Sual: Herhangi bir ihalede şirketlerden birinin diğerlerine ihaleye girmemeleri için para vermesi ve diğer şirketin bunu alarak ihaleden çekilmesi câiz mi? Alınan para helal olur mu?

Cevap: İslâmiyette hak satılmaz. Ancak te’lif hakkı, telefon hakkı gibi devredilmesi örf hâline gelmiş bazı hakların para karşılığı devredilmesi câizdir. Buna ferağ denir. İhâleye girmek de bir haktır. Ancak kanunî bir hak değildir. Dolayısıyla devrederek alınan para neyin karşılığıdır? Hele aslında ihâleye girmek gibi bir niyeti olmayıp, sırf para almak için girer görünmek hiç uygun değildir. Müslüman böyle şeylere tevessül etmez. Nitekim satıcıya giderek malı almak için değil, alana gadr etmek için malın fiatını arttırmak haramdır. Nitekim âyet-i kerimede meâlen buyuruldu ki: Şer’î bir sebep olmadan bir din kardeşinin malını almak câiz olmaz. Hatta ihâleye tek başına girip, başkalarını bir şekilde sokmayıp, malı ucuza almaya niyetli iseler, buna yardımcı olmak hiç câiz olmaz. (Hamza Efendi, Bey ve Şirâ Risâlesi.)

 

Sual: Ben bir kurumda ihaleli inşaat işlerinde görev yapmaktayım. Görev gereği bazı şirketler kuruma iş için bazı özel araçlar temin ediyorlar. Bazı arkadaşlar bu araçları özel işlerinde kullanmanın doğru olduğunu, bazıları da yanlış olduğunu söylüyor. Bu konuda aydınlatıcı bir bilgiye ihtiyaç duyuyoruz.

Cevap: Bir işe veya memuriyette çalışan kimsenin kendisine iş için tahsis edilen vasıtaları hususi işlerinde kullanması caiz değildir. Ancak vasıtayı tahsis eden makamın/işverenin rızası varsa, veya razı olacağı biliniyorsa veya çok zannediliyorsa, yahut herkesin razı olabileceği kadar basit ve zaruri işler ise caiz olur. Mesela gece hamile hanımı sancılansa, bu araba ile hastaneye götürse, işverenin niye götürdün demeyeceği çok zannedilir. Bu insanın vicdanına terkedilmiştir. Herkes kendi vaziyetini daha iyi bilir.

 

Sual: İnşaat şirketimiz bankalardan kredi kullanıyor. Bunlarla inşaatları yapıyor, malzeme alıyor, personel maaşı ve taşeron ödemelerini yapıyor. Belirli ilerleme seviyelerine gelince de istihkak düzenliyor, işverenden parasını alıp kredi geri ödemelerini yapıyor. Bu döngü sürekli yenileniyor. İdareler parayı mutlaka banka hesabına yatırıyorlar. Ayrıca ihaleye girebilmek için gereken teminat mektubunu da bankalar belirli hacimde kendileriyle iş yapan müşterilerine limit dâhilinde veriyorlar. Bu yüzden bankalar ile çalışmak ve bu limitleri arttırmak zorunluluğu var. Yeni kurulan bir şirketin iş hacmi belli seviyeye gelene kadar önceden para harcanıp sonra istihkak yapıldığından dolayı finansman açığı doğuyor. Şirket bundan önceki devirlerde bu açığı bankadan kredi kullanmak şeklinde çözmüş. Şimdi şirketin elinde kârlı gözüken bir iş var ve buradan elde edilecek kâr ile bir sene zarfında tüm kredilerin kapatılmasına niyet edildi. Bu niyet işi kurtarır mı?

Cevap: Banka ile çalışmanın mahzuru yok. Ama bankadan kredi kullanıp faiz ödemek caiz değildir. Niyetle kurtulmaz. Şirketin daha fazla kâr edeceği kat’i değildir. Şirketler, ticarî firmalar sermaye ile kurulur. Sermaye olunca kredi almaya ihtiyaç kalmaz. Sermayesi olmayan firma ve şirket kurmaz, ücret ile çalışır.

 

Sual: Balıkçılar balık sezonu yaklaştığı zaman komisyoncularla şöyle bir anlaşma yapıyorlar: Komisyoncu balıkçıya teknenin bakımı, mazotu, ağların alımı, işci alımı vs. için belirli bir miktar para veriyor. Balıkçı da bunun karşılığında tuttuğu balıkları o komisyoncudan başkasına satmama sözü veriyor. Balıkları tuttukça komisyoncuya satıp borcunu ödüyor. Bu yapılan muamele caiz midir?

Cevap: Bu selem satışı değildir. Balık, vezn (ağırlık) ile olmak şartıyla selem yapılır. Parayı selem satışı semeni olarak verirlerse olur. Şimdiki (anlattığınız) halde bir şirket gibidir. Şirket hükümlerine tâbidir.

 

Sual: Hükümet, ülkesindeki bir tüccarı tevkif edip, şirketine el koysa; bu şirketin sattığı malları satın almak, şirketin diğer sahiplerinin mal satışından hisse almaması sebebiyle şer’an caiz midir?

Cevap: Şüpheli şeydir.

 

Sual: Bir internet sitesi üzerinden web tasarımcılara ulaşıp iş yaptıran kimse, her yapılan işten bu siteye belli miktar komisyon ödüyor. Site, müşterilerin web tasarımcılarla sadece kendi siteleri üzerinden iletişim kurmasını istiyor ve başlangıçta bunu şart koşuyor. Fakat uzun vadeli çalışmak istenilen web tasarımcılar, buna uymak istemiyor ve komisyondan kurtulmak için müşterilerle direkt iş yapmak istiyor. Bu şekilde komisyoncu siteyi aradan çıkarıp direkt web tasarımcıya ücretini ödemek caiz olur mu?
Cevap: Bu bir itibar şirketidir. Komisyoncu şirketin hakkı vardır. Bu parayı site, anlaştığı tasarımcıdan her defasında alabilir. Müşteriden ise sadece ilk işte alabilir. Böyle istikbale muzaf akit olmaz.

 

Sual: A kişisi, bir şirketteki hissesini 500 bin liraya B’ye satsa, 200 bin lira aldıktan sonra, B kalanını ödeyemese, A, hisseleri geri almak istese, B, 240 bin lira istese caiz midir?

Cevap: Hissesini 500 bin liraya satmış ise, iş bitmiştir. Parayı ödeyip ödememesi mülkiyet için mühim değildir. Bunu tekrar daha ucuza veya daha pahalıya satabilir. Vadeli para borçlarında, paranın değer kaybetmesi halinde, altın üzerinden değer kaybı tazmin edilir.

 

Sual: Bir GYO şirketi ile ortak bir proje yapıyoruz. Burada müşteriler bizim inşa ettiğimiz yerleri satın alıp parasını ortak hesaba peşin yatırıyorlar. Bu paralar bizim inşaat ilerlememize paralel olarak GYO tarafından ortak hesaptan serbest bırakılıyor. İşin başında satışlar çok iyi gitti ve hesapta oldukça yüklü bir para birikti. Bu toplanan paraları GYO nemalandırıyor ve bize fâiz ödüyor. Bu fâizleri ne yapacağız ? Bunlarla banka fâiz ödemelerini yapmak uygun olur mu ? Başka ne şekilde değerlendirilebilir?

Cevap: Bunlar adı fâiz olsa da, bir fâizli akid neticesinde tahakkuk etmiş değildir.  GYO şirketinin ihsanı mesâbesindedir. Kaldı ik başta böyle anlaşılmış olsa bile bu fâizleri almak İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre câizdir. Zaten paranın altın üzerinden kıymet kaybetmesini de borçlu tazmin etmelidir. Bu faizler bunu ancak kapatabilir. Bunlar şirketin (dolayısıyla şirket ortaklarının) mülküdür. Bunlarla kredi faizi ödemek, kredi almayı meşrulaştırmaz.

 

Sual: Bir fıkıh kitabında ınân şirketi anlatılırken diyor ki: “Şerîklerin hepsinin veyâ bir kısmının çalışması şart edilirse, sermâyeler ve işleri müsâvî olup, ba’zılarına veyâ ba’zıları çalışıp, çalışanlara fazla nisbetde kâr vermek câiz olduğu gibi, sermâyeler farklı olup, sermâyesi az olanlar çalışıp, kârı müsâvî olarak bölmek câiz olur. Sermâyesi çok olanın çalışmasını şart etmek câiz olmaz ve kâr, sermâyeler nisbetinde bölünür”. Inan şirketinde kâr şartnâmeye göre bölündüğüne ve yalnız sermâyesi çok olanın çalışmasını şart etmek câiz olduğuna göre, “sermâyesi çok olanın çalışmasını şart etmenin câiz olmaması ve kârın sermâyeler nisbetinde bölünmesi” ne demektir?

Cevap: Inân şirketinde kâr sermâyeye değil, şartnâmeye göre bölünür. Ortaklardan birisi iş yaparsa, sermâyesi az bile olsa kendisine fazla kâr verilebilir. Ancak metindeki bir üst cümleden de anlaşıldığına göre, kâr eşit bölünüyorsa, sermâyesi çok olanın çalışması şart edilemez. Çünki bu karşılıksız bir kazanç olur. Çünki kâr ya sermâye veya müşteriye karşı damânı (mesuliyet) yüklenmenin karşılığıdır. Çalışmışsa, kâr şartnâmeye göre değil, sermayeye göre bölünerek adalet temin edilmiş olur. (İbni Âbidin, Şirket-i Inan bahsi).

 

Sual: İnternette …. diye bilinen bir sistem vardır. Bunun câiz olup olmadığı hususunda ne dersiniz? 1. Sisteme en az 330 TL vererek giriş yapılıyor. Bunun bir karşılığı yoktur. Bu paralar aşağıda açıklanacağı üzere üyeler ve sistemi kuran kişi arasında değişik yüzdelerle taksim ediliyor. Sisteme başkalarını da buraya dâhil edebilecek en az 4 kişiyi daha bulunduğunda artık para kazanmaya başlanıyor. Ve direkt getirilen üye sayısı 10”u bulduğunda büyük bir ilerleme kaydetmiş olunuyor. Bu bir ağ gibi uzayıp gidecek ve kişiler çoğaldıkça daha fazla para edilecektir. 2-Bu sistem, bazı firmalarla anlaşmış durumdadır. Üyelerinin, ile anlaşmalı iş yerlerinden indirimli alış-veriş yaptığı bir sistem. Üye olan kişilere … diye adlandırılan bir kart verilmektedir. Ve alış-verişini yapan kişi kasada bu kartı gösterdiği zaman indirim kazanmaktadır. Bu indirim ise direkt hesabına nakit olarak yansıtılmaktadır. Örneğin benim üye yaptığım kişi alış-veriş yaptığında % 0.5’i, onun üye yaptığı kişi alış-veriş yaptığında ise yine ; % 0.5’i benim hesabıma nakit olarak geçmektedir. Kendi yaptığım alış-verişin ise ; % 1’i bana nakit olarak dönmektedir. İki alt üyeden sonraki alt üyelerin yaptığı alış-verişler ise belli bir sınıra geldiğinde … pozisyon hesabı sistemi ile hesaplandıktan sonra hesabıma nakit olarak geçmektedir. Bu sistemde alt üyelerin alış-verişinden üst üyeler, üst üyelerin alış-verişinden de alt üyeler kazanabilmektedirler. Pozisyon hesabı sistemi bunu sağlamaktadır. Tabii üstte yer alan üyeler her zaman daha çok kazanır. Bu sistemde kazanç; yapılan alış-verişlerden elde edilen indirimin, üyeler arasında nakit olarak pay edilmesine dayanır. 100 TL lik alışverişte ; % ; 15 indirim varsa bu 15 TL nin: 1-Sistem 2-Üyeler 3-Çocuk ve Aile Yardımlaşma Fonu 4-Vergi Olarak Devlet arasında paylaşılmasıdır. Sistemde amaç; büyük bir tüketici topluluğu oluşturarak firmalardan indirim kazanmak ve alış-verişlerden üyelere para kazandırmaktır. Sorular: 1. Bu sistemden elde edilen para helal midir? 2. Alt veya üst üyeler haram olan bir alış veriş yaptığında (içki, domuz eti vs.) bize bir günahı olur mu? Çünkü onun alış verişlerinden diğerlerine de hisse verilmektedir. 3. Üye olurken karşılıksız para vermek caiz midir? Bu parayı daha sonra alamıyorsunuz. 4. Üyelerin pozisyon alırken verdikleri paralardan diğer üyelere de verilmesi caiz midir? Üyelere ve diğerlerine yüzdelik durumuna göre taksim ediliyor.

Cevap: 1-Bu bir ortaklık ise, sermayeyi geri alamamak şartı, bu ortaklığı ifsad eder. Borç ise keza. Bu para hibe ise, ortaklara önceden tayin edilmiş nisbetlerde verilmesi caizdir. Ama bu hibenin şartı, istikbale matuftur. Hibede karşılığın derhal kabzedilmesi gerekir. Yoksa şart fasid olur. Öyle anlaşılıyor ki, burası bir klübdür. Klübe âzâlık para iledir.

2-Üyenin domuz, içki satın alması veya satması, diğerlerine sirayet etmez. Vekâlet mevzubahis değildir. Alışverişinden hisse verilmiyor. Komisyon veriliyor. Bu satış darülislamda sahih değildir. Binaenaleyh bu satıştan komisyon talebi de caiz değildir. Ama firma verirse, kendi ihtiyarıdır, alınır.

3-Firmanın dilediği müşteriye tenzilat yapması, müşteri getirene prim vermesi caizdir.

4-Para hibe veya klübe giriş ücreti olarak veriliyor ise, ortaklara önceden tayin edilen şart nisbetinde diğerlerine dağıtılması caizdir.

 

Netice itibariyle bu şekilde bir işe açıkça haram veya fâsid denemez. Ama içinde fâsid unsurları barındırdığı da bir gerçektir. İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed, İslam ahkâmına göre idare edilmeyen memleketlerde, müslümanın menfaatine olmak ve karşılıklı rıza şartıyla fâsid muamelelerin sahih sayılacağını ictihad buyurmuştur.

 

İşin başka bir ciheti de şudur: Tecrübeler göstermiştir ki, bu gibi kolay yoldan para kazandırmayı va’d eden işler, suiistimallere elverişli ve sonu gelmeyen işlerdir.

 

Sual: İnternet üzerinden faaliyet gösteren bir marketing şirketi kurup, satış ağı şeklinde kazanılan prim caiz mi?

Cevap: İnternet üzerinden kredi kartıyla veya ödemeli olarak alış-veriş yapmak câizdir. Satış ağı şeklinde kazanılan paraya ise, komisyon veya vücûh (itibar) ortaklığı hissesi olarak değerlendirilerek cevaz verilebilir.

 

Sual: Kumar oynayan bir site ile ortaklık kurmak, web sitemizin modelini verip hisse almak câiz midir?

Cevap: Kumar oynamak caiz değildir. Kumar oynatan site ile ortak olmak İmam Ebu Hanife ve Muhammed’e göre dârülharbde câizdir. Çünki kasa her zaman kazanır.

 

Sual: Müdârib, rabbülmalın hususi bir izni olmaksızın sermaye üzerine borçlanma yapamaz. Rabbülmal 10 bin lira verse, müdârib ise 15 bin lira borçlanarak mal alsa, sonra bunu 30 bin liraya satsa, rabbülmalın ve mudaribin alacağı kâr nasıl hesaplanır? 5 bin lira müdâribin borcu olduğuna göre, kârı 10 binden mi, 15 bin lira üzerinden mi hesaplarız?

Cevap: Müdârib bu borçlanmayı ancak izinle yapar. Borç da kar da ortaktır. Bu takdirde vücuh şirketi olur. Rabbülmalin kârını ise anlaşmaya göre bölüşürler. İzinsiz borç almış ise, borç kendisinedir. Bu malı rabbülmale katmış ise gasp sayılır, şirket fâsid ve bunu yapan da günahkâr olur. İşe böyle devam etmiş ise, borç da helâk olmamış ise rabbülmalden bunu alabilir ve kâr değil ücret alabilir. Zira akid fasid olunca ecri misl ödenir.

 

Sual: Bazı ilan sitelerinde online mağaza açma imkânı vardır. Yıllık belli bir ücret ödenir. Mağaza açınca, satmak istenen mamuller orada tanıtılır. İsteyen kredi kartıyla girip site üzerinden satın alabilir. Bu mağazalar kapıda ödeme yoluyla da yollayabilir. Site üzerinden kredi kartıyla alışveriş yapınca, o ilan sitesi %2 gibi bir komisyon kesiyor ve komisyonu kestikten sonra kalan meblağı satıcının hesabına yatırıyor. Bu komisyon kesip satış yaptırması sahih midir?

Cevap: Komisyon, vücuh (itibar) şirketindeki kâra veya icare akdindeki ücrete benzetilebilir. Her iki halde de sahihtir.

 

Sual: Dayanışmalı tüketici topluluğu oluşturulan bir sistemde gayrimüslim olan iki kişi sisteme katılsa ve anlaşmalı marketten içki ya da domuz eti alsa, bu alış satıştan elde edilen ve firmadan alınan indirim bedeli tüketiciler arasında paylaşılsa caiz olur mu?

Cevap: Dârülharbde, yani İslâm hukukuna göre idare olunmayan memleketlerde, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre caizdir.

 

Sual: Şirketin ortaklarından birine veya çalışanlarından birine, firmalardan çeşitli hediyeler geliyor. Bu hediyeler şirkete mi aittir, yoksa hediye gönderilen kimseye mi aittir?

Cevap: Şirket sahibine aittir. Önceden veya sonradan şirket sahibi tarafından izin verilirse, hediyeyi alan da buna sahip olabilir.

 

Sual: Arazimizin üzerinden imar geçti ve belediye düzenlemesi dolayısıyla, tanımadığımız kimselerle, bu yerin bir parçası üzerinde paylı mülkiyetli olacak şekilde mülkiyet tesis edildi. Şu anda da izâle-i şüyu davası devam ediyor. Bu arazinin bir parçası üzerinde paylı mülkiyete sahip mâliklerden herhangi biri ekip dikebilir yahut başka bir şekilde kullanabilir mi?

Cevap: Mülk şirketidir. Hissesi kadar kullanabilir. Hissesini kullanması mümkün değil ise, muhâyee yoluyla kullanır. Mesela bir sene o eker, ertesi sene diğer mâlik eker. Diğer mâliklerden izin almamışsa veya alamamışsa, ecr-i misl öder. Birincide tevbe etmesi de lâzımdır.

 

Sual: 1999’da bir arkadaşıma kâr ortaklığı olarak yüklü bir mikdar dolar ve mark verdim. Arkadaşım bu parayı çalıştıracak ve bana da 40 günde bir ödeme yapacaktı. Bir kaç kere ödeme yaptıktan sonra işlerim iyi gitmiyor diyerek durdurdu. Sonrada ben battım dedi. İşini bırakıp memleketine döndü. 10 yıl başka işler yaptıktan sonra tekrar eski işine başladı. Şimdi vaziyeti düzeldi ve borcunu ödemek istiyor. Bir hocaya sormuş; aldığın parayı aynen ödersin; fazlası fâiz olur, cevabını almış. Nasıl ödemesi gerekir?

Cevap: Müdârebe, yani emek-sermaye şirketinde, para (sermaye) birinden, çalışma başkasından olan şirket çeşidinde, şirket batarsa, yani sermaye yok olursa, sermaye sahibi bir şey isteyemez. Zira ortaklık kâra ve zararadır. Ortada emek sahibinin hıyanet veya kusuruna dair bir delil yoksa, emek sahibinin yeminine inanılır. Karz akdinde ise, yani şirket değil de borç para verilmesi hâlinde, verilen kâğıt paranın ödeme zamanındaki altın üzerinden kıymeti istenebilir (İbni Abidin-Karz bahsi). Anlatmanızdan anlaşıldığı kadarıyla, arkadaşınız size ne öderse ihsan etmiş olacaktır. Ne verirse kabul ediniz.

 

Sual: Havuz sistemi caiz midir? Mesela bir minibüs kooperatifi şoförleri bir ay boyunca çalışıp kazandıkları parayı biriktirip toplanan parayı eşit miktarda paylaşırlarsa câiz mi? Bazı şoförler az çalışıp, bazı şoförler çok çalışırlarsa vaziyet değişir mi?

Cevap: A’mâl şirketidir. Anlaşmaya bakar. Rıza ile farklı paylaşmak caizdir.

 

Sual: Birisine “Şu işi yap, kârın yüzde iki buçuğu senindir” derse, bu akit sahih midir?

Cevap: Karşı taraf kabul ederse, şirket olur. Câizdir. Ancak kâr garanti değildir. Yani zarar ederse, kâr talep edemez.

 

 

 

Sual: Arkadaşımla ticaret yapıyoruz. Ben bir yerden mal alıyorum. O da almam için para veriyor. Sonra satıp kârı paylaşıyoruz. Zarar edersek zararının yarısını ben karşılıyorum. Onun parasını, benim bağlantılarımı kullanıyoruz. Bu şekil bir ticaret câiz midir?

Cevap: Buna vücuh (itibar) şirketi denir, câizdir. Kâr ve zarar anlaşmaya göre taksim edilir.

 

Sual: Bir müslüman, menfaatine olsa bile, bir gayrımüslim ile ticarî muamele yapabilir veya şirket kurabilir mi?

Cevap: Gayrımüslimlerle ticarî ortaklık kurmak ve muamele yapmak caizdir. Hazret-i Peygamber yapmıştır.

 

Sual: Parasını müteahhit bir arkadaşına verip, o da ev yapıp sattıkça yaptığı kârdan pay vermeyi va’d etse, câiz midir?

Cevap: Kâr nisbeti konuşulur ise câizdir.

 

Sual: Bir kimse, bir kaç kişiden topladığı para ile bir araba alıp kiraya verse, aldığı ücretten her ay komisyon alabilir mi? Alabilirse bunun sınırı var mıdır?

Cevap: Bu bir şirkettir. Bu kimse ise vekildir. Vekâlet ücreti olarak komisyon alabilir. Bunun bir sınırı yoktur. Baştan anlaşmak lazımdır.

 

Sual: Bir şirkete bir seneliğine hisse senedi karşılığında bir miktar para yatırdım. Şirketin mümessili bana biz yatırdığın parayı 1 sene sonra veririz diyerek aldı. Bir sene geçtikten sonra iflas ettiklerini söyleyerek parayı vermedi. Sonradan başkalarından hâlâ hisse senedi karşılığı para toplamaya devam ettiğini öğrendim. Meselenin halli nasıldır?

Cevap: İflası sâbit ise, alacak mevcut mallarından icrâ yoluyla alınır. Kalanı, hederdir.

 

Sual: İki ortak 100 bin lira veresiye borçla biri dörtte bir payla diğeri dörtte üç payla ev alsa, hisselerine göre kirayı paylaşsalar, sene sonunda bir taraf hissesine düşen 50 bini ödeyip geriye 25 bin kalsa, diğeri 15 bin ödeyip 10 bini kalsa, tam bu sırada az payı kalan rızası ile çekilmek istese, ödediği 15 bini verin çekileyim dese, 12 ay boyunca elde ettiği kira gelirini diğer ortağa vermesi icap eder mi?

Cevap: Ev bu ikisinindir. Çekilme diye bir şey yoktur. Hissesini satabilir. Bu takdirde daha evvel aldığı kira gelirleri onundur, diğer ortağa vermesi lazım değildir.

 

Sual: İki kişi mudârebe (emek-sermaye) şirketi kursa, biri sermaye verse ve diğeri iş yapsa, kârı paylaşsalar, işi yapan ücret (maaş) alabilir mi?

Cevap: İbni Abidin’deki ibarelerden, mudarebe şirketinde mudaribin ücret alamayacağı anlaşılıyor.

 

Sual: Şirket-i cebriyye modern hukuktaki iştirak halindeki mülkiyete, şirket-i ihtiyariyye ise müşterek mülkiyete benzer denmiş. Devamında ise şirket-i cebriyye için ortak hissesini dilediğine satabilir, ikincisinde ise ancak ortaklarına veya onlardan izin alarak satabilir denmiş. Halbuki modern hukuktaki iştirak halinde mülkiyette (mesela miras) ortaklar beraber hareket etmek mecburiyetinde. Müşterek mülkiyette ise ortaklar paylarını dilediğine satabilir. Burada ya benzetmede veya örnekte bir hata var gibi görünüyor?

Cevap: Buradaki benzetme, mülkiyetin teessüsü (kuruluşu) ile alâkalıdır. Hissesini ortaktan izinsiz satamamak, ihtiyarîliğin alâmetidir. Şirket-i cebriyye, miras şirketidir. Şirket-i ihtiyariyye beraber bir mal almaktır. Hükümleri modern hukuktakinden farklıdır.

 

Sual: Balıkçılar balık sezonu yaklaştığı zaman komisyoncularla şöyle bir anlaşma yapıyorlar: Komisyoncu balıkçıya teknenin bakımı, mazotu, ağların alımı, işci alımı vs. için belirli bir miktar para veriyor. Balıkçı da bunun karşılığında tuttuğu balıkları o komisyoncudan başkasına satmama sözü veriyor. Balıkları tuttukça komisyoncuya satıp borcunu ödüyor. Bu yapılan muamele caiz midir?

Cevap: Bu selem satışı değildir. Balık, vezn (ağırlık) ile olmak şartıyla selem yapılır. Parayı selem satışı semeni olarak verirlerse olur. Şimdiki (anlattığınız) halde bir şirket gibidir. Şirket hükümlerine tâbidir.

 

Sual: Uzman bir yatırımcıya belli bir mikdar para verip, şahsımız adına foreks piyasası üzerinden muamele yaptırarak ve verilen para üzerinden aylık belli bir  yüzdelik almak caiz olur mu?

Cevap: Şirket kurulursa, kâr payı tesbit edilir. Borç olarak verilirse, şu kadar fazla öde denirse, fâiz olur.

 

Sual: Yaşlı bakımı için sertifika verilmek üzere kurs açan bir yakınıma, hemşirelik diplomamı kullandırmam caiz midir?

Cevap: Kanuna uygun ise mahzuru yoktur. Bu gibi diploma muameleleri, fıkhın itibar (vücuh) şirketine benzer. Kâr, anlaşmaya göredir. Herhangi bir mesuliyet doğarsa, diploma sahibine de düşer.

 

Sual: İki kişi bir şirket kursa, biri para vermeden sadece şirket müdürü olarak çalışacak olsa, şirkete para koyan ortak 3 sene sonar koyduğu paranın tamamını geri alsa, şimdi şirket bu iki ortağın mülkü olsa, parayı koyan ortak, şirket müdürü olan ortağa ‘Senin maaş alman Şâfiî’de caiz ama Hanefî’de caiz değil; ancak avans alabilirsin, şirket malları bölüşülünce, mahsup edersin’ dese, ne lâzım gelir?

Cevap: Verilen malumata nazaran, müdârebe (emek-sermaye) şirketinde çalışan ortak, ücret değil, anlaşmaya göre, kârdan hisse alır. Böyle bir şirkette ücret şart etmek fâsiddir. Şâfiî’de de böyledir. Ancak yanında şirket malıyla sefere gitse, en az bir gece kalsa, şirket malından nafaka kadar ücret (yolluk, harcırah) alabilir. Şirket fâsid olsa, kâr da olmasa, ücret alamaz. İmam Muhammed ve diğer üç mezheb imamına göre ise ecr-i misl (emsal ücret) alır. (Mecelle, Ibn Abidin, Tuhfetü’l-Muhtac). Avans, ücret alabilir diyen modern kitaplar var ise de bunun fıkhî bir delili yoktur. Malın tamamı, malı koyan ortağındır. Para koymayan, çalışan ortak, ancak kârdan hisse alır. Hanbelî mezhebinde, böyle bir ücret alma şartı, şirket-i akdini ifsad etmez. Ama şu halde şirket için Hanbelî’nin aradığı şartlara riayet lazımdır ki telfik olmasın. Rabbulmal (para koyan ortak), malını almış ise, kalanı kârdır. Anlaşmaya göre bölüşürler. Şirket sona erer. Malının tamamını aldı dediği kâr ise, bu başka bir şeydir.

 

Sual: Bir talebe yurdunda, yurt idaresi, kantin kirası için kârdan %  20 alsa caiz olur mu?

Cevap: Baştan anlaşmışlar ise, şirket akdi olur; caizdir. Sonradan böyle bir şey istenemez.

 

Sual: İnternette bir sistem üzerine para yatırılsa, bu parayla konteynır kiralansa, buradan elde edilen kazançla günlük yüzde 4-5 arası kâr, sisteme katılanlara verilse, bu sistem caiz midir?

Cevap: Dinen uygundur. Aklen değildir. Zira karşı tarafın dolandırıcı olması veya vurgun yapması uzak bir ihtimal değildir. Ortağın kim olduğunu iyi bilmek lazımdır.

 

Sual: Üç aylık 4-5 dana alsam, bir akrabam baksa, bir sene sonra satsak, kârı eşit bölüşsek caiz olur mu?

Cevap: Bu, müdârebe şirketidir. Sermaye veren ve işi yapan ne nisbette kâr alacağı evvelden belli olmalıdır. Danayı besleyen, yaptığı masrafı ayrıca alabilir. Yani 100 liraya alınan danaya, 10 lira yem ve bakım masrafı edilse, 150 liraya satılsa, kârın eşit bölüşüleceği kararlaştırılmışsa, danayı besleyen 30 lira alabilir.

 

Sual: 2015 yılında bir şirketin hissesinden alarak ortak olan kimse, şirketin 2013 yılında olan borcuna da otomatik olarak ortak olmuş olur mu?

Cevap: Evet. Hisse satışı, aktif ve pasifle satış demektir.

 

Sual: Sütbank sistemi diye bilinen inek kiralama yatırımı, caiz midir?

Cevap: Anlattığınıza göre, siz uzaktan maddi karşılığı ile ineği kiraladınız. Şirket, sizin adınıza ineğe bakıyor ve bütün ihtiyaçlarını gideriyor. 1 yılda 10 ay süt parasını size gönderiyor. Buzağıları da aldığınız ineğin sigortası olmuş oluyor. Sütü için ineği kiralamak, caiz değildir. Bir kimse ineğini besleyip sütü ve hasılatı aralarında ortak olmak üzere bir şahsa verse, böyle bir şirket fâsid olur. Hasılat inek sahibinindir; besleyen şahsa ücret verilir. Hindiyye.

 

Sual: Galerici bir arkadaşıma 25 bin lira versem, bununla otomobil alıp satsa, kârı yarı ayrıya bölüşsek caiz olur mu?

Cevap: Müdârebe (emek-sermaye) şirketi olur. Caizdir.

 

Sual: Biri, “Al bu parayı, araba al. O araba ile taksicilik yap. Kârın yarısı benim derse” caiz mi?

Cevap: Diğeri de kabul ederse, müdarebe şirketi olur. Araba parayı verenindir. Caizdir.

 

Sual: İnan şirketi kurulurken verilen sermaye dışında ortak olmak için ödenen dükkân parası (hava parası) akdi fâsid eder mi?

Cevap: Etmez. Bu, sermaye ile yapılan işe girer.

 

Sual: Hadis-i şerifte, “Cennet ehli ticaret yapsa, bezzazlık (manifaturacılık), cehennem ehli ticaret yapsa sarraflık yapardı” diyor. Bunun kaynağı nedir? Nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bu hadîs, İhyâ’da geçiyor. Umumiyet bildirir. terzi, bezzaz, saat tamircisi gibi hayırlı işlere vesile olan işler hayırlıdır. Cenaze levazımatçılığı, toptan gıdacılık, inşaatçılık, kuyumculuk gibi mesleklerde insanın nefsine mağlup olma tehlikesi fazladır. Yoksa da namusu ile çalışırsa bütün işler muhteremdir. Çalışmazsa bütün işler mezmumdur.

 

Sual: Kitlesel fonlamaya dair bir sualim var. Bir fon altyapısı ile kâra dayalı bir karzı hasen sistemi kurmayı planlıyoruz. Mesela inşaat firması inşaatı bitirmek için para bulamıyor. Biz de ona bir platform üzerinden para sağlayacak bir sistem kuruyoruz. Arzu eden kişiler bu inşaat firmasının belli olan dairelerini alıyorlar. Başlangıçta bu dairenin yapabileceği prim ise belli. İlerde inşaat bitince daire satılıyor, kişilere de payının karşılığı tutar ödeniyor. Bizim bir kâr haddi nizamnamesi tanzim ederek projelere para yatıracak hissedarlara dair bir sistem kurmamız uygun olur mu? Bu mudârebe (emek-sermaye ortaklığı) mıdır?

Cevap: Bu bir istisna (sipariş) satışı sayılırsa, malın hisse-i şâyiasını satmak caizdir. Ama geri almak şartı, akdi ifsad eder. Bey bi’l-vefa akdi mevzubahis olabilir. Burada müşteri malı geri getirdiğinde aynı fiyata satın almak demektir. Ancak bu bedelin aynı bedel olması lazımdır. Altın değerine endeksli olabilir. Ancak önceden belli bir nispet söylenemez. Bu bir müdarebe ortaklığı sayılabilir; bu takdirde kâr nisbetinin evvelden belli olması caizdir.

 

Sual: Bir kimse ihalelere girerek para kazanan şirkete 10 bin dolar verse; onlar da her ay 3000 lira kâr payı verseler caiz mi?

Cevap: Caizdir. Kâr payıdır. Ancak baştan belli bir miktar para kâr vereceklerini şart ederlerse fâsiddir. Nisbet olarak söylerlerse. Mesela kârın yüzde beşi veya kârdan 3 bin lira vereceğiz derlerse caizdir. Kâr olmazsa bir şey alamaz.

 

Sual: Bir yatırım grubu oluşturacağım. Yatırımcılar bana para verecekler, ben de bu parayı çeşitli alım-satım işleri yaparak para kazanmaya çalışacağım ve kârı bölüşeceğiz. Yatırımcılar beni umumi vekil tayin edecekler, bütün tasarruf bende olacak. Yaptığım işlerde, işin durumuna göre çeşitli masraflar olacak. Bu masraflar düşüldükten sonra elde edilen net kâr yarı yarıya bölüşülecek. Kâr payı ve masrafların dağıtımı, kişinin gruptaki yüzde payı üzerinden yapılacak. Zarar durumunda kalan para iade edilecek.
a-Böyle bir yatırım grubu kurmak caiz midir?

b-Gruba katılmak için alt ve üst limit tutarı olacak ve bu limitler benim kabul ettiğim kişilere göre değişiklik gösterebilecek.

c-Yatırım süresi 1-3 yıl arasıdır. Mücbir sebep olmaksızın (vefat, büyük hastalık vs.) 1 yıldan önce gruptan çıkmak istenirse, eğer sistemden kâr ettiyse bu kâr verilmeden ve sistemi aksattığı için ücret (ceza) olarak %10 kesinti ile 1 ay sonra parası iade edilecek. Zarar hâlinde ise kalan bakiyesinden ücret (ceza) olarak %10 kesilecek. Bu maddeyle ilgili değişiklik tasarrufu bana ait olacak. Ayrıca gerekli gördüğüm her durumda gruptan atılanlar olabilir. Bu durumda bu kişiler de bu hesap yöntemiyle gruptan çıkarılacaklar.

d-Yapılan işler ve masraflarla ilgili detaylı bilgi verilmeyecek.

Cevab: a-Müdarebe şirketi, yani emek-sermaye ortaklığıdır. Caizdir.
b-İnsan istediği kişiyle ortak olur. Sonradan olan ortaklar, öncekilerle ortak sayılmaz. Bunların rızası yoksa, sonrakilerle yapılanlar, ayrı bir ortaklık demektir. Şu kadar ki müdarib (yani emek ortağı), aynı anda başkasıyla müdarebe yapamaz.

c-Şirket akdi lazım, yani bağlayıcı değildir. Kişi istediği zaman feshedebilir. Bunun için ceza istenemez.

d-Müdarebede emek sahibinin ne yaptığını sermaye sahibi bilmeyebilir.

Sual: Müflis, dilediği alacaklısına dilediği kadar borç ödeyebilir mi?

Cevap: Mahkemece hacr altına alınmamışsa ödeyebilir.

 

Tavsiye Yazı –> Ticarette Ortaklığa Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler