Sual: Muaviye’yi sevmiyorum diyenin hükmü nedir?

Cevap: İslâmiyet, ashab-ı kiramın hepsini, ayırmaksızın sevmeyi emretmektedir. Kur’an-ı kerimde ashab-ı kiram için meâlen, “Allah onlardan râzıdır; onlar da Allah’tan râzıdır” buyurularak buna işaret edilmektedir. Muaviye bin Ebi Süfyan, ashab-ı kiramın önde gelenlerindendir. Vahiy kâtibidir ve Resulullah’ın kayınbiraderidir. İslâmiyete çok hizmeti olmuş büyük bir sahabidir. Zamanı, İslâm tarihinin altın çağlarındandır. Bunu sevmemek, kötü bilmek, günahtır. Fakat umumiyetle bu kişilerin bid’at sahibi olduğu görülmektedir. Hazreti Muaviye bin Ebi Süfyan’ı iyi bilmek, bu zamanda Ehl-i sünnetin neredeyse alâmetlerinden olmuştur.

Mekke’nin fethi günü babası ile beraber müslüman olmuştur. Sonra Medine’ye yerleşerek Peygamberimizin (aleyhisselâm) “Yâ Rabbi, onu doğru yolda bulundur ve başkalarını da doğru yola götürücü kıl!” ve “Yâ Rabbi! Muâviye’ye yazı ve kitab öğret, onu azâbından koru!” “Yâ Rabbi! Onu memleketlere hakim kıl!” duâlarıyla şereflendi. Vahiy kâtibliğine alınması, Cebrâil aleyhisselâmın bildirmesi ile olmuştur. Cebrâil’in (aleyhisselâm) getirdiği Kur’ân-ı kerîmi ve Peygamberimiz’in (aleyhisselâm) mektûblarını yazardı. Peygamber efendimiz namazda rükûdan kalkarken “semi’allahü limen hamideh” okuduklarında, ön safta bulunan Hazreti Muâviye “Rabbena lekelhamd” derdi. Bunu söylemek bütün müslümanlara sünnet olarak kaldı. Hazreti Muâviye Huneyn gazâsında Resûlullah’ın önünde babası ile birlikte kahramanca çarpıştı. Tebük gazvesine katıldı, Veda Haccında bulundu.

Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer zamanlarında Suriye taraflarındaki muharebelere katıldı. Hazreti Ömer, onu Şam vâlisi yaptı. Hazreti Osman, halifeliği sırasında, bütün Suriye’yi onun emrine verdi. Hazreti Ömer zamanında 4 yıl, Hazreti Osman devrinde 12 yıl, Hazreti Ali’nin hilâfeti esnasında 5 yıl, İmâm-ı Hasan vaktinde 6 ay Şam vâliliği yaptı. Hazreti Hasan hilâfeti bıraktıktan sonra bütün İslâm memleketlerinde meşrû halife oldu. Hilafeti 19,5 sene sürdü. Pek çok ülke onun zamanında İslam diyarı oldu. İslâmiyetin yayılmasında çok kıymetli hizmetlerde bulundu.

Hazret-i Muaviye’nin büyüklüğünü, üstünlüğünü, İslam âlimlerinin çoğu kitaplarında bildirmiş ve bu yazılarını âyet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle ispat etmişlerdir. Aşağıda birkaç satır daha yazmak uygun görüldü. Bu yazılar, büyük İslam alimi İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin (Tathirülcenan vellisan) kitabından tercüme edilmiştir. Bu kitap, 2. defa olarak 1385 (m. 1965) yılında Mısırda basılmıştır. Beşinci sayfada buyuruyor ki:

Hazret-i Muaviye’de “radıyallahü teâlâ anh”, müslümanlık şerefi ve Ashâbdan olmak şerefi ve hadis-i şeriflerde övülmüş olan Kureyş kabilesinden olmak şerefi ve Resûlullaha “sallallâhü aleyhi ve sellem” nikah ile akraba olmak şerefi toplanmıştır. Bu akraba olmak şerefi, o kadar yüksek bir şereftir ki böyle akraba olanların Cennette Resûlullahın yanında bulunacakları bildirilmiştir. Saydığımız üstünlüklerden herhangi birisi, bir müslümanda bulunursa, onu sevmek lazım gelir. Bu şereflerin hepsinin toplanmış olduğu bir Zâtın ise ne kadar çok sevileceğini, aklı ve insafı olan herkes kolayca anlar.

Ashâb-ı kirâm arasındaki ayrılıklar, dövüşmeler, birbirlerini sevmedikleri için değildi. Mesela, Hâlid ibni Velid ile Sad bin Ebû Vakkas “radıyallahü teâlâ anhüma” bir şey üzerinde uyuşamamışlardı. Bir kimse, Sad ibni Ebû Vakkas’ın yanında, Hâlid bin Velid’i kötülemeye başladı. Sad ibni Ebû Vakkas, bunu hemen susturup, (Sus, ona bir şey söyleme! Aramızdaki ayrılık, din kardeşliğimizi bozmaz) buyurdu. Bunun gibi, hazret-i Ali, sokakta Zübeyr bin Avvam ile karşılaştı. Hazret-i Osman için olan bir şeyden dolayı, birbirleriyle sertçe söyleştiler. Zübeyr’in oğlu Abdullah, bundan dolayı, hazret-i Ali’yi sövmeye başlarken, babası çok kızdı ve oğlunu döğdü.

Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki (Ümmetimin azâbı dünyada verilir.) Yani dünyada ümmetimin arasında olan fitneler, sıkıntılar, günahlarının dökülmesine sebep olur. Bunun gibi, daha nice hadis-i şerifler bildiriyor ki Ashâb-ı kirâm arasındaki muharebeler, yalnız dünyada olan ayrılıktır. Ahirette, hepsine sevap, yani Cennet vardır. Ashâb-ı kirâmın her biri “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” her işinde, Allahü teâlânın rızasını, sevgisini kazanmaya çalışır ve Onun emrine uymak zannettikleri işe sarılırlardı. Ehl-i sünnet âlimleri “rahime-hümullahü teâlâ” söz birliği ile bildiriyor ki bir müslüman, büyük günah işleyince kâfir olmaz. O hâlde, hazret-i Ali ile muharebe eden Ashâb-ı kirâma “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” kâfir demek, lanet etmek, onları sövmek, hiç câiz olmaz.
Müslümanların en kıymetli ve temel iki kitabından biri olan (Müslim) sahihinde ve başka kitaplarda diyor ki hazret-i Muaviye “radıyallahü teâlâ anh”, Resûlullahın katibi idi. Yanında yazardı. Zeyd bin Sâbit “radıyallahü teâlâ anh” vahiy yazardı. Muaviye, hem vahiy, hem de mektup yazardı.

Abdullah ibni Mübarek “rahime-hüllahü teâlâ” buyuruyor ki (Hazret-i Muaviye “radıyallahü teâlâ anh”, Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” yanında giderken, atının burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den bin kere daha kıymetlidir). Buradan, hazret-i Muaviye’nin ne kadar yüksek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Hazret-i Muaviye’nin “radıyallâhu anh” üstünlüğünü anlatmaya şu hadis-i şerif yetişir: Tirmizi “rahime-hüllahü teâlâ” bildiriyor ki Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu: (Ya Rabbi! Onu hadi ve mühti eyle!) Yani, Onu doğru yola ulaştır ve doğru yola ulaştırıcı eyle!)

 

Sual: Hazret-i Muaviye’nin, Peygamber efendimizin vahiy kâtibi olmadığına dair ciddi kaynaklarda bir şeyler geçtiğini söyleyen arkadaşlarım var. Benim okuduklarımın hepsine o vahiy kâtibiydi deniyor. Bir açıklık getirir misiniz?

Cevap: Aşağıdaki zâtlar, Hazret-i Muaviye’nin vahy kâtibi olduğunu açıkça zikreder. Bu husus artık tevâtürle sâbittir. Bunu ancak ehl-i bid’at inkâr eder. Ama onlardan Kur’an-ı kerimin bazı âyetlerini bile uydurma diyenleri vardır. Hafız İbn Asâkir (Târîhu Dımaşk); Âmiri (Behcetü’l-Mehâfil); İbn Abdilber (el-İstîâb); Kurtubi (Tefsîr); Şebrâmellisi (Hâşiye ale’l-Minhâc); Irâkî; Burhanuddin el-Halebî (Hâşiyetü’ş-Şifâ); Hafız İbn Abdilber (Behcetü’l-mecâlis); İbni Kuteybe (el-Meârif). Hatta Hurinî el-Metâliu’n-Nasriyye kitabında der ki: Hicretten sonra vahy kâtibliğinde en devamlıolanı Zeyd bin Sâbit, Mekke’nin fethinden sonra ise Muaviye idi.

 

Sual: Bir insan “Bana göre Hazreti Muaviye haklıydı, ben onun içtihadını daha doğru buluyorum” derse mesul olur mu?
Cevap: Ulemanın bazısı, Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye arasındaki ihtilafta Hazreti Ali’nin içtihadının doğru olduğunu söylüyorlar. Buna aklî ve naklî delil getiriyorlar. Hazret-i Ali meşru halife idi; onu isyan bağydir. Ayrıca “Ammar’ı bir fie-i bâgiye (isyancı bir topluluk) şehit edecektir” hadis-i şerifi vardır. Ancak sahabenin çoğu Hazreti Muaviye’yi haklı bulmuş ve onun yanında yer almıştır. Muaviye’yi haklı bulanlar, Muaviye Ali’ye biat etmemişti. Bu sebeple meşru halifeye isyan etmiş olmaz. Ayrıca Muaviye halifeliğini Şam’da ilan etti. Aynı yerde iki halife olmaz, ayrı beldelerde olur, diyorlar. Ammar’ı öldüren fie (topluluk), illa Muaviye olmayabilir, diyorlar. Hakikati ancak Allah bilir.

 

Tavsiye Yazı –> Reddi Revafıd Kitabı (İmâm-ı Rabbânî)

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler