Sual: Pakraduniler adında gizli bir topluluk var mıdır?

Cevap: Müslüman görünen Ermenilerin teşkil ettiği söylenen bir topluluk için bu tabir kullanılıyor ise de, tevsike kadir olamadık.

 

Sual: Erzincan civarında Akkoyunlu Devletine ait Koç şeklinde mezar taşları var. Bu mezar taşları ile İbrâhim aleyhisselâmın kurban hadisesine atıfta bulunuyorlarmış. Bu şekilde bir mezar taşı dikmenin İslamiyette bir yeri var mı?

Cevap: Bu koç şeklindeki mezar taşları, Kıpçak Türklerinin âdetidir. İslâmiyetten önce Anadolu’ya gelen Kıpçaklardan kalmadır. Akkoyunlu ve Karakoyunlular ile alakası olduğu sadece bir rivayettir. İslâmiyette heykel haram olduğu gibi, heykelli veya resimli mezar taşları da caiz değildir. Hiçbir yerde bunu misaline rastlanmaz. Akkoyunlular Ehli sünnet, müslüman bir devlet idi.

 

Sual: Devlet dairelerine hükümet büyüklerinin resminin asılması ne zaman başlamıştır?

Cevap: Tek Parti devrinde reisicumhurun resmi asılmaya başlanmıştır.

 

 

Sual: Hezarfen Çelebi’nin uçtuğu için padişahın onun kellesini vurdurduğu doğru mu?

Cevap: Hezarfen Çelebi’den sadece Evliya Çelebi bahsediyor. Başka hiçbir kaynakta nedense bu kadar ehemmiyetli bir husus geçmiyor. Dolayısıyla doğruluğu şüpheli bir hâdisedir. Evliya Çelebi, böyle güçlü bir adam tehlike hâsıl edebilir endişesiyle Cezayir’e tayin edilmiş, yani sürülmüştür diyor, kellesini vurdurmuştur demiyor.

 

Sual: Oğuzların Kayı boyu “nuh, oğlu yafes, oğlu bulcas, oğlu zib-bakoy, oğlu kara han, oğlu oğuz, oğlu gök alp, oğlu tortumuş, oğlu bay temür, oğlu yasuv, oğlu kaz han, oğlu turak, oğlu ay-kutluğ, oğlu çemendur, oğlu yasak, oğlu tok temür, oğlu sunkur, oğlu bulgay, oğlu sakur, oğlu karaytu, oğlu tuğra, oğlu ay-kutluğ, oğlu bay temür, oğlu kızıl boğa, oğlu kaya-alp, oğlu süleyman şah, oğlu ertuğrul. ” Türk”ün diğer adı Bulcas mıdır? Bu şecere doğru mudur? Diğer Oğuz boylarının bilinenlerinin ve soylularının şecereleri nasıldır?

Cevap: Osman Gazi’nin Ertuğrul Gazi’nin oğlu olduğu katidir. Bunun haricindeki isimlerde şüphe vardır. Hele Nuh Aleyhisselama kadar olan isimler müretteptir, düzmecedir. Muhtelif kaynaklarda farklı isimler verilmektedir.  Bazısında Nuh Aleyhisselamın oğlu Yafes’in oğlu Bulcas’ın iki oğlundan birisi Türk idi diyor.

 

Sual: Hindistan’daki Gürgâniye devleti Moğol muydu?

Cevap: Hanedanın kurucusu Babür, Emir Timurun torunu idi. Emir Timur Türkleşmiş bir Moğol kabilesinden gelir. Moğollar Müslüman olunca Türklerle karıştı. Moğolcayı unuttu. Gürgâniye devletine Avrupalılar, muhtemelen Türklerle irtibatı anlaşılmasın diye Moğol demiştir.

 

Sual: Güney illerimizdeki Zenci köylüleri Mısır’dan Osmanlı paşası işçi olarak mı getirdi?

Cevap: Mısır hıdivi Abbas Paşanın Anadoluda köyleri vardı. Bu Zenci veya Sudanlıları buraya işçi olarak getirdi. Sonra buranın yerlisi oldular.

 

Sual: Kabala ile Ebced arasında bir fark var mıdır?

Cevap: Her ikisi de harflerin rakam kıymetine dayanır. Ebced sadece kıymetini verir ve bunu tarih olarak tanzim eder. Kabalacılar ise İslâm dünyasındaki Bâtınî/Hurufiler gibi bu rakamların kıymetinden mana çıkarır ve bunu sadece kendilerinin anladığını iddia eder.

 

Sual: Ehl-i beyt ve Iraklı Araplar, neden Horasan’a göç ettiler? Horasan hangi bölgededir?

Cevap: Alevîlerin iktidara gelmesinden çekinen Abbasîlerin zulmünden kaçtılar. Horasan bugünki İran’ın kuzeydoğusudur.

 

Sual: Matbaa, Türkiye’ye dinî sebeplerden dolayı mı geç geldi?

Cevap: Matbaa geç gelmedi. Gayrı müslimlerin matbaası vardı. Müslümanlar, ekonomik ve estetik sebeplerden dolayı matbaaya itibar etmemiştir. Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Rûmî Efendi’nin matbaa hakkındaki müsbet fetvâsı Behcetü’l-Fetvâvâ’da mevcuttur. Demek ki meselenin dinle bir alâkası yoktur.

 

Sual: Atatürk’ün, Mescid-i Nebevî’yi yıkma teşebbüslerine karşı çıkarak krala mektup yazdığı doğru mudur?

Cevap: Hayır. Bunun 12 Eylül ihtilâli devrinde Atatürk’ü bazı kesimlere dindar göstermek için uydurulduğunu, hâdisenin baş aktörlerinden Nevzat Yalçıntaş televizyonda bizzat itiraf etmiştir.

 

Sual: İktisat fakültesinde doktora yapıyorum. “Müslümanların İlimde Geri Kalması ve Medreselerin Süreçteki Rolü” başlıklı bir bitirme projesi aldım. Bu mevzudaki yazınız çok yol gösterici oldu. Ayrıca tavsiye edeceğiniz referanslarr var mıdır?

Cevap: Aşağıdaki kitaplara müracaat edilebilir:

* George Saliba, Islamic Science and the Making of the European Renaissance, Cambridge, 2007. (Türkçe tercümesi mevcut).

* George Saliba, Rethinking the Roots of Modern Science: Arabic Scientific Manuscripts in European Libraries, Occasional Paper, Center for Contemporary Arabic Studies, Georgetown University, 1999. (Türkçe tercümesi mevcut: maverd.blogspot.com).

* Mohamad Abdalla, Islamic Science: The Myth of the Decline Theory, 2008 (Tezin pdf haline buradan erişilebilir: http://www98.griffith.edu.au/dspace/handle/10072/22965).

* Khaled El-Rouayheb, Rational Syllogisms and the History of Arabic Logic, 900-1900, Boston, MA, USA: Brill Academic Publishers, 2010.(Son kısmı Osmanlılardaki mantık çalışmalarına dairdir).

*John M. Hobson, The Eastern Origins of Western Civilisation (Batı Medeniyetinin Doğulu Kökenleri), Trc. Esra Ermert, İstanbul, 2007.

* Fuat Sezgin, İslam Kültür Dünyasının Bilimler Tarihindeki Yeri, Ankara, 2004.

* Rüştü Raşid, Klasik Avrupalı Modernitenin İcadı ve İslam’da Bilim, Ed. Bekir S. Gür, Ankara, 2005.

* George Makdisi, The Rise of Humanism in Classical Islam and the Christian West (İslâm’ın Klasik Çağında ve Hıristiyan Batı’da Beşerî Bilimler), Trc. H. Tuncay Başoğlu, İstanbul, 2009.

 

Sual: Hazret-i Ali’nin hutbede cemaate hitaben mahdumu Hazret-i Hasen’e kızlarını vermemelerini söylemesinin sebebi nedir?

Cevap: Hazret-i Hasen çok güzeldi. Herkes kızını ona vermek için yarışırdı. O da kendisine uzanan eli geri çevirmez, evlenip, yenileriyle evlenebilmek için öncekileri boşardı. Bir kızı alıp sebepsiz boşamak câiz ise de, hoş birşey olmadığı için Hazret-i Ali onları ikaz ediyor. Onlar da o öyle yüksek bir zâttır ki, bizim kızımızı alsın da, isterse boşasın dediler ve evlendirmeye devam ettiler. Zira Hazret-i Peygamber ile akraba olmak büyük bir şereftir.

 

Sual: Tarih ilminde hangi sahada çalışmak daha faidelidir?

Cevap: Tarihin her sahası buna müsaittir. Yakın tarih daha musaittir. Zira daha nâfizdir; ama sisli kısmı fazladır.

 

Sual: Kafes sistemi, son padişaha kadar devam etti mi?

Cevap: Veliahdın, sarayda yaşadığı ve bazılarının “kafes sistemi” dediği usul, devletin sonuna kadar devam etti. Ancak veliahdın halka karışması ve fazla ortada gözükmesi pek tasvip edilmezdi. Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanında, veliahd nisbî bir serbestlik içinde yaşadılar. Meşrutiyet’ten itibaren veliahd, halka karışabilmekle beraber, Dolmabahçe Sarayı’nın veliahd dairesinde ve kendi sayfiyesinde oturdu.

 

Sual: Kesikbaş hikâyesinin aslı var mıdır?

Cevap: Masaldır.

 

Sual: Hun Türkleri ile Ubıhlar aynı soydan mı geliyor?

Cevap: Ubıhlar, İskit bakiyesidir. İskitler, hunlardan önceki Türklerdir. Ancak bu imparatorlukta sadece Türkler değil, başta İranlılar olmak üzere çok fazla halk yaşıyordu. Ubıhların İskit bakiyesi olduğu, hatta isimlerinin Ubıh-Çigit diye geçtiği, bunun da İskit bağını gösterdiği rivayet olunmaktadır. Çigit, Çak, Sekel, Yakut gibi isimler İskitlerle alâkalıdır. Yakut, Sak (İskit) kelimesinin Rusçasıdır. Yakutların İskit bakiyesi olduğunda şüphe yoktur. Romanya’da Çavuşesku’ya ayaklanan Sekellerin de böyle olması kuvvetle muhtemeldir. Hatta Hindistan’ın kuzeyinde Buda’nın çıktığı Çakya krallığının da İskitlerle bir alakası var. Buda’nın ismi Sidharta Çakyamuni idi. Ancak Ubıhların da diğerleri gibi dillerini unutarak Çerkezleşmesi çok tabiidir. Son Ubıhça bilen adam, yakın zamanda Manyas’ta vefat etti. Kafkasya mecmuasında Halil Erenoğlu’nun Kafkasya’da Türk İzleri adındaki yazısı ile, tarih ve Toplum mecmuasının ilk sayılarında Mustafa Celaleddin Paşa’nın neşredilen Türkoloji yazılarında buna dair bilgiler vardır.

 

Sual: Şimdiki manavlar Malazgirt Meydan Zaferinden önce Bizans İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Hıristiyan dininde olup çoğu Peçenek boyundan olan Oğuz Türklerinin torunları mıdır?

Cevap: Bir kısmı öyledir. Bir kısmı ise XIII ve XV. asırlar arasında Anadolu’ya gelip, yerleşik hayata geçen Oğuzlardır. Ekip biçtikleri için, göçebelere meyve ve sebze satar, bu sebeple manav diye adlandırılmıştır deniyor. Manav, İzmit ve Kastamonu arasından Antalya’ya kadar olan İçbatı Anadolu şeridinde yaşayan, medeni, sakin ve kendilerine mahsus şivenin sahibi Türkleri ifade eder. Yerli mânâsına kullanılıyor.

 

 

Sual: İstanbul’daki Eshab-ı Kiram efendilerimizin kabirlerinin yerleri kat’î midir? Öyle ise hangilerinin kabirleri, hangilerinin makamları öğrenebilir miyiz?

Cevap: Hiç birininki kat’î değildir. Sahabilerin de bulunduğu kuşatmalarda İstanbul fethedilemedi. Rumların elinde kaldı. Kabirlerinin belli olması zaten olacak iş değildir. Hepsi sonradan ehlullahın keşfi yoluyla bulundu. Bunlar da ya makamdır, ya kabirdir. Bir tek Eyyüp Sultan hazretlerinin burada medfun bulunduğu biliniyordu ve keşf ile ortaya çıkarıldı. Bu hususta gazetede bir yazım neşredilmiştir.

 

Sual: Kraliçe Elizabeth’in Sultan III. Murad’dan İspanyol tehdidine karşı askeri yardım istediğine dair mektubu nerede bulabilirim?

Cevap: Hammer başta olmak üzere bütün Osmanlı tarihlerinde anlatılıyor.

 

Sual: Emevî tarihi için mutemet Arapça, Türkçe kitap tavsiye eder misiniz?

Cevap: Mirat-i Kainat dışında hiç biri mutemet değildir. Hepsi Abbasî tarihçilerinin tesirinde kalarak, Emevîler hakkında bitaraf davranmamıştır.

 

Sual: Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam kitabı 1.Dünya Savaşı için kaynak olabilir mi?

Cevap: Okunmaya değer bir hatırattır. Hatıratlar subjektif olur. Bütün hatırat kitapları gibi ihtiyatla değerlendirilir.

 

Sual: Rauf Orbay’ın Cumhuriyet’in ilanından sonra halife ile görüşmesinin sebebi nedir?

Cevap: Kim bilir? Ya saflık, ya ağız yoklamak, ya da Ankara’ya karşı komplo.

 

Sual: Cumhuriyet devrinde hacca gitmenin yasaklandığı doğru mudur?

Cevap: Hacca gidişin kolera, harb, soygun gibi sebeplerle tatil edildiği olmuştur. Cumhuriyet devrinde böyle bir sebep olmaksızın hacca gitmek yasaklanmıştır. Hacca gitme yasağı 1947 yılında kalktı. 1955 yılında kolera sebebiyle tekrar kondu. Şubat 1963 yılında bu yasak kaldırıldı.

 

Sual: 1908’den sonra Osmanlı’ya İslam Devleti denilebilir mi?

Cevap: Her ne kadar iktidarı eline alan İttihatçıların gayrı şer’î tatbikatları olmuş ise de, şer’î hukuk sistemi muhafaza edilmiştir.

  

Sual: İsrail Devletinin resmi dini var mı?

Cevap: İsrail, istiklal beyannamesinde de ifade edildiği üzere, laik ve demokratik bir devlettir.

 

Sual: Kavânîn ve düstur eserlerinin mahiyeti nedir?

Cevap: Kavânîn, kanunlar demektir. Düstur, Osmanlı kanunlarının toplandığı bir kitaptır.

 

Sual: 22 Aralık 2010 tarihli, gazeteye de çıkmış olan Şah İsmail ile ilgili yazınızda, İsmail’in neseben Kürd olduğunu yazmışsınız. Mümkünse yazınızda kullandığınız ve bu bilginin geçtiği kaynağı öğrenmek isterim.

Cevap: Şah İsmail’in büyük dedesi Erdebil şeyhi Safiyyüddin, Erdebilli bir Kürddür. Safiyüddin’in annesi Devletî, Beruki aşiretinden Kürddür. Safiyüddin’in zevcesi, hocası Şeyh Zâhid Geylânî’nin kızıdır. Şeyh Zâhid, Farslaşmış, Sincanlı bir Kürd ailesindendir. Şah İsmail, seyyidlik iddia etmiş, bu yolda bir de şecere uydurmuştur. Türkçe bilirdi. Büyük ölçüde Türk kültürü altında yetişmiş ve yaşamıştı. Bu sebeple tarihçiler, Salâhaddin Eyyûbî gibi, Şah İsmail’i ve Safevîleri de Türk tarihi içinde mütâlaa etmektedir. Michael Mazzaoui’nin The Origins of Safawids kitabında ve başka kitaplarda tafsilat vardır.

 

Sual: Evlenmelerine izin verilmeyen ve tahsil müddetlerinde kadınlarla münasebet kurmaları yasak olan yeniçerilere, her fetih sonrası (klasik olarak 3 gün boyunca) fethedilen yerlerde tecavüz ve yağmanın serbest bırakıldığına dair bir rivayetin aslı var mıdır?

Cevap: Yeniçeriler, otokontrole alıştırılan insanlardır. Aklı başında adamlar seksüel perhizden müteessir olmazlar. Seferde ganimet alınıp paylaşılan cariyelerle münasebet kurmaları caiz olduğu gibi, esir pazarlarından satın aldıkları cariyeler ile de kendilerini tatmin etmeleri mümkündür. Harbin kızıştığı zamanlarda, fethi kolaylaştırmak ve zaferi elde etmek için kumandan yağma va’d edebilir. Bunun dışında yağma yasaktır. Tecavüz ise mutlak yasaktır. Emsali de görülmemiştir.

 

Sual: Divan- muhasebat azalarına 3 zilhicce 1281 tarihli nizamname ile tayin, istifa etmedikçe ve kanunen azilleri gerekmedikçe vazifeden alınamayacakları tanzim olunmuştur. Âzâlara tanınan bu teminat, daha önce başka bir müesseseye veya memura tanınmış mıdır?

Cevap: 1250/1834 tarihinde kadıların istifa etmedikçe veya kendilerinden bir şikâyet olmadıkça vazifelerinden azledilemeyeceği esası getirilmiştir.

 

Sual: Londra’da Pakistan asıllı Barelviler adında bir topluluk var. Bunlar Ehl-i sünnet midir?

Cevap: Berilevîler, büyük Hanefî Hind âlimi Ahmed Han Berilevî’nin yolundadırlar. Ehl-i sünnet bir topluluktur.

 

Sual: İslâm harflerinin mukaddesliğinden bahsediliyor. Bazı kimseler, “Tanrının dili yoktur. Kutsal kitapların harfleri değil, içeriği kutsaldır” diyorlar. Arap alfabesinin İslâm dininde yeri ve ehemmiyeti nedir?

Cevap: Bir hadis-i şerifte, Âdem aleyhisselâmın arşta Arabî harflerle kelime-i tevhid yazısını görüp Muhammed aleyhisselamın ismiyle dua ettiği ve duasının kabul olduğu anlatılmaktadır. Bu da gösteriyor ki Arap yazısı insanlık tarihi kadar eski ve mübarektir. Bu harflerle yazı yazan ilk kişinin İsmail aleyhisselâm olduğu hadis-i şerifte bildirilmektedir. Kur’an-ı kerimin muhtevası kadar, yazısı da mukaddestir.

 

Sual: İmam Gazalî hazretlerinin Kıyâmet ve Âhiret halleri adlı kitabında Nuh aleyhisselâm için neden resullerin ilki deniyor?

Cevap: Âdem aleyhisselâmdan sonra şeriat sahibi ilk peygamber olduğu için. Bir başka deyişle şeriatı, Âdem aleyhisselâmın şeriatını nesheden ilk peygamber olduğu için.

  

Sual: Endülüs’de 786 yılında kurulan Kurtuba Üniversitesinin Avrupa’nın en eski üniversitesi olduğu söyleniyor, ayrıca 859 ylında Fas’da kurulan Kureviyyin Üniversitesi’nin dünyanın en eski üniversitesi olduğu söyleniyor. Tarihlerde bir problem mi vardır?

Cevap: Kurtuba Üniversitesi en eskidir; ama bugün devam etmiyor. Kureviyyin Üniversitesi ise devam eden en eski üniversitedir.

 

Sual: Hazret-i Âdem’den Hazret-i Muhammed aleyhimesselâma kadar bilinen peygamberlerin yaşadıkları tarihler hususunda malumat verebilir misiniz? Âdem aleyhisselâm milâttan evvel kaç yılında dünyaya indirilmişdir? Şit, İdris, Nuh aleyhimesselâm kaç tarihinde yaşamış ve vefat etmiştir? (Sahih kaynaklardan olursa iyi olur; zira internet pek kaynak değildir malumunuz)

Cevap: Eğer bu sualiniz bir şaka değilse şunu söylemek gerekir: İlk peygamberler, tarihî şahsiyetler değildir. Yani tarih kitaplarında isimleri geçmez. Tarih, şimdilik en çok dört-beşbin sene öncesini anlatabiliyor. Bu peygamberler ise mukaddes kitaplarda hikâye edilmektedir. Mukaddes kitaplar biyografik malumata değil, peygamberlerin hikmetli söz ve kıssalarını anlatır. Doğum ve ölüm tarihleri kimseye faydalı görülmediği için anlatılmamıştır. Âdem aleyhisselâmın 315 bin sene evvel yaşadığı bazı hadis-i şeriflerden anlaşılmaktadır. Tarihleri takribi olarak bilinen en eski peygamberler, belki Hazret-i İbrahim, Yusuf ve Musa aleyhisselam gibi nisbeten yakın tarihlerde yaşayanlardır. Davud ve Süleyman aleyhimessalam hakkında da daha etraflı bilgi vardır. İsa aleyhisselamın bile yaşadığı zaman tam olarak bilinememektedir. Bu bakımdan sualinize tatminkâr cevap vermek maalesef şimdilik mümkün değildir.

 

Sual: Talebelerime tarih şuurunu aşılamak ve tarihlerini doğru öğrenmelerine vesile olmak için hangi yazarları ve kitaplarını tavsiye etmeliyim?

Cevap: Talebenin yaş ve kültür seviyesine göre hareket edilir. İlk ve orta mektep talebelerine Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Necati Sepetçioğlu gibi romancıların romanları tavsiye edilir. Topkapı Sarayı, Sultanahmed Camii gibi yerlere götürülür. Lise ve daha yukarı seviyedekilere Yılmaz Öztuna, Ahmed Şimşirgil gibi yazarların kitapları uygundur. Gazetedeki yazılarım tarih şuuru vermeye müteveccihtir.

 

Sual: “Türkler nasıl müslüman oldu?” başlıklı bir yazıyı aksi fikirdeki bir arkadaşıma okudum. “Resmî tarihi yazmış” dedi. Kaynağınızı ve bunun aksini iddia edenlerin kaynağını beyan ederseniz sevinirim.

Cevap: Hangi resmî tarih olduğunu arkadaşınıza sorun. Resmî tarih, bir ideolojinin kabul ve empoze ettiği tarih telakkisidir. Türkiye’de hâkim ideoloji, benim yazımda ifade ettiğimin tam aksini, Türklerin kılıç zoruyla müslüman olduğunu söyler. İsmail Hami Danişmend’den Ramazan Şeşen’e, hatta Will Durant’a kadar bütün muteber kaynaklar, benim söylediğim şekilde bildiriyor. Resmî tarihi müdafaa ettiği anlaşılan arkadaşınızın bunun aksini ispatlayan muteber kaynakları beyan etmesi gerekir.

 

Sual: Piyasada İngiliz Casusu’nun İtirafları adında bir kitap dolaşıyor. Bunun orijinalinin bulunmadığı, Hüseyin Hilmi Işık tarafından kurgulanıp yazıldığı söyleniyor. Doğrusu nedir?

Cevap: İngiliz Casusunun İtirafları adıyla Türkiye’de neşredilen kitap, Suudi Arabistan’da Vehhabiliğin doğuşunda İngiliz gizli servisinin rolünü anlatan bir hatıra kitabıdır. Bu hatıralar, ilk önce Alman gazetesi Spiegel’de, sonra da meşhur bir Fransız gazetesinde tefrika edilmiştir. Lübnanlı bir doktor tarafından Arapça’ya tercüme edildi. Hüseyin Hilmi Işık’ın 1990’da neşrettiği nüsha, bundan tercüme edilmiş ve ilâvelerle zenginleştirilmiştir. Kitabın ortaya çıkışı, 1990’dan çok öncelere dayanır. Bilahare Arapça’dan Farsça’ya, “Memoirs of Hempher, The British Spy to the Middle East” adıyla İngilizce’ye ve diğer dillere tercüme edilmiştir. Vehhabî mezhebi mensuplarının ve Suudi Arabistan’ın kendileri aleyhindeki neşriyata karşı çıkmaları gayet tabiîdir. Kitabın orijinalitesinin isbatı şu an için mümkün olmasa bile, anlatılan hâdiselerin tarihî ve aktüel gerçeklere uygunluğu bakımından söylenecek söz yoktur.

 

Sual: Hazret-i Ali için kullanılan “kerramallahu vecheh” ifadesi ne mânâya gelmektedir?

Cevap: Allah yüzünü şereflendirsin demektir. Hiç puta tapınmadığı, müslüman olarak büluğa erdiği yahud hiç avret yerine bakmadığı veya harama bakmadığı için bu isim verilmiştir deniyor. (Mir’at-ı Kainat)

 

Sual: Neciyyullah ve Safiyyullah ne demektir?

Cevap: “Allah’ın kurtardığı” ve “Allah’ın tasfiye ettiği, saflaştırdığı” mânâsına Nuh ve Adem aleyhimesselâm için kullanılan Kur’anî tabirlerdir.

 

Sual: Demokratik memleketlerde, en dindar gözüken siyasî parti bile, şer’î hukuka aykırı kanunlar üzerine yemin etmekte ve memleketi gayrı islâmî hükümlerle idare ettikleri için,yaptıkları câiz olur mu? Mekke’de henüz müslümanlar güçsüz iken bile müşriklerin “Bir sene sizin dediğinizi yapalım, bir sene de bizim dediklerimiz olsun” teklifini Hazret-i Peygamber reddettiğine göre bunlara rey verenlerin vaziyeti nedir?

Cevap: Müslümanların hâkim olduğu bir memlekette zaten böyle bir şey mevzu bahis olamaz. Böyle olmayan bir yerde Müslümanların sözünün geçmeyeceği, şer’î hukukun resmiyette tatbik olunamayacağı açıktır. Burada siyasî parti eğer insanlara, Müslümanlığa hizmet etmek maksadıyla hareket ediyorsa, bu şekilde yemin etmesi düşmana karşı hüd’a (hile) olur. Harb hiledir. Şeriata aykırı kanun ve icraatlarda da bunlara inanarak yapmadığı müddetçe ikrah bahis mevzuu olur. Bahsettiğiniz hadiseyi işitmedim. Peygamber aleyhisselamın her hali bugünki insanlara uymaz. O peygamber idi. Kaldı ki meselâ Hudeybiye’de Medine’ye sığınan müslümanları mekke’ye iade etmek hususunda müşriklerin sözüne uymuştur.

 

Sual: Türklerin İslâm’a geçişiyle alâkalı yazınızda niye Kuteybe bin Müslim tarafından Türklere yapılan katliâmlardan hiç bahsetmediniz?

Cevap: Mevzu Arablarla Türklerin harbleri değildi de ondan. Kuteybe, İslam ordularının kumandanı olarak Türkistan’a girdi. Mukavemet edenlerle savaştı. Yenilenler her savaşta öldürülür. Savaşmayanlar, teslim olanlar veya iman edenler canını kurtardı. İman etmeyi kabul etmeyenler de ölümü seçti. Harbdeki ölümler katliâm olarak vasıflandırılmaz. Katliâm mevzubahis ise, bugün dünya Müslüman nüfusu arasında Türklerin sayısı bir hayli çoktur. Şurası da bir gerçektir ki, Müslüman Türkler, imanlarını ve bu vesileyle sonradan dünya tarihinde oynadıkları mühim rolü, Kuteybe bin Müslim’e borçludur.

 

Sual: Hazret-i Ali’yi şehid eden İbni Mülcem müslüman mıydı?

Cevap: Hâricî bid’at mezhebinden bir müslüman idi.

 

Sual: Sizce Lozan bir zafer mi, hezimet mi?

Cevap: Şahsa ve bakış açısına göre değişir. Kemalistler için zafer, muhafazakârlar için hezimet sayılır.

 

Sual: Zaman yolculuğu mümkün olsa, asr-ı saadette gidilirdi. Şu halde imkânsız denebilir mi?

Cevap: Bu bir fen meselesidir. Maneviyatı yüksek olan zâtların, zaman yolculuğuna ihtiyaç duymaksızın, başka usullere müracaat ederek eskiler ile görüştüğü yaygın bir rivayettir. İmam-ı Rabbani, Mektubat’ta Reşehat’ta anlatılan bir hâdise münasebetiyle tayy-ı mekânın mümkün, ama tayy-ı zamanın mümkün olamayacağını ima ediyor.

 

Sual: Son devir Osmanlı âlimlerinden Mustafa Sabri Efendi’nin, Anadolu’daki Yunan Harbi esnasında Türkiye’nin sadece İngiliz himayesine girerek kurtulabileceğini savunduğunu, Anadolu hareketine karşı çıkmış biri olduğunu söyleyenler var. Bu husustaki hakikatler nelerdir?

Cevap: Mustafa Sabri Efendi, mütareke devrinin şeyhülislâmlarından ve önde gelen siyasetçilerinden. Sadrazam vekilliği bile yapmıştır. Bu devirde memleketin içinde bulunduğu fena vaziyetten kurtulması için çeşitli hal tarzları düşünen ve müdafaa edenler olmuştur. Sultan Vahideddin ve İstanbul hükümetleri, zamanın en güçlü devleti olan İngiltere ile iyi geçinerek zaman kazanmayı ve hâdiseler yatışınca müsait bir sulh anlaşması yapmayı istiyordu. Bunun için zaman kazanmak ve elde koz tutabilmek üzere Anadolu hareketini tertiplediler. İstanbul, İngiliz işgalinde idi. Bu şehri kaybetmek, istiklâli kaybetmek demekti. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarından bazısı bile, zaman zaman memlekette İngiliz vesayetini veya Amerikan mandasını müdafaa etmiştir. İstanbul’daki meşru hükûmetin temsilcisi olarak Mustafa Sabri Efendi’nin Anadolu’da merkezî hükûmetin politikalarına aykırı hareket eden, vergi ve asker toplayan, mahkeme kurup ceza veren, üstelik memleketi felâkete sürükleyen İttihadcıların da hulûl ettiği bir hareketi tasvib etmemesi tabiîdir. Mevkıf adındaki hatıralarında ve Hilafetin Kaldırılmasının Arkaplanı adıyla neşredilen makalelerinde bunu etraflı anlatmaktadır.

 

Sual: İlk minare yapılırken sabah ezanından önce salât verdirilmesinin sebebi nedir?

Cevap: Sabah namazına hazırlanmayı temin için veya Mısır Vâlisinin tam sabah ezanı vakti kilise çanlarının kasıtlı olarak uzun müddet çalmasına misilleme olarak verdirildiği söylenir.

 

Sual: Sultan IV. Murad’ın şair Nef’î’yi idam ettirmesi, şer’en câiz midir?

Cevap: Nef’i, herkesi hicveden şiirleriyle meşhurdur. Hicv, dinen men edilmiştir. Kendisi hicv yazmaması hususunda defalarca ikaz edildiği halde, dinlememiş; bu sebeple ta’ziren idam edilmiştir. Din, hükümdara cemiyet için zararlı ve ıslahı mümkün olmayan kimseleri idam etme salahiyetini vermiştir. Buna siyaseten katl denir.

 

Sual: Kanuni Sultan Süleyman zamanında çıkarılmış bir kanunnâmede içki ithalatı tanzim ediliyor. İçki imali, satışı ve içilmesi dinen yasak olduğu halde, böyle bir şeye neden yer verilmiş olabilir?

Cevap: İslâm devletinde yaşayan gayrımüslimler içki imal edebilir, içebilir, satabilir. Devlet de bundan vergi alabilir.

 

Sual: İman etmeyenlerle iman etmiş kadınların evlenmesi caiz olmadığına göre, iman etmemiş olan Ebu Tâlib’in Müslüman olan zevcesi Fâtıma binti Esed ile evli kalışını nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Şeriatin hükümleri tedricen gelmektedir. Bu evlilik o hükmün gelişinden evvel olup bitmiş idi. Ebu Tâlib’in öldükten sonra diriltilip iman ettiğine dair bir haber-i vâhid de vardır.

 

Sual: Bir konferansçı, Eflâkî’den alarak şu hâdiseyi anlattı. Bir kişi Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’e “Neden Mevlânâ Mesnevî’ye Kur’an demiş? Keşke demeseymiş” diye sormuş. O sırada Mevlânâ bunu duymuş ve o adama “Neden Mesnevî Kur’an olmasın? Hatta Kur’an’dan da yüksektedir” demiş. Bu hâdise doğru mudur?

Cevap: Hâdise doğru ise, te’vil edilir. Tasavvuf ehlinin nice sözleri te’vile muhtaçtır. “Mesnevî Kur’an-ı kerimin izahıdır. Avam, Kur’an-ı kerim okusa yanlış mânâ verebilir. Mesnevî okuyup, hakikî imana kavuşunca, Kur’an-ı kerimi okusa faydalıdır” demek istemiştir. Yoksa İslâm inancına göre hiç bir kitap Kur’an-ı kerimden yukarı olamaz. Mevlânâ gibi bir zât da böyle bir şey söylemez.

 

Sual: Hazret-i İbrahim’e indirilen koçun eti ne olmuştur?

Cevap: Ciğerini közleyip yediler, gerisini fakirlere dağıttılar. (Meâricü’n-Nübüvve)

 

Sual: Bir siyer kitabında “Resulullah aleyhisselâm dünyayı teşriflerinden sonra şeytanlar haber getiremez ve kâhinler konuşamaz olmuştur” diyor. Fakat daha sonra Hazret-i Osman’ın halasının kâhin olduğunu yazıyor. Bunda tezat yok mudur?

Cevap: Şeytanlar, gökten haber getiremez; kâhinler de buna dayanarak konuşamaz oldu. Kâhinin manası çok geniştir. Yıldızlara, aya, güneşe, burca, tabiat hadiselerine, ele, yüze, kumdaki işaretlere vs bakarak gelecekten haber verenlere de kâhin deniyor.

 

Sual: Bildiğim kadarıyla Osmanlı Devleti Hanefî mezhebinde idi. Peki ceza hukukunda veya başka işlerde, diğer üç mezhebe mensup olan ahalisine nasıl muamele ediyordu?

Cevap: Mahkemede kadı efendinin mezhebi tatbik edilir. O da Osmanlı Devleti’nde Hanefî mezhebidir. Taraflar hangi mezhebde olursa olsun, kadı Hanefî mezhebinin esahh kavillerine göre hüküm verir. Taraflar isterse, mahkemeye gitmeyip, kendi mezheblerinden hakeme müracaat edebilir. Bu hakem, tarafların mezhebini tatbik edebilir.

 

Sual: İslâm şahıslar ve aile hukukuna bakıldığında, bizim bugünki hukukumuzla, dolayısıyla Germen ve ona bağlı olarak da Roma hukukuyla benzerlik gösteriyor. Muhteva olarak olmasa bile, bu şekilde tasnifinde bu hukukların tesirinden bahsetmek mümkün mü?

Cevap: Hukuk sistemleri arasında benzerlik tabiidir. Hele bu sistemler birbirine yakın coğrafyalarda ve zamanlarda ortaya çıkmışlarsa. Hukuk sistemlerinin hepsinde orijin (menşe, kaynak) ne olursa olsun, normatif hâle gelmesinde hukukçuların ciddi rolü vardır. Hukuk kaidelerini, Anglosakson hukukunda olduğu gibi pratisyen veya Roma ve İslâm hukukunda olduğu gibi teorisyen hukukçular ortaya çıkarmıştır. Müşterek aklın ve adalet idealinin mahsulüdür. Hukuk sistemlerinin kaynağı da çok derine inilirse aynıdır.

 

Sual: Osmanlı câmilerine neden sahabilerin veya büyük zâtların isimleri konulmamıştır? Bunun mahzuru var mıdır?

Cevap: Osmanlılarda hiç bir câminin ismi yoktur. Halk arasında bir isim söylenmiş; o câminin ismi olmuştur. Bu da umumiyetle yaptıranın ismidir. Gecekondu mahallelerinde mimarî estetikten mahrum zavallı binalara Hazret-i Ebubekir Câmisi yazıyorlar. Saygısızlık değilse bile, küçük düşme bahis mevzuu oluyor.

 

Sual: Piyasada dolaşan ve Sakal-ı şerif denen hatıraların ziyareti ve öpülmesi meşru mudur? Bunların hakikaten Hazret-i Peygamber’e ait olduğu nereden bellidir?

Cevap: Hazret-i Peygamber traş olduğunda, Sahabiler saç ve sakal kıllarını paylaşır; hatıra olarak saklarlardı. Hasta oldukları zaman bu kılı suya koyup bu suyu içerlerdi. Vefat ettiklerinde gözlerinin üzerine konmasını vasiyet ederlerdi. Sahabe-i kiramın tatbikatı delildir. Bu bakımdan sakal-ı şerif ziyareti meşrudur. Resulullah aleyhisselâmı hatırlamaya ve kalbin rikkatine vesile olur. Bugün elde bulunan sakal-ı şeriflerin bazısının şeceresi vardır. Hepsine hüsn-i zan etmek lâzımdır. Maksat Resulullah’ı hatırlamaktır, sakal değildir. Öpmek lâzım değildir. Hatta sırayla öpülürse, sıhhî bakımdan muvafık olmayabilir. Önüne gelip hürmetle bakar, salavat getirir.

 

Sual: Eyüp Sultan hazretleri Muaviye’ye karşı olanlardan mıydı?

Cevap: Eyüp Sultan, yani Hâlid bin Zeyd Hazret-i Ali’nin vâlilerindendi. Sıffîn’de onun tarafında idi. Ama sonra Muaviye’ye bîat etti. Hatta Yezid’in kumandasındaki ordu ile İstanbul’a geldi. Burada vefat etti. Onların aralarındaki ihtilâflar, taraftar olmalar, hakkı müdafaa içindir; nefsânî değildir. Sahabe-i kiram çok yüksek meziyetli, adalet ve hakkın tecellisini her şeyin üzerinde tutan insanlardı.

 

Sual: Abdülhakim Arvasi’nin “Yeryüzünde iki Türk kalsa, biri ben olurdum” sözünün aslı var mıdır?

Cevap: Bu söz Ahmed Arvasi Beye nisbet edilmektedir. Ehibbasının beyanına göre, Abdülhakim Efendi’nin, böyle bir söz söylediği sâbit değildir. Üstelik söz, mefhum itibarıyla mantıksızdır. Abdülhakîm Efendi, seyyiddir, yani Arab asıllıdır. Ayrıca Kürdistan mıntıkasında, ana dili Kürtçe olarak yetişmiştir. Ancak her zaman Osmanlıların İslâmiyete hizmetlerin, sahabe-i kiramdan hemen sonra geldiğini beyan buyurduğu ve Osmanlı padişahlarını çok övdüğü, ayrıca “Yaşanacak yer Türkiye’dir. Ehl-i sünnetin kuvvetli olduğu yerdir. İklimi müsaittir, ucuzdur. Hicaz’da olsaydım, buraya gelmekliğim icab ederdi” dediği kendisini tanıyanlardan işitilmiştir.

 

Sual: İslâmiyet denilince akla neden hemen yeşil renk gelmektedir?

Cevap: Yeşil renk, dinin şiarı olarak görülür. Resulullah’ın en çok giydiği ve sevdiği üç renkten biridir. Cenneti, sukûneti, istikrarı sembolize eder. Eskiler, pabuç, paspas, lazımlık gibi hakaret mahalli eşyanın yeşil olmamasına dikkat ederdi.

 

Sual: Evliyalar hakkında tertiplenmiş bir ansiklopedide Malkara’da medfun Pir Ali Efendi’den bahsediliyor. Kaynak olarak Şakâyık-ı Nu’maniyye Zeyli ve Sicil-i Osmanî veriliyor. Çok aramamıza rağmen bu kabri bulamadık. Belediye ve vakıflara müracaat ettiğimizde, kayıtlarında böyle bir kabrin olmadığı cevabı verildi. Ne yapmak lâzım?

Cevap: Anadolu’nun çok yerinde, bu gibi zâtların kabrinin bulunduğu kaynaklarda geçer; ama yılların tahribatı sebebiyle haylisi yerinde bulunamamaktadır. Zelzeleler, yangınlar, hükümet tasarrufları sebebiyle kabirler, hatta mezarlıklar kaybolmuştur. Bu hususta maksada kavuşmak çok zordur.

 

Sual: Ruslar 1552’de Kazan’ı istila edip oradaki müslümanları katlettiği zaman, en güçlü çağını yaşayan Osmanlı Devleti niçin buna bir reaksiyon göstermemiştir?

Cevap: Osmanlı hükümeti, Don-Volga kanalını açarak bunu engellemeye çalıştılar. Ama mesafe uzaklığı, mevsimin müsaadesizliği, maddî imkânsızlıklar mâni oldu. Kanuni sultan Süleyman zamanı, hem devletin en güçlü çağıdır; hem de çözülmenin başladığı zamandır. Uzun seferler, geniş fetihler sebebiyle bütçe ilk o zaman açık vermiştir. Hükümetin daha ehemmiyetli meşguliyetleri vardı.

 

Sual: Burada bazıları tekâmül okumaktan bahsediyorlar. Böyle bir mektep mi vardır?

Cevap: Eskiden imam ve müezzinlerin çoğu resmî tahsilden mahrum olduğu için, memuriyete girebilmek ve terfi edebilmek için de diploma arandığından, tekâmül kurslarına devam edip, dışarıdan mektep imtihanlarını vererek diploma alırlardı. Burada muhtelif muallimler fahrî veya ücretle ders verirdi. 1960’larda merhum Eşref Osmanağaoğlu’nun İsmailağa medresesinde açtığı tekâmül kursu meşhurdu.

 

 

Sual: Mevlânâ Hâlid Bağdadî’nin Câliyetü’l-Ekdâr kitabında Bedr ehlinin sayısı 313’ten fazladır. Bunun sebebi ne olabilir?

Cevap: Bedr Gazvesi’ne katılan Müslümanların sayısı hakkında ihtilaf vardır. Sahih rivayete göre Resulullah hariç olmak üzere 313 kişidir. Nitekim İbni İshak, 83 muhâcir, 61 Evsî ve 170 Hacrecî olmak üzere 314 sayısını vermektedir. İbn Cerir der ki: Selefin umumunun ifadesine göre Bedr Gazvesi’ne katılan Müslümanların sayısı 310 kişidir. Buharî rivayetinde Bera’ şöyle buyurdu: “Bedr gününde muhacirler altmış küsur, Ensâr ise 340 küsur kişi idiler.” İbn Cerir, İbni Abbas’dan şöyle nakleder: “Bedr gününde Muhacirler 70, Ensâr ise 236 kişi idiler.” Bazı zâtların Bedr’e iştirakleri hakkındaki rivayetler zayıftır. Bunlarla sayı artabilir. İsimleri benzeyen sahabiler tek kişi sayılmış olabilir. Câliyetü’l-Ekdâr’da Bedr’e iştirak eden bir sahabinin ismi tekrar edilmiş olabilir.

 

Sual: Osmanlılar umumiyetle Batıya sefer yapmıştır. Orta Asya’ya sefer yapıp, Türk boylarını bir araya toplayamaz mıydı?

Cevap: Osmanlı Devleti, İslâmiyeti yaymak ve korumak için mücadele etmiştir, Turancılık için değil. Kaldı ki o zaman için Orta Asya’daki Türkleri birleştirmesi kolay bir iş değildi. Osmanlı misyonu için bir faydası da yoktu. Ama Asya’daki Müslümanlara ve Türk boylarına icabında yardım etmiştir.

 

Sual: Bir yandan Halife Harun Reşid’in Behlûl Dânâ hazretleriyle yakınlığından bahsediliyor; bir yandan da Musa Kâzım hazretleri gibi evliyanın en büyüklerinden olan bir zatı, Bağdâd’a getirtip hapsettiğinden bahsediliyor. Böyle bir şey nasıl oluyor?

Cevap: Behlûl Dânâ, meczup bir veli; Musa Kâzım ise, tahta Ali soyunun geçmesini isteyenlerin bir nevi parti lideri gibi gördüğü çok mühim bir şahsiyet idi. Halife kendisinden çekindiği için göz altında tutardı. Halife Mensur da tahtını tehlikede gördüğü zaman, muhaliflerini ve tehlikeli gördüğü kimseleri hapsetmekten veya öldürmekten çekinmezdi.

 

Sual: Sultan II. Mahmud”un yaptığı kıyafet inkılâbında, ulemâ fese karşı çıkmış mıydı?

Cevap: Ulema hep padişahın yanında olmuştur. Fes, İslâmiyete aykırı bir serpuş değildir.

 

Sual: İslâmiyette câmi yıkmaya cevaz verilmiş midir?

Cevap: Umumun menfaati için yıkılıp, parası ile yeni bir vakıf kurulur. Câmi harab olmuşsa veya cemaati kalmamışsa yahud buradan yol geçmesi gerekiyorsa, câmi yıkılabilir. Osmanlı tarihinde az da olsa misalleri vardır.

 

Sual: Rûhü’l-Me’ânî tefsiri muteber midir?

Cevap: Âlûsî yazmıştır. Kendisi Ehl-i sünnet ise de, bazı fikirleri ulema tarafından aşırı bulunup tasvip edilmemiştir. Tefsiri de bu sebeple ilim çevrelerinde pek itibar görmemiş; ancak üslubu sebebiyle halk arasında popüler olmuştur.

 

Sual: Uydurukça kelimelerin Osmanlıca asıllarını öğrenebileceğimiz bir lügat veya bir site tavsiye edebilir misiniz?

Cevap: Kadir Mısıroğlu’nun Bin Uydurma Kelimeyi Boykot adında bir kitabı var. Bir de Osmanlıcadan-Türkçeye Kılavuz adında 1932 tarihli bir el kitabı var. Belki eski kitap satan yerlerde bulunabilir.

 

Sual: Şeyhülislâm Ebussuud Efendi fetvalarında, “Bir Müslüman, başka birine hâşâ cima’ lafzı ile dinine, imanına ve ağzına söğse, kâfirdir, katli helâldir” diyor. Günümüz âlimleri te’vil ediyor; ama bu büyük âlim neden te’vile gerek duymamıştır?

Cevap: Bu sözünde, kasıt varsa, söyleyen kişi imandan çıkar, tevbe etmezse, mürted olduğu için katli gerekir. Şeyhülislâm Ebussuud Efendi zamanında İslâm cemiyeti ve devleti vardı. Müslümanlar dinini biliyordu. Bu sebeple o zaman te’vile ihtiyaç yoktu. Şimdi te’vil edilir; kasdının dine, imana söğmek olmadığı, kişiye hakaret olduğuna yorulur. Ama söğen kişi, kasdın açıklarsa, o zaman başkadır.

 

Sual: Ebu Süfyan ve hanımı Hind iman ettiler mi?

Cevap: Her ikisi de iman edip sahabîlik şerefine kavuştular. İslâmiyete çok faydaları oldu. Ebû Süfyan, Tâif’in fethinde bir gözünü; Yermük’te diğerini kaybetti. Hind ise Mekke fethinde müslüman oldu ve kadınlar adına Resûlullah ile sözleşme yaparak hayırlı duaya mazhar oldu. Yermük gazâsında, İslâm ordusunda bulunup, askeri harbe teşvik ederdi.

 

Sual: Harem hakkında hangi eserleri tavsiye edersiniz?

Cevap: Harem hakkında çok kitap vardır. Bir kısmı ehil olmayan kimseler tarafından sansasyon maksadıyla yazılmış gayrı ciddi kitaplardır. İlmî olarak Leyla Saz’ın, Ayşe Osmanoğlu’nun, Safiye Ünüvar’ın, Ahmed Akgündüz’ün, Cengiz Göncü’nün kitapları ilk etapta aklıma gelen kıymetli eserlerdir.

 

Sual: Safiye Ünüvar Saray Hatıralarım kitabında Sultan Reşad ile alakalı şunu söylüyor: “Fukaraya dağıttığı paraları, kâğıt para olarak değil, gümüş para olarak verirdi.” Bunun dinî bir sebebi var mıdır?

Cevap: Din, para olarak, altın ve gümüşe itibar eder. Kâğıt ve metal para kullanmak, kolaylık için câizdir. ama ibadetler, altın ve gümüşe göre hesaplanır. Kâğıt paranın değeri muntazam değildir. Halk, kâğıt paraya itibar etmezdi. Bu sebeple bazı ulema, zekâtın kâğıt para olarak verilmesini câiz görmemiştir.

 

Sual: Nuri Demirağ hakkında malumat verir misiniz?

Cevap: Nuri Demirağ işadamı idi. 1945’te Milli Kalkınma Partisi’ni kurdu. Böylece Çok Partili Devre şeklen de olsa geçildi. İstihbarat ile alakası olduğu, bu partiyi de danışıklı dövüş olarak İnönünün arzusu üzerine kurduğu söylenir. Milletvekilidir. Hakkında çok malumat bulunabilir.

 

Sual: Sultan II. Mahmud ile Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın karşı karşıya gelme sebebini merak ediyorum?

Cevap: Kavalalı Mehmed Ali Paşa, liyakatli ve muhteris bir vâli idi. Sadrazam Hüsrev Paşa, kendisini aşağılayınca, Fransızların tahrikine kapılıp isyana kalkıştı.

 

Sual: Tarihte Köroğlu diye bir kahraman yaşamış mıdır?

Cevap: Muhtemelen yaşamıştır. Mahallî idareciler tarafından zulme uğradığı; bu zâlim idareciyi bertaraf etmek üzere hükümet ile işbirliği yaptığı söylenir.

 

Sual: Hazret-i Fâtıma’nın hiç âdet görmediği doğru mudur?

Cevap: Âdet görmeyen kadının çocuk doğurması mümkün değildir. Hazret-i Fâtıma’nın beş çocuğu dünyaya gelmiştir. Şiî rivayeti olsa gerektir.

 

Sual: İslâmiyetten önce Yahudilerin Medine ve çevresine yerleşme sebebi nedir?

Cevap: Romalıların Kudüs’ü yakmasından sonra sürgün edilen Yahudiler dünyaya dağıldı. Bir kısmı verimli toprakları olan Medine’ye yerleşti. Kıyamete yakın gelecek son peygamberin Faran (Hicaz) diyarından çıkacağına dair Tevratî bir rivayet vardır. Bu da, bir kısım Yahudinin Medine ve çevresine yerleşmelerinde rol oynamış olabilir.

 

Sual: Taksim Heykeli’nde, Atatürk’ün yanındaki askerlerin, Rus askerleri olduğu doğru mudur?

Cevap: 1928’de yaptırılan Taksim Heykeli’nin bir yüzünde, Mustafa Kemal, iki en yakını İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile tasvir edilir. Asker ve halkın da bulunduğu bu yüzde, Sovyet generalleri Frunze ile Voroşilov’un heykeli vardır. Bu da Ankara’ya yapılmış Sovyet yardımına duyulan minnettarlığı sembolize eder. Heykelin kuzey yüzünde ise Mustafa Kemal ile askerlerin, heykelin yan yüzlerinde de birer askerin tasviri bulunur.

 

Sual: Tarihî şahsiyetler hakkında ileri geri konuşmak dinen câiz midir?

Cevap: Gıybet ve iftiranın günah olması, ölmüş kimse için de bahis mevzuudur. “Ölülerinizi hayırla anınız!” mealinde hadis-i şerif vardır. Alenî yaptığı ve tevatürle bildirilen günahları zikretmek gıybete girmez. Bunun dışında, iyi bilinmeyen hususlarda şahsî değerlendirmeler yapmak tehlikelidir; zira ölü kendini müdafaa etme imkânı bulamaz ve helâlleşmek de mümkün olmaz.

 

Sual: İslâm hukukunda adam öldürme suçundan dolayı kısas değil de diyete mahkûm olana veya mağdurun vârisleri tarafından affedilen kimseye, ayrıca mahkemenin ceza vermesi meşru mudur?

Cevap: Katl suçundan diyete mahkûm olan veya affedilen kimseye, mahkeme ta’zir cezası verebilir. Buna salahiyeti vardır. Osmanlılarda ta’zir cezaları öteden beri padişah kanunnameleri ile tanzim edilir. Hemen hepsinde de bu gibi kimselere ayrıca verilecek ta’zir cezalarından bahsolunur. Şu halde, Osmanlılarda kadılar, bu ta’zir cezasını vermeye mecburdur. Kanunnamede olmasaydı, kadı faile ta’zir cezası verip vermemekte muhayyerdir. Bu ceza kanunnamelerinden bilinen en eskisi Sultan Fatih’e aittir. Şu halde Osmanlılarda Fatih’den beri kadılar, diyet cezasına mahkûm olan veya affedilen faile ayrıca bir ta’zir cezası vermektedir. Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar bu usul devam etmiş; yeni kurulan nizamiye mahkemeleri, adam öldürme gibi ceza davalarında şer’iyye mahkemelerinin hükmü verilene kadar beklemiştir.

 

Sual: Kur’an-ı kerim’de Davud aleyhisselâma gelen iki davacının hikâyesi anlatılıyor. Bunlardan 99 koyunu olan, ortağının 1 koyununu da almak istiyor. Bu hâdise üzerine Davud aleyhisselâmın tevbe etmesinin sebebi nedir?

Cevap: Buna dair anlatılan Urya hikâyesi uydurmadır. Davud aleyhisselâm, davanın iki tarafı arasında, delil sormadan, şahit aramadan, bir kişinin beyanına hemen inanıp hüküm verdiği için sonradan ikaz buyurulup pişman olmuştur. Bu hâdiseyle beraber, davacının, iddiasını delille ispatlama mecburiyeti getirilmiştir.

 

Sual: Asr-ı saadette sabun var mıydı?

Cevap: Serir adında sabun vazifesi gören bitki vardı.

 

Sual: Osmanlılarda gayrımüslimlerden alınan vergilerin nisbeti müslümanlardan fazla mıdır?

Cevap: Şer’en gayrımüslimden alınan vergi, aynı sahada müslümandan alınan vergiden daha az olamaz; fazla olabilir. Bu fazlalık; zimmet anlaşması ile tayin edilir. Osmanlılarda aynı nisbettedir.

 

Sual: Timur’un Moğol olduğu, attan düşüp sakatlanması gibi hususların kaynağı nedir?

Cevap: Bunlar herkese malum hakikatlerdir. Yezdî ve İbni Arabşah, birbirine zıt iki tarihçi olarak o devri anlatır. Justin Marozzi’nin Timurlenk kitabı da faydalıdır. Moğol olmak esef edilecek bir şey değildir. Timur, Moğoldur. Ama Moğollar müslüman olunca Türkleşmiştir. Timur, Moğolca bilmezdi.

 

Sual: Şems-i Tebrizî’nin babası Mecûsî midir?

Cevap: Babasının İsmâilî mezhebinde iken Sünnîliğe girdiği söylenirse de, doğru değildir. Sünnî bir Müslüman idi.

 

Sual: Şevkânî’nin eserleri okunabilir mi?

Cevap: Şevkânî, Şia’nın Zeydiyye koluna mensup ise de, Zeydiyye dışında modernistliğe yakın, hatta İbni Teymiyye’yi andıran görüşleri vardır. Bazı eserleri ilim ehline faydalı ise de, işin ehli olmayana okunması tavsiye edilmez.

 

Sual: Türklerin bazı milletlerin müslümanlığına vesile olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar hangi halklardır?

Cevap: Hind Müslümanları, Afganlar, Çinli Düngenler, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar, Patriyot denilen Rum müslümanları, Torbeş denilen Makedon müslümanları, Çerkesler, Abazalar, Gürcüler, Lazlar, Hemşinli halkı ve (bazı) Kürtlerdir. Bunun dışındaki milletlerden müslüman olanlar, Türkler veya yakındaki müslüman topluluklar içinde erimiştir.

 

Sual: Hadis-i şeriflerde, kıyâmete yakın Konstantiniye’yi alacağı bildirilen Beni Asfar kimdir?

Cevap: Hadis-i şeriflerde geçen Beni Asfar (Sarıoğulları) tabirinin Rumlar, Bizanslılar, Avrupalılar olduğu çok zannedilmektedir. Nitekim hadîs-i şerifte şöyle geçiyor: “Sizinle Beni Esfar arasında sulh olur; sonra onlar, ahdi bozarlar ve on iki bin kişilik, seksen fırkalık bir kuvvetle üzerinize yürürler” (Buharî, İbni Mâce)

 

Sual: Peygamber efendimizin hiçbir savaşta müşrik öldürmediği ve silah kullanmadığı doğru mudur?

Cevap: Resulullah aleyhisselam, iştirak ettiği harblerle bizzat savaşmis; Uhud’da Ubeyy bin Halef’i harbe (kısa mızrak) ile öldürmüştür.

 

Sual: “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” atasözünü, “Doğru söyleyeni domuzlu köyden kovarlar” şeklinde vermişsiniz. Latife yaptığınızı sandım. Bu hususta malumat verebilir misiniz?

Cevap: Doğrusu domuzludur. Hristiyan köyü kastedilir. Yani Hristiyanlar, İslâmiyete dair anlatılan bir şeyi elbette doğru kabul etmezler demek istiyor. Eski Türkçe’de domuz, sağır nun ile donguz şeklinde okunur. Denizli’nin de, domuzludan geldiği, Pendname’de yazar.

 

Sual: Dolmabahçe Sarayı’nın ismi nereden gelmektedir?

Cevap: Deniz doldurularak yapıldığı için bu ismi almıştır. Daha önce burada bir has bahçe var idi.

 

Sual: Hazret-i İsa’nın evlenip çocuk sahibi olduğu gerçek midir? Mecdelli Meryem diye biri var mıdır?

Cevap: Mecdelli Meryem (Maria Magdalena) adında Hazret-i İsa’ya inananlar arasında bir kadının ismi geçer. Hristiyan âleminde bazı fırkalar Hazret-i İsa’nın Mecdelli Meryem ile evlendiğine ve hatta çocukları olduğuna inanıyor ve kimi romanlarda da geçiyor ise de, bu mevzuda Hristiyan kaynaklarında bir sarahat ve İslâm kaynaklarında da malumat yoktur. Gerçi Yahudi cemiyetinde o yaşa gelmiş bir hahamın bekâr kalması pek beklenmez deniyorsa da, bu mevzuda söylenecek bir söz yoktur.

 

Sual: Peygamber Efendimizin amcası hakkında nasıl bir zan içinde olmalıyız?

Cevap: Ebu Leheb’in küfr üzre öldüğü sâbittir. Ebu Tâlib için de böyle ise de, İbni Hacer diriltilip iman ettiğine dair zayıf bir rivayeti bildiriyor. Bu hususta susmalı, Resulullah’ı üzecek şey konuşmamalıdır. Bilinmesi lâzım gelen hususlardan değildir.

 

Sual: Hırka-i şerif neden çok büyüktür?

Cevap: Dış giysisi olduğu için. Zira bugünki palto ve pardesülerin muadilidir. Hırka denince, bugün giyilen yün kollu ve önü açık giysi anlaşılmamalıdır.

 

Sual: Ümmetçilik yahut İttihad-ı İslâm faideli bir ideoloji miydi?

Cevap: İttihad-ı İslâm faydalı, fakat geçmişte ve bugün bunu müdafaa edenlerin ekserisi nâkıs, zararlı veya art niyetli kimselerdi.

 

Sual: Kimi tarih kitaplarında nakledilen ”Garanik Hadisesi” uydurma mıdır?

Cevap: Uydurma olduğunu söyleyenler vardır. Doğru bile olsa tefsiri farklıdır. Şeytan bu şekilde fısıldadı. Yani bu sözü Hazret-i Peygamber değil, şeytan tekrar etti. Cebrâil aleyhisselâm hemen bunu bildirdi. Hazret-i Peygamber de vaziyeti anlayınca men etti.

 

Sual: Sultan Baybars’ın din ve dünya işlerindeki müspet cihetiyle beraber, bazan sert ve acımasız hareket ettiği; İslâmiyete olan derin bağlılığına rağmen kımız içtiği söyleniyor. Buna ne denir?

Cevap: Buhranlı zamanlar sertlik gerektirir. Kımız ise her ne kadar fetvâ böyle değil ise de bazı ulemaya göre sıhhat için ve sarhoş etmeyecek kadar caizdir. Hükümdarlar hakkında söylenen menfi şeyler her zaman mübalağalıdır. Kayd-ı ihtiyat ile dinlemelidir.

 

Sual: Kelb köpek demek olduğuna göre, eshab-ı kiramdan güzelliği ile meşhur Dıhye’ye niçin Kelbî deniyor?

Cevap: Arabların meşhur Ben-i Kelb kabilesinden olduğu için bu lakapla anılmaktadır. Kureyş de köpekbalığı demektir.  Eski cemiyetlerde, kabilelerin vahşi hayvan adı almaları adetti.

 

Sual: Suriye’de, Filistin’de, Irak’ta muhalif milislerin arasında savaşırken ölen şehid midir?

Cevap: Fıkıh kitapları, şehidlik için bazı şartlar aramakta ve tasnifler yapmaktadır. Meşru bir cihad esnasında cephede hemen ölen ile zâlim tarafından öldürülen mümin şehiddir. Bir de veba, zelzele, yangın, devasız dert gibi çeşitli sebeplerle veya canını, ırzını, malını korurken ölenler hükmen şehid sayılır. Bahsettiğiniz kimseler, her ne kadar meşru cihad değil ise de, zorla götürüldükleri için mazurdur ve imanı varsa şehid sayılır. İç harb gibi felâketli zamanlarda fitneye karışmadığı halde, haksız yere öldürülen mümin hakiki şehiddir.

 

Sual: Çeşitli açılardan bakıldığında Ömer Seyfeddin nasıl bir insandır?

Cevap: İttihatçılarda İslâmcı, Osmanlıcı, Batıcı ve Türkçü ideolojilerin sentezi vardır. Ömer Seyfeddin de öyledir. Çoğu İttihatçı gibi, gelgitleri olan bir müelliftir. Ruhi problemleri de vardır. Pek müslümana yakışmayan bir hayat yaşamış olmakla beraber, samimi dindar veya milliyetçi tema taşıyan hikâyeleri de yok değildir.

 

Sual: Hazret-i Peygamber hiç şalvar giymiş midir?

Cevap: Entarisinin ve gömleğinin altına don olarak giymiş ve böyle giyinmeyi Hazret-i İbrahim’in sünneti olarak vasıflandırarak övmüştür. O zaman insanlar entari altına don giymezler, bazen avret yerleri açılırdı.

 

Sual: Seyyâh Şeref el-Zamân el-Mervezî’nin Sultan Sencer devrinde yazdığı Tabâi’ el-Hayavân isimli seyahatnamesinde, Rusların müslüman olmak için Harezm hükümdarına sefirler gönderip, müslüman olduklarını yazmış. Lâkin Rus olduklarını söylediği bu insanların dört tarafı denizlerle çevrili bir adada yaşadıklarını yazmış. Daha da garibi mütercim dipnotta, buna istinaden bu kavmin Ruslar değil de Vikingler olma ihtimalinin kuvvetinden bahsediyor. Türklerden olduğu gibi, Ruslardan da bir kısım insanların topluca müslüman olduklarına dair bir şey okumuş muydunuz?

Cevap: Böyle bir şey işitmedim. Eski tarihlerde geçen mekân ve topluluk isimlerini çok ciddi tahkik etmek gerekir. Zira yanıltıcı olabilir. Bu isimler bahsedilen kavimlerden münferit bir grup olabilir.

 

Sual: Bir televizyon programında Mevlânâ’nın Moğol ajanı olabileceğine dair bir söz söylendi. Doğru mudur?

Cevap: Mevlânâ gibi bir zât için ajan tabirini kullanmak, söyleyenin çok sathi olduğunu gösterir. Elbette memleketin yeni efendileri ile işbirliği yaparak Müslümanları korumuş olabilir. Bunda akla ve dine aykırı bir husus yoktur.

 

Sual: İstanbul patrikliğinin orta çağda bağlı olduğu Heraklia (Ereğli), Karadeniz mi, Marmara’da mıdır?

Cevap: Patrikhane ile alakalı bütün kaynaklarda geçen meşhur ve muteber bilgi, Marmara Ereğlisi şeklindedir.

 

Sual: Hazret-i Peygamber Cennet’te evlenecek midir?

Cevap: Zevcelerinin yanında olacağı; ayrıca Hazret-i Meryem ile Asiye’nin Cennet’te Hazret-i Peygamber ile evlendirilerek mükâfatlandırılacağı hadis kaynaklarında geçer. (İbni Asâkir)

 

Sual: Hazret-i Peygamber’in cenazesine kaç kişi katılmıştır?

Cevap: Pazartesi vefat etmiş. Çarşamba günü defnedilmiştir. Cenaze namazını üç gün boyunca yüzlerce kişi münferiden kılmıştır. Defninde kaç kişinin bulunduğu malum değildir. Gaslinde 8-10 kişi bulunmuştur.

 

Sual: Fıkıh kitaplarında, “Müslümanların mahallesinde ev satın alan zimmînin, bu evi bir müslümana satması emrolunur. Câmi civarındaki evlerini zimmîlere kiraya veren müslümana, bunlardan alıp, namaz kılanlara vermesi emrolunur” diye yazıyor. Bu hükümler Osmanlı’da, hele İstanbul gibi birkaç yüzbin nüfuslu büyük şehirlerde tatbik edilebilmiş midir?

Cevap: Tamamı müslümanlarla meskûn ve müslümanlar tarafından kurulmuş Eyüp gibi mahallelerde, gayrımüslimin ev almasına müsaade edilmez. Taraf-ı sultanîden izin verilmiş ise, kimse itiraz edemez. Fıkıh kitaplarındaki ifade, prensibe işaret ediyor. Osmanlılarda sadece Eyüp Sultan’da ve Mekke ile Medine’de bu hüküm tatbik edilmiştir.

 

Sual: Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya değil, o zamanki İttihatçılara karşı ayaklandığını yazıyorsunuz. Buna rağmen Şerif, niye İngilizlerle birlik olup Fahreddin Paşa’ya saldırdı?

Cevap: Savaş böyle bir şeydir. Şerif Hüseyn Paşa, emellerine kavuşmak için İngiltere ile müttefik idi. Ancak neticede İngiltere kendisine oyun oynadı. Fahri Paşa, İttihatçılardan aldığı emirleri sürdürmekte inad edip, hükümetin teslim ol emrini dinlemeyerek Medine’yi Şerif’e teslim etmedi. Bu sebeple İbnüssuud’un ve İngilizlerin elini güçlendirmiş oldu.

 

Sual: Garanik hâdisesinin mahiyeti ve sıhhati nedir?

Cevap: Resûlullah Kur’an-ı kerim okurken, şeytan onun sesini taklit ederek putları övdü. Müşrikler bunu işitince sevindi veya böyle bir komplo kurdular.  Hazret-i Peygamber, Cebrail aleyhimesselâm vâsıtasıyla hâdiseye muttali olunca ikaz etti. Şeytan âyetleri diye mübalağa edilen mesele bundan ibarettir.

 

Sual: Eminönü’ndeki Yeni Câmi’yi Mahpeyker Kösem Valide Sultan mı, Safiye Valide Sultan mı başlattı?

Cevap: Eminönü’ndeki Yeni Vâlide Câmii’ni Hadikatü’l-Cevâmi Mahpeyker Kösem sultan başlattı diyorsa da yanlıştır. Doğrusu Safiye Vâlide Sultan başlattı. Vefatıyla inşaat yarım kaldı. Yıllar sonra Hadice Terhan Vâlide Sultan tamamladı. Mahpeyker Sultan, Üsküdar’daki Çinili Câmii yaptırdı.

 

Sual: Firdevsî hakkında ne dersiniz?

Cevap: Firdevsî, bir İslâm âlimi değil; İran mitolojisine ait şiirleriyle tanınan mutedil bir Şiî’dir.

 

Sual: İmparatorluk ricâlinin çoğunun birkaç lisan bildiği malumdur. Bunu nasıl öğrenmişlerdir?

Cevap: Osmanlı mekteplerinde Fransızca, Arapça ve Farsça okutulurdu. Harice Nezareti’nin tercüme odası, Fransızca’nın mükemmel öğretildiği bir mektep hüviyetinde idi. hususi hocalardan da ders alan çoktur. Osmanlı Devleti pek çok milletin yaşadığı bir imparatorluktur. Her millet mensubunun liyakati ve talihi varsa, yüksek makamlara gelme ihtimali vardır. Bunlar, mahallî lisanlarını da muhafaza ederler. Ayrıca bulundukları memuriyet mahallinin de lisanını öğrenecek derecede zeki ve mahirdirler. Mesela Budin valileri Macarca bilirdi.

 

Sual: Adnan Menderes’in Paris’te Ayşe Sultan’ı ve annesini bulaşık yıkarken gördüğü ve “Anne affet bizi, geç geldik” dediği doğru mudur?

Cevap: Uydurmadır. Ayşe Sultan’ın annesi sürgüne çıkmadı. Adnan Menderes’in hâdisedeki rolü için Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin Sürgündeki Hanedan kitabına bakınız.

 

Sual: Arşiv vesikalarında künyesinde her “Es-seyyid” yazan kişi Peygamberimizin soyundan mıdır?

Cevap: Hayır. Bu bir ta’zim kelimesidir. Umumiyetle efendi yerine ve ulema için kullanılır. Arab dünyasında seyyid yerine şerif tabiri de caridir.

 

Sual: Alia İzzetbegoviç’in kitapları okunabilir mi?

Cevap: Umumiyetle güzel tespitleri vardır. Fakat felsefe ve modernizmin tesirinde bazı ifadeleri de bulunduğu için temkinli ve tedbirli olmalıdır.

 

Sual: Hazret-i Peygamberin amcası Ebu Talib hangi inanca mensuptu?

Cevap: Hazret-i İbrahim’in dininde idi.

 

Sual: Hazret-i İsa, Mi’raç’ta Resulullah aleyhisselam ile görüştü. Bu sebeple Hazret-i İsa da sahabe sayılır mı? Kıyamete yakın gelince onu gören mü’minler de tâbiî olacak mı?

Cevap: Sahabî sayılmak için, Hazret-i Peygamber’in dünya hayatında mümin olarak görmek lazımdır. Mi’raç dünya hayatı değil, âhiret hayatındandır.

 

Sual: Osmanlılar zamanında İslâmiyeti seçenlerin az olmasının sebebi nedir?

Cevap: Osmanlılar zamanında çok sayıda topluluk müslüman oldu. Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Patriyotlar, Torbeşler, Hemşinliler, Çerkesler, Abazalar, Gürcüler ve Lazlar ile Kürtlerin büyük bir kısmı bu devirde müslüman olmuştur.

 

Sual: Çeçenlerle Dağıstanlılar aynı millet midir?

Cevap: Dağıstan’da Avarlar, Laklar, Lezgiler, Tabasaranlar, Gazikumuklar, Kumuklar, Nogaylar ve Çeçenler yaşar. Hepsi birbirinden farklı ırklardır. Çeçenler, bir Kafkas ırkıdır. Aslının Cücen adlı bir Moğol ırkı olduğu ve Avarlarla aynı ırktan geldiği de söylenir. Çeçenler için aslında Türk veya asıllı olup sonradan Kafkasyalılaştığı da söyleniyor. Avarlar, Türk-Moğol menşeli bir ırktır. Lisanlarını unutup; Kafkas lisanı konuşurlar. Lezgiler, bir Kafkas ırkıdır. Avar, Çeçen ve Lezgiler birbirine yakındır. Nogaylar ve Kumuklar, Türk asıllıdır.

 

Sual: Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanının İslâmî perspektiften vaziyeti nedir?

Cevap: Kendisi Mısır’da Osmanlı hâkimiyetinin tesisi için çalıştı. Fakat sonra kendi nüfuzu ile otonom hâle geldi. Mısır’ın hassasiyeti sebebiyle Bâbıâli bu emrivâkiyi kabul etti. Yunan isyanında çok hizmeti geçti. Maksadının sadrazamlık olduğu söylenir. Kendisini çekemeyen bazı devlet ricâlinin istiskali sebebiyle gücendi. Fransızlar kendisini kışkırttı. Kütahya’ya kadar geldi. Kendisine Suriye vâliliği de verildi. İslâm hukuku zaviyesinden bâgî (isyancı) hükmündedir. Fakat Mısır ve İslâmiyete hizmeti pek çoktur. Sonra yerine geçenlerde, bunun meziyetlerine pek rastlanmamaktadır.

 

Sual: Tarihte hep müslüman halklara yapılan mezalimleri görür, işitir, üzülürüz. Allahü teala kâfiri bir mümine üstün getirmeyeceğini vaadediyorken, bu toplulukların zulme uğramaya sebep olacak halleri yüzünden buna maruz kalmış olabileceklerini düşünmek yanlış olur mu?

Cevap: Mutlak olmamakla beraber, Kur’an-ı kerim, adaletten uzaklaşan, zulme meyleden kavimlere ve emr-i marufu terkeden müslümanlara belâ geleceğini beyan buyuruyor. “Hâşâ zulmetmez kuluna hüdâsı/Herkesin çektiği kendi belâsı” beyti bu âyetlerin tefsiri mahiyetindedir.

 

Sual: Osmanlı Devleti, nüfusunun azlığı sebebiyle tedbir almamış mıdır?

Cevap: Savaşlar, isyanlar, sâri hastalıklar ve göçler, nüfusun artmasına imkân vermemiştir. O zaman için devletin alabileceği ne gibi bir tedbir olabilir ki? İskân siyaseti ile nüfusun dengeli dağılmasını temine çalışmıştır.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerine ait daha detaylı bilgilere ulaşamamamızın sebebi nedir?

Cevap: Emir Timur’un işgali sırasında, Bursa’nın ateşe verilmesi, devlet arşivinin de yanmasına sebep olmuştur. Bu, en mühim âmillerden birisidir.

 

Sual: Farabi ve İbni Sina, herhangi bir mezhebe bağlı mıydı?

Cevap: Önceleri Hanefi mezhebinde idiler. Sonradan Ehl-i sünnete uymayan fikirler ileri sürdükleri rivayet olunmaktadır.

 

Sual: Muhyiddin Arabî hazretleri hangi mezhebde idi?

Cevap: Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin mezhebi hakkında sahih bir malumat yoktur. Mâlikî veya Şâfiî olduğuna dair rivayetler vardır. Fıkıh ilmine dair te’lifatı olmadığı için bunu tespit etmek kolay değildir.

 

Sual: Hürrem Sultan’ın resimleri gerçek midir? Eğer gerçekse niye başı açıktır?

Cevap: Gerçek olup olmadığını bilemeyiz. Hayal mahsulü olmak ihtimali fazladır. Müslüman kadınlar evlerinde başı açık oturabilirler.

 

Sual: Tarihçiler, Osmanlı padişahlarının ani kararlarla kişilerin infazına hükmettiklerini anlatıyor. Padişahların hakikaten böyle salahiyetleri var mı?

Cevap: İslâm hukukunda, hükümdarların siyaseten katl salahiyeti vardır. Din, millet ve vatan için zararlı olan kimseleri cezalandırabilir; hatta öldürebilir. Buna ta’zir bi’l-katl de denir. Osmanlı padişahları da bu salahiyeti kullanmıştır. Bunu kullanırken zaman zaman ölçü kaçmış, meşru dairenin sınırından çıkılmış, yani hak ettiğinden fazla ceza verilmiş olabilir. Ama zamanımızda bu gibi hadiseler sebeplerinden ayrılarak ve mübalağa edilerek anlatılmaktadır.

 

Sual: II. Cihan Harbi’nde Türkiye’nin savaştan uzak kalabilmesinin sebebi nedir?

Cevap: Harbden evvel Türkiye, müttefiklerle, yani İngiltere ve Fransa ile anlaşma yapmıştı. Öte taraftan harbin başında da Almanya ile anlaşma yaptı. İlk anlaşma, bir tecavüz vukuunda İngiltere ve Fransa’nın yanında savaşa girmeyi icap ettiriyor; ikincisi ise saldırmamazlığı ihtiva ediyordu. Diğer devletler, Türkiye’nin savaşa girmesini istemedi. Nitekim İspanya da aynı şekilde savaşa dâhil olmadı. İsteselerdi Türkiye’yi savaşın içine gayet kolay çekebilirlerdi. Fakat Türkiye’nin böyle bir savaşı devam ettirebilecek lojistik, ekonomik, politik ve sosyal pozisyonu bulunmuyordu. Müttefikler, va’dettikleri techizatı da vermediler/veremediler. Türkiye’yi ve İspanya’yı serbest bölge ve istihbarat merkezi olarak kullandılar. Buna rağmen Türkiye, harbe girmiş gibi sıkıntı çekti.

 

Sual: Hukuk tarihçisi olmak istiyorum. Ne tavsiye edersiniz?

Cevap: Hukuk tarihçisi olmak için, hukuk tahsilinden başka, hukukta kariyer (master-doktora) yapmak lâzımdır. Mahir bir hocanın yanında yetişmek icab eder. Osmanlıca okuyabilmek; Arapça ve bir ecnebi lisanı bilmek lâzımdır. Ayrıca hukuk tarihine dair yazılmış umumî ve hususî kitapları mütâlaa etmelidir. Bunun dışında hukuk tarihine yardımcı umumi tarih, sosyoloji, psikoloji, antropoloji, coğrafya, ilm-i neseb gibi disiplinlere vâkıf ve edebiyattan da nasip sahibi olmalıdır. Çok roman ve şiir okumalı, muhayyile ve ifade kabiliyetini, kelime haznesini inkişaf ettirmelidir. Gezmeli ve ekzantrik insanlarla görüşerek onları dinlemelidir. Hukuk tarihi sadece ilmî bir kariyer değil; aynı zamanda bir umumî kültür branşıdır. Bu arada fakültelerin boş kadrolarına müracaat ederek asistan olunur. Bir yandan da kariyer ve çalışmalar sürdürülür.

 

Sual: Peygamber efendimiz, vahiy çeşitlerinden biri veya ilham olmadan, kendi aklına istinaden dini bir hüküm vaz eder mi?

Cevap: İctihad yoluyla edebilir ve etmiştir.

 

Sual: Osmanlıca rik’a metin okumalarımızı ve diğer hatlarda okumamızı kuvvetlendirmek için tavsiyeniz var mıdır

Cevap: Bir şeyi iyi yapmak, çok yapmakla olur.

 

Sual: Kadın, orduda muharib olarak yer alıp, savaş idare edebilir mi? Bazıları Hazret-i Âişe’nin idare ettiği Cemel Vak’asından hareketle caizdir diyor.

Cevap: Umumi seferberlik olmadıkça, kadınlar harbe, cihada çıkamaz; orduda yer alamaz. Ordu kumandanı hiç olamaz. Cemel Vak’ası harp değil; Hazret-i Âişe kumandan hiç değildi.

 

Sual: İpek, erkek için haram iken, Osmanlı padişahlarının savaşlarda giydiği doğru mudur?

Cevap: Harbde düşmana heybetli görünmek için ipekli giyinmek, bıyıklarını ve tırnaklarını haddinden fazla uzatmak caizdir.

 

Sual: Aksakallılar hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap: Türkistan’da yaşlı, gün görmüş kişilere aksakal derler.

 

Sual: Erzincan ve Kemah’da bulunan Sağıroğlu ailesi Türkmen midir? Kürt olabilirler mi?

Cevap: Kürt değildir.

 

Sual: İmam Zeynelâbidin hazretlerinin anneannesinin Göktürk olduğu doğru mudur?

Cevap: İmam Zeynelâbidin’in annesi, son İran Şahı’nın kızı idi. Bu kızın annesi, bir Göktürk Prensesi idi. Şu anda İran Şahlarının ve Göktürk Hükümdarlarının soyundan geldiği kat’i olan tek zümre, Hüseynîlerdir.

 

Sual: Osmanlılarda kadın doktor var mıyıd? Var ise nasıl yetişiyordu?

Cevap: Ebe vardır. Bütün doktorlar gibi usta çırak münasebetiyle yetişiyordu.

 

Sual: Tarih kitapları, II. Dünya Savaşından sonra Nazilerin ve Japon idarecilerin savaş suçlusu sayılıp mahkemelere çıkartıldıklarını ve idam edildiklerini yazıyor. Müttefik devletler mensubu asker veya idarecilerden böyle yargılananlar oldu mu?

Cevap: Savaş suçu tarifi, milletlerarası anlaşmalarla tayin edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde de 1919’da İttihatçılar ve Ermenileri öldürenler için benzeri bir mahkeme kuruldu ve cezalar verdi.

 

Sual: Hazret-i Peygamber’in cenaze namazını sadece 17 kişinin kıldığı doğru mudur?

Cevap: Hazret-i  Peygamber Pazartesi günü vefat etti. Çarşamba günü defnedildi. Bu arada sahabiler parça parça gelip namazını kıldılar. Bu zaman zarfında yüzlerce, binlerce kişi ayrı ayrı cenaze namazı kıldılar.

 

Sual: İmam-ı Azam veya talebelerinin ulaşamadığı aslî mevzularda veya ulaştığı halde, sonradan mesela bir hadis-i şerifin ortaya çıktığı hususlarda mezhep içinde hüküm değiştirildiği olmuş mudur?

Cevap: İmam-ı Azam’ın talebeleri, hocalarının işitmediğini iyi bildikleri bir hadis-i şerifi işittikleri zaman, ictihadlarını buna göre yapmışlar ve sonra gelenler de delili kuvvetli olduğu için bu ictihadı tercih etmişlerdir.

 

Sual: Yahudilerin büyük İslâm kumandanı sahâbi Ka’ka hazretlerine hakaret olmak üzere çocukların def-i hacetine kaka dediği doğru mudur?

Cevap: Çok gülünç bir iddiadır. Müslümanların bile fazla tanımadığı bir sahabeyi Yahudiler nereden biliyormuş ve ona düşman oluyormuş? Bu zâtın ismi Ka’ka’ idi. kef+ayın+kef+ayın. Kaka ise bambaşka bir imlâ ve kaf harfi ile yazılır. Kaka, çocuk dilinde ıkınma için kullanılır. Üniversel bir kelimedir. Farsça, kak, Yunanca, kaká, Ermenice, k’ak’, Latince, caca, Fransızca caca hep dışkı için kullanılır.

 

Sual: Seyyid Nesimî’nin şiirlerinin okunması caiz midir?

Cevap: Seyyid İmadüddin Nesimî, şair ve tasavvuf ehlinden idi. Haleb’de iken, vahdet-i vücud sarhoşluğundaki bazı yazıları ve sözleri, İslamiyet’e uygun görülmeyerek, 1417’de idam edildi. Müncid’de ve, Tokatlı şair Lütfullah Efendi’nin Tezkiretü’ş-Şuara’sında, Hurufî olduğu bildirilmektedir. Mesnevî şârihlerinden Sarı Abdullah Efendi, Semeratü’l-Fuad kitabında ve İsmail Hakkı Bursevî, Ruhu’l-Beyan tefsirinde, kendisinin Ehl-i sünnet ve ehl-i tarik olduğunu yazmaktadırlar. Ali Cânib Bey, Edebiyat kitabında, “Bu Türk şairi hakkında en mevsuk malumatı, kendi asrında yaşamış olan meşhur âlim İbni Hacer Askalânî vermektedir. İbni Hacer’e göre, Seyyid Nesimi Tebrizlidir. Asıl ismi Şeyh Nesimeddindir. Hurufîlik yolunun müessisi Fadlullah Esterâbâdî’nin talebesidir. Divanının en doğru olanı Bayezid kütüphanesindedir. Azerî lehçesi ile yazmıştır”. Önce Hurufî olduğu, sonra tövbe ettiği anlaşılıyor. Ancak şeriat zâhire baktığından, tövbesi idamına mâni olmamış olsa gerek.

 

Sual: Girit’e giden Türkler hangi boydandır?

Cevap: En son fethedilen Osmanlı toprağı olan Girit’e çok az Türk yerleşmiştir. Onlar da memurdur. Gerisi yerli Rumlar ile bunlar arasında Müslümanlığı kabul edenlerdir.

 

Sual: Mısırlı Hafız Abdüssamed’i dinlemekte teganni cihetinden bir beis var mıdır?

Cevap: Yoktur. Ancak Abdüssamed, kıraati ilim ehli tarafından makbul tutulmuyor. Halil Husarî makbul ve muteberdir.

 

Sual: Şah İsmail’den sonraki Safevî şahları da dahil olmak üzere İran hükümdarlarının hepsi de gulât-ı şiadan mıydı?

Cevap: Hayır. İçlerinde Şah I. Abbas (gibi Şia’nın aşırılarından şahlar olduğu gibi; II. Tahmasp gibi mutedil şiî olanlar da vardır. Caferiyye mezhebine mensupturlar. Sonraki şahlar arasında Sünnî olan bir-iki tane vardır. Şah I. Tahmasp’ın oğlu Şah II. İsmail (1534-1577) Sünnî ve Şâfiî idi. Kendisini bu yüzden zehirleyerek öldürdüler. 1722-1729 arası tahtta kalan Afgan asıllı Üveysî hanedanı sünnîdir. Avşarlardan Nâdir Şah önceleri Sünnî iken, İran’da tutunabilmek için mutedil şiîliği kabul etti. Kacarlardan Muhammed Şah (1789-1820) Sünnî ve Nakşî idi. Son şah Muhammed Rıza Pehlevî, Şiî Caferî olmakla beraber, hac seyahati vesilesiyle fikriyatında bir değişiklik yaşamıştı. Sünnîlere yakınlık duyar; onlara hürriyet verirdi. Bu sebeple mutaassıp Şiîler tarafından darbe ile devrilmiştir.

 

Sual: Hazret-i Hasen’i, Yezid’in evlenme vaadi ve tahrikiyle zevcesinin öldürdüğü doğru mudur?

Cevap: Hazret-i Hasen’i zevcesinin elmas tozuyla zehirleyerek öldürdüğü meşhurdur. Bunu Yezid’in yaptırttığı Şiî uydurmasıdır. Nitekim bunu söyleyen Taberî, meşhur tarihçi ve âlim Taberî değil; bu isimde bir Şiîdir. Kıskançlık saikiyle yaptığı bilinmektedir.

 

Sual: İslâm tarihi tahsili yapmak istiyorum. Ne tavsiye edersiniz?

Cevap: Türkiye’de İslâm Tarihi Fakültesi yoktur. İlahiyat veya tarih fakültesi okuyup, sonra İslâm tarihi üzerine ihtisas yapılabilir.

 

Sual: İngiliz başbakanı Churchill’e, Osmanlı Devleti’ni yıktığı için, sonradan Türk istihbaratının suikast yaptığı, bu istikamette, Churchill’e hızla bir taksinin çarptığı ve bu vesileyle öldüğü doğru mudur?

Cevap: Osmanlı Devletinin yıkılışı Churchill’in değil, öncelikle Büyük Britanya politikasıdır. Cumhuriyet ricalinin kendisine teşekkür etmesi daha muvafık olurdu.

 

Sual: Karakol Cemiyeti ne demektir?

Cevap: 1919’dan itibaren Anadolu’da halk mukavemetini teşkilatlandırarak İttihadcıların tekrar siyasî hâkimiyeti ele almasına çalışan gizli bir cemiyettir. Eski İttihadcılar tarafından kurulmuştur. Ankara hareketine katılanların da Anadolu’ya geçirilmesinde rol oynamıştır.

 

Sual: Nogaylar Türk müdür?

Cevap: Türkleşmiş ve Türklerle karışmış bir Moğol boyudur.

 

Sual: Adnan Menderes inançlı birisi miydi?

Cevap: Kendi inançlı, hayatı modern idi. Hizmeti, günahına keffaret olur inşallah. Şehidlerin günahları affolur.

 

Sual: Sağ eli sol göğüs hizasında ceketin içine koymak Mason sadakat duruşu mudur?

Cevap: Herkes bunu böyle bildiğine göre, değildir.

 

Sual: İslam tarihinde Arap olup Hanefi mezhebine uyan cemiyet ya da devletler olmuş mudur?

Cevap: Hanefî mezhebinde Araplar vardır. Abbasî devletinin resmî mezhebi Hanefîlik idi. Sonra zaten Selçuklular tarih sahnesine çıktı. İslâm tarihinde resmî mezhebi Şâfiî olan Eyyübî ve Memlûk devletleri vardır. Endülüs’te ise kadılar Mâlikî mezhebinden tayin olunurdu.

 

Sual: Vehhab Allahü tealanın ismi olduğuna göre, Vehhabi demek doğru mudur?

Cevap: Malum mezhebin kurucusunun adı Muhammed bin Abdilvehhab olduğu için, bütün Müslümanlar bu mezhebe Vehhabilik adını vermiştir. Meşhur olan isim budur. Nice ulema, bu tabir ile onları anmıştır. İbni Abidin’de, Nimet-i İslam’da da böyledir.  Caiz olmasa anmazlardı.

 

Sual: İslam coğrafyasında cereyan eden zulümlere gücü yetmeyen müslümanın tavrı ne olmalıdır?

Cevap: Dua eder.

 

Sual: Müslüman yaşını hicri takvime mi, miladi takvime göre mi esas alır?

Cevap: Hicri takvim, dini işlerde esastır. Fidye ve ıskat gibi hususlarda da hicrî yıl esastır. Bunun dışında neyle ölçerse ölçsün fark etmez.

 

Sual: Kardeş katli meselesinde zamanın âlimlerinin padişahdan çekinerek tesir altında fetvâ vermiş olması beklenmez mi?

Cevap: Teorik olarak mümkündür. Ancak bu fetvanın dayandığı esasları biliyoruz. Bu sebeple tesir altında kalarak verilmiş bir hüküm olduğunu söyleyemeyiz. Kaldı ki Osmanlı uleması, muayyen bir sınıf dayanışması içindedir. Bürokratlara benzemezler. Umumiyetle hep adaleti ve ilmin haysiyetini gözetmiş; hükümdarlara bile doğruyu söylemekten çekinmemiştir.

 

Sual: Amerikalıların kutladığı şükran günü dinî bir bayram mıdır?

Cevap: Amerika’ya ilk gelen Avrupalı muhacirlerin XVII.asırda başlattığı bir âdettir. Karaya çıktıklarında kıtlık oldu. Kızılderililerin yardımıyla çabuk yetişen mısır ekerek açlıktan kurtuldular. Mısır hasadı yaptıklarında, Kızılderilileri de davet ederek açlıktan kurtulmanın şerefine hindi kesip ziyafet verdiler.

 

Sual: İngiltere’nin 1900’lü yıllarda süper güç olduğunu ifade ediyorsunuz. İngiltere bu hususiyetini nasıl kaybetti?

Cevap: II. Cihan Harbi, İngiltere’yi çok hırpaladı. Bundan sonra sömürgecilik devri bitti veya şekil değiştirdi. Global sermaye ABD’yi öne çıkardı.

 

Sual: Ömer Nasuhi Bilmen’in Abduh ve Efgani hakkında müspet ifadeler kullandığı doğru mudur?

Cevap: Maalesef, Büyük Tefsir Tarihi adlı eserinde, zamanın cereyanlarının tesirinde kalarak, tasavvufî cihetinin noksanlığından dolayı olsa gerek, böyle ifadeleri vardır.

 

Sual: Eshâb-ı Kirâm adlı bir kitapta, “Arabistânda dört dâhî yetişmiştir. Hazret-i Muâviye, Amr bin Âs, Mugîre bin Şu’be radıyallahü teâlâ anhümâ ve Ziyâd bin Ebîhdir” derken; başka yerde, Ziyâd bin Ebîhi için “Arabistânın meşhûr beş dâhîsinden biridir” deniyor. Dâhiler 4 mü, 5 mi?

Cevap: Beş diyenler de vardır ve Kays bin Sa’d bin Ubâde’yi dâhil ederler. O ölünce, Ziyad listeye girdi. İlk üçü veya dördü sahâbîdir. Ziyad, Asrı Saadet’te doğmuş olmakla beraber, sahâbî değildir.

 

Sual: Şamlı Yuhanna Dımaşki diye bir papaz varmış. Hatta İslam aleyhine kitap da yazmış. Bu kişinin Hazret-i Muaviye’nin müşaviri olduğu doğru mu?

Cevap: Babası Sercun, Şam’ın ileri gelenlerindendi. Hâlid Bin Velid ile sulh müzâkerelerini yürüttü. Şam’ın kapılarını Müslümanlara açtı. Maliye nazırı idi. Müslümanlar ona vazife verdiler. Bu, teknik bir iştir. Irka ve dine bakmaz. Allah, dini fâcirlerle de ayakta tutar. Oğlu Yuhanna da Emevîler zamanında maliye işlerini yürüttü. Aynı zamanda bir Hristiyan teologu idi. Bu Emevîlerin ne kadar demokrat ve müsamahalı olduğuna bir delildir.

 

Sual: Bazı kitaplarda Osmanlı Devletini ihtiyarlar, aksakallılar adıyla bir grup bilge kişinin kurduğu; buhranlı zamanlarda devreye girerek kahramanlara vazife verdikleri ve Türklerin asırlar boyunca hep böyle idare olunduğunu söylüyorlar. Aslı var mıdır?

Cevap: Roman mevzuu hayali şeylerdir. Aslı astarı yoktur.

 

Sual: Ziya Gökalp’in dindar bir şahsiyet olmadığı malum iken, “Asker Duası” adında dini muhtevalı bir şiiri vardır. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: İttihatçılar için din ve milliyet siyasetleri için bir vasıta idi. Hiç biri dindar değildi. Dindar olsalardı, Müslümanların halifesine ayaklanıp onu tahttan indirmez; on yıl içinde tarihte görülmemiş zulümleri işlemezlerdi.

 

Sual: Ders kitabımızda sahabeden fetva verenlerin sayısının mahdut olduğu yazıyor. Hepsi müctehid değil midir?

Cevap: Bu mesele ihtilaflıdır. Hepsi muctehid ise de, tamamı ictihad etmeyip, ictihad eden yüksek sahabilere uymuştur. Bir müctehid, ictihad etmiş ise başka müçtehide uyamaz; etmemiş ise veya zaruret varsa uyabilir.

 

Sual: Faiz almak haram iken, nasıl oluyor da Osmanlı hükümeti Avrupa’dan borç aldı?

Cevap: Savaş masraflarını karşılamak ve zaruret sebebiyle borç almak caizdir.

 

Sual: Şerif Hüseyin Paşa ve Arap ihtilalini anlamak için ne okumamızı tavsiye edersiniz?

Cevap: Ömer Kürkçüoğlu’nun Türk-Arap Münasebetleri; Naci Kıcıman’ın Medine Müdafaası; Hasan Bulut’un Siyah Papa; Melik Abdullah’ın Hatıraları; Reşid Rıza’nın Hatıraları; Ali Fuad Erden’in Suriye Hatıraları; Cemal Paşa’nın hatıratı; Muhammed Kürt Ali’nin hatıratı; ayrıca Hakikat Kitabevi’nin Kıyamet ve Ahiret kitabının sonu faydalıdır.

 

Sual: Allah katında aylar 12, başlangıcı Muharremdir. Bunun Kur’an-ı Kerim’den delili var mıdır?

Cevap: Kur’an-ı Kerim’de Allah katında aylar 12’dir buyruluyor. Hazret-i Peygamber Arabî ayları saymış ve Allah katında aylar yaratıldığı gibi böyledir buyurmuş. Bütün ibadetler, oruç, zekât, hac ve Mübarek günler, bayramlar ayın hareketlerine göre, yani kamerî (ay) takvime göre tayin edilmiştir. Bu hususta icma hâsıl olmuştur.

 

Sual: Şâfiî mezhebindeki bir kişi, Şâfiî fıkhını öğrenmek için İmam-ı Gazali’nin kitaplarındaki fıkıh kısımlarını okuyabilir mi?

Cevap: Hayır. İmam Gazâlî Şâfiî ve mezhebde müctehid olmakla beraber, Şâfiî fıkıh usulüne göre, onun kavilleri mezhebin kavilleri arasında sayılmaz. Tenvîru’l-Kulub kitabı münasiptir.

 

Sual: İslam beldesinde yaşayan gayrimüslim tebaaya kilise yapma izini verilir miydi?

Cevap: İslam beldesinde yaşayan gayrimüslimler, eğer burası sulh yoluyla alınmışsa, sulh anlaşmasına göre; anveten (savaşla) alınmışsa veya bu beldeyi Müslümanlar kurmuşsa (Bağdad gibi) halifenin izniyle mabed yapabilir; mevcut mabedlerini tamir edebilirler. Bunun için hazine de kendilerine yardım edebilir. Osmanlılarda bunun çok misali vardır. Sultan Abdülhamid devrinde pek çok fakir gayrimüslim cemaate mabed yapmaları veya mevcut mabetlerini tamir etmeleri için hazineden yardım edilmiştir. Gayrımüslimler de İslâm devletinin teb’ası, yani vatandaşıdır.

 

Sual: Eyüb Sultan’da eshâb-ı kiramdan Ebudderda hazretlerinin türbesi var. Sahih midir?

Cevap: Kabri Şam’dadır. Burası makamdır. İstanbul muhasarasına iştirak etmiştir.

 

Sual: Hazret-i Ali, Hz. Ebubekir e ne zaman biat etti? Hazret-i Fâtıma’nın vefatına kadar biat etmediği doğru mudur?

Cevap: Hazret-i Ali, halife seçildiği gün gelip biat etti. Herkesin halifeye biat etmesi lazım gelmediği gibi, hanımların biati de aranmaz.  Birkaç ehil kişinin biati (seçimi) ile halife akdi tamam olur. Sonraki biatler, tayin değil, sadakat (bağlılık) biatidir. Biat etmese de, meşru halifeye itaat lazımdır. Hazret-i Fâtıma, biat etmemiş olsaydı, halifenin huzuruna çıkıp, babasının mirasını İstemezdi.

 

Sual: Mardinizadeler ve Erbilîler seyyid değiller mi? Eğer böyle ise, internette Sabatayist olduklarının iddia edilmelerindeki maksat nedir?

Cevap: Mardinilerin seyyid olduğu meşhurdur. O listelere itibar edilemez. Sabatayistlerin resmî ve sıhhatli bir listesi loktur. Ancak umumi malumata istinaden söylenmektedir.

 

Sual: Zülkarneyn’in, Ahameniş İmparatoru II. Kiros olduğu doğru mudur?

Cevap: Bazıları İsrailoğullarını Babil esaretinden kurtaran Pers hükümdarı Keyhüsrev’in (Kiros) Zülkarneyn olduğunu söylüyorsa da, kati değildir.

 

Sual: Makedonya kralı İskender’e, Büyük İskender demekte beis var mıdır?

Cevap: Zaten öyle biliniyor. Ama Zülkarneyn o değildir.

 

Sual: Mustafa Asım Köksal’ın İslâm Tarihi adlı eserini tavsiye eder misiniz?

Cevap: Evet. Ama akademik tondadır. Avam için okumak ve istifade etmek kolay değildir.

 

Sual: Sultan Hamid devrinde, memleketin yarı sömürge haline geldiği, dolayısıyla tahttan indirilmesinin iyi olduğu istikametinde görüş hakkında ne denebilir?

Cevap: Sultan Hamid zamanında Osmanlı Devleti eski gücünden çok şey kaybetmişti. Ama yine de dünyanın en büyük 5 devletinden biriydi. Sultan Hamid, askerî ve ekonomik gücü kâfi gelmediği için, diplomatik yollarla milletlerarası dengeyi gözetmiştir. Esas 1908’den sonra memleket yarı sömürge hâline gelmiştir. Almanya, I. Cihan Harbi’ni kazansaydı, Osmanlı Devleti’nin tam bir Alman müstemlekesi olacağı kuvvetle muhtemeldir.

 

Sual: Hazret-i Hadice ticaret yapar; erkek ve kadın herkesle irtibat halinde iken, Peygamberimiz kendisiyle evlenmiştir. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: Hazret-i Hadice ile bi’setten çok evvel evlenmiştir.  O zaman İslâm şeriatı gelmemişti. Şeriatın pekçok hükümleri, Hadice validemizin vefatından sonra gelmiştir. Bu bir. İkincisi, Hazret-i Hadice’nin ticaret hayatı yaparken, erkeklerle görüştüğünü nereden çıkardınız? Kendi kölesi Meysere vâsıtasıyla yapar; yabancı erkeklerle asla görünmez ve konuşmazdı. Tesettüre dikkat ederdi. Zaten bi’setin başında, gelenin Cebrail aleyhisselâm olup olmadığını da böyle anlamıştır. Melek geldiği zaman başörtüsünü indirmiş; melekler avret yeri açık olanların bulunduğu yere gelmeyeceği için, melek kaybolmuştur. Hazret-i Hadice, gelenin Cebrail aleyhisselam olduğunu kati olarak anlamıştır.

 

Sual: İslam hukukunda ele geçirilen bir yerde tarihi heykeller varsa yıkılması lazım mıdır?

Cevap: Hayır. Yıkmamışlar zaten.

 

Sual: Bazı tarihçiler, hilafetin kaldırılmasının en çok İngiltere’yi rahatsız ettiğini söylüyor. Doğru mudur?

Cevap: Böyle söyleyen bir tarihçi yoktur. Halifeliğin mahiyetini ve İngiltere’nin XIX. asırdaki dış siyasetini iyi bilen bir kimse böyle söylemez. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin Osmanlı’nın Çöküşü ve Sürgündeki Hanedan kitaplarında tafsilat vardır.

 

Sual: Umumi Harb’den sonra işgal edilen İstanbul’u İngilizlere bağlı müslüman askerlerin talan ve tecavüzlerde bulunduğu doğru mudur

Cevap: İşgal esnasında böyle şeyler olabilir. Olsa bile, bunu her cins asker yapabilir.

 

Sual: Eski hâkimleri ve kadıların vermiş olduğu enteresan hükümleri anlatan kitap var mıdır?

Cevap: Bunların ekserisi Arapça, bazısı Osmanlıcadır. Hasan Basri Erk’in Adalet Tarihi Antolojisi diye bir kitabı vardı, piyasada bulunabilir mi bilemem.

 

Sual: Turan neresidir?

Cevap: Turan, İran mitolojisinde, Asya’da Türklerin yaşadığı memleketlerin adıdır. Son asırda, Türk milliyetçilerinin idealize ettiği ve Türklerin birlik halinde yaşadığı hayali bir memleketi ifade eder.

 

Sual: Evliyalıkta yükselebilmek, için bir edebi bile terk etmemek lazım gelirken, bid’at inanışla nasıl müctehid olunuyor?

Cevap: Müctehidlikle evliyalık birbirinden farklı şeylerdir. Bid’at ehlinden olan bir kimsenin büyük bir âlim olması mümkündür. Nitekim Zemahşerî, Kadı Abdülcebbar, Zâhidî gibi Mutezile âlimleri, amelde Hanefî oldukları için, görüşleri zaman zaman Hanefî mezhebinde hüccet kabul edilmiştir (İbni Âbidîn).

 

Sual: Sarıkamış’taki şehid adedi kaçtır?

Cevap: 23 bini donarak olmak üzere 40 bin kadar şehid vardır. Yaralı, kayıp, esir ve saire dâhil olmak üzere, tüm kayıplar 90 bin civarındadır.

 

Sual: Rûhü’l-Beyan’da Kürtler hakkında güvenilmez oldukları gibi ağır ithamlar var. Bunları nasıl anlamak icab eder?

Cevap: O asırda Kürtlerin hepsi Müslüman değildi; çoğu Yezidî idi. Büyük bir kısmı dağlarda vahşi bir şekilde yaşıyorlardı. Huşunet erbabı idiler. Bu sözler doğru ise, o zamanki bazı Kürtler için söylenmiş olabilir. Yoksa bir topluluk, bir halk, hele bir millet için böyle tamim yapmak, umumileştirmek doğru değil. Bursevî gibi bir zattan hiç beklenmez

 

Sual: Hüseyn Hilmi Işık’ın yazmış olduğu Eshâb-ı Kiram kitabı 2009 Baskısı 196. Sayfada, “Hazret-i Alînin çocukları arasında, insanların en iyileri bulunduğu gibi, İslâmiyyete çok zarar verenleri de vardır. İsmâ’îliyye, Zeydiyye ve İmâmiyye sapık fırkaları, onun çocuklarından hâsıl oldu. Etrâfına câhilleri toplıyarak, sayısız müslimânı yoldan çıkaran, yüze yakın torununun kanlı mâcerâları, târîh kitâblarında uzun yazılıdır.” Bu ifadeleri nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bu ifadeler Şah Veliyullah Dehlevî Hazretlerine aittir. Onun Kurretü’l-Ayneyn kitabının tercümesidir. Burada Şiîlerin, Hazret-i Ebu Bekr ve Ömer’e yaptığı iftiralara cevaplar verilmektedir. Yazılanları bu meyanda değerlendirmek lazımdır. Nitekim Kısas-ı Enbiya’da da bu hâdiseler uzun yazılıdır. Peygamberlerden başka hiç kimse masum değildir.

 

Sual: 28 Mayıs Azerbaycan Devleti’nin 100. yılıdır. Bununla alakalı bazı arkadaşlarım resim paylaşıp birbirini tebrik ediyor. Bunun imana bir zararı var mıdır?

Cevap: Sosyalizm, Müslümanlığa aykırı bir sistemdir. Bu gibi beşerî sistemlerin kuruluşuna sevinmek ve kutlamak Müslümana yakışmaz. İmana tesiri ise niyete göredir.

 

Sual: Yaklaşık 10 yıldır, ferâiz ilmi ile meşgulüm. Sevrî ve Tahâvî’nin ilk ferâiz kitabını yazdığını belirtmişsiniz. Bunların ismini ve yerini bildirir misiniz?

Cevap: Süfyan Sevrî’nin ferâiz mecmuası veya Kitabu’l-Ferâiz adlı eserinin Zahiriyye kütüphanesinde tek nüshası var. Abdülaziz bin Abdullah el-Huleyl tarafından 1410 hicrîde Riyad’da basılmıştır. Tahâvî’nin Ferâiz adında bir eserinin mevcudiyeti malum; fakat günümüze intikal ettiği malum değildir. Sevrî’ninki daha eskidir ve İslâm tarihinde ilktir

 

Sual: Günümüzde yapılan genetik araştırmalara göre Anadolu Türklerinin, Orta Asyalılarla bir bağlantısının bulunmadığı, hatta Orta Asya’dan göçün fazla olmadığı söyleniyor. Ne söylersiniz?

Cevap: Bu tür genetik araştırmalar ciddi bir netice ifade etmez. Bir kimsenin soyundaki bir evlilik, eğer dominant ırksa, bugünki genetik hususiyetlerine rengini verebilir. Ama ırk ve millet olarak bir şey ifade etmez. Anadolu’da yaşayan insanların bir kısmı Anadolu’nun yerli halkından gelir. Büyük bir kısmı ise buraya doğudan hicret etmiştir. Bu bilinen bir tarihî keyfiyettir. Hâlihazırdaki Türkiye nüfusunun % 81’i Türk asıllıdır. %8’i Kıpçak asıllıdır ki ekseri Tatarları ifade eder. Geri kalanı Oğuz (Türkmen) asıllıdır veya Malazgirt’ten bu yana yerli halklardan Türkleşen az sayıda kişilerin soyundandır.

 

Sual: Iğdırlı bir Azeri Türküyüm. Kökenimiz hakkında çesitli rivayetler var. Aslı nedir?

Cevap: Azerîler, XIII. asırda Moğol İstilası ile Türkistan’dan kopup gelen Oğuz Türklerinin bugünkü Azerbaycan mıntıkasında yerleşmiş olan kısmıdır. Zamanla büyük bir kısmı Safevî tesiriyle Şiîliği kabul etmiş; çok azı Sünnî olarak kalmıştır.

 

Sual: “Peygamberler masumdur; günah işlemedikleri gibi, hatada sâbit kalmaları da caiz değildir” diye yazmışsınız. Bedir’deki esirler hususunda hata etmemiş midir? Niye Ömer’i değil de, Ebu Bekr’i dinledi?

Cevap: Yazıda zaten anlatılıyor. Hazret-i Peygamber, burada kendince daha doğru olan görüşü seçti. O da esirlerin fidye karşılığı serbest bırakılmasıydı. Fakat o zaman için  bundan daha doğrusu, öldürülmesi idi. Hazret-i Peygamberin içtihadı yanlış değildi ama ondan daha doğrusu vardı. Kastettiği ceza işte bu daha doğruyu seçememenin mukabili olarak gördüğü husustur. Bundan sonra pek çok harpte esirleri fidye karşılığı serbest bırakmış ve bundan dolayı ikaz edilmemiştir. Böyle yapmak halifenin ihtiyarındadır.

 

Sual: Oğuz Türklerinin kökeni kime dayanır?

Cevap: Oğuz Han soyundan gelen kişilere Oğuz Türkleri deniyor. Türklerin ayrıldığı üç büyük koldan biridir. Selçuklu ve Osmanlılar, Oğuz Türkü’dür. Şu anda Anadolu’da yaşayan Türklerin büyük ekseriyeti Oğuz asıllıdır.

 

Sual: Terekemeler kimlerdir?

Cevap: Terekeme, Türkmenler demektir. Karapapaklar diye de bilinir. Türkistan’dan gelme soylu bir Oğuz boyudur. Bir kısım zaten orada kalmış; Şah İsmail’in kırmızı börkünü giymeyi reddettikleri ve siyah kuzu derisinden börk giydikleri için Karapapak diye bilinirler. Bunlar Kafkasya’ya yerleştiler. Ondan sonra bir kısmı İran’da kaldı. İran’dakiler Şiîdir; Anadolu’dakiler Sünnîdir. Ama Türkiye’de de, İran Azerbaycanı’ndan gelme Şiî Karapapaklar vardır. Türkistan’da kalanlar Sünnîdir. Bunlardan daha Müslüman olmadan evvel bir kolu, Ruslar Ukrayna’ya yerleştirmişti.

 

Sual: Kaçar hanedanı, aslen nedir?

Cevap: Kaçarlar, Oğuz Türkü’dür. Ekserisi Yıva boyundandır. Anadolu’dakiler Sünnîdir.

 

Sual: Balkan Harbi sırasında Talat Paşa Edirne’yi müdafaa etmeyelim demiş ve askerin arasına siyaset sokmuş; bunun üzerine Şükrü Paşa da onu asmakla tehdit etmiş. Böyle bir şey olmuş mudur?

Cevap: İttihatçılar Balkan Harbi’nde ordunun mağlup olmasını ve böylece hükümeti devirip iktidara gelmeyi umuyorlardı. Bunun için çok uğraştıktan sonra, Bâbıâli Baskını ile emellerine ulaştılar.

 

Sual: Romalılar Kudüs’ü aldıkları zaman Mescid-i Aksâ’yı harap ettilerse, Peygamber efendimiz İsrâ ve Mi’rac gecesi nerede namaz kıldı?

Cevap: Yahudiler Roma hâkimiyetine başkaldırdılar. Milâdın 66. yılında Romalı kumandan Titus, Kudüs’ü tamamen yakıp yıktı. Şehri viraneye çevirdi. Bu arada Beyt-i Makdis de yandı. Sadece Ağlama Duvarı diye bilinen batı duvarı kaldı. Romalılar Kudüs’ü tamir ettiler. Fakat Mescid-i Aksa harap vaziyette kaldı. Hadrianus zamanında (117-138) yeniden imar edilirken Beytülmakdis’in yerine Jüpiter Capitolinus Mabedi yapılmıştır. Kostantinos’un Hıristiyanlığı kabulünden sonra bu tapınağın yıkıldığı sanılmaktadır. Resulullah aleyhisselam İsra gecesi buraya geldiler. Bugün hâlâ mevcut alt kattaki mescidde namaz kıldılar. Hazret-i Ömer, Kudüs’ün anahtarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ’nın Hıristiyanlık devrinde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahra’nın, yani Hacer-i Muallak’ın güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış, daha sonra da buraya bir mescid yaptırmıştır.

 

Sual: Süleyman Kâni İrtem’in padişahlar ile alakalı yazdıkları mutemed midir?

Cevap: Kendisi koyu bir İttihatçı subayıdır. Kitaplarının tamamı propaganda mahsulü trajikomik iftiralardan ibarettir.

 

Sual: Zamanımızda bazı tarihî hâdiselerin çarpıtıldığına şâhid oluyoruz. Siz de zaman zaman bunlara işaret ediyorsunuz. Buna dair vesikaları nasıl ve nereden buluyorsunuz?

Cevap: Yakın tarih, tarihimizin en az ve yanlış bilinen kısmıdır. Ancak buna dair hakiki vesikalar, kitaplar, kaynaklar mevcuttur; gizli değildir. Marifet bunları bulmaktadır. Bunun için doğru bir tarih mantığı yanında, tarih bilgisine sahip olmak; tarih metodolojini bilmek; subjektif düşüncelerden arınmış olmak lazımdır. Yani kafasındaki bir fikri veya bilgiyi desteklemek için değil, doğruyu bulmak için uğraşmalıdır. Bir vesika veya beyan görünce, bunun hilafının da olabileceği şüphesini taşımalıdır. Çapraz okuma yapmalıdır. Tez ve antitez beraberce değerlendirmelidir. Resmi tarih sadece kendi ideolojisini destekleyecek kitapları ve vesikaları neşreder ve destekler. Buna muhalif olanları bulmak için biraz uğraşmak lazımdır. Zamanla insan bu hususta bir meleke kesbeder.

 

Sual: Dokuz Oğuzlar diye bir Türk boyundan bahsediliyor. Bunların bildiğimiz 24 boydan oluşan Oğuzlarla bir alakası var mıdır?

Cevap: Çin kaynaklarında Dokuz Oğuzlar, Göktürk hanedanının istinad ettiği topluluk için kullanılır. Bu 9 boy Göktürk idari sınıfını teşkil ediyordu Uygurlar ise 10. Kabileyi teşkil eder. Onun için Dokuz Oğuz On Uygur bir arada kullanılır.

 

Sual: Çorum da 3 tane sahabi türbesi var. Bulundukları türbe ve oraya gelmeleri sahih midir?

Cevap: Bunu bilmek mümkün değildir. Hazret-i Ömer devrinden itibaren müslümanlar Anadolu’ya gelmeye başladılar. Hazret-i Muaviye’den itibaren İstanbul’u bile kuşattılar. Anadolu’nun merkezinde, mesela bugün Emirdağ yakınlarındaki Amorrion’da büyük muharebeler oldu. Bu vesileyle çok sayıda sahabi Anadolu’ya gelmiş ve burada vefat etmiş olabilir. Buna dair türbeler sonradan rivayet ve keşif üzerine tesis edilmiştir

 

Sual: Atatürkle İnönü arasında geçen dizbağı nişanı meselesi nedir?

Cevap: İngiltere Hükümeti’nin Atatürk’e dizbağı nişanı vermesi fikri bazı ecnebi gazetelerde yazılmıştı. İnönü bir mecliste buna muhalefet etti. Atatürk kendisini kıskandığını düşünerek gücendi. Aralarının açılmasına bu hâdisenin vesile (sebep değil) olduğu söylenir.

 

Sual: Tarihte müslüman devletler birbiriyle savaşırlarken kâfir bir devletle ittifak yapmışlar. Bu doğru mudur?

Cevap: Siyasi ve askeri zaruretler bunu icab ettirebilir. Normaldir.

 

Sual: Halifeye biat merasimi yapılırken biat edenlerin köle olmaması mı lazımdır?

Cevap: Evet ama, 2 hür biat ettikten sonra mesele yoktur. Tarihteki biatların çoğu seçim biatı değil, bağlılık biatidir.

 

Sual: Poitiers Savaşı kazanılsaydı ne olurdu?

Cevap: Değişen bir şey olmazdı. Avrupa’yı istila kolay değildir. Poitiers’da yenilen, küçük bir Arap müfrezesi idi.

 

Sual: Osmanlı Devleti 3. Roma imparatorluğu mu?

Cevap: Böyle diyenler varsa da doğru değildir. İki devletin esaslarını ve misyonunu nazara almak gerekirse, bir fantaziden ibarettir

 

Sual: İmam Buharî’nin İmam-ı Azam’ı tenkit ettiği doğru mudur?

Cevap: İmam Buhârî Şâfiîdir. Âlimler kendi içtihadına uyar; başkasının içtihadına uymaz. Ulema ilmî cihetle birbirini tenkid edebilir. Bu normaldir. Ama her zaman dinin hududunu muhafaza eder; edebden ayrılmazlar.

 

Sual: Bir videoda Sultan Reşad’ın göğsünde gamalı haç olduğunu gördüm. Sadece onda değil, Cihan Harbi’ndeki çoğu paşada da var. Böyle bir şey nasıl olabiliyor?

Cevap: Yanlış görmüşsünüz. Gamalı haç Nazi devrine aittir. Haç biçimli madalya diyorsanız, bazı Osmanlı bürokrat ve askerlerine ecnebi devletler tarafından verilmiş madalyaların diplomasi icabı takıldığı vâkidir.

 

Sual: Osmanlı hanedanı dışındaki diğer Müslüman Türk hanedanları devam ediyor mu?

Cevap: Türk devletleri, önceki hanedan mensuplarını ya ortadan kaldırırlar; ya da halka karıştırırlar. Osmanlılar da böyle yapmışlardır. Gerek Selçuklular, gerek Akkoyunlular, gerekse diğer Anadolu beyliklerinin soyundan gelenler bir müddet taşra aristokratları olarak Osmanlı hizmetine girmişlerdir. Zamanla halka karışmışlardır. Bunlardan bazılarından, meşhur insanlar ve devlet adamları yetişmiştir. Bu sebeple günümüze kadar soylarını takip etmek mümkündür.

 

Sual: 1500’lerden bu yana Amerika’ya göç eden Avrupalıların öldürdüğü Kızılderili sayısı belli midir?

Cevap: Cinayet, hastalık bulaştırma,  kötü çalışma şartları gibi sebeplerle milyonlarca Kızılderili’nin öldüğü söyleniyor. Burada bir sayı vermek zor; ama yuvarlak hesap 50 milyon civarındadır.

 

Sual: İstanbul’un fethindeki gemileri karadan yürütme hâdisesinin tarihte başka misali var mıdır?

Cevap: İlk çağda Siraküza’da tatbik edildiği gibi, Turgut Reis de Cerbe Kuşatması’nda tatbik etmiştir.

 

Sual: Tarikat-ı Salâhiye nedir?

Cevap: Hanedan sürgün edildikten sonra; Ankara’nın ortaya çıkardığı iddia edilen gizli bir cemiyettir. Güya saltanatı tekrar yerine getirmek için hanedanla irtibat halinde olduğu düşünülen 11 kişi bu vesileyle idam edilmiştir. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin Sürgündeki Hanedan kitabına bakabilirsiniz.

 

Sual: Urfa Siverek’te mukim Karakeçili aşireti Türk müdür?

Cevap: Türk oldukları isimlerinden bellidir; fakat Kürt mıntıkasında ve Kürt aşiretleri arasında yaşadıkları için kültür ve lisan olarak Kürtleşmişlerdir. Tarihte bu şekilde Kürtleşen Türk veya Türkleşen Kürt aşiretleri olduğu gibi; Araplar için de caridir.

 

Sual: Şemseddin İltutmuş’un, Celaleddin Harzemşah’a Moğollara karşı olan mücadelesinde yardım etmesi gerekmez miydi?

Cevap: Bunlar politik ihtilaflardır. Gerekirdi gerekmezdi diye bugünden hüküm veremeyiz. Mağrur Celaleddin Harzemşah, Moğollara bulaşarak hata etmiş; bütün Müslüman âlemine zararlı olmuştur. Onun açtığı belaya herkes bulaşacak ve uğradığı felakete herkes uğrayacak diye bir kaide yoktur.

 

Sual: Hezarfen Ahmed Çelebi’nin Galata kulesinden uçarak Üsküdar’ inmesi üzerine, padişahın bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp Cezayir’e sürdüğü doğru mudur?

Cevap: Bu hâdise bir efsanedir. Hezarfen Ahmed Çelebi adında birinin yaşadığı ve Galata Kulesi’nden uçarak Üsküdar’a kadar gittiği sadece Evliya Çelebi’nin rivayetidir. Hiçbir muteber kaynakta geçmez. Ne Osmanlı kroniklerinde, ne arşivde böylesine mühim bir hâdisenin kaydı vardır. Evliya Çelebi, işittiği herşeyi, doğru-yanlış mizanına vurmadan kaybolmasın diye kitabına almıştır.

 

Sual: Büyük İskender Makedon mudur, Yunan mıdır?

Cevap: İskender, bir Ârî ırk olan ve bugünkü Makedonlar gibi bir Slav Bulgar ırkı olmayan Eski Makedon ırkındandır. Fakat Yunanca konuşan, Yunanlaşmış bir hanedana mensuptur. Hocasının Aristo olduğunu söylemek, İskender’in hangi kavimden olduğunu net şekilde açıklar.

 

Sual: Hazret-i Peygamber aleyhisselâmın Hasan ve Hüseyn dışında zürriyeti bugüne gelmiş midir?

Cevap: Zeyneb binti Fâtima’nın soyu devam etti.

 

Sual: Arabistan, İsrail’i resmen tanıyor mu?

Cevap: Diplomatik olarak değil; ama müzakerelerde muhatap alıyor.

 

Sual: Cinci Hoca hâdisesi nedir?

Cevap: Cinci Hoca Kastamonulu bir hoca idi. Kazaskerdi. Nefesi kuvvetli diye o zamanlar şiddetli baş ağrısı çeken Sultan İbrahim’e okurdu. Bu sebeple yükseldi ve nüfuz kazandı. Bu sebeple çok hasım edindi sonra da düştü ve sürgüne gönderildi.

 

Sual: Nazilerin 6 milyona yakın Yahudi öldürdüğü doğru mudur?

Cevap: Nazilerin tatbik ettiği jenosit programı çerçevesinde öldürülen insanların sayısı ekseri Yahudi olmak üzere 6 milyon civarındadır. Bir kişi bile zulmen öldürülmüş olsa, bu menfur bir şey demektir. Bu gibi katliam hadiselerinde öldürülen insan sayının çok veya az olmasının bu çerçevede ehemmiyeti yoktur; sadece hadisenin vahametine tesir eder.

 

Sual: Leyla ile Mecnun hikâyesi gerçek bir hadiseye mi dayanıyor?

Cevap: Arab edebiyatının şaheserlerinden biri olan Leyla ve Mecnun hikâyesi, bazılarına göre Emevîler zamanında Benu Âmir kabilesinde cereyan etmiş hakiki bir hâdiseye dayanır. Amcasının kızına âşık olan Kays (Mecnun), emeline kavuşamayınca çöllere düşer ve aklını kaçırdığına hükmedilerek Mecnun diye anılır. Bu arada Kays, Allah aşkını bulur ve kendisini rabbine verir. Başkasıyla evlendirilen Leyla kahrından ölür. Kays da onun kabrini ziyaret ettiğinde üzüntüsünden can verir. İnsanda tecessüm eden Allah’ın büyüklüğüne aşkın veya bedenî aşktan ilahî aşka teveccühün sembolik ifadesi olarak bilinir.

 

Sual: Tâbiînin en efdali kimdir?

Cevap: Kimine göre Veysel Karenî, kimine göre Hasan el-Basri, kimine göre İmamı Azam Ebu Hanife’dir.

 

Sual: Dünya nüfusunun artması iyi midir kötü müdür?

Cevap: Vasıfsız nüfus ne işe yarar?

 

Sual: Babürlü hükümdarları Ehli Sünnet midir?

Cevap: Ekber Şah hariç, diğer hepsi Ehli sünnettir. Yalnız Selim Cihangir, İranlı bir vezirin kızı olan zevcesi tesiriyle Şiilere meyl etmiş; onun zamanında sünnîler sıkıntı çekmiştir.

 

Sual: Bacıyan-ı Rum teşkilatı, Osmanlı Devleti’nin kurulmasında faaliyette bulundu mu?

Cevap: Böyle bir teşkilat yoktur. Selçuklular zamanındaki göçebe Türkmenlerin icabında muharebe olduğunda müsademeye katılan kadınları var olması çok tabiidir. Ondan sonra bunları bacıyan-ı Rum diye isimlendirmişlerdir. Bu husustaki mübalağalı değerlendirmeler, Bektaşi yakıştırması olsa gerektir.

 

Sual: Cemal Paşa, İtilaf devlerine sultan olma mukâbilinde Enver Paşa ve padişah aleyhinde hareket edeceğine dair bir antlaşma teklif etmiş midir?

Cevap: Cemal Paşa için Suriye sultanlığı teklif edildi. Kabul etti. Fakat Ruslarla Fransızlar anlaşamadığı için proje akim kaldı. Cemal Paşa’nın, Harb-i Umumi esnasında Mustafa Kemal Paşa ile anlaşıp, Enver Paşa diktatörlüğüne darbe yapmaya teşebbüs ettikleri; ancak bazı sebeplerle muvaffak olamadıkları bilinen bir keyfiyettir.

 

Sual: Osmanoğullarının, kendilerine yapılanlara rağmen, cumhuriyeti kuranlar hakkındaki beyanları nasıl değerlendirilebilir?

Cevap: Hepsi yakın tarihi iyi bilirler. Ama nerede, kime ve nasıl konuşulacağını da bilhassa eskileri çok iyi bilirler. Başlarına yeni belaların gelmesinden azami korku içindedirler.

 

Sual: Bergama Mabedi Almanya’ya nasıl kaçırıldı?

Cevap: 1860’larda demiryolu inşaatı için Anadolu’ya gelen bir Alman, Bergama Mabedi’ni buldu. Buradaki kazılarda elde ettiklerini Çandarlı Limanından Alman gemileriyle yavaş yavaş Almanya’ya gönderdi. Burada bulduğu altınları da Osmanlı hükümetine vererek yaptıklarını kamufle etmeye çalıştı. Ondan sonra iş ortaya çıkacak gibi olunca, kazı izni aldı. Fakat zaten mühim parçaları Almanya’ya göndermişti. Osmanlı hükümeti bunu Almanya’ya iade ettirmeye muvaffak olamadı.

 

Sual: Dünyadaki haberlerin Siyonist haber ajansları tarafından sansürlendiği doğru mudur?

Cevap: Komplo teorisidir. Ancak global güçler, global haber kaynaklarını umumiyetle ellerinde tuttukları için, bilinmesini istediklerini yayarlar veya bilinmesini istemediklerini gizlerler.

 

Sual: Meşhur şair Bâki’nin zevk ve sefa düşkünü bir kimse olduğu ifade ediliyor. Ne dersiniz?

Cevap: Tarihî şahsiyetlerin hususî halleri hakkında olur olmaz yerlerde geçen ifadelere aldanmayınız. Şair Bâki Süleymaniye’de müderrislik yapmış; kazaskerliğe kadar yükselmiş muhterem bir şahsiyettir. Hazret-i Peygamber’in hayatını anlatan en güzel kitaplardan Mevahib’i Türkçe’ye tercüme etmiştir. Şiirlerinde divan edebiyatının sembolik hususiyetlerinin görülmesi tabiidir. Osmanlı tarihinin en kıymetli şairlerindendir. Sultan Kanuni’nin Altın Çağı’nın da sembol şahsiyetlerindendir.

 

Sual: İslâmiyetin dışındaki din ve inançlarda ‘hak mezhepler’ mefhumu var mıdır?

Cevap: Ortodoks, yani doğru yol itikadı vardır. Ama bu, o yolun kendisine taktığı isimdir. Diğerlerinin onu doğru yolda gördüğünü göstermez.

 

Sual: Schindler’in Listesi filmindeki hadise gerçek midir?

Cevap: Evet. Holokost zamanında bazı Almanlar, Nazilerin emirlerine uymamış veya savsaklamış ya da örtbas etmiştir.

 

Sual: “Fethetmek” fiilinin hususi bir manası var mı? Kâfirlerin yaptığına fetih denebilir mi? Tarihte Sultan Mehmed’den başka Fâtih adıyla anılan başka kimse var mıdır?

Cevap: Açmak,  bir toprağı zaptetmek manasına Arapçadır. Fetih ile cihadın mutlaka bir irtibatı olmaz. Harbde toprak alınırsa fetih olur. Gayrı müslimlerin aldığı yerler için de fetih kullanılır. İstanbul’u fethettiği için Sultan Mehmed’e bu isim verilmiştir. İstanbul’un fethini müjdeleyen hadis-i şerif’te fetih kelimesi geçiyor. Tarihte Fâtih diye anılan başka kimseler de var. Mesela Normandiya Dükü Fâtih William var; İngiltere’ye fethetmiştir.

 

Sual: Siyasal İslam nedir?

Cevap: İslamiyeti politik emellere alet ederek bazı menfaatler elde etmeye çalışan, bunu yaparken modernist ifadelerden istifade eden cereyana siyasal İslam veya İslâmcı denir.

 

Sual: 1878-1935 dönemine ait Dobruca kadı kayıtlarına nereden, nasıl ulaşılabilir?

Cevap: Dobruca, 1912’de itibaren Osmanlı hâkimiyetinden çıktı. Ondan önceki devreye ait kadı mahkemeleri sicillerinin bir kısmı Ankara’daki Milli Kütüphane’dedir. Bunlar arasında Dobruca da olabilir. Yoksa ancak Dobruca’da -o da muhafaza edildi ise- bulunabilir.

 

Sual: Kürdistan neresidir?

Cevap: Bugünkü Van Gölü ile Urmiye Gölü ile arasında bulunan mıntıka antik çağdan beri Karduki veya Kürdistan adıyla bilinir. Osmanlılar zamanında da Hakkâri ve çevresi Kürdistan olarak anılırdı. Bugün çok daha geniş bir mıntıka, Kürtlerin ekseriyette yaşadığı yerler olarak Kürdistan diye anılmaktadır.

 

Sual: Şerif Hüseyin ve evlatları bazı siyasî sebeplerle birçok çirkin ithama maruz kalıyor. Resulullahın soyundakiler için böyle konuşmak mahzurlu değil midir?

Cevap: Aleni günahları söylenebilir. Ama siyasî faaliyetleri her cihetten farklı tefsir edilebilir. Mesela Arablar cihetinden bir istiklâl hareketi olarak görülmektedir. Onun için imsak-i kelâm etmelidir, susmalıdır.

 

Sual: Bir fıkıh kitabında “Resûlullahın, eshâb-ı kiramın, tâbiînin ve hatta dört imamın ağız ile niyet ettikleri işitilmemiştir” dedikten sonra, “’Ağız ile niyet etmek, Şâfiî ve Hanbelîde sünnettir” yazıyor. Peygamber efendimizden ve selef-i sâlihînden hiçbirisinde bu fiil görülmediği halde bahsedilen iki mezhepte ağız ile niyet etmek nasıl sünnet olabiliyor?

Cevap: Bu iki mezhebde namazda ağız ile niyet, ihramda ağız ile niyete kıyasen sünnet olarak görülmüştür.

 

Sual: 1821 Mora İsyanı’nda parmağı olan ve Patrikhane’de asılan Fener Patriği V. Gregorius’un asılmasından dolayı Rumların aynı yerde bir Türk büyüğünü asmadan kapıyı açmama ahdi var mıdır?

Cevap: Bazı Türkler böyle inanıyorlar. Rumlar inkâr ediyorlar. Patriğin suçsuz olduğunu, bilakis Osmanlı hükümetine destek verdiğini, ama karışık zamanlar sebebiyle idam edildiğini söylüyorlar. Bu, bir şehir efsanesine benziyor.

 

Sual: Osmanlı saltanatı, yani yalnızca bir ailenin ferdlerinin devleti idare salahiyetine sahip olması, Resul-i Ekrem ve sonraki 4 halife devrindeki halife seçim prensiplerine uygun mudur?

Cevap: O zaman hüküm öyleydi. Onlar râşid halifelerdi. İnsanların en üstünü idiler. Ondan sonra şartlar değişti; insanların ahlâkı değişti. Nitekim bu ideal sistem 30 sene bile devam edemedi. Monarşi kuruldu. Ashab-ı kiram monarşiyi tasvip ettiler. Ondan sonra bütün müslüman devletler monarşi ile idare edildi. Demek ki monarşi bir şeriate aykırı değildir. Kur’an-ı kerimde Davud aleyhisselâmın tahtına oğlunun oturduğu bildiriliyor.

 

Sual: Şerif Paşa’nın Kürdistan devleti kurmak gibi bir ideali var mıydı?

Cevap: Şerif Paşa, Avrupa’da Kürtlerin menfaatlerini takip etmek için diplomatik faaliyetlerde bulundu; muvaffak olamadı.

 

Sual: Afrika’nın siyahî insanları tarihte hiç ön plana çıkamamışlar; hep köle ve sömürge olarak yaşamışlar. Bunun sebebi nedir?

Cevap: Nüfus az, tabii kaynaklar mahdud, iklim zahmetli, ayrıca ırklarının hususiyeti ve dezavantajları buna sebebiyet vermiştir.

 

Sual: Fransız İhtilali’nde halktan veya askerlerden hanedanlarına bağlı kalan hiç olmadı mı?

Cevap: Olmaz mı, bilhassa garp tarafındaki Vendée vilâyetinde isyanlar senelerce sürdü. Fransa’da halkın yarıya yakını hala monarşi sempatizanıdır.

 

Sual: Faruk Sümer, bir yerde Dokuz Oğuzlar’ın batıya göç ederek şu anki Oğuzları teşkil ettiğini yazmış. Başka bir yerde de Dokuz Oğuzlarla Batı Oğuzlarının hiç bir münasebeti yok, demiş. Başka tarihçilerden Batı Oğuzlarının, Batı Göktürklerinden, yani On Oklardan çıktığını söyleyenler var. Doğrusu nedir?

Cevap: Dokuz Oğuzlarla, bizim çokça bildiğimiz Oğuzlar arasında bir alaka yoktur. Tarih kaynaklarında anlatılanlara bakılırsa yaşadıkları yer arada binlerce kilometre olan iki farklı topluluktur. Ancak isim benzerliği çoklarını şaşırtmıştır. Oğuz, aynı zamanda boylar, kabileler demektir. Memleketimizin en önde gelen Oğuzlar mütehassısı Faruk Sümer’in bile kafası bu mevzuda karışık olmalı ki, kitabının bir yerinde farklı ırk, diğer yerinde aynı ırk diye anmıştır. Orhun Kitabeleri’nde isimleri geçer ve hakanın kendi halkı diye anılır. Dokuz Oğuzlar Uygurlarla beraber yaşamış; Göktürklerle savaşıp onları yenmiş ve yeni kurulan devletin başına geçmişlerdir. Zaman içinde Uygurların içinde erimiştir. Bugün Anadolu, Azerbaycan ve Türkmenistan halkını teşkil eden Oğuzlar, aynı ırktan gelen farklı bir topluluğun neslindendir.

 

Sual: Varvar Ali Paşa neden isyan etti?

Cevap: Varvar Ali Paşa’nın isyan sebebi bugün bile tam manası ile aydınlatılmış değildir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi gibi bazı kaynaklarda saçma sapan sebepler zikrediliyor ise de bunlar ciddiye alınacak şeyler değildir. Siyasî ve şahsî sebeplerle ayaklanmış olması çok muhtemeldir.

 

Sual: Revan seferinde affedilip Yusuf Paşa adıyla vezir yapılan Emir Gûneoğlu’nun, beylerbeyi olarak tayin edildiği Haleb’e giderken sarhoş olarak Murad Paşa’yı öldürdüğü, bundan 2 ay sonra İstanbul’a çağırılarak padişahın nedimi olduğu doğru mudur? Doğruysa sarhoş olan ve adam öldüren birine cezası neden verilmedi?

Cevap: Bunlar dedikodudur. Sarhoş olma cezası verebilmek için belli şartlar vardır. Bu şartlar tahakkuk etmeden ceza verilmez. Adam öldürmenin cezasını ise vârisler dava açarsa mahkeme kısas ahkâmına göre verir; değilse halife takdir eder.

 

Sual: Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde hırsızlar, yankesiciler, dilberan gibi esnaftan bahsediliyor. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bunların aslı yoktur. Seyahatname, bütünüyle sahih bir kaynak değildir.

 

Sual: Tarihte Yavuz Sultan Selim’den başka Sina Çölü’nü geçebilen oldu mu?

Cevap: Uzunluğu 300 km tutan bu çöl, gece yürüyüşleriyle 20 günde geçilebilir. Yavuz Sultan Selim, yağmurun da yardımıyla 13 günde geçmiştir. Daha evvel Büyük İskender’in ve Selahattin Eyyubi’nin amcası Şirkuh’un bu çölü ordusuyla geçtiği bilinmektedir.

 

Sual: Bazı kaynaklarda Hazret-i Hasan’ın, eşi tarafından Yezid’in talebiyle yavaş yavaş zehirlenerek öldürüldüğü geçiyor. Ne kadar doğrudur?

Cevap: Bazı kaynaklar Halife Yezid’i suçluyor ise de, sonraki tarihçilerin Şiî tesiriyle hep Emevîler aleyhinde hâdiseleri tefsir ettiği düşünülürse bunun aslını olmadığı neticesi çıkarılabilir. Hazret-i Hasan çok güzeldi. Çok defa evlendi. Zevcesi, babasının kumandanlarından Eş’as’ın kızıydı. Kıskançlık sebebiyle zevcini öldürdü. Meşhur ve makul olan budur.

 

Sual: Ziya Şakir”in kitaplarını sahihlik bakımından tavsiye ediyor musunuz?

Cevap: Sultan Hamid’in muhalifidir. İyi bir tedkikçidir. Ama okurken temkinli olunmalıdır.

 

Sual: Varvari Ali Paşa neden isyan etti?

Cevap: Varvar Ali Paşa, Sultan V. Murad’ın yakınıydı. Çok muvaffak bir devlet adamıydı. Bu sebeple hased edeni çoktu. Yeni padişah zamanında bunu gözden düşürmek için uğraştılar. Ali Paşa da saf ve kendini beğenmişti. İhtilal hevesiyle ayaklandı. Sivas valisi iken, Padişahın bayram harçlığı diye yüksek bir meblağ göndermesini istemesi, üstelik vâlinin güzel hanımını da yollamasını istemesi ve paşanın da kabul etmediği için ayaklandığı gibi iddialar gülünç birer dedikodudur. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde ve Kâtib Çelebi fezlekesinde yazıyor ise de, bu, doğru olduğunu göstermez. Doğru olsaydı hanımın kocası İbşir Paşa, Varvar Ali Paşa’ya neden karşı çıksın.

 

Sual: Beyaz ırk, sarı ırk, âri ırk vs. gibi şeylerin Avrupalılar tarafından kendilerini üstün göstermek için uydurulduğu doğru mu?

Cevap: Hayır. Bunlar tarihi ve ilmi tasniflerdir.

 

Sual: Sultan Reşad’a Mehmed ismini ekleyen İttihatçılar mıydı?

Cevap: Sultan Hamid tahttan indirilip, veliahd Mehmed Reşad Efendi tahta çıkarılınca, meclis, “Bu İstanbul’un ikinci fethi sayılır” deyip, Sultan V. Mehmed unvanını kullanmasını kararlaştırdı.

 

Sual: Hacivat ve Karagöz hakiki şahsiyetler midir?

Cevap: Yarı efsanevi karakterlerdir. Sultan Orhan zamanında Bursa’nın inşasında biri duvarcı, diğeri demirci olarak çalışmış; ama işi karşılıklı muhabbetle savsakladıkları ve işçileri de geri koydukları için idam edilmiş iki ustanın arasında geçenlerin, sonradan Şeyh Küşterî adında bir zat tarafından tasvirleri yapılıp perdeye aktarılmış hâlidir. Bu hayalîlerin kabul ettiği rivayettir. Evliya Çelebi’ye göre, Selçuklular zamanında yaşamışlardır. Karagöz, imparatorun seyisi Sofyozlu Bali Çelebi adında bir çingene; Hacivat ise Selçuklu Sultanı’nın nedimi Yorkça Halil imiş. Arada buluşurlarmış. Gölge oyunu daha da eskidir. Orta Asya Türklerinde, hatta Mısır’da Memlüklerde de vardı.

 

Sual: Atatürk, Kemal ismini niçin Kamal olarak değiştirmiştir?

Cevap: Öztürkçecilik cereyanının tesiriyle.

 

Sual: İsviçre’nin hep tarafsız kalıp işgal edilmemesinin sebebi nedir?

Cevap: İsviçre tabii korunaklara sahiptir. Alp Dağları kolay kolay aşılamaz. İsviçre’de geçitler ve köprüler her an infilak ettirilecek şekilde yapılmıştır. Bol mikdarda yeraltı sığınakları vardır. Sayısı az olmakla beraber, muazzam silahlarla donanmış ultra kalifiye bir ordusu vardır. Militarist bir halktır, öyle ki herkeste silah vardır. Çünkü Helvetia dağlılarının torunlarıdır. Ayrıca İsviçre’nin hiçbir tabiî zenginliği yoktur, işgal etmeye değmez. En mühimi milletlerarası bankaların bulunduğu bir yerdir. Paranın dokunulmazlığı vardır.

 

Sual: Sultan Reşad’a Mehmed ismini veren İttihatçılar mıydı?

Cevap: Sultan Hamid tahttan indirilip, Reşad Efendi tahta çıkarılınca, bu, İstanbul’un ikinci fethi sayılıp meclis padişahın V. Mehmed unvanını kullanmasını kabul etti.

 

Sual: Osmanlı devrinde Anadolu’daki Rumlar ve Ermeniler hangi alfabeyi kullanıyordu?

Cevap: Rum, Ermeni, Süryani ve Yahudi alfabesi vardır. Bununla yazarlar. Kendi dillerini İslam harfi ile yazanlar olsa da fazla değildir. Okuma yazma nispeti Müslümanlardan farklı değildir. Fakat Tanzimat’tan sonra bunlar arasında da -memur olabilmek adına- okuma-yazma nispeti artmıştır.

 

Sual: Molodi Savaşında Ruslar mağlup olsaydı ne olurdu?

Cevap: Belli birşeydir. Ruslar cesaret kazandı; Tatar ilerlemesi durdu. Aksine Ruslar, Tatar ülkesine doğru inmeye başladılar. Gitgide Kırım hanlığının sınırları küçüldü. Ruslar, Osmanlı sınırına dayandı. Eğer bu harp kaybedilmeseydi bir müddet daha Rusya ehemmiyetsiz bir Asya devleti olarak kalırdı.

 

Sual: Fransız ve Bolşevik ihtilallerinden sonra hanedanların akıbetleri ne oldu?

Cevap: İkisinde de monarşi kaldırıldı. Birincisinde Kral ve kraliçe, Avusturya’ya kaçmak isterken yakalandığı için idam edildi. Hanedanin diğer mensupları İngiltere’ye kaçtılar. Rusya’da ise Beyazlar Çarı kurtarmak istedikleri için Bolşevikler çar ve ailesini öldürdüler. Hanedanın diğer mensuplarından sağ kalanlar, İngiltere ve Avrupa’nın diğer memleketlerinde yaşadılar. Napoléon’dan itibaren Fransa’da ve 1990’dan itibaren Rusya’da hanedanın hakları ve malları kısmen iade edildi.

 

Sual: Nizamülmülk’ün Siyasetname kitabında “Bütün dünyada iyiyi ve doğruyu gösteren iki mezhep vardır. Biri Hanefî, diğeri Şâfiî mezhebidir. Bunların dışında kalanlar bid’at ve şüphelidirler” ifadeleri geçiyor. Mâlikî ve Hanbelî’yi niçin eklememiş?

Cevap: Burada ehl-i sünnetin yayılmasından bahsediliyor. Birincisi bu ikisi o coğrafyada yoktur. İkincisi bazı usul ve tasavvuf ulemasına göre Mâlikî mezhebi, Hanefî’ye; Hanbelî mezhebi ise Şâfiî’ye dâhil ediliyor.

 

Sual: Harbde hükümdarlar da savaşır mıydı?

Cevap: Hükümdarlar muharebeye bizzat iştirak etmez. Bu, kendisini ve dolayısıyla ordusunu tehlikeye atmak demektir. Hükümdara bir şey olursa ordu dağılır; mağlubiyet muhakkak olur. O çadırında, karargâhta harbi planlar ve cephenin muayyen mıntıkalarını gezerek askeri teftiş eder. Harbin çok kızıştığı zamanlarda, hükümdarın da müsademeye giriştiği olmuştur, ama istisnaidir.

 

Sual: Bir hocamız 18. Asırda Portekiz’in süper güç ve dünya limanlarında tek söz sahibi olduğunu; Umman’dan kalkan geminin Singapur’a Portekizlilerden ruhsat almadan gidemeyeceğini söyledi. Doğru mudur?

Cevap: Portekiz 16. asrin ikinci yarısına kadar dünya denizlerinin liderlerindendi. Ama Vâdisseyl Muharebesi ile tarihten silindi. Portekiz diye bir devlet kalmadı. Bir asır sonra tekrar kuruldu ise de, eski halinden eser kalmamıştı. Bu asırda denizlerde artık İngiliz hâkimiyeti görülmektedir.

 

Sual: Batılı kaynakların 1371 tarihli Çirmen Savaşı’ndan bahsettikleri halde bundan 7 sene evvelki Sırp Sındığı Savaşı’ndan hiç bahsetmemesi, bu yüzden böyle bir savaşın gerçekleştiğinin şüpheli olduğu doğru mudur?

Cevap: Sırpsındığı bir baskın olduğu için, hem Osmanlı, hem de Batı menbalarında bu iki zafer birbirine karıştırılmıştır. Bazı Batılı tarihçiler bu muharebede Macar Kralı’nın hiç bulunmadığını, Macar zannedilenlerin Macar tâbiyetindeki Ulahlar olduğunu, hatta Sırpsındığı vakasının hiç vukua gelmediğini söylemişlerdir. Bazılarına göre ise başka vakaların birbirine karıştırılmasından ibarettir. Son zamanlarda ikisi ayrı gösterilmektedir. Aynı olmak veya farklı olmak ihtimali mevcuttur. Bunlar vesikaların fazla olmadığı bir zamanda efsanevi rivayetlerin gölgesinde kalmış hadiselerdir.

 

Sual: İnsanlığın tarihi kaç yıldır?

Cevap: Hadis-i şerif ve siyer kitaplarında bilgilere nazaran, dünyanın ömrü 350.000 x 350.000 sene, yani 129 milyar senedir. İnsanlığın ömrü ise 315.000 senedir. Zira her 1000 yılda bir resul gönderilir. 313 resul gönderilmiştir. Buna dair iki ayrı hadisi şerif vardır.

 

Sual: Ebu Davud’da geçen “Ümmeti kendi üzerlerinde birleştiren on iki halife başınızda olduğu sürece, bu din de sizlerde devam edecektir” hadisindeki 12’den kasıt nedir?

Cevap: Şah Veliyullah Dehlevî, Kurretü’l-Ayneyn kitabında diyor ki: “Buradaki 12 halife, 4 halifeden sonra, Muaviye, Abdülmelik ve 4 oğlu ile Ömer Bin Abdülaziz ve Abdülmelik’in torunu Veliddir”.

 

Sual: Arma ile Bayrağın farkı nedir sizce?

Cevap: Bayrak merasimlerde ve savaşta; arma ise resmi yazışmalarda ve devlete ait eşyada kullanılır.

 

Sual: Moğollar Bağdat’a saldırırken içerdeki ulemanın güneşte ısınmış suyla abdest alınır mı diye tartıştığı doğru mudur?

Cevap: Bunların hepsi oryantalistlerin uydurmasıdır. Bağdad’ın sukutu zamanında vezir Şiî idi. Hülagu’nun veziri de böyle idi. İkisi anlaşıp devleti çökerttiler.

 

Sual: Napoleon Bonaparte devrini anlatan mufassal bir eser tavsiye eder misiniz?

Cevap: Emil Ludwig, Napoleon.

 

Sual: Osmanlı Devleti, Roma’nın devamı mıdır?

Cevap: Osmanlı Devleti, Roma topraklarının çoğunda hâkimiyet kurmuş; bazı Roma siyasî an’anelerini kabul etmiş olsa da, meşruiyet, misyon, dünya görüşü cihetiyle bambaşka devletlerdir. Yeniçağ’da Toskana gibi bazı İtalya devletleri Sultan Fatih’i Roma imparatoru ve Osmanlı Devleti’ni de Nea-Roma (Yeni Roma) olarak görmüş, hatta bunu sembolize eden madalyonlar bastırmış olsa da, bu tamamen pragmatik sebeplere dayanır. Bazı modern yazarlar, Osmanlı Devletini 3. Roma olarak vasıflandırıyorsa da, temeli olmayan bir fanteziye benzemektedir.

 

Sual: Şu anki Fas kralları evlad-ı Resul müdür?

Cevap: Fas ve Ürdün meliklerinin Hazret-i Hasen soyundan olduğu meşhurdur.

 

Sual: Sultan Alparslan gibi bir hükümdarın kabrinin nerede olduğunun bilinmemesi nasıl mümkün oluyor?

Cevap: Moğol istilasında Türk-İslâm beldeleri yerle bir edildi. Bu arada kaybolmuş iken, geçen senelerde bulundu.

 

Sual: Osman Gazi’nin meşhur vasiyeti nerede geçiyor?

Cevap: Mir’at-ı Kâinat, Kısas-ı Enbiya gibi kitaplarda Osman Gazi’nin Orhan Gazi’ye vasiyeti adında bazı şiirler vardır. Bunlar birbirinden farklıdır. Sıhhati ise şüphelidir.

 

Sual: Bazıları sahabenin recm cezası üzerinde ihtilaf ettiğini söylüyor. Doğru mudur?

Cevap: Muhsanın (evli hür müslümanın) zinasında recm cezasının varlığında tereddüt olmadı. Bunun ayet-i kerime ile mi, hadis-i şerif ile mi sabit olduğu hususunda ihtilaf olundu.

 

Sual: Osmanlı Devleti’nin son asrında çok sık sadrazam değişmesinin sebebi nedir?

Cevap: Hem hükümeti tazyik eden siyasi, ekonomik ve sosyal şartlar; hem de kaht-ı rical; yani ehil insanın az yetişmesi.

 

Sual: Avrupa nüfusu 14. asırda %40 azalmasına rağmen 16. asırda eski halini geçiyor. Osmanlı’da nüfus problemi yaşanmasının temel sebebi nedir?

Cevap: Sınırlar çok geniştir. Harbler, isyanlar, istilalar fazladır. Bu topraklarda nüfus yoğunluğu her zaman azdı; çünkü fazla nüfusu geçindirebilecek kadar zengin değildi.

 

Sual: Samanoğulları Devleti Türk müdür?

Cevap: Farstır. İdareciler ve teb’a arasında Türkler de vardır.

 

Sual: Fransızlar Frankların torunları olduğuna göre, nasıl Latin oluyorlar?

Cevap: Bir Germen kavmi olan Franklar, yerli halkla karışarak Fransız milleti ve lisanı meydana geldi. Bu cemiyette, Germen değil; Latin kültürü hakimdir.

 

Sual: Fethedilen yerdeki kiliselerin akibeti ne olur?

Cevap: Sulh ile fethedilen yerlerdeki kiliseler sulh anlaşmasına tâbidir. Anveten, yani harb yoluyla fethedilen yerlerdeki kiliseler Müslümanlara ganimettir. Halife ister camiye çevirir, isterse yıkar, isterse kilise olarak bırakır.

 

Sual: Hazreti Ali halife seçilirken kendisine danışılmadığı için orada bulunan sahabelere kırgın mıydı?

Cevap: Olabilir mi böyle bir şey? Hepsinden vazife almıştır.

 

Sual: Geçmişteki ve günümüzdeki birçok sağcı siyasetçinin Gümüşhanevi tekkesinden çıkması tesadüf müdür?

Cevap: Zannettiğiniz kadar fazla değildir. Bu kişiler zaten birbiriyle arkadaşlardı. Burası entelektüel bir şehir tekkesi idi. Dine yakınlık duyanların gidip gelmesi kolay idi.

 

Sual: Milli Birlik Komitesi’nde Menderes’in idamına karşı olanlar var mıydı?

Cevap: Yassıada’nın idam kararı darbeyi yapan Milli Birlik Komitesi önüne geldiğinde, 13 tanesi kabul, 9 tanesi red reyi kullandı. 11 tanesinin karşı olduğu; ancak Harbiye kumandanı Talat Aydemir’in tehdidiyle Mehmet Özgüneş ve Ahmet Yıldız’ın kabul reyi verdikleri de söylenir. İbretlidir ki, Aydemir iki sene sonra darbeye kalkıştığı için idam edilmiştir. MBK reisi Gürsel, idamlarda CHP ve İnönü’nün baskısını sonradan yazdığı bir mektupta itiraf etmiştir.

 

Sual: Yakup Cemil ile Enver Paşa’nın münasebeti nedir?

Cevap: Tetikçisi idi. Zamanla söz dinlememeye; başına buyruk hareket etmeye başladı. Enver Paşa kendisinden ürktü. Bunu hissedince Cemal ve Kemal Paşa ile anlaşıp darbe yapmaya ve münferid sulh ile harbden çekilmeye teşebbüs etti. Bu gerekçeyle idam olundu.

 

Sual: İskilipli Atıf Hoca’nın gerçek idam sebebinin şapka ya da inkılap muhalifliği değil, İngiltere sempatizanlığı olduğu, hatta bu mevzuda bir yazı kaleme aldığı söyleniyor. Ne dersiniz?

Cevap: İskilipli Atıf Efendi’nin ne için idam edildiği ve mahkeme zabıtları herkesçe bilinmektedir. İngiltere sempatizanlığı suç değildir ki, idam sebebi olsun. Kaldı ki Cumhuriyeti kuranlar arasında da İngiltere sempatizanı az değildir.

 

Sual: 1920’lerde kurulan müstakil Azerbaycan Devleti’ni Türkiye neden desteklemedi?

Cevap: Ankara hareketi esnasında Sovyet Rusya’nın desteğini alabilmek ve müttefikleri Kafkasya’dan uzak tutabilmek uğruna Kafkasya’da kurulan Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Kuzey Kafkasya gibi müstakil devletlerin Bolşeviklerin kucağına atılması, o zamanki Ankara hükümetinin büyük bir hatası olmuştur.

 

Sual: Annesi babası Budist olan biri onların cenaze törenine katılabilir mi?

Cevap: Caizdir. Peygamber Efendimiz anne babası Müslüman olmayan sahabilerin onların cenaze işlerini görmelerine, diğerlerinin de cenazeye iştirakine izin vermiştir. Ebu Talib öldüğünde, Hazreti Ali’ye yıkayıp kefenleyip defnetmesini emir buyurmuştur. Hâris bin Rebia’nın Hıristiyan annesi ölünce cenaze işlerini gördü; bir grup sahabi de cenazesine katıldı.

 

Sual: Hafız Derviş Vahdeti hakkında ne dersiniz?

Cevap: Çıkardığı fitne ile Müslümanlara çok büyük zarar vermiş yarı cahil bir aktivistti. İttihad-ı Muhammediyye Cemiyeti adında, muhtemelen İttihatçıların kontrolününde bir cemiyete girdi. Bunlar tarafından kullanıldı. Zamanın idarecilerine ağır ithamlarda bulunarak 31 Mart Vakasının zeminini hazırladı. Vaka bastırılınca, idam edildi. Enteresandır ki, etrafındakiler beraat etmiştir.

 

Sual: Osmanlı topraklarında misyoner okullarının açılmasına izin verilmesinin sebebi bu faaliyetlerinin tespit edilememiş olması mı?

Cevap: Misyoner okulu diye birşey yoktur. Ecnebi mekteplerinde misyonerlik yapılmış olabilir. Gayrımüsimler arasında yapılmışsa, ki umumiyetle öyledir, suç değildir. Müslümanlar arasında misyonerlik yapılmış değildir. Bugün bile böyle bir tehlike yoktur. Zira dinini bilen, misyonerlere aldanmaz. Bilmeyen zaten müslüman değildir.

 

Sual: Bernard Lewis güvenilir bir tarihçi midir? The Emergence of Modern Turkey  (Modern Türkiye’nin Doğuşu)  kitabı okunabilir mi?

Cevap: Hayır. İngiliz istihbaratçısıdır. Tarihi mesaisi de ideolojiktir. İhtiyatla okunabilir.

 

Sual: Deve güreşi ne zamanlara dayanıyor?

Cevap: Orta Asya’daki göçebeler arasında doğduğu,  Anadolu’da da devam ettiği biliniyor. Hayvana eziyet caiz değildir. Hele bunun üzerine kumar oynanırsa daha da vahimdir.

 

Sual: Akkoyunlular Ehli Sünnet miydi?

Cevap: Evet. İslamiyete hizmetleri Osmanlılar kadar değildir. Ancak Şark Anadolusu Sünnîliği biraz da onlara borçludur.

 

Sual: Anadolu hareketi sırasında zamanında Fransız ve İngilizler, İstanbul’dan Anadolu’ya cephane kaçırılmasına neden göz yumdular?

Cevap: Anadolu ile zımni bir anlaşma vardır. Bu sebeple göz yumulmuştur. İkili oynamak, bilhassa İngiliz siyasetidir. İttihatçılar, harbin kaybedilmesi halinde Anadolu’ya çekilip orada mücadele etmeyi ve iktidarını sürdürmeyi kararlaştırmış; hatta bunun için planlar yapmıştı. Anadolu hareketi başlayınca, bu çerçevede İstanbul’da parasız kalan zabitler Anadolu’ya geçmiş; İstanbul’daki cephane hükümetin izni ve işgal kuvvetlerinin bilgisi dahilinde -güya gizlice- Anadolu’ya nakledilmiştir.

 

Sual: 1400 yıllık İslam tarihinde sahabeler dışındaki diğer bütün hükümdarlara baktığımız zaman sizce dine en fazla hizmet eden hangisidir?

Cevap: Osmanlılar elbette.

 

Sual: Metehan, babası Teoman’ı öldürmüş müdür?

Cevap: Oğuz destanı ve tarihçilere göre böyle bir şey vardır. Babası ile inanç sebebiyle mücadele etmiştir.

 

Sual: Avarlar Türk müdür?

Cevap: Türk olduğu rivayeti kuvvetlidir. Moğol rivayeti de vardır. Halkı ise çok muhtelifti.

 

Sual: Tarih usulü üzerine okuyabileceğimiz bir kitap yahut faydalanabileceğimiz bir şahsiyet tavsiye edebilir misiniz?

Cevap: Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin Ama Hangi Osmanlı kitabının önsözünü; Abdürrahim Zapsu’nun İslam tarihi önsözünü; İbn Haldun’un Mukaddime’sini; ayrıca Zeki Velidi Togan’ın Tarihte Usul ve Halkin’in Tarih Tenkidinin Unsurları kitaplarını okuyabilirsiniz.

 

Sual: Rıza Tevfik Bölükbaşı nasıl bir şahsiyetti?

Cevap: Çok iyi bir şair ve edebiyat bilgini idi. Aykırı bir tabiatı vardı. Başta İttihatçı ve Sultan Hamid muhalifi olduğu halde, sonradan padişahın kıymetini anlamış ve onun ruhâniyetinden istimdat başlıklı meşhur şiirini yazmıştır. Sonra Ankara hareketine muhalif olmuş; bu sebeple ömrünü sürgünde geçirmiştir.

 

Sual: Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Politika da 45 yıl’ isimli kitabında İngiltere tarafından Mustafa Kemal’e dizbağı nişanı verildiği söyleniyor. Doğru mudur?

Cevap: O zamanki Ankara sefiri Lord Percy’nin teklifi ile İngilizler dizbağı nişanı vermeyi düşündüler. Ama verilmedi. O zamanki gazetelerde buna dair haberler vardır. Hatta İnönü ile Gazi arasındaki soğukluğun sebeplerinden birisi de bu nişanın kabul edilip edilmemesi hususunda idi. İnönü, böyle bir teklif gelirse, kabul edilmemesini açıkça söylemiş; Gazi bunu kıskançlığa hamlederek kızmış; “İngilizler beni severler; benim için Lloyd George’u bile düşürdüler” demiştir.

 

Sual: Hezarfen Ahmet Çelebi  gibi bir ilim adamı neden Cezayir’e sürgün edilmiştir?

Cevap: Tarihte böyle birisi olduğu belli değildir. Sadece Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde geçiyor. Bu kadar mühim bir hadiseden başka vesikalarda ve kroniklerde bahsedilmemesi dikkate değer. Efsane olduğu kanaatindeyim.

 

Sual: 1957 seçimlerinde Demokrat Parti’nin oylarında bariz düşüşün bir sebebi var mıdır?

Cevap: Her iktidar uzadığı zaman destekleyenlerin sayısı düşer. Çünkü iktidarın icraatları çok zaman bekleneni vermez. 1957 senesinde ekonomik ve siyasi sebeplerle Demokrat Parti’nin reyi düşmüştür. CHP’nin dayanılmaz muhalefeti ve güçlü aleyhte propagandaları da tesirli olmuştur.

 

Sual: Abbasî devrindeki Mihne meselesi hakkında ne dersiniz?

Cevap: Halife Memun, Mutezile mezhebinde olduğu için, Kur’an-ı Kerim’in mahluk olduğuna inanıyor ve meşhur âlimlere böyle söyletmek istiyordu. Bu sebeple hepsine işkence yaptı; ama muvaffak olamadı. Bu devre mihne devri denir. Mihne, sıkıntı demektir.

 

Sual: Deli Halit Paşa İttihatçı mıdır?

Cevap: Duymadım.

 

Sual: Vehbi Koç’un babası Haim Nahum mudur?

Cevap: Bernard Naum ile olan ticari ortaklığı sebebiyle uydurulmuş bir şeydir. Vehbi Koç’un babası Ankara’nın tanınmış ailelerinden birine mensuptur ve annesi Hacı Bayram Veli soyundandır.

 

Sual: Memlükler Şafii miydi?

Cevap: Evet. Eyyubi tesiriyle Şafii idi. Mısır’da onların zamanında 4 mezhep resmi mezhep sayılıyordu.

 

 

Sual: Mustafa Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi’nin imzalanacağını biliyor muydu?

Cevap: Muharebe bitince mütareke imzalamak tabii bir şeydir.

 

Sual: Hulefâ-yı Râşidîn zamânında İslam askerinin şehirlerin dışında kışlalarda ikâmet edip halkla ihtilat etmediği söyleniyor. Bu askerler evlenmiyorlar mı?

Cevap: Evli olanlar 4 ayda bir eve izne gidiyor. Evli olup ailesiyle yaşayan da çoktur. Askerlik geçici ve gönüllüdür.

 

Sual: Rauf Orbay’ın Siyasi Hatıralar kitabı muteber midir?

Cevap: Rauf Bey’in hatıraları da benzerleri gibi siyasi propaganda ve nefsi müdafaa metinleridir.

 

Sual: Antakya, Bilâdü’ş-Şam’a dâhil midir?

Cevap: Hayır. Bilâdü’ş-Şam hududu, Lazkiye’nin cenubuna kadardır. Dımaşk’tan başka, Filistin, Lübnan ve kısmen Ürdün girer.

 

Sual: Kürd Alevisi var mıdır?

Cevap: Tunceli, Sivas ve Erzincan Kürtleri Kızılbaştır. Bingöl, Erzurum ve Elaziz’de de Kızılbaş Kürtler vardır. Onun dışında Kürtlerin ekserisi Sünnidir. Az sayıda Yezidi Kürtler de vardır.

 

Sual: Kuyuya fare düştüğünü daha sonra öğrendikleri için Ebu Yusuf’un İmam Mâlik’in içtihadına göre hareket edip namazı iade etmediğini yazmışsınız. Başka yerde de bir mezhebi taklit ederken o mezhebin şart ve müfsidlerine uymak lazım geldiğini yazmışsınız. Şu halde Ebu Yusuf, İmam malik mezhebine göre abdest almadığı halde nasıl onun içtihadını taklit etti?

Cevap: Belki gusül abdesti Maliki mezhebine göre sahih idi. Sonra bu namaz Cuma namazı olup, tekrarı mümkün değildi. Yani burada bir zaruret mevzubahistir.

 

Sual: Şalcı Bacı hadisesinin aslı var mıdır?

Cevap: Son zamanda Çetin Altan’ın bir yazısından yayılmış bir rivayettir. Hakikat olduğunu zannetmiyorum. Şalcı Bacı diye neşredilen resim ise Isparta’da bir kadın idam mahkûmunun resmidir.

 

Sual: Fransız İhtilali için milliyetçilik cereyanını uyandırdı denilir. Halbuki kralın haksızlıklarına karşı yapılmıştı. Herhangi bir etnik grubun Fransa’da muhtariyet için isyan etmediği biliniyor. Şu halde Fransız İhtilali nasıl milliyetçilik cereyanını uyandırmıştır?

Cevap: Meselenin cevabı uzundur. Fransız İhtilali’nin sebebi bahsettiğiniz şeyler değildir. Bunlar millete yutturulan sebeplerdir. Fransa’da ihtilal evvelinde halk hiç de fakir değildi. Siyasi baskı yoktu, hatta darbe günü Bastil Zindanı basıldığında sadece 7 tane adi mahkuma rastlandı. Hakiki sebep otorite değişikliğidir. Asırlardır süre gelen ananelerin yıkılmasıdır. Fransa İhtilali, İtalyan İhtilali, Rus İhtilali, Türkiye İhtilalinin hep Masonlar tarafından yapıldığı, bizzat kendileri tarafından itiraf edilmiştir. Daha sonra Avrupa’daki ve dünyadaki bütün kavimler tahrik edilerek ulus devlet projesi yürürlüğe sokuldu. Böylece imparatorluklar, krallıklar, monarşiler, dolayısıyla gelenek, din alt üst oldu. İhtilalin milliyetçi tesiri budur.

 

Sual: Emir Timur’un İstanbul’u almak için gayreti olmuş mudur?

Cevap: Bir ara Rumeli’ye geçmeyi düşündü, fakat Osmanlı ordusunun bakiyesi Rumeli’de idi. Bunu göze alamadı. İstese Bizans’ı birkaç hafta içinde düşürürdü. Bizans hemen hediyeler gönderip tâbiliğini beyan etti. Timur’un bütün derdi Çin’e gitmekti. Onun için Anadolu’da fazla oyalanmadı, geri döndü.

 

Sual: Kimmerler Türk müdür?

Cevap: Hayır, yerli halktır. Muhtemelen Hind-Avrupa kavimlerindendi.

 

Sual: Frenk seyyah Henry Blount, 1634 senesinde Doğu Akdeniz’e Yolculuk adlı seyahatnamesinde, Sofya’da bir hırsızı kazığa oturttuklarını yazıyor. Kahire’de de suçluların kazığa oturtulduğunu, kılıçla doğrandığını, başı ezilerek, velhasıl işkence edilerek öldürüldüğünü bizzat izleyerek şahid olduğunu söylüyor. Bir diğer seyyah Luigi Bassano’da bunu doğrular şeyler yazmıştır. Bir şer’î devlette suçlulara işkenceyle ölüm cezası vermesini nasıl anlamak lazımdır?

Cevap: Bunlar uydurmadır. Avrupalı seyyahların çoğu Osmanlı ülkesine gelmeden böyle uydurma seyahatnameler yazmıştır ki Türklerle bitmeyen muharebelere milleti tahrik edebilsin.

 

Sual: Roma’nın fethine dair hadis-i şerif var mıdır?

Cevap: Hazret-i Peygamber, “Kostantîniyye elbette fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne iyi kumandandır; onun askeri ne iyi askerdir” buyurarak müminlere İstanbul’un fethini müjdelediği gibi, Roma’nın da fethedileceğini müjdelemiştir. Deylemî’nin Müsnedül-Firdevs eserinde geçen hadis-i şerife göre, “Lâ tekumüs-sâa, hattâ yeftehallahu alel-mü’minînel-kostantîniyyetir-rûmiyyete bit-tesbîhi vet-tekbîr”. Yani, Allahü teala müminlere teşbih ve tehlille Roma’nın fethini nasip etmedikçe kıyamet kopmaz. Araplar, Kostantiniyye es-Sugrâ veya yalnız Kostantiniye dedikleri zaman İstanbul’u; Kostantiniyeti’r-Rûmiyye veya Kostantiniyyeti’l-Kübrâ dedikleri zaman Roma’yı kast ederler. Bu hadis-i şerif gösteriyor ki, kıyamete yakın, Mehdi aleyhirrahme zuhur edince, Roma fetholunacaktır. Zira fetih, tekbir ve tehlille müyesser olacaktır.

 

Sual: Sosyalist rejimlerde ekonomi kötü olsa da ilim adamlarına ve sanatkârlara değer verildiği doğru mudur?

Cevap: Komünist memleketlerde propaganda maksadıyla sanatkârlara, ilim adamlarına ve sporculara ehemmiyet verilirdi. İlim, sanat ve spor, hür memleketlere karşı bir mücadele ve müsabaka vasıtası olarak görülürdü. Mamafih ilim, sanat ve spor, hür düşünce vasatında inkişaf eder ve faydalı olur. Komünist memleketlerde ilim, fen ve spor adamlarının halini gördük. Hür dünyaya sığınmak için can atarlardı. Sayısız misali vardır.

 

Sual: Bazı liberaller, İslâmî idarenin (hilafetin) de sosyalist idare gibi baskı rejimine evrilmesinin çok kolay olacağını iddia ediyorlar. Kanunların giderek sertleşmesine mani bir sınır-otorite yok diyorlar. Buna delil olarak da İslâm âlimlerinin pek çok mevzuda farklı içtihadlar yaptıklarını, halifenin inisiyatifine göre istediği zaman sert olan, istediği zaman hafif olan içtihadı kanunlaştırmasının önünde engel yok diyorlar. Buna ne cevap verilir?

Cevap: Hilafette hiç kimsenin kaldıramayacağı ve değiştiremeyeceği ve esnetemeyeceği sınırlar vardır. O da şeriat ve maslahattır. Halife, şeriata aykırı davranamayacağı gibi; şeriatin hüküm koymadığı sahalarda maslahata, yani ammenin menfaatine aykırı, yani keyfi bir kaide koyamaz. İslâm hukukuna göre, dünyanın en ideal rejimi budur. Burada ne idarecilerin, ne idare olunanların heva ve hevesine bakılmaz.

 

Sual: Osmanlı ve Selçuklularda hanedan kanının dökülmemesi için yayla boğma şekli, İslâmiyete aykırı değil midir?

Cevap: Bu, Orta Asya’da, Eski Türklerde ve Moğollarda tatbik edilen kan tabususuna dayanır. Esas itibariyle İslâmiyete aykırı değildir.

 

Sual: Mute harbinde 100 bin kişiyi 3 bin kişilik İslâm ordusunun yendiği doğru mudur?

Cevap: Aynı anda hepsiyle savaşmış değillerdir. Yani 100 bin kişinin hepsinin aynı anda muharebe meydanında bulunduğu söylenemez. İki taraf da kuvvet denemesi ile iktifa ettiler ve geri çekildiler. Halid bin Velid için Peygamber Efendimiz “Taarruz için geri çekildi” buyurdu ve Seyfullah, yani Allah’ın Kılıcı unvanını verdi. Halid, sonradan bunun intikamını Romalılardan almıştır.

 

Sual: Bursa’daki Osmanlı mirasını öğrenmem için ne tavsiye edersiniz?

Cevap: Evliya Çelebi seyahatnamesine ve belediyenin neşrettiği Bursa Kütüğü’ne bakabilirsiniz.

 

Sual: Rauf Orbay’ın idama mahkûm edilmesinin sebebi nedir?

Cevap: Bağy, huruc alessultan, yani devlete isyan; Mondros Mütarekesi’ni imzalaması değil. Sonradan uzlaşma maksadıyla bu hüküm kaldırıldı.

 

Sual: İmâm-ı Gazali hazretlerinin kitabındaki abdest, oruç, zekât bahislerini okumak lazım mıdır?

Cevap: İmam Gazali hazretleri müctehid idi. İctihadları İmam Şâfiî mezhebine uygun düşmüştür. Bununla beraber ne Hanefî, ne Şâfiî için bu fıkıh kavilleri ile zaruret olmadıkça amel edilmez.

 

Sual: İngiliz Kraliçesinin soyunun Peygamber Efendimize dayandığı doğru mudur?

Cevap: Evet, böyle bir rivayet vardır. 1092’de Castilla ve Leon Kralı VI.Alfonso ile evlendirilen bir Endülüs prensesi (Zeida) vâsıtasıyla, Hazret-i Muhammed’in 42. kuşaktan torunu olmaktadır.

 

Sual: Şu an Osmanlı devam etseydi, padişah salahiyet cihetiyle İngiltere kraliçesi gibi mi olurdu?

Cevap: Tam olarak değil. Zira Kanun-ı Esasi’de padişahın vazife ve salahiyetleri biraz farklıdır.

Sual: İngiltere’nin hem resmi dini Hıristiyanlık olmasına rağmen, eşcinsel evlilik gibi Hıristiyanlıkta da günah olan bazı şeylerin resmen tanınmasının sebebi nedir?

Cevap: Demokrasi icabı hükümet bu işleri takmamaktadır. Kilisenin gücü, XVI.asırdan beri zayıftır.

 

Sual: ABD, II.Cihan Harbi’nden evvel içine kapanık bir devlet miydi?

Cevap: Monroe doktrinine göre, ABD, eski dünyanın işine karışmamayı tercih ederdi. Ama I.Cihan Harbi’nde kendisini harbin içinde buldu. Wilson prensipleri ile bir hayli güç kazandı. II. Cihan Harbinden sonra Monroe doktrinini terk edip, Truman doktrini ile dünyanın işlerine girişti. Yegâne süper güç oldu.

 

Sual: Arşivlerde gizlenen vesikalar var mıdır?

Cevap: Resmi arşivlerin bir kısmı yok olmuş, bir kısmı yakılmış, bir kısmı rutubet ve kurt yeniği ile telef olmuştur. Bunun dışında kalıp da hala tasnif edilmeyenler vardır. Tasnif edilenlerden de, devletin kırmızı çizgilerine uymadığı veya resmi ideoloji ile ters düştüğü için, araştırmacıya verilmeyin (rezerv konan) vesikalar vardır. Bu hemen her memlekette böyledir.

 

Sual: Kâbe-i Muazzamanın kapandığı, hac ve umrenin yapılamadığı zamanlar oldu mu?

Cevap: Elbette. 14 defa ibadete kapandığı biliniyor. Sel ve sair afetler haricinde, mesela IX. asırdaki Bâtınî isyanları sebebiyle Kâbe’ye girilemediği zamanlar oldu. 930 senesinde Karmatîler Mekke’yi işgal etti; hacıları öldürdü; hatta Hacerülesved’i bile söküp Bahreyn’e götürdüler. 1979’de İhvan isyanı esnasında da Kâbe ibadete kapatıldı.

 

Sual: Hazret-i Muaviye halife olduktan sonra, Hazret-i Osman’ın katillerini bulup cezalandırdı mı?

Cevap: Bazısını evet. Bazısı Hazret-i Ali’nin ordusu arasına girip, sonra halka karıştılar.

 

Sual: Elektrikli sandalye ile infaz ilk defa nerede çıktı?

Cevap: İlk tatbiki 6 Ağustos 1890’da New York Buffalo’dadır. Halen Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı eyaletlerde tatbik ediliyor.

 

Sual: Koç ailesi Sabataycı mıdır? Bernar Nahum, Koç’un kardeşi midir?

Cevap: Koç ailesi Türktür. Hacı Bayram soyundandır. Bernar Nahum, Koç’un ortağıdır; Hahambaşı Hayim Naum Efendi’nin yakını değildir. Beko markasının ilk iki harfi, Bernar Nahum’un isminden gelir.

 

Sual: Cumhuriyet devrinde Osmanlılardan kalan bütün semboller kaldırıldığı halde, neden bayrağa ilişilmemiştir?

Cevap: Bir ara mavi renkli bayrak kabulü konuşulmuştu. Bazı muhalifler kırmızı beyazın, İttihatçıların mensup olduğu Risorta Mason locasının renkleri olduğu için muhafaza ettiği dedikodusunu yapmıştır.

 

Sual: Türkler niye Kürtler gibi aşiret sistemini devam ettirememişlerdir?

Cevap: Daha erken zamanda yerleşik hayata geçmişlerdir. Yakın zamana kadar aşiret halinde yaşayan Türkler olduğu gibi; Kürtlerin de hepsi aşiret halinde yaşamamaktadır.

 

Sual: Mustafa Kemal, Harbiye’de talebe iken padişaha muhalif bir yazıdan dolayı cezalandırıldığı doğru mudur?

Cevap: Evet, ceza aldı, mektep kumandanı tarafından affedildi.

 

Sual: Tarık bin Ziyad’ın gemileri yaktığı doğru mudur?

Cevap: Tarık bin Ziyad’ın 28 Nisan 711’de, Septe’den İberya yarımadasındaki Calpe’ye (Cebelitarık’a) geçerken, 7 bin kişilik askeri cihada teşvik edip onların geriden ümidi kalmasın diye gemileri yaktırdığı rivayeti meşhurdur. Bunun uydurma olduğunu veya sembolik şekilde birkaç geminin yakıldığını söyleyenler de vardır.

 

Sual: Mâlik el-Eşter gibi Hazret-i Osman’a isyan edenlerden birini Hazret-i Ali niçin ordusuna kumandan yapmıştır?

Cevap: Eşter, müfsid biriydi. Kûfe’de çok nüfuzlu bir hâle geldi. Hazret-i Ali kendisini kontrol altında tutmak istemiş olabilir.

 

Sual: Allah, vatan, namus ve ittihad kelimelerinin yazılı olduğu bayraklar ne zamana aittir?

Cevap: Bunlar meşrutiyet devrinde ortaya çıkmış; İttihatçılara ait hususi sembollerdir. Bu gibi ulvi sembolleri kullanarak, insanları kendi maksatlarına imale etmiş, yönlendirmişlerdir.

 

Sual: Hocalı katliamından sonra merhum Turgut Özal’ın “Onlar Şiî; İran yardım etsin” dediği doğru mudur?

Cevap: Katliamla alakalı mı bilmiyorum ama böyle dediğini gazetelerden okuduk. İran, Rusya ile anlaşıp, katliamdan kaçan Azerilere sınırı kapatmıştı. Bunun için söyledi.

 

Sual: Babanzadeliler Kürt müdür?

Cevap: Evet. Süleymaniyeli bir bey ailesidir. Asılları Erdelan’dır.

 

Sual: Bir yerde İmam Tahavi hakkında mutlak müctehid tabiri kullanılmış. Kendisi Hanefi değil midir?

Cevap: Tahavi, diğer mezhep içindeki imamlar gibi mutlak içtihat seviyesinde idi. Fakat Hanefi usulüne göre ictihat ettiği için Hanefi mezhebinde müctehid kabul edilir. Çok kavilleri, Hanefî mezhebinin umumi hükümlerine uymamaktadır.

 

Sual: Arşivlerde birbirine benzer aşiret isimlerine rastlanıyor. Bunlar aynı olabilir mi?

Cevap: Yanlış okunmuş olması mümkündür. Kayıtlara yanlış geçmiş olabilir. Benzer isimde farklı aşiretler olabilir.

 

Sual: Dedem mübadelede Selanik taraflarından Celaliye’ye gelmiş. Bize Patriyot diyorlar. Bu ne manaya gelmektedir?

Cevap: Patriot Müslüman olmuş yerli halka ve Rumlara verilen isimdir. Patrioti, hemşerim demektir. Birbirlerine böyle dedikleri için bu isimle anılmışlardır.

 

Sual: Tatarlar Türk müdür?

Cevap: Bugünki Tatarlar Türktür. Ancak Ortaçağ’da Tatar diye anılan topluluk, bir Moğol boyudur. Zamanda Müslüman olup Türklerle karışmıştır. Hatta bu sebeple Araplar Moğolları Tatar diye anmıştır.

 

Sual: Birinin soylu olduğuna nasıl karar veriliyor? İlk soylu kimdi?

Cevap: Soyluluk tamamen sosyal, tarihi ve dini sebeplerle taayyün eder. Bir zafer kazanmak, liderlik yapmak, tarihi bir muafiyet elde etmek bunun başlangıcıdır. Ondan sonra gelenler aynı karizma ve hükümranlığı sürdürürse, soyluluk teşekkül eder. Ondan sonra soyluluk sistemleşir. Hükümdar tarafından soyluluk unvanı verilir. Her cemiyette bunun teşekkülü ve ortadan kalkması farklıdır. Bir köylünün soylu olması çok zordur. Avrupa asaletinde soylular umumiyetle savaş lordlarıdır. Bunlar, Latinlerde, şehir kurmuş, savaş kazanmış, kral yapmış kişilerdir; Cermenlerde ise kabile reisleridir.

 

Sual: Hazret-i Fâtıma’nın kabri nerededir?

Cevap: Hazret-i Fâtıma’nın kabri, Medine-i Münevvere’de Bakî kabristanındadır. Yanında oğlu Hazret-i Hasen, torunları Zeynelâbidin Ali, Muhammed Bâkır ve Cafer Sadık’ın kabirleri vardır. Hazret-i Peygamber’in türbesinde ayrıca sadece Ebu Bekr ve Ömer’in kabir vardır. Burası Hazret-i Âişe’nin evidir ve onun izni olmadan Hazret-i Fâtıma ve Hazret-i Hasen de dâhil- kimsenin gömülmesi mümkün değildir.

 

Sual: Yezidîlerin Yezid ile alakası var mıdır?

Cevap: Yezidîlik, doğru adıyla Ezdîlik’e adını veren Ezd (İzed, Yezdan), Eski Farsçada Tanrı’nın ismidir. Ezdî, tanrıya inananlar demektir. Emevî halifesi Yezîd ile bir alâkası yoktur. Kürtçe Ezda (Yaratan) kelimesi veya İran’ın Yezd şehri ile de alâka kuranlar vardır. Hazret-i Ali ve Muaviye’ye karşı çıkan Hâricî mezhebine mensup Yezîd bin Enîse, Kürdistan mıntıkasında yerleşip mücadelesini burada sürdürmüştü. Bazı İslâm kaynakları, Ezdîliği buna bağlar. Tarih içinde Ezdîlerin, bu ismin de tesiriyle Halife Yezid’e sahip çıkmaları, iddiayı doğrular mahiyettedir. Şeyh Abdülkâdir Geylânî’den ders alan ve Adeviye tarikatının kurucusu bir sünnî evliyası olan Şeyh Adiy bin Müsâfir ile soyunu Ezdîlerin mukaddes bilmeleri, meseleyi iyice giriftleştirmiştir. Şeyh Adiy (v.1162) Emevî soyundandır.

 

Sual: Annesi seyyide olan çocuğun hükmü nedir?

Cevap: Annesi Hasen veya Hüseyn soyundan olan bir çocuk, şerif ve seyyide diye anılmaz; ama Resulullah’ın soyundan sayılır. Mesela, birisi malının üçte birini bir seyyide verilmesini vasiyet etse, annesi seyyide olana verilmez.

 

Sual: Zazalar kimdir?

Cevap: İran asıllı Partların soyundan olup Milattan Evvel X. asırda İran’ın deylem mıntıkasından Doğu Anadolu’da Fırat ve Dicle kenarına yerleşen bir halktır. Bu sebeple Dımbili/Dümbülü diye de anılır. Lisanları Kırmancilerle benzer ise de ayrıdır. Yabancılar Kırmancilerle Zazalara beraberce Kürt derlerse de iki ayrı kavimdir. Palu, Kiğı, Lice, Dersim, Erzincan taraflarında yaşarlar. Hurriler gibi, Anadolu’nun yerli halklarından da bunlara karışanlar vardır. Erzincan ve Dersim’dekiler Alevi, diğerleri Sünni-Şafii’dir.

 

Sual: Uç beyliği ve uç beyi ne demektir?

Cevap: Sınırda merkeze bağlı iç işlerinde bir miktar müstakil eyaletlere uç beyliği denir. Avrupa’daki markilik mukabilidir. Osmanlı Devleti, kuruluşunda Selçuklu Devleti’ne bağlı bir uç beyliği idi. Selçuklu Devleti’nin çöküşü üzerine beylik (müstakil devlet) oldu.

 

Sual: Ümmetin yanlışta ittifak etmeyeceğiyle ilgili hadis-i şerifler var. Bunlar, bidatleri küfre varmayan Şia, İbadi, Mutezili gibi mezheplerin de doğru olduğunu göstermez mi?

Cevap: Müctehid ehl-i sünnet ulemâsının ittifakına icmâ denir. Bu sıfatı haiz olmayanların ittifakı bir hüküm ifade etmez. Ulema icmâ ettikten sonra, buna muhalif bir görüşün de kıymeti yoktur. Şiî, Haricî, Mutezilî gibi mezhepler icmâ’dan sonra ortaya çıktığı için bâtıl yollardır. Bunlar âdil sayılmadığı gibi, icmâları da şer’en bir şey ifade etmez. Ayet-i kerimede böyle buyuruluyor.

 

Sual: İslamcılık, Siyasal İslam gibi tabirlerin uygun olmadığı, çünkü dini ideolojileştirmek olduğu söyleniyor ise de, lakin İslam, hayatın her sahasına müdahil bir din olarak zaten din olmasının yanında siyasi bir cihet de taşımıyor mu?

Cevap: Siyasal İslam’ın ve İslâmcılığın manaları başkadır. Bunlar İslâmiyeti şahsi politik emelleri için kullanmak ve modernizm mânâsına geliyor. Gayrı İslâmî bir sistemde bu rejimin argümanlarına göre dini siyaset yapmak, bu rejimi zımnen kabul etmek gibi dini dejenere eden neticelere yol açıyor. İslâmiyette elbette ki devlet, hükümet ve siyaset vardır. Bunlar aynı şeyler değildir. Bunlar, kişilere veya gruplara göre değişen değil; esaslı hükümlere dayalı bir sistemdir.

 

Sual: Artuklular hangi boydandır?

Cevap: Malazgird Harbi’nin ardından Anadolu’ya yerleşen Oğuz Türkleri’nin kurduğu birkaç beylikten biri olan ve Mardin-Elaziz havalisinde hüküm süren Artuklular, Oğuzların Döğer boyundandır. Artuklu soyu günümüze kadar gelmiştir.

 

Sual: Manav ne demektir?

Cevap: Manav yerli halka muhacirlerin verdiği isimdir. İzmit-Adapazarı-Kastamonu hattından ta Antalya’ya kadar uzanan mıntıkanın yerlilerine denir. Bu isim, Anadolu’ya ilk zamanda gelip yerleşik hayata geçen Oğuz Türkleri ile, yerli halktan Müslüman olanlara şamildir.

 

Sual: Kürt sahabe var mıdır?

Cevap: Câbân el-Kürdî ve Zozan adında bir hanım sahabiden bahsedilir.

 

Sual: Lurlar Kürt müdür?

Cevap: Kürtler gibi İranî bir kavimdir.

 

Sual: Hazret-i Ali efendimizin kılıcı Zülfikar’a ne olmuştur?

Cevap: İki tarafı keskin olduğu için iki omurgalı manasına Zülfikar denilen ve Bedir’de öldürülen Âs bin Münebbih’e ait bulunan kılıç ganimet meyanında Hazret-i Peygamber tarafından kullanılmış; Uhud Gazası’nda Hazret-i Ali’ye hediye edilmiştir. Zülfikar, Hazret-i Ali evladının elinde iken satılmış; sonra Abbasi halifesi Mehdi satın almıştır. Yakub bin İshak Temimi adında biri tarafından kaçırılarak Fâtimîlere teslim edildi. Mısır’da çıkan bir kargaşada yağmalanıp parçalandı. Herkes bir parçasını teberrüken aldı.

 

Sual: İç Anadolu mıntıkasındaki Kürtler nereden gelmiştir?

Cevap: Bunlar umumiyetle Suriye’de kışlayıp Anadolu’da yaylayan Rişvan, Cihanbeyli, Şıhbızınlı gibi göçebe Kürt aşiretlerinden olup, 18. asırda Antakya, Maraş, Urfa, Malatya mıntıkasına yerleşmiş; sonra Kahta, Besni, Adıyaman’dan İç Anadolu’ya (Haymana, Bala, Koçhisar, Kulu, Cihanbeyli, Yunak, Yozgat, Yerköy, Çiçekdağı, Kaman, Ortaköy) iskan edilmiştir. Sünnidir, Şafii iken çevrenin tesiriyle zamanla Hanefileşmiştir. Malatya havalisindekilerde Kızılbaş olanları da vardır.

 

Sual: Çerkezler ve Çeçenler aynı milletten midir?

Cevap: Apayrı iki millettir. Türklerin Çerkez dediği Adigelerle Abhazlar ve Kabartaylar birbirlerine yakındır. Çeçenler ayrı bir millettir. Gürcüler ve Lazlar ayrı bir millettir; bu ikisi birbirine yakındır. Avarlar, yani Dağıstan halkı Çeçenlere daha yakındır. Karaçaylar, Balkarlar ve Nogaylar Türktür. İnguşlar Çeçenlere yakındır. Osetler, İran menşelidir. Hepsi ayrı ırklardır. Yaşadıkları mıntıkalar da farklıdır. Şâfiî mezhebindeki Çeçenler ve Avarlar dışındaki Kafkasya Müslümanları, ezcümle Çerkezlerden Müslüman olanlar Hanefidir.

 

Sual: Balkan Türkleri’nin katiyyen akraba evliliği yapmadığı doğru mudur?

Cevap: Bazı topluluklarda akraba evliliği yadırganıyor. Mesela Kafkasya ve Türkistan’da böyledir. Çerkezler, Kazaklar yedi göbekten akraba ile evlenmez. Bu, Moğol töresinde vardır. Anadolu Türklerinde akraba evliliği vardır ve yaygındır. Rumeli Türklerinde ise yaygın değildir. Çünkü bunlar daha kapalı topluluklardır. Üstelik aralarında sütkardeşlik çok cereyan ettiği ve bunu bilmek de kolay olmadığı için akrabadan evlenmiyorlar. Bir de başka ailelerle akrabalık kurmak sosyal bir güç temin ettiği için tercih edilmiştir.

 

Sual: Böyle bir sual sormak edeben doğru olur mu bilmiyorum ama, sizce Gazneli, Selçuklu, Memlük, Osmanlı vs. bütün Türk devletlerine baktığımız zaman dine en fazla hizmet eden hükümdar kimdir?

Cevap: Osmanlılar öndedir. Bunlardan da Yavuz Sultan Selim ve Sultan II. Abdülhamid gibi padişahlar dine en çok hizmet edenlerdendir.

 

Sual: Türkan veya Tirkan aşireti Kürtçe konuşan Türkmen bir aşiret midir?

Cevap: Karakeçililer gibi biliyorum.

 

Sual: Urfadaki Badıllı aşireti ile Türkmen Beydilli aşireti aynı aşiret midir?

Cevap: Bir rivayette öyledir. Kürt tesirinde kalmışlardır.

 

Sual: İşgal ile fetih arasında ne fark vardır?

Cevap: Lügat olarak farklıdır. Arapça işgal, meşgul etmek demektir. Türkçe’de bir yeri, bir malı zorla ele geçirmek manasına kullanılır. Arapça’da fetih açmak demektir. Türkçe’de bir toprağı harb veya sulh yolu ile ele geçirmek manasına kullanılır. İşgalde menfi mana vardır ve muvakkattır. Fetihde ise müsbet mana vardır ve muvakkat değildir. Vatan edinme mevzubahistir.

 

Sual: İsmail Hakkı Uzunçarşılı nasıl bir şahsiyettir?

Cevap: Ömrü arşiv vesikaları arasında geçmiş çalışkan bir tarihçi idi. Yıllarca Sultan Abdülaziz’in ölümünü cinayet olarak anlattıktan sonra, resmi ideoloji istikametinde, ölümün intihar olduğuna dair kitap yazdı. Balıkesir milletvekilliği ile mükâfatlandırıldı. Bu hâdise çok ibretlidir.

 

Sual: Üniversitelerde bile okutulmakta olan inkılap tarihi dersiyle alakalı ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Lüzumsuz olmakla beraber, doğru okutulursa faydadan hâli de değildir.

 

Sual: Sultan I. Kılıçarslan’ın kabri nerededir?

Cevap: Silvan’da defnolunmuştur. Fakat bilen yoktur.

 

Sual: Peygamber Efendimiz doğduğunda, Ayasofya’nın bugünki hâli mevcut muydu?

Cevap: Evet. 532’de yaptırıldı.

 

Sual: Papazların evlenmesi yasak olduğuna göre, tarihte çocuğu olan papalar nasıl izah edilir?

Cevap: Din adamlarına evlenme yasağı asırlar sonra ortaya çıkmıştır. Bundan sonra yine evlenip çocuk sahibi olduktan sonra kiliseye intisap eden papalar olmuş; bazı papaların ise gayrimeşru çocukları dünyaya gelmiştir.

 

Sual: Son zamanlarda ülkemizde gençlerin yoğun olarak deist olduğu iddiası yayılıyor. Sizce bu doğru mudur?

Cevap: Dinini bilen, ne deist olur; ne ateist. Dinini bilmeyene bir şey diyemeyiz. Bu tehlike 100 yıldır devam ediyor. Müslüman çocukları mürted oldu ve oluyor. Müslüman görünenlerin yanlış veya kötü niyetli bazı tavırları da, zayıf imanlı insanlara zarar verebilmektedir.

 

Sual: Müctehidde olması gereken hususiyetler sıralanırken Kur’an-ı Kerimi ezbere bilmek maddesi de geçiyor. Eshab-ı kirâmın da tamamı için müctehid deniyor. Eshabın hepsi Kur’an-ı kerimin tamamını ezbere bilmiyordu. Bu vaziyette nasıl müctehid oluyorlar?

Cevap: Eshâb-ı kirâmın hepsinin müctehid olduğu ihtilaflıdır. Eshab-ı Kiram Kur’an-ı Kerimin nüzulü zamanında yaşadılar. Âyet-i kerimeler tedricen geliyordu. Gerek Peygamber’e, gerekse birbirlerine sorarak Kur’an âyetlerini öğrenme imkânı vardı. O zaman için Kur’an-ı Kerimin tamamını ezberlemek mümkün de, kolay değildi. Bu kadarı onlar için kâfi idi. kaldı ki hepsi müctehid sayılsa bile, pek azı ictihad etmiştir.

 

Sual: Salahaddin Eyyubi, Nureddin Zengi’nin küçük oğlunu öldürtmüş olabilir mi?

Cevap: Salahaddin Eyyübi, Nureddin Zengi’nin dul karısı ile evlenip, sultanın küçük oğluna naip olmuştu. Genç sultan 18 yaşında eceliyle öldü. Kaldı ki, öldüğünde Salahaddin uzaktaydı. Genç sultan, Salahaddin’e mesafeli idi. Amcasını halef tayin etmişti. Bundan dolayı yakıştırmış olabilirler.

 

Sual: Beykoz’daki Yuşa aleyhisselam kabri kati midir?

Cevap: Kat’i değildir. Yuşa aleyhisselam burada yaşamamıştır. Kabri de burada değildir. Ama eskiden beri bilinen bir mukaddes mekândır. Osmanlılar zamanında kıymet verildiğine göre, bir başka mübarek kişinin, bir azizin, bir havarinin kabri olabilir. Yuşa, Karadeniz fırtınalarından sonra Boğaz’a giren Yunan denizcilerin “kurtulduk” manasına söylediği bir söz olmak rivayeti vardır.

 

Sual: Ayasofya mozaikleri kazınmamışsa, Osmanlılar burada nasıl namaz kılmışlar?

Cevap: Bu mozaiklerin kazındığını veya alçı sıva ile kapatıldığını söyleyen tarihçiler vardır. Solakzade kazınmıştı diyor. Şu halde Bizans enstitüsü sonradan eklemiştir. 18. asır seyyahları ise mozaikleri gördüklerini söylüyor. Semavi bey gibi müze evvelini bilenler, içeride mozaiklerin üstü sıvayla kapalıydı; altından silüet seçilirdi diyor. 1894 zelzelesinde çoğu döküldü. Eskiden gezenlere para karşılığı bu mozaiklerden satılırmış. Benim anladığım mozaiklerin hepsi kazınmamışsa da namaz mahallindekiler kazınmış veya sıvanmıştı. Namaz kılınmayan kısımlardaki galerilerde açıktı veya alçı ile sıvanmıştı.

 

Sual: Tarihte İzmir şehrinin bayrağı var mıydı?

Cevap: Ortaçağ’da feodalite devrinde Avrupa şehirlerinin çoğunun ayrı bayrağı vardı. Çünkü bu şehirler ya müstakil bir devlet sayılıyordu veya otonom idi. Ticaret şehirlerinin de böyle bayrakları vardı. İzmir bayrağı denilen bayrak, şehrin İtalyanların elinde bir ticaret şehri olduğu Ortaçağ ile alakalıdır. Türk hâkimiyeti zamanında hiç bir şehrin bayrağı olmamıştır. Devletlerin resmi bayrak âdeti bile çok yenidir. 18. asır sonlarına tarihlenir. Osmanlı Devleti’nin resmî bayrağı 1793’den sonra ortaya çıkmıştır. Bir şehrin Türk hâkimiyetinden çok önceki bir zamana atıf yapan bayrağın kabulü biraz abestir. Bugün Amerika’da ve bazı devletlere şehirleri sembolize eden bayraklar vardır.

 

Sual: Bizans imparatoru Heraklius Yunancayı resmi dil haline getirdiyse, ondan asırlarca evvel inşa edilen Ayasofya’nın isminin Yunanca olması nasıl izah edilir?

Cevap: Bizans ülkesinde Yunanca konuşuluyordu; ancak Latince hâkimdi. Resmi dil Latince idi. Heraklius, Latince iyi bilmezdi. Ondan sonra artık Latince hükmünü kaybetti; Yunanca resmi dil oldu. Mabedlerin ismi olmaz. Onlara halk isim takar.

 

Sual: İslam Hukukunu, günümüz Batı Hukuku’ndan ayıran hususiyetlerden en mühimi hangisidir?
Cevab: Birinin menşeinin dini, diğerinin beşeri olmasıdır. Beşer ile ilah arasındaki farkı tasavvur ediniz.

 

Sual: Eshab-ı Kiram efendilerimizin ictihadlarının toplandığı bir kitap var mıdır?
Cevab: Hayır. Bazı fıkıh kitaplarında ve tefsirlerde zikredilir. Arap memleketlerinde yazılmış olan sahabi biyografilerinde ictihadî kavillerinden bahsedilir.

 

Sual: Bulunduğumuz ilçenin, köyün mahalli tarihini araştırmak isteyen nasıl bir yol takip eder?
Cevab: Osmanlıca bilenler için dijital olarak arşivlerden tarama yapıp, vesikaları tedkik eder. Beldeyle alakalı kitaplar, seyahatnameler, hatıratlar, yazılar taranır. Yaşlılarla görüşülür. Mahalli arşivler, fotoğraflar, kitabeler, tarihi eserler araştırılır. Sosyal tarih metodolojisine dair Tarih Vakfı’nın neşriyatı vardır.

 

Sual: Osmanlı padişahlarının soyunu Oğuz Han’a dayandırdığı; ama bunun doğru olmadığını söyleyenler var. Ne dersiniz?
Cevab: Bütün Osmanlı tarihçileri böyle söylüyor. Oğuzlar, hep Oğuz Han’a dayanır. Biz de Oğuzuz, bizim de atamız Oğuz Han’dır. Bazı Avrupalı tarihçiler, Osmanlıları Moğol olarak tavsif eder ki, bu, Türkleri öteden beri Moğollarla karıştırma alışkanlığının neticesidir.

 

Sual: Peygamberimiz ve 4 halife devrinde ağırlıklı olarak hangi mezheple amel edilmiştir?
Cevab: Peygamber zamanında mezhep olmaz; ancak sahabi âlimler peygamberin yanında bulunmadıkları zaman kendi ictihatlarıyla hareket ederler. Bunlar, o sahabinin mezhebidir. Peygamberden sonra ise herkes kendi içtihadıyla amel eder. 4 halifenin her biri de kendi mezhebi ile hareket etmiştir.

 

Sual: Tarihe dair hadiseler nakledince, dinleyenler, “Sen orada mıydın? Bunların doğru olduğunu nereden biliyorsun?” diyor. Bunlara ne denebilir?
Cevab: Tarihi hadiseler, tarihe şahit olanların şahitliklerine ve vesikalara göre anlatılır. Bunları da tarihçi nazara alır. Zira tarihi nakillerde, nefret ve iftira, dini ve ırki sebeplerle subjektif davranmak olabilir.

 

 

Sual: Fethedilen şehirlerde asker evlere girebilir miydi?
Cevab: Harb esnasında gerekirse girebilir.

 

Sual: Osmanlılarda gayrımüslimler devletin en fazla hangi kademesinde vazife yapabilirlerdi?
Cevab: Sadrazam olamaz. İlmiye ve askeriye sınıfına da giremez.

 

 

Sual: XIX.asırda bir kazada müftülük yapmış dedemle alakalı bilgilere nasıl ulaşabilirim?
Cevab: Diyanet işlerinde personel dairesinde bütün din adamlarının sicili mevcuttur. Resmi olarak tedkik talebinde bulunmalıdır.

 

Sual: Birçok ülkenin bayrağında bulunan çift başlı kartal sembolü neyi ifade eder?
Cevab: Güç ve hâkimiyet sembolüdür.

 

Sual: Bugün Fas hükümdarı ehl-i sünnet mezhebinde midir?
Cevab: Hükümdar ailesi Hazret-i Hasen soyundan geldiğini iddia eder. Ehli sünnet ve Malikî’dir.

 

Sual: Osman Turan’ın kitabında Melikşah zamanında Eş’arilerle Hanbelîlerin mücadelelerinden bahsediliyor. Bunu nasıl anlamalıdır?
Cevab: Mesele Hanbelî-Eş’arî meselesi veya mezhep kavgası değil, itikadîdir. O zaman Hanbelîlerin bir kısmı ehl-i sünnet dışı mücessimeye varan görüşlere sahipti.

 

Sual: Bugün kimya yardımıyla bazı maddelerin zararlı, hatta zehirli olduğunu anlayabiliriz. Eskiden bunu nasıl anlıyorlardı?
Cevab: Kimya eski bir ilimdir. Tecrübe ile anlıyorlardı.

Sual: Antik Roma’nın Antik Yunan ile bir alakası var mıdır?
Cevab: Hayır. Roma’yı, Yunanların elinden kaçan Truvalılar kurdu.

 

Sual: Aruz vezni ne zaman ortaya çıkmıştır?
Cevab: Arapça kadar eskidir. Hakkında yazılmış bilinen en eski kitap hicri 2. asırdan kalmadır.

 

Sual: Rejim aleyhtarı olmak bizdeki anayasaya göre suç kabul ediliyor. Diğer ülkelerde vaziyet nasıldır? Mesela Almanya’da monarşiyi veya İngiltere’de cumhuriyeti müdafaa etmek suç mudur?
Cevab: Gelişmiş demokrasilerde silahlı mücadele ile rejimi devirmek maksadı olmadıkça, bu gibi fiiller suç kabul edilmez. Otoriter veya totaliter rejimlerde rejim aleyhtarı olmak, böyle düşünmek, hatta ima etmek bile suçtur. Cumhuriyetçiliğin güçlü bir ideoloji olduğu Fransa’da, kralcılar bulunur ve kralcı parti vardır. Kralcıların gazeteleri vardır. İngiltere’de hatırı sayılır cumhuriyetçi vardır. Mecliste bile bunu dile getirirler.

 

Sual: Şihabeddin Sühreverdi’yi Salahaddin Eyyubi neden idam ettirdi?
Cevab: Mürted olup, halkın inancını bozmaya çalıştığı için idam ettirdi. Bu, filozof olandır. Aynı isimde bir de mutasavvıf vardır.

 

Sual: İran bayrağındaki güneşe benzer alamet ateşperestlerin sembolü değil mi?
Cevap: İran, bir Şii devletidir. Ancak öteden beri Zerdüşt mazilerinin hatıralarına sahip çıkmaktadırlar. Çünki Şiilik, İran milliyetçiliği ile paralel bir inanıştır.

Sual: Arap harflerin Türkçeye adaptesi tam olarak ne zaman yapıldı?
Cevap: Türklerin müslüman oluşuyla beraber.

Sual: Kaynaklarda Moğol istilaları sırasında öldürülenlerin sayısı hakkında muhtelif rakamlar veriliyor. Mesela sadece Merv’de 1 milyon, Bağdad’da 2 milyon kişinin öldürüldüğü söyleniyor. Bunlar mübalağa olabilir mi?
Cevap: Bu sayı, tek bir şehir için değil, koca bir memleket için veriliyor. Merv, Bağdad, o zaman en büyük şehirlerdendir. Etrafındaki insanlar da katliama uğramıştır.

 

Sual: Tarih usulü öğrenmek için kaynak tavsiye eder misiniz?
Cevap: Zeki Velidi Togan’ın Tarihte Usul ve Türk Tarih Kurumu’nun neşrettiği Tarih Tenkidinin Esasları diye bir kitap vardır.
Sual: Monarşi idaresi insanlık tarihi kadar eski. Bu adeta şuurlu bir tercih olarak görülüyor. Ne dersiniz?
Cevap: Monarşi, tanrı ile kul arasındaki vaziyeti sembolize eder. Hanedanların otoritesi, karizması; kahramanlık veya dini sebeplerle doğmuştur.
Sual: Muhtesibin vazifelerinden biri, sokak ve caddelerde oturma işlerine bakar, gelip geçenlere zarar verilmiyorsa müsaade edilir, diyor. Oturma işleri ne demektir?
Cevap: Ev ve dükkân sahiplerinin yola koyduğu eşya, yola, kaldırıma oturması, burayı işgali, arabasını park etmesi gibi işlerdir.

 

Sual: 1945’de harb vasıtasıyla toprak ilhakı gayri meşru sayılırken, İsrail’i kabul eden devletler nasıl bir gerekçe buldu?
Cevap: Orada Birleşmiş Milletler kararı ile bir referandum yapıldı ve yeni bir devlet kuruldu. İlhak başka şeydir. Nitekim Kosova da böyle kuruldu.

 

Sual: Filistin’e Yahudilerin yerleşmesini kabul ederek, İsrail’in kurulmasına Sultan Abdülhamid’in sebep olduğu iddiasına ne dersiniz?
Cevap: Filistin’de zaten yerli Yahudiler yaşıyordu. Sultan Aziz ve ardından Sultan Hamid zamanında ecnebi Yahudilerin burada yerleşmesi kanunen men edildi. Ama kaçak olarak buraya yerleşmeye devam ettiler. 1908’den sonra ittihatçılar Filistin’e yerleşmelerine göz yumdular; sonra da açıkça müsaade ettiler. Sultan Hamid bu sebeple tahtını kaybetti.

 

Sual: Monarşi idaresi insanlık tarihi kadar eski. Bu adeta şuurlu bir tercih olarak görülüyor. Ne dersiniz?
Cevap: Monarşi, tanrı ile kul arasındaki vaziyeti sembolize eder. Hanedanların otoritesi, karizması; kahramanlık veya dini sebeplerle doğmuştur.

 

Sual: Esenboğa hava meydanının ismi nereden geliyor?
Cevap: Bu mıntıka, 1402’de Ankara Muharebesi’nin geçtiği mıntıkadır. Esenboğa, Timur’un ordusundaki filleri idare eden kumandan idi. Esenboğa, mutlu boğa demektir. Eskiden Ankara hava meydanı Etimesgut’ta idi. Buranın ismi de Ahi Mesud iken ve Ankara’nın ahilerce idare olunduğu 7 asır evvelki tarihine şahitlik ederken, tek parti zamanında nedense değiştirilmiş, hiçbir manası bulunmayan Etimusgut’a çevrilmişti. 1951’de hava meydanı Esenboğa’nın fillerini çömdürdüğü yer olduğu söylenen şimdiki yerine taşındı. Hatta o zamanlar burada bir çobanın, hava meydanı kurulacağını öğrenince, “Burada o kadar sis olur ki, ben burada koyunlarımı bulamam, siz tayyareleri nasıl indireceksiniz?” dediği meşhurdur. Atatürk’ün hayran olduğu Timur’un kumandanlarından birinin ismini taşıyan Esenboğa, Osmanlı külleri üzerinde kurulmuş cumhuriyete daha çok yakışmaktadır.

 

Sual: Muhtesibin vazifelerinden biri, sokak ve caddelerde oturma işlerine bakar, gelip geçenlere zarar verilmiyorsa müsaade edilir, diyor. Oturma işleri ne demektir?
Cevap: Ev ve dükkân sahiplerinin yola koyduğu eşya, yola, kaldırıma oturması, burayı işgali, arabasını park etmesi gibi işlerdir.

Sual: İslâm hukukunda kadınların devlet reisi olması caiz olmadığı halde, bazı Müslüman Türk devletlerinde kadın hükümdarların görülmesi nasıl izah edilir?
Cevap: Bunlardan bazıları fiilî hâkimiyetten ibarettir; meşru bir hükümdarlık mevzubahis değildir. Bazısı naibedir. Şer’î hukuka göre, kadınların hükümdarlık bir yana, kadılık ve sair memuriyetlerde bulunmasına cevaz verilmemiştir.

 

Sual: Şu an Güney Amerika’da yaşayanlar aslı nedir?
Cevap: Bir kısmı Avrupa’dan gelenlerin; bir kısmı yerli halkın soyundandır. Büyük bir kısmı Avrupa’dan gelenlerle yerli halkın melezidir. Bu hal, memleketlere göre değişiyor. Mesela bildiğimiz kadarıyla Peru’da melez; Arjantin’de beyaz; Bolivya’da yerli çoktur.

Sual: Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun, Osmanlı Devleti gibi sömürge zihniyeti taşımamasını neye bağlıyorsunuz?
Cevap: Klasik imparatorluklarda usul budur. Roma ve Çin de böyle idi.

 

Sual: Orta Asya Türklerinde dini hayat niçin zayıftır?
Cevap: Çünki üzerlerinden Bolşevik buldozeri geçti.

Sual: Tibetlilerin, Uygur Devleti’nin yıkılmasında rolü var mıdır?
Cevap: Budizmin Uygurlar arasında yayılması, Uygurların milli karakterini ve o zeminde çok lazım muhariplik vasıflarını yok etti. Bu cihetle bir menfi tesiri oldu.

 

Sual: Valide sultanların naibeliği ne ifade eder?
Cevap: Küçük çocuğun velisi baba ve erkek akrabası yoksa annesidir. Bütün monarşilerde çocuk küçükse birisi ona naip veya naibe olarak vekâlet eder. İslâm devletlerinde, kadın hükümdar olamayacağı ve çocuk da tek başına hükümet edemeyeceği için, annesi çocuğa naibelik yapar; çocuk hükümdar da bir vekil (vezir) tayin eder. Görünüşte çocuk; hakikatte vezir hükümet eder. Naibenin resmi bir rolü yoktur.

Sual: Neden İç Anadolu’da, doğudaki gibi aşiretler yoktur?
Cevap: Orta Anadolu’da da çok miktarda Türkmen ve az mikdarda Kürt aşireti ve büyük güçlü aile ananesi vardır. Yerleşik hayata biraz daha erken geçip merkezi idareye daha yakın oldukları için belki bu sistem biraz zayıf görünebilir. 1950’lere kadar güçlüydü.

 

Tavsiye Yazı —> Çağdaş Dünya Tarihine Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler