Sual: İslam hukukunda şahitlik nasıl olur? Şahit kime denir?

Cevap: Tercümetü’l-muhtasar adındaki Nikaye’nin Fârisî şerhinde diyor ki: Birinin başkasında bulunan hakkını haber verene (Şahit) denir. Şahit, üzerinde hak bulunandan öğrendiği veya başkasından işittiği hakkı, mahkemede şahadet eder. İhbar üç türlü olur:

a) Yukarıda bildirdiğimiz şahitliktir.

b) Kendinin başkasında bulunan hakkını haber vermektir. Buna (Dava açmak) denir.

c) Başkasının kendinde olan hakkını, ihbar etmektir. Buna (İkrar) etmek denir. Şahitlik söz ile olur, yazı ile olmaz. [Vakıf sonu.]

Davacının istediği zaman şahit olmak vâcibdir. Bildiğini kadıdan [yani hakimden] gizlemek câiz değildir. Had cezalarında ise, bildiğini gizlemek efdaldir. Zina için dört erkek şahit, kısas için ve diğer had cezaları için iki erkek şahit lâzımdır. Had ve kısasta kadınların şahitliği kabul edilmez. Bekaret ve veladet ve kadın aybları için bir kadın, başka haklar için iki erkek yahut bir erkek ile iki kadın şahit lâzımdır. Şahitin âdil olması ve şahadet ederim demesi lâzımdır. Büyük günah işlemeyen ve küçük günaha devam etmeyen ve Hasenası seyiesinden çok olan müslümana (Âdil) denir. Raks ile söz ile [şarki çalgı ile] başkalarını eğlendirenin şahit olamayacağı, Mecelle’nin 1705. maddesinde yazılıdır. Müslümanı seb’ etmek, kötülemek büyük günahtır. Adaleti giderir. Bunun için, vehhâbîlerin ve şiîlerin şahitlikleri kabul olmaz. Had ve kısastan başka şeylerde, başkasından işitmekle de şahitlik yapılır. Böyle, şahit sayısı iki kat olmak lâzımdır. Yalancı şahitlik, büyük günahtır. Mecelle’nin 1660. maddesinde diyor ki (Ödünç vermekten veya satıştan ve kiradan, vedia, ariyet, vergi, mülk, akar ve mirastan olan şahsi alacakları için, 15 hicri sene özürsüz terkedilmiş davalar, borclu inkâr ederse, dinlenmez. Yani mürur-i zamana uğrarlar. Fakat, alacaklıların hakkı zayi olmaz. Yani, borclu ikrar edince, borcunu ödemesi her zaman lazım olur).

İki kimsenin, aralarında uyuşamadıkları kul hakkı için, bir veya birkaç müslümanı hakim tayin etmeleri câizdir. Buna, (Tahkim) denir. Hakimin âdil ve fıkıh bilgisi olması şarttır. [Ruh-ul Mecelle 1793.] Bu hakimin vereceği hükme itaat etmeleri lâzımdır. Tayin ettikleri kimsenin kadılık şartlarına mâlik olması lâzımdır. Kâfir ve fasık tahkim edilmez. Kısas ve hudutta tahkim câiz değildir. Bunun hükmü bir üçüncü şahsa şamil olmaz. Mesela, ayıplı olan malın satıcıya reddine karar verirse, bu satıcı da, kendine satana reddedemez. İkisinden birinin ikrar etmesi veya nükul etmesi, yani vazgeçmesi ile veya şahitleri dinlemek ile karar verir. Kardeş, ana, baba, evlat ve zevcesi için hâkim olmak câiz değildir. Hüküm vermeden evvel, her biri hakimi azledebilir. Verdikten sonra azledemez, meşru ve fitneye sebep olmayan hükmünü reddedemezler. [Mecelle 1841.]

Mecelle’nin 76. maddesinde, (Mahkemede dava açandan şahit istenir. Davalı inkâr ederse, yemin ettirilir) diyor. Önce, davacıya şikayeti sorulur. Sonra, davalının vereceği cevap sorulur. Dava olunan, suçunu ikrar ederse, hakim davacıya hak verir. Dava olunan, suçu inkâr ederse, hakim davacıdan 2 şahit ister. Şahitlerle ispat ederse, hakim dava olunana, şahitler için ne dersin, der. Kabul ederse, davacının haklı olduğuna karar verilir. Şahitler yalan söylüyor derse, hakim, şahitleri, güvendiği 2 kişiden, önce mektupla, sonra mahkemede sözlü olarak sorar. Şahitlerin âdil oldukları anlaşılırsa, davacı mahkemeyi kazanır. Âdil oldukları anlaşılmazsa, davacıdan yeniden şahit istenir. Davacı şahit bulamazsa, kendisine dava olunandan yemin ister misin denir. İsterse, hakim dava olunana yemin ettirir. Yemin istemezse veya davacı yemin ederse, hakim davayı reddeder. Yemin etmezse, davacı mahkemeyi kazanır. Kâfir ve mürted ve münâfık, müslümana karşı şahit ve hâkim olamaz. Böyle hakimin hükmü sahih olmaz.

77. maddesinde, (Bir şeyin değiştiğini söyleyenden şahit istenir. Değişmedi diyene yemin ettirilir) diyor. Mal gasp eden, malın telef olduğunu söyleyip, değerini vermek isteyince, mal sâhibi, telef olmadı, malımı isterim derse, gasp eden kimse, 2 şahit getirirse mahkemeyi kazanır.

79. maddede, (Suçunu ikrar eden, söyleyen kimse, cezasını çeker. Sözümden vazgeçtim demesi dinlenmez). 1676. ve sonraki maddelerde diyor ki (Beyine, kuvvetli delil, huccet demektir. Tevatür, yalan üzerinde birleşmeleri akla uymayan cemaatin verdikleri haberdir. Tevatürde adalet aranmaz. Tevatür İlm-i yakîn ifade eder. Tahlif, 2 hasımdan birine yemin ettirmektir.

Şahadet, birinin başkasında hakkı bulunduğunu bildirmek için, hakim karşısında ve 2 hasımın yanında, şahadet ederim diyerek haber vermektir. Kul hakları için 2 erkek veya 1 erkekle 2 kadın şahadet eder. Şahitlerin çok olmasının kıymeti yoktur. Muhakeme dışında yapılan şahadet muteber değildir. Şahitlerin gördüklerini haber vermeleri lâzımdır. İşittim diyerek, şahit olmak câiz değildir.

Kul haklarında şahitlik yapabilmek için önce dava açılmış olması şarttır. Tevatür ile bilinene uymayan beyine kabul olunmaz. Beyine şahit mevcûd olması demektir. Beyine, bir hakkı bildirmek içindir. İnkar olunan şey için şahitlik yapılmaz. Şahit ile davalı arasında düşmanlık bulunmamak lâzımdır. Şahitin âdil olması şarttır. Âdil, hasenâtı, seyiatına gâlip olan kimsedir. Şahitlerin sözleri birbirine uymazsa, şahadetleri makbul olmaz. Şahadet ettikten sonra vazgeçen şahit tazir olunur ve hüküm olunan malı tazmin eder.)

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler