Sual: Hakiki Müslüman nasıl olur?

Cevap: Nasihatlerin birincisi, Ehl-i sünnet âlimlerinin, kitaplarında bildirdiklerine göre, itikadı düzeltmektir. Bu âlimler, kitaplarında Eshâb-ı kiramdan işittiklerini bildirmişlerdir. Cehennemden kurtulan, yalnız bu âlimlere tabi olanlardır. Allahü teâlâ, o büyük insanların çalışmalarına, bol bol mükafat versin! Dört mezhebin ictihad derecesine yükselmiş müctehidlerine ve bunların yetiştirdikleri büyük âlimlere (Ehl-i sünnet)  âlimi denir.

İtikadı (İmânı) düzelttikten sonra, ahkâm-ı İslamiyeye uymak, yani fıkıh kitaplarının bildirdiği ibadetleri öğrenmek, yapmak ve yasak ettiklerinden kaçınmak lazımdır. Beş vakit namazı, üşenmeden, gevşeklik yapmadan, şartlarına ve tadil-i erkana dikkat ederek kılmalıdır. Nisâb miktarı malı ve parası olan, zekat vermelidir. İmâm-ı Âzam buyuruyor ki (Kadınların süs olarak kullandıkları altın ve gümüşün de zekatını vermek lazımdır.)

Kıymetli ömrü, lüzumsuz mubahlara bile harcamamalıdır. Haram ile geçirmemek, elbette lazımdır. Teganni, şarkı ve çalgı aletleri ile meşgul olmamalı, bunların nefse verecekleri lezzete aldanmamalıdır.

(Gıybet) etmemelidir. Gıybet haramdır. [Gıybet, bir müslümanın gizli bir kusurunu, arkasından söylemektir. Harbilerin, bidat sahiplerinin, mezhepsizlerin ve açıkça günah işliyenlerin bu günahlarını, zulmedenlerin ve alışverişte aldatanların bu fenalıklarını duyurarak, müslümanların, bunların şerrinden sakınmalarına yardım etmek, müslümanlığı yanlış anlatanların ve yazanların bu iftiralarını herkese söylemek lazımdır. Bunları söylemek, gıybet olmaz (Reddü’l muhtar: 5-263) .]

(Nemîme)  yapmamalı, yani müslümanlar arasında söz taşımamalıdır. Bu iki günahı işleyenlere çeşitli azaplar yapılacağı bildirilmiştir. Yalan söylemek ve iftira etmek de haramdır, sakınmak lazımdır. Bu iki fenalık, her dinde de haram idi. Cezaları çok ağırdır.

Müslümanların ayıplarını örtmek, gizli günahlarını yaymamak ve kusurlarını affetmek çok sevaptır. Küçüklere, emri altında bulunanlara [çocuklara, talebeye, askere, işçiye] fakirlere merhamet etmelidir. Kusurlarını yüzlerine vurmamalıdır. Olur olmaz sebeplerle onları incitmemeli, dövmemeli ve sövmemelidir. Hiç kimsenin dinine, malına, canına, şerefine, namusuna saldırmamalı, herkese olan borçları ödemelidir. Rüşvet vermek ve almak haramdır. Yalnız, zalimin zulmünden kurtulmak için ve ikrah, tehdit edilince vermek, rüşvet olmaz. Fakat bunu da almak haram olur.

Herkes, kendi kusurlarını görmeli, Allahü teâlâya karşı yaptığı kabahatleri düşünmelidir. Allahü teâlânın, kendisine ceza vermekte acele etmediğini, rızkını kesmediğini bilmelidir. Ananın, babanın, hükümetin, ahkâm-ı İslamiyeye uygun emirlerine itaat etmeli, ahkâm-ı İslamiyeye uygun olmayanlara isyan etmemeli, karşı gelmemeli, fitneye sebep olmamalıdır. [Kısacası, hakiki müslüman, medeni, ilerici insandır. (Mektubat-ı Ma’sumiye)  2. cilt, 123. mektuba bakınız!]

İtikadı düzelttikten ve İslamiyetin emirlerini yaptıktan sonra, bütün zamanları, Allahü teâlânın zikri ile geçirmelidir. Zikre büyüklerin bildirdiği gibi, devam etmelidir. Zikre, yani kalbin, Allahü teâlânın ismini, (Sıfât-ı zâtîyye) sini hatırlamasına, anmasına mâni olan her şeyi, kendine düşman bilmelidir.

İslamiyete ne kadar çok yapışılırsa, her gün beş vakit namaz kılınırsa, Onu anmanın lezzeti artar. İslamiyete uymakta, gevşeklik, tembellik arttıkça, o lezzet de azalır ve kalmaz olur.

İslam düşmanları, Allahü teâlânın emirlerine, çöl kanunu diyorlar. Biz çöl kanunlarını istemeyiz, kendi medeni kanunumuzu isteriz diyorlar. Böylece, Allahü teâlânın emirlerinin, yasaklarının yok edilmesine çalışıyorlar. Müslümanlar, böyle bölücü, yıkıcı yazılar yayan gazeteleri okumamalı, televizyon programlarını seyretmemlidir. Onların yalanlarına, iftiralarına aldanıp da, tuzaklarına düşmemeye çok dikkat etmelidir.

İhlas ile yapılmayan ibadetin faydası olmaz, sevâbı olmaz. (İhlas), her şeyi yalnız Allah rızası için yapmaktır. İhlas, Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyi sevmemekle, yalnız Onu sevmekle, kendiliğinden hâsıl olur. Kalbin yalnız Onu sevmesine (Kalbin tasfiyesi), (Kalbin itminanı)  veya (Fenâ fillah) denir. Kalbin itminana kavuşması, ancak Onu çok hatırlamakla, büyüklüğünü, nimetlerini düşünmekle olacağını, Rad sûresinin 28. ayeti bildirmektedir.

İnsanda, akıl, kalp ve nefs denilen üç kuvvet vardır. Aklın ve nefsin yeri beyindir. Kalbin yeri yürektir.  Akıl, mektep dersleri, fen bilgileri, sanat hesapları, mal sahibi olmak, ahireti kazanmak yolları gibi faydalı şeyleri düşünür. İsterse düşünür. İstemezse düşünmez. Aklın bu düşüncelere ve insanın bunlara kavuşmak için çalışması lazımdır. Hatta, çok sevap olur. Haram olan düşüncelerin kalbe sirâyet etmeleri zararlıdır. Nefs, daima haramları, zararlı şeyleri yapmayı düşünür. Kalbin kendinde hiç düşünce yoktur. Ona, aklın, nefsin ve his uzuvlarından beyne ve beyinden kalbe ulaşan haram şeylerin düşünceleri gelerek hasta yapar. Kalbi bu hataralardan (düşüncelerden) kurtarmak güçtür. Bu düşünceler gelmezse Allahü teâlâyı hatırlar, düşünür. Yani kalp, hiç düşüncesiz kalmaz.

Kalbin Allahü teâlâyı hatırlaması, ismini çok söylemekle veya bir velîyi (İslamiyete tam uyarak Allah’ın sevgisini kazanan kişiyi) severek görmekle olur. Bir velîyi bulamazsa, ismini işittiği bir velînin hayatını okuyup öğrenir, onu çok sever. Ona (Râbıta)  yapar. Yani hep onu düşünür. Bir velîyi görmenin, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olacağı, hadis-i şerifte bildirilmiştir.

KAYNAK: Herkese Lâzım Olan Îmân 

Benzer Suallerin Cevapları İçin Tıklayınız

 

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler