4 İNCİL ARASINDA GÖRÜLEN TENAKUZ VE İHTİLAFLAR

Mevcûd İncillerde görülen yanlışlıklar, tenakuzlar ve tahrifler, hesap edilemeyecek kadar çoktur. Bunlardan bir çoğu İzharü’l-hak kitabında anlatılmıştır. Ayrıca, Alman müsteşriklerinden Joizer, Davis, Miel, Kepler, Maçe, Bred Schneider, Griesbach Huge, Lesinag, Herder, Straus, Haus, Tobian, Thyl, Carl Butter ve daha nice araştırmacının yazdıkları ve hala da yazıp da neşretmekte oldukları kitaplarda bu hususta tafsilatlı bilgi çoktur. Biz burada onlardan bazılarını zikretmekle iktifa edeceğiz.

İsa’nın “sallallâhü alâ Nebiyyina ve aleyhi ve sellem” nesebi hakkında, Matta ve Luka İncilleri arasındaki ihtilaf büyüktür.

Matta İncilinde, Îsâ aleyhisselâmın babaları olarak yazılı isimler şunlardır: (İbrahim, İshak, Yakup, Yehuda, Faris, Hasıron, İram, Âminabad, Nahşon, Salmon, Buaz, Obid, Yesse, Davud, Süleyman, Rehobeam, Abiya, Asa, Yehaşafat, Yoram, Uzziya, Yotam, Ahaz, Hazkiya, Manesse, Amon, Yoşiya, Yekonya, Şaltoil, Zerubabel, Abihud, Elyakim, Azor, Sadok, Ahim, Elliud, Eliazer, Mattan, Yakup, Yusuf (Meryemin zevci)).

Luka İncilinin 3. babının 23. ve sonraki ayetlerinde ise: (Taruh, İbrahim, İshak, Yakup, Yehuda, Faris, Hasıron, Aram, Âminabad, Nahşon, Salmon, Buaz, Obid, Yesse, Davud, Natan, Mattasa, Minan, Milya, Elyakim, Yonan, Yusuf, Yehuda, Sem’un, Lavi, Metsad, Yorim, Eliazar, Yuşa, Eyr, Elmodam, Kosam, Atti, Melki Neyri, Şaltoil, Zerubabel, Risa, Yuhanna, Yehuda, Yusuf, Şemi, Mattasiya, Mahat, Nacay, Hesli, Nahum, Amos, Metasiya, Yusuf, Yanna, Melki Lavi, Metsat, Heli, Yusuf (Meryemin zevci)) olarak yazılıdır.

1) Matta’ya göre, Îsâ aleyhisselâmın babası denilen Yusuf, Yakub’un oğludur. Luka’ya göre ise, Helin’in oğludur. Matta, hazret-i İsa’ya yakın bir kimsedir. Luka da Petrus’un talebelerindendir. Bunlar, kendilerine yakın olan bir zâtı, inceleyecek, araştıracak kimselerdendirler. Böyle olduğu hâlde, Îsâ aleyhisselâmın dedesi dedikleri kimseyi tahkik edip doğrusunu yazamazlar ise, yazdıkları diğer rivayetlerin doğruluğuna, nasıl îtimat edilir, bunlara kim inanır?

2) Matta’ya göre, Davud aleyhisselâmın oğlu Süleyman aleyhisselâmdır. Lukaya göre, Davud aleyhisselâmın oğlu Süleyman aleyhisselâm değil, Natandır.

3) Matta, Şaltoil, Yekniya oğludur, diyor. Luka ise Neyri oğludur, diyor. Mattada, Zerubabel’in oğlunun adı Abihud, Lukada ise, Risadır. Şuna da çok hayret edilir ki Ahbar-ı eyâmin sıfr-ı ulanın yani 1. tarihlerin 3. babının 19. âyetinde, Zerubabel’in oğullarının isimleri; Meşullam ve Hananye olarak yazılıdır. İçlerinde Abihud ve Risa yoktur.

4) Matta’nın 1. babının 17. ayetine göre, İbrahim aleyhisselâmdan Yusuf-ü Neccar’a kadar Îsâ aleyhisselâma atfedilen dedelerin sayısı 42 bâtındır. Halbuki yukarıda yazılı isimler sayıldığı zaman, yalnız 40 kişi vardır. Luka’nın beyanına göre ise, bu adet 55 kişiye ulaşır.

Hristiyan âlimleri, İncillerin ilk ortaya çıkmasından zamanımıza kadar, bu hususta şaşkınlık içinde kaldılar. Bâzıları hiçbir akl-ı selimin kabul edemeyeceği zayıf deliller ile te’vil ettiler. Bundan dolayı Ekharn, Kiser, Haysi, Ghabuth, Wither, Fursen ve başkaları gibi araştırmacılar, (Bu İncillerde, mânâ ihtilafı çoktur) diyerek, bu hakikati itiraf etmişlerdir. Doğru olan da budur. Zira her mevzuda ihtilaf ve yanlışlıklar olduğu gibi burada da mevcuttur.

Îsâ aleyhisselâm babasız dünyaya gelmiştir. Fakat yahudiler, Ona [haşa] veled-i zina diye iftirâlarında ısrar ederlerken, hristiyanların baba tarafından kendisine bir neseb ispat etmeleri ve Îsâ aleyhisselâmın, babası olmayan Yusuf’u, Onun babası kabul etmeleri de, pek şaşılacak bir gaflet ve tenakuzdur. Kurân-ı Kerîmde, Îsâ aleyhisselâm için, varid olan âyet-i kerimelerde, (Îsâ ibni Meryem, yani Meryem’in oğlu Îsâ) tabiri kullanılır. Kurân-ı Kerîmde Îsâ aleyhisselâmın babasının olmadığı açıkça bildirilmiştir.

5) Matta’nın 1. babının 22 ve 23. ayetlerinde: (İmdi bunların hepsi vaki oldu ki Peygamber vasıtası ile söylenen Rabbin kelamı itmam oluna, yerine gele. Çünkü Rabbin dedi ki: İşte, bakire kız hamile olup bir oğulu olacak ve ona, Allah bizimledir, mânâsına olan Amanuel ismi verilecek) denilmektedir. Hristiyan papazlara göre, Peygamberden maksat, İşaya aleyhisselâmdır. Buna da, İşaya kitabının 7. babının 14. ayeti, (Bunun için Rab kendisi size bir alâmet verecektir. Alâmet budur: Bakire kız hamile olup bir oğlu olacak. Amanuel ismi ile çağırılacaktır) mânâsında olan ayetini delil getirirler. Rahmetullah Efendi İzharü’l-hak kitabında bu konuyu gâyet geniş açıklamıştır. Buyuruyor ki: Bu istidlal 3 sebepten yanlıştır:

Birincisi: İncili tercüme edenlerle, İşaya kitabını tercüme edenin (azra, yani bakire bir kız) kelimesi ile tercüme ettiği (ilmetün) kelimesidir ki (ilim) kelimesinin müennesidir. Yahudi âlimlerine göre, bu kelimenin mânâsı genç kadın demektir. Bakire olsun olmasın, bu lafzı evlenmiş genç kadın mânâsına olarak Sıfr-ül-emsal’in (Süleyman’ın meselleri) 30. babında da kullanılmıştır, derler. İşaya kitabının İkola, Thedüsyen ve Semiks isimli kimseler tarafından Yunancaya yapılan 3 adet tercümesinde bu lafz (genç kadın) olarak açıklanmıştır. Bu tercümeler, hristiyan papazlarına göre, çok eski olup birincisinin 129, ikincisinin 175, üçüncüsünün 200 senelerinde tercüme edildiği rivayet edilmiştir. Bu tercümelerin hepsi, bilhassa Thedüsyen tercümesi eski hristiyanlara göre çok muteberdir. Böyle olunca, yahudi âlimleri ile bu 3 mütercimin tefsirlerinin beyanlarına göre, Mattanın sözünün yanlışlığı meydandadır. Protestan papazlarınca meşhur ve muteber olan Fery, ibrani lugatını anlattığı kitabında, bu lafzın yani (Azra) kelimesinin, (genç kadın) mânâsına geldiğini beyan etmiştir. Bu açıklamaya göre; bu lafz bu 2 mânâ arasında müşterektir, demektedirler. Ancak ehl-i lisan yani yahudiler, papazların bu tefsirine karşı; birinci olarak; Mattanın sözünün doğru olmadığını, 2. olarak; yahudi tefsirlerinin eski tercümelerine muhalif olarak, bu lafzı hassaten (Azra) yani bakire kadın mânâsına atf etmek için delil lazım olduğunu beyan etmişlerdir. Mîzan-ül Hak kitabını yazan papaz, (Hall-ül eşkal) ismindeki kitabında bu kelimenin mânâsı, mutlaka Azra’dır, demesi de yanlıştır, hatadır. Bunun retti için, yukarıda, zikir ettiğimiz 2 delil kâfidir.

2. olarak: Matta’nın 1. babının, 20. âyetinde diyor ki (Rabbin meleği, rüyada Ona görünüp, ey Yusuf, Meryem’i zevceliğe kabul etmeye korkma! Zira Onun Ruhulkudsten bir oğlu olacak, Ona Îsâ ismini koy, dedi.) 24. ve 25. ayetlerinde ise, (Yusuf uyanınca meleğin dediği gibi yaptı ve çocuğun ismini Îsâ koydu) demektedir.

Luka’nın 1. babında ise, Cebrâil aleyhisselâmı yani meleği görenin bizzat hazret-i Meryem olduğu bildirilmektedir. Bu babın 31. âyetinde meleğin hazret-i Meryem’e, (Sen yakında hamile olup bir oğlan dünyaya getireceksin, ismini Îsâ koyacaksın) dediği bildirilmektedir.

Matta’da meleğin Yusuf’a rüyada, Luka’da ise meleğin hazret-i Meryem’e bizzat göründüğü yazılıdır.

Ayrıca, Matta İncilinin 1. babının 23. âyetinde, (İşte kız hamile kalacak ve bir oğlu olacak ve Onun adını Emanuel koyacaklar) diye yazılıdır. Bu, Kitâb-ı İşaya’nın 7. babının 14. ayetidir. Bu da yanlıştır. Çünkü Îsâ aleyhisselâm kendi isminin Emanuel olduğunu hiç söylememiştir.

Üçüncü olarak: Îsâ aleyhisselâmın bu söz ile yani Emanuel diye isimlendirilmesine aşağıdaki kıssa da manidir. Şöyle ki: Aram padişahı Rasin ve İsrail padişahı Fakah orduları ile birlikte Yehuza padişahı olan Ahaz bin Yusan ile harp etmek için Kudüse geldiklerinde: Ahaz bunların ittifakından çok korktu. Cenâb-ı Hak, Ahaza teselli vermek için, İŞAYA aleyhisselâma vahyetti. O da, (Ey Ahaz korkma. Bunlar seni yenemezler. Yakında bunların saltanatları yıkılıp, yok olacaktır) diye Ahaza müjde verdi. Buna alâmet olmak üzere (bir genç kadın hamile olup bir oğlu olacak ve bu çocuk iyi ile kötüyü fark etmezden evvel, bu 2 melikin mülkleri harab olacaktır) diyerek Rasin ile Fakah’ın mülklerinin yok olacağını beyan etti. Fakahın mülkünün harab olması bu haberden tam 21 sene sonra oldu. O hâlde bu çocuk Fakah’ın mülkünün harab olmasından önce doğmuş olmalıdır. Halbuki hazret-i İsanın dünyaya gelişleri, Fakah’ın ülkesinin yok olmasından 721 sene sonra olmuştur. Bunun üzerine bu haberin doğruluğunda ehl-i kitap ihtilaf etmiştir. Bazı hristiyan papazlar ve tarih doktoru Bens [dr. George Benson, Ar: Bilsen], İşaya aleyhisselâmın genç bir kadın demesi ile kendi zevcesini kasıt ederek, hadiseyi ona göre anlatmış olduğunu beyan etmişlerdir. Bu kabule lâyık ve akla en uygun olanıdır.

6) Matta İncilinin 2. babında Yusuf-ü Neccar’ın, Hirodes’in korkusundan hazret-i Meryem’i ve Îsâ aleyhisselâmı alarak, Mısra gittiği bildirilmektedir. Yine 2. babının 15. ayeti ise, (Hirodes’in ölümüne kadar orada kaldı. Ta ki Peygamber vasıtası ile söylenilen “Oğlumu Mısırdan çağırdım” diye Rabbin sözü yerine gelsin) şeklindedir. Burada Peygamberden murad hazret-i Yuşa’dır. Mattayı yazan İncil sâhibi, burada Ahd-i Atikin Yuşa (hoşea) kitabının 11. babından 1. âyete işaret etmiştir. Bu da yanlıştır. Çünkü, bu ayetin Îsâ aleyhisselâm ile bir münasebeti yoktur. Ayetin aslı 1226 [m. 1811] yılında basılan Arabî tercümesinde yazılı olduğu gibi, (Ben, İsraili çocukluğundan beri sevdim ve onun evladını Mısır’dan davet ettim)dir. Bu âyet, hazret-i Mûsâ zamanında Beni-İsraile Allahü teâlânın ihsanını gösterir. Matta İncilini yazan, Ahd-i atikin bu ayetini tahrif ederek, cem sigası olan (evladı) çocukları kelimesi yerine, (ibn) oğul kelimesini getirmiş ve gaib zamiri yerine mütekellim zamiri kullanmıştır. Buna uyarak 1260 [m. 1844] tarihinde neşredilen Arabî nüshanın mütercimi [de kasıtlı olarak] tahrifte bulunmuştur. [Manayı kökünden değiştirmiştir.] Fakat, bu ayetten sonraki âyetler okunacak olursa, bu tahrifin sebebi ortaya çıkar. Çünkü bunu takip eden Yuşa kitabının 11. babının 2. ayeti, (Onlar çağırıldıkça yüz çevirirler. Buale [İlyas aleyhisselâmın kavminin putları] kurbanlar kestiler) mânâsında olduğundan, bu ahval hazret-i İsanın hakkında doğru olamaz. Kaldı ki Îsâ aleyhisselâm zamanında bulunan yahudiler için dahi doğru olmadığı gibi, Îsâ aleyhisselâmın doğumundan 500 sene evvel mevcûd olan yahudiler hakkında bile doğru olamaz. Çünkü, tarihlerde açıkça yazıldığına göre, yahudiler, Îsâ aleyhisselâmın miladından, yani doğumundan 536 sene evvel, yani Babil esaretinden kurtulduktan sonra, putlara tapmaktan tövbe ettiler ve putlardan yüz çevirdiler. Daha sonra putların semtine bile uğramadıkları sabittir.

7) Matta İncilinin 2. babının 19. ayeti ve devâmında, (Hirodes’in vefâtından sonra Rabbin meleği Mısır’da Yusuf’a rüyada görünüp, kalk annesi ile çocuğunu alıp, İsrail diyarına git dedi. O dahi ikisi ile birlikte, gelip Celile semtine gitti ve Nasralı ismi verileceğine dair, Peygamberlerin sözü yerine gelsin diye, Nasra denilen kasabaya gelip, orada oturdu) demektedir. Bu da yanlıştır. Peygamberlerin kitaplarının hiç birinde, böyle bir söz yoktur. Yahudiler bu sözü yalan ve iftirâ diyerek inkâr ederler. [Hatta yahudiler, Nasra şöyle dursun, Celile ilçesinden bile bir Peygamber çıkmadı inancındadırlar. Yuhanna’nın 7. babının 52. âyetinde de açıkça bildirilmiştir ki (Cevap verip ona dediler: Yoksa sen de mi Celile’den (Galile’den)sin? Ara ve bak ki Galile’den hiç Peygamber çıkmamıştır) şeklindedir. Yuhanna’nın bu ayeti, Matta’nın, yukarıda zikir ettiğimiz ayetini tekzib etmektedir.] Protestan papazların bu hususta daha ziyâde malumatları var ise, beyan etmelidirler.

8) Matta’nın 4. babının başında yazılı olduğu gibi; şeytan, Îsâ aleyhisselâmı imtihan etmek ister. Ruh tarafından çöle götürülür. 40 gün 40 gece oruç tuttuktan sonra acıkır. Daha sonra şeytan Îsâ aleyhisselâmı mukaddes şehre götürüp, mabedin kubbesi üzerine çıkarır. (Eğer Allah’ın oğlu isen, kendini aşağıya at! O meleklerine emredecek, seni elleri üzerinde taşıyacaklardır) dedi. Îsâ, şeytana (Rab tecrübe edilmez) dedi. Sonra bir dağ başına götürüp, (Bana secde edersen dünyanın bütün memleketlerini sana veririm dedi. Îsâ şeytana, (def ol, karşımdan çekil. Yalnız Rabbe secde edilir, yalnız Ona ibâdet edilir) dedi.

Markos’un 1. babının 12. ve daha sonraki ayetlerinde, (Ruh, İsa’yı çöle sevk etti ve şeytan tarafından imtihan olunarak 40 gün çölde kaldı. Vahşi hayvanlarla beraber idi. Melekler de Ona hizmet ediyorlardı) demektedir. Burada, şeytanın imtihan şekli ve 40 gün 40 gece oruç tuttuğuna dair bir söz yoktur.

9) Matta’nın 26. babının 6. ve 7. ayetlerinde, (Îsâ, Beyt-i Unya’da cüzzamlı Sem’un’un evinde bulunup, sofrada oturur iken, bir kadın, beyaz mermer bir kap içinde, pek kıymetli, bir yağ ile geldi. Onun başı üzerine döktü) demektedir.

Markos’un 14. babının 3. âyetinde, (Îsâ, beyt-i Unya’da cüzzamlı Sem’un’un evinde oturur iken, bir kadın beyaz mermer bir kabda çok pahalı halis nardin yağı ile geldi. Kabı kırıp, onun başı üzerine döktü) demektedir.

Luka İncilinin 7. babının 36 ve daha sonraki ayetlerinde yazıldığına göre, (Ferisilerden biri, beraber yemek yemek için İsa’ya rica etti. O da Ferisinin evine girdi ve sofraya oturdu. O şehirde bulunan günahkar bir kadın Ferisinin evinde hazret-i İsa’nın sofrada oturduğunu haber alınca, ak mermer bir kab içinde kıymetli bir yağ getirdi ve ayaklarının yanında, arkasında durup, ağlayarak ayaklarını göz yaşı ile ıslatmaya başladı. Kendi saçıyla silerek ayaklarını öpüp, yağı ayaklarına sürdü… Îsâ bunun üzerine onun günahlarını affetti) demektedir.

Yuhanna İncilinin 12. babında ise, bu keyfiyet şöyle yazılıdır: (Îsâ, Fısıhtan 6 gün evvel beyt-i Unyaya geldi. İsa’nın “aleyhisselâm” ölülerden kaldırdığı Luazer orada idi. Orada İsaya ziyafet verdiler. Luazerin kız kardeşi Meryem bir litre, çok kıymetli halis nardin yağı alıp, İsanın ayaklarına sürdü. Daha sonra saçı ile ayaklarını sildi.) [Görülüyor ki bir vak’ayı 4 İncil birbirlerinden farklı olarak yazmaktadırlar.]

10) Yuhannanın 1. babının 19, 20 ve 21. ayetlerinde diyor ki (Yahudiler, Yahyaya sen kimsin diye kendisine sormak için kahinlerle haber gönderdikleri zaman, Yahya, ben Mesih değilim dedi. Öyle ise sen kimsin, İlya mısın? dediklerinde, Yahya, İlya ben değilim dedi.)

Matta İncilinin 11. babının 14. âyetinde ise, Îsâ aleyhisselâm, Yahya için halka hitaben: (Eğer onu kabul etmek isterseniz, gelecek İlya odur) dedi. Yine Matta’nın 17. babının 10, 11, 12 ve 13. ayetlerinde, (Hazret-i İsa’ya şakirdleri sorup dediler: Öyle ise, niçin, yazıcılar: Önce İlya gelmelidir diyorlar? Îsâ aleyhisselâm cevabında onlara: Evet, İlya gelip, her şeyi yeniden tanzim eder. Fakat, ben size derim ki: İlya zaten gelmiştir. Fakat onu tanımadılar. Ona, her istediklerini yaptılar. Aynı şekilde böylece insanoğlu da onlardan elem çekecektir. Şakirdler, İsanın bu sözü kendilerine vaftizci Yahya için söylediğini, o zaman anladılar) demektedir. İşte şu son ibareden anlaşılan, Yahya vaat edilen, beklenilen İlya’dır. Yuhanna ve Matta İncillerine göre, Yahya aleyhisselâm ile Îsâ aleyhisselâmın sözleri birbirine zıd olmaktadır. [Çünkü, Yuhanna İncilinde, Yahya aleyhisselâm kendisinin İlya olmadığını bildirmiştir. Yahudilerin, Îsâ aleyhisselâmı kabul etmeme sebeplerinden biri de Ondan önce İlya’nın gelmesini beklemeleridir. Buradaki zıdlık güneş gibi meydandadır.]

11) Luka İncilinin 1. babında Zekeriya aleyhisselâma hazret-i Yahya’yı müjdeleyen melek, Yahya’nın vasıflarını beyan ederken, 17. âyetinde, (Sana verilecek oğul, İlya’nın hikmet ve fazileti ile ve Onun ruhunda olarak, babalarının kalplerini oğullara ve asileri, sâlihlerin ilmine döndürmek için Beni İsrail önünde yürüyecektir) demiştir. Bu âyet yukarda bildirdiğimiz Matta ayetlerine muhaliftir. Çünkü, Yahya’nın kendisinin hem İlya olması, hem de İlya’nın hikmet ve fazileti ile muttasıf olması mümkün değildir.

12) Luka’nın 4. babının 24, 25 ve 26. ayetlerinde, (Îsâ dedi ki: Gerçekten size derim ki İlyanın günlerinde sema 3 yıl 6 ay kapanıp, bütün yeryüzünde büyük kıtlık olduğu zaman, İsrailde çok dul kadın vardı. Fakat İlya onlardan hiç birine gönderilmedi. Yalnız Sayda diyarında, Sareptayada bir dul kadına gönderildi) demektedir. Bu ahval Yahya “aleyhisselâm” zamanında olmadığından, Matta rivayetine muhalifliği, zıdlığı ortadadır. [Çünkü, Matta İncilinde Yahya aleyhisselâmın Îsâ aleyhisselâm ile aynı zamanda yaşadığı ve Onun İlya olduğu bildirilmektedir. Halbuki Luka İncilinde bildirilen semanın 3 yıl 6 ay kapalı kalması, Îsâ aleyhisselâm ve İlya diye bildirilen vaftizci Yahya zamanında olmamıştır.]

13) Luka’nın 9. babının 53 ve 54. ayetlerinde, (Îsâ, Orşilime (Kudüs) gelirken, Samiriyeliler İsa’yı kabul etmediler. Şakirdlerinden Yakup ile Yuhanna bunu görünce İsaya hitab ederek, Ya Rab, ister misin [İlya’nın yaptığı gibi] gökten ateş insin ve onları helak etsin diye emredelim dediler) demektedir. Buradan da anlaşılıyor ki Îsâ aleyhisselâmın havarileri dahi, İlya’nın kendilerinden daha önce yaşadığını ve Yahyanın, İlya olmadığını biliyorlar idi. Bu da Mattanın rivayetine zıttır.

14) Matta İncilinin 21. babının 1, 2 ve 3. ayetlerinde, Îsâ aleyhisselâmın oradaki bir köye, 2 şakirdini göndererek, bağlı bir merkeb ile yanında olan sıpasını getirmelerini emrettiği yazılıdır. Diğer İnciller, merkebi söylemeyip, sadece bir sıpa getirmesini emrettiğini yazmaktadırlar.

15) Markos’un 1. babının 6. âyetinde: Yahya’nın, çekirge ve yaban balı yediğini yazmaktadır. Matta ise, 11. babının 18. âyetinde, Yahya’nın yemediğini ve içmediğini yazmaktadır. [Söyledikleri birbirine tam terstir.]

16) Matta’nın 3. babının 14 ve 15. ayetlerinde diyor ki (Îsâ, Celile’den Erden’e, Yahya’nın yanına, vaftiz olunmak için gelince, Yahya: Ben senin tarafından vaftiz olunmaya muhtacım. Sen bana mı geliyorsun? diyerek, İsa’yı men etti. Fakat, Îsâ ona cevap verip: Bırak şimdi. Çünkü, her salahı böylece yerine getirmek, bize lâzımdır dedi. O zaman Yahya onu bıraktı. Sonra Îsâ, Yahya’dan vaftiz olunarak sudan çıktı. Ve ona semavat açıldı. Allah’ın ruhunun güvercin gibi inip üzerine geldiğini gördü. Ve sevgili oğlum işte budur. Ondan razıyım, sesi işitildi) demektedir. Yine Matta’nın 11. babının 2 ve 3. ayetlerinde: (Yahya zindanda iken, Mesihin mucize olan işlerini işitip, şakirdlerini gönderip Ona [İsa’ya], o gelecek olan Zât [Mesih] sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim? dedi) demektedir.

Yahya aleyhisselâm zindandan çıkmayıp, orada katl edildi. Yahya’nın “aleyhisselâm”, Îsâ aleyhisselâmı vaftiz etmesi zindana girmesinden önce olmuştu. Matta’ya göre Yahya aleyhisselâm, Îsâ aleyhisselâmı vaftizden önce biliyordu. [Yukarıda zikir ettiğimiz 3. babın 13, 14 ve 15. ayetlerinde, Yahya aleyhisselâm, Îsâ aleyhisselâmın kendisini vaftiz etmesini isteyerek, (Senin tarafından vaftiz olmaya muhtacım) demişti. Fakat 11. babda ise, Yahya aleyhisselâm zindanda iken, Îsâ aleyhisselâmın Mesih olduğunu bilmezdi diyerek, (Kim olduğunu öğrenmeleri için, şakirdlerini gönderdiği) bildirilmektedir. Halbuki Yahya aleyhisselâm bu zindandan çıkamayıp, Hirodes tarafından şehit edildi. Matta bunu, 14. babda kendisi de zikretmektedir. Buna göre, 3. babdaki âyetler ile 11. babdaki bu husustaki âyetler birbirini yalanlamaktadır.]

17) Yuhanna İncilinde ise bu bahis, tamamen başka bir şekilde anlatılmıştır. 1. babın 32 ve 33. ayetlerinde, (Yahya şahadet edip dedi ki: Ben ruhun semadan, güvercin gibi indiğini gördüm. Ruh Onun, [İsa’nın] üzerinde kaldı. Ben onu bilmezdim. Fakat, su ile başkalarını vaftiz etmek için beni gönderirken bana dedi: Ruh kimin üzerine inip kaldığını görürsen, Ruhülkuds ile vaftiz eden odur) demektedir. Bu rivayete göre Yahya, Îsâ aleyhisselâmı önceden bilmiyordu. Ruh indiği zaman bildi. Bu rivayet, yukarda bildirdiğimiz, Matta’nın 1. babının 13, 14 ve 15. ayetlerine zıttır.

18) Yuhanna İncilinin 5. babının 31. âyetinde, Îsâ aleyhisselâm der ki: (Eğer ben kendi nefsim için şahadet edersem, şahadetim doğru olmaz). 3. babının 11. âyetinde yine, Îsâ aleyhisselâm der ki: (Biz bildiğimizi söyler ve gördüğümüze şahadet ederiz.) Bu 2 cümle arasında tenakuz muhakkaktır.

19) Matta İncilinin 10. babının 27. âyetinde, (Benim size karanlıkta söylediğimi siz aydınlıkta söyleyin ve kulağınıza söylediğimi damlarda bağırın) demektedir. Luka’nın 12. babının 3. âyetinde ise: (Karanlıkta söylediğiniz her şey, aydınlıkta işitilir. Gizli olarak kulağa söylediğiniz şeyler damlar üzerinde ilan edilir) demektedir. Görülüyor ki söz tek bir kaynaktan alınmış, fakat sonradan tahrif edilmiş, değiştirilmiştir.

20) Matta İncilinin 26. babının, 21 ve daha sonraki ayetlerinde: (Hazret-i Îsâ, Havarilerle yemek yerken, onlara hitaben, sizden biri beni ele verecektir dedi. Onlar da çok üzülüp, her biri ona: Ey efendimiz, o kimse ben miyim? demeye başladı. Hazret-i Îsâ onlara; benim ile beraber elini sahana batıran beni ele verecektir, dedi. Onu ele veren Yehuda; ey muallim ben miyim dedi. Hazret-i Îsâ ona: Söylediğin gibidir dedi.)

Yuhanna İncilinin 13. babının 21 ve daha sonraki ayetlerinde ise diyor ki (Hazret-i Îsâ sofrada şakirdlerine bu sözleri söyledikten sonra, ruhu çok sıkıldı: Doğrusu size derim ki sizden biriniz beni ele verecektir, dedi. Şakirdler, kimin hakkında söylediğinde şüphe ederek birbirlerine bakıyorlardı. İçlerinden Petrus, Mesihin en çok sevdiği talebesine, o adâmin kim olduğunu İsa’dan sorması için işaret etti. O da sordu. Hazret-i Îsâ cevabında: Lokmayı batırıp kendisine vereceğim kim ise, odur dedi. Ve lokmayı batırdıktan sonra Yehudaya verdi.) Bu 2 rivayet arasındaki fark ortadadır.

21) Matta’nın 26. babında, yahudilerin, hazret-i İsa’yı nasıl yakalayıp hapsettiklerini anlatırken, 48. ayetinden itibaren diyor ki (Yehuda, İsayı yakalamak için memur olanlara: Ben kimi öpersem onu tutun diye işaret vermişti. Hemen İsa’nın yanına gelip; selam sana ey muallim diyerek Onu öptü. Îsâ da ona, arkadaş niçin geldin dedi. O zaman memurlar yaklaşıp [İsayı] tuttular.)

Yuhanna’nın 18. babının 3. ve daha sonraki ayetlerinde ise diyor ki: (Yehuda bir bölük asker ile başkahinler ve Ferisilerden memurlar alıp, fenerli ve meş’aleli ve silahlı olarak, [hazret-i İsanın şakirdleriyle beraber bulunduğu] bahçeye geldiler. Îsâ da, başına gelecek bütün şeyleri bilerek çıkıp, onlara; kimi arıyorsunuz, dedi. Nasralı İsa’yı diyerek, cevap vermeleri ile Îsâ onlara; benim dedi. Onu ele veren Yehuda da onlarla beraber duruyordu. İsa’nın bu cevabından, onlar gerileyip yere düştüler. Tekrar Îsâ onlara: Kimi arıyorsunuz diye sordu. Onlar: Nasralı İsa’yı dediler. Hazret-i Îsâ cevap verip, ben olduğumu size söyledim. Şimdi beni arıyorsanız, bunları salıverin gitsinler, dedi.) Bu 2 rivayet arasındaki ihtilaf ortadır.

22) Petrus’un, Îsâ aleyhisselâmı tanıdığını inkâr etmesi hususunda, İncillerin arasında pek çok ihtilaflar vardır. Matta İncilinin 26. babının, 69. ve daha sonraki ayetlerinde diyor ki: (Petrus dışarda, avluda otururken, yanına bir cariye [hizmetçi kız] gelip: Sen de Celileli Îsâ ile beraber idin dedi. Fakat o herkesin önünde inkâr edip, senin söylediğin kimseyi ben bilmem dedi. Avlu kapısına çıkınca, bir başka hizmetçi kız onu görüp, orada bulunanlara: Bu Nasralı Îsâ ile beraber idi, dedi. O da, ben o adamı bilmem diye yemin ederek, tekrar inkâr etti. Biraz sonra orada duranlar gelip, Petrus’a: Gerçek sen de onlardansın. Çünkü söyleyişin de seni bildiriyor dediler. O zaman Petrus lanet ve yemin ederek başlayıp; ben o adamı bilmiyorum dedi. O ânda horoz öddü. Petrus da İsa’nın: Horoz ötmeden önce 3 kere beni inkâr edeceksin dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.)

Markos İncilinin 14. babının 66 ve 72. âyetleri arasında ise, (Petrus aşağıda, avluda iken başkahinin cariyelerinden biri gelip, Petrus’u ısınırken gördü ve ona bakıp: Sen de Nasralı Îsâ ile beraber idin dedi. Fakat o inkâr edip, senin söylediğini ben bilmiyorum ve anlamam dedi ve hariçteki dehlize çıktı ve horoz öttü. Cariye ise, yine onu gördü ve orada duranlara: Bu da onlardandır demeye başladı. Fakat, o yine inkâr etti. Biraz sonra tekrar orada duranlar Petrus’a: Gerçekten sen onlardansın. Zira sen Celilelisin dediler. O ise, lanetle, dediğiniz adamı tanımıyorum diye yemin etmeye başladı ve horoz 2. defa öttü. Petrus, İsa’nın horoz ötmeden evvel 3 kere beni inkâr edeceksin dediğini hatırladı ve ağlamaya başladı) demektedir.

Luka İncilinin, 22. babının 55. ayeti ve devâmında diyor ki: (Avlunun ortasında ateş yakıp oturdukları zaman, Petrus da aralarında idi. Bir cariye [hizmetçi kız] onu ateş yanında görünce, ona dikkat ile bakıp, bu da onunla beraber idi dedi. Fakat o, inkâr edip, ey kadın, ben onu tanımam dedi. Biraz sonra başka birisi onu görüp, sen de onlardansın dedi. Fakat Petrus: Ey adam, değilim dedi. Bir saat kadar sonra bir başkası: Gerçekten bu adam onunla beraber idi. Zira Celilelidir diye ısrar etti. Fakat Petrus: Ey adam, senin söylediğini bilmem. Henüz söz söylemekte iken horoz öddü ve Rab (Îsâ aleyhisselâm) dönüp Petrusa baktı. Petrus, Rabbin kendisine, bugün horoz ötmeden önce sen beni 3 kere inkâr edeceksin dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.)

Yuhanna İncilinin 18. babının 25. ve daha sonraki ayetlerinde ise, (Petrus orada durup ısınırken, ona hitaben: Sen de Onun şakirdlerinden değil misin? dediler. O inkâr edip; değilim dedi. Petrus’un kulağını kesmiş olduğu adâmın akrabalarından ve baş kahinin hizmetçilerinden biri: Ben seni bahçede Onunla beraber görmedim mi? dedi. Petrus yine inkâr etti ve hemen horoz öddü) demektedir. Bu 4 çeşit rivayette ne gibi ihtilaflar olduğu akıl sahiplerine açıktır.

23) Luka İncilinin 22. babının 36. âyetinde, hazret-i Îsâ yakalanacağı gün, havarilere hitaben: (Onlara dedi: Kesesi olan onu alsın ve torbası olan yanına alsın ve olmayan esvabını satsın ve kılıç satın alsın) dedi. 38. âyetinde, havariler hazret-i İsaya (İşte burada 2 kılıç var dediler. Îsâ da onlara: Kifâyet eder dedi.) 49, 50, 51 ve 52. ayetlerinde, (Onun etrafında olanlar vaki olacakları görünce: Ya Rab kılıçla vuralım mı? dediler. Hatta onlardan biri başkahinin hizmetçisine vurup sağ kulağını kesti. Îsâ cevap verip: Bırakın bu kadar yetişir dedi ve onun kulağına dokunup şifa verdi) demektedir. Halbuki diğer 3 İncilde kılıç satın almak ve sonra hizmetçinin kesilen kulağına şifa vermek gibi kısımlar yoktur.

24) Matta İncilinin 26.babının 51. ve daha sonraki ayetlerinde, (O esnada Îsâ ile beraber olanlardan, şakirdlerden birisi kılıcını çekti ve başkahinin hizmetçisine vurup kulağını düşürdü. O zaman Îsâ ona dedi ki: Kılıcını yerine koy. Çünkü kılıç çekenler, kılıç ile helak olur. Yoksa ben Babama rica etsem, şimdi bana 12 alaydan ziyâde melekler göndermesi mümkün değil mi zannedersiniz. Fakat “böyle olması gerektir” diye yazılanlar, o vakit nasıl yerine gelirdi?) demektedir. Halbuki diğer İncillerde, bu mânevî askerlerden, meleklerden hiç bir şey yoktur.

25) Matta, Markos, Luka İncillerinde, Îsâ aleyhisselâm çarmıha gerilmek için götürülürken, Karinalı [Kirine] Şem’un isminde bir kimseye haçı [çarmıhı] taşıttılar. [Matta, bab 27, âyet 32 Markos, bab 15, âyet 21. Luka bab, 23, âyet 26.] Yuhanna ise,19. babın, 17. âyetinde, hazret-i İsanın kendi haçını yüklenerek kendinin taşıdığını yazmaktadır.

26) Matta ve Markosun yazdıklarına göre, Îsâ aleyhisselâmla beraber asılan mücrimlerden 2 kişi ona söverler idi. Luka İncilinde ise; (Birisi sövdü, diğeri söveni men etti ve kendisinden şifa istedi) demektedir. [Luka 23. bab, 39, 40, 41, 42 ve 43. âyetler.]

27) Îsâ aleyhisselâmın kıyamı hakkında 4 İncilde yazılanlar da birbirine zıttır. Bunların birer birer anlatılması, okuyanları yoracağından, her bir İncilin tenakuz olan ayetlerini, ibret alacak kimselerin görmesi için hülâsa olarak yazalım:

Matta İncilinin 27. babının 57. ve daha sonraki âyetleri: (İsa’nın çarmıh üzerinde vefâtı gününün akşamı Arimetalı, İsa’nın talebelerinden Yusuf adlı zengin bir adam geldi ve Pilatus’a gidip, İsa’nın cesedini istedi. O zaman Pilatus, verilsin diye emretti. Yusuf cesedi alıp, onu temiz bir keten bezine sarıp, kayada oydurmuş olduğu kendi mezarına koyup, mezarın kapısına büyük bir taş yuvarlayıp gitti. Mecdelli Meryem ile diğer Meryem orada bulunup, mezarın karşısında oturuyorlardı. Ertesi gün, cumartesi günü başkahinler ile Ferisiler, Pilatus’un yanına toplandılar. Pilatusa, Îsâ için: O sağlığında 3 gün sonra kıyam ederim, kalkarım demişti. Şimdi 3 güne kadar mezarının hıfz edilmesini emret ki şakirdleri geceleyin gelip, onu çalarak, halka: O ölülerden kıyam etti demesinler. Sonraki sapıklık, evvelkinden fenâ olur, dediler. Pilatus da onlara: Sizin muhafızlarınız vardır. Gidin bildiğiniz gibi sağlam hıfz edin dedi. Onlar da gidip taşı mühürliyerek, muhafızlar tayin ederek hıfz ettiler ve Sebtin (Cumartesinin) sonunda haftanın 1. günü tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile diğer Meryem, kabri görmeye geldiler. Çok şiddetli bir zelzele oldu. Zira Rabbin bir meleği gökten indi ve taşı kapıdan yuvarlayarak üzerine oturdu. Ondan korkularından muhafızlar titreşip ölü gibi oldular. Melek kadınlara hitaben: Siz korkmayın. Zira haça gerilmiş İsa’yı aradığınızı biliyorum. O burada değildir. Zira söylediği gibi kıyam etti. Gelin yattığı yere bakın ve çabuk gidip şakirdlerine haber verin. O sizden evvel Celile’ye gidiyor. Onu orada göreceksiniz. İşte ben size söyledim, dedi. Onlar da hemen akabinde korkarak ve büyük bir sevinçle kabirden çıkıp şakirdlere haber vermeye koştular. Fakat yolda Îsâ onlara karşı çıkıp: Selam size dedi. Onlar da, yanına gelip ayaklarına kapanıp secde ettiler. O zaman Îsâ onlara: Korkmayın. Gidip, kardeşlerime haber verin. Celile’ye gitsinler. Beni orada görecekler, dedi. Bekçilerden bâzıları şehre gelip, vaki olan şeyleri başkahinlere anlattılar. Onlar da, ihtiyarlarla toplanıp müşavere ettikten sonra, bekçilere çok para verdiler ve onlara dediler ki: Biz uyurken onun şakirdleri geceleyin onu çaldılar deyiniz. Bekçiler paraları alıp, kendilerine öğretildiği gibi yaptılar ve bu söz ta bugüne kadar yahudiler arasında yayılmıştır. Fakat on bir şakird İsa’nın onlara haber verdiği dağa vardılar ve gördükleri zaman ona secde ettiler. Fakat bâzıları şüphe ettiler. Îsâ yanlarına geldi ve “Gökte ve yerde bütün hakimiyet bana verildi. Şimdi siz gidip bütün milletleri Baba, oğul ve Ruh-ül-kudsün ismine vaftiz ediniz ve yaptığım vasiyetlerime uymayı onlara öğretiniz” dedi) şeklindedir.

Markos İncilinin 15. babının, 42 ve daha sonraki ayetlerinde ve 16. babında ise: (İsanın haça gerildiği Cuma günü henüz akşam olmamıştı. Yahudilerin meclis azasından itibarlı bir kimse olan ve kendisi Allah’ın melekutunu bekleyen Arimetalı Yusuf isminde bir Zât geldi ve cesaret ile Pilatusa giderek, İsanın cesedini istedi. O da müsaade etti. Yusuf de, İsayı indirip keten bezine sardı. Onu kayada oyulmuş kabre koydu ve kabrin kapısına bir taş yuvarladı. Mecdelli Meryem ve Yakub’un annesi Meryem de, onun konulduğu yeri görüyorlardı. Sebt günü geçince, Mecdelli Meryem ve Yakub’un annesi Meryem ile Salome gelip, ona sürmek için buhur satın almışlardı. Haftanın ilk günü güneş doğarken mezara gelip, birbirlerine “mezarın kapısından taşı kim yuvarlıyacak” derlerdi. Fakat taşı yuvarlanmış gördüler. Mezara girince beyaz, uzun elbise giymiş bir genci sağ tarafta oturuyor gördüler. Pek korktular. O da onlara: Korkmayın! Siz çarmıha gerilmiş olan Nasralı İsa’yı arıyorsunuz. O kıyam etti. Burada değildir. İşte onu koydukları yer. Fakat siz gidin, onun şakirdlerine ve Petrus’a söyleyin: O sizden önce Celile’ye gider. Size dediği gibi onu orada göreceksiniz dedi. Onlar da kabirden çıkıp kaçtılar. Kendilerini titreme ve hayret almıştı. Kimseye bir şey söylemediler, çünkü korkuyorlardı. Îsâ haftanın ilk gününde sabah erkenden kıyam ettiği zaman ilk önce kendisinden yedi cin çıkarmış olduğu Mecdelli Meryem’e göründü. O da gidip, daha önce onunla beraber bulunmuş ve hala ağlayıp matem tutmakta olanlara haber verdi. Onlar İsa’nın dirildiğine inanmadılar. Sonra bir köye giderlerken onların ikisine başka şekilde göründü. Onlar da gidip diğerlerine haber verdiler. Bunlara da inanmadılar. Sonra sofrada oturan on bir kişiye göründü. İmansızlıkla katılaşmış kalpleri ve kendisinin kıyam etmiş olduğunu görenler, inanmadıkları için onlara: “Bütün dünyaya gidin, her mahluka vaaz ediniz ve îman edip vaftiz olunanın halas olacağını müjdeleyiniz” dedi. Rab onlara böyle söyledikten sonra göğe kaldırıldı ve Allah’ın sağına oturdu) demektedir.

Luka İncilinin 23. babının 50. ve daha sonraki âyetleri ve 24. babında ise: (Ve işte meclis azasından, yahudilerin Arimeta şehrinden olan, Yusuf isminde sâlih ve sâdık ve Allah’ın melekutunu bekleyen iyi bir adam vardı. Bu zât onların meşveretlerine ve işlerine râzı olmamıştı. Pilatus’a gidip İsanın cesedini istedi. Onu indirip bir keten bezine sardı. Kayada oyulmuş ve içine hiçbir kimse konulmamış bir kabre koydu. O gün Cuma idi. Celileden onunla beraber gelmiş kadınlar da, onun arkasından gittiler. Mezara vardılar ve cesedin mezara nasıl konulduğunu gördüler ve dönüp buhurlar ve kıymetli hoş kokulu yağlar hazırlayıp, emir mucibince, Sebt günü istirahat ettiler. Fakat haftanın ilk gününde, seher vakti mezara gelip, hazırladıkları buhurları da getirdiler. Yanlarında başka kimseler daha vardı. Taşı yuvarlanmış buldular ve içeri girdiklerinde İsa’nın cesedini bulamadılar. Onlar bundan dolayı şaşkın iken, nûrânî elbiseler ile 2 adam yanlarında durdu. Onlar da korkularından yüzlerini yere eğmiş oldukları hâlde adamlar onlara: “O burada değildir. Kıyam etmiştir. Celile’de iken kendisinin sizlere söylediği şeyleri hatırlayın” dediler. Bunlar mezardan dönüp bütün bu şeyleri on birlere ve başkalarına anlattılar. Bunları Resûllere söyleyenler Mecdelli Meryem, Yoanna ve Yakub’un anası Meryem ve onlarla beraber olan diğer kadınlar idi ve onların sözlerine inanmadılar. Fakat Petrus kalkıp kabre koştu ve eğilip, kefenini boş görerek şaşırıp evine gitti. Onlardan ikisi o gün Orişilim’den [Kudüs’ten] 60 ok atımı mesafede olan Emmaus denilen bir köye gidiyorlardı. Olan bütün bu işleri konuşuyorlardı. Ve vaki oldu ki onlar konuşurlarken ve birbirlerine sorarlarken, Îsâ bizzat kendisi yaklaşıp onlar ile beraber yürüdü. Fakat onların gözleri tutulup onu tanıyamadılar. Îsâ onlarla yürürken, üzülerek birbirinizle konuştuğunuz sözler nedir? dedi. Onlardan Kleopas isimli birisi cevap verdi: Orişilim’de misafir olup bu günlerde olanları duymayan yalnız sen misin? Onlara: Hangi şeyler? dedi. Onlar kendisine: Allah’ın ve bütün halkın sözde ve filde kudretli bir Peygamberi olan Nasralı İsa’ya dair şeyleri, Onu nasıl çarmıha gerdiler. Bizler ise, İsraili kurtaracak odur zannediyorduk ve bunlar olalı bugün 3 gün oluyor. Bizden bazı kadınlar seher vakti mezara gidip Onun cesedini bulamamakla beraber meleklerin gelip: Îsâ diridir diye söylediklerini haber vererek bizi şaşkına çevirdiler. Bizlerden bâzıları da mezara gidip kadınların söyledikleri gibi buldular. Fakat kendisini göremediler, dediler. Ve Îsâ onlara: Ey akılsızlar, Peygamberlerin bütün söylediklerine kalpleri geç inananlar! Mesihin bunları çekip kendi izzetine girmesi vâcib değil miydi? dedi. O zaman, Mûsâ ile bütün Peygamberlerden başlayarak, bütün kitaplarda kendinin hakkında yazılmış olanları onlara açıkladı. Varacakları köye yaklaştıklarında kendisi daha uzak yere gidecekmiş gibi yaptı. Onu zorladılar: Bizimle beraber kal, zira akşam yakın, zaten gün bitmek üzeredir, dediler. Onlarla beraber kalmak için içeri girdi. Onlarla beraber sofraya oturduğunda, ekmeyi alıp bereket duâsını okuduktan sonra, ekmeyi parçalayarak onlara verdi. Ve onların gözleri açıldı, onu tanıdılar. Kendisi onlara görülmez oldu. Birbirleriyle konuşarak: Yolda o bizimle konuşurken ve kitapları bize tefsir ederken, kalbimiz içimizde yanmaz mıydı? dediler. Ve hemen Orşilim’e döndüler. On birleri ve onlarla beraber olanları toplanmış buldular ve: Rab gerçekten kıyam etmiştir ve Sem’una göründü diyorlardı. Onlar da yolculukta vaki olanları ve ekmeyi parçalamasını, onu tanıdıklarını anlattılar. Şimdi onlar bunları söylerken, Îsâ bizzat kendisi ortada durup onlara selam verdi. Onlar ise şaşırarak bir ruh gördüklerini zannettiler. O da onlara: Niçin ızdırab çekersiniz ve kalplerinizde niçin şüphe var. Ellerim ile ayaklarıma bakın, ben bizzat kendimim. Bana ellerinizi sürün, bende et ve kemik var, ruhta ise yoktur dedi. Bunu söyleyip onlara kendi el ve ayaklarını gösterdi. Onlar da sevinçlerinden henüz inanamayıp hayrette iken: Burada yiyecek bir şeyiniz var mı? dedi. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. Alıp onların yanında yedi: [Ve bazı vasiyetlerde, nasihatlerde bulunduktan sonra] onları Beyt-i unya karşısına kadar çıkardı. Ellerini kaldırıp onları mübarek kıldı ve o esnada ayrılıp göğe kaldırıldı) demektedir.

Yuhanna İncilinin 19. babının, 31. ve daha sonraki ayetlerinde ve bablarında ise: (Ertesi Sebt günü, bir büyük gün olduğundan, çarmıhlanmış olan cesetler, Sebt günü de haç üzerinde kalmasın diye, yahudiler onların bacaklarının kesilip [kırılıp] cesetlerin kaldırılması için Pilatus’a yalvardılar. O vakit askerler gelip, ikisinin bacaklarını kestiler. Fakat İsanın öldüğünü görünce bacaklarını kesmediler. Fakat askerlerden biri onun böğrüne bir mızrak sokup, akabinde kan ile su çıktı. Bundan sonra Arimetalı olup yahudilerden korktuğundan kendisini gizliyen İsa’nın şakirdi Yusuf; İsa’nın cesedini kaldırdı. Önceleri İsaya geceleyin gelen Nikodimos da gelip, yüz litre kadar karışık mürr-ı safi denilen hoş kokulu bir zamk ve ud ağacı getirdi. Onu yahudilerin adeti üzere buhurlıyarak kefenlere sardılar. Çarmıha gerildiği yerde bir bahçe olup bahçede henüz kimsenin konmadığı bir kabir var idi. Yahudilerin hazırlık günü [Cuma günü] olduğu için İsayı oraya koydular. Çünkü kabir yakındı. [19. bab]. Haftanın ilk gününde daha karanlık iken, sabahleyin Mecdelli Meryem kabre geldi, taşı kabirden kaldırılmış gördü. Hemen koşup Sem’un Petrus ve İsanın sevdiği şakirde geldi ve onlara: Rabbi kabirden kaldırmışlar ve onu nereye koymuşlar bilmiyoruz dedi. Petrus ile o şakird çıkıp kabre doğru gittiler. İkisi de beraberce koştular. Fakat diğer şakird Petrustan evvel, kabre geldi ve içeri baktı. Kefenleri yere konmuş gördü ise de, içeriye girmedi. Arkasından Petrus gelip kabrin içine girdi. Kefenleri yere bırakılmış, İsanın başında olan başörtüsü de kefenlerle beraber bırakılmamış, ayrıca bir yerde sarılmış gördü. O zaman diğer şakird de girip, gördü ve inandı. Zira “Îsâ ölülerden kıyam etmesi lâzımdır” yazısını henüz bilmiyorlardı. Sonra bu şakirdler evlerine gittiler. Fakat Meryem kabrin yanında durup ağlıyordu. Kabrin içine eğilip baktığında; İsa’nın cesedinin yattığı yerde, biri başında diğeri ayağında, beyazlar giyinmiş 2 meleği oturuyor gördü. Onlar kendisine: Ey kadın niçin ağlıyorsun? dediler. O da onlara: Çünkü Rabbimi kaldırmışlar ve onu nereye koyduklarını bilmediğim için ağlıyorum dedi. Bunu söyledikten sonra arkasına dönünce, İsa’yı duruyor gördü ve Îsâ olduğunu bilmiyordu. Îsâ ona: Ey kadın niçin ağlıyorsun? Kimi arıyorsun? dedi. O da onu bahçıvan zannedip, ona: “Ey efendi, eğer sen onu götürdün ise nereye koyduğunu bana söyle. Ben de kaldırıp götüreyim” dedi. Îsâ ona: Ey Meryem! dedi. O da dönüp, Ey muallim dedi. Îsâ ona: “Bana dokunma; çünkü ben daha babâmın yanına çıkmadım. Fakat kardeşlerime git ve onlara söyle. Benim babam ve sizin babanız, benim Allah’ım ve sizin Allah’ınızın yanına çıkıyorum” dedi. Mecdelli Meryem, şakirdlere gelip, “Rabbi gördüm şunları söyledi” diye haber verdi. O gün haftanın ilk günü, akşam olunca yahudilerin korkusundan şakirdlerin toplandıkları yerin kapıları kapalı bulunduğu hâlde Îsâ gelip, ortada durup selam verdi. Kendinin ellerini ve böğrünü gösterdi. Şakirdleri ise Rabbi görmekle sevindiler. Îsâ onlara tekrar selam verdi: Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum, dedi. Bunları söyledikten sonra, üzerlerine üfürüp: İşte, Ruh-ül-kudsü alın. Her kimin günahlarını affederseniz onlar affolunur. Ve kimin günahlarını alıkoyarsanız [affetmezseniz], onlar alıkonur, dedi. Fakat on ikilerden biri olan Toma, Îsâ geldiği zaman onlarla beraber değildi. Şakirdler ona: Biz Rabbi gördük dediler. Onlara cevaben: Eğer ben ellerindeki çivilerin yerini görmezsem ve çivilerin yerine parmağımı koymazsan böğrüne de elimi koymazsan inanmam dedi. 8 gün sonra şakirdler yine aynı yerde bulunuyorlardı. Toma da onlarla beraber idi. Kapılar kapalı iken Îsâ gelip, ortada durup selam verdi. Ondan sonra Toma’ya: Parmağını buraya koyup, ellerime bak ve elini böğrüme sok. İmansız olma, imanlı ol dedi. Daha sonra: Petrus ile şakirdlerden bâzıları Taberiye gölünde balık tutmak için kayığa bindiler. O gece bir şey tutamadılar. Sabah olunca Îsâ deniz kenarında duruyordu. Fakat şakirdleri onun Îsâ olduğunu bilmiyorlardı. Îsâ onlara: Çocuklar, bir yiyeceğiniz var mı? dedi. Ona: Hayır cevabını verdiler. O da onlara: Ağı kayığın sağ tarafına atın, bulursunuz dedi. Ağı bıraktıklarında, balıkların çokluğundan artık ağı çekemiyorlardı. O vakit İsanın sevdiği şakird, Petrus’a: Bu Rabdir dedi. Petrus da bunu işitince soyunmuş iken giyinip, denize atladı. Diğer şakirdler balık ağını çekerek kayık ile kenara geldiler. Karaya çıktıkları zaman orada kömür ateşi ve üstünde konulmuş balık ve ekmek gördüler. Îsâ onlara: Şimdi tuttuğunuz balıklardan getirin dedi. Petrus kayığa binip 153 büyük balıkla dolu ağı karaya çekti ve bu kadar çok olduğu hâlde ağ yırtılmadı) demektedir.

Bunlar, 4 değişik rivayettir. Birbirlerinden çok farklıdır. Hristiyanlık inancının üzerine bina edildiği temel olan bu 4 İncil, bu şekilde çeşitli ihtilaflar ile doludur. Az bir dikkat ile bir rivayetin diğer rivayete zıd olduğu fark ediliyor. Bundan başka birinin naklettiği bir madde, diğerlerinde bulunmuyor. İncillerdeki tenakuzlar ve ihtilaflar yalnız Îsâ aleyhisselâmın, kıyamı hakkında olmayıp, diğer bütün hususlarda da hâl böyledir. İttifakla bildirdikleri pek az şey vardır. Mesela, Îsâ aleyhisselâmın, veladet [doğuş] şekli, Hirodes’in çocukları öldürtmesi, doğudan kahinlerin gelmesi, Îsâ aleyhisselâmın çocukluğunda Mısra gitmesi, Nasralıların Îsâ aleyhisselâmı reddetmeleri, yüzbaşının hasta hizmetçisini iyi etmesi, hakimin vefât eden kızını diriltmesi, talebelerine kılıç satın almalarını tenbih etmesi, çeşitli nasihatleri ve misalleri, Îsâ aleyhisselâmın çarmıhta iken, (Ey Allah’ım; Ey Allah’ım! Beni niçin terkettin), (Eli, Eli, lama sabaktani) diye çağırması, haçını taşıması, kabrinde muhafız, bekçi beklemesi, emvat arasından kalkıp şakirdlerine çeşitli sûretlerde görünmesi gibi pek çok şeyler, bazılarında var, bazılarında yoktur.

Yuhanna’ya ait olan 4. İncil, diğer 3 İncilin şekil ve tarzında olmayıp, diğerlerinden tamamen farklı bir yol takip eder. 2. babında anlatılan Îsâ aleyhisselâmın bir ziyafette annesini tahkir ederek suları şaraba çevirmesi, 4. babında; kuyu başında bir kadınla konuşması, 5. babında beyt-i hüda havuzu yanında 38 yıldan beri yatan bir hastayı iyi etmesi, 6. babında, Mesihin kendi eti ve kanı üzerinde yahudilerle yaptığı münakaşa [ki 52 ve daha sonraki âyetleri], 8. babında, zina eden kadını muhakemesi ve Mesihin aslı ve nesebi hususunda yahudilerle yaptığı konuşmalar, 9. babında, bir körün tükrüğü ile yaptığı çamuru gözlerine sürerek gözlerini açıp Siloam havuzuna yıkanmaya gönderdiği ve onun üzerine Ferisilerin çeşitli teşebbüsleri ve Îsâ aleyhisselâm ile çekişmeleri, 10. babında, yahudilerin Îsâ aleyhisselâmı taşlamaya başlamaları ve onlarla geçen, ulûhiyyeti hususundaki konuşmalar, 11. babında, Luazeri diriltmesi, 12. babında, Îsâ aleyhisselâmın ayaklarının yağ ile yıkanması, 14. babında, Filupus ve Yehuda ile konuşmaları, 17.  babında, Îsâ aleyhisselâmın garib bir şekilde münâcatı [yalvarması], 19. babında, çarmıha gerildiğinde göğsüne takılan yaftanın ibranice, latince ve yunanca yazılmış olması ve haçının yanında kendi annesi Meryem ile annesinin kız kardeşi (teyzesi), Eklaviya (Klaopasa)nın zevcesi Meryem ve Mecdelli Meryem dururlarken, Îsâ annesini sevdiği şakirdin yanında görünce, 26. ve 27. ayetlerinde (annesine: Ey kadın, işte oğlun. Sonra şakirdine döndü: İşte annen) demesi, çarmıhta iken böğrüne mızrak sokulması, çarmıhın bahçeye dikilmiş olması, Îsâ aleyhisselâmın kabirden kalkıp Mecdelli Meryem’e: (Bana dokunma, ben daha babama gitmedim) demesi ve 3 kere şakirdlerine başka başka yerlerde görünmesi gibi daha pek çok hususlar, Matta, Markos ve Luka İncillerinden hiç birinde yoktur.

Matta, Markos ve Luka İncillerinde bulunan pek çok misaller, Yuhanna İncilinde yoktur. (İşa-i Rabbânî kurbanı) ki hristiyan dininin esas inançlarından biridir. 3 İncilde vardır. Fakat Yuhannada yoktur. [İşa-i Rabbânî, akşam yemeği demektir. Matta İncilinin 26. babının 26. âyetinde, Markosun 14. babının 22. ayeti ve devâmında ve Luka’nın 22. babının 19. âyetinde anlatılan, (Îsâ aleyhisselâmın havarileri ile yemiş olduğu son akşam yemeğinde, şükür duâsını yaptıktan sonra, ekmeyi bölüp, alın yiyiniz, bu benim bedenimdir ve şarabı verip, alın içiniz bu benim kanımdır, benden sonra bunu hatırlayınız) dediği için, kiliselerde papazların bir ekmek üzerine duâ okuyunca, bu ekmeyin Îsâ aleyhisselâmın eti olacağı, ekmeyi parçalara ayırınca Îsâ aleyhisselâmın kurban edilmiş olacağı ve bir tastaki şaraba okuyunca, bunun Îsâ aleyhisselâmın kanı olacağı ve ekmek parçalarını alıp şaraba batırarak yiyenlerin, tanrı ile birleşmiş olacakları inancıdır. ]

Petrus’un Îsâ aleyhisselâma doğru, su üzerinde yürümesi, balığın ağzında akça, para bulunması, Pilatus’un hanımının rüyası, Îsâ aleyhisselâmın kıyâmında bütün azizlerin mezarlarından kalkması, Îsâ aleyhisselâmın kabri başına muhafızların konulması ve diğer bazı hususlar, sadece Matta İncilinde bulunup, diğer İncillerde yoktur.

4 İncilin birçok meselelerde bir diğerine zıt ve muhalif olmasından başka, her İncilin içinde de birbirinden ayrı ve birbirini nakzeden nice meseleler de vardır. 

Misaller için –> 4 İncil kendi içinde tutarlı mı?

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler