şüphe ve ihtimaldir. Şüphe ile ve ihtimal ile mantık yürütülmez. İstidlal yapılamaz. [Dürrü’l-muhtar fıkıh kitabında, bu âyet-i kerime için, hayvanı kesip, toprakla örtmek, fakirlere dağıtmamaktır, diyor. Görülüyor ki hac zamanında, Minada kesilen yüzbinlerle hayvanı toprak altında bırakmaları, açlara, muhtaçlara dağıtmamaları (ihlal) olmaktadır. Böyle yapanların müşrik, kâfir olmaları icap eder. Yemek için, mesela misafir için hayvan kesmek, ihlal olmaz. Çünkü, İbrahim aleyhisselâmın sünnetidir. Yemek için hayvan kesmek ihlal olsaydı, müşriklerin ihlalini İbrahim aleyhisselâm elbet yapmazdı.]

[Zemahşeri Ebülkasım Mahmud carullah mutezili [m. 1144] de Cürcaniye’de, Ebû İshak İbrahim Meruzi Şâfiî [m. 952] da, Sun’ullah Halebi Mekki hanefi [m. 1705] de vefât etti. Bunun (Seyfullah alâ-men kezzebe alâ-Evliyâillah) kitabı, Evliyânın “rahime-humullahü teâlâ” kerâmetlerini uzun anlatmaktadır. Şerif Ahmed Bedevi [m. 1276] de Mısır’da Tantada, Şemseddin Sami beğ [m. 1904] de İstanbul’da Erenköy’de, vefât ettiler “rahmetullâhi aleyhim ecma’în”. Kasım bin Katlubüga Mısrî hanefi [m. 1474] da vefât etti. Şemsüddin Muhammed Konevi’nin (Dürer-ül-bihar) ı şerh ederken, nezir, adak bahsinde verdiği bilgileri, İbni Âbidin açıklamaktadır.]

Tekrar edelim ki Evliyâ için, yani Allahü teâlânın sevdiği kulları için hayvan kesmeyi adamakta üç niyet bir arada düşünülmektedir: Hayvanı, Allahü teâlâ için kesmek. Etini ve başka şeylerini fakirlere dağıtmak. Sevâbını Velînin ruhuna bağışlamak. Her müslüman, hayvanını böyle adamaktadır. Böyle hayvan adamak, misafir için kesmekten daha iyidir. Çünkü, çok olur ki misafir zengin olur.

Sadaka alması câiz olmaz. Evet, devlet adamları ve sultan yahut beklenilen yolcu gelince, onlar için hayvan kesmek ve etini fakirlere dağıtmayıp, boş yere bırakmak, kâfirlerin putları için hayvan kesmesine benzemektedir. Bu da, Şâfiî mezhebinde haramdır.

Allame ibni Hacer-i Mekki’ye “rahmetullâhi aleyh” soruldu: Diri olan Velî “rahime-hullahü teâlâ” için nezir yapmak câiz midir? Nezir olunan şeyleri o Velîye veya herhangi bir fakire vermek lazım mıdır? Ölmüş olan Velî için nezir yapmak câiz midir? Nezir olunan malı Velînin çocuklarına ve akrabasına, yahut onun yolunda bulunanlara, talebesine, hizmetçilerine vermek lazım mıdır? Mezar üzerine kabir, duvar, parmaklık, sıva gibi şeyler yapmak için nezir sahih olur mu?

CEVAP: Diri olan Velî için adak yapmak sahihtir. Adak olunan malı ona vermek vâcibdir. Başka hiçbir yere vermek câiz olmaz. Ölmüş olan Velî için nezir yapmaya gelince, mal meyyitin olsun diye niyet edilirse, nezir batıl olur, sahih olmaz. Başka bir hayır için mesela, çocuklarına, talebesine, türbesindeki veya başka yerdeki fakirlere vermeyi, yedirmeyi niyet ederse, adak sahih olur. Niyet ettiği şeyleri vermesi vâcib olur. Adak sâhibi hiçbir şey niyet etmedi ise, zamanındaki müslümanların adetlerine bakılır. Hemen her müslüman, ölü için nezrim olsun diyerek, yazdığımız yerlerden birine vermeyi ve sevâbını ölüye bağışlamayı düşünmektedir. Adak yapan da, bu yerleşmiş, kökleşmiş adetleri bildiği için, onlar gibi nezretmiş olur. Vakıfta olduğu gibi, nezri sahih olur. Vakıfta, şartlarını söylemese, yerleşmiş adetlerdeki şartlara göre vakıf etmiş sayılmaktadır. Mezarların yapılması, sıvanması için yapılan nezrler batıldır. Fakat İmâm-ı İzrai ve Zerkeşi ve başkaları buyurdu ki Peygamberlerin, Evliyânın ve âlimlerin mezarlarını ve yırtıcı hayvanların, hırsızların ve düşmanların açmasından korkulan mezarları korumak için üzerlerine duvar, parmaklık gibi şeyler yapmak câizdir. Böyle faydalı şeyleri adamak sahih ve câiz olur ve iyi olur. Bunlar için vasiyet yapmak da böyledir. İbni Hacer-i Mekkinin fetvası daha uzundur. Kitabımıza bu kadarı yetişir. Bu konuda Hayreddin-i Remlinin de fetvaları vardır. Bu fetvaların aslı, İmâm-ı Rafii’nin “rahime-hullahü teâlâ” Cürcandaki kabri için yapılan adak üzerindeki yazılardır. İbni Hacer-i Mekki bunları (Tuhfe) kitabında ve fetvalarında uzun bildirmiştir. Şâfiî mezhebinde söz birliği ile câizdir. [Ahmed İzrai Şâfiî [m. 1381] de Şam’da, Muhammed Zerkeşi Şâfiî [m. 1392] de Mısırda, Abdülkerim Rafii Şâfiî [m. 1227] de Kazvin’de vefât ettiler “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”.]

[Hanefi mezhebindeki fıkıh kitaplarının en kıymetlilerinden olan (Dürer ve Gurer) kitabında Mollâ Husrev “rahmetullâhi aleyh”, yemini anlatırken diyor ki farz veya vâcib olan ibâdetlerden birine benzeyen ve namaz, oruç, sadaka, îtikâf gibi başlıbaşına ibâdet olan bir şeyi nezir edenin, bunu yapması lazım olur. Hasta ziyaret etmek, cenaze taşımak, camie girmek, yol, çeşme, hastahane, mektep, câmi yapmak gibi, farz veya vâcib cinsinden olmayan şeyler nezir edilmez. Bunlar nezir edilirse, yapılmaları lazım olmaz. Allah rızası için Recep ayında oruç tutayım demek gibi (Mutlak nezir) ve yolcum gelirse, Allahü teâlâ için sadaka vermek nezrim olsun demek gibi, istenilen bir şarta bağlanan (Muallak nezir) söylenince, şart hâsıl olduğunda, nezir olunan ibâdetleri yapmak vâcib olur. Hadis-i şerifte, (Nezir olunanı yapmak lâzımdır) buyuruldu. Hastalıktan kurtulursam, bir koyun kesmek nezrim olsun demek nezir olmaz ve koyunu kesmesi lazım gelmez. Allahü teâlânın rızası için bir koyun kesmek demek lâzımdır. Allahü teâlâ için deyince, nezir olup kesmesi lazım olur. Bin lira sadaka vermeyi, nezir eden kimsenin yüz lirası olsa, yüz lira vermesi lazım olur. Malı varsa, satıp bin lirasını sadaka verir. Şu 100 lirayı, şu günde falan fakire vermeyi nezir edip, başka yüz lirayı, başka günde, başka yerde, başka fakirlere vermesi câiz olur. [Mollâ Muhammed Husrev [m. 1480] de Bursa’da vefât etti.]

İbni Âbidin, nâfile namazları anlatırken, (Nezir, bir şeyin husulüne mâni olmaz) hadisini bildirerek, bundan, bir nâfile namazı kılmadan önce, bunu şarta bağlı nezretmenin yasak olduğu anlaşılıyor diyor. Çünkü nezir olunan namazın bir isteğe karşılık olmasını andırmaktadır. Buhârî kitabını şerh edenler, bunun yasak olması, nezir olunan namazın, şart edilen şeyin hâsıl olmasına tesir edeceğini sanan kimseler içindir dediler ise de, hadis-i şerif, nâfilelerin mutlak nezir yapılarak kılınmasını da yasaklamaktadır diyor. Bundan anlaşılıyor ki şarta bağlı yapılan nezir, ibâdeti, şart edilen şeye karşılık yapmak değildir. Allahü teâlâya şükür olarak yapılmaktadır. Şükür secdesi yapmak gibidir. İbadet ile ve ibâdetin sevâbı hediye edilen sâlih kimsenin duâsı ile Allahü teâlânın merhametini istemektedir.].

Mâlikî mezhebi âlimlerinden şeyh Halîlin (Muhtasar-ı Halîl) i şerhinde diyor ki (Niyet ederek veya söyleyerek, Mekke’den başka bir yere, mesela Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” veya bir Velînin kabrine, kesmek için deve, koyun gibi hayvan götürürse, bunları keser, etlerini fakirlere dağıtır. Bu kabirlere elbise, para, yemek gibi şeyler göndermek isterse, oradaki hizmet edenlere, zengin olsalar bile dağıtmayı niyet etti ise, onlara gönderir. Eğer sevâbını onlara bağışlamayı niyet etti ise, bunları kendi memleketinde fakirlere dağıtır. Hiçbir şey niyet etmedi ise, yahut niyetini bildirmeden kendisi öldü ise, memleketindeki adete göre olur). İbni Arefe ve Bürzüli de, böyle yazmaktadırlar. [İbni Arefe Ahmed Endülüsi [m. 1142] da Merakiş’te, Ebülkasım Muhammed Bürzüli maliki [m. 1438] de Tunus’ta vefât etmiştir.]

Hanbeli mezhebine gelince, Mensur Behüti, (İkna) kitabı haşiyesinde ve İbni Müflih, (Füru) kitabında, İbni Teymiyeden alarak bildiriyor ki (Belli bir Veliden, sıkıntısını gidermesi veya özlediğine kavuşturması için bir şey adamak, Allahtan başkası için adamaktır. Allahtan başkası için yemin etmek gibidir. Başkalarına göre bu nezir, sahihtir. Fakat günahtır.) Buradan anlaşılıyor ki Evliyâdan yardım için, onlara nezir yapmak, İbni Teymiyye’ye göre tenzîhen mekruhtur. Hanbeli âlimlerinden başkalarına göre, günahtır demesi, İbni Teymeyenin günah demediğini anlatmaktadır. Peygambere “sallallâhü aleyhi ve sellem” kandil, mum adayan kimsenin bunları Medine şehrinde bulunan fakirlere vermesini, İbni Teymiyye’nin bildirmekte olduğu, ((İkna) haşiyesinde yazılıdır. [Mensur bin Yunus [m. 1642] de Mısırda, Şemsüddin Muhammed bin Müflih [m. 1361] de Şamda vefât etti.]

Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” ve Veliler “rahime-hümullahü teâlâ” için hayvan kesmeyi adamak, Allahü teâlânın rızası için keserek sevâbını bunlara bağışlamak demektir. Hadis-i şerifte, (Allahtan başkası için hayvan kesene Allah lanet eylesin) buyuruldu. İbni Kayım-i Cevziyye (Kitab-ül-Kebair) kitabında ve İmâm-ı Zehebi (Kebair) kitabında ve ibni Hacer-i Mekki (Zevacir) kitabında, bu hadis-i şerifi açıklıyorlar. Allahü teâlâdan başkası için kesmek demek, keserken, seyedim, filan Velî için demektir diyorlar. Kâfirler de keserken putun ismini söyleyerek kesiyorlar. Allahü teâlânın ismi yerine başka isimler söyleyerek kesmek böyledir. İmâm-ı Nevevî “rahmetullâhi aleyh” (Ravda) kitabında diyor ki (Beytullah olduğundan dolayı, Kâbe için diyerek kesmek ve Resûlullah olduğundan dolayı, Peygamber için diyerek kesmek câizdir. Mekkeye veya Kâbeye hediye göndermek de böyledir). [Muhammed Zehebi [m. 1348] de Mısırda vefât etti.]

Sultan veya devlet adamları gelince, onların gözüne girmek için hayvan kesmenin haram olduğunu yukarıda bildirmiştik. Bunlar geldiği zaman, sevinerek kesmek ve çocuğu dünyaya gelince, sevinerek kesmek veya kızmış birinin gönlünü almak için kesmek câizdir. Gönlünü almak başkadır, gözüne girmek başkadır. Put için kesmek, büsbütün başkadır. Cin için kesilen kurbanlara gelince, Allah için keserek, Allah’ın, böylece cinden korumasını düşünmek câizdir. Böyle düşünmeden kesmesi haramdır.

Görülüyor ki İslam âlimleri, her şeyi cevaplandırmışlar, kimsenin bir şey söylemesine ihtiyaç bırakmamışlardır. Herkes aradığını kitaplarda bulmuşlardır. Bir ahmak ve câhil kimse ortaya çıkarak, müslümanları parçalamak, bölücülük yapmak ve İslam âlimlerini kötülemek ve hak yolunda çalışanları gözden düşürmek için, bozuk fikirler yayarsa, bunun sapık veya zındık olduğu anlaşılır. Aklı olan kimse, buna inanmaz ve aldanmaz. Deccalın askerleri gibi olanlar, ancak o ahmaka inanacaklardır. Her doğruya iğri, her güzele çirkin diyeceklerdir.

Müezzin efendi, ezan okurken, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” ismini söyleyince, bunu işitenler, iki elin başparmaklarının tırnaklarını, gözlerinin üstüne koyarak (iki gözümün nurusun sen ya Resûlallah!) der. Bunu bazı âlimler, mesela Deyrebi (Mücerrebat) kitabında yazmaktadır. Bunu bildiren bir hadis-i şerif görmedik. Fakat (Sâlihler zikir olundukta, rahmet iner) hadis-i şerifi, bu işin câiz olduğunu göstermektedir. İmâm-ı Ahmed ibni Hanbel ve ibni Cevzi ve ibni Hacer, bunun hadis olduğunu bildiriyorlar. İmâm-ı Süyuti de, bu hadisi (Câmi-us-sagir) de bildirmektedir. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, hiç şüphesiz, Peygamberlerin ve sâlihlerin en üstünüdür. Onun ismi anılınca, Allahü teâlâ rahmet ve merhamet etmektedir. Allahü teâlânın rahmet ettiği zamanda yapılan duâ kabul olur. Ezan okunurken, (Seninle gözüm nurlanır, kalbim sevinir ya Resûlallah!) demek, dünyada ve ahirette sevinmek için duadır. Böyle duâ etmek İslamiyete uygundur. Hanefi âlimlerinden Tahtavi, (Merakıl-felah) haşiyesinde, Kuhistaniden bildiriyor ki ezan okunurken, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” ismini ikinci işitince, iki baş parmağı gözler üzerine koyup, (Kurret ayneye bike ya Resûlallah, Allahümme meddini bissem’i vel-basari) demek müstehaptır. Çünkü, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, böyle yapanı Cennete götürür. Şeyhzade Muhammed hanefi, Beydavi tefsiri haşiyesinde, Ebil Vefa’dan alarak bildiriyor ki bazı fetvalarda gördüm ki Ebû Bekr-i Sıddîk, ezan okunurken, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öptü. Sonra, gözlerine sürdü. Niye böyle yaptın buyurulunca, senin mübarek isminle bereketlenmek için ya Resûlallah dedi. (Güzel yaptın. Böyle yapan, göz ağrısı çekmez) buyuruldu. Tırnakları göze koyunca, (Allahümmahfaz ayneye ve nevvirhüma) demelidir. Deylemi, (Firdevs) kitabında, Ebû Bekr-i Sıddîk’ın “radıyallâhu anh” haber verdiği hadis-i şerifi yazıyor. Bu hadis-i şerifte, (Müezzin “Muhammeden resûlullah” deyince, bir kimse, iki baş parmağını öper, sonra gözlerine sürer ve “Eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh, Radıytü billahi rabben ve bil-İslami dinen ve bi-Muhammedin sallallâhü aleyhi ve selleme nebiyen” derse, şefaatim ona helal olur) buyuruldu. Tahtavi’nin yazısı tamam oldu. Bir hadis-i şerifte, (Ezan okunurken ismimi işitince, iki baş parmağını gözüne koyanı, kıyamet günü arar, bulur ve Cennete götürürüm) buyuruldu. Kuhistani, (Kenz-ül-ibad) kitabından alarak diyor ki ezan okunurken, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” ismini ilk işitince, (Sallallâhü ve selleme aleyke ya Resûlallah!) demek ve ikinci işitmekte, (Kurret ayneye bike ya Resûlallah!) demek, sonra iki baş parmağını gözleri üstüne koyup, çekmeden, (Allahümme meddini bissem’i vel-basari) demek, müstehaptır. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimiz bu kimseyi Cennete götürür.

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler