Sual: “Ümmetimin âlimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir” mealinde bir hadis-i şerif var mıdır? Varsa nasıl anlamalıyız?

Cevap: Evet vardır. Nasıl Beni İsrail peygamberleri Musa Aleyhisselam’ın şeriatını takviye eder; insanları doğru yola çağırır; bid’at ve hurafeleri temizlerse; ümmet-i Muhammed’in âlimleri de dine sokulan bid’at ve hurafeleri temizler. İnsanları Muhammed aleyhisselâmın şeriatına davet eder. Yoksa hiç kimse, peygamberlerin mertebesine ve menzilesine çıkamaz.

 

Sual: Âhirette kişinin sevdiği ile beraber olması ne demektir? Herkesin derecesi farklı farklı olacağına göre bu nasıl mümkün olacak?

Cevap: Sevginin derecesine göre cennete gideceğini, cennette derecesi yüksek olacağını, sevdiği zâtın hürmetine âhirette derece kazanacağını ifade eder. Bu dünyada ictimai seviyesi yüksek bir zâtı sevenler, onunla gezer, yemek yer, herkes ona iltifat eder, ama derecesinin onunla aynı olmadığını herkes bilir; âhirette de bunun gibidir. Derecesi alçak olsa bile, yüksekmiş gibi nimetlere kavuşur.

 

Sual: Sahih-i Buhârî’de Peygamber efendimizden şöyle bir hadîs-i şerif geçiyor: “Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Biri Kur’an-ı kerim; biri de sünnetimdir”. Sahih-i Müslim’de aynı hadîs-i şerif şöyle geciyor: “Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum. Biri Kur’an-ı kerim; biri de Ehlibeytimdir”. Bunu daha derin araştırdıktan sonra ortaya şu çıktı ki, Sahih-i Buhârî’de bu hadîsi rivâyet eden kişi Emevîler tarafından maddî yönden memnun edilmiş bir insandı. Onun için böyle rivâyet etti. Ama Abbasî devrinde Sahih-i Müslim örtbas edilmiş şeyleri ortaya koyuyor. Hangisi doğrudur?

Cevap: Emevîlerin Ehl-i beyte düşman olduğunu nereden biliyorlar? Abbasîlerin ehl-i beyt düşmanlığı Emevîlerden kat kat fazladır. Ama Abbasî tarihçileri, Abbasîlere yaranmak için Emevîleri kötülemiş; onları Ehl-i beyt düşmanlığı ile suçlamıştır. Doğrusu her zaman Ehl-i beyte düşmanlık edenler çıkmıştır. Bunun hadîs rivâyetleriyle alâkası yoktur. Böyle söyleyen ne hadîs tarihini, ne hadîs âlimlerini incelememiş demektir. İmam Buhari’nin hadîs-i şerifleri sahih kabul edip kitabına yazmak için rivayetçilerde aradığı kriterler o kadar yüksektir ki, başka hiçbir hadîs âlimi bu kadar hassas olamaz. Sahih-i Buhârî’yi yazan İsmail Buhârî, Ehl-i beyt sevgisi ile tanınmış, hatta bu sebeple Şiiîikte bile itham edilmiş idi. Doğrusu her ikisi de hadîs-i şeriftir. Hazret-i Peygamber bir defa öyle, bir defa da böyle buyurmuştur. Her ikisi de mânâ itibariyle doğrudur. Hazret-i Peygamber’in sünneti emanet bırakması “Sünnetime uyun!”; Ehl-i beyti emanet bırakması da, “Ehl-i beytime hürmet edin!” demektir. Zaten Ehl-i beyt, yani Hazret-i Peygamberin hanımları, kızları, damatları, torunları, Hazret-i Peygamber’in sünnetini aktarmakta en önde gitmişlerdir. Hazret-i Peygamber’in emanet olarak sünnetini bırakması elbette ki daha mantıklıdır. Ehl-i beyt olmasa, İslâm dinine bir eksiklik gelmezdi. Ama sünnet olmasa din çok eksik kalırdı.

 

Sual: Peygamber Efendimiz aleyhisselâm mi’raç gecesi, cennet ve cehennemdeki insanları gördü. O zaman aslında kıyamet koptu mu, cennete ve cehenneme insanlar gittiler mi?

Cevap: Allahü teâlâ için zaman ve mekân mevzubahis değildir. Zaman fiktif ve rölatiftir. Hazret-i Peygamber zamandan ve mekândan münezzeh olarak mi’raca çıkmıştır. Zamanı kurgulayan insanlardır.

 

Sual: Peygamber efendimizin “Çöplükte biten gülleri koklamayınız!” mealindeki bir hadis-i şerifini okudum. İnsan ailesinden dolayı kınanamayacağına göre buradaki murad ne olabilir?

Cevap: Şir’atül-İslâm kitabında bu hadis-i şerifi bildirdikten sonra diyor ki, kendi güzel, zengin ve soylu, ama kötü huylu bir kadın, çöplükte bitmiş gül gibidir. Bununla evlenmemelidir.

 

Sual: Peygamberimiz bizzat kendisi cenaze yıkamış mıdır ve bu iş tavsiye edilir mi?

Cevap: Peygamber efendimizin ölü gaslettiğine dair bir haber bilmiyorum. Ama Resulullah aleyhissalatü vesselâm buyurdular ki: “Ölülerinizi güvendiğiniz kimseler yıkasın.” Yine Resulullah aleyhissalatü vesselâm buyurdular ki:  “Kim bir ölüyü yıkar, kefenler, kefenini güzel kokulu maddelerle kokulandırır, taşır ve namazını kılar, cenazeyle ilgili olarak gördüğü (kötü alâmetleri) kimseye anlatmazsa, (bu yaptığına mükâfat olarak) günahlarından temizlenir ve annesinden doğduğu gün gibi (tertemiz) olur.” Bu bakımdan ölü yıkamak farz-ı kifâyedir ve sevaplı bir iştir.

 

Sual: Muhaddis Aliyyü’l-Kari”nin “el-Masnû fi Ma’rifeti’l-Hadisi’l-Mevzû” isimli mevzu hadisler hakkındaki eseri tercüme edilmiş. Kitapta tasavvuf ehlinin tavsiye ettiği namazlar hakkında hadis ehlinin ittifakıyla uydurmadır diyor. Bu namazlarla amel bâtıl mıdır? Sıhhat durumları nedir? İfade şu: Aynı şekilde Aşûra Namazı, Regaib Namazı da ittifakla uydurmadır. Yine Receb Geceleri Namazı, Receb ayının yirmi yedinci gecesi namazı, Şabanın on beşinci gecesinde her rekatta on ihlas okunarak kılınacak yüz rekatlı namazın da aslı yoktur. Bu namazların Kutü’l-Kulûb ve İhya’da ya da Sa’lebî’nin Tefsirinde zikredilmesine aldanma.”

Cevap: Aliyyülkâri çok sahih hadislere mevzu demektedir. Aldanmamalıdır. Kaldı ki bir hadis-i şerife bir âlim mevzu der, diğeri zayıf der, bir diğeri sahih der. Bahsedilen namazlar hakkındaki sözlerin hadis-i şerif olmadığı hakkında ittifak vardır. Ama bilmeden yapanlarınki nafile olarak sahih olur. Bunun uydurma olduğunu bilerek itikad edenler bid’ate düşmüş olur. Kutü’l-kulub ve Sa’lebi tefsiri dinin esasını bildiren muteber kitaplardan değildir.

 

Sual: Yemekten sonra elleri uzatarak sesli olarak dua etmek caiz midir?

Cevap: Hazret-i Peygamber, yemekten sonra ellerini açmadan, yani ileri uzatmadan dua ederdi.

 

Sual: Yılanı nerede görürseniz öldürün deniliyor; caiz olduğundan bahsediliyor. Bu konuda hadîs-i şerif var mıdır?

Cevap: Hadîs-i şerifin meali şöyle: (Evde yılan görüldüğünde ona şöyle deyiniz: “Nuh ve Davud oğlu Süleyman’ın senden aldıkları ahde dayanacak bize ezâ vermemeni istiyoruz.” Buna rağmen yine de size yönelirse onu hemen öldürün). Bir başkası da şöyle: (Yılanları öldürün. Küçük büyük beyaz veya siyah olsun, kim yılan öldürürse Cehenneme fidye olur. Ve yılan da kimi öldürürse o şehiddir). İnsanlara zarar vermesi sebebiyle öldürülmesi emrolunmuş.

 

Sual: Peygamber Efendimiz’in za’feranla boyanmış elbiseleri giymeyi yasakladığını, hatta yakılmasını istediğini bildiren rivayete göre, sarı renkli elbise giymek günah mıdır?

Cevap: Tamamı sarı veya kırmızı elbise giymenin mekruh olduğunu bildiren zayıf kaviller vardır.

 

Sual: Panik atak hâlinde neler yapılmalı ve hangi duaları okumalıdır?

Cevap: Sıkıntılı zamanlarda 500 lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah okumak hadîs-i şerif ile bildirilmiştir. Her yüz sonunda illâ billahil aliyyil azîm demelidir. Başta ve sonra 100’er Allahümme salli alâ Muhammed demelidir. İnanarak okumalıdır. Doktora da gitmelidir.

 

Sual: Alafranga tuvalette (klozette) idrar sıçratmadan ayakta bevl etmek günah mıdır?

Cevap: Ayakta bevl etmek yolculuk veya başka bir özür olmadıkça mekruhtur. Hadîs-i şerif ile men edilmiştir.

 

Sual: Çarşamba gününün menfiliğine ve uğursuzluğuna, eski kavimlerin Çarşamba günü helâk olduğuna dair bir hüküm var mıdır?

Cevap: İslâmiyette uğurluluk vardır; ama uğursuzluk yoktur. Çarşamba uğurlu bir gündür. Hadîs-i şerifte, “Bu gün başlanan bir iş tamama erer” buyurulmuştur. Allah’ın nûru (Buhârî), ağaçları, şehirleri ve mamureleri (Hâkim) Çarşamba günü yarattığı da hadîs-i şerifte geçer. Çarşamba günü hacamat olmak (kan aldırmak) tavsiye edilmemiştir. Eyyüb Peygamber’in bu gün hastalandığı, cüzzam ve baras hastalığının umumiyetle bu günlerde ortaya çıkacağına dair rivayetler zikredilir (Hâkim). Ayın son Çarşambası’nın bereketsiz olduğuna dair bir rivâyet de vardır (Hatîb).

 

Sual: Arabî bilenin, dua ve hadîsleri latin harfiyle yazıp okuması câiz midir?

Cevap: Câizdir. Çünki mânâya vâkıf olduğu için, hangi harfi nasıl okuyacağını bilir.

 

Sual: Kabrin üstüne çiçek dikmekte mahzur var mıdır?

Cevap: Bilakis sünnettir. Hazret-i Peygamber bir kabrin üzerine yaş bir dal dikmiş, “Diri kaldığı müddetçe ölüye faydası olması umulur” buyurmuştur. Bitki zikreder, ölüye faydası olur.

 

Sual: Pantolon gibi çorabı da oturarak mı giymek gerekir?

Cevap: Hadis-i şerifte, silvâr (pantolon) ve ayakkabının oturarak giyilmesi tavsiye edilmektedir.

 

Sual: “Âhir zamanda en iyiniz hafifülhaz olanınızdır, yani hanım ve çocuğu olmayandır” hadis-i şerifine uyarak evlenmiyorum. Namazımı kılıyor, harama bakmamaya çalışıyorum. Mahzuru var mıdır?

Cevap: Evlenmeden nefsini günahlardan korumak bu zamanda çok zordur. Her müslümana evlenerek iyi bir aile kurması, hanımını ve çocuklarını himaye etmesi yakışır. Sisteme uygun davranmamak mahzurludur.

 

Sual: Din büyüklerinin isimlerini duvara asmak faydalı mıdır?

Cevap: Faydalıdır. Bakınca kendisi hatırlanır. Hadis-i şerifte “Sâlihler söylenince rahmet-i ilahiye yağar” buyurulmaktadır.

 

Sual: Hazret-i Ömer’in Ebu Hüreyre’yi yanlış rivayetlerde bulunuyor diye dövdüğü; hatta Hazret-i Ömer vefat ettikten sonra Ebu Hüreyre”nin “Ömer yaşarken böyle rivayette bulunamazdım” dediği ve ayrıca Hazret-i Âişe’nin Ebu Hüreyre’ye kezzab (çok yalancı) dediği doğru mudur?

Cevap: Hazreti Peygamberden en fazla hadîs rivayet etmekle şöhret kazanan Ebu Hüreyre, hadis öğrenmeğe karşı, hırs derecesinde arzu sahibi idi. Bu arzu, tabiî olarak onu Hazreti Peygamberin her sözünü dikkatle dinlemeğe, sonra da bu dinleyip öğrendiklerini başkalarına nakletmeğe sevkediyordu. Hadîs rivayetinden dolayıbazan ashabın itirazına maruz kaldığı da oluyordu; fakat bu itirazlar, onu tekzîb etmekten ziyade, onun fazla hadîs rivayetinden ileri geliyor, hataya düştüğünü ileri sürenlere karşı da, rivayetini teyid edecek şâhidler bulmaktan geri kalmıyordu. Bir defasında Hazret-i Peygamber’den “Cenaze namazını kılanlar için büyük bir ecir, kılan ve cenazeyi takip edenler için de iki büyük ecir vardır” hadîsini rivayet etmişti. Abdullah ibni Ömer ona itirazda bulundu ve “Yâ Ebâ Hüreyre, sen çok hadîs rivayet ediyorsun” diyerek onu Hazret-i Âişe’ye götürdü. Hazret-i Âişe, Abdullah ibni Ömer’in itirazına rağmen Ebû Hüreyre’yi tasdik etti. Bunun üzerine Ebû Hüreyre, bazen bir hadîs rivayet ettikten sonra Hazret-i Âişe’ye döner ve kendisini dinlemesini isterdi. Hazret-i Âişe ise onun bu hareketine sükûtla mukabelede bulunur, sözlerini inkâr etmezdi. Ancak unutkanlık sebebiyle hadîsin yanlış öğrenilmesinden korkarak, bir toplulukta fazla hadîs rivayet etmesini iste¬mezdi. Hazret-i Ömer çok celalli idi. Haksızlığa tahammülü yoktu. Ehl-i kitabın dinlerinin tahrifine iyice vâkıf olduğu için, Hazret-i Peygamber’den yapılan rivayetlerde çok hassastı. Bir başka şahit getirmeyenlerin rivayetin kabul etmezdi.

 

Sual: İstanbul’un fethi ile alâkalı bir hadis var mıdır?

Cevap: “Kostantiniyye elbette bir gün fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne iyi kumandan ve onun askeri de ne iyi askerdir” meâlindeki hadis-i şerif Ahmed bin Hanbel’in Müsned kitabında ve Hâkim’in Müstedrek’inde mevcuttur.

 

Sual: “Akşam mümin olarak yatıp, sabah kâfir olarak kalkacak ya da bunun tersi olacaktır” ne demek? Uykuda nasıl kâfir olunur?

Cevap: Bu ifade bir hadîs-i şerifte geçmektedir. Kıyamete yakın, fitneler o kadar çok olacak ki, insan evinde bile bundan korunamayacak ve küfre düşme tehlikesi içinde kalacaktır. Şimdi meselâ gece âlemleri veya televizyon gibi eğlence vâsıtaları sayesinde bu -Allah saklasın- çok kolaydır.

 

Sual: Bir arkadaşım, Osmanlılar zamanında İstanbul hariç olmak üzere yeni fethedilen yerlerde câmiden önce dârülhadîs yapıldığını söyledi. Bu bilgi doğru mudur? Dârülhadîs’e, câmiden daha fazla değer verilmesinin sebebi nedir?

Cevap: Dârülhadîs, her ne kadar hadîs-i şerif ilmi öğretilen medrese mânâsına geliyor ise de, Osmanlılarda lisans üstü tedrisat yapan bir medresedir. İstanbul gibi büyük birkaç yerde vardır. İstanbul’dakini Sultan Kanuni yaptırmıştır. Arkadaşınızın sözü doğru değildir. Bir yer fethedildiği zaman, ilk Cuma günü Cuma namazı kılmak farzdır. Bunun için o şehirde derhal bir câmi yapılır. Mabed, bir şehrin kalbidir. Dârülhadîs binası olmasa da, tedrisat yapmak, ilim öğretmek mümkündür. Bir başka deyişle, ilim için binaya ihtiyaç yoktur. İbâdet için vardır.

 

Sual: Horoz ötünce, melekler bu sesi duyar, göğe yükselirlermiş ve o anda yapılan duâ kabul olurmuş. Bu sözün aslı var mıdır?

Cevap: Sahih-i Müslim’de geçen bir hadis-i şerifte “Horozun öttüğünü duyduğunuz zaman, Allahın fazlından isteyin. Çünkü o bir melek görmüştür. Ve Merkebin anırdığını duyduğunuz zaman, şeytanın (şerrinden) Allaha sığının. Çünkü o, şeytanı görmüştür” buyurulmaktadır.

 

Sual: “Fetvâyı müftüler verseler de sen kalbine danış” sözünün aslı nedir? Ne mânâya gelmektedir?

Cevap: Hadis-i şeriftir. Müfti, kendisine anlatılana göre fetva verir. “Kalbine danış, kalbin çarpıyorsa, mütmain değilse, o işi yapma!” meâlindeki başka bir hadis-i şerif daha vardır. Burada hâdise ile verilen fetvânın mutabakatının tesbiti mükellefe bırakılıyor. İbni Âbidin mukaddimesinde Hidâye şerhinden alarak diyor ki: Müctehid olmayan kimse, iki müctehidden fetva ister de kendisine muhtelif cevaplar verirlerse, evlâ olan, kalbinin yattığı müctehidin sözü ile amel etmesidir.

 

Sual: İmam-ı Beyhakî’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifde, Peygamberimiz aleyhisselâm “Tevriyeli, kinâî ifadelerle yalandan kurtulup rahatlama vardır” buyurarak bu meseleye açıklık getirmişlerdir. Nevevî der ki: “Elhâsıl, yemin kâdı veya nâibinin kendisini alâkadar eden bir dâvâda talep ettiği yemin dışındaki bütün hallerde yemin edenin niyetine göre değerlendirilir”. Nevevî devamla tevriye için der ki: “Tevriye ile kişi her ne kadar hânis (yemininden dönmüş) olmaz ise de, yemin talep edenin hakkını iptal edecek ise böyle bir tevriyeyi yapmak câiz değildir. Bu hususta ulemâ icma’ etmiştir.” Kadı İyâz şu hususta da icma vâki olduğunu kaydeder: “Yemin talep edilmediği ve yeminine bir hak taalluk etmediği halde yemin eden kimse için niyeti esastır, sözü de kabul edilir. Ancak, üzerinde bir başkasının hakkı varsa, talep üzerine veya kendiliğinden yaptığına bakılmaksızın yeminin zâhiri ile hükmedilir, bu hususta ihtilaf yoktur”. Yukarıdaki bilgiler çerçevesinde kul hakkı çok ince bir iş olduğundan ve neredeyse başkasının hakkına girmeden tevriye imkânsız olduğundan, hak taallukunu nasıl anlamalıyız? Ayrıca bir başkasının hakkının olduğu hallerde yalan değil ama eksik olarak konuşmak da yalana girer mi?

Cevap: Tevriye ve ta’riz, yani iki mânâya ihtimali olan bir sözü yakın mânâsında söyleyip, uzak mânâsını kasdetmek, ancak ihtiyaç olduğu zaman müracaat edilebilecek bir çıkış noktasıdır. Birinin hakkını yemek, başkasına zarar vermek, günah işlemek gibi neticelere varıyorsa câiz değildir. Yalanın câiz olduğu yerlerde, önce ta’rize gidilir. Ta’riz yetmiyorsa, yalan söylenebilir. Ama başkasının hakkını yemek için yalan ve ta’riz (tevriye) câiz değildir. Malı haram olan birinin ikramını fitne çıkarmadan reddebilmek için “Ben yemek yedim” demek gibidir. Burada dün yediğini kasdetmekte; karşı taraf ise şimdiki öğünü yediğini anlamaktadır. Böyle ta’riz câizdir. Mesela Amerika’da şâhide yemin verdirirken gerçeği, yalnızca gerçeği söyleyeceğine yemin ettiriliyor. Bazen söylenen doğrudur, ama eksiktir, gerçeği tam manasıyla aksettirmez. Onun için yalnızca gerçeği dedirtiyorlar.

 

Sual: Bir hadis-i şerifte, hac veya cihad dışında, deniz vâsıtalarına binilemeyeceği; çünkü denizin altında ateş, ateşin altında da deniz olduğu söyleniyor. Bu iki iş dışında, meselâ seyahat için gemiye binmek, câiz değil midir?

Cevap: Dünyalık için kendisini tehlikeye atmanın uygun olmadığı bildiriliyor. Gezmek için gemiye veya uçağa binmek caizdir.

 

Sual: Allah adamları ile beraber olmanın veya onların eserlerini okumanın ehemmiyeti nedir?

Cevap: Hadis-i şeriflerde, “Onlar görülünce, Allah hatırlanır” ve “Sâlihleri söyleyince rahmet-i ilahiye yağar” buyuruldu. Allah’ın sevgili kullarını hatırlamaya ve muhabbete sebep olur. Böylece feyz gelir. İbadetlerin bereketi artar.

 

Sual: Hadis-i şeriflerde ve bazı metafizik hususlarda, Semûm diye bir varlıktan söz ediliyor. Bu mevzuda malumat verir misiniz?

Cevap: Semûm, ateşin isimlerindendir. Cehennemin de bir tabakasıdır. Kavurucu rüzgâra, yakıcı soğuğa da denir. Kur’an-ı kerimde geçer. (Kurtubi)

 

Sual: Büyük konuşmak diye bir şey var mıdır? Büyük konuşunca başına gelir, derler. Bunun İslam’da bir izahı var mıdır?

Cevap: “Bir başkasını, din ve dünya işinde ayıplayan kimsenin başına bu iş gelmeden ölmez” hadis-i şeriftir.

 

Sual: Şişmanlamak günah mıdır?

Cevap: Erkeklerin yağ bağlayarak şişmanlamasının kıyamet alâmeti olduğu hadis-i şerifte geçiyor. Hazret-i Peygamber, şişmanların göbeğini göstererek, “N’olaydı şu karnındaki toprakta olaydı” buyurmuştur. Başka bir hadis-i şerifte, Allahü teâlânın en sevmediği kimseler, çok yeyip göbek şişirenler ile geğirenlerdir” buyurulmuştur. Hasen Basrî, “Yer, sarhoşlardan ve çok yeyip şişmanlayanlardan feryad eder” buyurmuştur. Çok yeyip şişmanlamak insanı dinine, kendisine ve çevresine karşı vazifelerini yerine getirmekten alıkoyar veya noksan yaptırır. (Şir’atü’l-İslâm)

 

Sual: Birisi namazda secdeye giderken yere önce dizleri değil, elleri indirmek lazım, peygamberimizin ( deve gibi çökmeyiniz ) mealinde hadisi var dedi, buna ne diye cevap vermek lazım, önce ayakların yere değmesi ile alakalı kitaplardan alınan bilgiler fetvalar var mı, varsa hangi kitaplarda ve ne diye geçiyor?

Cevap: Hadis-i şerif şöyledir: Ebü Hüreyre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Biriniz secde edince, devenin çöküşü şeklinde yere çökmesin, yani ellerini dizlerinden önce yere koymasın!” [Ebü Dâvud, Salât 141, (840, 841); Tirmizi, Salât 200, (269); Nesâî, İftitah 128, (2, 206-207)] Hanefî mezhebinde önce dizler, sonra eller, sonra alın, sonra burun konur. Şâfiî mezhebinde önce eller, sonra dizler konur. Başka bir hadis-i şerifi delil almış olsalar gerektir. Avam, hadis-i şeriflerle değil, mezheb imamının sözüyle hareket etmeye memurdur.

 

Sual: “Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız” hadis-i şerifinde geçen kolaylaştırmayı müctehid mi yapar?

Cevap: Sünnette vârid olan kolay fetvâyı vermekten kaçınmayın demektir. Ayakta duramayan hastaya illâ ayakta duracaksın dememelidir. Oturarak da kılabilirsin demelidir.

 

Sual: Miftahü’l-Cenne kitabında, insana yoksulluk getiren 24 şeyi sayan hadis-i şerif zikredilirken “Yoksul kimseden ekmek satın almak” diyor. Bunun hikmeti ne olabilir?

Cevap: Yoksul kimsenin ekmeğe ihtiyacı vardır. Buna rağmen, başka bir ihtiyacını görmek için bunu satmaktadır. Bu ekmekte gözü kalmıştır. Yiyene hayr etmez. Hatta maraz olur. Kişi bu hastalıktan kurtulmak için doktor doktor gezer. İlaç alır. Ayrıca çalışamaz. Böylece yoksul düşer. Uygun olanı, yoksuldan ekmek satın almamalı, ona ayrıca yardım etmelidir.

 

Sual: Hadis-i şerifte, “Her vâki olanda bir hayır vardır. Allahın ihtiyar ettiği her şeyde bir hayır vardır” diye geçiyor. Mesela bir günah işlendi. “Tevbe eder, affedilmek için ağlar vs” kastedilip, bunda da bir hayır vardır denebilir mi?

Cevap: Bu hadis-i şerif günahlar için değildir. Günahlar dışında başa gelen işler içindir. Meselâ vapuru kaçırdı, üniversiteyi kazanamadı, işe alınmadı, istediği kızla evlenemedi vs, bunda bir hayır vardır denir.

 

Sual: Gül kokusu, Peygamber efendimizin mübarek terinin kokusu mudur?

Cevap: Hazret-i Peygamber’in terinin gül gibi koktuğu, siyer kitaplarında geçer. Hadis-i şerifte “Ben bir latif cevher idim, arş-ı alayı tavaf eder idim; Allahü teala bana nazar eyledi, utandım, terledim; yeryüzüne düşen yedi damladan, Dört halife, gül, kabak ve pirinç yaratıldı” buyurulmuştur. (Şir’atü’l-İslâm)

 

Sual: “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadîsi sahih ise, ne mânâya gelmektedir?

Cevap: Hadîs-i şerif muteber hadis ve tarih ve fıkıh kitaplarında senedsiz veya munkatı olarak zikredilir. Sıhhatine veya adem-i sıhhatine dair bir malumata muttali olmadım. Ali el-Kari bile reddetmemiş. Ama şöhretine ve mealinin hakikata tevafukuna mebni bütün kitaplar makbul tutmuşlardır. Âlimlerin, iman dışında amelî meselelerdeki ihtilafı Müslümanlar için rahmettir. Herkes imkânı dâhilinde bu görüşlerden birine uyar. Böylece dine uymuş olur demektir. Nitekim Adûdüddîn Îcî, Mevâkıf kitabının mukaddimesinde bu hadis-i şerif ile alâkalı olarak şunlar yazmaktadır:

Büyük imamlardan ve ümmetin âlimlerinden biri “Ümmetin ihtilâfı rahmettir” şeklindeki meşhur haber ve nakledilen hadîsin mânâsı şudur: Hazret-i Peygamber ümmetinin ihtilâfıyla onların ilimlerdeki gayretlerinin farklılığını kastetmiştir. Dolayısıyla birinin çabası fıkıhtadır, diğerininki kelâmdadır.

 

Sual: Hazret-i Peygamber bir gün namaz kılarken yanılarak erken selâm vermiş; bir sahabi ikaz etmiş, Hazret-i Peygamber kaç rek’at kıldığını sormuş; eksik kıldığını anlayınca, namazı tamamlamış. Şu halde konuşmak namazı zaten bozmuş olmuyor mu?

Cevap: Bu hâdise, meşhur Zülyedeyn hadîsinde geçer. Zülyedeyn isimli sahabinin esas ismi Hırbak idi. Elleri uzun olduğu veya iki elini de aynı şekilde kullanabildiği için “İki elli” mânâsına bu lakapla tanınmıştır. Zülyedeyn, “Ya Resulallah! Namaz mı kısaltıldı, yoksa unuttunuz mu?” dedi. Resulullah aleyhisselâm cemaata dönerek: “Zülyedeyn doğru mu söyledi?” diye sordu. Cemaat evet diye işaret ettiler. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber ayağa kalkıp namazı tamamladı. Sonra secde-i sehv yaptı.

O zaman namazda konuşmak, sadaka vermek câizdi. Bu hadîs-i şerifin namazda konuşmaya dair hükmü Muaviye bin Hakem hadîsi ile neshedilmiş; unutma hâlinde namazı tamamlama ve secde-i sehv yapma hususundaki hükmü bâki kalmıştır.

Muaviye bin Hakem hadîsi şöyledir: Muaviye bin Hakem es-Sülemî’den rivayet olunmuştur. “Bir defa ben Resulullah aleyhisselâm ile birlikte namaz kılıyordum. Aniden biri aksırdı. Ben yerhamükellah dedim. Bunun üzerine cemaat bana göz attı. Ben “Vay canına! Ne oluyor da bana bakıyorsunuz?” dedim. Bu sefer elleriyle uyluklarına vurmağa başladılar. Beni susturmak istediklerini görünce sustum. Resulullah aleyhisselâm namazını kılınca beni çağırdı. Annem babam fedâ olsun! Ben ondan evvel ve sonra onun kadar güzel öğreten görmedim. Vallahi bana ne surat astı; ne döğdü; ne söğdü! Sonra: “Gerçekten bu namaz öyle bir şeydir ki onda insan sözünden hiç bir şey câiz değildir. O, ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktan ibârettir” buyurdu.

 

Sual: “Zâni, zinâ ederken; içkici, içki içerken; hırsız, çalarken mümin değildir” hadis-i şerifi, günah işleyenlerin imanını kaybedeceğini mi göstermektedir?

Cevap: Kâmil iman sahibi olmadıklarını gösteriyor. Ehl-i sünnet itikadına göre inkâr edilmediği müddetçe günah işlemek imanı gidermez. Ama zayıflatır.

 

Sual: Bir hadis-i şerifte “Allahü teâlânın ismini zikretmeyen kimsenin abdesti olmaz” buyuruldu. Bu hadis-i şerif nasıl izah edilmiştir?

Cevap: Abdest sahih olur; ama kemâli olmaz, sevabı az olur.

 

Sual: Bazen Peygamberimizin hadislerini başkalarına anlatıyorum. Hadisin tam metni her zaman aklımda kalmıyor. Fakat ne demek istediğini biliyorum ve anlattığım kişiye de anladığımı anlatıyorum. Bunun bir mahzuru var mıdır?

Cevap: Hadis-i şerifleri bire bir değil de ma’nen, yani mânâ olarak nakletmek caizdir.

 

Sual: Bir namaz kitabında “Allahü teâlâ ve melekler ve her canlı, insanlara iyilik öğreten müslümanlara salât ederler” hadis-i şerifinde geçen salât kelimesine dua mânâsı verilmiş. Allahü teâlâ dua etmeyeceğine göre, bu ifadeyi nasıl değerlendirmek lâzımdır?

Cevap: Âyet-i kerime ve hadîs-i şeriflerde geçen salât kelimesine umumiyetle Allah’dan rahmet, meleklerden istiğfar, müminlerden dua mânâsı verilir. Fakat buradaki ifade, Allah, meleklere dua etmelerini emreder şeklinde de alınabilir. Nitekim Kurtubî’de Ahzâb sûresinin 56. Âyet-i kerimesinin tefsirinde böyle izah buyurulmuştur.

 

Sual: Bir ilmihalde “Ezanın ayakta okunması tevâtür ile anlaşılmıştır” deniyor. Tevâtür ne demektir?

Cevap: Tevâtür, her asırda yalan üzere ittifakları mümkün olmayan bir topluluk tarafından nakledilmek demektir. Meselâ İngiltere’nin başşehri Londra’dır. Bu, tevâtür ile sâbittir. Bunun için gidip bakmak gerekmez. Tevâtür, dinde de bir delildir. Kur’an-ı kerim tevâtür ile nakledilmiştir. Mütevâtir denilen ve inkârı küfr olan hadîs-i şerifler de böyledir. Mütevâtir, tevâtür ile bildirilen demektir.

 

Sual: Fakirler cennete 500 yıl önce girecekler diye bir hadis var. İslâmiyette zenginliğin ve fakirliğin ölçüsü nedir?

Cevap: Böyle bir hadis-i şerif vardır. Zenginler, hesap vermek üzere bekleyecektir. Buradaki zenginlik örfîdir. Zekât, fıtra ve hac için zenginlik ölçüleri farklıdır.

 

Sual: Ebu Hüreyre buyuruyor ki, “Resûlullahdan iki türlü ilim öğrendim. Bunlardan birini sizlere bildirdim. İkincisini söylersem, beni öldürürsünüz” Ebu Hüreyre bu sözü kime hitaben söylemiş ve niçin beni öldürürsünüz buyurmuştur?

Cevap: Eshab-ı kirama ve tâbiîne hitaben söylemiştir. Bu sözde geçen ikinci tür ilmin mânâsı hakkında iki rivayet vardır: 1-Kıyâmet alâmetleri ve Eshâb-ı kiram arasında cereyan edecek muharebeler ve fitne; 2-Esrar-ı ilahiye, marifet ilmi. Bu hadis-i şerif umumiyetle tasavvufa delil olarak alınmıştır. (Tecrid Şerhi).

 

Sual: Kur’an-ı kerimin manevî ahkâmı olduğunu gösteren hadis-i şerifler var mıdır?

Cevap: İbni Mes’ud rivayet ediyor: “Kur’an-ı kerimde her bir âyetin hem zâhiri, hem de bâtını vardır”.

 

Sual: Hadis-i şerifte ölümden ve ihtiyarlıktan başka her derde derman olduğu beyan ediliyor. Fakat doktorlar bir takım hastalıkların çaresi olmadığını söylüyor. Şu halde o hadis-i şerifi nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Her derdin dermanı vardır; ama bugün için bilinmeyebilir.

 

Sual: Hazret-i Peygamber’in sünnetlerini anlatan detaylı bir kitap var mıdır?

Cevap: Fıkıh kitapları. Kasdınız âdâb ve müstehablar ise Şir’atü’l-İslâm münasiptir.

 

Sual: Hadis-i şeriflerde, Allahü teâlânın ilk yarattığı şey hakkında muhtelif ifadeler var. Kalemdir, nurdur, Resulullah’ın ruhudur diye geçiyor. Bunların arası nasıl bulunur? “Allahü teâlâ kendi nurundan cevheri yarattı” hadis-i şerifinde geçen cevher ne mânâdadır?

Cevap: Kalem, kaderdir; nur, Resulullahtır. Farklı itibarlara göre ilk yaratılan farklı olabilir. Allah katında hiçbir şey eski veya yeni değildir. Zira zamandan münezzihtir. Cevher, bir şeyin aslı, özü demektir. Şevâhid’de diyor ki: Allahü teâlâ zâtından başka bir şeyin bulunmadığı sonsuz öncelerde, önce kendi zât-ı mukaddesine, orada vâsıta olmaksızın yapdığı ilk tecellîde, herşeyin aslı önce Allahü teâlânın kendisinde idi. Bu mertebede, mevcûdâtın hakîkatleri zât-ı ilâhîden ayrı olmadıkları gibi, birbirinden de farklı değil idi. Diğer mevcûdâtın hakikatleri, o hakîkatin cüz’leri ve tafsilâtıdır. Onların sûreti ile vâki’ olan tecellîler, gayb âleminde, o hakîkatin sûretindeki tecellîden yayılmıştır. O hakîkatin varlık sûreti, önce rûhlar mertebesinde mücerret bir cevherdir ki, Şâri’ (Resûlullah aleyhisselâm) buna bazen akıl, bazen kalem, bazen rûh veya nûr buyurmuştur. Hadîs-i şerîflerde; “Allahü teâlâ önce aklı yarattı.”, “Allahü teâlâ önce kalemi yarattı.”, “Allahü teâlâ ilk önce benim ruhumu veya nurumu yarattı.” buyurulmuştur. Farklı ifadeler, değişik itibarat sebebi iledir.

 

Sual: Cennette herkes kaç yaşında olacaktır?

Cevap: Cennette yaşlı-genç herkesin 30, 33 veya 35 yaşında olacağı hakkında hadis-i şerifler vardır.

 

Sual: Kadınlar, saçlarını deve hörgücü gibi yapmaktan hadis-i şerif ile men ediliyor. Bundan kastedilen tam olarak nedir?

Cevap: Uzun saçı örmek, at kuyruğu yapmak ya da ensede toplamak caizdir. Tepede toplamak hadis-i şerif ile men edilmiştir.

 

Sual: “Müslümana sövmek fısk, onunla kıtâl etmek küfrdür” hadis-i şerifine göre, müslümanı öldürmek küfr müdür?

Cevap: Bu hadis-i şerifin mânâsı, masum bir insanın katlini helâl, mübah görerek öldürmek veya dövüşmek küfrdür, demektir.

 

Sual: Resûlullah aleyhisselâmın günde 70 ve 100 defa istiğfar etmesinin sebebi nedir?

Cevap: Peygamberler masumdur. Günah işlemezler. İstiğfar ve tevbe etmeleri de icab etmez. Şu kadar ki, istiğfar zikrdir; peygamberler de insanlık itibariyle manevi derecelerinin yükselmesi için istiğfar ederler. Resulullah aleyhisselâm, “Kalbimde envâr-ı ilâhiyyenin gelmesine engel olan perde hâsıl oluyor. Bunun için her gün, yetmiş kere istigfâr ediyorum” buyurdu. Mektubat-ı Rabbânî’de böyle geçiyor. Veya ümmetin günahları için istiğfar eder. Nitekim Taberânî’nin bildirdiği hadîs-i şerifte buyruldu ki: “Kimseden bir şey isteme, sana Cennet var. Kızma, gene Cenneti hak edersin. Güneş batmadan günde yetmiş kere istiğfar et. Allah senin yetmiş senelik günâhını affeder. Dedi ki, “Benim 70 senelik günâhım yok. Buyurdu ki, baban için! Dedi ki, babamın da yetmiş senelik günâhı yoksa? Buyurdu ki, ev halkın için. Dedi ki, ev halkımın da yoksa? Buyurdu ki, komşuların için”. Bu da gösteriyor ki, bir kişinin istiğfar etmesi, yalnız kendisine değil, başkalarına da fayda temin etmektedir.

 

Sual: Nefsine rıfk ile (yumuşak davran) hadis-i şerifini nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Nefsin meşru istekleri yapılır. Onu helak etmemelidir. Zira ibadetler, iyi işler nefs ile yapılır. Hazret-i Peygamber, “Nefsine iyi bak, o senin bineğindir!” buyurdu. Nefse uymak, günah işlemek demektir.

 

Sual: Hadis-i şeriflerde geçen “bizden değildir” ifadesi ne manaya gelir?

Cevap: Bunu helal görürse böyledir veya bizim ahlâkımızla ahlâklanmamıştır yahud bizim sünnetimizle âmil değildir ya da bizim (bu amele mahsus) şefaatimize müstehak değildir demektir. (Berika, Âfâtü’l-Yed)

 

Sual: Hadîs-i şerif kitaplarında, Hazret-i Aişe’den rivayetler vardır. Kendisi, erkek sahabe ile konuşur muydu?

Cevap: İlim için görüşülür. Hazret-i Âişe, müminlerin annesidir; kimseyle evlenmesi caiz değildir. Kaldı ki misal olarak gönderdiğiniz hadîs-i şerifin râvisi Urve bin Zübeyr, Hazret-i Âişe’nin kızkardeşinin oğludur. Kendisinden rivayet edilen hadislerin çoğu, mahremi olan akrabalarından nakledilmiştir.

 

Sual: Favori uzatmak uygun mudur?

Cevap: Evet. Âdete tâbidir. Erkeklerin yanak üzerine saç uzatması, Yahudilere benzemek sebebiyle kerih görülmüştür. Bu hususta hadîs-i şerif vardır. Yahudiler, favori bırakmaz; başlarının iki tarafından yanak üzerine saç uzatır, hatta bu saçları bukle bukle yaparlar. Hadîs-i şerifte kast edilen budur.

 

Sual: “Bir zâlime yardım edene, Allahü teâlâ o zâlimi musallat eder.” hadis-i şerifini nasıl anlamak gerekir?

Cevap: O zâlim, ona da kötülük yapar. Zira zulm, onun cibilliyetinde vardır. Zâlime yardımdan kaçındırmak için söylenmiştir.

 

Sual: Bir hadîs-i şerifte hizmetçimi kaç kere affedeyim ya Resulallah diyen bir sahabiye “Hergün, yetmiş kerre afv et!” buyuruluyor. Yanında çalıştırdığım bazı kimseler, zaman zaman hata yapıyorlar. Bunlara nasıl davranmalıdır?

Cevap: Hadîs-i şerif takvayı bildiriyor. Vaziyete göre hareket edilir.

 

Sual: “Hâricîler Cehennem köpekleridir” meâlinde bir hadîs var mıdır? Var ise, Hâricîlik Hazret-i Peygamber’den çok sonra ortaya çıktığına göre bu hadîs-i şerifi nasıl anlamalıdır?

Cevap: Böyle bir hadîs-i şerif vardır. Hazret-i Peygamber’in hem gayba dair sözlerindendir. Hem de Hâricîlik, cemaatten ayrılma, ayrı bir yol tutma mânâsına gelen umumî bir fırka ismidir. “Kaderiye, bu ümmetin Mecûsîleridir” hadîs-i şerifi de böyledir. Halbuki Kaderiyye (Mutezile) çok sonra ortaya çıkmıştır. Ama böyle inanmak, yani kişinin kendi fiillerinin yaratıcısı olduğuna inanmak, umumi bir inanış türüdür ve Mecûsîler (şimdi de Şia) böyle inanırdı.

 

Sual: “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hadîs-i kudsîsine göre, âlem yaratılmayacaksa, Peygamber efendimiz niye yaratılıyor? Yani önce âlemleri yaratmayı irade etmek, bilinmeyi istemek, Peygamberimizi bu sebeple yaratmış olmak, akla daha uygun değil mi? Bir de bu sözle sanki Allahü teala Peygamber efendimizin varlığı ile bağlı olarak hareket etmekte gibi anlaşılmıyor mu?

Cevap: Bu sözün mânâsı, kâinatın yaratılmasına sebep, Resulullah aleyhisselâmın yaratılmasıdır. Her şeyi sebep ile yapmak Allahü teâlânın âdetidir. Yağmur için bulutu; insan yaratmak için evliliği sebep kılmıştır. Sebepsiz de yaratabilir. Bu hadîs-i kudsîdeki “yaratmazdım” sözü, bir mecburiyeti bildirmiyor. Edebî bir ifadedir. İnsanın halife olması, yeryüzünde Allahın iradesini gerçekleştirmeye çalışmakla vazifeli olması demektir.

 

Sual: Hadîs-i şerîfleri Latin harfleriyle yazmanın hükmü nedir?

Cevap: Câizdir.

 

Sual: “Namaz kılan bir adamın önünden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazı keser” meâlinde bir hadîs-i şerif var mıdır? Varsa izahı nasıldır?

Cevap: Evet. Burada namaz kılanın kalbi işgal dolayısıyla huşuyu kesmesi kast edilmiştir. Hadîs-i şerifin başında, namaz kılan için, önüne geçilmesini engelleyecek bir sütre koyması tavsiye edilir. “Namazı hiç bir şey kesmez” meâlinde bir hadîs-i şerif daha vardır (Ebu Davud). Resulullah aleyhisselâm Bathâ’da namaz kılarken, önünden kadın da, eşek de geçtiğine dair rivâyet Buharî’de geçer. Bu sebeple müctehidlerin çoğu bu halde namazın bozulmayacağını ictihad buyurmuştur.

 

Sual: İnsanlığın başından bu zamana ne kadar zaman geçtiğine dair dinî bir bilgi var mıdır?

Cevap: Tarihçiler altı ululazm peygambere istinaden 6000 sene diyor. Bugün mevcut Tevrat nüshalarında da böyledir. Ancak “313 resul vardır ” ve “Her bin senede bir resul gönderilir” mealindeki iki hadis-i şeriften [Hâkim], insanlığın başından bu yana 315 bin seneden az geçmediği anlaşılmaktadır. “Dünyanın hepsi âhiret günü ile yedi günden ibarettir. Bu Allahü teâlânın (Rabbinin indinde bir gün, sizin saydığınız yıl ile bin yıl gibidir) kavli iktizasıdır” meâlindeki hadîs-i şerif [Deylemî], dünya hayatının kısalığına hamledilmiştir.

 

Sual: Resul-i ekremin kullandığı kokular nelerdir?

Cevap: Menekşeyi sever; “Menekşenin diğer kokulara üstünlüğü, benim insanlara üstünlüğüm gibidir” buyurmuştur. Gül, misk gibi kokuları da kullanmıştır.

 

Sual: Duyduğu bir hadîs-i şerifle amel eden, böyle bir hadîs-i şerif olmadığı sonradan anlaşılsa bile, inanarak amel ettiği için sevap alır mı?

Cevap: Mezhebine aykırı değilse evet.

 

Sual: “Eshâbım yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olsanız hidâyete ulaşırsınız” hadîsinin kaynağı nedir?

Cevap: İmam Beyhekî rivayetidir. Dârimî ve İbni Adiyy de haber vermektedir. Münavî’nin Künûzü’d-Dekâikde, Tahtavî’nin İmdad haşiyesinde ve İbni Hacer’in Savâiku’l-Muhrika kitaplarında da yazılıdır. Taklidin en mühim delillerinden olduğu için, taklide karşı olan modernistler, bu hadîsin sahih olmadığını çok zikretmektedir. Mesela İzmirli İsmail Hakkı, herkesin serbestçe ictihad yapmasını savunurken, bunun uydurma olduğunu ispatlamak için müstakil bahis yazmıştır.

 

Sual: “İlim öğrenmek isteyen kavminden uzaklaşsın” şeklinde bir hadis-i şerif var mıdır?

Cevap: İşitmedik. Ama “el-istinasü bi’n-nas alâmetü’l-iflâs”, yani insanlarla çok düşüp kalkmak iflas alâmetidir diye bir söz vardır. İlim sahibi olmak isteyen kimsenin, biraz halktan ve günlük meşgalelerden uzaklaşması gerekir. Zira insan kendini bütünüyle ilme vermedikçe, ilim bir cüzünü o kimseye vermez.

 

Sual: Sünen-i Ebu Davud’da geçen “Kız çocuğunu diri diri toprağa gömen kişi de, toprağa gömülen çocuğun kendisi de cehennemdedir” mealindeki hadis-i şerifi nasıl anlamalıyız?

Cevap: Gömen imansız veya günahkâr olduğu, gömülen de imansız olduğu içindir. Ama sonradan bu çocukların cehennemlik olmadığı vahy ile bildirilmiştir.

 

Sual: İbni Şeybe’den rivayette, Hazret-i Ömer’in, Hazret-i Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmek istediği, Hazret-i Ali’nin kızını Hazret-i Ömer’e gönderdiği, Hazret-i Ömer’in kızın eteğini kaldırıp topuğuna baktığı yazılıyor. Bunu nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Hazret-i Ömer, kızı nikâhladı. Ama kız gençti. Nikâhtan sonra zifafa mütehammil olup olmadığını anlamak için baktı. İlmi temeli olmayanların, hadis-i şerifleri okuması ve anlamaya çalışması doğru değildir. Fıkıh kitaplarına tâbi olmak gerekir.

 

Sual: Halk arasında ikindi veya akşam vaktinden sonra el işi yapmak veya çeyiz düzmenin iyi bir şey olmadığı söyleniyor. Bu acaba bâtıl bir inanç mıdır?

Cevap: “Gözlerini seven ikindiden sonra yazı yazmasın” mealinde bir hadis-i şerif veya kelâm-ı kibar vardır. Ondan dolayı göze zarar gelmesin diye bu şekilde söylenmektedir.

 

Sual: Bir vakit namazı kasden kılmamanın cezası, seksen yıl cehennem azabı olduğuna dair bir hadis var mı? Varsa kaynağı nedir?

Cevap: Vardır. Umdetu’l-islâm.

 

Sual: ‘Kim övünmek maksadıyla kâfir olan 9 atasını sayarsa, onuncusu da onlardan olur’ hadis-i şerifi gereğince, müslüman olmayan atalarıyla övünmek insanı küfre düşürür mü?

Cevap: Bir kimse, imansız bile olsa, iyi tarafları olabilir. Bunların övülmesi dinen caizdir. Ataları ile övünmek; eğer onların kötü yanlarıyla övünmek ise, hadis-i şerifin şumulüne girer. Eğer bunu dinî ve ictimaî bir üstünlük olarak görüyorsa, mahzurludur. Hadis-i şeriflere kafasına göre mânâ vermek doğru değildir.

 

Sual: “Râvînin zaptı” ne demektir?

Cevap: Bir hadîs râvîsinin uyanık ve dikkatli olması; ezberlediği hadîsi hatasız ve eksiksiz rivâyet edebilmesidir.

 

Sual: Sahih-i Buhari tercüme ve şerhini almak istiyorum. Tavsiye edebileceğiniz bir yayınevi var mıdır?

Cevap: Hadis-i şerif kitapları ve şerhleri halk için değildir. İlim adamları içindir. Hele arabî bilmeyenlerin ve temel medrese ilimlerini okumayanların okuması doğru değildir. Bahsettiğiniz kitabı görmedim. İlmihal ve fıkıh kitapları okumanızı tavsiye ederim.

 

Sual: İslâm eserleri arasında, İmam Buhârî’nin el yazması eserinin olmadığı, talebesi Firebrî’nin rivayetleri dinleyip toparladığı ve Yunînî’nin bu toplanan nüshaları bir araya getirdiği, bu sebeple elimizde bulunan hadis kitablarının mutemed olmadığı söyleniyor. Doğru mudur?

Cevap: Hâdise doğru, ama tefsiri yanlıştır. Bunu söyleyenler, ciddiye alınacak şahsiyetler değillerdir. Dini bilgiler yazı ile değil, nakil ile gelmiştir. Söz, yazıdan üstündür. İlk devir dinî eserlerinin hemen tamamı, yazarının sözlü rivâyetlerinin, talebeleri tarafından toplanıp, sağ ise kendisine, vefat etmiş ise, önde gelen diğer talebelerine arz etmek suretiyle yazılı kitap hâline getirilmiştir. Hemen bütün din kitapları, hatta Kur’an-ı kerim bile sözlü rivâyet ile günümüze kadar gelmiştir. Bir devirde yalan üzerinde ittifak etmesi mümkün olmayan kişilerin ititfakı, dinde delildir.

 

Sual: Kimi tarih kitaplarında nakledilen ”Garanik Hadisesi” uydurma mıdır?

Cevap: Uydurma olduğunu söyleyenler vardır. Doğru bile olsa tefsiri farklıdır. Şeytan bu şekilde fısıldadı. Yani bu sözü Hazret-i Peygamber değil, şeytan tekrar etti. Cebrâil aleyhisselâm hemen bunu bildirdi. Hazret-i Peygamber de vaziyeti anlayınca men etti.

 

Sual: Bir tarihçi, Fatih devrinin hiç bir kaynağında Peygamber Efendimizin İstanbul’un fethiyle alâkalı meşhur hadîsinin geçmediğini; hatta yabancı memleketlere gönderilen fetihnâmelerde de bu hadîse atıf yapılmadığını; bu hadîsin Fâtih ile alâkalandırılmasının çok sonraları olduğunu söylüyor. Ne dersiniz?

Cevap: Müsnedü Ahmed bin Hanbel’de ve Hâkim’in Müstedrek’inde geçen bir hadîs-i şeriften haberdar olmamaları mümkün değildir. Tevâzuları sebebiyle anmamış olabilirler. Tarihçiler, beş asır öncesine ait bir meselede her vesikayı görmüş olamaz.

 

Sual: Ateş taşımak sünnet ise, Hazret-i Peygamber zamanında kibrit var mıydı?

Cevap: Üzerinde her zaman, bilhassa sefer sırasında ateş, bıçak, ayna, misvak, iğne-iplik taşımak sünnettir. O zaman kibrit yok ise de, kav ve çakmaktaşı vardı.

 

Sual: Kur’an-ı Kerimdeki bazı âyetler bazı âyetlerden üstündür denebilir mi?

Cevap: Âyet olmak itibariyle hayır. Ama hususi cihetlerden olabilir. Her âyetin diğerinde olmayan hususiyetleri bulunabilir. Fatiha, İhlas, Yasin, Mülk, Nebe, Tekasür gibi sureler hakkında başka başka faziletler bildirilmiştir.

 

Sual: “Üzerinde kul hakkı bunun cennete giremez” sözünü nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Öder, helâlleşir ve tevbe ederse gidebilir.

 

Sual: “Vatan sevgisi imandandır” sözü hadis-i şerif midir?

Cevap: Evet. Mektubat-ı Rabbânî’de ve Mesnevî’de hadis-i şerif olarak bildiriliyor.

 

Sual: Peygamber Efendimiz “Ben geldiğimde bana Acem büyükleri gibi ayağa kalkmayın” buyurmuş mudur? Öyle ise örfümüzde mevcut olan bir büyük gelince ayağa kalkma âdetinin hükmü nedir?

Cevap: Hazret-i Peygamber, kendisine kalkılmasını istemezdi. Kalkılmasını istemeyi de kerih görürdü. Ama başka büyüklere kalkılmasıni isterdi. Sa’d bin Muaz gelince “Kavminizin ulusuna ayağa kalkın!” buyurdu. Demek ki kalkılmasını istemek mahzurludur. Kalkmak mahzurlu değildir. Hatta büyüklere kalkmak sünnettir.

 

Sual: Arapça hadis ezberlerken, tecvid kâidelerine göre mi ezberlemek gerekir?

Cevap: Hayır. Tecvid sadece Kur’an-ı Kerim’de olur.

 

Sual: “Çok gülmek kalbi öldürür” hadis-i şerifini nasıl anlamalıdır?

Cevap: Şir’atü’l-İslâm’da diyor ki, çok gülen insanın vakarı gider. Ölümü unutur. “Az gülünüz, çok ağlayınız” meâlinde bir âyet-i kerime de vardır.

 

Sual: “Çocuğuna ne kadar yaptırabiliyorsan, kölene de o kadar yaptırırsın” meâlinde bir hadis-i şerif var mıdır?

Cevap: “Kölelerinizden yardım isteyin, yapamadıkları işlerde yardım edin” hadis-i şerifi Buharî’de geçiyor. “Çocuklarınıza ikram ettiğiniz gibi, kölelerinize de ikram edin” hadis-i şerifi de İbni Hacer’in Zevâcir kitabında geçiyor.

 

Sual: Sahih-i Buharî kitabını, Buharî’nin kendisi değil, 5 talebesinin yazdığı söyleniyor. Doğru mudur?

Cevap: Âlimler kitaplarını umumiyetle talebelerine imla ettirir. Bunları yine talebeleri naklederek sonraki nesillere ulaştırır.

 

Sual: Sözün yazıdan üstün olduğunun akli delilleri nedir?

Cevap: Söz, şahsî vasıf ve meziyetlere sıkı sıkıya bağlıdır. Yazı ise elden ele geçer. Taklid ve tahrifi kolaydır.

 

Sual: Hadis ilmini bir yere oturtmakta zorlanıyorum. Mezheplerin teşekkülü bile ondan daha evvel gerçekleşmiş. İmam Azam’lar Buharîlerden evvel yaşamış. Bu ilim sadece Hazret-i Peygamber”in hadislerini tespit maksadıyla mı vardır? Yani pratikte bir işlerliği var mıdır? Bir de sahih hadisin zabt, adalet vesaire gibi şartları neye göre konulmuştur?

Cevap: Hadis ilmi çok eskidir. Hazret-i Peygamber’in vefatından hemen sonra hadislerin metin ve sened kritiği yapılmıştır. Ancak bunun sistematik bir hale gelişi, tebe-i tâbiîn devrindedir. Daha önce bile benzer hadisi rivayet eden sahabeler arasında senet kritiği yapılmıştır. Buhari’nin, Müslim’in çalışmalarından çok evvel hadis ilmi, hadis usulü ilmi, sened ve metin tenkidi başlamıştı. İmam Azam bir hadis âlimidir. Metin ve sened kritiğindeki şartlar elbetteki Kur’an ve sünnete, Hazret-i Peygamber’in birtakım rivayetleri kabuldeki muamelesine ve sahabe-i kiramın rivayetleri kabuldeki tavırlarına büyük ölçüde dayanmaktadır.

 

Sual: Osmanlı zamanındaki meddahlar, “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler, yazık, yazık ona!” mealindeki hadis-i şerifin şümulüne girmiyorlar mı?

Cevap: Meddahlar akıl ve irfan sahibi insanlar idi. Hikmetli konuşur, insanlara dolaylı yoldan nasihat ederdi. Öyle olmayanlar hadis-i şerifin şümulüne girer.

 

Sual: Fıkıh kitaplarında, ‘Sünnet olan büyüklerin küçüklere selam vermesidir’ yazıyor. Buharî ve Müslim’de geçen sahih hadis-i şeriflerde ise ‘küçükler büyüklere selam verir’ diye geçiyor. Ne yapmalıdır?

Cevap: Rivayetler muhteliftir. Fıkıh kitaplarına tâbi olmalıdır. Birincisi sünneti, ikincisi cevazı bildiriyor. Küçüklerin büyüklere selâm vermesi, onları vecibe altına sokar ki büyüklere emrivâki hoş değildir. Ama verirlerse selâmı iâde lâzımdır.

 

Sual: Hadis-i kudsi ne demektir?

Cevap: Manası Allah’tan, sözleri Hazret-i Peygamber’den olan hadislere denir.

 

Sual: Kenzü’l-Ummal’de geçen “Arap olmayanların en hayırlısı Farslardır” rivayetini, bugünki ve yakın tarihteki Acemleri nazara alarak nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bu söz, Selman Fârisî, İmam Ebu Hanife gibi zatlar için söylenmiştir. İran’ın Şiîleşmesi, XVI.asırdan sonrasına aittir.

 

Sual: Tefsirler dâhil, İslam tarihleri İsrailiyattan alıp tarihi gerçeklerle uyuşmayan şeyler anlatmaktadır. Bunlara nasıl bakmalıdır?

Cevap: İslâmiyet insanlara fen ve tarihi öğretmek için gönderilmedi. Müslüman, Kur’an-ı Kerim’de geçen tarihî kıssalara inanır. Bunların tarihî verilere ve bilgilere uygun düşüp düşmediği çok da mühim değildir. Anlatılan hâdiseler ve peygamberler tarihi çok eski zamanlara istinad etmektedir. Bunlarla alakalı veriler ve deliller oldukça azdır. Bu sebeple kati bir şey söylemek kolay değildir. Dünyanın ömrü milyarlarca senedir. İnsanlığın ömür ise İslâm kaynaklarına göre 315 bin senedir. Tarihî bilgiler ise 6-7 bin yıldan öteye gidememektedir.

 

Sual: “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” hadis-i şerifi, bir tenakuz teşkil etmez mi?

Cevap: Hadis-i kudsidir. Müstedrek’te geçer. Ulema ve evliya bunu hadis kabul etmiştir. Manasında da şaşılacak bir şey ve tenakuz yoktur. Allah’ı ve Peygamberi tanıyan buna şaşmaz. Modernistler ve câhil hocaların hadis inkârcılığı modadır.

 

Sual: Hazret-i Hadice, Hazret-i Peygamber’e Câhiliye devrinde ölenlerin çocuklarının hâlini sorduğu zaman “Onlar ateşdedir” cevabını almıştı. Bu çocuklar bâliğ olmamış ise, bunu nasıl anlamamız gerekir?

Cevap: Cehennemde olmadıklarına dair vahy gelmeden evvel ictihad ile söylenmiş bir söz idi.

 

Sual: Küllü mürrin devâün (Her acı şeyde şifâ vardır) sözü hadis-i şerif midir?

Cevap: Meşhur bir sözdür. Hadis-i şerif olduğunu işitmedik. Buradaki acı, biber acısı değildir. İlaç gibi şeylerin acısıdır. Biber, acı değil, yakıcı sınıfındandır.

 

Sual: “Sabah uykusu rızka mânidir” hadis-i şerifi ile ne kast edilmektedir?

Cevap: Millet dünya nimetlerini paylaşmaya girişmiş iken uyuyanın hâli nicedir? Güneş doğarken uyumak mekruhtur. Bu zamanda uyuyan, hastalık ve cinlerin zararına maruz kalabilir. Ömrü sıhhat aramakla geçer. Servetini harcar. Çalışamaz.

 

Sual: Mütevatir hadisi inkâr edenin küfre düştüğü doğru mudur?

Cevap: Lafzen ve manen, yani kelimeleri ve manası mütevatir olan, yani her devirde yalan üzere ittifak etmesi mümkün olmayan bir topluluk tarafından nakledilen bir hadisi inkâr etmek, eğer delilsiz olursa küfürdür. Bunun dışındaki mütevatir hadislerin inkârının küfür olup olmadığı hususunda âlimler arasında ihtilaf vardır. Lafzen ve ma’nen mütevatir hadis-i şeriflerin sayısı çok azdır.

 

Sual: Hazret-i Aişe’nin sahabeye gusl gibi mahrem bir meseleyi rivayet etmesini nasıl değerlendirmek lazımdır?

Cevap: Hazret-i Aişe müminlerin annesidir. Hazret-i Peygamberin hususi hayatına dair pek çok mesele onun vasıtasıyla öğrenilmiştir. “Dininizin üçte birini Hümeyradan alınız” hadis-i şerifi ile medhedilmiştir. Dini bilgileri öğrenmek ve öğretmekte utanma olmaz.

 

Sual: Ma’nen ve lafzen mütevatir ne demektir?

Cevap: Hadis-i şerifin lafzının böyle olduğu tevâtüren nakledilmiş ise lafzen mütevâtir; lafzı muhtelif olsa da, manası ve delâletinin aynı olduğunda tevâtür varsa ma’nen mütevâtirdir. Lafzen mütevâtir hadisi inkâr küfrdür. Ma’nen mütevâtirde ihtilaf var ise de bid’at ehli olacağı sahihtir.

 

Sual: Bir hoca, “Hadislerin toplanması uzun yıllar aldığı için, imamlarımız bazı hususlarda zayıf hadislere göre fetva vermişlerdir. Çünki sahih hadisi duymamışlardı. Ama günümüzde sahih hadislerin tamamına ulaşmak çok kolaydır. Eğer bir fetva sahih hadise uymuyorsa sahih hadise uymak gerekir. Mesela namazda ellerin göbek altında bağlanması zayıf hadistir. İmam Şâfiî’nin, ellerin göbek üstünde olması kavli, sahih hadise dayandığı için, böyle yapmalıdır” dedi. Ne dersiniz?

Cevap: Bu söz, usul-i fıkh, usul-i hadis ve hadis tarihini bilmemek alâmetidir. Hadis-i şeriflerin toplanmasının geç olması, avam bakımındandır. Hazret-i Peygamber zamanından beri yazılmakta veya sözlü rivâyet edilmektedir. İmam Ebu Hanife tâbiîndendir. Toplananlardan daha çok hadis duymuş olabilir. Onun bildikleri, belki bugüne intikal etmemiş olabilir. Bunu başkaları bilemez. Bir hadîsin sahih olması ise, ictihadîdir. Bir âlime göre sahih olan, diğerine göre olmayabilir. Fıkhî hüküm cihetinden hadisin sıhhatinden başka şartlar da aranır. İmam Ebu Hanife’nin, takvası o kadar çok idi ki, tek kişinin bildirdiği haber-i vâhid sahih bile olsa, bununla farz veya harama hükmetmemiştir. İmam Şâfiî, sahih bile olsa, mevkuf hadise, yani rivayet eden sahabinin ismi zikredilmeyen habere hüküm bağlamamıştır.

 

Sual: Hadis-i şerifte, kadın-erkek her müslümana öğrenmenin farz olduğu ilim hangisidir?

Cevap: Din ilimlerinden farz olanlar. İman, itikat, haramlar, farzlar.

 

Sual: Siyah köpeklerin öldürülmesine dair bir hadis-i şerif okudum. Bunu nasıl anlamak icab eder?

Cevap: İbni Abidin, “Bu hüküm nesh edilmiştir. Köpeğin öldürülmesi, zarar vermesine bağlıdır” diyor.

 

Sual: Asırlar evvel, Müslümanlar arasında büyük fitneler olmuş, birkaç asır sonra da Moğol zulmü, İslam dünyasını ve medeniyetini yerle bir etmişti. Ama Osmanlı devrinde Müslümanlık, belki de en büyük devirlerinden birini yaşadı. Bütün bunlara bakarak “Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur.” hadis-i şerifini nasıl anlamalıdır? Zira bu hadis-i şerifi, gayretsizliğine bahane olarak gösterip, bununla da “Mütevekkilim.” diye övünenler görülüyor. Eskiler de böyle düşünselerdi, i’lâ-yı kelimetullahdan geri durmazlar mıydı? Dünya tarihinin iman ve küfr nöbetleşmesi olduğu fikri, sizce doğru mudur?

Cevap: Bu hadis-i şerif, bir realitenin ifadesidir. Ona bakarsanız, bütün dünya bir gün yok olacaktır; şu halde çalışmanın, dünyayı imar etmenin ne faydası var? Halbuki Kur’an-ı Kerim ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi âhirete çalışmaya emrediyor. Her yılın bir öncekinden kötü gelmesi, umumi bir hükümdür. Zaman zaman fecr-i kâzib gibisinden nisbî iyilikler olabilir. Tarihte Müslümanlar için çok karanlık devirleri aydınlık zamanlar takib etmiştir. Tek Parti baskısından sonra, demokrasi devrinin rahatlığı gelmiştir. Pastırma yazı, sonbahar serinliği içindeki sıcak günlerdir. Ama herkes bilir ki arkası kıştır. Âhir zamandaki Müslümanlar da böyle şeyleri düşünmezler; nihayet Mehdi aleyhirrahme devri için çalışırlar. Kendilerine emredileni yaparlar. Bu da bir cihetten onun zamanına hazırlık demektir; çocuklarını yetiştirmek demektir. İslam kültürü yaşasın, çocuklara miras kalsın. Onlar da ileride Mehdi gelince karşısında değil, yanında olsunlar.

 

Sual: Deve sidiğinin şifa olduğuna dair rivayetin esası var mıdır?

Cevap: Sahih kitaplarda geçen bu hadis, sahihtir. Ukl ve Urene isimli bedevî kabilesinin tutulduğu sıtma hastalığının tedavisi için o zaman ancak bu ilaç bulunmuştur. Nice esrarlı hakikat ve hikmetlerini beyan eden peygamberin sözünden bugünün aklı ile bakıp şüphe edilir mi? Bu hadis-i Şerif çok kıymetlidir; böylece haram olan bir şeyin devası kati olduğu zaman kullanılabileceğine delil vardır. Kan vermek gibi.

 

Sual: Yolculuktan dönen kişinin ailesine geceleyin haber vermeden gelmesinin mekruh olduğunu beyan eden hadis-i şerifin hikmeti nedir?

Cevap: Görmek istemediği şeyleri görebilir. Gündüz gelirse, hanımı kendisi için taranır, süslenir. Bir de gece habersiz geliş, ekseriya ev halkını korkutabilir. (Şir’atü’l-İslâm)

 

Sual: Hadis ilmiyle alakalı hangi Türkçe kitapları tavsiye edersiniz?

Cevap: Talat Koçyiğit’in kitapları münasiptir.

 

Sual: Güzele bakmak sevaptır sözü küfr müdür?

Cevap: Üç şeye bakmak, bakanları sürurlandırır: Akar suya, yeşilliğe ve güzel yüze. Bu hüküm, elbette bakılması caiz olanlar için caridir.

 

Sual: Peygamber efendimiz aleyhisselâmın “Unutulmuş bir sünnetimi diriltene 100 şehit ecri vardır” hadis-i şerifindeki müjdeye kavuşmak için,  az yapılan, yapılmayan yahud hiç yapılmayan bir sünneti, ailem de görsün diye yapmam münasip olur mu?

Cevap: Bu hadis-i şerif cemiyet için söylenmiş ise de, Allah niyete göre verir.

 

Sual: İmam-ı Gazali hazretleri için “Üç yüz binden fazla hadis-i şerifi râvileriyle ezbere bilen” ifadesi tenkit ediliyor; bunların kitaplara geçmediği, dolayısıyla bu sayının çok mübalağalı olduğu iddia ediliyor. Nitekim Kütübi sittedeki hadis-i şerif sayısı çok daha azdır. Burayı nasıl anlamak gerekir?

Cevap: Hadis-i şerifler, Kütüb-i sittede yazılanlardan ibaret değildir. Sayısı yüzbinlercedir. Zamanımıza ulaşmayanları da vardır. Bir de aynı hadis-i şerifin farklı rivayetleri, başka başka hadis-i şerifler sayılır.

 

Sual: “İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabirlerdeki ölülerden yardım isteyiniz” hadis-i şerif ile, En’am suresinin tasarrufun yalnızca Allah’a ait olduğunu söyleyen 18. âyet-i kerimesini beraber nasıl anlamalıdır?

Cevap: Ölü veya diri her kim ne yaparsa, bunların hepsi Allahü teâlânın iradesi ve tasarrufu iledir.

 

Sual: Osmanlılarda hiç hadis uleması yetişmediği, Kemalpaşazade, diğer ilimlerde çok yüksek bir âlim olduğu halde, hadis mevzuundaki bilgisinin bir medrese talebesi kadar olduğu iddiasına ne dersiniz?

Cevap: Bunlar akıllıca sözler değildir. Osmanlılar devrinde, hadis ilmi bitmiş; vazifesini tamamlamış idi. Buna rağmen çok âlim yetişmiştir. İlk 10 Osmanlı padişahı zamanında yaşayan ve Şakayık kitabında isimleri zikredilen ulemadan 82 tanesi muhaddistir. Osmanlı muhaddislerinin ve eserlerinin isimleri Keşfüzunûn gibi kitaplarda yazılıdır. Son devirde yetişen muhaddis Zâhidu’l-Kevserî tek başına kâfidir.

 

Sual: Babanzade Ahmed Naim Bey’in Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih tercemesini, Tek Parti hükümetinin hazırlattığı doğru mudur?

Cevap: Cumhuriyetin ilanından sonra, dinin modernize edilmesi projesi çerçevesinde, halkın Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerif tercümesine tevcih edilmesi düşünülmüş; bu meyanda diyanet işleri reisliği, Mehmet Akif Ersoy’a meal, Elmalılı Hamdi’ye tefsir ve Babanzade Naim’e de Buhari tercüme ve şerhi vazifesini (ücreti mukabilinde) ihale etti. Naim Efendi vefat edince, projeyi eski müderrislerden Afyonlu Kamil Miras tamamladı. Tecrid tercüme ve şerhi, ehline faydalıdır.

 

Sual: Peygamber efendimizin Arabi lisanından başka bir lisanda söylemiş olduğu hadis-i şerif var mıdır?

Cevap: Farsça iki sözü vardır. “Rutab yek ineb dü” (hurma tek, üzüm çift yenir) bunlardan biridir. Diğeri de torunu Hasan’ın küçükken ganimet malından bir şeyi bilmeden yemesi üzerine, Farsça “kıh” diyerek çıkarmasını istemesidir.

 

Sual: Hadislerde geçen kibirli, borçlu cennete giremez sözünden maksat nedir?

Cevap: Tevbe etmeden, borcunu ödeyip helalleşmeden giremez demektir. Böyle ise cehennemde azap görüp, imanı varsa cennete girer.

 

Sual: Bazı kitaplarda 4 halifenin hilafet sırasını beyan eden hadisler geçiyor. Madem böyle bir hadis-i şerif var; Hazret-i Ömer niçin kendisinden sonra şu 6 kişiden birini halife yapın dedi. Niçin doğrudan Hazret-i Osman’ı göstermedi veya aynı şekilde Hazret-i Muaviye, Hazret-i Ali ile harb etti?

Cevap: O hadisler, haber-i vâhiddir ve çoğu zayıftır. İşitmemiş veya başka mana vermiş olabilirler.

 

Sual: Cahiliye devrinde yaşamış babası ile övünen kişiye babasının zekerini yedirin diye bir hadis okudum. Bu sahih midir?

Cevap: Zeker değil, maslahat. Bu yersiz nesebiyle övünenler için kullanılan bir tabirdir.

 

Sual: Ezan okunurken, köpeklerin şeytanları kaçarken gördüklerinden uluduğuna yönelik inanış var. Doğru mudur?

Cevap: Köpek uluduğu zaman, eşek anırdığı zaman, Allah’a sığınmak hadis-i şerif ile tavsiye edilmiştir. Çünki onlar insanların görmediği şeyleri görebilirler.

 

Sual: “Güneş batınca, akşam vakti kıyamet kopacaktır” (Tirmizi, Deavat, 98)  mealinde bir hadis-i şerif vardır. Şu halde dünyanın bir yerinde akşamken diğer yerinde sabah oluyor. Nereye göre akşam?

Cevap: Güneşin ışığı bir anda sönebilir veya kıtalar birleşmiş olabilir veya o esnada yaşayan insanlar dünyanın bir yerinde yaşıyor olabilir veya gökyüzünün tamamını kapatacak bir hâdise haber verilmiş olabilir (dinazorları yok eden meteor ve kükürt bulutları gibi).

 

Sual: İmam Buhari hazretleri Sahih kitabını yazarken binlerce hadis-i şerifin taranmasında insan üstü bir titizlik göstermekle kalmamış; her biri için gusül abdesti, 2 rek’at namaz, istihare yaparak da vakit mefhumunu açıklaması imkânsız şekilde değerlendirmiştir. İslâm âlimlerinin bu gibi insan üstü gayretlerini “keramet” olarak görmek doğru mudur?

Cevap: Kerametten evvel, ilmî ve dinî hassasiyete delalet eder. Kaldı ki, Allah zaman içinde zaman yaratır. İslâm âlimlerinin bazısının bıraktığı eserleri görünce, kısa ömründe bunları nasıl yazmış diye insanın hayret edesi geliyor. Yorulmadan yılmadan yazan İmam Süyûtî’nin her biri sahasında mühim 500’den fazla eseri vardır. Halbuki 54 sene yaşamıştır. İmam Gazâlî’nin ömrünü eserlerine bölmüşler; her gününe 18 sahife düşmüştür.

 

Sual: Ali’ye bakmak ibadettir hadisi sahih midir?

Cevap: Hâkim’de geçiyor. Müslümanın yüzüne bile bakmak faydalıdır. Hazreti Ali’nin yüzüne bakmak ibadet olmaz mı?

 

Sual: “İkindi vakti uyuyup da delirmeyene şaşarım” hadîs-i şerifi vardır. Fakat günümüzde bu vakitte uyuyan insan çok olmasına rağmen, böyle bir tesir görülmüyor. Bunu nasıl anlamalıdır?

Cevap: Hadis-i şeriflerde zikredilen hususlar ve sayılar umumiyetle tehdid içindir. İstisnalar kaideyi bozmaz. Bu uyku, faydasız bir uykudur; insanı sersem yapar.

 

Sual: Seyahate çıkınca gidilen yerde ilk soğan yemek Peygamber Efendimiz’in tavsiyesi midir?

Cevap: Evet. “Bir yere gidince, ilk evvela oranın fahsından yiyiniz” buyurulmuştur. Soğan, sarımsak, pırasa vs fahsdır. Sıhhat ve oraya mahsus mikrop, bakteri ve hastalıklar için muafiyet (bağışıklık) temin ettiği için, bugün de tavsiye ediliyor.

 

Sual: Gadir-i Hum meselesi hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap: Bazıları Hazret-i Ali’nin bazı icraatları hakkında dedikodu yaptılar. Peygamber Efendimiz bunu duyunca Gadir-i Hum denilen mevkide “Ali benim mevlâmdır; ben onu mevlâsıyım. Yani Ali benim dostumdur; ben onun dostuyum” buyurdu. Mevlâ kelimesi, Arapçada vâris manasını da geldiği için Şiîler bu kelimeyi öyle tefsir ettiler ve kendisinden sonra onun halife olacağına işaret ettiğine inandılar.

 

Sual: “Herkes gibi benim de bir şeytanım vardı, fakat bana teslim oldu” mealinde ki hadîs-i şerîf neyi ifade eder?

Cevap: Şeytanın vesvesesi peygambere yol bulamaz; Allah korur, demektir.

 

Sual: “Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım” sözünün dinimizde bulunmadığını söyleyenler var. Ne dersiniz?

Cevap: Bu sözün hadis-i şerif olduğunu pek çok âlim kitaplarında beyan ediyor. Sözün manası gayet dine muvafıktır. Peygambere muhabbet olmadan, din olmaz. İslâmiyetin en esaslı rüknü olan muhabbet, bu söz üzerine bina edilmiştir. Elde bugün mevcut hadis kitaplarında bulunmaması, hadis olmadığını göstermez. Bütün hadisler, bu kitaplardakinden ibaret değildir. Bahsettiğiniz kişilerin itikatları bozuk ve ilmi ehliyetleri nâkıstır.

 

Sual: Yılanları öldürmek hakkında bir hadis-i şerif duymuştum. Yılanları öldürmek ekosisteme zarar vermez mi? Mesela o zaman fareler çoğalmaz mı?

Cevap: Zararlı hayvanı öldürmek caizdir. İnsanları korumak esastır. Zararsız olanı öldürmek caiz değildir. Zararlı olanların öldürülmesi ile ekosistem zarar görmez.

 

Sual: Sıhhatinde ulemanın ittifak ettiği ve akaid, fıkıh vs. ile alakalı olmayan muayyen bir hadîsi inkâr etmek insanı Ehl-i Sünnetten çıkarır mı?

Cevap: Mütevâtir hadisi, te’vilsiz inkâr küfrdür. Te’villi veya bir kavle göre ma’nen mütevâtirse inkârı bid’attir. Halifelik gibi dünyevî bir meselede ise, münkiri bid’at ehli yapar.

 

Sual: Padişahın kendini anlattığı mektupta “Allahın gölgesi” demesi caiz midir?

Cevap: “Sultan yeryüzünde Allah’ın gölgesidir, bütün mazlumlar ona sığınır” hadis-i şeriftir.

 

Sual: İstanbul’dan sonra Roma’nın fethinin haber verildiği doğru mudur?

Cevap: “Kayserin şehri fetholunmadıkça kıyamet kopmaz” mealinde hadis-i şerif vardır (Deylemî).

 

Sual: “Ölmeden önce ölünüz!” hadis-i şerifi nasıl anlaşılmalıdır?

Cevap: Öldükten sonra olacakları, başına gelecekleri düşünmek ve ölü gibi davranmak, yani dünyaya düşkün olmamak şeklinde tefsir edilmiştir.

 

Sual: Bir hadiste, “Yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin” ifadesi, Allah için bir mekân tayini olmuyor mu?

Cevap: Kast edilen meleklerdir.

 

Sual:  Hadis-i şerifte cünüb kimse bulunan odaya melek girmeyeceği geçiyor. Birkaç arkadaş bir odada bulunsa, birisi cünüb olsa, diğerlerinin hafaza melekleri o mekâna gelemezler mi?

Cevap: Bu hadis-i şerifte kast edilen rahmet melekleridir. Rahmet meleklerinin gelmediği cünüb, üzerinden bu halde bir namaz vakti geçen kimse olsa gerektir.

 

Sual: Men dakka dukka (Vuran, vurulur) hadis-i şerif midir?

Cevap: Bu lafızlarla hadis-i şerif değildir; ama mana olarak makbuldür. Bu manada başka lafızlarla hadis-i şerifler vardır. İslâmiyetin ilk zamanlarında zina için müsaade isteyen bir gence, Resulullah aleyhisselâm, “Senin annene, kızına veya kızkardeşine aynısı yapılsa hoşuna gider mi?” buyurdu.

 

Sual: Bir hadis-i şerifte deccâlin şu an dünyada bir adada olduğu ve eshabdan birinin bunu gördüğü anlatılıyor. Fakat bir başka hadiste deccâl tarifine uyan bir çocuğun doğduğu, Hazret-i Peygamberin bu çocuğu görerek tedkik ettiği anlatılıyor. Deccâl dünyada bir adadaysa, peygamber niçin doğan çocuğa “bu deccâl midir” diye bakıyor?

Cevap: Resulullah, Temim-i Dârî’nin rivayetini naklediyor. İsrailiyattır. Deccâlin varlığına delildir. Bunun Deccâl olduğu icab etmez. Gaybı, bildirilmediği müddetçe, peygamber de bilemez.

 

Sual: “Her bin yılda bir resul gönderilir” sözünü hadîs-i şerif olarak belirtmişsiniz. Kaynağını beyan eder misiniz?

Cevap: Resûllerin arasının 10 asır (1000 sene) olduğu rivâyeti Taberânî’de geçer. Burada resûllerin adedi hakkında da 315 rivâyeti verilir. İbn Hacer, bu hadîsin sahih olduğunu söyler. (el-Fetâvâ’l-Hadîsiyye, 180.) 1000 senede bir resul gönderildiği rivayeti İbn Sa’d ve Tefsir-i Kurtubî’de de geçer.

 

Sual: Hadis kitaplarında rivayet edilen şiirler var mıdır?

Cevap: Peygamber Efendimiz hiç şiir söylememiştir.

 

Sual: Ruhu’l-Beyan tefsirinde “varılmak istenen maksat mübah ise yalan söylemek mübah; vacip ise vaciptir” sözünü söyleyerek, insanların Kur’an-ı kerimden uzaklaştığını gören bazı eskiler, surelerin faziletlerine dair hadis uydurduğu yazıyor. Ne dersiniz?

Cevap: Onlar yalan söyledikleri için değil; hadis uydurdukları için kabahat işlemişlerdir. Böyle hadis uyduranları mazur görenler varsa da, umumen hadis uydurmak zemmedilmiştir.

 

Sual: Sahih-i Buharî’de yahut Müslim’de zayıf hadis olabilir mi?

Cevap: Kütüb-i Sitte’de, hatta Kütüb-i Tis’a’da yer alan hadislerin hepsi kitabının müellifine göre sahihtir. Birbirlerine göre sahih olmayabilir. Mesela İmam Buharî’ye göre sahih olmayan bir hadis, Müslime’e göre sahih olabilir. Kütüb-i Sitte’de tereddüd hâsıl etmeye çalışmak, iyi niyete hamlolunamaz.

 

Sual: Mi’raç Gecesi’nde namazın farz oluş şekli ve elli vakitten beş vakte indirilişi hususunda Peygamber Efendimiz  ile Musa aleyhimesselâm  arasında vukû bulan hâdise gerçek midir? Böyle bir şey varsa Allah kulunun gücünü bilmiyor mudur?

Cevap: Bu hâdise elbette hakikattir, hadis-i şerifle sabittir. Mi’raçta 50 vakit namaz farz olmuşken, Musa aleyhisselâm, kavmin buna güç yetiremez dediği için Rabbine arz edip 5 vakte indirildiği anlatılır. Allahü teala her şeyi bilir. Mümin 5 vakit namaz kıldığı zaman, 50 vakit namaz kılmış sevabı alacaktır. Hikmeti budur. Kendisine bir ağır vazife verildiği zaman af dilemek veya vazifenin indirilmesini istemek suç değildir. Sen benim gücümün olmadığını bilmiyorsun manasına gelmez.

 

Sual: Dünya işlerinde darlığa düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz, hadis-i şerifini nasıl anlamalıdır?

Cevap: Kabir ehlini vasıta yaparak dua edilir; Allah doğrusunu ilham eder.

 

Sual: Bir hadisi şerifte “Sizler emrolunduğunuzun onda birini terk etseniz helak olursunuz. Öyle zamanlar gelecektir ki emrolunduğunun (bildiğinin) onda birini yapan kurtulur” buyruluyor. Buradaki onda biri nasıl anlamalıdır?

Cevap: İman veya farzlara, haramlara riayet olarak tefsir edilmiştir.

 

Sual: Abdullah bin Ömer gibi bazı sahabilerin ibadetlerle alâkalı kendi rivayet ettikleri bazı hadislere aykırı hareket ettikleri doğru mudur?

Cevap: O hükmün, emr-i vücûbî (yani farz veya vâcibi) bildirmediği anlaşılıyor.

 

Sual: “Eshab-ı kiramın üstünlük cihetinden sıralanması, bunların hukukî rivayetlerinin değeri cihetinden ehemmiyet taşır” demişsiniz. Hukukî rivayetlerinin değerinden kasıt nedir?

Cevap: Rivayet ettiği hadis-i şeriflerin helal ve haramı bildirme hususiyeti cihetiyle farklıdır.  Yani daha üstün bir sahabinin rivayet ettiği hadis, daha aşağı derecedeki bir sahabinin aynı sıhhatteki rivayetine tercih edilebilir.

 

Sual: “Birinin insanlar bozuldu dediğini duyarsanız, anlayın ki o şahıs en fazla bozulanların içindedir” sözü hadis-i şerif midir? Öyle ise nasıl anlamalıdır?

Cevap: Sahih bir hadistir. Müslim, Ebu Davud, Muvatta ve Müsned-i Ahmed’de geçer.

Böyle diyen kimse, insanların kusurlarını ve ayıplarını teker teker araştırmış olmalıdır ki, bu hükme varmıştır. Üstelik Allah’ın onlara nasıl muamele yapacağını da bilemez. Buna rağmen Allah adına kati hüküm vermiştir. Bunda kendisini temize çıkarıp beğenmek de vardır.

 

Sual: “Ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmez” hadis midir?

Cevap: Ulema, zayıf bir hadis olduğunu söylüyor. Bazılarına göre manası, illa bir müddet olmayabilir; ümmetin gücü, hâkimiyeti diye tefsir edilmiştir. Bazılarına göre ictihad-ı resuldür. Sonra muayyen olmadığı vahy ile bildirilmiştir. Zira dünyanın ömrünün ne kadar olduğunun peygamberlere bile malum olmadığı ayet ve hadislerle sabittir.

 

Sual: “Meşru dairede eğleniniz ve oynayınız. Ben dini yaşantınızda sertlikten hoşlanmıyorum” hadis-i şerifinden ne anlamalıdır?

Cevap: Haram işlemeden eğlenmelidir.

 

Sual: Yazılarınızda bazen hadis-i şerifleri aslî kaynağından değil, dolaylı kaynağından veriyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

Cevap: Haklısınız. Doğrusu budur. Bu sebeple yazılarımızda hadis-i şerifler umumiyetle aslî kaynağı referans gösterilerek yazılmıştır. Nadiren bunun hilafına hareket edildiği vâkidir. Bunun üç sebebi vardır:

Birincisi, bazen hadis-i şerifin mehazının bilinmemesi, ancak bir fıkıh, siyer veya ahlâk kitabı tarafından naklediliyor olmasıdır. Zaten bunlar, meselenin esasını kuran hadisler değildir.

Bir başka sebep, bizim yazılarımız hadis ilmine değil; İslâm hukukuna dair olduğundan dolayı, bizim için esas olan, bu hadis-i şerifin fıkıh âlimleri tarafından nasıl tefsir edilmiş ve hangi hükümlere bağlanmış olmasıdır. Bu sebeple hadis-i şerifi aslî kaynağından değil; hükmüyle beraber fıkıh veya ahlâk kitabından almayı tercih ederiz.

Üçüncüsü de bu yazılar, daha ziyade avama ve hukukşinaslara hitap ediyor. Kolay bulabilecekleri düşünerek bu şekilde hareket edilmiştir.

 

Sual: Ebu Davud’da geçen “Ümmeti kendi üzerlerinde birleştiren on iki halife başınızda olduğu sürece, bu din de sizlerde devam edecektir” hadisindeki 12’den kasıt nedir?

Cevap: Şah Veliyullah Dehlevî, Kurretü’l-Ayneyn kitabında diyor ki: “Buradaki 12 halife, 4 halifeden sonra, Muaviye, Abdülmelik ve 4 oğlu ile Ömer Bin Abdülaziz ve Abdülmelik’in torunu Veliddir”.

 

Sual: Peygamber namazı sahabenin gözü önünde kıldığı halde, bir takım ihtilaflar olmasını nasıl anlamalıdır?

Cevap: Peygamberimizin sünneti farklı kişiler tarafından farklı kısa rivayetlerle sonraki nesillere nakledilmiştir. Bunların tabir ve tefsiri sebebiyle ihtilaflar ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Bu farklı tatbikat aynı zamanda azimet ve takvayı ifade eder. Bir müctehid azimeti, diğeri takvayı esas almıştır.

 

Sual: Mütevâtir ve sahih olanlar dışındaki hadis-i şeriflere inanmamak küfr olmaz ise, bunun sebebi Peygamber Efendimizin bunları söylediği kati olmadığı için midir?

Cevap: Peygamberin doğru söylediğine inanmayan küfre düşer. Zayıf bile olsa bir hadisi beğenmeyen de böyledir. Ancak mütevâtir hadisler dışındaki hadislerin, hadis olduğuna, yani Peygamber’den nakledildiğine inanmayan küfre düşmez.

 

Sual: Diyanet’in Hadislerle İslam adlı 7 cildlik eseri hadis okumaya başlama kitabı olabilir mi?

Cevap: Bu kitap, hadisleri tasfiye etme projesinin bir mahsulüdür. Okunması zararlıdır. Sıradan bir müslüman hadis okumaz. İbni Hacer der ki, fakihler dışında bir insan tefsir ve hadis okursa sapıtabilir. Önce ilmihalinizi; sonra peygamberin hayatını öğrenin.

 

Sual: Kimya-i Saadet’te kısır kadın almamayı tavsiye eden hadis naklediliyor. Kısır olmak kadının iradi bir tercihi olmadığına göre bu hadisi şerifi nasıl anlamalıdır?

Cevap: Evliliğin bir maksadı da çocuk sahibi olmaktır. Kısır olduğu iyi bilinen kadınla evlenmez veya soyu böyle olmayan bir kız seçmesi tavsiye edilir, demektir.

 

Sual: “Ben adil bir hükümdar zamanında geldim” hadîs-i şerifinde bahsedilen hükümdar kimdir?

Cevap: Sasani hükümdarı Nuşirevan.

 

Sual: Ashabımı kötülemeyin hadisini peygamber efendimiz kime hitaben söylemiştir? Zira yanında bulunanların hepsi zaten sahabe idi?

Cevap: Onların da birbirlerine karşı kötü konuşmasını istemedi. Böylece sonra gelecek olanlara da ikazda bulundu.

 

Sual: Otoritesi olmayan yere girmeyin, mealinde bir hadis-i şerif var mıdır?

Cevap: “Sizden biri sultan olmayan bir beldeye vardığında orada katiyen oturmasın” mealinde hadis-i şerif vardır. Beyhakî ve Ebu Şeyh’ten naklen Süyutî’nin Câmiussagir ve Gümüşhanevî’nin Ramuz kitabında vardır. Siyasi otoriteye karşı çıkmayı ve devlet nizamı bulunmayan bir yerde oturmayı İslâmiyet men eder.

 

Sual: Hazreti Musa’nın canını almaya gelen Azrail aleyhisselamın yüzüne vurup gözünü çıkarttığı hadisini nasıl anlamalıdır?

Cevap: Bu hâdise, bir rivayette doğrudan Allahü tealanın arzusu ile olmuştur; kimse bunu sorgulayamaz. Bir başka rivayette göz çıkarma mecazdır. Burada karşılıklı münazara yapılmış Musa Aleyhisselamın delilleri ağır gelmişti. Bu kavil zayıftır. Üçüncü bir kavilde Musa Aleyhisselam meleki tanımadı; kendisine hücum edecek bir insan zannetti; nefsini müdafaaya kalkıştı.

 

Sual: “Beni rüyada gören Cehenneme girmez” hadis-i şerifinin manası nedir?

Cevap: Bu gibi hadisler müjde bildirir. Hâlini muhafaza ederse, bu kişi cennete gider demektir.

 

Sual: Kureyş soyundan gelen 12 imam hadisinde kastedilenler kimdir?
Cevap: 4 halife ve ilk Emevi halifeleri.

 

Sual: Bir kitapta, bir hadis-i şerifin mevzu olduğu 2 yol ile anlaşılır: 1- Peygamberimiz, bu söz benim değildir diye bildirecek veya 2- Bir kimsenin peygamberimizin her halini yazması ve yazılanlar arasında bu mezkur hadisin bulunmaması ile anlaşılır, diyor. Bir başka kitapta ise, mevzu hadis, İslâma, akla, hesaba ve tecrübeye uymaması ile anlaşılır, diyor. Bu iki ifadeyi nasıl anlamalıyız?
Cevap: İkisi zıt değil. Birincisi, bir hadisin mevzu olduğunu kati söylemek ancak bu iki yolla olur ki, bu da muhaldir, demektir. Şu halde bir hadisin mevzu olduğunu söylemek, beşeri bir kanaat ile olur. Yani ictihadîdir; kati değildir. Bundaki kıstas da dine, akla, hesaba ve tecrübeye uymamasıdır.

 

Sual: “İnsanların dini, idarecilerin dini gibidir” ve “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” hadis-i şerifleri tezat arzetmiyor mu?
Cevap: İkisi de farklı cihetten caridir. Bunlar birbirine tesir ediyor, demektir. Yani, insanlar baştakine bakar, onu taklit eder. Balık baştan kokar. Veya cemiyet bozuksa, başa böyle kişiler gelir.

 

Sual: Akşam mümin olarak yatıp, sabah kâfir olarak kalkacak ya da bunun tersi olacaktır” hadis-i şerifini nasıl anlamalıdır? Uykuda nasıl kâfir olunur?
Cevap: Hadis-i şerifi yanlış tercüme ediyorlar. Yatma ve kalkma yok; akşamlamak ve sabahlamak diye geçiyor. İşte televizyon, işte internet…

 

Sual: Hazret-i Aişe’den hadis rivayet eden erkek sahabiler bunları nasıl alıyorlardı?
Cevap: Bir kısmı Urve bin Zübeyr gibi mahremi idi. Bir kısmı bu mahremlerden rivayet ettiler. Diğerleri ise perde arkasından dinlediler.

 

Sual: “Araplar sarığı bıraktıktan sonra zelil olurlar” manasında hadis-i şerif var mıdır?
Cevap: Vardır. “Sarık, Arapların tacıdır. Onu bıraktıktan sonra izzetlerini de mahvederler” mealinde bir hadis-i şerif, Deylemî’de geçer.

 

Sual: “Kim Rebiülevvel ayına girildiğini birbirine haber verirse, onu cennetine alması için kıyamete kadar Allaha dua edeceğim” mealinde bir hadis-i şerif var mıdır?
Cevap: Din kitaplarında böyle bir rivayete rastlamadık.

 

Sual: Mütevatir ve meşhur hadisi şeriflerin dışındaki bütün hadisi şeriflere de inanmak lazım mıdır?
Cevap: Hadis-i şerifleri inanmamak iki türlü olur: Bunlardan bir tanesi, o hadis-i şerifin mevzu olduğuna inanmaktır. Bunun için müctehid olmak ve bir delil bulunması lazımdır. Avam için böyle bir şey mevzubahis değildir. İkincisi Hazret-i Peygamberin doğru söyleyen biri olduğuna inanmamaktır. Bu ise mucib-i küfrdür. Müslüman, hadis-i şeriflerin hepsine inanır.

 

Sual: Sahabe, Cenab-ı Peygamber’den nasihat istediğinde, mesela cennete nasıl gidilir diye sorduklarında, edilen nasihatlerin hep farklı olmasının sebebi nedir?
Cevap: Herkesin anlayışı farklıdır. Zamana, zemine ve kişiye göre ihtiyaçlar değişir. Bu nasihatlerin hepsi sonradan toplanmış ve toplu bir nasihat haline gelmiştir.

 

Sual: Bir hadis-i şerifte, “Kadınları güzellikleri, malları ve nesepleri için nikâhlamayınız. Dindar olanını nikâhlayın. Şüphesiz, burnunun bir kısmı kesik, kulağı delik ve teni siyah dindar bir cariye, dindar olmayan bir kadından efdaldir.” Fizikî olarak kötü hususiyetler sayılırken ten renginin siyah olması da geçiyor. Allah resulu ırkçılık yapmayacağına göre, bunu nasıl anlamalıdır?
Cevap: Bu, realiteyi beyan ediyor. Halk iyi anlasın diye öyle söylenmiştir. O zaman siyahiler aşağı görülüyordu. Hatta şimdi de maalesef öyledir. Aşağı görülmese bile, beyaz biri siyahî biriyle evlenmeyi kolay kolay düşünmez.

Sual: İmam Nevevî’nin Riyâdü’s-Sâlihîn kitabını tavsiye eder misiniz?
Cevap: Kıymetil bir âlim ve kitaptır. Ama hadis-i şerif okumak, ancak ilmihalini iyi bilene faydalı olabilir. Aksi takdirde insanı saptırabilir. İbni Hacer böyle söylüyor.

 

Sual: Babasının soyuyla böbürlenip ırkçılık yapan birine Cenab-ı Peygamber’in “babanın şeyini ısır” dendiği doğru mudur?
Cevap: Müsned’de geçen bir hadis-i şerifte, “Bir kimsenin cahiliye âdetince kavim ve kabilesine intisap ederek ve onlarla şereflendiğini duyacak olursanız ona: ‘Babanın bilmem nesini ısır!’ deyiniz” buyuruldu. Bu, Araplarda bir tabirdir. Hadis-i şerifte, elhenu geçer. Bilmem neresi demektir ve cinsi uzuvdan kinayedir. Âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde, söylenmesi hoş olmayan müstehcen şeylerin kinaye yoluyla söylendiği vakidir. Bu, insana bir edep dersidir.

 

Tavsiye Yazı –> Tefsir İlmine Dair Sualler

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler

Comments are closed.