Hanefi mezhebinde dişlerin arası ve diş çukuru ıslanmazsa gusül tamam olmaz. Bunun için, diş kaplatınca ve doldurunca, gusül abdesti sahih olmaz. İnsan Cenâbetlikten kurtulmaz. Evet, İmâm-ı Muhammed’e göre sallanan dişleri altın tel ile bağlamak ve düşen, çıkarılan diş yerine altın diş takmak câizdir. İmâm-ı Âzam ise, altın câiz olmadığını ictihad buyurmuştur. İmâm-ı Ebû Yusuf, bir rivayette, İmâm-ı Muhammed gibi buyurmuştur. Ashâb-ı kirâmdan Arfece bin Sada, altın burun takması için izin verilmesi, İmâm-ı Âzam’a göre, yalnız Arfece’ye mahsustur denilmiştir. Nitekim Zübeyr ve Abdurrahmân “radıyallahü teâlâ anhüma” için, ipek giymelerine izin verilmişti ve yalnız bunlara mahsustu, denilmiştir. Fakat, fetva, İmâm-ı Muhammed kavli ile olup gusül abdesti alırken çıkarılabilen takma diş, kulak ve burunun, altından olmaları câiz görülmüştür. İmamlarımızın bu ayrılığı, takma dişin ve sallanan dişe sarılan tellerin altından olup olmamasındadır ve gusle mâni olmayacak şekilde çıkarılması mümkün olduğu haldedir. Yoksa, gusül bahsinde, hanefi mezhebinin bütün imamları, dişlerin ıslanması lazım olduğunu söylemektedir. Yani, altın, gümüş ve necis olmayan başka maddelerden yapılan kaplama ve dolguların altlarına su geçmeyince, hanefi mezhebi âlimlerinin hepsine göre, gusül abdesti câiz olmaz.

Halebi-i kebir’de diyor ki “Dişler arasında yemek artığı kalıp, altı yıkanamazsa, gusül câiz olur. Çünkü, su akıcı olup bu artıkların altına sızar. Fakat bu artıklar, çiğnenerek katılaşmış ise, gusül abdesti câiz olmaz. Doğrusu da, budur. Çünkü, su, bunun altına sızmaz. Bunda zaruret ve haraç da yoktur”.

Kadıhan, Natifi’den alarak diyor ki “Diş arasında yemek artığı bulunursa, gusül tamam olmaz. Bunu çıkarıp altını yıkamak lâzımdır”.

Mecmua-i Zühdiyye’de diyor ki “Gerek az, gerek çok, dişlerin arasında kalan yemek kırıntısı, katı hamur gibi olup da, suyu geçirmezse, gusle manidir”.

Dürrü’l-muhtar’da diyor ki “Dişlerin arasında veya diş çukurunda bulunan şey, gusül abdestine zarar vermez diye fetva veren olmuş ise de, bu şey, katı olup altına su geçmez ise, gusül abdesti câiz olmaz. En doğrusu da budur”. İbni Âbidin “rahmetullâhi aleyh” bunu açıklarken buyuruyor ki “Zararı olmaz diye fetva verilmesi, su, dişteki şeyin altına sızıp, ıslatacağı içindir. Hülâsatü’l-fetava’da da, böyle yazmaktadır. Bu fetvadan da anlaşılıyor ki altına su geçmezse, gusül câiz olmaz. Hilye kitabı da böyle diyor. Münyetü’l-musalli şerhinde de böyle yazılıdır. Çünkü, su dişe sızmadığı gibi, burada zaruret ve haraç yoktur demektedir”.

Merakıl-felah’ı açıklayan Tahtavi buyuruyor ki “Diş çukurunda veya dişler arasındaki yemek artıklarının altına su geçerse, gusül câiz olur. Bunlar, sert olup altına su geçmez ise, gusül câiz olmaz. Fethu’l-kadir’de de böyle yazılıdır”.

Tahtavi, Dürrü’l-muhtar haşiyesinde diyor ki “Dişleri arasına veya diş çukuruna giren yemek parçası altına su sızacağı için gusle mâni olmaz. Suyun sızdığında şüphe ederse, bunları çıkarıp dişlerin arasını ve çukurunu yıkamalıdır”.

 

Herhangi bir sebep ile diş kaplatan veya diş doldurtan kimsenin, hanefi mezhebi âlimlerinin “rahmetullâhi aleyhim ecma’în” söz birliği ile gusül abdestinin sahih olmayacağı yukarıda bildirilmişti. Bunun gusül abdestinin sahih olmasını sağlamak için uyulacak hanefi mezhebi âlimlerinin başka sözleri de yoktur. Bazı kimseler, bunun diş kaplatmadan veya doldurtmadan evvel, gusül abdesti alması ve her zaman bunlar üzerine meshetmesi câiz olur diyor ise de, bu söz doğru değildir. Çünkü, mest üzerine mesh ayaklara mahsustur ve gusülde değil, abdest almaktadır.

Maliki veya Şâfiî mezhebini taklit etmek için, gusülde, abdest almakta ve namazda niyet ederken, bu mezhebe de tâbi olduğunu hatırlamak yetişir. Yani, gusül abdesti almaya başlarken “Niyet ettim gusül abdesti almaya ve maliki veya Şâfiî mezhebine uymaya” sözünü kalbinden geçiren bir kimsenin gusül abdesti sahih olur. Ağzında kaplama veya dolgu bulunan hanefi mezhebindeki bir kimse, böyle niyet edince, boy abdesti sahih olur. Cünüplükten kurtulur, temiz olur. Böyle kimsenin, namaz kılacağı ve Kurân-ı Kerîmi tutacağı zaman, maliki veya Şâfiî mezhebine göre de abdest alması lâzımdır. Şâfiî mezhebini taklit edince, çok ihtiyar veya baliğ olmamış gösterişli çocuk da olsa, nikahlanmaları câiz olan erkekle kadının derileri birbirlerine dokununca ikisi de ve kendinin veya başkasının iki abdest bozma uzuvlarına elayası ile dokununca, namaz abdesti almalıdır. Cemaat ile namaz kılarken de, her rekatte Fâtiha okumalıdır. Necasetten çok sakınmalıdır. Cemaate geç gelince, imamla birlikte rükûa eğilir. Fâtihanın bir kısmını veya hepsini okumaz. Malikiyi veya Şâfiî mezhebini taklit etmesi, takvâ değildir, fetvadır, ruhsattır. Takvâ, kaplama ve dolguları, takma dişle değiştirmeye denir.

Kaplama ve dolgusu olan hanefiler, dört mezhep için söylenmiş olan “Ümmetimin müctehidleri arasındaki ayrılık, rahmet-i ilâhîyedir” hadis-i şerifindeki rahmete kavuşarak, maliki veya Şâfiî mezhebine uymakla, Cenâbetlikten kurtuluyor. Çünkü, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerinde gusül abdesti alırken, ağzı, burnu yıkamak farz değildir. Niyet etmek, farzdır. Başka mezhebi taklit ederken, o işin o mezhepte sahih olmasına mâni olan, fakat kendi mezhebinde veya diğer bir üçüncü mezhepte mâni olmayan ikinci bir haraç hâsıl olursa, bu işi her üç mezhebe göre yapmaya devam eder. İzzeddin bin Abdisselam Şâfiî ve İmâm-ı Sübki ve İbni Hümam ve Kasım gibi âlimlerin câiz dedikleri telfik, böyle iki özür ile yapılan taklittir. 3. mezhebi taklite imkan yoksa, kendi mezhebindeki özrü zaruret haline girerek ibâdeti sahih olur. İkinci özür devamlı değil ise, bu özür bulunmadığı zamanlardaki ibâdeti, bu mezhebe göre sahih olur. Görülüyor ki ikinci mezhebe göre de özrü hâsıl olanın, 3. mezhebi taklit etmesi telfik değildir.

Hanefi mezhebindeki bir kimsenin, dişleri kaplama ve dolgulu iken gusül abdesti sahih olmadığından, namazları da sahih olmaz. Şâfiî veya Mâlikî mezhebini taklite başlayıncaya kadar kılmış olduğu namazları kaza etmelidir.

Bâzıları, dişlerin yıkanması için âyet ve hadis var mı diyor. Şunu iyi bilmeli ki (Edille-i şer’iyye) dörttür. Yalnız ikisini söylemek mezhepsizlik olur. Âyet-i kerimeden ve hadis-i şeriften mânâ çıkaracak âlim, bugün yok gibidir. Bizler, ayetlerin ve hadislerin mânâlarını iyi anlamış ve fıkıh kitaplarında bildirmiş olan büyük âlimlerden birini, kendimize, imâm, rehber edindik. Onun gösterdiği gibi ibâdet ediyoruz. Bizim rehberimiz, İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfedir. Dört mezhepten birini taklit eden kimse, Kurân-ı Kerîme ve hadis-i şeriflere uymuş olur.]

 

Sual: Dinimizde diş yaptırmanın câiz olduğunda bütün fukaha ve müctehidlerin ittifakı vardır deniliyor. Gümüşten mi, yoksa altından mı yaptırılacağı hususundaki ihtilafları, bu ittifaka tesir eder mi?

Cevap: Diş yaptırmak deyince, düşen dişin yerine konulan ve istenilince çıkarılabilen takma diş veya sallanan dişi bağlamak anlaşıldığı gibi, diş doldurtmak ve kaplatmak da anlaşılır. Hanefi âlimlerinin “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” sallanan dişleri altın ile de bağlamak câiz olduğuna fetva vermelerini, (Diş yaptırmanın câiz olduğunda ittifak vardır. Diş doldurtmak ve kaplatmak câizdir) şeklinde değiştirmek, ya fukahanın beyanatını anlamamak veya bu beyanları, kendi sinsi ve âdi isteklerine göre değiştirmek olur ki her ikisi de hem ayıp, hem de günahtır. Müctehidlerimiz, altın ile veya gümüş ile bağlamakta ihtilaf etmiştir. Hanefi mezhebinin fıkıh kitaplarında, sallanan dişi (Şed etmek), (Tadbib etmek) deniliyor. Şed, tel ile kuvvetli bağlamak demektir. Mesela (Şedd-üz-zünnar), papazların kuşağını bağlamaya denir. Tadbib, şerit ile dadbe gibi, yani kapı sürgü demri gibi, enli, yassı bir şey ile şed etmek, sarmak demek olduğu, Tahtavinin ve (İbni Âbidin)in (Dürr-ül-muhtar) haşiyelerinde, tadbib edilmiş kürsü üzerine oturmayı bildirirken ve (Dürr-ül-münteka) ve (Camiur-rumuz)da yazılıdır. (Bezzaziye) ve (Hindiye)de diyor ki (Gümüş ve altın şekiller ile süslenmiş kaptan yemek, içmek câizdir. Fakat, elini, ağzını gümüşe, altına değdirmemek lâzımdır. İmameyn, böyle kapları kullanmak mekruhtur dedi. Tadbib edilmiş kap da böyledir. Kürsüyi [kanepeyi] ve hayvan semerini tadbib etmek câiz ise de, altın ve gümüş bulunan yerlerine oturmamak lâzımdır. Mushafın cildini tadbib etmek câizdir. Fakat, altına, gümüşe dokunmamak lâzımdır). Buradan da anlaşılıyor ki tadbib etmek, bütün yüzeyi kaplamak demek değildir. Etrafına metal şerit çevirmek demektir. Fıkıh kitaplarında, (Sallanan dişi altın ile tadbib etmek câizdir) diyor. Bu söz, sallanan dişi, düşmekten korumak için altın tel veya şerit ile bağlamak câizdir demektir. Çünkü, bu tellerin altına su sızar. Hem de, gusül abdesti alırken, şimdi takma dişler çıkarıldığı gibi, tel ve şerit bağlar da yerlerinden çıkarılmakta, temizlenip, gusülden sonra yerlerine konulmaktadır. Çıkarılıp temizlenmezlerse, aralarında kalan yemek artıkları ağızda fenâ koku ve tahribat yaparlar. (Sallanan dişi kaplatmak câiz olur dediler) demek, fıkıh âlimlerine iftirâ olur. Çünkü, sallanan diş kaplanamaz, bağlanabilir. Görülüyor ki (Tadbib) sözüne kaplatmak diyerek bundan (diş kaplatmak câizdir) fetvasını uydurmak, hakiki bir din adâminın yapacağı şey değildir. Fıkıh kitaplarında, (çürüyen dişleri kaplatmak veya doldurtmak câizdir) diye bir yazı bulunmadığı gibi, altın ile gümüş ile doldurtmak ve kaplatmak sözü de yoktur.

Fıkıh bilgisi az olan ve müctehidlerin beyanatını anlamayanlar, (sallanan dişleri bağlamak veya takma diş yaptırmak) sözü ile (diş kaplatmak ve doldurtmak) sözünü birbirine karıştırıyor. Müctehidlerin beyanlarını, hepsine yaymaya çabalıyorlar. Zaruret olduğu için, hepsi câizdir diyorlar. Bu zavallılar anlayamıyor ki oynayan dişi bağlamak ve çıkan diş yerine müteharrik diş [protez] takdirmak için zaruret aramaya zaten lüzum yoktur. Çünkü, yapması câiz olmayan bir şeyi yapabilmek için, zaruret aranır. Dişleri bağlamak veya diş takmak yasak edilmemiştir ki bunları yapmak için zaruret aransın. Kendi ağzındaki kaplama ve dolguların gusül abdestine zarar vermediğine müslümanları inandırmaya kalkışan bazı kimseler, gümüş yerine altın ile bağlamak için zaruret bulunduğunu görünce, bu zaruret kelimesini büyük bir silah olarak yakalamışlar. (Diş yaptırmanın zaruret olduğu ittifakla bildirilmiştir) yaygarasını koparmışlardır. Böylece, hanefi mezhebindeki müslümanları şaşırtmış, katî-i tarîk-ı ilâhî olmuşlardır. Bunlar, sallanan dişlerin kayıtsız şartsız bağlanacağının beyan buyurulmasını biricik delil olarak gösteriyorlar. Halbuki dişleri sallanmaz şekilde bağlayan teller ve çıkarılan diş yerine protez denilen suni takma dişler, kolayca çıkarılabilmekte, temizlenip tekrar yerine konmaktadır. Âlimlerimiz “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”, gusül abdesti alırken çıkarılabilen bağları ve takma dişleri beyan buyurmaktadır. (Gusül abdesti alırken, diş çukurlarını ve dişlerin arasını ıslatmak farzdır) buyuran âlimlerin, kaplama ve dolgu gibi suyu geçirmeyen manilere cevaz verdiklerini söylemek, bu büyük insanlara, çok çirkin iftirâ olur. Bu âlimler, gümüş yüzük takmanın da câiz olduğunu söylemişlerdir. Yüzük takmanın câiz olması, altındaki derinin ıslanması affolur demek olmamıştır. Yüzüğü, çıkararak veya oynatarak altını ıslatmak lâzımdır demişlerdir. Dar yüzüğün altı ıslanmazsa, abdest ve gusül sahih olmaz buyurmuşlardır. Diş kaplatmak da yüzük takmak gibidir. Kaplamanın ve dolgunun altı ıslanmadığı için, gusül sahih olmaz.

Sual: Gusül abdesti alırken zaruret ve meşakkat olan yere suyu ulaştırmak şart değildir. Gözlerin içini, sünnet derisinin içini ve kadınların örgülü saçlarını yıkamak, bunun için, sâkıt oluyor. Başı ağrıyan kimse meshedemezse, başını meshetmesi sâkıt oluyor. Zaruret ile diş yaptırınca, dişlerin ıslanması sâkıt olmaz mı?

Cevap: Islatılmasında (Haraç) bulunan bir yer ıslanmazsa, gusül abdestinin kabul olacağı hükmü genel değildir. Bu hüküm, bedende zaruri,kendiliğinden hâsıl olan veya İslamiyetin emri ile yapılan bir şey içindir. İnsanın yaptığı şey için değildir.

İnsan tarafından yapılan şeylerde haraç olduğu zaman, haraç bulunmayan mezhep taklit edilir. Şiddetli baş ağrısı, kendiliğinden hâsıl olan bir zarurettir. Bu başa el dokunduramamak haracdır. Bunun için, bunun başını yıkaması, meshetmesi sâkıt olmaktadır. Bir yara iyi olduktan sonra, üzerindeki ilaca, merheme, sargıya meshetmek câiz olmayacağı, bunları çıkarıp, altını yıkamak lazım geldiği, cebire bahsinde bildirildi. Bunları kaldırmakta haraç olursa bunlar, kendiliğinden hâsıl olan bir zaruret olmadıkları için, başka mezhep taklit edilir. Başka üç mezhepte de haraç varsa, altlarını yıkamak sâkıt olur denildi. Çünkü, bunlar, zaruret ile konulmuş idiler. Yani yarayı tedâvi etmek, eski haline getirmek için konulmuşlardı. Gusül abdesti alırken, diğer üç mezhepte de, bütün bedeni ve sudan zarar görmeyen yarayı yıkamak farz olduğu için, diğer üç mezhepten birini taklit etmeye imkan yoktur. Haraç, yani meşakkat, zorluk bulunduğu zaman haraca sebep olan şey zaruri var ise, buraları yıkamak sâkıt olur. Saçları örgülü kadının, yalnız saç diplerini ıslatması farz oldu. İbni Âbidin “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyor ki (Kadınların saçlarını kazımaları yasak olduğu için, örgüyü çözmeleri affedildi. Erkeklerde ise, bu zaruret yoktur.) Saçlarını kazımalarının sünnet olduğu İbni Âbidinin beşinci cildinde yazılıdır. Bunun için, erkeklerin örgülü saçı açıp yıkamaları lâzımdır. Kadınların örgülü saçlarını açmamaları, erkeklerin örgüsünü açmamasına sebep olmuyor. Çünkü, birincisinde zaruret ve haraç birlikte vardır. Erkek saçında da haraç varsa da, zaruret yoktur.

Suni takılan protez dişlerin gusülde çıkarılmasında haraç [herhangi bir zorluk] yoktur. Kolayca çıkarılıp altlarındaki deri yıkanır. Böyle diş yaptırılması câizdir. Bunların başka mezhebi taklit etmelerine lüzum yoktur.

Sual: İmâm-ı Âzam, diş yaptırmak hususundaki zaruretin, gümüş kullanmak sûreti ile giderileceğini buyurmuş. Bunu bir vaizın kitabında okudum. Yine o kitapta, İtkani diyor ki İmâm-ı Muhammedin şöyle demesi müsaittir: (Diş yaptırma hususundaki zaruretin, gümüş kullanmak sûreti ile giderilmiş olacağını teslim etmeyiz. Çünkü, burunda koku yapan gümüş, dişte de koku yapar). Diş yaptırmakta zaruret olduğu açıkça meydandadır, diye okudum. Siz buna ne dersiniz?

Cevap: Okuduğunuz kitabın bir vaiz tarafından yazıldığı doğru olmasa gerektir. Fıkıh kitaplarını bu kadar yanlış ve bozuk nakleden kimse, ya çok câhil bir zavallı veya büyük bir yalancı ve sahtekar olabilir. Bakın (Redd-ül-muhtar)da (Hazar-vel-ibaha) kısmında, bu satırlarda nasıl buyuruyor: (İmâm-ı Âzam, dişi bağlamak ile burun yapmayı birbirinden ayırttı. Burun gümüşten olunca, gümüşün koku yapması zaruretine binaen, altından burun yaptırmak câizdir buyurdu. Çünkü, haram olan şey, ancak zaruret için mubah olur. Halbuki dişte gümüş kullanınca bu zaruret kalkıyor. Alâ olan altını kullanmaya ihtiyaç kalmıyor. İtkani dedi ki bir kimse, İmâm-ı Muhammed hazretlerine yardım etmek için şöyle diyebilir: Dişi altınla bağlamakta olan zaruretin, gümüş kullanmakla kalkacağını kabul etmeyiz. Çünkü, gümüş, burunda olduğu gibi, dişte de koku yapar). Görülüyor ki ne İmâm-ı Âzam, ne de İmâm-ı Muhammed “rahmetullahi teâlâ aleyhima” (Diş yaptırmak hususundaki zaruret) diye bir şey buyurmamıştır. Bu zarureti, kaplama dişi bulunan bir kimse, cemaatin gözünden düşmemek için veya diş kaplatanlara yaranmak için, kendisi uydurmuştur. İmamlarımız diş bağlamakta (Gümüş koku yapınca, altın ile bağlamak zarureti hâsıl oluyor. Gümüş kullanmak koku yapmazsa, bu zaruret kalmıyor) buyuruyor. Zaruret olup olmadığını söylemek, bizim gibi avâmın, yani müctehid olmayan din adamlarının işi değildir. Dinimiz, burada söz hakkını müctehidlere vermiştir. Müctehid olmayan din adamlarının burada söz hakları yoktur. Söylerlerse, sözlerinin kıymeti yoktur. Hicretin 400 senesinden sonra ictihad derecesine yükselmiş bir âlim yetişmediğini, bulunmadığını âlimlerimiz söz birliği ile bildirdiler. Âlimlerimiz, müctehidlerin fetvalarını bularak, fıkıh kitaplarına yazdılar. Diş çukurundaki yemek artıklarının altına su sızmadığı zaman gusül abdestinin kabul olmayacağı ve bunda zaruret ve haraç bulunmadığı fıkıh kitaplarında açıkça yazılıdır. Bunu yukarıda bildirmiştik. Çünkü, gusül abdesti alınacağı zaman, diş çukurundaki ve dişler arasındaki yemek artıklarını temizlemek mümkündür ve bunu yapmakta haraç, yani güçlük yoktur. (Kamus) tercümesinde diyor ki (Farzı yapmakta haraca sebep olan, yani yapmaya mâni olan zaruret, ya cebr, zor ile olur. Kadınların saçlarını uzatması böyledir. Çünkü, İslamiyet, saçlarını kesmelerini yasak etmiştir. Yahut hasta bir uzvu sıhhate kavuşturmak ve tehlikeden korumak için olur. Yahut da, başka şey yapmaya imkan olmadığı için olur). Haraç bulunduğu zaman, başka mezhebi taklit mümkün olmaz ise, zaruret aranır. Kadınların örgülü saçlarını çözmelerinde haraç vardır. Bu haracdan kurtulmak için, başka mezhebi taklit etmeye de imkan olmadığı ve saçlarını uzatmalarında zaruret olduğu için, saçlarının örgülerini açmaları affolunmuştur.

Dişi çürüyen, ağrıyan kimse, müslüman, sâlih bir diş tabibine gider. Diş tabibi, pamuk ile ilaç koyarak şiddetli ağrıdan kurtarır. Sonra, bu pamuk atılır. Ağrısı giderilmiş diş için, ona iki yol gösterir: Birinci yol, çürümüş, telef olmuş dişi çıkarıp, yerine protez yaptırmasını söyler. İkinci yol, çürümeye başlamış, hasta dişin sinirini alıp, dolgu veya kaplama, yani kron yaptırmasıdır. Dişin çürümesi yeni başlamış ise, dolgu yapılarak, çürümesi az veya çok zaman durduruluyor. Diş tabibinin maharetine göre, bu diş uzun seneler, rahat kullanılıyor. Çürüme ilerlemiş ise, dolgu yapılamıyor. Ancak, kaplama yapılarak, dişin yalnız kökünden istifade ediliyor. Kökü de çürümüş ise, diş çıkarılıp yerine suni diş [protez] takılıyor. Protezi kullanmak, kaplama gibi, kaplama da dolgu gibi rahat olmuyor. Kaplama ve dolgu, hasta dişi tedâvi etmiyor. Eski sıhhatine kavuşturmuyor. Hasta olarak, ağrısız kullanılmasına yardım ediyor. Dolgusu, kaplaması olan kimse, maliki veya Şâfiî mezhebini taklit edince, özürsüz kimseler gibi tam sevap kazanıyor. Bu mezhepleri taklit imkanı olmasaydı, dolgu ve kaplama zaruret haline dönerdi. Guslü ve namazları sahih olurdu. Fakat, özürlü olduğu için sevapları az olurdu. Görülüyor ki başka mezhebi taklit etmesi, ibâdet sevâbının çok olmasına sebep olmakta, hem de dişlerin sökülmesine mâni olmaktadır.

Diş de bir uzuvdur. Çürük dişi tedâvi etmek zaruret değil midir? Sallanan dişi bağlamanın zaruret olduğunu siz de bildirmiştiniz diyerek kaplama ve dolgunun zaruret olacağını söylemek doğru değildir. Çünkü, kaplamak ve dolgu yapmak dişi tedâvi etmek değildir. Çürük dişin sinirini alarak, bunu ölü olarak, protez, yani suni diş gibi kullanmaktır. Protez çıkarılabildiği için câizdir. Kaplama, dolgu, çıkarılamadığı için, câiz değildir. Bugün ağrıyan dişi protez yapmakta çok acı, haraç olmuyor. Dişin sinirini öldürmek ise, çok acı, pek zahmetli oluyor. (Protezi kullanmakta haraç vardır. Dolguyu, kaplamayı kullanmakta ise yoktur) diyene de Şâfiîyi taklit câiz oluyor. Dolgu ve kaplama dişin kökünde zamanla mikrop yuvası meydana gelip, çeşitli organlarda hastalık yapıyor. Suni diş ise, hiç mikrop yapmıyor.

Diş ağrısı veya çürüğü olmadan, ziynet için kaplama veya dolgu yaptırmış olan da, gusül abdesti alırken Şâfiî veya Mâlikî mezhebini taklit etmelidir. Haraç bulunduğu zaman, başka mezhebi taklit etmek için, zaruret de bulunması şart olmadığı İbni Âbidin’de, namaz vakitleri sonunda açıkça yazılıdır. Ağrı, çürük sebebi ile kaplama, dolgu yapmanın da zaruret olmadığını yukarıda bildirdik. Bunun için, diş yaptırmış müslümanları pis bilmemeli, bunlara şüpheli gözle bakmamalıdır.

Kullanması erkeklere haram olan altının, diş için mubah olması, diş kaplatmanın ve hatta bağlamanın zaruret olacağını gösterir sanmak, pek yanlıştır. Erkeklerin gümüş eşya kullanması câiz olmadığı hâlde, gümüş yüzük kullanmalarına izin verilmiştir. Gümüş yüzük mubah oldu diyerek, yüzük takmakta zaruret vardır sanmak ve altın, gümüş burun, kulak takmak câiz olduğu için, bunları takmak zaruri lâzımdır sanmak ve bundan dolayı da (diş kaplatmak için zaruret olduğunda âlimler ittifak etti) demek, yanlış ve iftirâ ve günah olur.

Son ve en kuvvetli delil olarak bildirelim ki dört mezhebin ince bilgilerine vakıf, derin âlim Seyyid Abdülhakîm “rahmetullahi teâlâ aleyh” efendi mübarek el yazısı ile hazırladıkları (Namaz risalesi)nde buyuruyor ki (Şâfiî mezhebinde gusülün farzı ikidir: Birisi niyettir. Yani, her uzva su ilk temas ederken, gerek ellere, gerek yüze ve gerek sair bedene su dökerken “niyet ettim Cenâbeti ref’ [izale] için gusletmeye” demektir. Yani her yerini yıkarken gönlünde böyle bulundurmaktır. Hanefide, bu niyet şart değildir. İkincisi, bütün bedeni su ile yıkamaktır. Bedeninde necaset varsa, izale etmek ayrıca farzdır. Ağzın ve burnun içini yıkamak, yani buralara suyu İsal etmek Şâfiîde farz değildir. Hanefi mezhebinde ise, buralara suyu İsal etmek farzdır. Bunun içindir ki hanefi mezhebinde olanlar, dişlerini kaplatamazlar ve doldurtamazlar. Çünkü, buralara su isabet etmez. Dişini kaplatan veya doldurtan, Şâfiî [veya maliki] mezhebini taklit eder).

Diş kaplatmış veya doldurtmuş olanların gusülde ve abdestte ve namaz kılarken maliki veya Şâfiî mezhebini taklit etmeleri takvâ değildir. Mezhep taklidi fetva yoludur, kurtuluş çaresidir. Dinde meşakkat yoktur, kolaylık vardır gibi sözleri zındıklar, silah olarak kullanarak, birçok farzları terketmektedir. Bu sözün doğrusu, Allahü teâlânın bütün emirlerini yapmak kolaydır, zor bir şey emretmemiştir, demektir. Yoksa, imanı zayıf olanların dediği gibi, nefse güç gelen şeyleri, Allahü teâlâ affeder. Herkes kolayına geleni yapmalıdır. O rahimdir, hepsini kabul eder, demek değildir. Diş için, maliki veya Şâfiîyi taklit etmek meşakkat değildir.

Tartr veya Kefeki denilen ve dişlerin dibinde hâsıl olan kireçlenmeler, salgılardan, kendiliklerinden hâsıl oldukları için ve buna mâni olan çare, ilaç bulunmadığı için, bunların mevcûd olmasında zaruret vardır. İzale edilmesinde haraç olanlar, derideki çıbanın, yaranın üstündeki zar, kabuk gibi olup altlarını yıkamak, dört mezhepte de lazım olmaz. Bunun için, başka mezhebi taklit lazım olmaz.
(Diş kaplatma ve dolgu meselesi hallolmuş, câiz olduğuna fetva verilmiştir. Zararı olmadığı bildirilmiştir) diyorlar. İttihatçılar zamanında din işlerine karışan siyaset adamlarının, sarıklı masonların, din büyüklerini kötülemek, din bilgilerini bozmak için söyledikleri, yazdıkları yıkıcı propagandalara fetva diyorlar. 1329 [m. 1911] senesinde İstanbul’da 2. baskısı yapılan (Mecmua-i cedide) adındaki fetva kitabında (Diş çukuru doldurulmuş kimse, gusül ederken, diş çukuruna su vasıl olmasa, bu vechle gusül zaruret olsa, gusül câiz olur) demektedir. Bu fetvayı 113. şeyhulİslam Hasan Hayrullah efendinin verdiği bildirilmektedir. Halbuki bu kitabın [1299] daki 1. baskısında bu fetva yazılı değildir. Hayrullah efendi ise, ikinci defa olarak 18 Rebi-ul-evvel 1293 ve 11 Mayıs 1876 da Şeyhulİslam olmuş ve 15 Recep 1294 ve 26 Aralık 1877 de ayrılmıştır. Böyle fetvası olsaydı, kitabın birinci baskısında bulunması lazımdı. 2. baskının önsözünde (Birinci baskıda bulunmayan birkaç fetvayı, zamanımız şeyhulİslamı Mûsâ Kazım efendinin emri ile biz ekledik) demektedir. Her fetvanın sonunda, buna kaynak olan fıkıh kitabının adı ve bildirdiği şey yazılı olduğu hâlde, diş fetvası için böyle bir kaynak bildirilmemiştir. Müslümanları yanlış yola sürüklemek için, sinsice hazırlanmış böyle yeni türeyen yazıları, fetva zannederek aldanmamalı, imanı, ibâdetleri bozmamalı, uyanık olmalıyız.

Biz, diş kaplatanların, dolduranların gusül abdestlerinin ve namazlarının sahih olmayacağını anlatmak istemiyoruz. Dişlerini kaplatmış veya doldurtmuş olan hanefilere, maliki veya Şâfiî mezhebini taklit ederek, gusül abdestlerinin ve namazlarının sahih olacağını anlatmak istiyoruz. Bu durumdaki din kardeşlerimize kolay yolu, çıkar yolu göstermek istiyoruz. Diş doldurtmayın, kaplatmayın demiyoruz. Kaplama veya dolgusu olan imâm arkasında namaz kılmayınız da demiyoruz. Kaplaması, dolgusu olanlara, din büyüklerinin gösterdiği kolaylığı haber veriyoruz. Hanefi mezhebinde olup da, mezhebinin bildirdiği gibi ibâdet etmek isteyenler için, yani mezheplere kıymet verenler için, bu kadar uzun yazıyoruz. Mezhep kitaplarına kıymet vermeyip de, kendi aklına, görüşüne, düşüncesine göre ibâdet etmek isteyenler için yazmıyoruz. İbni Âbidin “rahmetullâhi aleyh”, Ramazan hilalini anlatırken buyuruyor ki (Birçok ahkâm, zamanın değişmesi ile değışır. Haraç olunca, zayıf rivayet ile amel olunur). Bundan da anlaşılıyor ki ahkâmın zaman ile değişmesi demek, zor vaziyette bulunan kimse, mezhep âlimlerinin meşhur olmayan ictihadlarına uyabilir demektir. Herkes kolayına geleni yapsın demek değildir. (Dürr-ül-muhtar) 3. cilt, 190. sayfada buyuruyor ki (Mezhepten çıkan kimse tazir olunur. Yani cezalandırılır). (Siraciye fetvası)nda da böyle yazılıdır. İbni Âbidin burada buyuruyor ki (Dünya menfaati için mezhebini bırakan kimsenin son nefeste imansız gitmesinden korkulur.)

Diş kaplatan veya doldurtan hanefilerin, maliki veya Şâfiî mezhebini taklit etmeleri, hanefi mezhebinden çıkmak demek, yani mezhep değiştirmek demek değildir. Yalnız gusülde, abdestte ve namazda, hanefi mezhebi ile birlikte maliki veya Şâfiî mezhebinin şart ve müfsitlerine de uymaktadır. Özrü olmayanların da, başka mezhebin farzlarına ve müfsitlerine uymasının müstehab olduğu (İbni Âbidin)in abdest bahsinde ve İmâm-ı Rabbânî’nin (Mektûbât)ının 1. cilt 286. mektubunda bildirilmektedir. Hanefide câiz olmayan bir şeyi, Şâfiîde veya malikide câiz olduğu için, zaruret ve haraç olmadan yapamaz. Mesela sağlam olanın veya kaplama dişi olduğu için, Mâlikî mezhebini taklit eden hanefinin, derisinden kan akınca veya idrar kaçırınca, abdest alması lâzımdır. Bunun, vitir namazını vâcib olarak kılması, 104 kilometreden az uzak yerde seferi olmaması ve dört günden az seferi olduğu yerde namazlarını cem etmemesi lâzımdır. Hastalık veya ihtiyarlık sebebi ile yani, zaruret ile idrar kaçıran hanefinin, tekrar abdest alması, haraç, zahmet olacağı için, bu kimse, Mâlikî mezhebini taklit ederek, hemen özür sâhibi olur, abdesti bozulmaz. (Tahrir) kitabını şerh eden, yani açıklıyan İbni Emir Hac buyuruyor ki (Nahl sûresi 43. ve Enbiyâ sûresi 7. âyetinde, (Zikir ehline sorunuz!), yani bir hadise, olay karşısında ne yapacağınızı, bilenlerden sorunuz buyuruldu. Bu âyet-i kerime, müctehide tâbi olmak, uymak ve başka mezhebi taklit etmek vâcib olduğunu göstermektedir. Tâbi olduğu mezhebe uyarak, bir işi yaparken, haraç hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, haraç bulunmayan birini taklit ederek yapılır. Diş dolduran, kaplatan hanefinin, Şâfiî veya Mâlikî mezhebini taklit etmesi, böyledir. Diğer üç mezhepte de haraç varsa, zaruret aranır. Zaruret de varsa, bu işi terketmek, yapmamak câiz olur. Yara üzerindeki sargıyı çıkarıp, yarayı yıkamak yaraya zarar verdiği zaman, başka mezhebi taklite imkan olmadığı için, yarayı yıkamanın affolarak, sargıya meshetmenin câiz olması böyledir. Müctehid olmayan bizim gibi mukallidlerin, Ashâb-ı kirâm böyle yapardı diyerek veya âyet-i kerimeden ve hadis-i şeriflerden mânâ çıkararak, kendi anladığımıza göre hareket etmemiz câiz değildir.) İbni Âbidin tahareti anlatmaya başlarken buyuruyor ki (Mukallidin, müctehitten gelen bilgilerin delillerini sorması lazım değildir).

Kaynak: Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler