Sual: İslamiyete kimler nasıl saldırmaktadır? En çok hangi argümanları kullanmaktadırlar?

Cevap: Mürtedler, anaları, babaları müslümân olduğu hâlde, islâm terbiyesi ile büyüdüğü hâlde, câhil veyâ okuyup, diploma alıp, kendilerini âlim, fen adamı sanan dinsizlerdir. İlim, fen denizinden bir damla tatmakla, deryâyı yuttuk sanan bu zavallıların islâm âlimlerinden, din bilgilerinden haberleri olmadığı için, küçük yaşta işittikleri kelimelere, hayâlleri ile manâlar uydurarak, müslümânlık bunlardır sanıyor, islâmiyyeti inkâr ediyorlar. Analarına, dedelerine örümcek kafalı, müslümânlara gerici diyorlar. Nefslerine uyarak yalnız dünyâ arkasında koşanlara, zevk ve safâya dalanlara, aydın, ilerici diyor. Dünyâ ile berâber âhireti de düşünenlere, başkalarının hakkını gözetenlere yobaz, ahmak diyor. Bu dünyâ böyle gelmiş, böyle gider. Cennet, Cehennem boş lâfdır, kim görmüş, burada ne yaparsan kârdır diyorlar. Başkaları ne olursa olsun, yalnız kendi kazançlarını, nefslerini, şehvetlerini düşünüyorlar. Herkesi aldatmak için ve geçinmek için de, iyiliği, insanlığı dillerinden düşürmüyorlar. En fecî’, en alçak suç olarak da, gençleri, islâm yavrularını aldatmağa, bunların dinlerini, îmânlarını çalarak, kendileri gibi felâkete sürüklemeğe uğraşıyorlar.

İslam dininin inançlarını, emirlerini ve yasaklarını bildiren binlerce kıymetli kitap yazılmış, bunların çoğu, yabancı dillere çevrilerek, her memlekete yayılmıştır. Buna karşılık, bozuk düşünceli, kısa görüşlü kimseler, her zaman, İslâmın faydalı, feyizli ve ışıklı prensiplerine saldırmış, onu lekelemeye, değiştirmeye, müslümanları aldatmaya uğraşmışlardır.

Din cahilleri, İslamiyete ilim ile fen ile ahlak ile sıhhat ile temizlik ile saldıramadıklarından, yalan söyleyerek, namerdce hücum ediyorlar.

İslamiyete ilim ile nasıl karşı durulabilir? İslamiyet, ilmin ta kendisidir. Kurân-ı Kerîmin birçok yeri, ilmi emretmekte, ilim adamlarını övmektedir. Mesela Zümer sûresi, 9. âyetinde meâlen, “Bilen ile bilmeyen hiç bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir” buyruldu. Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” ilmi öven ve teşvik buyuran sözleri o kadar çoktur ve meşhurdur ki düşmanlarımız da, bunları biliyor. Mesela İhyaü’l-ulum ve Mevduatü’l-ulum kitaplarında, ilmin fazileti anlatılırken, “İlmi, Çin’de de olsa, alınız!” hadis-i şerifi yazılıdır. Yani dünyanın en uzak yerinde ve kâfirlerde de olsa, gidip ilim öğreniniz! Bu gavur icadıdır, istemem, demeyiniz. Bir hadis-i şerifte de, “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz, çalışınız!” buyuruldu. Yani, bir ayağı mezarda olan seksenlik ihtiyarın da çalışması lâzımdır. Öğrenmesi ibâdettir. Bir defa da, “Yarın ölecekmiş gibi ahirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünya işlerine çalışınız!” buyurdu. Bir hadis-i şerifte, “Bilerek yapılan az bir ibâdet, bilmeyerek yapılan çok ibâdetten daha iyidir!” buyurdu. Bir kere, “Şeytanın bir alimden korkması, câhil olan bin abitten korkmasından daha çoktur!” buyurdu. İslam dininde kadın, kocasının izini olmadan nâfile hacca gidemez. Sefere, misafirliğe gidemez. Fakat, kocası öğretmezse ve izin vermezse, ondan izinsiz, ilim öğrenmeye gidebilir. Görülüyor ki büyük ibâdet olan hacca izinsiz gitmesi günah olduğu hâlde, ilim öğrenmeye izinsiz gitmesi günah olmuyor.

O hâlde, kâfirler, İslamiyete ilim ile nasıl saldırabilir? İlim, ilmi kötüler mi? Elbette beğenir. Kıymetlendirir. İslamiyete, ilim ile saldıran, mağlub olur.

Fen ile de saldıramazlar. Fen (Mahlukları, hadiseleri görmek, inceleyip anlamak ve deneyip benzerini yapmak) demektir ki bu üçünü de, Kurân-ı Kerîm emretmektedir. Fen bilgilerine, sanata, en modern harp silahlarını yapmaya uğraşmak, farz-ı kifâyedir. Düşmanlardan daha çok çalışmamızı, dinimiz emretmektedir. O hâlde, İslamiyet, fenni, tecrübeyi, müsbet çalışmayı emreden dinamik bir dindir.

Tavsiye Yazı: İslamiyet ve fen

İslam dinine karşı olanlar, ona doktorluk ile de saldıramıyor. Peygamberimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem”, tıb bilgisini çeşitli şekillerde meth buyurdu. Mesela, “İlim 2’dir: Beden bilgisi, din bilgisi”. Yani ilimler içinde en lüzumlusu, ruhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan sıhhat bilgisidir diyerek, her şeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğine çalışmak lazım geldiğini emir buyurdu. Bu hadis-i şerif, Riyadu’n-nasıhin 381. sayfasında yazılıdır ve Zübdetü’l-ahbar’dan aldığını bildirmektedir. Bunun, İmâm-ı Şâfiînin “rahmetullahi teâlâ aleyh” sözü olduğunu bildirenler de vardır. Bu yüce imâmın her sözü, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerin açıklamasıdır. İslamiyet, beden bilgisini, din bilgisinden önce öğrenmeyi emrediyor. Çünkü, bütün iyilikler, bedenin sağlam olması ile yapılabilir.

Bugün, bütün üniversitelerde okutuluyor ki doktorluk 2 kısımdır: Biri hijyen, yani sıhhati korumak. İkincisi, terapötik, yani hastaları, iyi etmektir. Bunlardan birincisi başta gelmektedir. İnsanları hastalıktan korumak, sağlam kalmayı sağlamak, tıbbın 1. vazifesidir. Hasta insan, iyi edilse de, çok kere, arızalı, çürük kalır. İşte İslamiyet, tababetin 1. vazifesini, hijyeni garanti etmiş, teminat altına almıştır. Mevahib-i Ledünniye 2. kısımda, Kurân-ı Kerîmin, tıbbın 2 kısmını da teşvik buyurduğu, âyet-i kerimeler gösterilerek ispat edilmektedir. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, Rum imparatoru Herakliüs ile mektuplaşırdı. Birbirlerine elçi gönderirlerdi. Her 2 tarafın sözlerini, mektuplarını, kitaplarda okuyoruz. Mevahib-i Ledünniye tercümesi, 238. sayfasında mektupların aslı da var. Sefirlerin isimleri, hayatları, vakaları ile meydanda iken, 1.400 sene sonra, bunlar yalandır demek, hangi ilim, hangi iz’ân sâhibine yakışır. Din düşmanlığı, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” efendimize karşı kinleri, akıllarını örtmüş, muhakemelerini işlemez hâle getirmiş olacak ki gençleri aldatmak için, vakaları, senetleri, vesikaları göremiyor, açık yalanlar söylemekten de çekinmiyorlar. Yalan, iftirâ, insanı herkese karşı rezil eder, yüz karasını meydana çıkarır! Ya Rabbi! Senin adaletin tam yerindedir. İslamiyete, insanların saadetine saldıranlar, sonsuz azapları hak etmektedir!

Bir defa, Herakliüs birkaç hediye göndermişti. Bu hediyelerden biri, bir doktor idi. Doktor gelince dedi ki “Efendim! İmparator hazretleri, beni, size hizmet için gönderdi. Hastalarınıza bedâva bakacağım!”. Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem”, kabul buyurdu. Emretti, bir ev verdiler. Her gün nefis yiyecek, içecek götürdüler. Günler, aylar geçti. Bir müslüman, doktora gelmedi. Doktor, utanıp gelerek, “Efendim! Buraya, size hizmet etmeye geldim. Bugüne kadar, bir hasta gelmedi. Boş oturdum, yiyip içip, rahat ettim. Artık gideyim” diye izin isteyince, Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” tebessüm buyurdu. “Sen bilirsin! Eğer daha kalırsan, misafire hizmet etmek, ona ikram etmek, müslümanların başta gelen vazifesidir. Gidersen de uğurlar olsun! Yalnız şunu bil ki burada senelerce kalsan, sana kimse gelmez. Çünkü, Ashâbım hasta olmaz! İslam dini, hasta olmamak yolunu göstermiştir. Ashâbım temizliğe çok dikkat eder. Acıkmadıkça bir şey yemez ve sofradan, doymadan önce kalkar!” dedi. Görülüyor ki müslüman, yani İslamiyetin emirlerine uyan, hastalık çekmez. Müslümanlardan hastalık çekenler, emirleri öğrenmeyenler ve yapmayanlardır. Evet, ölüm hastalığı herkese gelecektir. Bu hastalık müminlere bir nimettir. Ahiret yolculuğunun habercisidir. Hazırlanmak, tövbe, vasiyet etmek için, alarm işaretidir. Cenâb-ı Hak, çeşitli hastalıkları, ölüme sebep kılmıştır. Eceli gelen, bir hastalığa yakalanacaktır:

Ecel geldi cihana,
baş ağrısı bahane.

Ahkâm-ı İslamiyeye uyan, yani İslamiyetin gösterdiği yolda giden kimsenin hayatı hastalıkla geçmez. Fakat, Peygamberlerden başka herkes, nefsine uyabilir. Günah işleyebilir. Cenâb-ı Hak, günah işleyen müslümanları, illet, kıllet veya zilletle ikaz etmekte, gafletten uyandırmaktadır.

Din cahilleri, İslamiyete temizlik ile de hiç saldıramıyor. Çünkü, Tabiînden gençler, Ashâb-ı kirâma “Rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în”, Allahü teâlâ sizi çok seviyor. Kurân-ı Kerîmde sizi övüyor. Bunun sebebi nedir? Bize söyleyin de, biz de, sizin gibi olalım, bizi de çok sevsin dediklerinde, (Bizi çok seviyor. Çünkü biz, temizliğe çok dikkat ederiz) diye cevap verdiler. Allahü teâlâ, Kurân-ı Kerîmde çeşitli yerlerde, “Temiz olanları severim!” buyuruyor. Resûlullahın “sallallâhü aleyhi ve sellem” o güzel nurlu yüzünü gören kimseye, Sahabi denir. Birkaç tanesine Ashâb denir. O güzeli göremeyip de, yalnız, Sahabiyi görenlere Tabiîn denir. Müslümanlar, camilere, evlere ayakkabı ile girmez. Halılar, döşemeler, tozsuz, temiz olur. Her müslümanın evinde hamam olur. Kendileri, çamaşırları, yemekleri hep temiz olur. Onun için, mikrop ve hastalık bulunmaz. Fransızların dünyaya övündükleri Versay sarayında bir hamam yok. Kâfirler pis oluyor.

İslamiyete, ahlak, fazilet, adalet, insanlık meziyetleri ile de, hiç saldıramıyorlar. İslam dini, baştan başa ahlak ve fazilettir. İslam dininin, dostlara ve düşmanlara karşı yapılmasını emrettiği iyilik, adalet, cömertlik, akılları şaşırtacak derecede yüksektir. 14 asırlık hadiseler, bunu düşmanlara da, pek iyi göstermiştir. Sayılamayacak kadar çok vesikalardan hatıra geleni bildirelim:

Bursa müzesi arşivinde [yani evrak mahzeninde] 200 sene öncesine ait bir mahkeme kaydında diyor ki Altıparmaktaki yahudi mahallesi yanında bir arsaya müslümanlar câmi yapıyor. Yahudiler, arsa bizimdir, yapamazsınız diyerek, iş, mahkemeye düşüyor. Arsanın yahudilere ait olduğu anlaşılarak, mahkeme, camiin yıkılmasına, arsanın yahudilere verilmesine karar veriyor. Adalete bakınız!

Resûlullah “sallallâhü aleyhi ve sellem” buyurdu ki “İyi huyları tamamlamak, iyi ahlakı dünyaya yaymak için gönderildim”. Bir hadis-i şerifte, “İmanı yüksek olanınız, ahlakı güzel olanınızdır!” buyuruldu. İman bile ahlak ile ölçülmektedir!

İslamiyete karşı olan câhiller, ahlakla da hiç hücum edemedikleri için, müslüman yavrularını aldatmak, bu masumların imanını çalmak için, (İngiliz üsûlü) ile yani yalan ile iftirâ ile alçakça hücum ediyorlar. Çok defa, müslüman şekline girip abdestsiz, gusülsüz namaz kılarak, câmi yapılırken para vererek, müslüman görünüyorlar. Yalanlarına, hile ve uydurmalarına inandırmaya çalışıyorlar.
Mevkii, etiketi ne olursa olsun, dine saldıranların, din cahili oldukları, İslamiyetten bir şey bilmedikleri anlaşılır.

Kâfirlerin tuzaklarına düşmemek için ne lazım olduğunu Peygamberimiz bildiriyor: “Nerede ilim varsa, orada müslümanlık vardır. Nerede ilim yoksa, orada kâfirlik vardır!” buyuruyor. İşte burada da, ilmi emretmektedir.

O hâlde, kâfirlere aldanmamak için dinimizi öğrenmekten başka çare yoktur.

Tavsiye Yazı –> Dinimizi nereden öğreneceğiz?

En Çok Okunan Yazılar

Tavsiye Ettiğimiz Temel Kitaplar Meâl Okumak Câiz Midir? Ehl-i Sünnet İtikadı Nedir? Ehl-i Sünnet Olmanın Şartları Nelerdir? Her Gün Okunması Gereken Çok Mühim Bir Duâ Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri ve Tasavvuf Terbiyesi Sultan Vahideddîn Hân'a Dâir Sualler