Sual: Cenaze nasıl tekfin edilir (kefenlenir)?

Cevap: Aşağıdaki yazılar, Dürrü’l-muhtar kitabından ve bunun İbni Âbidin haşiyesinden tercüme edilmiştir:

Cenaze, ölü, yani meyyit demektir. Bugün, içinde meyyit bulunan tabuta, cenaze diyoruz. Cinaze, teneşir tahtası demektir. Mevt, ölüm demektir.

Ölümün yaklaştığına alâmet, ayakların gevşeyip uzaması, burnun kıvrılması, şakakların çukurlaşmasıdır. Böyle bir hasta, sağ yanı üzere yatırılıp, yüzü kıbleye çevrilir. Böyle yatırmak sünnettir. Ayakları kıbleye doğru, sırt üstü yatırmak da câizdir. Şimdi böyle yapılmaktadır. Fakat, baş altına bir şey koymalıdır. Böylece yüzü kıbleye karşı olur. Bunlar güç olursa, kolayına gelecek şekilde yatırmak da câiz olur.

Kelime-i tevhid telkin ederken (Muhammedün resûlullah) da söylemek iyi olur. Fakat bir kâfirin imana gelmesi için (Eşhedü) ile başlaması ve (Muhammeden abdühü ve resûlüh) de demesi şarttır.

Ölüm başladığı, hayattan ümit kesildiği zaman, tövbe kabul olabilir ise de, kâfirin imana gelmesi kabul olmaz.

Ölüm halinde iken küfre sebep olan şey söyleyen kimse, mümin kabul edilir. Çünkü, o ânda aklı başında değildir.

Ölüm alâmeti, sertleşme, soğumak ve kokmaktır. Bu alâmetlerden önce de ölüm anlaşılınca [soluğun kesilmesi, ağzına tutulan aynanın buğulanmaması ile kalbin durduğu, nabz ile anlaşılır] gözlerini kapamak ve çenesini bağlamak sünnettir. Çenesi, geniş bez ile başı üstüne bağlanır. Gözlerini kaparken (Bismillah ve alâ millet-i resûlillah) demek ve duâsını okumak sünnettir. Soğumadan önce, el parmaklarını, dirseklerini, dizlerini açıp kapayıp, kollarını ve bacaklarını düz bırakmak sünnettir. Böylece, yıkaması ve kefene sarması kolay olur.

Soğumadan önce, elbisesi çıkarılıp, geniş, hafif bir çarşaf ile örtülür. Çarşafın bir ucu başının altına, diğer ucu ayakları altına sokulur. Karnı üzerine, çarşafın üstüne veya altına, bir şey [bıçak veya başka demir] konup, şişmesi önlenir. 100 gramdan çok olması uygundur. Muhterem ilimlerin kitaplarını koymamalıdır. Elden geldiği kadar, cenazeyi çabuk kokutacak, çürütecek şeylerden korumak lâzımdır. Ruhu çıkarken, yatağı yanında (Behur) denilen koku yakılmalıdır. Ölüm haberi komşulara ve akrabaya, ahbaba, hemen bildirilmelidir.

Meyyit yıkanmadan evvel yanında Kurân-ı Kerîm okumak mekruh diyenler varsa da, üzeri örtülü iken ve yatağına bitişik olmayarak, sessiz okumak câizdir.

Ölüm belli olunca, acele etmek sünnettir. Bozulmak, kokmak ihtimali varsa, acele etmek vâcib olur. Ölüm belli olmaz, şüpheli olursa, belli oluncıya kadar beklenir. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” cenazenin, ehli, ailesi arasında kalmasını uygun görmezdi. Kalp sektesi ile ölenleri, soğumak, kokmak ile öldüğü iyi anlaşılıncıya kadar geciktirmek vâcibdir.

Serir, yani teneşir etrafında, önce (Behur) yakılıp 3 defa dolaştırılır. 5 defa da olur. Behur bir ottur. Buna öd ağacı talaşları ve günnük denilen ağacın zamkı da karıştırılıp, bir kaptaki ateşe koyup, teneşir, çıkan dumanlara tutulur.

Cenaze, örtülü olarak, tütsülenmiş serir üzerine, sırt üstü veya kolay olan şekilde yatırılır. Göbek ile diz arası örtülü olarak yıkanır. Çünkü, kadının kadınlar için avret yeri, erkeğin erkekler için olan avret yeri gibidir. Serir üzerinde kıbleye karşı yatırmak sünnettir. Gömleği uzun ise, gömlek içinde yıkanır.

Yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak ve gömmek farz-ı kifâyedir. Yani, lüzumu kadar kimse tarafından yapılınca, başkalarına farz olmaz. [Bu farzları, ücretsiz olarak, Allah rızası için yapmak lâzımdır. Böyle yapanlara farz sevâbı verilir ki bütün hayrata, Hasenâta verilen sevaplardan katkat daha çoktur. Bu farzları yapan olmazsa, haber alıp da gelmeyenlerin hepsi günaha girer, fasık olurlar. Bu farzları vazife bilmeyenin, ehemmiyet vermeyenin imanı gider, mürted olur.] Çocuğun yıkaması da câizdir. Kâfir, yıkanmaz. Bir beze sarılıp, gömülür.

Kadın bulunmadığı zaman, kadını erkek yıkayamaz. Fakat, cenaze baştan ayağa örtülü olarak, akrabası, akraba yoksa, başkası, eline bez sararak, elini örtü altına sokup, teyemmüm yaptırır. Çünkü, ölünün avreti, dirinin avreti gibidir. Bakması haram olan yere dokunmak da, haramdır. Daha iyisi, çocuğa öğretilip, yıkatılır.

Serir, göbeğe kadar yüksek ve az eğik olmalıdır. Su, pek sıcak olmamalı, tuzlu olmalıdır. Serin ve tuzlu su, çürümeyi geciktirir. Meyyit, çocuk da olsa, önce abdest aldırılır. Fakat, ağzına, burnuna su verilmeyip, bez ile temizlenir. Ağzına su kaçarsa çabuk çürümesine sebep olur. Önce yüzü yıkanır. Sonra kolları yıkanıp, başı, kulakları ve ensesi meshedilir ve ayakları yıkanır. Sedr ağacı yaprağı veya çevgen, yani sabun otu ile kaynatılıp ılıtılmış veya kafur (Camphre) denilen beyaz, kokulu şey konmuş su ile bunlar yok ise, yalnız su dökerek, başı ve sakalı, hatmi veya sabun ile yıkanır. Sonra sol yanına çevrilip, sağ yanına su dökülür. Su, teneşir tahtasına değen yerlerine kadar akıtılmalıdır. Sonra, sağ yanına yatırılıp, sol tarafına, omuzdan ayağa kadar su dökülür. Sonra oturtulup, karnı hafifce bastırılır. Bir şey çıkarsa, yıkanır [yani su döküp giderilir]. Sonra sol yanına yatırıp, sağ yanı tekrar yıkanır [yani omuzdan ayağa kadar su dökülür]. Böylece sünnete uygun, yani 3 kere yıkanmış olur. Her yan yıkanırken, 3 defa su dökülür.

Hasta, cünüp olarak vefât ederse, yine bir kere yıkanır. Yıkandıktan sonra, abdesti bozan şeyler çıkarsa, tekrar yıkanmaz ve abdest aldırılmaz. Yalnız çıkan şeyler, su dökerek giderilir. Meyyiti yıkarken niyet etmek sünnettir. Niyetsiz, temiz olur ise de, farz sâkıt olmaz.

Meleklerin ve cinnin yıkadığı anlaşılırsa, yine yıkanır. Yıkama yerine, yıkayandan ve yardımcıdan başkası girmez. Yıkayanlar, emin kimse olmalıdır. Cenazede gördüğü saadet alâmetlerini söyler, şekavet alâmetlerini söylemez. Meyyitin aybını açığa çıkarmaz. Velî içeri girebilir.

Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimizi, Abbas’ın oğlu Fadl ile Ali “radıyallâhu anhüm” yıkadı. Üsame “radıyallâhu anh” su döküyordu. Abbas “radıyallâhu anh” girip çıkıyordu.

Canlaya eziyet veren şey, ölüye de verir. Bunun için, çok soğuk ve çok sıcak su ile yıkanmaz. [Kokmaması için buzhaneye de konmaz. Kokmaması için, çabuk gömmeli, yolcu gelecek diye bekletmemelidir.] Zemzem suyu ile yıkamak câiz değildir. Saçları dökülürse, kefeni içine konur. Çünkü, insanın her parçası muhteremdir, gömülür. Diri insandan düşen ve kesilen tırnakları, saçları ve dişleri de defnetmek sünnettir.

Yıkandıktan sonra, teneşir üzerinde, bez ile kurulanır. Saçları ve sakalı arasına, hanut denilen kokulu şeylerin karışımı veya kafuri konur. Safran koymak mekruhtur. Secde ettiği uzuvlarına [alnına, burnuna, dizlerine, el, ayak parmaklarına], kafuri serpilmiş pamuk konur.

Meyyitin saçlarını taramak, saç, sakal, bıyık ve tırnaklarını kesmek, Hanefi mezhebinde câiz değildir. Ağzı, burnu, kulağı deliğine, gözlere pamuk koymak câizdir.

Hanefi mezhebinde, kadını, efendisi yıkayamaz ve dokunamaz. Çünkü, kadın ölünce, nikah hemen bozulur. Bakması, câizdir. Kadını, zevci yıkaması, diğer 3 mezhepte câizdir. Kadının, zevcini yıkaması, Hanefide de câizdir. Çünkü, zevcin vefâtından sonra, nikah, ittet bitinceye kadar [4 ay] devam eder. Kadını erkek, erkeği kadın yıkayamaz. Eline bez sarıp teyemmüm yapar. Teyemmüm yapan erkek, yabancı kadının kollarına bakamaz. Akrabası ise, eline bez sarmak istemez. Çünkü, mahrem olan akrabasının kollarına ve yüzüne bakması ve dokunması câizdir.

İnsanın yalnız başı veya bedenin yarısı ele geçerse, yıkanmaz ve namazı kılınmaz. Öylece gömülür. Bedenin yarıdan fazlası, başı olmasa bile veya bedenin yarısı ve başı bulunursa, yıkanır ve namazı kılınır.

Parasız yıkamak çok sevaptır. Para istemek de câiz ise de, parasız yıkayan başkası yok iken para istemek câiz olmaz. Cenaze taşımak, kabir kazmak ücreti de böyledir. Suda boğulan da, 3 kere yıkanır veya yıkamak niyeti ile suda 3 kere hareket ettirilir. Yağmurda ıslanan da yıkanır.

Meyyiti yıkamak, her dinde var idi. Âdem aleyhisselâmı melekler yıkadı. (Ölülerinizi böyle yıkayınız) dediler.

Sahipsiz bir ölü bulunsa ve müslüman veya kâfir olduğu bilinmese, İslam alâmeti varsa, yıkanır ve namazı kılınır. İslam alâmeti, sünnet olmak, sakal boyamak ve kasık traş etmektir. Bugün, bunların 3’ü de İslam alâmeti olmaktan çıkmıştır. İslam alâmeti yoksa, İslam memleketinde ise, müslüman kabul edilir.

Müslüman ve kâfir cenazeleri karışık ise ve alâmetleri yok ise, çoğu müslüman ise, hepsinin namazı kılınır. Hepsi müslüman mezarlığına gömülür. Müsavi sayıda veya azı müslüman ise, hepsi yıkanır. Kefenlenir, namazları, müslüman olanları niyet edilerek kılınır. Hepsi kâfir mezarlığına gömülür.

Su bulunmadığı zaman, teyemmüm yaptırılıp, namazı kılınır. Sonra su bulunursa, yıkanır. Fakat, namazı tekrar kılınmaz. Diri insan da, su bulunca tekrar kılmaz. Ölü yıkayacak kimsenin, önce gusül abdesti alması müstehaptır. Cünübün ve özürlü kadının yıkaması mekruhtur. Cenaze yıkanmış su, (Mâ-i müstamel) olur. Necis, pis olur. Bunun için, yıkayanların üstüne sıçramaması, peştemal sarınmaları lâzımdır. Cenaze, yıkandıktan sonra temiz olur.

Bahrü’r-raık’da diyor ki meyyitin kefeni, diri iken giydiği gibi yapılır. Bunun için fakir kadınlara (Kefen-i kifâye) olarak izar, lifafe ve himar sarılır. Tebyinü’l-hakaik’da diyor ki “Kadının kefen-i kifâyesi, izar, lifafe ve himardır. Çünkü, hayatta iken, en az giydiği bunlardır. Bunlarla namaz kılması, kerahetsiz câizdir”.

Halebi-i kebir’de diyor ki “Kadınlar Der’ ile örtünürdü. Önü göğse kadar açıktı. Ayaklara kadar uzundu”. [Görülüyor ki Selef-i sâlihin zamanında, müslüman kadınları, entari, geniş uzun manto ve baş örtüsü ile örtünürlerdi. Çarşaf dediğimiz 2 parça ile örtünmezlerdi.] Erkeğin kefeni 3 parça olmak sünnettir:

1) İzar: Baştan ayağa kadardır. Genişliği bir metreden fazladır.

2) Kamis [entari gibi uzun gömlek]: Bunun uzunluğu omuzlardan ayaklara kadar olan uzunluğun 2 katıdır. Bu uzunluk, ortadan 2’ye katlanıp, kat yerinden, baş geçecek kadar, düz kesilir. Kol ve etek yerleri kesilmez.

3) Lifafe: Baştan ve ayaklardan aşırı uzunlukta olup daha geniştir. Baş üstünden ve ayak altından ucları büzülüp, bezle bağlanacaktır.

Berekât’da diyor ki (Meyyitin başına imame [sarık] sarmanın mekruh olduğu, Seyyid Şerif Cürcani’nin (Şerh-ı Siraci)sinde de yazılıdır. Tabut üzerine sarık sarmak ve süslü şeyler koymak da mekruhtur. Kefenin 3’ten fazla olması câiz olur ve olmaz demişlerdir. İmâm-ı Rabbânî bidat olur buyurmaktadır. Kefenin, yeni, temiz, kıymetli olması sünnettir. Zenginliğine uygun kefen yapılır. Beyaz pamuklu [patiska] olması sünnettir. Erkeğe ipek kefen haramdır. Tabutunu da ipekle örtmek haramdır. Kadınlara ipek câizdir. Kefenin, meyyitin kendi helal malından olması, başkasının vermesinden daha iyidir. Diri iken helal kefen hazırlamak iyidir. Zemzem ile yıkanmış kefen Hanefide câiz, Şâfiî mezhebinde haramdır. Hanefi mezhebinde, kuruyunca zemzemin hepsi gider. Şâfiîde ise, eseri kalıp, meyyitin kanı, irini ile kirletmeye sebep olur. Besmele-i şerifeyi, âyet-i kerimeleri, muhterem isimleri kefene yazmak ve kabre koymak câiz değildir. Sâlihlerin, Velilerin çamaşırından, elbisesinden kefen yapmak veya kefen içine, yüzüne, göğsüne koymak faydalı olduğu (Masumiye) cilt 1, 3. mektubunda da yazılıdır.

Kadının kefeni 5 parça olmak sünnettir: Kamis, izar, lifafe, himar ve göğüs bezi. Himar, baş örtüsü olup 75 cm kadar uzundur. Uçları yüze sarkıktır, başa sarılmaz. Göğüs bezi: Omuzdan dize kadardır.

Fakir olan veya çok borcu olan erkeklere (Kefen-i kifâye) olarak izar ve lifafe, kadınlara kamis, lifafe ve baş örtüsü câiz olur ise de, daha azı mekruhtur. Zaruret halinde, erkeğe ve kadına yalnız lifafe lâzımdır. Meyyitin malı yoksa, başkalarının, Beytülmalın [yani devletin] vermesi farzdır. Avret yerini örtmesi kâfi değildir. Bez küçük ise, açık kalan kısımlar, yaprakla, otla örtülür.

Tabutun içine, önce lifafe serilir. Sonra üzerine izar yayılır. Kamis de, tabutun içine konur. Kadınlarda, izardan önce veya sonra göğüs bezi serilir. Sonra, tabutun etrafında 3 veya 5 kere behur dolaştırılır. Behur, tütsüdür. [Mesela, bir kürek içindeki ateşe öd ağacı, günnük, misk, sandal ağacı, çendene [candana], zerire, aselbend gibi kokulu maddeler koyup dumanı çıkarılır.] Kefenleri tabuta koymadan, her birini ayrıca tütsülemek daha iyidir. Böyle tütsüleme, ruhu çıkarken ve yıkamaya başlarken de yapılır. Cenaze taşırken ve kabre koyarken yapılmaz.

[Fetava-i fıkhiyye’de yazılı hadis-i şerifte, (Adem “aleyhisselâm” vefât edince, melekler Cennetten hanut ve kefen getirdiler. Su ve sedr yaprağı ile yıkadılar. Üçüncüsünde kafur koydular. 3 kefen ile kefenlediler. Namazını kıldılar. Laht yaptılar. Defnettiler.  Sonra çocuklarına dönerek, ey Adem oğulları! Ölülerinize böyle yapınız dediler) buyuruldu].

Kefen yeni olursa da, önceden yıkanmış olarak hazır bulundurulmalıdır. Kefeni önceden hazırlamak lâzımdır. Kefenlerin her 3’ü üzerine de hanut serpilir.

Meyyit kurulandıktan sonra, kamis tabuttan alınarak, başından geçirilip, yarısı önünden, yarısı arkasından, ayaklarına kadar uzatılır. Tabutun içine, izarın üstüne Besmele ile yatırılır. İzarın önce sol tarafı, sonra sağ tarafı, meyyit üzerine kapatılır. Lifafe de böyle kapatılır. Yani sağ kenarları sol kenarlarının üstüne kapatılır. Nitekim diri iken de, ceket, gömlek ve saire böyle kapatılır.

Kadınların kamisi kapandıktan sonra, saçları 2’ye bölünüp, 2 yandan göğsü üzerine, kamis üstüne konur. Saçları üstüne hımar konup, üzerine izar kapatılır. İzardan önce veya sonra göğüs bezi sarılır. Sonra lifafe kapatılır. Lifafenin baş ve ayak uçları ve ortası [yani mide hizasından] bir bezle sararak bağlanır. Büyük oğlan, adam gibi kefenlenir. Büyük kız, kadın gibi kefenlenir. Küçük oğlan bir, küçük kız, 2 parça kefene sarılır. Ölü doğan çocuk, düşük ve insan uzvu [mesela kolu] kefenlenmez, bir beze sarılıp gömülür.
Mezardan çıkarılmış, çıplak görülen bir ölü, kokmamış ise, sünnet üzere kefenlenip gömülür. Kokmuş ise, bir beze sarılıp gömülür.
Sünnet miktarı kefen, meyyitin malından alınır. Borcundan, vasiyetinden ve mirasından önce, kefen parası ayrılır. Malı olmayan meyyitin kefenini, nafakasını vermek vâcib olan akrabası, miras miktarları hesabı kadar ortaklaşa alır. Nitekim, diri iken nafakasını da miras miktarları nisbetinde verirler. Fakat, oğulları ve kızları varsa, bunlar müsavi miktarda verir. Çünkü, çocukların nafaka vermesi, mirasa göre olmayıp, müsavi miktardadır.

Babası ve oğlu kalan kimsenin kefenini yalnız oğlu verir. Kadının kefenini, kadın zengin olsa bile zevci verir. Nafakasını verecek kimsesi olmayan meyyitin kefenini, Beytülmal verir. Beytülmal müntezam işlemiyorsa, haberi olan her müslümanın vermesi, farz-ı kifâye olur. Haberi olanlar fakir ise, başkalarından zaruret kefeni, yani bir kefenlik bez isterler. İstanbul’da kefen için, erkeklere 7 metre, kadınlara 8 metre patiska almak adettir. Eni 130-140 santimetredir. Tabut kapatılıp, üzeri yeni bir yatak çarşafı ile sarılıp, çamaşır ipi ile bağlanır. Bu ip, tabutu kabre indirirken de işe yarar. Üzerine yeşil ve yazılı örtü konup bunun kenarları iğnelerle çarşafa rabt edilir. Kadınlarda, bu örtünün baş tarafına 3 köşe yemeni de örtülür. Tabutun, çivisiz, tahtadan geçme olması lâzımdır. Kısa bir duâ ve hak helal edildikten sonra, musallaya götürülüp namazı kılınır.

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler